REFLEKTİF Sosyal Bilimler Dergisi
Not a member yet
270 research outputs found
Sort by
Sokak Köpeği Sahiplenme Deneyimleri: Özel Olan Politiktir
In this article, I problematize the power institutions\u27 policy to manage the phenomenon of street dogs through adoption; I argue that they invisibilize political, social and economic issue by moving it from the responsibility of the public sphere to the responsibility of individuals in the private sphere. Based on the feminist movement\u27s motto that the personal is political, I focus on the experiences of street dog adopters and make them visible. Firstly, I reveal through experiences the traumatizing aspects of their marginalization and commodification both in the disciplinary means - such as the shelter and dog catching - regulated by the Dog Population Management Paradigm and in the communal spaces -such as street- left unregulated by this paradigm. I draw attention to the fact that adopted dogs carry their experiences into their new lives with their new owners, and I explain the methods that adopters have developed to heal and/or cope with their traumas by their propre means without any public support. In this process, I also draw attention to the fact that adopters can be marginalized in their social circles and communal spaces. I also refer to the emphasis on the need to change the paradigm to treat the dogs as singular without marginalizing them. I also mention the demand that regulations on adoption should not reinforce patriarchal inequalities, but rather transform them.Bu makalede iktidar kurumlarının sokak köpeği olgusunu sahiplendirmeyle yönetme politikasını sorunsallaştırıyor; politik, toplumsal ve ekonomik boyutları olan bir konuyu kamusal alanın sorumluluğundan özel alandaki kişilerin sorumluluğuna taşıyarak görünmezleştirdiklerini iddia ediyorum. Feminist hareketin özel olan politiktir mottosundan hareketle sokak köpeği sahiplenenlerin deneyimlerine odaklanarak bunları görünür kılıyorum. İlkin Köpek Nüfus Yönetimi Paradigmasının düzenlediği -bakımevi, toplama gibi- araçlarında ve düzenleme dışı bıraktığı müşterek yaşam alanlarda ötekileştirilmelerini ve metalaştırılmalarının travma yaratan yönlerini deneyimler üzerinden gösteriyorum. Sahiplenilen köpeklerin yaşanmışlıklarını yeni sahipli yaşamlarına da taşıdıklarına dikkat çekiyorum. Sahiplenenlerin de hiçbir kamu desteği almaksınız kendi olanaklarıyla travmaları iyileştirme ve/veya onları idare etme yönünde geliştirdikleri yöntemleri aktarıyorum. Bu süreçte sosyal çevrelerinde ve müşterek alanlarda ötekileştirilebildiklerine de dikkat çekiyorum. Kamunun bu alanda öncelikle köpeklere tekil bakacak ve onları ötekileştirmeyecek şekilde paradigmasını değiştirmesine dair vurguyu aktarıyorum. Burada aynı zamanda sahiplendirmeyle ilgili düzenlemelerin patriarkal eşitsizlikleri pekiştirmeyip bilakis onları dönüştürecek şekilde olmasına dair taleplere de yer veriyorum
Akademik Kapitalizm Kuramı: Üniversitelerde Bilgi Üretim Sürecinin Dönüşümü
In current higher education research, there is a debate about transformation of “traditional” principles of ideal university. The process of creating, producing, disseminating, and reproducing scientific knowledge is a main debate. Questions such as for whom, what purpose, which actors-resources, what form knowledge is created, point to problematizing a theoretical-methodological line that is more limited in the literature. This study aims to discuss transformation of academic knowledge production process in universities through the “Academic capitalism” theory, defined as a market/market-like regime of knowledge-learning, production, consumption. Transformation process in universities and its actors are examined through a theoretical discussion based on the theoretical approaches, basic concepts, current trends that ground academic capitalism literature. It is possible to think about universities-academic knowledge production from a historical-integrated perspective, to trace transformation line, together with current structural conditions, consequences in economic, political, sociocultural spheres associated with capitalism, neoliberalism, and modernism.Güncel yükseköğretim araştırmalarında; üniversite ideasına ilişkin kabul gören “geleneksel” ilkelerin dönüşümü tartışması yer almaktadır. Bilimsel bilgiyi oluşturma, üretme, yaygınlaştırma ve yeniden üretme süreci bu tartışmanın odak noktasını oluşturmaktadır. Bilginin kimin için, ne tür bir amaçla, hangi aktör ve kaynaklarla, nasıl bir formda üretildiği soruları, literatürde bu alanda daha sınırlı şekilde yer bulan teorik ve metodolojik bir hattın sorunsallaştırılması ihtiyacına işaret etmektedir. Bu çalışmanın amacı, üniversitelerdeki akademik bilgi üretim sürecinin dönüşümünü, piyasa ve piyasa benzeri bir bilgi-öğrenme, üretim, tüketim rejimi olarak tanımlanan “akademik kapitalizm” kuramı üzerinden tartışmaya açmaktır. Bu kapsamda, akademik kapitalizm literatürünü temellendiren kuramsal yaklaşımlar, temel kavramlar ve güncel yönelimler üzerinden üniversitelerdeki dönüşüm süreci ve aktörleri, teorik bir tartışmayla irdelenmektedir. Çalışmanın sonucunda, üniversiteler ile akademik bilgi üretim süreci üzerine tarihsel-bütüncül bir bakış açısıyla düşünmenin ve mevcut dönüşüm hattını izlemenin; kapitalizm, neoliberalizm aşaması ve modernite ilişkilenen iktisadi, politik ve sosyo-kültürel alandaki mevcut yapısal koşullar ve sonuçlarıyla birlikte mümkün olduğu vurgulanmaktadır
Dünya
Varlıkların Kucaklaştığı Dünya: Birlikte Yaşam Manifestosu
Tüm canlılar arasındaki çeşitlilik, yaşamın kaynağıdır. Her tür, ekosistemdeki bir diğerleriyle birlikte çalışarak dengenin korunmasına katkıda bulunur. Doğa, bize dayanışma, uyum ve sürdürülebilirlik konularında çeşitli dersler sunar. Doğanın ritmini anlamak, bize daha sürdürülebilir bir gelecek inşa etme yolunda ilham verir. Sanat, bu birlikte yaşam manifestosunu ifade etmek için güçlü bir araçtır. Sanatçılar, bu mesajı estetik ve duygusal bir şekilde ileterek diğer insanları etkileyebilirler. Bu eserde vurgulanmış olan, dünyanın farklı canlılarını bir arada kabul etmek, onların yaşam hakkına saygı göstermek ve birlikte yaşamanın değerini anlamak için bir çağrıdır. Aynı durum, kültürler ve toplumlar için de geçerlidir. İnsanlık olarak, renklerimiz farklılığımızdır. Bu değerleri yüceltmek için sanatın gücünü kullanarak birbirimize daha yakınlaşabilir, dünyayı daha iyi bir yer haline getirme yolunda birlikte çalışabiliriz.
Bu manifestosuyla eser, Blender ve Adobe Photoshop gibi üç boyutlu modelleme ve dijital boyama programları kullanılarak görselleştirilmiştir.Varlıkların Kucaklaştığı Dünya: Birlikte Yaşam Manifestosu
Tüm canlılar arasındaki çeşitlilik, yaşamın kaynağıdır. Her tür, ekosistemdeki bir diğerleriyle birlikte çalışarak dengenin korunmasına katkıda bulunur. Doğa, bize dayanışma, uyum ve sürdürülebilirlik konularında çeşitli dersler sunar. Doğanın ritmini anlamak, bize daha sürdürülebilir bir gelecek inşa etme yolunda ilham verir. Sanat, bu birlikte yaşam manifestosunu ifade etmek için güçlü bir araçtır. Sanatçılar, bu mesajı estetik ve duygusal bir şekilde ileterek diğer insanları etkileyebilirler. Bu eserde vurgulanmış olan, dünyanın farklı canlılarını bir arada kabul etmek, onların yaşam hakkına saygı göstermek ve birlikte yaşamanın değerini anlamak için bir çağrıdır. Aynı durum, kültürler ve toplumlar için de geçerlidir. İnsanlık olarak, renklerimiz farklılığımızdır. Bu değerleri yüceltmek için sanatın gücünü kullanarak birbirimize daha yakınlaşabilir, dünyayı daha iyi bir yer haline getirme yolunda birlikte çalışabiliriz.
Bu manifestosuyla eser, Blender ve Adobe Photoshop gibi üç boyutlu modelleme ve dijital boyama programları kullanılarak görselleştirilmiştir
Konuşabilselerdi, “Et Tavukları” Bize Ne Derdi?
Bu yazı endüstriyel hayvancılığı eleştirirken insan-olmayan hayvanlarla ilgili kullanılan dilin sonuçlarının izini tavuklar, endüstriyel tavukçuluk pratikleri, öznellik ve tür tartışmaları üzerinden sürüyor. Milyarlarca “çiftlik hayvanı”nın deneyimlerinden bahsederken onları soyutlamadan, kitleselleştirmeden ve genellemeden, bireyselliklerini koruyup aynı zamanda gerçeklik iddiasından kaçınmanın yollarını sorgulamayı ve sorunsallaştırmayı amaçlıyor. Böylece, endüstriyel hayvancılığın pratiklerini ve mekânlarını tartışırken endüstrinin dili ve çerçevelemesinin dışında farklı bir dil üretilmesi gerektiğini öne sürüyor ve eleştirel hayvan çalışmaları alanının sınırlılıklarına sorularla işaret ediyor.Bu yazı endüstriyel hayvancılığı eleştirirken insan-olmayan hayvanlarla ilgili kullanılan dilin sonuçlarının izini tavuklar, endüstriyel tavukçuluk pratikleri, öznellik ve tür tartışmaları üzerinden sürüyor. Milyarlarca “çiftlik hayvanı”nın deneyimlerinden bahsederken onları soyutlamadan, kitleselleştirmeden ve genellemeden, bireyselliklerini koruyup aynı zamanda gerçeklik iddiasından kaçınmanın yollarını sorgulamayı ve sorunsallaştırmayı amaçlıyor. Böylece, endüstriyel hayvancılığın pratiklerini ve mekânlarını tartışırken endüstrinin dili ve çerçevelemesinin dışında farklı bir dil üretilmesi gerektiğini öne sürüyor ve eleştirel hayvan çalışmaları alanının sınırlılıklarına sorularla işaret ediyor
Başarı Oyununda Matta Etkisi ve Ödülün Asimetrik Dağılımı
Today there is a great transformation in the dynamics underlying the relation between performance-based success evaluation and its reward. As a result of this transformation, the relationship between performance and success reward has gained an asymmetric dimension. As a matter of fact, while performance is normally distributed as before the transformation, the reward of success is now distributed according to the power law. The performance has a limit and there are many different performance levels close to the performance corresponding to success. On the other hand, the emerging substantial gaps between the rewards of success for minör performance differences distribute logarithmically according to the power law. In other words, a bare difference in performance results in large gaps in return of success. Due to the disproportion between performance and return, inequalities in different areas are rapidly deepening. Both the Matthew effect, which explains how an advantage constantly begets further advantage, and the preferential attachment that directs connections to a node with larger connections in scale-free networks, have the potential to make significant contributions to understanding the transformation in the relation between the performance and its reward. For this reason, in this study we review Peter Erdi’s (2020) Ranking: The Unwritten Rules of the Social Game We All Play and Albert-László Barabási’s (2022) Formula: Universal Laws of Success books for providing a better understanding the transformation in modern times, from education to economy, from art to technology. We also discuss the impact of the Matthew effect and the preferential attachment in the context of the distribution of the reward by the power law and ultimately the deepening of social inequalities.Günümüzde performansa dayalı yapılan başarı değerlendirmesi ve başarı ödülü arasındaki ilişkinin dinamiklerinde büyük dönüşüm yaşanmaktadır. Bu dönüşümün bir sonucu olarak performans ve başarı ödülü arasındaki ilişki asimetrik bir boyut kazanmıştır. Nitekim performans dönüşüm öncesinde olduğu gibi normal dağılım gösterirken başarı ödülü artık güç yasasına göre dağılmaktadır. Performansın bir sınırı vardır ve başarıya karşılık gelen performans düzeyine yakın olan birçok farklı düzey tanımlanabilir. Buna karşılık küçük performans farklarının başarıya dönük getirileri arasında ortaya çıkan büyük farklar güç kanununa göre logaritmik dağılmaktadır. Diğer bir ifadeyle performanstaki küçük bir farkın karşılığında alınan ödülde büyük ölçekli farklar elde edilmektedir. Performans ile başarı getirisi arasındaki orantısızlığın bir sonucu olarak farklı alanlardaki eşitsizlikler de hızla derinleşmektedir. Avantajın sürekli yeni avantajları doğurmasını açıklayan Matta etkisi ve ölçeksiz-ağlarda bağlantıları en fazla bağlantıya sahip düğüme yönlendiren tercihli bağlanma karakteristiği performans-başarı ödülü ilişkisindeki yeni durumu anlamada önemli katkılar sağlama potansiyeline sahiptir. Bu nedenle bu çalışmada Peter Erdi’nin (2020) Ranking: The Unwritten Rules of the Social Game We All Play ve Albert-László Barabási’nin (2022) Formül: Başarının Evrensel Kanunları kitaplarının modern zamanlarda eğitimden ekonomiye, sanattan teknolojiye kadar her alandaki başarı oyununda Matta etkisi ve tercihli bağlanma etkisi ile başarı ödülünün güç yasasına göre dağılımı ve nihayetinde toplumsal eşitsizliklerin derinleştirilmesi bağlamında değerlendirmesi yapılmaktadır
Açık Kaynak Yapay Zeka: Sorumlu Yapay Zeka Geliştirmeye Bir Yaklaşım
This paper comprehensively addresses the risks, problems, and ethical issues for the responsible development of artificial intelligence (AI) technologies. Algorithmic biases, data privacy violations, security vulnerabilities, and lack of transparency in decision-making are significant barriers to AI’s ethical and responsible development and use. The potential of open-source AI development to effectively solve these problems is examined in detail. The paper highlights how open-source participation, development, and use can be strategic tools for reducing algorithmic bias and increasing system security. It also discusses the contributions of a community-based development approach towards making AI solutions more equitable and effective. This study highlights how open-source AI may contribute to an ethical and sustainable development process while increasing societal acceptance and effectiveness of the technology. It demonstrates the critical importance of this approach to the future of AI by addressing both technological innovation and societal values in a balanced manner.Bu makale, yapay zekâ (YZ) teknolojilerinin sorumlu bir şekilde geliştirilmesine yönelik mevcut riskleri, problemleri ve etik sorunları kapsamlı bir şekilde ele almaktadır. Özellikle, algoritmik önyargılar, veri gizliliği ihlalleri, güvenlik zafiyetleri ve karar verme süreçlerindeki şeffaflık eksikliği gibi konular, YZ’nin etik ve sorumlu, geliştirilmesi ve kullanımı açısından önemli engeller olarak öne çıkmaktadır. Açık kaynaklı YZ geliştirmenin, bu sorunlara etkili çözümler sunma potansiyeli detaylı bir şekilde incelenmektedir. Makalede, açık kaynak katılımının ve geliştirilmesinin, kullanımının, algoritmik önyargıları azaltma ve sistem güvenliğini artırma gibi alanlarda nasıl stratejik bir araç olabileceği vurgulanmaktadır. Ayrıca, topluluk tabanlı geliştirme yaklaşımının, YZ çözümlerini daha adil ve etkili hale getirme yönündeki katkıları tartışılmaktadır. Bu çalışma, açık kaynaklı YZ’nin, teknolojinin toplumsal kabulünü ve etkinliğini artırırken, etik ve sürdürülebilir bir geliştirme sürecine nasıl katkıda bulunabileceğini vurgulamakta ve bu yaklaşımın hem teknolojik yenilikleri hem de toplumsal değerleri dengeli bir şekilde ele alarak YZ’nin geleceğine yönelik kritik önemini ortaya koymaktadır
Yeni Teknolojiler Çağında Sanatı Üretmek ve Tüketmek
Art, evolving through various meanings, has formed a broad discussion area throughout the ages, and its visibility has increased with the advancement of technology. According to the Frankfurt School, art has integrated with commercial values, losing its impact. Art, losing its meaning in the capitalist market, has responded to individuals’ desires for ownership as a commodity. Artificial intelligence has profoundly shaken the meaning of art, presenting a utopia where anyone can be an artist as long as they give the right commands, making it livable. In this context, the study discusses the changing meanings of modern and contemporary art through different approaches, how art has become a commodity, the views of the Frankfurt School and critical theorists considering art as an exit strategy, and how art creates its own market through artificial intelligence technologies today, all under different headings addressing the loss of meaning in art without a subject.Sanat, farklı anlamlara bürünerek çağlar boyunca geniş bir tartışma alanı oluşturmuş, teknolojinin ilerlemesiyle teşhir edilebilirliği artmıştır. Frankfurt Okulu’na göre sanat, ticari değerlerle bütünleşerek etkisini yitirmiştir. Kapitalist pazarda anlam kaybeden sanat, bireylerin sahip olma arzularına tüketim nesnesi olarak yanıt vermiştir. Yapay zekâ ise sanatın anlamını çok derinden sarsmış ve artık herkesin doğru komutları verdiği sürece sanatçı olabileceğini gösterdiği bir ütopyayı yaşanılır kılmıştır. Bu bağlamda çalışmada, sanata ilişkin farklı yaklaşımlar üzerinden modern ve çağdaş sanatta değişen anlamları, sanatın nasıl bir tüketim nesnesi haline geldiği, Frankfurt Okulu’nun ve eleştirel teorisyenlerin sanatı bir çıkış yolu olarak görürken günümüzde yapay zekâ teknolojileri doğrultusunda sanatın nasıl kendi pazarını oluşturduğu ve öznesiz sanattaki anlam yitimi farklı başlıklar altında tartışılmaktadır