REFLEKTİF Sosyal Bilimler Dergisi
Not a member yet
270 research outputs found
Sort by
Gıdanın Toplumsal Yeniden Üretimi: Açlık Tehdidi, Kırsal Dönüşüm ve Bakım Krizi
This paper analyzes the global food crisis as a structural expression of the social reproduction regimes of capitalism in general and neoliberalism in particular by interrogating the short-term policy recommendations of international organizations which view the crisis as a conjunctural supply-demand and consumption issue. The main argument of the paper is that the reason behind the global food crisis is neoliberal agricultural policies which have commodified food and encouraged the control of agribusiness in production, circulation, and provision of food. The paper interprets the current food crisis is a crisis of social reproduction for the classes of rural and urban labour who cannot produce and who cannot consume sufficient and healthy food.Bu yazı, küresel gıda krizini konjonktürel bir arz-talep ve tüketim krizi olarak değerlendiren uluslararası örgütlerin kısa vadeli, neoliberalizm içi çözüm önerilerinin eleştirel bir değerlendirmesini yaparak krizi genel olarak kapitalizmin ve özel olarak neoliberalizmin toplumsal yeniden üretim rejiminin yapısal bir tezahürü olarak ele alıyor. Yazının temel iddiası, küresel gıda krizinin ardında gıdayı metalaştıran, gıdanın üretim, dağıtım ve tedarik süreçlerini tarım-gıda şirketlerinin denetimine sokan neoliberal tarım politikaları olduğu ve bu politikalar sonucu kırda ve kentte yeterli ve sağlıklı gıda üretemeyen ve tüketemeyen emekçi sınıflar için bir toplumsal yeniden üretim krizi olduğudur
Beyoğlu’n(d)a Mekansal ve Zamansal Dönüşler: Bir Üretim Mekanı Olarak: Beyoğlu Düşerse
Beyoğlu, which continues to be one of the places that both shapes and reflects Istanbul\u27s urban culture, is of critical importance for understanding cultural policies in Turkey. In this article, I discuss the contribution of Ebru Pelvanoğlu\u27s book, Bir Üretim Mekanı Olarak: Beyoğlu Düşerse [If Beyoğlu Falls as a Place of Production], published in 2022, to the literature of cultural policies and its deficiencies. The article begins with the discussions on the subjectivity of historiography and on the concept of nostalgia. Then, the book\u27s relationship with the sociopolitical context is reviewed and, together with the discussions on the “Beyoğlu Culture Road,” the cultural and artistic transformations in Beyoğlu are evaluated temporally and spatially. When yearning for the past of Beyoğlu, it is common to recall different periods from the past positively or negatively and to instrumentalize the culture of Beyoğlu, to exalt or vilify different social groups. In relation with this nostalgic perspective evoked for Beyoğlu, the sociopolitical context of the issues that this nostalgia sets out to transform in Beyoğlu is emphasized once again. Consequently, the question of whether it is possible to construct “ironic nostalgia” is discussed.İstanbul’un kent kültürünü hem şekillendiren hem de yansıtan mekanlardan biri olmayı sürdüren Beyoğlu, Türkiye’deki kültür politikalarını anlamak için kritik önemdedir. Ebru Pelvanoğlu’nun 2022 yılında yayınladığı Bir Üretim Mekanı Olarak: Beyoğlu Düşerse kitabının, kültür politikası külliyatına katkısının ve bu amaçta ilerlerken eksik kaldığı yönlerin ele alındığı bu yazıya, tarihyazımının öznelliği ve nostalji üzerine bir tartışmayla başlanmıştır. Devamında, kitabın sosyopolitik bağlamla kurduğu ilişki gözden geçirilmiş ve “Beyoğlu Kültür Yolu” üzerine yapılan tartışmalarla beraber, Beyoğlu’ndaki kültür ve sanat dönüşümleri zamansal ve mekansal olarak değerlendirilmiştir. Beyoğlu üzerine kurulan nostalji biçimlerinde, farklı geçmiş zaman kesitlerinin türlü biçimlerde hatırlanmasına ve kültürün, farklı toplumsal grupları yüceltmek ya da karalamak amacıyla araçlaştırılmasına sıklıkla rastlanmaktadır. Buna bağlı olarak, nostaljik bakışın Beyoğlu’nda dönüştürmeyi önüne koyduğu meselelerin sosyopolitik bağlamı yeniden vurgulanmış ve “düşünsel nostalji” kurmak mümkün mü sorusu tartışılmıştır
Art İstanbul: Mitin Yükü ve Sanatta Umut
The present article takes off from developments surrounding the opening of the new Artİstanbul Feshane exhibition space in Istanbul, and the responses to this initiative – some have been enthusiastic, seeing the possibilities that such an arts venue might open up; whilst other responses have been critical, notably those of groups of conservative, Islamist protesters. The discussion seeks to explore key issues in the context of the wider politics of the city and of Turkey more generally. It is argued that the contemporary ideological climate is dominated by a concern with national identity, aligned with new nationalist priorities. Central to this is an emphasis on the ideology of conquest. Arguing against this disposition, the article emphasises the metropolitan context, and seeks to open up issues pertaining to urban politics. And against the logic of cultural closure associated with national imagination, it seeks to explore the possibilities in arts practice and policy for developing an open agenda – an existential space that becomes a space of possibility.Bu makale, İstanbul’daki yeni Artİstanbul Feshane sergi mekânının açılışını çevreleyen gelişmelerden ve bu gelişmelere verilen tepkilerden yola çıkmaktadır. Bu tepkilerin bazıları böyle bir sanat mekânının açabileceği olasılıkları görerek coşkulu davranırken; diğer tepkiler, özellikle muhafazakâr, İslamcı protestocu gruplarınkiler olmak üzere eleştirel olmuştur. Tartışma, temel meseleleri şehrin ve daha genel olarak Türkiye’nin daha geniş politikaları bağlamında incelemeyi amaçlamaktadır. Günümüzün ideolojik iklimine, yeni milliyetçi önceliklerle uyumlu bir ulusal kimlik kaygısının hakim olduğu savunulmaktadır. Bunun merkezinde, bu siyaseti bilgilendiren fetih ideolojisine yapılan vurgu yer almaktadır. Bu eğilimi tartışan makale, metropol bağlamına vurgu yapmakta ve kentsel siyasetle ilgili konuları açmaya çalışmaktadır. Ulusal tahayyülle ilişkilendirilen kültürel kapanma mantığına karşı, sanat pratiği ve politikasında açık bir gündem - bir olasılık alanı haline gelen varoluşsal bir alan - geliştirme olanaklarını keşfetmeye çalışıyor
Shunji Iwai’ın “Swallowtail Butterfly” Filmi Üzerinden Kadın Mülteci ve Azınlık Temsilinin İncelenmesi
This article explores the representation of female immigrants and minorities in the film Swallowtail Butterfly (Shunji Iwai, 1996) from a multidisciplinary perspective. Starting with the topics related to being a foreigner/local, such as language nuances or the concept of furusato, the article then offers a new lens to look at the film and its female stories with the help of feminist theory. Therefore, this article aims to provide a comprehensive analysis of the film from current multiple-perspectives, as such a comprehensive analysis is highly needed in this contemporary age of rapid globalization.Bu makale, Swallowtail Butterfly (Shunji Iwai, 1996) filmi bağlamında kadın mülteci ve azınlık temsilini çok-disiplinli bir açıdan incelemektedir. Filmin furusato veya dil bariyerleri gibi yerli/yabancı temasını ilgilendiren konularıyla başlayan makale, ardından filmin kadın hikayelerini feminist teori ile incelemektedir. Dolayısıyla bu makale, küreselleşmenin hızla yaşandığı günümüzde, çoklu açılardan filmin güncel bir perspektifle kapsamlı bir analizini sunmayı amaçlamaktadır
Rüzgâra Karşı Yelken Açanlar: Türkiye’de Müzik Endüstrisinde Platformlaşmayı Çalışmak
In this study, we describe how the phenomenon of platformization in the music industry in Turkey is understood by different actors of the industry, the story of our research, our questions, our field preparation, our field experience, where and with whom we shared the research. This storytelling is an attempt at a reflexive approach to research, and it can be an eye-opener for new researches in discussing the creative industries, especially the music industry, at the intersection of cultural political economy and cultural policy. As a researcher, what we have learned in this process has also led us to new questions and phenomena for creative industry and cultural policy studies.Bu çalışmada Türkiye’de müzik endüstrisinde platformlaşma olgusunun endüstrinin farklı aktörleri tarafından nasıl kavrandığını, araştırmamızın hikâyesini, sorularımızı, saha hazırlığımızı, saha deneyimimizi, araştırmayı nerede ve kimlerle nasıl paylaştığımızı anlatıyoruz. Bir araştırmaya düşünümsel bakış denemesi olan bu hikâyelendirmenin, yaratıcı endüstrileri ve özellikle müzik endüstrini kültürel ekonomi politik ve kültür politikası kesişiminde tartışmada yeni araştırmalar için zihin açıcı olabileceğini düşünüyoruz. Araştırmacı olarak bu süreçte öğrendiklerimiz bizi de yaratıcı endüstri ve kültür politikaları çalışmaları için yeni sorulara ve olgulara yönlendirdi
Türkiye’nin Yeni Cumhurbaşkanlığı Rejimi: Kırılganlık, Direnç, Tersine Dönebilirlik
Turkey’s forthcoming general election of June 2023 is likely to prove a crucial turning point in the country’s political trajectory. Depending on the outcome of the election, Turkey may find itself on the path of democratic renewal or further consolidation or deepening of the existing competitive authoritarian regime. The paper presents a critical account of the last four years under the new presidential regime and tries to locate the Turkish experience in the broader debate on varieties of right-wing populism. A central hypothesis is that the ongoing economic crisis has, to a certain extent, undermined the popularity of the AKP and the governing coalition. At the same, we should not underestimate the resilience of the ruling coalition in the face of continued economic growth and the importance of additional dynamics such as the role of identity politics and domestic politics-foreign policy interactions.2023 Haziran’da gerçekleşecek Cumhurbaşkanlığı Seçimleri ve Genel Seçimler, Türkiye’nin siyasi gidişatı için çok önemli bir dönüm noktası olma potansiyeline sahip. Türkiye, seçim sonuçlarına bağlı olarak, kendisini demokrasinin yeniden inşa edildiği veya var olan rekabetçi otoriter rejimin daha da konsolide olduğu ve derinleştiği bir senaryoyla karşı karşıya bulabilir. Bu makale, yeni başkanlık sistemi altında geçen son dört yılın kritik bir değerlendirmesini yaparken aynı zamanda Türkiye’nin deneyimini genel anlamdaki sağ popülizm tartışmaları çerçevesinde anlamlandırmaya çalışıyor. Ana hipoteze göre devam eden ekonomik kriz, belirli bir ölçüde, AKP’nin ve Cumhur İttifakı’nın halk içerisindeki popülerliğini zayıflattı. Diğer bir taraftan, yönetimdeki koalisyonun ekonomik büyümenin devamlılığını sağlamasıyla beraber kimlik politikaları ve iç politika – dış politika etkileşimi gibi farklı dinamiklerde gösterdiği direnç, seçim öncesi dikkate alınması gereken unsurları oluşturuyor
Eşitsizlikler Çağında Açlık, Gıda Güvensizliği ve Yetersiz Beslenmeyi Yeniden Düşünmek
Due to extreme climate events, the Covid-19 global pandemic, the war in Ukraine, and a rapid increase in the food prices 3.1 billion people were unable have access to nutritious food in 2022. Global inequalities, poverty, and social insecurities that disseminated in almost every aspect of human life have already started to challenge the social contract. As a minimum requirement to guarantee a decent life for everyone, a new social contract based on mutual obligations of concentric circles may be imagined for food security. Such a contract may offera solid framework to encounter the current agrifood system’s fragilities and vulnerabilities. This study argues that a new social contract should redefine relations between the state and private sector, considering the well-being of all segments of society and, in a broader sense, humanity. Secondly, it emphasizes the necessity of reforming rules, norms, principles, and decision-making procedures to eliminate the double standards of the global trade system. Lastly, it claims that rather than falling back into the industrial agriculture production trap, “what we owe each other” is to adopt collectively resilient, sustainable, and equitable policies to eliminate hunger, food insecurity, and malnutrition.İklim değişikliği nedeniyle ortaya çıkan şiddetli hava olayları, Covid-19 küresel salgını, Ukrayna’da savaş ve temel gıda fiyatlarının hızla artması, 2022 yılında 3,1 milyar insanı sağlıklı gıdayı karşılayamaz hale getirmiştir. Artan küresel eşitsizlikler, yoksulluk ve insan hayatının hemen her alanına yayılan sosyal güvensizlikler nedeniyle toplumsal sözleşme yeni meydan okumalar ile karşıya karşıyadır. Herkes için insana yakışır bir yaşamı garanti altına almanın asgari şartı olarak, eşmerkezli çemberlerin karşılıklı yükümlülüklerine dayanan yeni bir toplumsal sözleşme tasavvuru, mevcut tarımsal gıda sisteminin kırılganlıklarına ve savunmasızlıklarına nasıl yanıt verilebileceğine ilişkin somut bir çerçeve sunabilir. Bu çalışma, yeni bir toplumsal sözleşmenin, toplumun tüm bileşenlerinin ve daha geniş anlamda insanlığın refahını göz önünde bulundurarak devlet ve gıda şirketleri arasındaki ilişkileri yeniden tanımlaması gerektiğini savunmaktadır. İkinci olarak, çifte standartlı küresel ticaret sistemini ortadan kaldırmak için kuralların, normların, ilkelerin ve karar verme prosedürlerinin reforme edilmesi gerekliliğini vurgular. Son olarak, daha fazla tarımsal üretim tuzağına düşmek yerine, “birbirimize borçlu olduğumuz şeyin” açlığı, gıda güvensizliğini ve yetersiz beslenmeyi ortadan kaldırmak için kolektif olarak dayanıklı, sürdürülebilir ve eşitlikçi politikalar benimsemek olduğunu iddia ediyor
Kadın-Yurttaş İçin ‘Mor Sözleşme’: Mor Küçülme
Feminists define care work as the major obstacle for “female citizens” to transform their rights into capabilities. This study aims to show how the “everydayness” of women’s rights violations exacerbate the vulnerabilities of female citizens in a disaster context. It argues that the policies produced by the state without reference to the female citizen create a disaster trap and hurt the female citizen’s security “every day” as in disasters. Considering that crises provide opportunities for building better societies, the study offers an alternative vision for a ‘new social contract,’ especially for female citizens. It draws attention to the need to re-politicize, democratize, gender, and adopt a rightsbased approach to the issues of citizenship; such as, care, development, growth, disaster risk management, and restructuring for a new social contract. By building on Degrowth and Purple Economy literature, the study proposes Purple Degrowth as a “nowtopia” that will free the female citizen from the burden of care work, terminate the “fraternity contract” and build an egalitarian world.Feminist siyaset bilimciler ve ekonomistler, bakım emeğini kadın-yurttaşın haklarını “yapabilirlik”lere dönüştürmesinin önündeki en büyük engel olarak tanımlamaktadır. Bu çalışma, kadın-yurttaşların “her günkü” hak ihlallerinin onların afette zarar görürlüklerine etkisini anlatarak kadın-yurttaşın ‘döngüsel afet’ tecrübesine dikkat çekmeyi hedeflemektedir. Devletin kadın-yurttaşı referans almadan ürettiği politikaların kadın-yurttaşı ‘her gün’ ve özellikle de afette korumasız bıraktığını göstermektedir. Çalışma, afet dönemlerinde daha da belirginleşen devlet ve kadın-yurttaş arasındaki krizi ‘daha iyisini inşa etmek’ için fırsata dönüştürmek adına ‘yeni bir toplumsal sözleşme’ tahayyülü sağlamaktadır. Yeni bir toplumsal sözleşme tahayyülü için; yurttaşlık, bakım, kalkınma, büyüme, afet risk yönetimi ve yeniden yapılandırma gibi konuların yeniden politikleştirilmesi, demokratikleştirilmesi, cinsiyetlendirilmesi ve haklar ve yapabilirlikler temelli değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekmektedir. Çevre ve bakım odaklı ‘Küçülme’ ve ‘Mor Ekonomi’ literatürlerini sentezleyerek ‘Mor Küçülme’yi yeni bir sosyal sözleşme tahayyülü olarak önermektedir. Mor Küçülme, kadın-yurttaşı bakım emeği yükünden kurtaracak, “biraderlik sözleşmesini” fesh edecek ve eşitlikçi bir dünyanın temellerini atmamızı sağlayacak bir “şimdi-düşü” (nowtopia) olarak değerlendirilmelidir