DSpace at Dokuz Eylul University
Not a member yet
    10837 research outputs found

    Investigation of mutations in transcription factors of the efflux pump genes in efflux pump overexpressing fluconazole resistant/dose dependent susceptible candida albicans strains

    No full text
    Günümüzde, bağışık yanıtı bozulmuş hastaların sayısı ve bu hastalarda görülen Candida albicans infeksiyonlarının sıklığı artmaktadır. Buna paralel olarak, yan etkisi az ve iyi tolere edilen bir antifungal olan flukonazolün kullanımında artış ve direnç görülmektedir. C. albicans'da en sık görülen flukonazol direnç mekanizması CDR1, CDR2 ve MDR1 genlerinin aşırı ekspresyonu ve bu genlerin kodladığı Cdr1, Cdr2 ve Mdr1 pompaları ile ilacın hücre dışına atılmasıdır. Bu genlerde görülen aşırı ekspresyona, transkripsiyon faktörleri olan Tac1p ve Mrr1p'yi eksprese eden TAC1 ve MRR1 genlerinde görülen nokta mutasyonların neden olduğu bildirilmektedir. Bu çalışmada flukonazole duyarlı altı, kısmi inhibisyon etkisi gösteren duyarlı dört ve dirençli altı adet olmak üzere toplam 17 C.albicans suşunun TAC1 ve MRR1 gen bölgelerinin polimeraz zincir tepkimesi ve dizi analizi ile mutasyonlar açısından incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın sonucunda çalışılan suşlardan flukonazole dirençli olup Cdr1 ve Cdr2 pompalarını aşırı eksprese ettiği gösterilen iki tanesinde, TAC1 geninde aşırı ekspresyona neden olduğu bildirilmiş R673Q ve A736V mutasyonları saptanmıştır. Çalışılan suşlardan flukonazole dirençli olup Mdr1 pompasını aşırı eksprese ettiği bilinen bir tanesinin MRR1 gen bölgesinde ise yine fazla ekspresyona neden olduğu saptanmış P683H mutasyonu belirlenmiştir. Sonuç olarak, çalışmamıza alınan flukonazole dirençli C. albicans suşlarında, atılım pompalarını kodlayan genlerin transkripsiyon faktörlerinde görülen nokta mutasyonlarının, flukonazol direncinde önemli rol oynadığı belirlenmiştir. In recent years, the number of immune compromised patients and the frequency of Candida albicans infections in these patients has been increasing. In parallel, there has been an increase in the clinical use of fluconazole, a well tolareted antifungal agent with moderate side effects, along with a rise in fluconazole resistance. The most frequent mechanism of fluconazoe resistance in C. albicans involves overexpression of CDR1, CDR2 and MDR1 genes and transportation of the drug out of the cell via Cdr1, Cdr2 ve Mdr1 efflux pumps encoded by these genes. It has been shown that, the overexpression of these efflux pump genes was caused by gain of function mutations in TAC1 and MRR1 genes which encode the transcription factors Tac1p and Mrr1p. This study was aimed to analyze TAC1 and MRR1 genes of 17 C. albicans strains which consist of seven fluconazole susceptible, four trailing effect showing susceptible and six fluconazole resistant isolates for gain of function mutations with polymerase chain reaction and sequence analysis. In conclusion, two of the fluconazole resistant isolates which overexpress Cdr1 and Cdr2 pumps, revealed R673Q and A736V mutations which had been reported to cause overexpression of TAC1 gene. Also a P683H point mutation, which was known to cause MRR1 overexpression was detected in a fluconazole resistant strain that overexpressed the Mdr1 pump. As a result, it can be concluded that, gain of function mutations in the transcription factors of the efflux pump genes play an important role in resistance to fluconazole in our C. albicans strains

    Increased Frequency of Etiologic Factor in Pilonidal Disease: Computer

    Get PDF

    The analysis of relationship between job satisfaction and organizational citizenship behavior in the hotel operations: A research in the city center of İzmir

    No full text
    Hızla gelişen teknoloji, yükselen küreselleşme hareketi, müşteri beklentilerinin artması, rekabetin hız kazanması gibi gelişmelerin olduğu günümüzde, otel işletmeleri etkinliklerini ve verimliliklerini devam ettirmek için, iş tanımlarında biçimsel olarak belirlenmiş görevlerin ötesinde davranış sergileyen ve işletmelere bu yönüyle önemli katkılar sağlayan çalışanlara daha çok ihtiyaç duymaktadır. Sergilenen bu davranışlar literatürde, örgütsel vatandaşlık davranışı (ÖVD) olarak adlandırılmaktadır. ÖVD, işletmelerde iş doyumunun da aralarından bulunduğu birçok kavramla yakından ilişkilidir. Bu bakımdan varlılığını uzun süre devam ettirmek isteyen otel işletmeleri, çalışanların iş doyumunun sağlanmasına önem vermelidirler. Bu çalışmada; otel işletmelerinde çalışanların iş doyumu ile ÖVD arasındaki ilişkinin varlığının ve iş doyumunun ÖVD?ye etkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Ayrıca otel işletmeleri çalışanlarının demografik özelliklerine göre iş doyumu ve ÖVD düzeylerinin farklılaşıp farklılaşmadığı saptamak amacıyla analizler yapılmıştır. Alan araştırmasında anket tekniği kullanılmıştır. 321 anketin değerlendirme kapsamına alınması ile yapılan analizler sonucunda, otel işletmeleri çalışanlarının iş doyum düzeyleri ile ÖVD arasında pozitif yönlü ve anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Ayrıca çalışanların bazı demografik özellikleri ile iş doyumu ve ÖVD sergileme düzeyleri arasında farklılık olduğu, buna karşın çalıştıkları departmanlara göre bir farklılık olmadığı saptanmıştır. Araştırma sonucunda otel işletmeleri yöneticilerine ve ileride yapılacak olan çalışmalara yönelik önerilerde bulunulmuştur Hızla gelişen teknoloji, yükselen küreselleşme hareketi, müşteri beklentilerinin artması, rekabetin hız kazanması gibi gelişmelerin olduğu günümüzde, otel işletmeleri etkinliklerini ve verimliliklerini devam ettirmek için, iş tanımlarında biçimsel olarak belirlenmiş görevlerin ötesinde davranış sergileyen ve işletmelere bu yönüyle önemli katkılar sağlayan çalışanlara daha çok ihtiyaç duymaktadır. Sergilenen bu davranışlar literatürde, örgütsel vatandaşlık davranışı (ÖVD) olarak adlandırılmaktadır. ÖVD, işletmelerde iş doyumunun da aralarından bulunduğu birçok kavramla yakından ilişkilidir. Bu bakımdan varlılığını uzun süre devam ettirmek isteyen otel işletmeleri, çalışanların iş doyumunun sağlanmasına önem vermelidirler. Bu çalışmada; otel işletmelerinde çalışanların iş doyumu ile ÖVD arasındaki ilişkinin varlığının ve iş doyumunun ÖVD?ye etkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Ayrıca otel işletmeleri çalışanlarının demografik özelliklerine göre iş doyumu ve ÖVD düzeylerinin farklılaşıp farklılaşmadığı saptamak amacıyla analizler yapılmıştır. Alan araştırmasında anket tekniği kullanılmıştır. 321 anketin değerlendirme kapsamına alınması ile yapılan analizler sonucunda, otel işletmeleri çalışanlarının iş doyum düzeyleri ile ÖVD arasında pozitif yönlü ve anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Ayrıca çalışanların bazı demografik özellikleri ile iş doyumu ve ÖVD sergileme düzeyleri arasında farklılık olduğu, buna karşın çalıştıkları departmanlara göre bir farklılık olmadığı saptanmıştır. Araştırma sonucunda otel işletmeleri yöneticilerine ve ileride yapılacak olan çalışmalara yönelik önerilerde bulunulmuştu

    Advanced documentation technics used in surveys and analyses of historical buildings

    No full text
    İleri belgeleme yöntemleriyle yapılan belgeleme çalışmaları, ülkemizde son yıllarda giderek yaygınlaşarak kullanılmaya başlanmıştır. Bu teknolojilerden dijital fotogrametri birçok alanda ve çalışmada kullanılmaktadır. Lazer tarama yönteminin mimari belgeleme çalışmalarında kullanımı daha yenidir. Karmaşık geometrisi olan ya da hasarlı yapılarda, hassas detay ölçümlerinin gerektiği durumlarda, ileri belgeleme teknikleri, ölçümlerdeki hassasiyeti ve hızı nedeniyle mimari belgeleme çalışmalarında geleneksel metotların yerine geçmeye başlamıştır. Bununla beraber hiçbir yöntem tek başına yeterli olamayacağından, farklı yöntemlerin bir arada kullanıldığı çalışmaların çok daha başarılı sonuçlar verdiği gözlemlenmektedir. Önemli olan geleneksel veya ileri belgeleme tekniklerinin olanaklarını iyi bilmek ve çalışma yapılan yapı ya da alanda hangi yöntemlerin kullanılacağını önceden planlamaktır. Bu tekniklerin yapı bazında karşılaştırmaları ve değerlendirmeleri yapılmıştır. Elde edilen sonuçlarla yöntemlerin başarımları ortaya konulmaya çalışılmıştır. Documentation studies conducted by advanced documentation methodologies have begun to be commonly used in our country in recent years. The digital photogrammetric which is one of these advanced documentation methodologies, is widely used in various domains and studies. The utilization of laser scanning methodology is rather newer in architectural documentation studies. In case of buildings that have complicated geometry or damaged buildings where detailed sensitive measurements are required, advanced documentation techniques have begun to replace traditional methodologies in architectural documentation studies thanks to its sensitivity and its rapidity in measurements. On the other hand, as none of these methodologies could be self-sufficient, it is proved that the studies where different methodologies are used all together, could give far more successful outputs. The important thing is to be thoroughly familiar with traditional or advanced documentation techniques and to anticipate which methodologies to be used in building or field that is under survey. These techniques are then evaluated by drawing a building base comparison. The advantages of these methodologies are tried to be revealed by acquired results

    İŞ VE MESLEK DANIŞMANLIĞI ADAYLARININ FARKLILIK YÖNETİMİ PERSPEKTİFİNDEN İNCELENMESİ

    Get PDF
    In this current study we are examining individuals who are trained for job and career counseling in terms of their ‘attitudes towards diversity' ‘empathy skills' and ‘potential for diversity management performance'. In this respect, the relationship between the ‘attitudes towards diversity' and ‘empathy skills' of career counselors, who will be working in the personnel selection and placement process, will be investigated. Furthermore, the impact of ‘attitudes towards diversity' and ‘empathy skills' on ‘potential for diversity management performance' will be studied. The differentiating effect of gender on ‘empathy skills' of individuals who are trained for job and career counseling will also be covered in the research context. The research is conducted on 266 future job and career counselors. Results reveals a positive relationship between ‘potential for diversity management performance' and ‘empathy skills' as well as between ‘attitudes towards diversity' and ‘empathy skills' of trained counselors. Furthermore, results points out that ‘empathy skills' and ‘attitudes towards diversity' significantly predicts ‘potential for diversity management performance'. Additionally a significant gender difference is found to exist in terms of ‘empathy skills' of individuals. Çalışmada, iş ve meslek danışmanlığı eğitimi almış kişilerin, işgücündeki farklılıklara ilişkin tutumları, empati becerileri ve farklılıkların yönetimine yönelik potansiyel performansları araştırılmaktadır. Personel seçimi ve yerleştirilmesi ile kariyer danışmanlığı süreçlerinde çalışacak bireylerin, farklılıklara ilişkin tutumları ile empati becerileri arasında ilişki olup olmadığı ve farklılıklara yönelik tutumları ile empati becerilerinin, farklılıkların yönetimine yönelik potansiyel performanslarını etkileyip etkilemediği bu doğrultuda incelenmektedir. İş ve meslek danışmanlığı eğitimi almış kişilerin empati becerilerinin, cinsiyet değişkenine göre farklılık gösterip göstermediği de araştırma kapsamında ele alınmaktadır. Araştırma, gelecekte iş ve meslek danışmanı olacak 266 kişi üzerinde gerçekleştirilmiştir. Çalışma sonucunda, eğitim almış kişilerin empati becerileri ile farklılıkların yönetimine yönelik potansiyel performansları arasında ve farklılıklara yönelik tutumları ile empati becerileri arasında pozitif yönde ilişki bulunmuştur. Ayrıca bu kişilerin empati becerileri ve farklılıklara yönelik tutumlarının, farklılıkların yönetimine yönelik potansiyel performanslarının açıklayıcısı olduğu görülmüştür. Bunun yanı sıra cinsiyet değişkeni açısından bireylerin, empati becerileri arasında farklılık olduğu belirlenmişti

    Phyllodes tumor? Fibroadenoma? Imaging techniques to recognize contribution

    No full text
    Giriş ve Amaç: Memenin filloid tümörü ile radyolojik görüntüleme yöntemleriyle en sık karıştığı fibroadenomun tanısında ve birbirlerinden ayrımında MG ve US bulgularının gold standart olan histopatoloji ile karşılaştırılması, meme MR?ın bu klasik yöntemlere katkıları amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: 2000-2013 yılları arasında Dokuz Eylül Genel Cerrahi Ana Bilim Dalı?nda eksizyonel biyopsi uygulanan ve Patoloji Ana Bilim Dalı?nda fibroadenom ve filloid tümör tanısı alan, yaşları 13 ile 83 arasında değişen 142 olgu çalışmaya dahil edilmiştir. 142 olgudan 70 tanesi filloid tümör, 72 tanesi fibroadenom grubunu oluşturmuştur. Olgulardan 140 tanesi meme US, 103 tanesi MG ve 20 tanesi MR ile değerlendirilmiştir. Mammografi incelemeleri rutin inceleme protokolü olan kraniokaudal (CC) ve mediolateral-oblik (MLO) pozisyonlarda yapılmıştır. Gerekli hastalarda ek inceleme pozisyonlarına başvurulmuştur. Meme B-mod US incelemeleri Renkli Doppler US incelemeleri ile eş zamanlı olarak aynı cihaz ve prob ile gerçekleştirilmiştir. Renkli Doppler?de patolojik damarların sayısı, lezyon içerisinde ve çevresindeki yerleşimleri değerlendirilmiştir. Tüm hastaların meme MR incelemeleri 1,5 Tesla MR cihazı ile özel meme koili kullanılarak, SNR? yi arttırmak için SENSE Paralel görüntüleme?den yararlanılarak gerçekleştirilmiştir. Rutin MR parametreleri olarak tüm hastalardan TSE T1 ve T2 ağırlıklı yağ baskılamalı aksiyal, gradient eko T1 ağırlıklı aksiyal, kontrastlı dinamik T1 ağırlıklı aksiyal ve postkontrast T1 ağırlıklı aksiyal sekanslar uygulanmıştır. Tüm görüntüleme yöntemlerinde olgular BI-RADS ölçütlerine uyularak değerlendirilmiştir. Tüm görüntüleme yöntemlerinde kitlenin boyutu, lokalizasyonu, şekli, kenar özellikleri, sınır özellikleri, ekojenitesi, dansitesi, iç yapısı, vaskülaritesi, yapısal distorsiyon ve kalsifikasyon olup olmadığı, meme parankim paterni ve eşlik edebilecek aksiller lenfadenoatiler incelenmiştir. MR incelemesinde bunlara ek olarak lezyonların dinamik kontrastlanma özellikleri ve zaman-sinyal intensite eğrileri değerlendirildi. Filloid tümör ve fibroadenom grubu BI-RADS ölçütlerine göre nonparametrik test olan ki-kare testi ile karşılaştırıldı. Radyolojik yöntemlerin lezyon boyutu değerlendirmedeki uyumu Pearson korelasyon testi ile değerlendirildi. P < 0.05 anlamlı kabul edildi. Bulgular: Fibroadenom olgularının yaş ortalaması 43.0, filloid tümörün yaş ortalaması 36.6 olarak saptandı. Lezyon yerleşimi her iki tümör grubunda da sağ ÜDK idi. MG ve US?da lezyon şekli fibroadenom grubunda oval, filloid tümör grubunda lobuler olarak değerlendirildi (p < 0.05). Kenar özellikleri hem MG?de hem US?da fibroadenom olgularında keskin iken, filloid tümör olgularında mikrolobule idi (p < 0.001). US eko yapısı fibroadenom grubunda homojen hipoekoik, filloid tümör olgularında kistik değişiklikler ve heterojenite nedeniyle kompleks olarak değerlendirildi (p < 0.001). Lezyon boyutu fibroadenom grubunda 0-2 cm. aralığında yer alırken, filloid tümör grubu daha büyük olup 3-4 cm. aralığında yer aldı (p<0.001). Renkli Doppler US ile fibroadenom grubunda hipovaskülerite, filloid tümör olgularında ise hipervaskülerite saptandı (p < 0.001) BI-RADS ölçütlerine göre yapılan sınıflama sonucu fibroadenom grubunda BI-RADS 3, filloid tümör grubunda BI-RADS 4 idi (p< 0.001). MR ile değerlendirilen olgu sayısı az olduğu için iki grup arasında anlamlı çıkan farklılık izlenmedi. SONUÇ: Sonuç olarak, kadın popülasyonunda çok sık karşılaşılan fibroadenomun tanısının ve filloid tümörle ayrımının yapılabilmesinde MG, US ve MR oldukça yararlı olmakta ve filloid tümör olgularının vakit kaybetmeden cerraha yönlendirilmesinde önemli katkılar sağlamaktadır. Purpose: The objective of this study is to compare MG and US results with histopathology, which is the gold standard, in diagnosing phyllodes breast tumor and fibroadenoma that is confused with phyllodes tumor by radiological imaging methods and in differentiating these two kinds of tumor, and to show the contribution of breast MR to these classic methods. Materials and Methods: 142 cases aged between 13 and 83 who have got excisional biopsy at the Department of Surgery of Dokuz Eylul University and have been diagnosed with fibroadenoma and phyllodes tumor at the Department of Pathology between the years of 2000 and 2013 have been included in this study. Out of 142 cases there have been 70 cases with phyllodes tumor and 72 cases with fibroadenoma. 140 cases have been evaluated with breast US, 103 cases have been evaluated with MG and 20 cases have been evaluated with MR. Mammography examinations have been done in cranio-caudal (CC) and mediolateral-oblique (MLO) positions which are the protocol for routine examination. Additional examination positions have been applied to the patients who make it necessary. B-mode US examinations have been simultaneously done with the same device and probe in concurrence with Color Doppler US examinations. The number of veins and the location of them within lesion and around lesion have been pathologically evaluated with Color Doppler. All patients? breast MR examinations have been done with the device of 1,5 Tesla MR and SENSE Parallel imaging by using breast coil in order to increase SNR. All patients have underwent axial TSE T1 and T2-weighted with fat suppression, T1-weighted Gradient Eco, dynamic contrast-enhanced T1-weighted axial and pos contrast T1-weighted axial sequences as routine MR parameters. The cases have been evaluated in accordance with BI-RADS measure in all imaging methods. In addition to evaluation of the mass for size, location, shape, margin and border characteristics, echogenicity, density, internal structure and vascularity, breast parenchyma pattern and axials and lymphadenopathy accompanying the mass have been examined in all imaging methods and it has been investigated whether the mass has a structural distortion and calcification as well. Additionally, dynamic contrast characteristics and time-signal intensity curves of the lesions have been evaluated. Chi square test, which is a non parametic test according to the BI-RADS measure, has been applied to the groups of phyllodes tumor and fibroadenoma. The consistency of the radiologic methods with evaluating the size of the lesions has been examined with Pearson correlation test. P<0.05 values have been accepted statistically meaningful. Results: It was determined that the average age of fibroadenoma cases was 43.00 and the average age of phyllodes tumor cases was 36.6. The location of the lesion was upper outer quadrant of the breast on the right side in these two tumor groups. In MG and US the shape of the lesion was oval in fibroadenoma group and it was lobular in phyllodes tumor group (p<0.05). In MG and US margin characteristics of the mass was sharp in fibroadenoma cases while it was microlobular in phyllodes tumor cases (p<0.001). It was evaluated that US eco structures were homogenous hypoechoic in fibroadenoma group while they were complex due to cystic changes and heterogenity (p<0.001). The size of the lesion was between 0 and 2 cm in fibroadenoma group while it was between 3 and 4 cm in phyllodes tumor group (p<0.001). Thanks to Color Doppler US, hypovascularity in fibroadenoma group and hypervascularity in phyllodes tumor cases were detected (p<0.001). As a result of the categorization made according to BI-RADS measure, BI-RADS were 3 in fibroadenoma group and BI-RADS were 4 in phyllodes tumor group (p<0.001). No difference between these two groups was detected due to small number of cases evaluated with MR. Conclusions: Preoperative MG, US and MR have made significant contributions to diagnosis of fibroadenoma and phyllodes tumor cases which are radiologically confused with each other and whose treatment methods are completely different and to differentiation of these two kinds of tumor

    An application on comparison of bayesian model with linear regression models

    No full text
    Bu çalışmanın amacı Bayesyen yaklaşımın temel özelliklerine işaret ederek, regresyon analizini Bayesyen ilkelere göre gerçekleştirmektir. Bayesyen yaklaşımın ön bilginin kullanılmasına olanak vermesi sayesinde regresyon analizinde çok daha etkin parametre tahmini yapılabilmektedir. Parametrelere ilişkin çıkarsama, hipotez testi veya güven aralıkları hesabı ön bilgi ve örneklem bilgisine dayandırılarak yapılır. Tekrarlanan davranışları göz önünde bulundurarak çıkrasama sürecine gitmeye gerek duyulmaz. Bayesyen yaklaşım özellikle ekonometrik modellerde karşılaşılan sorunlarda çözüm olabilmektedir. Örneklemin büyük veya küçük olması Bayesyen regresyon modelleri için sorun değildir. Her iki durumda yöntem çalışmaktadır. Ayrıca bilgisayarların gelişmesi ve yazılımdaki ilerlemelerle Bayesyen yaklaşımın uygulanmasında artık hesaplamaya ilişkin hiç bir sorunla karşılaşılmamaktadır. Dünya ekonomilerinde özellikle 1980-1990?ların sonlarında yaşanan krizlerin nedeni olarak kriz yaşayan ülkelerde var olan dış dengesizlik dolayısıyla verilen yüksek cari açıklar gösterilmiştir. Geçmiş dönemde savunulan cari dengeye ulaşma biçimleri yüksek hacimli sermaye hareketleri nedeniyle gerçerliliğini yitirmiştir. Bu dönemden sonra modern bir yaklaşım olan dönemlerarası tüketim yaklaşımı popüler hale gelmiştir. Buna göre cari açık veren ülke dönemlerarası bütçe kısıtını tatmin edebiliyorsa bu durumda cari işlemler açığı sürdürülebilir olmaktadır. Türkiye ekonomisi de 1994, 2001 ve 2008 kirizlerinde sermaye çıkışları yaşamış ve cari açığını bu dönemlerde sürdürülemez hale getirmiştir. 2001 yılından sonraki dönemlerde Türkiye?de rekor düzeyde cari işlemler açıkları gerçekleşmiştir. Bu da geçmiş dönem cari açıkların sürdürülebilirliğinin sorgulanmasına neden olmaktadır. Bu çalışmada, Türkiye?nin cari açığının nedenlerini EKK ve Bayesyen Regresyon yöntemiyle analiz edilmiştir. Bu amaçla kurulan her iki regresyon modelinde Türikiye?nin dış ticaret hacmi ve GSYH?sı bağımsız değişken olarak modele alınmıştır. Çalışmada 1980-2012 dönemleri için yıllık veriler kullanılmıştır. Çalışmadan elde edilen sonuçlara göre, Türkiye?nin cari açığı ile dış ticaret hacmi ve GSYH?sı arasında eşbütünleşme ilişkisi vardır. The purpose of this study is to carry out regression analysis in the line with Bayesian principles by pointing out the main features of Bayesian approach. In regression analysis, Bayesian approach can realize more effective parameter estimation by means of providing the opportunity to use prior information. The inference about parameters, hypothesis testing or confidence interval are performed on the basis of the both prior information and sampling information we have. There is no need to apply the inference procedure in terms of their behavior in repeated. Bayesian approach especially provides solutions to the problems that are met in size. Any longer, there is no difficulty to comute numerical integration of the applications within the Bayesian context as the technical impovements of computer effort and software products are increased. World economies have financial crisis experience; especially Latin America and Southeast Asian countries because of having external imbalances at the end of 1980?s and 1990?s. The ways of theoretical current account adjustment have become invalid since high volume of capital inflows raised. However in the last period intertemporal consumption theory became more popular in the economic literature. In this view if a debtor country satisfies ist intertemporal budget constraint then ists curren account deficit will be sustainable. Also Turkish economy hax experience of high volume capital outflows therefore current account deficits were become unsustainable in 1994, 2001 and 2008 years. Afer 2001?s Turkey?s current account deficits have reaching maximum levels so that Turkey?s current account position is argued again. In this study is to analyze the reasons of Turkey Account Deficit with the OLS and Bayesian regression method. For this purpose both the foreign trade volume and GDP include the each model as independent variables

    Evaluation of order picking systems using simulation

    Get PDF
    Sipari? toplama faaliyetleri, tedarik zinciri yönetiminde, hem üretim sistemleri açısından (montaj istasyonlarına alt parçaların tedarik edilmesi), hem de dağıtım i?lemleri açısından (mü?teri taleplerinin kar?ılanması) kritik rol oynamaktadır. Mü?teri sipari?lerindeki eğilimler, az sayıda ve yüksek miktarlarda sipari?lerin çok sayıda ve dü?ük miktarlarda sipari?lere dönü?tüğünü göstermektedir. Diğer yandan, talep edilen sipari? teslim süreleri ise her geçen gün kısalmaktadır. Bu deği?imler, i?letmelerin piyasada rekabet edebilmeleri için etkin ve esnek bir sipari? toplama sistemi benimsemelerini gerektirmektedir. Sipari? toplama süreci, tüm lojistik operasyonlarını ve mü?teriye sağlanan hizmet seviyesini büyük ölçüde etkilemektedir. Ayrıca, sipari? toplama süreci toplam depolama maliyetlerinin yarıdan fazlasını olu?turmaktadır. Bu nedenle, sipari? toplama faaliyetlerinin en etkin ?ekilde gerçekle?tirilmesi i?letmeler için büyük önem ta?ımaktadır. Bu çalı?manın amacı, sipari? toplama süresini kısaltarak, sipari? toplama etkinliğini arttırmaya yönelik deği?iklikler için sipari? toplama sistemini değerlendirmek ve geli?tirmektir. Sipari? toplama süresi, ürünlerin depolama alanlarından belirli bir mü?teri talebini kar?ılamak amacıyla toplanması süreci için geçen zamandır. Bu çalı?mada, ürünlerin depolama alanlarına atanma kararları ve rotalama metotları gibi kritik faktörlerin yanı sıra, daha önce gerçekle?tirilmi? çalı?malarda sıkça rastlanmayan depolama alanlarının ikmali problemi dikkate alınmı?tır. Bo?alan rafların yeniden doldurulması kararında, (S, s) envanter politikası uygulanmı?tır. Böylece, sipari? toplama sistemi dinamik olarak modellenmi?tir. Sipari? toplama performansını geli?tirmek için, bağlantı elemanları üreten bir firmanın ambarı temel alınarak olu?turulmu? hipotetik bir ambar üzerinde vii çalı?ılmı?tır. Ambara ait farklı benzetim modelleri olu?turulmu?, depolama ve rotalama politikalarının alternatif kombinasyonları geli?tirilerek bu benzetim modellerinde kullanılmı?tır. Elde edilen benzetim sonuçlarına göre, en küçük sipari? toplama süresini veren depolama ve rotalama politikası kombinasyonu belirlenmi?tir. Son olarak, benzetim sonuçları üzerinde bazı istatistiksel analiz metotları uygulanmı?tır Order picking activities play a critical role in supply chain management in terms of both production systems (supplying components to assembly operations) and distribution operations (meeting customer demands). Trends in customer orders reveal that orders are transformed from few-and-large orders to many-and-small ones. On the other hand, lead times of customer orders get consistently shorter. Because of these changes, companies need to adopt an effective and flexible order picking system in order to remain competitive in the market. Order picking affects both overall logistic operations and service level provided to customers. Additionally, order picking process constitutes more than half of the total warehousing cost. For these reasons, it is crucial for companies to design and perform an effective order picking process. The aim of this study is evaluating and improving of the order picking system so as to minimize the order retrieval time while increasing the picking efficiency. Order retrieval time can be defined as the time elapsed for the process of retrieving products from storage area to meet a specific customer demand. Besides the critical factors such as storage assignment decisions and routing methods, replenishment problem of the storage areas, which is rarely addressed in the previous studies, has been taken into consideration in this study. Replenishment of the empty storage locations has been conducted by using the (S, s) inventory policy. Thus, the order picking system was modeled as a dynamic system. A hypothetical distribution warehouse, based on the real life warehouse of a company specialized in production of fasteners, has been studied in order to improve the order picking performance. Alternative combinations of routing and storage policies have been developed. Moreover, different simulation models of the order picking process were constructed. In these models, proposed alternative storage and v routing policies were operated. According to the simulation results, the storage policy and routing policy combination which provides the shortest order retrieval time is determined. Finally, using simulation results, some statistical analysis methods have been implemented

    Illustrations of Turkish carpets in orientalist paintings

    Get PDF
    Oryantalist resim akımının, 1798'de Napoléon'un Mısır seferi ile başladığı ve özellikle 19. yüzyılda gelişerek 1914 yılında I. Dünya Savaşı'nın başlamasıyla son bulduğu söylenebilir. İlk oryantalist ressamların çoğunun Doğu'yu hiç ziyaret etmeden tamamen kitaplardan elde ettikleri izlenimler doğrultusunda resimlerini yaptıkları bilinmektedir. Bu resimler önceleri hayal ürünü olarak yapılmış olsa da sanatçıların Doğu'yu ziyaret etmeleriyle daha gerçekçi olarak yapılmaya başlanmıştır. Oryantalist ressamlar Doğu hakkında duydukları ve hayal ettikleriyle yetinmemiş, bilimsel, askeri, diplomatik veya ticari gö- revler üstlenerek Doğu'ya seyahat de etmişlerdir. Seyahat ettikleri kentler arasında Cezayir, Kahire ve İstanbul en önemlileridir. Oryantalist resimlerde yer alan halılar, olaylar ve törenlerle bağlantılı olarak tüm detaylarıyla resmedilmiştir. Çalışma kapsa- mında çok sayıda oryantalist resim incelenmiş, bunlardan Rudolf Ernst'in 'Çiçek Satıcısı' ve 'Gözde ile' adlı tabloları, Giulio Rosati'nin 'Tavla Oyunu', 'Halı Satıcısı' ve 'Köle Pazarında Yeni Gelen Köleleri İncelerken' adlı tablolarında yer alan Türk halıları kompozisyon özellikleri açısından müzelerde yer alan Türk halıları ile karşılaştırmalı olarak açıklanmıştır. It could be said that Orientalist art movement had started in 1798 when Napoleon embarked on his Egypt Campaign. The movement flourished during 19th century and ended in 1914 with the start of World War I. It is known that most of the first Orientalist painters did not visit the Orient, they did their paintings only with the impressions that they gained from the books. Although these first paintings were imaginary, they started to become more realistic when the artists began visiting the Orient. The Orientalist artists did not contented with what they imagine or hear about the Orient, they also undertook some sci- entific, military, diplomatic and commercial tasks during their visits to the Orient. Algiers, Cairo and Istanbul were among the cities they were travelled the most. The carpets were depicted in every detail in the Orientalist paintings in the connection with the theme of the painting. In the context of this study large number of orientalist paintings were examined and the Turkish carpets in the paintings of Rudolf Ernst - 'Flower Seller', 'Favorite of the Farm'- and Giulio Rosati -'Game of Backgammon', 'Carpet Seller' and 'Ins- pection of the New Arrivals in the Slave Market'- were compared with Turkish carpets found in the museums and also the compositions of the carpets were explained

    Yer altı sularında bulunan bazı katyon/anyon tayinine yönelik nano malzeme esaslı sensör geliştirilmesi ve analizlerin iyon kromatografisi kullanımıyla tamamlanması

    No full text
    Bu tezde, su ve yeraltı suyu sistemlerindeki katyonların eser miktarlarının algılanması için yeni malzemeler olarak nano-ölçekli polimerik liflerin kullanılması önerilmiştir. Önerilen sensörler polimer matrikse gömülü floroiyonoforun floresans şiddetindeki değişiklikleri algılayarak çalışır. Yedi farklı iyonoforun spektral karakterizasyonları ve sensör özellikleri tanımlanmıştır. Yararlanan boyaların bazıları yeni sentezlenmiş olup sensor amacıyla ilk kez kullanılmıştır. Bakır (II), Civa (II), Demir (III) ve Kalay (II) için çok hassas emisyon esaslı nano ölçekli sensörler üretilmiştir. İyonoforların alışılmış çözücüler ve katı matrislerde spektral karakterizasyonu yapılmıştır. Ardından, duyarlılık, seçicilik, çalışma aralığı, kısa vadeli stabilitesi ve cevap süresi açısından iyonoforların sensor performansları detaylıca araştırılmıştır. Sunulan sensörlerin doğrulukları geri kazanım testlerinden yararlanarak kontrol edilmiş ve gerçek yeraltı suyu örneklerinde kullanılmıştır. Çalışmalar boyunca alışılmış anyonları tespit eden bir sensör geliştirilmesi için büyük bir çaba da harcanmıştır. Sadece ODC-3 ve ODC-5 boyalarında, bikarbonat ve hidroksit anyonları için anlamlı bir yanıt görülmüştür. Bikarbonat iyonu için gözlemlenen yanıt çok hassastır ancak, bikarbonata seçimli bir cevap olmaktan çok pH skalasının alkali bölgesindeki değişmelere bir cevap şeklindedir. Tez boyunca, her floroiyonofor için, ince film ve elektroeğirme tekniği ile hazırlanmış nanofiberlerin sonuçları karşılaştırıldı ve mevcut ince filmler üzerinde nano ölçekli malzemelerin avantajları ortaya çıkarıldı. Burada, saçılma ve diğer yan etkiler olmadan floresansa dayalı ölçüm teknikleri ile elektroeğirilmiş nanomalzemeler üzerinden ölçümler gerçekleştirildi. Bu arada, pikomolar altı seviyelerine uzanan tayin limitlerine ulaşılmıştır. İleri çalışmalarda, yeni algılama malzemelerinin ve polimer kompozisyonlarının keşfedilmesi, elektroeğirilmiş membranların nano boyutlarının kontrolleri ve çeşitli analitlerin hassasiyetlerinin tespiti için optimizasyonları üzerinde durulacaktır. In this thesis, novel materials using electrospun nano-scale polymeric fibers has been proposed as a promising material for sensing trace amounts of cations in water and groundwater systems. The offered sensors operate by detecting fluorescence intensity changes of fluoroionophore embedded in polymer matrices. The spectral characterization and sensor properties of seven different ionophores were described. Some of the exploited dyes were newly synthesized and used for the first time for sensing purposes. Highly sensitive emission based nano-scale sensors for Copper (II), Mercury (II), Iron (III) and Tin (II) were fabricated. We performed spectral characterizations of the ionophores in conventional solvents and in solid matrices. Then, we investigated the selectivity and following the sensor performances of the ionophores into detail in terms of sensitivity, selectivity, working range, short-term stability and response time. We checked accuracies of the offered sensors exploiting recovery tests and used them in real groundwater samples. A great effort has also been made for development of a sensor to detect the conventional anions throughout the studies. We observed a significant response only for bicarbonate and hydroxyl ions with ODC-3 and ODC-5 dyes. The observed response was not a selective response for bicarbonate but rather, a response to pH in the alkaline range of the pH scale. Throughout the thesis, for each fluoroionophore, we compared results of thin films and electrospun nanofibers and revealed the advantages of the nano-scale materials over existing thin films. Here, we performed coupling of electrospun nanomaterials with fluorescence based measurement techniques without scattering and other side effects. By this way, we attained detection limits extending to sub-picomolar levels. Further efforts will focus on exploring new sensing materials and polymer compositions, controlling the nanoscale size of the electrospun membranes, and optimizing the sensitivities for the detection of a variety of analyses

    3,017

    full texts

    10,837

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    DSpace at Dokuz Eylul University
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇