REFLEKTİF Sosyal Bilimler Dergisi
Not a member yet
270 research outputs found
Sort by
Yapay Zeka’nın Yasası Olabilir mi? Varsa İnsanlığı Kurtarabilir mi?
Nowadays, people’s attempt to increase their comfort zone leads to digitalization and naturally transfers all the things that humanity, an “intelligent being,” does to artificial intelligence. Throughout history, humanity has tried to survive against other creatures in nature and dominate nature when there is no danger of survival. In the digitalization age, from Industry 1.0 to Industry 5.0, man has created artificial intelligence and increased his comfort to these levels, perhaps for the first time in its historical development. Man has now turned into a creature that lives in extreme comfort, thinks of nothing but himself, and increases his comfort even more with this selfishness. In the last instance, man has surrendered himself to artificial intelligence by ceasing to use his mind. This article will discuss the importance of this situation for humanity.Günümüzde insanların konfor alanını arttırmaya çalışması başta dijitalleşmeye ve doğal olarak “akıllı varlık” olan insanlığın tüm yapıp ettiklerini yapay zekaya devretmeye neden olmaktadır. Tarih boyunca insanlık doğada diğer canlılar karşısında önce hayatta kalmaya ardından da hayatta kalma ile ilgili bir tehlikesi kalmadığı anda da doğaya hükmetmeye çalışmıştır. Endüstri 1.0’dan başlayıp endüstri 5.0’a geldiğimiz dijitalleşme çağında insan yapay zekalar yaratmış ve konforunu tarihsel gelişimi içinde belki de ilk defa bu seviyelere çıkartmıştır. İnsan artık son derece konfor içinde yaşayan, kendisinden başka hiçbir şeyi düşünmeyen, bu bencilliği ile konforunu daha da arttıran bir canlı formatına dönüşmüştür. Son kertede, aklını kullanmayı bırakan insan yapay zekalara kendini teslim etmiştir. Bu makalede bu durumun insanlık açısından önemi tartışılacaktır
Osmanlı Nizamının “Ermeni Meselesi” ile İmtihanı: 1895 Yılı Kuzeybatı Anadolu Örneği
This article focuses on the making of public policies during ‘the Armenian events’ of 1895-1897 in Pazarköy (contemporary Orhangazi district of Bursa) in Northwestern Anatolia, where a substantial Armenian population used to live. It analyzes the crisis management performance of the Ottoman state in the context of relations of power inherited from processes of state centralization in the Tanzimat era. The case of Northwestern Anatolia demonstrates that a significant component of the repressive policies during the 1895-1897 crisis was uneasiness and apprehension of the central government stemming from the dominance of the Sunni Muslims in the political system.Bu makalede Kuzeybatı Anadolu’da Ermeni nüfusun yoğunlaştığı Bursa’nın Pazarköy kazasında (bugünkü Orhangazi ilçesi) 1895-1897 ‘Ermeni olayları’ esnasında kamu politikalarının toplumsal yapıyla etkileşim halinde geliştirilme süreçlerine odaklanılmıştır. Merkezi hükümetin kriz yönetim performansı Osmanlı İmparatorluğu’nun Tanzimat döneminde dönüşen örgütlenme yapısına içkin iktidar ilişkileri bağlamında değerlendirilmiştir. Pazarköy’de 1895 yılında yaşanan olaylar, Abdülhamid rejiminin Osmanlı İmparatorluğu’nun Ermeni vatandaşları nezdindeki meşruiyetini yönetimsel kriz ortamında hesap edilen siyasi gerekliliklere feda ettiğini göstermektedir. Makalenin temel iddiası Sünni Müslümanların Tanzimat döneminde tahkim edilen politik sistemdeki baskınlığının merkezi hükümette yol açtığı tedirginlik ve tehdit algısının izlenen baskıcı politikaların önemli bir bileşeni olduğudur
Rezil Kedilerin Yaşamı veya Barınakların Doğuşu: Almanya Örneği
Although it is not conventional for non-human beings to be included in historical narratives, their traces can be found in existing assemblages. Non-human beings are subject to similar dynamics of violence, care, or power relations. This study explores the difficult question of which beings are allowed to live in public spaces through the relationship established with cats during the German Empire. The simultaneous but different degrees of violence and care applied to domestic animals during this period, which coincided with the development of animal protection literature and practices, led to their exclusion from public spaces. Based on archival research at the Geheimes Staatsarchiv Preußischer Kulturbesitz (GStA PK), the process of collecting cats from the streets and killing them will be analyzed in the context of bio- and necropolitical apparatuses, environmentalist discourse, and the "Great Confinement".İnsan olmayan varlıkların tarihsel anlatılar içinde kendine yer bulmasına sık rastlanmasa da mevcut tertibatlarda izleri takip edilebilir. Zira insan olmayan varlıklar da benzer şiddet, ihtimam veya güç ilişkilerine tabidirler. Bu çalışmada Alman İmparatorluğu döneminde kedilerle kurulan ilişki üzerinden kamusal alanlarda hangi canlıların yaşayabildiğine dair zor sorunun peşine düşülmektedir. Hayvan koruma literatürü ve pratiklerinin gelişme aşamasına denk gelen söz konusu dönemde evcil hayvanlara gösterilen eşzamanlı, ancak farklı ölçülerdeki şiddet ve ihtimam yaşamlarının kamusal alanlardan sürülmesiyle neticelenmiştir. Bu çerçevede Geheimes Staatsarchiv Preußischer Kulturbesitz: GStA PK’da (Gizli Devlet Arşivleri Prusya Kültürel Miras Vakfı) yürütülen arşiv çalışması sonucu ulaşılan, kedilerin sokaklardan toplatılmaları ve öldürülmeleri süreci biyo-, nekropolitik tertibatlar, çevre koruma diskuru ve “Büyük Kapatılma” bağlamlarında analiz edilmektedir
Manifest
Günlük yaşamımızda gerçekleştirdiğimiz eylemlerin ahlaki boyutunu sorgulamak her zaman kolay değil, özellikle de bu eylemler soluduğumuz hava kadar normalleşmişse. Güne başlarken, günü bitirirken, sevdiklerimizle bir sofranın etrafında buluşup güzel anlar paylaşırken, tabaklarımızdaki esareti ve zulmü unutuyor, unutmayı seçiyoruz. Özgürlüklerinden yoksun bırakılan, maddi çıkarlar uğruna sömürülen bedenlere yeni isimler ve maskeler takıyoruz. Maskeler her düştüğünde, biz de bir çelişki içine düşüyor, türlü bahaneler öne sürerek yeniden maskeler ardına gizliyoruz gerçekleri.
Zulmün ve sömürünün düzeni, zamansız bir ritüel olarak işliyor: Madde Bir: Karşındakini ötekileştir. Madde İki: Karşındakinin bedenini sana çıkar sağlayacak nesnelere indirgeyerek yeniden tanımla. Madde Üç: Kendi üstünlüğüne dair hikayeler yaz ve onlara sıkı sıkıya bağlan.
Bu düzeni kırmanın ilk adimi ise yanlışa yanlış demek; yanlışın faili biz olsak bile, belki de özellikle o zaman.
Her mutlu fotoğraf karesinin ardında görünmeyen bir de negatif kare var – görmekle ve göstermekle sorumlu olduğumuz. Adil ve yaşanılası bir dünya için.Günlük yaşamımızda gerçekleştirdiğimiz eylemlerin ahlaki boyutunu sorgulamak her zaman kolay değil, özellikle de bu eylemler soluduğumuz hava kadar normalleşmişse. Güne başlarken, günü bitirirken, sevdiklerimizle bir sofranın etrafında buluşup güzel anlar paylaşırken, tabaklarımızdaki esareti ve zulmü unutuyor, unutmayı seçiyoruz. Özgürlüklerinden yoksun bırakılan, maddi çıkarlar uğruna sömürülen bedenlere yeni isimler ve maskeler takıyoruz. Maskeler her düştüğünde, biz de bir çelişki içine düşüyor, türlü bahaneler öne sürerek yeniden maskeler ardına gizliyoruz gerçekleri.
Zulmün ve sömürünün düzeni, zamansız bir ritüel olarak işliyor: Madde Bir: Karşındakini ötekileştir. Madde İki: Karşındakinin bedenini sana çıkar sağlayacak nesnelere indirgeyerek yeniden tanımla. Madde Üç: Kendi üstünlüğüne dair hikayeler yaz ve onlara sıkı sıkıya bağlan.
Bu düzeni kırmanın ilk adimi ise yanlışa yanlış demek; yanlışın faili biz olsak bile, belki de özellikle o zaman.
Her mutlu fotoğraf karesinin ardında görünmeyen bir de negatif kare var – görmekle ve göstermekle sorumlu olduğumuz. Adil ve yaşanılası bir dünya için
Türkiye\u27deki Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Akademisyenlerinin Yöntemsel Tercihleri, Yayın Eğilimleri ve Kamusal Görünürlük Dinamikleri
This study examines the research methods, publishing trends and public visibility of political science and international relations academics in Türkiye. The research was conducted in 2021, the first year of the COVID-19 pandemic, and data was collected from 258 academics through online surveys. The main purpose is to understand how academics\u27 methodological preferences, publishing habits/preferences, and levels of public interaction are shaped. The findings indicate that academics\u27 methodological preferences are affected by factors such as gender, educational background, academic title, and the type of university they work at. It has been determined that especially those who have studied abroad tend to focus on international publications. It has been observed that academics who prefer quantitative methods such as experiments and surveys are more active in national and international publications. It was also found that academics working at foundation universities tend to publish more international publications than those at public universities. During the pandemic period, significant differences were observed in the workload distribution and public visibility levels of academics. The study also demonstrates that there were significant differences between research assistants and foundation universities in using traditional media channels, while social media plays an increasingly important role in disseminating academic knowledge.Bu çalışma, Türkiye\u27deki siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler akademisyenlerinin araştırma yöntemleri, yayın yapma eğilimleri ve kamusal görünürlük düzeylerini incelemektedir. Araştırma, COVID-19 pandemisinin ilk yılı olan 2021\u27de gerçekleştirilmiş ve çevrimiçi anketler yoluyla 258 akademisyenden veri toplanmıştır. Çalışmanın temel amacı, akademisyenlerin yöntemsel tercihlerinin, yayın yapma alışkanlıklarının ve toplumsal etkileşim düzeylerinin nasıl şekillendiğini anlamaktır. Araştırma bulguları, akademisyenlerin yöntemsel tercihlerinin toplumsal cinsiyet, eğitim geçmişi, akademik unvan ve çalışılan üniversite türü gibi faktörlerden etkilendiğini göstermektedir. Özellikle yurt dışında eğitim almış olanların, uluslararası yayınlara yönelme eğiliminde olduğu tespit edilmiştir. Deney ve anket gibi niceliksel yöntemleri tercih eden akademisyenlerin, ulusal ve uluslararası yayınlarda daha aktif olduğu gözlemlenmiştir. Ayrıca, vakıf üniversitelerinde çalışan akademisyenlerin, devlet üniversitelerindekilere göre daha fazla uluslararası yayın yapma eğiliminde olduğu saptanmıştır. Pandemi döneminde akademisyenlerin iş yükü dağılımlarında ve kamusal görünürlük düzeylerinde önemli farklılıklar gözlenmiştir. Geleneksel medya kanallarını kullanma konusunda araştırma görevlileri ve vakıf üniversiteleri arasında belirgin farklar olduğu, sosyal medyanın ise akademik bilgiyi yaymada giderek daha önemli bir rol oynadığı tespit edilmiştir
Homo Super Communicatus Çağında Neden Gazeteleri Özlüyoruz?
The history of communication technology has had a rather predictable line of progression. It could have been envisioned from the start that it would proceed in the direction of making homo sapiens an increasingly capable communicator. Yet, obviously, nobody had the foresight to see it could come this far: Today we can communicate with anyone, from anywhere, using any sense organ, at any time. Better than the Superman! Clearly, the communicative limits of homo sapiens as a species has been surpassed and, in my opinion, we have evolved into a new stage of “development”: Homo Super Communicatus!The history of communication technology has had a rather predictable line of progression. It could have been envisioned from the start that it would proceed in the direction of making homo sapiens an increasingly capable communicator. Yet, obviously, nobody had the foresight to see it could come this far: Today we can communicate with anyone, from anywhere, using any sense organ, at any time. Better than the Superman! Clearly, the communicative limits of homo sapiens as a species has been surpassed and, in my opinion, we have evolved into a new stage of “development”: Homo Super Communicatus
Türkiye’de Emeklilik Yaşı Sonrası Çalışma: Yaşam Seyri Yaklaşımından Niteliksel bir Analiz
Working in later life is increasingly becoming the norm in contemporary societies. Current developments in labor market and pension policies have extended working lives. The literature suggests that retirement is no longer seen as a single event marking the end of paid employment, but it appears as a varied process. This leads to retirement becoming a more individualized, fragmented, and complex experience. Against this background, this research focuses on the emerging pattern of working beyond retirement age in Turkey. Based on a qualitative thematic analysis of the interviews from a life- course perspective, the findings of this thesis reveal the complexity of factors in explaining respondents’ decision to continue working beyond the retirement age in the case of Turkey. These factors, spread out over the course of life, cut across multiple levels, such as changes in the welfare system and the labor market, household needs, and individual motivations. Last but not the least, the article suggests that the narratives of working in later life are also indicative of the individualization of the risk of income loss in old age in the Turkish context.Emek piyasasındaki düzenlemeler ve emeklilik reformlarını kapsayan çalışma hayatının uzatılmasına yönelik politikalar ile birlikte ileri yaşta çalışmak bugünün toplumlarında bir norm haline gelmiştir. Dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi, Türkiye’de de giderek belirgin bir fenomene dönüş en emeklilik yaşının ötesinde çalışma olgusuna odaklanan bu araştırmanın bulguları Türkiye örneğinde katılımcıların emeklilik yaşının ötesinde çalışmaya devam etme kararlarını etkileyen faktörlerin karmaşıklığını ortaya koymaktadır. Yaşam seyrine yayılmış olan bu faktörler, refah sistemindeki ve emek piyasasındaki değişiklikler, hane halkı ihtiyaçları ve bireysel motivasyonlar gibi farklı düzlemlerde kesişmektedir. Son olarak, araştırma ileriki yaşamda çalışma anlatılarının aynı zamanda Türkiye’de yaşlılıkta gelir kaybı riskinin bireyselleştiğinin bir göstergesi olduğunu ileri sürmektedir
Afet Döneminde Eğitim: 6 Şubat Depremlerinin Ardından ERG’nin Deneyimleri ve Önerileri
As a result of disasters, children’s access to education is restricted, the quality of education services is adversely affected, and education staff becomes less capable of supporting children at risk. Education has critical roles at every stage of the disaster management cycle. In the aftermath of the February 6th 2023 earthquakes, besides monitoring the effects of earthquakes on education, and newly initiated education policies and practices, Education Reform Initiative (ERG) aims to support solidarity among civil society actors and to facilitate joint monitoring efforts. These efforts take into consideration not only the roles that education can play in recovery processes but also the roles that education should assume in the prevention and/or mitigation of possible future emergencies. It is emphasized that current interventions should take into account the chronic problems that predate the earthquakes, and the needs of vulnerable groups. Moreover, the need to reinforce the child protection system, of which education services are an essential component, is highlighted.Afetler sonucunda çocukların eğitime erişimi kısıtlanıyor, eğitim hizmetlerinin niteliği zarar görüyor, eğitim çalışanlarının risk altındaki çocukları destekleme olanakları azalıyor. Eğitime afet yönetimi döngüsünün her aşamasında önemli roller düşüyor. 6 Şubat 2023 depremleri sonrasında yürüttüğü çalışmalarda Eğitim Reformu Girişimi (ERG), depremlerin eğitime etkileri ile devreye sokulan eğitim politika ve uygulamalarını izlemenin yanı sıra sivil alanda dayanışmayı ve ortak izleme çalışmalarını desteklemeyi amaçlıyor. Bu çalışmalarda, eğitimin afet sonrasında toparlanma sürecinde oynayabileceği rollerle birlikte eğitimin olası gelecek afetlerin önlenmesinde ve/ya etkilerinin azaltılmasında üstlenmesi gereken roller de dikkate alınıyor. Depremler sonrasındaki müdahalelerin, depremler öncesinde de var olan kronikleşmiş sorunları ve kırılgan grupların ihtiyaçlarını dikkate alması gerektiği vurgulanıyor. Ayrıca, eğitim hizmetlerinin de önemli bir bileşeni olduğu çocuk koruma sisteminin güçlendirilmesine duyulan ihtiyacın altı çiziliyor