DSpace at Dokuz Eylul University
Not a member yet
10837 research outputs found
Sort by
Türk lehçeleri arasında çeviri sistemi
Türk dilleri aynı kökenden gelmelerine rağmen yıllar içinde farklı topluluklarla olan etkileşimler nedeniyle farklılaşmışlardır. Farklı lehçelerde yazılmış metinlerin otomatik çevirisini yapan bir sistem, Türk topluluklarının iletişiminde ve kaynaşmalarında bir engel olan bu farklılaşmanın giderilmesinde ve kültür birliğinin geliştirilmesinde önemli bir adım olacaktır. Bu çalışmada, akraba diller olan Türk dilleri için geliştirilip; Türkiye Türkçesi, Kırgız Türkçesi ve Tatar (Kazan) Türkçesi üzerinde uygulanan kural tabanlı ve yarı eğitmenli bir bilgisayarlı otomatik çeviri sistemi tanıtılmaktadır. MT-Turk, sadece sözlük, ek ve kurallar tanımlayarak yeni bir lehçe eklenmesi ile genişletilebilen iki yönlü bir çeviri altyapısıdır. Ayrıca, öneriler yardımıyla da genişletilmeye açıktır. Çok dilli bir bilgisayarlı çeviri altyapısı hazırlamak için kural tabanlı yaklaşımın iki alt alanı olan aktarım temelli ve interlingua temelli yaklaşımlar, genişletilebilirliği ve birlikte çalışabilirliği sağlamak amacıyla birlikte kullanılmıştır. Çeviri işleminin başarısı BLEU ve NIST ölçekleri kullanarak değerlendirilmiştir. Ölçülen değerler farklı dil çiftleri ve çeviri yönleri için gözetimsiz çeviride BLEU 5,04 ve 15,12 arasında, NIST 3,12 ve 4,64 arasında, gözetimli çeviride ise BLEU 7,20 ve 21,71 arasında, 3,52 ve 4,77 arasında değişmektedir. Bu sonuçlara dayanarak, çeviri işleminin etkinliğinin sözlük ve kural tabanının boyutuna son derece bağlı olduğu gözlenmiştir. Turkic communities come from a common culture; however the interaction with other communities over years caused diversion especially in written language. A system which can automatically translate documents written in different Turkic languages will be an important step towards eliminating the disunity of Turkic communities on written work of art over past ninety years and obtaining fusion of Turkic communities. In this study, a rule-based and semi-supervised machine translation system (MT-Turk), which is designed for closely related Turkic languages and implemented on Turkish, Kirghiz and Kazan Tatar, is presented. MT-Turk is an extensible bidirectional translation infrastructure in which new Turkic dialects can be added by just adding the lexicon of roots/stems, suffixes, and the rules. Furthermore, it is open to extension by suggestion. In order to form a multilingual machine translation infrastructure, two subsets of rule-based approach, the interlingual machine translation approach and transfer-based approach were used in combination to achieve extensibility and interoperability. The success of the translation process was evaluated using both BLEU and NIST metrics. The evaluated scores were between 5.04 and 15.12 for BLEU, between 3.12 and 4.64 for NIST in unsupervised translation and between 7.20 and 21.71 for BLEU, between 3.52 and 4.77 for NIST in semi-supervised translation for various language pairs and translation directions. Depending on these results, it was seen that the efficiency of the translation process is extremely dependent on the size of the lexicon and the rule base
Fransızca öğretiminde roman diyaloglarının yeri ve önemi
Bireyler toplumda her zaman kendilerini iletişim yani bir ?diyalog? içerisinde bulurlar. Diyaloglar kendi içinde, kendine ait birtakım dilsel özellikler ve sözce biçimleri barındırır. Diyalogların taşıdığı bu özellikler onların yabancı dil öğretiminde de kullanılmasını önemli ölçüde elverişli kılmıştır. Dilde iletişim durumlarını en gerçekçi ve etkili biçimde öğrenciye aktaran diyalogların dil öğretiminde en önemli araçlardan biri olarak görülmesi, diyaloglar ile yabancı dil öğretimi arasında güçlü bir bağ oluşturur. Bu iki olgu arasındaki ilişkiye yeni bir boyut kazandırmak olanaklı mıdır? Yabancı dil öğretiminde kullanılacak olan örnek iletişim durumlarının çağdaş romanlardan alınmış diyaloglar ile öğrenciye sunulması, dil öğretiminde belirlenen amaçlara ulaşma yolunda öğretmenlere kolaylıklar sağlar mı? Geliştirilen yeni yöntemler ve ortaya çıkan yeni teknolojilere koşut olarak günümüzün çağdaş yabancı dil öğretim yaklaşımlarında, gerçeğe dayalı malzeme kullanılmasına ağırlık verilmiş, böylece hem öğrencinin öğrenme isteği arttırılmış hem de etkili bir öğrenme sağlanmıştır. Yabancı dil öğretimindeki bu yeni ve çağdaş yaklaşımların gerçeğe dayalı malzeme kullanılmasına öncelik verme durumu, yabancı dil öğretiminde yazınsal metinlerin rolü ve önemini değiştirmemiştir. Yazın ve yazınsal metinlerin kullanılması her zaman önemli bir yere sahiptir. Yazınsal metin türlerinden birisi de romandır. Roman iki çeşit sözceleme ürününü içinde barındıran bir yazınsal türdür: bunlardan birincisi anlatıcının olayları anlattığı anlatı (fr. récit) bölümü; diğeri ise kişilerin aralarında geçen konuşmaların yer aldığı söylem (fr. discours) özelliklerini içinde barındıran konuşmalardır. Bu konuşmalar da, yabancı dil öğretiminde, gerçeğe dayalı malzemelerin kullanılması kadar önemli rol oynar. Bu nedenle, yabancı dil öğretimi ve romandaki konuşmalar arasındaki ilişkiyi incelemek bu tez çalışmasının amacını oluşturmaktadır. Diyaloglar ve yabancı dil öğretimi arasındaki bu ilişkiyi incelerken, Raymond Queneau?nun 1959 yılında yazdığı, genellikle günlük fransızcanın yer aldığı konuşmalardan oluşan Zazie metroda romanı çalışmamızın bütüncesini oluşturacaktır. Bu nedenle, romanlardan alınan konuşmalar ile öğrenciye yabancı dildeki iletişim durumlarına uygun sözce yapılarını kazandırmak ve onun iletişimsel, kültürel ve sosyal gelişimine katkı sağlayarak romandaki konuşmaların fransızca öğretiminde kullanılması alanında örnek oluşturmak bu çalışmanın temel amacı olacaktır. In society, people always find themselves in communication or in ?dialogue?. The dialogues contain some specific linguistic features and utterance forms. Such features that the dialogues have make it appropriate to use them in foreign language teaching as well. The approach that see dialogues in foreign language teaching as the forms that transfer the communication statements to the student in the most realistic and effective way, strengthens the relation between dialogues and foreign language teaching. Is it possible to add a new dimension to the relation between these two phenomenon? Does taking the dialogues, those used in foreign languages teaching, from contemporary novels, make it easier for the teachers to reach the determined aims? arallel to newly developed methods and new technological developments, in foreign language teaching, using reality-based material is focused on and thus the desire of the student is rised and a more efficient learning is enabled. These new and contemporary approaches give priorization to using reality-based material has not changed the role and importance of the written materials in foreign language teaching. Using written texts is always important. One of the written texts is novel. The novel is a written text that contains two types of utterance product; first one is the part in which the narrator narrates the incidents (fr. recit), and the other one is the part in which there are the speeches of the characters and has the features of discourse (fr. discours). These speeches play a vital role just as the reality-based materials do. Because of this reason, analysing the relation between foreign language teaching and the dialogues is the aim of this study. While analysing the relation between the dialogues and foreign language teaching the novel containing generally daily French, Zazie in the metro, which is by Raymond Queneau in 1959 will be our corpus. For this reason, with the dialogues taken from the novel giving the student appropriate utterance forms in foreign language and by contributing his communicational, cultural and social progress, setting an example in using the dialogues in the field of teaching French will be the main aims of this study
Factors Affecting Job Satisfaction and Burnout of Midwives In Aydın, Turkey
Giriş: İş doyumu ve tükenmişlik verilen hizmetlerin kalitesiyle çok yakın ilişkilidir. Bunlar kültürel özellikler de gösterebilen birçok faktör tarafından etkilenirler. Amaç: Ebelerin iş doyumu ve tükenmişlik durumları ile etkileyen faktörleri belirlemektir. Yöntem: Tanımlayıcı ve kesitsel özellikteki çalışma, Aydın İl merkezindeki 1. 2. ve 3. basamak sağlık kurumlarında çalışan ebelerde gerçekleştirilmiştir. Örneklemi 193 ebe oluşturmuştur. Veriler soru formu, Maslach Tükenmişlik Envanteri ve Minnesota İş Doyumu Ölçeği ile ebelerin öz bildirimlerine göre toplanmış ve tanımlayıcı istatistikler, t testi, Mann Whitney U testi, Kruskall Wallis, ANOVA ve linear regresyon analizleri ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Yaş ortalaması 35.35±4.68 olan ebelerin %62.7'si ön lisans mezunu, %87'si evli ve %50.8'i 1. basamak sağlık kurumlarında çalışmaktadır. Ebelerin %59.6'sı çalıştığı klinikten memnundur ve %52.4'ü mesleği kendine uygun bulmaktadır. Genel olarak ebelerin iş doyumları orta seviyede, tükenmişlikleri ise ileri düzeydedir. Ebelerin dışsal doyumlarına göre içsel doyumları daha fazladır ve en fazla "başkaları için bir şeyler yapabilme"den doyum sağlamaktadırlar. Buna karşın en tükenmiş oldukları konu "hastaların sorunlarını etkili bir şekilde çözme"'dir. Ebeler duygusal açıdan daha fazla tükenme yaşamaktadırlar. Ebelerin iş doyumlarını en fazla mesleği uygun bulma, çalışılan kurum ve birimden memnuniyet, hizmet verilen nüfus, aylık nöbet sayısı, aylık gelir, tükenmişliklerini ise mesleğin uygunluğu ve çalışılan klinikten memnun olma durumu etkilemektedir. Sonuç: Bulgular ebelerin mesleğin algılanması ve çalışma koşullarına bağlı olarak orta düzeyde bir iş doyumu, buna karşın ileri düzeyde tükenmişlik yaşadıklarını göstermektedir. Bu nedenle, ebelerin meslek algıları ve çalışma koşullarının iyileştirilmesine yönelik düzenlemelerin yapılması önemli olacaktır. Backround: Job satisfaction and burnout are strongly related to qualities of services given. They were affected by a complex network of various factors which may have cultural characteristics. Objectives: To determine job satisfaction and burnout levels of midwives and affecting factors. Methods: The cross-sectional descriptive study was conducted in 1st, 2nd and 3rd levels health institutions in Aydın. Sample included 193 midwives. Data were collected during 12.2007-01.03.2008 via a questionnaire, Maslach Burnout Inventory and Minnesota Job Satisfaction. Questionnaire by midwives self-reports, and analyzed by descriptive statistics, t-test, Mann Whitney U tests, Kruskall Wallis, ANOVA and linear regression analyses. Results: Mean age of midwives was 35.35±4.68. 62.7% of them were high school graduate, 87% were married, and 50.8% were working at 1st level health institutions. In general, the job satisfaction of midwives was moderate, but their burnout levels were higher. Internal satisfactions of midwives were higher than their external satisfactions, and they were satisfied by "doing something for others" at most. In contrast, the issue burned out them at most was "solving patients' problems effectively". Midwives experience emotionally more burnout. The job satisfactions of midwives were affected especially by finding the profession suitable for self, satisfaction with worked institution and unite, served population size, number of monthly watches and monthly salary, whereas their burnout levels were affected mostly by the suitability of the profession and satisfaction with the worked clinic. Conclusion: The findings of this study indicate that midwives experience a moderate job satisfaction in dependence of their perception of the profession and working conditions, in contrast, higher burnout. Thus, arrangements aiming at improvements in perceptions of the profession and working conditions would be important
AB Genişlemesi: Bir Başarı Öyküsünden Yorgunluğa
This paper examines the prospect of European Union (EU) enlargement as a crucial step in the context of "enlargement fatigue". It reviews the enlargement process in the post-2000s. From the late 1950 onwards, the idea of European unification has gradually been emphasized by an attempt to bring peace and stability. Between 1957 and 1995, the EU grew from six to fifteen members. The high point of this development was reached in 2004 and 2007, with an inclusion of Central and Eastern European countries (CEECs), who had the communist traditions. After a decade of difficult economic and political reforms, the applicant countries finally edged toward centre stage. Since then, the debate has focused on the question of whether enlargement is fundamental to European unity and how far new member states can contribute to European integration and share the Unin's benefits. The study relies on the key findings from the European Commission and the number of independent studies in this field. The study draws upon interpretative models in the existing literature. Bu çalışma "genişleme yorgunluğu" bağlamında önemli bir adım olarak gelecek Avrupa Birliği (AB) genişleme ihtimalini incelemektedir. Çalışma 2000'li yıllarda genişleme sürecini gözden geçirmektedir. 1950'lerin sonlarından beri Avrupa'nın bütünleştirilmesi fikri aşamalı olarak Avrupa'ya barış ve istikrar getirmesi çabaları çerçevesinde değerlendirilmiştir. 1957'den 1995'e kadar AB üye sayısını 6'dan 15'e çıkarmıştır. 2004 ve 2007'lerde komünist geçmişe sahip Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinin katılmalarıyla bu gelişmenin doruk noktasına ulaşılmıştır. 10 yıllık zorlu politik ve ekonomik reformlardan sonra, üyeliğe başvuran aday ülkeler sonuçta merkezi aşamaya ulaştılar. O zamandan beri, tartışma genişlemenin AB için zorunlu olup olmadığı, yeni üye ülkelerin Avrupa entegrasyonuna ne kadar katkıda bulunabilecekleri ve faydalarını paylaşabilecekleri sorusu üzerine odaklanmıştır. Çalışma, Avrupa Komisyonu ve bu alanda bir çok sayıdaki bağımsız çalışmalardan elde edilen anahtar bulgulara dayanmaktadır. Çalışma literatürde yer alan yorumsal modeller üzerinde durmaktadır
A COMPARISON OF ENVIRONMENTAL ATTITUDES BETWEEN GIFTED and TALENTED STUDENTS AND NORMALY DEVOLEPMENT STUDENTS
Diğer toplumsal alanlarda olduğu gibi çevre konusunda da üstün zekalı/yetenekli bireylerin eğitilmesi ve istihdamının ülkemizin kalkınması ve ilerlemesinde önemli katkılar sağlayacağı düşünülmektedir. Bu amaçla, bu çalışmada çevre eğitiminde önemli bir yere sahip tutumlar açısından üstün zekalı/yetenekli olan ve olmayan öğrencilerin karşılaştırılması amaçlanmıştır. Araştırmada 35 maddeden oluşan 4’lü likert tipindeki Çevreye Yönelik Tutum Ölçeği veri toplama aracı olarak kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu, 2012-2013 eğitim-öğretim yılı bahar döneminde Manisa Bilim ve Sanat Merkezinde eğitim alan üstün zekalı/yetenekli 122 öğrenci (61 kız, 61 erkek) ve Balıkesir iline bağlı çeşitli ilköğretim okullarında öğrenim gören 120 öğrenci (67 kız, 53 erkek) olmak üzere toplam 242 öğrenci oluşturmaktadır. Öğrencilerin çevreye yönelik tutumlarının araştırmanın bağımsız değişkenleri açısından anlamlı bir farklılık gösterip göstermediğinin araştırılması amacıyla ilişkisiz örneklem t testi kullanılmıştır. Araştırma sonuçları üstün zekalı/yetenekli öğrencilerin çevreye yönelik tutumlarının üstün zekalı/yetenekli olmayan öğrencilere göre daha yüksek düzeyde olduğunu ve bu iki öğrenci grubu arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğunu göstermiştir.
In this study, it is aimed to evaluate environmental attitudes of gifted students and average students and to compare these attitudes in terms of some variables. As a means of data collection, Environmental Attitude Scale and the personal information form have been used. Environmental Attitude Scale which has 35 items is applied to 122 gifted students (61 female, 61 male) enrolling in Science and Art Center in Manisa Province and 120 average students (67 female, 53 male) enrolling in Balikesir Province of Turkey in 2012-2013 academic year. Independent Sample t-Test of Statistical Package for the Social Sciences (SPSS 17.00) program were utilized to analyze obtained data. According to the analysis results, the statistically significant difference between gifted students and average students
AN INVESTIGATION OF THE LONELINESS LEVELS OF UNIVERSITY STUDENTS ACCORDING TO THEIR TELEVISION VIEWING TIME
Bu araştırmanın amacı, üniversite öğrencilerinin televizyon izleme süresine göre yalnızlık düzeylerini incelemektir. Çalışma, betimsel ve karşılaştırmalı bir araştırmadır. Örneklem, araştırmaya gönüllü olarak katılan 258 kız ve 267 erkek olmak üzere toplam 525 üniversite öğrencisinden oluşturulmuştur. Veri toplama aracı olarak kişisel bilgi formu ve UCLA Yalnızlık Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde tek- yönlü varyans analizi (ANOVA) ve Scheffe testi kullanılmıştır. Araştırma sonunda, televizyon izleme süresine göre öğrencilerin yalnızlık puanları arasındaki farklılığın anlamlı olduğu saptanmıştır. Üniversite öğrencilerinin televizyon izleme süresi arttıkça yalnızlık puanlarının da arttığı görülmüştür.
The aim of this study was to investigate the loneliness levels of university students according to their television viewing time. It is a descriptive and comparative study. The sample consisted of 525 university students in Izmir. The UCLA Loneliness Scale and Personal Information Form were used in the study. The data were assessed through using one-way analysis of variance (ANOVA) and Scheffe test. A significant difference was found between loneliness scores of the students according to their television viewing time.The loneliness levels of more television viewers were significantly higher than the loneliness levels of less viewers
Reklam söylemleri ve reklam metinleri yardımıyla öznellik içeren sıfat ve fiillerin öğretimi
Yabancı dil öğretimi her toplumda öncelikli olarak ele alınan önemli bir konudur. Fakat doğal ortamında konuşulmayan bir dil öğretimi, diğer bir deyişle çalışmamızdaki Fransızca örneği, kolay bir süreç değildir ve bu yüzden de yeni yöntemler ve materyaller geliştirme ihtiyacı her zaman olmuştur. Öğretilmek istenen yabancı dili sadece okul ortamında en iyi şekilde öğretmek için dili bütün boyutları ile ele almak zorundayız. İnsan dilinin ayrılmaz bir parçası ve iletişim kurma sürecinde önemli bir yere sahip olan öznellik de, incelenmesi ve yabancı dil öğretiminde ele alınması gereken bir konudur. Çalışmamızda, öznellik üzerine yapılan dilbilimsel çalışmaların ışığında öznelliğin önemi ve dilbilimdeki yerini, sözceler içerisinde anlatılmasını sağlayan dilsel öğelerin yabancı dil öğretimindeki yerini açıklamaya çalıştık._x000B_Etkin bir öğrenmenin gerçekleşmesi sadece dilbilgisi kurallarını öğrenmekten geçmez. Zaten yabancı dil sınıflarında uygulanan alıştırmalar ve değerlendirmeler gittikçe sözceleme kuramıyla bütünleşmiştir. Burada önemli olan öğrencinin yabancı dili söylemi içerisinde öğrenmesidir. Bu yüzden, çalışmamızda incelediğimiz reklam afişlerinde kullanılan fiil ve sıfatları dilbilimsel açıdan ele aldık._x000B_Diğer yandan, bir yabancı dil öğretim sürecinde, öğrenilmesi öngörülen yabancı dilin kültürünün de tanınması yadsınamaz bir gerçektir. İncelediğimiz reklam afişleri de dolayısıyla bir dilin kültürünü ve aynı zamanda konuşulan günlük dili yansıtmakta ve öznellik bildiren öğeler taşımaktadır._x000B_Diğer alanlarda da olduğu gibi, yabancı dil öğretiminde de görsel öğe kullanımının öğrenmeyi kolaylaştırıp daha kalıcı kıldığı bir gerçektir. Bütüncemizi oluşturan görsellerde geçen metinlerin öğrencilerin dil becerilerine katkıda bulunacağı ve öğrencilerin kelime bilgisini geliştireceğini düşünmekteyiz. Teaching a foreign language is an essential key in all the modern societies. But the teaching of a foreign language, French in our case, in its environment of non French-speaking learning is not an easy process and, consequently, always requires improvement by developing new methods and materials. All aspects of the target language should be evaluated to best teach it either in a school or at university level._x000B_The subjectivity, being an intrinsic property of the human language and having an important role in the process of the communication, must be part of the process of teaching of a foreign language. This is what we tried to show in this present study,under the light of the linguistic studies on the subjectivity._x000B_An effective learning is not only made out of grammatical rules. Moreover, the evaluations and the exercises proposed in a class of language integrate more and more the theory of the statement. What is important here is that the learner can learn a foreign language in its discursivity. Consequently, in our study, we examined the verbs and the subjective adjectives used in the advertising posters from the linguistic point of view._x000B_On the other hand, in the process of the teaching of a foreign language, the recognition of the culture of the target language is an undeniable fact. Thus, the advertising posters, which we examined, reflect the French culture and the everyday language and also carry marks of the subjectivity._x000B_As it is in the other domains, it is true that using visual elements in the foreign languages teaching is a fact which makes the task easier and more effective. We believe that the advertising texts are going to contribute to language skills of the learners and to improve their vocabular
Investigation of protective measures against local scours around the bridge piers and abutments
TÜBİTAK 109M637 nolu proje kapsamında gerçekleştirilen bu tez çalışmasında, köprü ayakları etrafındameydana gelen oyulmaları önlemek amacıylakullanılan yöntemler deneysel olarak araştırılmıştır. Deneyler, Dokuz Eylül Üniversitesi Mühendislik Fakültesi İnşaat Mühendisliği Bölümü Hidrolik Laboratuvarı'nda mevcut80 cm genişliğinde, 18,6 m uzunluğunda ve 75 cm yüksekliğindeki dikdörtgenkanalda gerçekleştirilmiştir. Kanal tabanına serili malzeme üniform olup koruyucu önlem olarakriprap ve yaka kullanılmıştır. Deneyler kararsız akım koşullarında gerçekleştirilmiştir. Köprü ayağı etrafında meydana gelen oyulmalar zamana bağlı olarak ölçülmüş ve kullanılan koruyucu yöntemin oyulma derinliğini ne ölçüde azalttığı belirlenmiştir. Deneysel bulgular ilgili mevcut literatür bilgileri ile de karşılaştırılmış ve yorumlanmıştır. In this thesis, methods of countermeasures to prevent local scour around bridge pier were investigated experimentally within the scope of the TUBİTAK 109M637 project. The experiments were carried out in a rectangular flume of 80 cm width, 18.6 m length and 75 cm depth which was available in the Hydraulic Laboratory of the Civil Engineering Department at DokuzEylul University. The bed material of the flume was uniform and riprap and collar were used as countermeasure practices. The temporal variations of scour depth weremeasuredand the efficiency of various preventive means was determined. The experimental results were compared and interpreted in the light of available literatur
Çeşme ve Urla'daki jeotermal kaynakların uzaktan algılama ve coğrafi bilgi sistemleri teknikleri kullanılarak incelenmesi
Enerji kavramı ve enerji kaynaklarının sürdürülebilirliği geçmişten bugüne dünyanın en önemli konularından ve sorunlarından biri olmuştur. Enerji kaynaklarının hızla tükenmesi, petrol, kömür, nükleer enerji gibi kendini yenileme durumu olmayan kaynakların bilinçsizce kullanılması, bu kaynakların çevreye ve atmosfere verdiği kirlilik gibi etkenler insanları yenilenebilir enerji kaynaklarını kullanmaya yönlendirmiştir. Dünyanın enerji ihtiyacını karşılamak amacıyla bir çok çalışma ve proje yürütülmektedir. Yenilenebilir enerji kaynaklarının en önemlilerinden olan jeotermal enerji ise günümüzde elektrik üretimi, tıp, turizm, ziraat, endüstri gibi sayısız alanda kullanılabilen bir kaynaktır. Jeotermal enerji kaynaklarının nice faydası bulunmakla birlikte, bunların başlıcaları daha önce belirtildiği gibi yenilenebilir olması yani doğru kullanımla tükenmesi zor bir enerji çeşidi olması, tespit ve üretiminin kolay olması, maliyetinin düşük olması, yatırımın çok kısa bir zamanda geri dönüş sağlaması, ayrıca diğer kaynaklara göre çevreye verilen zararın çok az olmasıdır. Bu çalışmada jeotermal enerji kaynaklarının uzaktan algılama ve coğrafi bilgi sistemleri teknikleriyle belirleme yöntemleri incelenmiştir The concept of energy and the sustainability of energy sources has been one of the world?s most important issues. Rapid depletion of energy resources, unconscious use of non-renewable resources like oil, coal, nuclear power and environmental and atmospheric pollution resulted from these sources have led people to use renewable energy sources. Many studies and projects have been carried out in order to meet the world?s energy needs. The geothermal energy is the most important renewable energy source and can be used in countless areas such as power generation, medicine, tourism, agriculture and industry. There are lots of benefits of geothermal energy resources.The most important benefits are that it is a renewable source, it is easy to detect and produce, it is cheap, it provides return on invesment in a very short time and it damages the environment very little. In this study, the methods of defining the geothermal energy sources by remote sensing and geographical information systems have been analysed