DSpace at Dokuz Eylul University
Not a member yet
10837 research outputs found
Sort by
Treatment adaptation and Quality of life of hypertensive patients
Giriş: Hipertansiyon, Dünya Sağlık Örgütüne göre dünyadaki her sekiz ölümden birinin sorumlusu olup en öldürücü üçüncü hastalıktır. Amaç: Bu çalışma, hipertansiyon tanısı almış hastaların yaşam kalitesi, tedavi uyumları ve etkileyen faktörleri incelemek amacıyla tanımlayıcı tipte yapılmıştır. Yöntem: Araştırma Isparta Uluborlu İlçe Devlet Hastanesinde Ekim 2011, Ocak 2012 tarihleri arasında yürütülmüştür. Araştırmanın örneklemini tedavi ya da kontrol için başvuran ve çalışmaya katılma kriterlerini karşılayan 165 gönüllü birey oluşturmuştur. Veri toplama araçları olarak, "Sosyo-Demografik Özellikler Formu", "Hill Bone Hipertansiyon Tedavisine Uyum Ölçeği" ve "SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırmanın uygulanması için etik kurul izni dahil gerekli izinlerin tümü alınmıştır. Bulgular: Bulgularımıza göre orta öğretim grubu, beslenme açısından okur-yazar ve ilköğretim gruplarından daha uyumsuzdur. İlginç bir şekilde en düşük beslenme uyumu yüksek öğretim grubuna aittir. Fazla kilolu, 1. ve 2. derece obez olan grupların total uyum düzeylerinin birbirlerinden anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu saptanmış ancak, 3. derece obez grubun uyum düzeyinin diğer grupların hepsinden daha düşük olduğu saptanmıştır. SF-36 fiziksel fonksiyon, rol güç fiziksel fonksiyon, ağrı, genel sağlık, vitalite ve sosyal fonksiyon skorlarının tamamı erkeklerde kadınlara göre daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). Sonuç: Sonuç olarak hastaların sadece %15,8'inin tedaviye tam uyumlu olduğu, tedaviye uyumda yaş, cinsiyet, eğitim durumu, medeni durumun yanı sıra yaşam kalitelerinin etkili olduğu belirlenmiştir. Hipertansif hastaların tedavi ve bakımında bu faktörler göz önünde bulundurulmalıdır Background: Hypertension is responsible for one of every eight deaths, and it is third most deadly disease of the world according to the World Health Organization. Objectives: This study was made as a descriptive type in order to examine the quality of life of patients who diagnosed with hypertension, compliance with treatment, and the factors affecting it. Methods: Research was made at Uluborlu Town Hospital between October 2011 to January 2012. Sample of the research are 165 voluntary individuals who applied to a policlinic for treatment or control and also meets the criteria for participating in the study. Data collection tools used in this study is; Socio-demographic form, Hill Bone Hypertension Treatment Compliance Scale (HBHTCS) and SF-36 Quality of Life Scale. All of necessary permits included ethics committee approval for the implementation of research was taken. Results: According to our findings secondary education group are incompatible than literacy and primary education groups in terms of nutrition. Interestingly, the lowest dietary compliance belongs to a group of higher education. Overweight, first and secondary obese patients' compliance levels are gradually higher than each other but compliance level of third degree obese group were lower than all other groups. All of the SF-36 scores such as physical functioning, role-power physical function, pain, general health, vitality and social functioning scores were higher in men compared to women. Conclusion: As a result, it was determined that only 15.8% of patients is fully compliant with treatment, age, gender, education level, marital status, as well as the quality of life to be effective in adaptation to the treatment. These factors should be considered in the treatment and care of hypertensive patients
Examining The Association of Perceived Stress with Sleep Quality in Pregnancy
Giriş: Gebelik, kadının hayatı boyunca yaşadığı en önemli olaylardan biridir. Doğal bir olay olmasına rağmen gebelik fizyolojik, psikolojik ve sosyal açıdan birçok değişikliği de beraberinde getirmektedir. Bu nedenle gebelikte uyku ve algılanan stres gebe kadın için önemli bir yer tutmaktadır. Amaç: Bu çalışma, gebe kadınların uyku kalitesi ile algılanan stres arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Çalışma, tanımlayıcı ve kesitsel bir çalışmadır. 10 Ocak - 10 Nisan 2011 tarihleri arasında Sivas merkezde yer alan bir devlet hastanesinde 300 gebe ile yapılmıştır. Çalışmada veriler Kişisel Bilgi Formu, Pittsburgh Uyku Kalitesi Ölçeği (PUKÖ) ve Algılanan Stres Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Verilerinin analizinde yüzdelik dağılım, t testi, Pearson korelasyon analizi ve ANOVA testleri kullanılmıştır. Bulgular: Çalışmada gebelerin PUKÖ puan ortalamasının 5.13±3.35, algılanan stres ortalamasının 25.30 ± 5.04 tespit edilmiş, %39.6'sının uyku kalitesinin kötü olduğu ( > 5) belirlenmiştir. Gebelerin uyku kaliteleri ile algıladıkları stres arasında pozitif yönde anlamlı ilişki vardır (r = .37, p = .001). Uyku kaliteleri kötüleştikçe algıladıkları stres de artmaktadır. Sonuç: Gebelerin uyku kaliteleri kötü, algıladıkları stres yüksektir, uyku kalitesi ve algılanan stres arasında yakın ilişki vardır. Background: Pregnancy is one of the most important events experienced throughout life of women. Pregnancy also brings with it many changes physiological, psychological and social perspective although is a natural event. For this reason, sleep and perceived stress during pregnancy has an important place for pregnant women. Objectives: This study was to determine the relationship of sleep quality and perceived stress of pregnant women. Methods: The study is a descriptive and cross-sectional study. The study were made with 300 pregnant women from January 10 to April 10 2011 in hospital in the city of Sivas. The data were collected using a personal information form, Pittsburgh Sleep Quality Index (PSQI) and Perceived Stress Scale. Percentage distribution, t test, Pearson correlation analysis and ANOVA tests were used for the data analysis. Results: In this study of pregnant woman the median point of the PSQI was found to be 5.13 ± 3.35, the median point of the perceived stres was found to be 25.30 ± 5.04, 39.6% stated that their sleep quality was poor ( > 5). There are significant the positive relationship quality sleep between perceived stres of pregnant woman (r = .37, p = .001). The worse the quality sleep also increases perceived stres. Conclusion: Pregnant woman have got the worse the quality sleep, perceived stres higher, there is a close relationship between quality sleep and perceived stres
Roma Dönemi Efes ve Pompeii Duvar Resimlerinin İkonografik Açıdan Değerlendirilmesi
Efes duvar resimlerinin tarihi Hellenistik dönemden Bizans dönemine kadar uzanmaktadır. Bu makalenin içeriğini oluşturan Roma dönemi duvar resimleri 'Teras Ev 2'de bulunmaktadır. İmparatorluğun doğusunda yer alan kentlerden sadece Efes'te bu kalitede ve sayıda duvar resimleriyle karşılaşılmıştır. Efes duvar resimlerinde Hellen mitolojisinden sahnelerin yanı sıra filozoflar, peyzaj resimleri ve günlük hayattan kesitler de yer almıştır. Bu resimler, Roma resim sanatının Anadolu'daki en dikkat çekici örnekleridir. Bu makalede, Efes'teki Roma dönemine ait duvar resimleri ile Pompeii duvar resimlerinin ikonografik açıdan karşılaştırmalı bir değerlendirilmesi yapılmaktadır. Ephesian wall paintings has a history from the Hellenistic to the Byzantine Period. Related to our theme examples of Roman wall paintings are in the so-called 'Terrace House 2' of Ephesus. In the east of the Roman Empire only Ephesus has yielded such a wealth of wall paintings, in both number and quality. Roman wall paintings of Ephesus scenes are generally from Greek mythology, philosophers, landscape pictures and daily-life studies. These paintings are the most significant examples of Roman painting in Anatolia. In this paper, the Ephesus wall paintings of the Roman period and the Pompeii wall paintings are evaluated comparatively from the aspect of iconographic styles
THE EFFECT OF STUDENT LIKINGS ON COMPANY STRATEGIES ABOUT LAPTOP COMPUTER PREFERENCE: A GAME THEORY APPROACH
Gelişen rekabet ortamında firmaların stratejik planlarının yapılmasında önemli bir araç olan oyun kuramının önemi, gün geçtikçe artmaktadır. Bilgi teknolojisindeki gelişmelere bağlı olarak, dizüstü bilgisayar kullanıcılarının önemli bir bölümünü üniversite öğrencileri oluşturduğundan üniversite öğrencilerinin beğenileri ve tercihleri dizüstü bilgisayar firmaları açısından önemsenmelidir. Bu çalışmada, Dokuz Eylül Üniversitesi Fen ve Edebiyat Fakültelerindeki öğrencilerinin en çok tercih ettikleri iki dizüstü bilgisayar firması tasarlanan anket yoluyla belirlenmiştir. Firmalar tarafından üniversite öğrencilerine yönelik bir satış kampanyası düzenlendiğinde, firmalarının kampanya için hangi özelliklerine önem vermesi gerektiği oyun kuramı kullanılarak araştırılmıştır. Bu çalışmanın amacı, öğrencilerin beğenilerinin, dizüstü bilgisayar firmalarının reklam stratejilerini nasıl etkilediğini araştırmaktır. Bu amaçla iki ayrı oyun problemi önerilmiştir. Birinci oyun problemi rakip firmaların birbirine göre durumunu ifade eden sıfır toplamlı oyun, ikinci oyun ise her iki oyuncunun, öğrencilerin beklentilerini ne ölçüde karşıladığını çözümleyen sıfır toplamlı olmayan oyundur. Çalışma sonucunda, üniversite öğrencilerine yönelik yapılacak reklam kampanyasında firmaların hangi özelliklerini öne çıkarması gerektiği konusunda öneriler verilmektedir In growing competition environment, the importance of game theory, which is a vital instrument in strategic planning of companies, has been increasing day by day. Depending upon the improvements on information technologies, the large proportion of the laptop users is the university students. Then the laptop computer companies should care about the likings and the preferences of the university students. In this study, two laptop computer companies, which are the most preferred by the students of the Faculty of Arts and Faculty of Sciences in Dokuz Eylül University, are determined through a designed survey. When a student oriented sales campaign is prepared by the companies, which features should be taken into account by the companies are determined by the game theory approach. The aim of this study is to examine how the student preferences affect on the advertising strategies of the laptop computer firms. To this end, two different game problems have been proposed. The first one is a zero-sum game which expresses the status of the two companies according to each other; and the second one is a nonzero-sum game which analyzes the question that to what extend the both companies meet the students' expectations. As a result of the study, some suggestions have been made with respect to which features of the companies should become prominent for the student oriented sales campaig
Determination of Affecting Factors and Postnatal Comfort Levels of Postpartum Women
Giriş: Doğum sonu dönemde loğusaların konfor düzeylerinin belirlenmesi, kadınların doğum sonu döneme ilişkin yaşadığı problemlerin saptanması ve çözümünün sağlanması açısından çok önemlidir. Amaç: Bu araştırma loğusaların doğum sonu konfor düzeylerinin belirlenmesi ve etkileyen faktörlerin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Tanımlayıcı tipte olan araştırmanın örneklemine araştırmaya katılmayı kabul eden 233 lohusa alınmıştır. Araştırma 16 Aralık 2010-15 Mart 2011 tarihleri arasında yapılmıştır. Veriler anket formu ve Doğum Sonu Konfor Ölçeği ile toplanmıştır. Verilerin analizinde Cronbach alfa katsayısı, yüzdelik dağılım, ortalama, standart sapma, t testi, Mann-Whitney-U testi, tek yönlü varyans analizi ve Kruskall-Wallis varyans analizi kullanılmıştır. Bulgular: Loğusaların Doğum Sonu Konfor Ölçeği toplam puan ortalamasının 118.28±13.62 olduğu saptanmıştır. Yapılan istatistiksel analizde kadınların eğitim durumu, çalışma durumu, eşlerinin eğitim durumu, gelir durumu, çocuk sayısı ve gebeliğin isteme durumu ile psikospritüel alt boyut arasında anlamlı fark olduğu bulunmuştur. Doğum şeklinin fiziksel ve sosyokültürel konfora etkili olduğu ve normal doğum yapanlarda doğum sonu konforun daha yüksek olduğu saptanmıştır. Sonuç: Bu çalışmada loğusaların orta düzeyde konfora sahip oldukları belirlenmiştir. Doğum sonu konforu yükseltmeye yönelik, ebe/hemşirelerin annelerin ihtiyaç ve beklentilerini belirleyerek nitelikli bakım vermeleri önerilebilir. Giriş: Doğum sonu dönemde loğusaların konfor düzeylerinin belirlenmesi, kadınların doğum sonu döneme ilişkin yaşadığı problemlerin saptanması ve çözümünün sağlanması açısından çok önemlidir. Amaç: Bu araştırma loğusaların doğum sonu konfor düzeylerinin belirlenmesi ve etkileyen faktörlerin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Tanımlayıcı tipte olan araştırmanın örneklemine araştırmaya katılmayı kabul eden 233 lohusa alınmıştır. Araştırma 16 Aralık 2010-15 Mart 2011 tarihleri arasında yapılmıştır. Veriler anket formu ve Doğum Sonu Konfor Ölçeği ile toplanmıştır. Verilerin analizinde Cronbach alfa katsayısı, yüzdelik dağılım, ortalama, standart sapma, t testi, Mann-Whitney-U testi, tek yönlü varyans analizi ve Kruskall-Wallis varyans analizi kullanılmıştır. Bulgular: Loğusaların Doğum Sonu Konfor Ölçeği toplam puan ortalamasının 118.28±13.62 olduğu saptanmıştır. Yapılan istatistiksel analizde kadınların eğitim durumu, çalışma durumu, eşlerinin eğitim durumu, gelir durumu, çocuk sayısı ve gebeliğin isteme durumu ile psikospritüel alt boyut arasında anlamlı fark olduğu bulunmuştur. Doğum şeklinin fiziksel ve sosyokültürel konfora etkili olduğu ve normal doğum yapanlarda doğum sonu konforun daha yüksek olduğu saptanmıştır. Sonuç: Bu çalışmada loğusaların orta düzeyde konfora sahip oldukları belirlenmiştir. Doğum sonu konforu yükseltmeye yönelik, ebe/hemşirelerin annelerin ihtiyaç ve beklentilerini belirleyerek nitelikli bakım vermeleri önerilebilir
An Application for the Determination of the Acoustical Properties of Small Volume Popular Music Venues
Mekan akustiği üzerine yapılan çalışmalar içerisinde popüler müzik eserlerinin seslendirme mekanlarına (bar, club vb.) ait araştırmalar, literatürde oldukça az yer kaplamaktadır. Ancak, dinleyici sayıları göz önüne alındığında bu mekanlar uluslararası sanat müziği mekanlarına göre çok daha kalabalık mekanlardır. Bu nedenle bar-club gibi mekanların akustik özellikleri, yapılan performansın doğru bir şekilde dinleyiciye ulaşması bakımından oldukça önemlidir. Bu çalışma, örnek mekanlarda gerçekleştirilen ölçümlerden elde edilen veriler çerçevesinde, bu mekanların akustik özelliklerinin ortaya konması ve mekanın ölçülen akustik verileri ile seslendirme sisteminden elde edilen verilerin karşılaştırılması üzerine temellenmiştir. Bu sayede bu tip mekanlarda akustik tasarım ve ses sitemi arasındaki ilişkilerin gözlemlenmesi amaçlanmaktadır. Researches on the acoustical properties of popular music venues (bars, clubs etc.) are rather limited in the related literature. However, taking the number of listeners into account, these venues are more crowded than concert halls where classical music is being played. Therefore, the acoustical properties of these venues, such as bars-clubs, are quite important in respect to transmit the musical performance to the listeners properly. This study is based on the presentations of the acoustical properties of selected venues and the comparisons of the data acquired from the sound systems with the measured acoustical data. Thus, it is aimed to analyze the relationships between the acoustical designs and sound systems in such venues
Visual outcomes after refractive multifocal intraocular lens implantation into one eye and diffractive one into the other eye
Amaç: Katarakt cerrahisinde "mix and match" yaklaşımı ile multifokal göz içi lensi (GİL) implantasyonu yapılan hastaların görsel sonuçlarını değerlendirmek. Metod: Bu prospektif, randomize olmayan, vaka kontrol çalışmasına 20 hasta (40 göz) dahil edildi. Refraktif multifokal GİL (ReZoom NXG1) hastaların baskın gözlerine implante edilirken, difraktif multifokal GİL (Tecnis ZMA00) baskın olmayan gözlerine implante edildi. Hastalar toplam 6 ay takip edildi. Katarakt cerrahisinden 1, 3 ve 6 ay sonra monoküler ve binoküler düzeltilmemiş uzak, ara mesafe ve yakın görme keskinlikleri (logMAR), kontrast duyarlılık düzeyleri ölçüldü. Postoperatif 6. ayda defokus eğrileri, okuma hızları, gözlükten bağımsızlık, halo ve kamaşma semptomları da değerlendirildi. Postoperatif yaşam kalitesi, NEI VFQ-25 (National Eye Institute Visual Function Questionnaire-25) anketinin Türkçe versiyonu ile değerlendirildi. Sonuçlar: Çalışma grubu, yaş ortalaması 69.45 ± 10.76 (31-86) yıl olan 8 kadın, 12 erkekten oluşmaktaydı. Postoperatif 6. ayda ReZoom implante edilen gözlerde ortalama sferik ekivalan -0.04 ± 0.12 D iken, Tecnis implante edilen gözlerde -0.04 ± 0.12 D idi. Postoperatif 6. ayda düzeltilmemiş uzak ve ara mesafe görme keskinlikleri ReZoom implante edilen gözlerde Tecnis implante edilenlerden anlamlı daha iyi bulundu (sırasıyla, p=0.026 ve p=0.037). Düzeltilmemiş yakın görme keskinlikleri arasında anlamlı fark bulunmadı (p>0.05). Postoperatif 6. ayda ortalama binoküler düzeltilmemiş uzak görme keskinlikleri -0.05±0.1 logMAR, ortalama binoküler düzeltilmemiş ara mesafe görme keskinlikleri 0.1±0.2 logMAR, ortalama binoküler düzeltilmemiş yakın görme keskinlikleri 0.1±0.1 logMAR'dı. Kontrast duyarlılık, okuma hızı, halo ya da kamaşma açısından gruplar arasında istatistiksel anlamlı fark tespit edilmedi (p<0.05). Fotopik ve mezopik koşullardaki kontrast duyarlılık değerleri tüm takiplerde normal sınırlardaydı. Ortalama hasta memnuniyeti %95 bulundu ve tüm hastalar tamamen gözlükten bağımsızdı. Hastaların %40'ında düşük derecede halo ya da kamaşma şikayeti tespit edildi. Herhangi bir postoperatif komplikasyona rastlanmadı. Tartışma: Seçilmiş katarakt hastalarında multifokal GİL'leri "mix and match" yapmak mükemmel görsel sonuç, yüksek hasta memnuniyeti ve gözlükten kurtulma sağlamaktadır. Purpose: To assess the visual outcomes in patients who underwent cataract surgery with multifocal intraocular lens (IOL) implantation using a "mix & match" approach. Methods: Twenty patients (40 eyes) were involved in this prospective, nonrandomized, casecontrol study. Refractive multifocal IOLs (ReZoom NXG1) were implanted in patients' dominant eyes and diffractive multifocal IOLs (Tecnis ZMA00) were implanted in their nondominant eyes. Patients were followed for 6 months. Monoocular and binocular uncorrected distance, intermediate and near vision acuity (logMAR), contrast sensitivity levels were measured 1, 3 and 6 months later after cataract surgery. Defocus curves, reading speeds, patient satisfaction, spectacle dependence, halo and glare symptoms were also evaluated at 6 month after the surgery. Postoperative quality of life was assessed with the Turkish version of NEI VFQ-25 (National Eye Institute Visual Function Questionnaire-25). Results: The study group consists of 8 females and 12 males, with mean age 69.45 ± 10.76 (31-86) years. At 6 months after the surgery the mean spherical equivalent was -0.04 ± 0.12 D in ReZoom implanted eyes and -0.11 ± 0.2 D in Tecnis implanted eyes. The uncorrected distance and intermediate visual acuity levels were significantly better in ReZoom implanted eyes at 6 months after the surgery (p=0.026 and p=0.037,respectively). There was no statistically significant difference in the uncorrected near viasual acuity (p>0.05). At the final visit, the mean binocular uncorrected distance visual acuity was -0.05±0.1 logMAR, the mean binocular uncorrected intemediate visual acuity was 0.1±0.2 logMAR and the mean binocular uncorrected near visual acuity was 0.1±0.1 logMAR. There was no statistically significant difference in contrast sensitivity, reading speed, halos, or glare between the groups (p<0.05). Contrast sensitivity measurements under photopic and mesopic conditions were within normal limits during all the follow-up periods. The mean patient satisfaction was 95% and all patients were totally spectacle independent. A low degree of glare/halo was detected in 40% of the subjects. There was no postoperative complication. Conclusions: Mixing and matching multifocal IOLs in selected cataract patients provide an excellent visual outcome, a high level of patient satisfaction and spectacle independency
A significant danger in the work environment of nurses: Bullying
Yıldırma hemşirelik için önemli bir sorundur. İşyerinde yıldırma son yıllarda dikkat çeken bir konu haline gelmiştir. Yıldırmada hem bireysel hem de kurumsal özellikler önemli görünmektedir. Özellikle mağdurların ve saldırganların özelliklerini bilmek riskli grupları belirleme açısından önemlidir. Ayrıca yıldırmaya zemin hazırlayan kurumsal faktörlerin de planlamalarda göz önüne alınması gerekmektedir. Yıldırmanın sonuçları hem hemşireleri hem de kurumları olumsuz etkilemektedir. Yıldırmaya uğrayan bireyler hem fizyolojik hem psikolojik olarak olumsuz etkilenmektedirler. Ayrıca yıldırmanın yoğun olduğu kurumlarda çalışanlar işten ayrılmayı düşünmekte, motivasyonları düşmekte ve verimlilikleri azalmaktadır. Hemşirelerin yıldırmayla ilgili hakları konusunda bilgilendirilmeleri, hemşireleri bireysel ve kurumsal olarak güçlendirecek önlemlerin alınması gerekmektedir. Hemşirelerin kendilerini daha rahat ifade edebilecekleri çalışma ortamına ihtiyaçları bulunmaktadır Bullying is an important issue for nursing. Bullying in the workplace has become a subject of concern in recent years. Both individual and organizational characteristics seem to be important in bullying. In particular, recognizing the characteristics of victims and perpetrators is important to identify the risk groups. Organizational factors that lay the groundwork for bullying must also be taken into account in the planning. The results of bullying adversely affect both nurses and institutions. Individuals vulnerable to bullying are affected both physiologically and psychologically. In addition, employees in organizations where they are exposed to bullying consider resigning, and their motivation and productivity decrease. It is necessary that nurses should be informed about their rights regarding bullying, and that measures which will strengthen nurses individually and institutionally should be taken. Nurses need a working environment in which they can express themselves more comfortabl
Myth and Tragedy as an Ideological Tool
Mitosların ortaya çıkışı, dinsel tapınım ve onun getirdiği sistem, törenlerin belli bir disiplinle yinelenmeye başladığı zamanda görülür. İlkel insanların doğadan etkilenmesi, doğanın doğum sancılarını doğayla bütünleşerek hissetmesi, yaratılışın anlamını doğayla paylaşması onu ‘oyun'lar oynamaya itmiştir. Bu açıdan bakıldığında mit, geçmişten bugüne bir iletişim ve anlamlar sistemi oluşturur. Bu iletişim sistemi ve anlam olgusu da mitin bir kurgu, bir nesne ya da kavramdan öte anlamlarla kullanılmaya başlandığının altını çizer. ‘Anlamlandırma/anlam yaratma', aynı zamanda içinde bulunulan sistemin de işleyişini, yasalarını, düzen ve düzensizliğini kurma ya da koruma amaçlı kullanılmaya yarayan faydacı bir zihniyetle ele alınmaya başlanır. Bu anlamda tragedyanın sahip olduğu kamusal ve politik güç, insanların içinde yaşadıkları dönemi, sistemi benimsemelerinde ideolojik bir rol oynamıştır. The arising of myths, religious worshiping and the system which it brings, is seen when ceremonies started to repeat in a certain discipline. Effects of nature on primitive people, feeling the birth pains of the nature with nature and sharing the meaning of creation with nature pushed them to play ‘games'. In this perspective myth forms a system of communication and meaning from the past to present. Also, this communication system and the phenomenon of meaning underline that the myth is started to use in a sense beyond a fiction, an object or a concept. ‘Signification/ creating a meaning' is also started to use in an utilitarian mindset to preserve or set up to the functioning of the current system, the laws, order and disorder of it. In that sense, the political and public power of tragedy plays an ideological role to make people adopt the system and period they live i
Efficiency of stakeholder roles in the structuring of destination brand image: The case of Denizli Pamukkale
Destinasyonlar, rekabet koşulları altında kendilerini farklı kılabilmek için özgün destinasyon markalarını yaratmak zorundadırlar. İnandırıcı ve etkili marka imajına sahip olan destinasyonlar, ziyaretçiler açısından daha çekici olmaktadır. Ziyaretçiler destinasyonu, farklı unsurlardan oluşan, tek bir ürün şeklinde algılama eğilimindedir. Bu nedenle, destinasyon marka imajının oluşmasında kamu ve özel sektör paydaşlarının birlikte hareket etmesi, plan ve stratejileri birlikte oluşturması oldukça önemlidir. Bu doğrultuda tez çalışmasında, Pamukkale örneğinde destinasyon marka imajının oluşmasında kamu ve özel sektör paydaşlarının etkinliği tespit edilmeye çalışılmıştır. Öncelikle yerel halkın ve turistlerin Pamukkale destinasyon markasına yönelik algısı ölçülmüştür. Veriler ışığında turistin Pamukkale'deki deneyimine katkı veren paydaşların rolleri ve bu rolleri arasındaki tutarlılık ve işbirliği incelenmiştir. Pamukkale'nin doğal yapısı destinasyon marka imajında en önemli faktör olarak ortaya çıkmıştır. Ziyaretçiler ve yerel halk, Pamukkale'yi çoğunlukla eşsiz, doğal, beyaz ve hayret uyandırıcı olarak tanımlamaktadır. Bununla birlikte, otel, restoran ve ören yeri fiyatları ise yüksek algılanmakta ve imaj açısından olumsuz etki yaratmaktadır. Destinasyon marka imajında paydaş rollerinin etkinliği incelendiğinde, Pamukkale'nin görece olarak küçük bir destinasyon olmasının işbirliğini kolaylaştırıcı etkisi olduğu görülmektedir. Paydaşlar, çalışmalarını birbirleriyle iletişim ve işbirliği içinde yürütmektedir. Destinations should create their own brands in order to differentiate themselves from their counterparts under the competitive conditions. Destination with trustworthy and effective brand image are more attractive to visitors. Visitors tend to perceive a destination as a product composed of different elements. Therefore, it is important that stakeholders in public and private sectors act in a coherent manner and prepare plans and strategies in collaboration. In this scope, this dissertation tries to examine the efficiency of public and private stakeholders in the structuring of destination brand image by analysing the case of Pamukkale. Firstly, destination brand image of Pamukkale is evaluated on the basis of the perception of visitors and local people. In the light of the results from this evaluation, the roles of the stakeholders which contribute to the overall destination experience of tourists, the coherence and cooperation among stakeholders are examined. The natural characteristics of Pamukkale stands out as the most important factor in the destination brand image. Visitors and local people define Pamukkale as unique natural, white and astonishing. However, the prices of hotels, restaurants and visiting historical places are perceived to be expensive by influencing brand image in a negative way. With regard to stakeholder roles in destination brand image, it is seen that Pamukkale has an advantage due to its relative smaller geographical area which facilitates cooperation. Stakeholders perform their activities in contact and collaboration with each other