REFLEKTİF Sosyal Bilimler Dergisi
Not a member yet
270 research outputs found
Sort by
İş Görüşmelerinin Uyarlanması: Televizyon Dizileri Üzerine Kültürlerarası Bir Çalışma
This study conducts a comparative analysis of job-interview scenes from the South Korean series She Was Pretty (2015) and its adaptations in Turkiye (Seviyor Sevmiyor, 2016) and China (Pretty Li Hui Zhen, 2017), focusing on how visual elements such as mise-en-scène and shot-length-distributions reflect cultural differences and emotional proximities. By integrating qualitative textual analysis with quantitative shot-length analysis, this research examines the visual grammar of these adaptations through the lens of Multiple Proximities Theory. While mise-en-scène varies across adaptations, shot-length serves as a consistent visual tool for conveying emotional expressions, even when the distribution patterns differ. This interdisciplinary approach highlights the value of combining visual semiotics with statistical data to deepen our understanding of how cultural and aesthetic proximities are communicated in transnational television dramas.Bu çalışma Kore dizisi She Was Pretty (2015), onun Türkiye’deki (Seviyor Sevmiyor, 2016) ve Çin’deki (Pretty Li Hui Zhen, 2017) adaptasyonlarındaki iş görüşmesi sahnelerinin karşılaştırmalı analizini yaparak mizansen ve çekim uzunluğu dağılımının kültürel farklılıkları ve duygusal yakınlığı nasıl yansıttığını inceler. Nicel metin ve nitel çekim uzunluğu analizlerini birleştirerek adaptasyonların görsel gramerini Çoklu Yakınlıklar Teorisi çerçevesinde ele alır. Bulgular mizansenin adaptasyonlar arasında değiştiğini, çekim uzunluğunun duygusal ifadeleri iletmek için tutarlı bir görsel araç olduğunu ve bu tutarlılığın çekim uzunluğu dağılım grafikleri değişik olsa bile işlevini koruduğunu göstermektedir. Bu disiplinlerarası yaklaşım, görsel göstergebilimi istatistiksel verilerle birleştirmenin ulusötesi televizyon dizilerinde kültürel ve estetik yakınlıkları anlamak için nasıl kullanılabileceğini ortaya koymaktadır
Sanatçıların Eserlerinde Travmatik Deneyimlerin Aktarımı ve Toplumsal Belleğe Katkıları
Throughout history, societies have been exposed to various traumas. These traumas have been shaped by numerous factors, including wars, natural disasters, pandemics, economic crises, genocides, and political events, leaving lasting impacts on both individual and collective levels. However, studies on the artistic representation of these traumas remain limited, and there is a general lack of in-depth analysis regarding the role of social traumas in art. This study aims to examine how artists reflect social traumas in their works, the contributions of these works to collective memory, and their impact on viewers.
The study investigates how artists convey traumatic events and processes through art, focusing on the techniques and forms of expression they employ. As a data collection method, historical artworks and biographical analyses of artists have been utilized. The artworks were analyzed using content analysis, revealing how artists confront social traumas and communicate this confrontation to their audience. Artists do not merely depict traumas as personal experiences but also engage with them as a means of fostering social responsibility and awareness.Toplumlar, tarihsel süreç içinde çeşitli travmalara maruz kalmışlardır. Bu travmalar, savaşlar, doğal afetler, salgın hastalıklar, ekonomik krizler, soykırımlar ve siyasi olaylar gibi birçok etkenle şekillenmiş ve hem bireysel hem de toplumsal düzeyde kalıcı izler bırakmıştır. Ancak, bu travmaların sanatsal ifade biçimlerine yansıması konusunda yapılan çalışmalar sınırlıdır ve genellikle toplumsal travmaların sanattaki yeri üzerine derinlemesine bir analiz eksikliği bulunmaktadır. Bu çalışma, sanatçıların toplumsal travmaları yapıtlarına nasıl yansıttığını, bu yapıtların toplumsal belleğe katkılarını ve izleyiciler üzerindeki etkilerini incelemeyi amaçlamaktadır.
Çalışmada, sanatçıların travmatik olayları ve süreçleri nasıl sanatla aktardığı, kullanılan teknikler ve ifade biçimleri üzerine bir inceleme yapılmıştır. Veri toplama yöntemi olarak, tarihsel sanat eserleri ve sanatçıların biyografik analizleri kullanılmıştır. Eserler, içerik analizi yöntemiyle incelenmiş ve sanatçıların toplumsal travmalarla nasıl yüzleştiklerini, bu yüzleşmeyi izleyiciyle nasıl paylaştıkları ortaya konmuştur. Sanatçılar, travmaları yalnızca kişisel bir deneyim olarak değil, toplumsal bir sorumluluk ve bilinç oluşturma aracı olarak da işlemektedirler
Ontoloji ve Etik-Politik Çerçevede Arkeololji Felsefesi Üzerine Bir Değerlendirme
This article examines the philosophy of archaeology from ontological and ethico-political perspectives within an interdisciplinary framework. It emphasizes that archaeology is not merely a discipline that collects material data about the past, but also a theoretically grounded intellectual activity operating along the axes of being, knowledge, value, and action. Under the heading of ontology, the article addresses questions concerning the nature of archaeological objects and relations, exploring key approaches such as symmetrical archaeology, assemblage archaeology, and relational archaeology. It analyzes the connections between these approaches and non-anthropocentric ontologies, as well as the role of non-human actors in archaeological narratives. In the ethico-political section, the production of archaeological knowledge—by whom, how, and within which value frameworks—is critically questioned; themes such as political instrumentalization, cultural representation, and social justice are discussed through the lenses of Marxist, feminist, and anti-colonial archaeologies. The article argues that the ontological and ethico-political dimensions are not merely theoretical concerns but are constitutive elements that shape archaeological practice. In conclusion, it posits that the philosophy of archaeology is a critical intellectual domain for understanding the nature of our relationship with the past and how this relationship functions in the contemporary world.
Bu makale, arkeoloji felsefesini ontolojik ve etik-politik açılardan disiplinlerarası bir bağlamda incelemektedir. Arkeolojinin yalnızca geçmişe dair maddi veriler toplayan bir bilim dalı değil, aynı zamanda varlık, bilgi, değer ve eylem eksenlerinde kuramsal olarak temellendirilmiş bir düşünsel faaliyet olduğu vurgulanmaktadır. Ontoloji başlığı altında, arkeolojik nesnelerin ve ilişkilerin doğasına dair sorular ele alınmakta; simetrik arkeoloji, asamblaj arkeoloji ve ilişkisel arkeoloji gibi temel yaklaşımlar incelenmektedir. Bu yaklaşımların insan-merkezli olmayan ontolojilerle ilişkisi ve insan dışı aktörlerin arkeolojik anlatıdaki rolü analiz edilmektedir. Etik-politik başlıkta ise, arkeolojik bilginin kim tarafından, ne şekilde ve hangi değerler çerçevesinde üretildiği sorgulanmakta; Marksist, feminist ve sömürge karşıtı arkeolojiler çerçevesinde politik araçsallaştırma, kültürel temsil ve toplumsal adalet temaları tartışılmaktadır. Makalede, ontolojik ve etik-politik boyutların yalnızca kuramsal değil, aynı zamanda arkeolojik pratiğin yönünü belirleyen kurucu unsurlar olduğunu savunulmaktadır. Sonuç olarak, arkeoloji felsefesi, geçmişle kurulan ilişkinin doğasını ve bu ilişkinin bugünkü dünyada nasıl işlediğini kavramak için kritik bir düşünsel alan olduğu iddiası ortaya konmaktadır
Yapay Zekâ Nedeniyle Sanatta Oluşan Yaratıcı Yabancılaşma
Artificial intelligence is rapidly transforming operations across diverse sectors, including education, healthcare, the arts, economics, pharmaceuticals, and defense. In particular, generative AI has begun to reshape content-driven fields such as text generation, graphic and video production, and cross-lingual translation. Its growing role in artistic domains is especially noteworthy. However, as AI becomes more integrated into creative processes, a range of challenges has emerged. These include concerns about data privacy, biased or inaccurate content, hallucinated outputs, and disruptions to employment. At the same time, efforts to address these issues are underway. Research has also shown that AI tools, while reducing cognitive load, may diminish active engagement in learning. This disengagement can lead to shallow learning, distorted memory formation, and weakened critical thinking. Against this backdrop, the present study explores the issue of alienation that arises in the relationship between the artist and their work as AI becomes a creative agent. It also examines the connection between this alienation and the artist’s cognitive and neural engagement during the creative process.Yapay zekâ, eğitim, sağlık, sanat, ekonomi, ilaç endüstrisi ve savunma dâhil olmak üzere birçok farklı sektörde faaliyetleri hızla dönüştürmektedir. Özellikle üretken yapay zekâ, metin üretimi, grafik ve video oluşturma ile çok dilli çeviri gibi içerik odaklı alanları yeniden şekillendirmeye başlamıştır. Sanatsal alanlardaki artan rolü ise özellikle dikkat çekicidir. Ancak yapay zekâ yaratıcı süreçlere daha fazla entegre oldukça, çeşitli sorunlar da ortaya çıkmaktadır. Bu sorunlar arasında veri gizliliği, önyargılı ya da hatalı içerik üretimi, uydurma çıktılar (halüsinasyonlar) ve istihdamda yaşanan sarsıntılar yer almaktadır. Aynı zamanda bu sorunların çözümüne yönelik çalışmalar da sürmektedir. Araştırmalar, yapay zekâ araçlarının bilişsel yükü azalttığını, ancak öğrenmeye yönelik aktif katılımı da azaltabileceğini göstermiştir. Bu kopuş, yüzeysel öğrenmeye, çarpıtılmış bellek oluşumuna ve eleştirel düşünmenin zayıflamasına yol açabilir. Bu bağlamda, bu çalışma, yapay zekânın yaratıcı bir özne haline gelmesiyle birlikte sanatçı ile eseri arasındaki ilişkide ortaya çıkan yabancılaşma sorununu incelemektedir. Aynı zamanda bu yabancılaşmanın, sanatçının yaratım süreci sırasında yaşadığı bilişsel ve sinirsel katılımla olan bağlantısını da ele almaktadır
Krizlere Karşı Kurumsal Dayanıklılık Geliştirmede İnsan Kaynakları Yönetiminin Rolü
The aim of this study is to systematically examine the role of Human Resource Management (HRM) in enhancing organizational resilience against crises. In this context, research obtained from the Web of Science (WoS) and Scopus databases was analyzed to explore how HRM practices contribute to building organizational resilience. The study addresses the impact of key HRM functions, such as staffing, training and development, performance management, compensation management, occupational health and safety, on crisis management. The findings demonstrate that HRM practices enhance the speed of adaptation to crises, thereby supporting organizational performance and long-term success. Moreover, it emphasizes that HRM plays a critical role as a strategic tool in building organizational resilience. Consequently, it is revealed that the implementation of HRM strategies through a holistic approach is essential for ensuring effective resilience in organizational crisesBu çalışmanın amacı, krizlere karşı kurumsal dayanıklılığın artırılmasında İnsan Kaynakları Yönetimi (İKY)’nin rolünü sistematik bir şekilde incelemektir. Bu doğrultuda, Web of Science (WoS) ve Scopus veri tabanlarından elde edilen araştırmalarla, İKY uygulamalarının kurumsal dayanıklılığı nasıl geliştirdiği analiz edilmiştir. Çalışmada, İKY’nin personel tedariki, eğitim ve geliştirme, performans yönetimi, ücret yönetimi, iş sağlığı ve güvenliği gibi temel fonksiyonlarının kriz yönetimi üzerindeki etkileri ele alınmıştır. Elde edilen bulgular, İKY fonksiyonlarının krizlere uyum sağlama hızını artırarak, örgütsel performansı ve uzun vadeli başarıyı desteklediğini göstermektedir. Ayrıca, İKY’nin stratejik bir araç olarak kurumsal dayanıklılığın inşasında kritik bir rol oynadığını vurgulamaktadır. Sonuç olarak, örgütsel krizlerde etkili bir dayanıklılık sağlamak için İKY stratejilerinin bütüncül bir yaklaşım ile uygulanmasının gerekli olduğu ortaya çıkmaktadır
6 Şubat 2023 Kahramanmaraş Depremine Tanıklık Edenlerin Geride Kalanlar Sendromu ve Yalnızlık Değişkenleri Bağlamında Değerlendirilmesi
The aim of the study is to investigate the relationship between the survivors syndrome and loneliness experienced by University students who witnessed the earthquake by living in the earthquake zone or other cities for the first time in their lives in the case of the February 6 2023 Kahramanmaras earthquake in the light of demographic variables related to the earthquake experience. When the sample’s answers to the earthquake-related questions were examined, 48.9% of the earthquake victims expressed that they experienced different needs primarily in which ways, civil society organizations, 53.9% disappointment after the Kahramanmaraş earthquake, 62.4% confidence, and 63.8% of the sample experienced fear of earthquakes to the question of what was most needed after the Kahramanmaraş earthquake. Students who do not find their homes safe, who witnessed earthquakes in cities that did not experience earthquakes, who suffered losses in the earthquake and who need security the most, experience the survivor syndrome. However, students whose thoughts about the future changed after the earthquake, who stated that they could not receive accurate information about the earthquake, and who were more pessimistic about the future of the country before the earthquake, experience loneliness syndrome. All results of the study were discussed in the light of the relevant literature and suggestions were made for future studies.Çalışmanın amacı, 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş depremi özelinde hayatlarında ilk defa deprem bölgesinde ya da diğer şehirlerde yaşayarak depreme tanıklık etmiş üniversite öğrencilerinin yaşadıkları geride kalanlar sendromu ve yalnızlık ilişkisini deprem deneyimine ilişkin demografik değişkenler ışığında araştırmaktır. Örneklemin depreme ilişkin sorulara verdikleri yanıtlar incelendiğinde depremzedeler farklı ihtiyaçlarını öncelikli olarak hangi yollardan karşılandığına ilişkin soruya %48,9’u sivil toplum kuruluşları, Kahramanmaraş depremini ve sonrasını %53,9’unun hayal kırıklığı, Kahramanmaraş depremi sonrası en çok ihtiyaç duyulan şeyin ne olduğuna ilişkin soruya %62,4’ü güven ve örneklemin %63,8’i ise deprem korkusu yaşadığını ifade etmiştir. Oturdukları evi güvenli bulmayan, depremi yaşamayan şehirlerde depreme tanıklık eden, depremde kayıp yaşayan ve en çok güvene ihtiyaç duyan öğrenciler geride kalanlar sendromu yaşamaktadır. Bununla birlikte, deprem sonrası geleceğe yönelik düşüncelerinde değişiklik olan, depreme ilişkin doğru bilgi alamadığını ifade eden ve deprem öncesinde ülkenin geleceğine ilişkin olarak daha kötümser olan öğrenciler ise yalnızlık sendromu yaşamaktadır. Çalışmanın tüm sonuçları ilgili literatür ışığında tartışılmış ve gelecekteki çalışmalar için önerilerde bulunulmuştur
Modern Dünyanın Çoklu Krizlerine Holistik Düşünce Üzerinden Bakış
The multiple crises of the modern world—such as the climate crisis, the COVID-19 pandemic, and economic inequality—are deeply interconnected and complex. Addressing these crises requires a mode of thinking that moves beyond a reductionist, one-dimensional perspective and instead enables an understanding of the complex relationships among these systems. We argue that holistic thinking, which emphasizes the interconnections between phenomena rather than merely categorizing them through analytical thinking, offers an effective approach to tackling contemporary global crises. To explore this idea, we first examine the philosophical and evolutionary foundations of analytical and holistic thinking to clarify their fundamental differences and principles. By synthesizing various Research findings, we then highlight the potential advantages of holistic thinking in addressing key global challenges, particularly the climate crisis, the COVID-19 pandemic, and economic inequality. Based on the evidence discussed, we emphasize the importance of analytical thinking for deconstructing and defining concepts while advocating for the complementary role of holistic thinking in capturing the relationships between these elements. We suggest that this holistic approach will provide a crucial framework for comprehensively addressing the multiple crises facing the modern world.Günümüz dünyasının beraberinde getirdiği iklim krizi, pandemi, ekonomik eşitsizlik gibi çoklu krizler birbirine bağlı ve karmaşık yapıdadır. Bu karmaşık yapı, indirgemeci ve tek yönlü bir bakış açısı yerine bu sistemler arası ilişkileri anlamaya imkân sağlayacak karmaşık düşünce biçimini gerektirmektedir. Olguları kategorilere ayırarak ilerleyen analitik düşüncenin ötesinde olgular arasındaki ilişkileri vurgulayan holistik düşüncenin, modern dünyanın krizlerine çözüm üretme noktasında etkili bir yaklaşım sağlayabileceğini öneriyoruz. Bu amaçla, farklılıklarının ve temel ilkelerinin kapsamlı bir şekilde anlaşılabilmesi adına öncelikle analitik ve holistik düşünce biçimlerinin felsefi ve evrimsel kökenlerini ele aldık. Daha sonrasında holistik düşüncenin günümüzün ve geleceğin önemli problemlerinden olan iklim krizi, COVID-19 pandemisi ve ekonomik eşitsizlik özelinde sağlayabileceği avantajları çeşitli bulgularla özetledik. Ele alınan bulgular ışığında, kavramları çözümleme ve tanımlama açısından analitik düşüncenin önemini vurgularken holistik düşüncenin bu parçalar arasındaki ilişkileri anlamadaki tamamlayıcı rolünü savunuyoruz. Bu bütüncül yaklaşımın, modern dünyanın karşı karşıya olduğu çoklu krizleri kapsamlı bir şekilde ele almak için önemli bir çerçeve sunacağını öne sürüyoruz
Çoklu Krizler Çağında Enformasyon Düzensizliğini YILMAZLIK Penceresinden Görmek
This opinion piece emphasizes the importance of addressing the problem of misinformation, which can be seen as the dynamo of the era of poly-crisis, from a resilience perspective. The article proposes "yılmazlık" as the Turkish equivalent of resilience and discusses the work done at InfodemiLab to underpin the term resilience.Bu görüş yazısı çoklu krizler çağının dinamosu olarak görülebilecek yanlış bilgi sorununu yılmazlık penceresinden ele almanın önemini vurgulamaktadır. Yazıda resilience kavramı için Türkçe yılmazlık karşılığı önerilmekte ve yılmazlık ifadesinin altının doldurulması için İnfodemiLab’de yapılan çalışmalar ele alınmaktadır
Yapay Zeka Destekli Sohbet Botlarının Çevrimiçi Alışveriş Deneyimi ve Yeniden Satın Alma Niyeti Üzerindeki Etkisinde Müşteri Memnuniyetinin Aracılık Rolü
This study examines the impact of artificial intelligence (AI)-powered chatbots on the online shopping experience, customer satisfaction, repurchase intention, and the mediating role of customer satisfaction in this process. Data collected from online shoppers were analyzed to investigate the effects of interactions provided by AI-powered chatbots on customer satisfaction and the mediating role of customer satisfaction in repurchase intention. The study\u27s population consists of consumers in Turkey who use AI-powered chatbots while shopping online. The Smart PLS 3 (Partial Least Squares) statistical software tested the hypotheses. The analysis results revealed that chatbots positively influence the online shopping experience. Additionally, the online shopping experience positively affects both repurchase intention and customer satisfaction. It was also found that online customer satisfaction positively influences online repurchase intention. Furthermore, online customer satisfaction was found to mediate the positive relationship between online shopping experience and online repurchase intention. Similarly, the online shopping experience was identified as a positive mediator between chatbots and online repurchase intention and customer satisfaction.Bu çalışma, yapay zeka destekli sohbet robotlarının çevrimiçi alışveriş deneyimi, müşteri memnuniyeti, yeniden satın alma niyeti üzerindeki etkisini ve müşteri memnuniyetinin bu süreçteki aracılık rolünü incelemektedir. Çevrimiçi alışveriş yapanlardan toplanan veriler, yapay zeka destekli sohbet robotları ile yapılan etkileşimlerin müşteri memnuniyeti üzerindeki etkilerini ve müşteri memnuniyetinin yeniden satın alma niyeti üzerindeki aracılık rolünü araştırmak amacıyla analiz edilmiştir. Çalışmanın örneklemi, çevrimiçi alışveriş yaparken yapay zeka destekli sohbet robotlarını kullanan Türkiye\u27deki tüketicilerden oluşmaktadır. Hipotezler, Smart PLS 3 istatistiksel yazılımı ile test edilmiştir. Analiz sonuçları, sohbet robotlarının çevrimiçi alışveriş deneyimini olumlu yönde etkilediğini ortaya koymuştur. Ayrıca, çevrimiçi alışveriş deneyimi hem yeniden satın alma niyetini hem de müşteri memnuniyetini olumlu bir şekilde etkilemektedir. Çevrimiçi müşteri memnuniyetinin, çevrimiçi yeniden satın alma niyetini olumlu yönde etkilediği de bulunmuştur. Dahası, çevrimiçi müşteri memnuniyetinin, çevrimiçi alışveriş deneyimi ile çevrimiçi yeniden satın alma niyeti arasındaki olumlu ilişkiyi aracılık ettiği tespit edilmiştir. Benzer şekilde, çevrimiçi alışveriş deneyimi, sohbet robotları ile çevrimiçi yeniden satın alma niyeti ve müşteri memnuniyeti arasındaki olumlu ilişkiyi aracılık eden bir faktör olarak belirlenmiştir
Yeşil Sosyal Hizmet Entegrasyonu: İklim Mülteciliği ve Sürdürülebilir Bir Gelecek
Climate change leads to an increase in global problems such as migration and refugee crisis. These problems particularly affect developing countries and disadvantaged groups living in these countries. Individuals who are forced to leave their living spaces due to climate change have difficulty in meeting their basic needs such as shelter, food and security in the regions where they settle or migrate. The basis of this problem is the question of the status of climate refugees. In this context, the integration of climate refugees and social services is important for a sustainable future. In order to ensure this integration, this article addresses the phenomenon of migration, climate change, the status problem of climate refugees and the importance of social services.İklim değişikliği, göç ve mülteci krizi gibi küresel sorunların artmasına neden olmaktadır. Bu sorunlar, özellikle gelişmekte olan ülkeleri ve bu ülkelerde yaşayan dezavantajlı grupları etkilemektedir. İklim değişikliğinin etkisiyle, yaşam alanlarını terk etmek zorunda kalan bireyler yerleştikleri ya da göç etmek zorunda kaldıkları bölgelerde barınma, yiyecek, güvenlik gibi temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanmaktadırlar. Bu sorunun temelini, iklim mültecilerinin statü sorunu oluşturmaktadır. Bu bağlamda, iklim mültecileri ve sosyal hizmetlerin entegrasyonu, sürdürülebilir bir gelecek için önem arz etmektedir. Bu entegrasyonun sağlanması için, bu makalede göç olgusuna, iklim değişikliğine, iklim mültecilerinin statü sorununa ve sosyal hizmetlerin önemine değinilmiştir