DSpace at Dokuz Eylul University
Not a member yet
10837 research outputs found
Sort by
Metaphorical expressions in the 6th, 7th and 8th grade Turkish courses
Düşünce, sözü meydana getiren ilk eylemdir. Zihinde tasarlanan kavram ve fikirler, dil yoluyla dışa vurulur. Bu noktada sözün en doğru ve güzel söyleniş biçimini oluşturan belagat kavramı, devreye girer. Belagat; tasarlanan düşüncenin, estetik bir biçimde söze aktarılmasında önemli bir rol oynar. Kısaca belagat ?ne söylendiği?nden çok, değişik söz sanatları ve anlatım kalıplarıyla ?nasıl söylendiği? üzerinde duran bir edebi alandır.Belagatin sıkça yararlandığı söz sanatlarından biri olan mecaz; edebiyatta bir sözcüğü, bilinen anlamının dışında kullanmak demektir. Söze anlam değeri ve derinliği kazandırmada mecazdan yararlanılır. Bu şekilde belagatin imkanlarından da yararlanarak söze; canlılık ve güzellik de katılmış olur. Mecaz kullanım, sözcüklerin temel anlamlarına karşı yeni bir anlam çağrıştırır. Gerçek ve mecaz olmak üzere iki anlamı karşılayan anlatımlarda, gerçeğin algılanması; mecaz tarafından engellenir. Türk dili bu kullanım biçimiyle anlam ve anlatım zenginliği geniş olan bir dildir. Türkçeye özgü bu anlam ve anlatım zenginliği, yaşamın içinde öğrenilebildiği gibi, ilköğretim düzeyinde Türkçe dersleri bağlamında, ders materyali olan Türkçe ders kitaplarındaki metinlerden yola çıkılarak; tüm kural ve kullanım biçimleriyle sınıf ortamında da öğretilmektedir. Bu çalışmada, metinlerden hareketle ilköğretim 6, 7, 8. sınıf Türkçe ders kitaplarındaki metinlerde dil zenginliğini kazandırma noktasında yer alan mecazlı anlatımların kullanım sıklığı belirlenip kategorize edilerek değerlendirilecektir Thought is the first action that creates the word. Concepts and ideas that are adesigned in mind are expressed through language. At this point, the concept of rhetoric, which forms the best and most accurate phraseology of the word, becomes prominent. Rhetoric plays an important role in turning the designed thought into a word in an esthetical way. In short, rhetoric is a literary area that puts the emphasis on ?how things are expressed? with different figures of speech and phrases rather than ?what is expressed?. Being one of the figures of speech that is frequently used by rhetoric, metaphor signifies using a word outside of its known meaning in the literature. Metaphor is used in adding value and depth of meaning to the word. By this way, the word is embellished with lustiness and beauty by using the facilities of rhetoric. Use of metaphor evokes a new meaning against the basic meanings of words. The perception of truth is interrupted by metaphor in expressions, which meet two meanings as real meaning and figurative meaning. Turkish language has an extensive meaning and expression richness with this style of use. This meaning and expression richness that is peculiar to Turkey could be learned not only in life, but also in the classroom with all styles of rules and usages based on texts in the Turkish school books that are the lesson materials, within the context of primary school Turkish lessons. This study will determine, categorize and evaluate the usage frequency of figurative expressions, which are involved in texts of primary school Turkish school books of 6th, 7th and 8th graders at the point of gaining lingual richness based on text
Cultural Approach for Labor Pain
Doğum ağrısı, kadınların hayatındaki en ağrılı deneyim olarak ele alınabilir. Doğum ağrısı fizyolojik, psikososyal, kültürel ve çevresel faktörlerin etkileşimini içeren subjektif bir deneyimdir. Ayrıca kültürel değerler ve öğrenilmiş davranışlar da ağrıyı algılamayı ve ağrıya verilen cevabı etkilemektedir. Kültürel faktörler, beklenen hemşirelik girişimleri açısından önemlidir ve bireysel bakım planına dahil edilmelidir. Hemşireler, doğumdaki kadının bakımında geleneksel ve profesyonel bakımı birlikte uyguladıklarında, kadını daha iyi teşvik edebilmekte, kültürel çatışma önlenebilmekte, anksiyete azalmakta ve gevşeme sağlanabilmektedir. Hemşirenin ağrı konusundaki duyarlılığı, kültürel inanışlara duyarlılığı ve iletişim kurma becerisi, hastanın sorununu ortaya çıkarmada, tedavi yönteminin doğru seçiminde ve hemşirelik bakımının etkin planlanmasında önemli bir rol oynamaktadır. Labor pain could be estimated as the most painful experience for women. Labor pain is a subjective experience that includes physiologic, psycho-social, cultural and environmental interactions. In addition, cultural values and learned behaviors affect the answer to that pain perception and pain. Cultural factors are important for nursing interventions and should be included in patient care plan. If nurses apply traditional and professional care simultaneously, it reduces anxiety, prevents cultural conflict and it is also helpful for personal relief. The sensitivity of the nurse about pain, cultural sensitivity and ability to communicate beliefs, revealing the patient's problem, the correct choice of treatment method, and plays an important role in efficient planning of nursing care
Using analytic network process (ANP) and ELECTRE methods for supplier selection decision and an application
Teknolojik gelişmelerin artması ve pazarların küresel bir yapıya dönüşmesi nedeniyle, günümüzde değişimler çok hızlı bir şekilde yaşanmakta ve bu değişimler de belirsizlikleri beraberinde getirmektedir. Bu belirsizlik ortamında işletmelerin hedeflerine ulaşabilmesi ve başarılı olabilmesi verdikleri kararların doğruluğuna bağlıdır. İşletmeler yaptıkları tüm faaliyetlerde belirli kararlar vermek durumundadırlar ve bu kararların çoğu, işletmenin rekabetçi konumunu etkileyebilecek stratejik kararlardır. Bu kararların en önemlilerinden biri de, işletmelerin birlikte çalışacakları tedarikçileri belirlemektir. Çünkü tedarikçi seçimi kalite, maliyet, müşteri memnuniyeti gibi faktörleri etkileyerek işletmenin uzun vadedeki başarısında rol oynayan önemli bir karardır. Bu nedenle, tedarikçi seçim kararının doğru ve objektif bir yaklaşımla yapılması büyük önem arz etmektedir.Bu çalışmada, makine sektöründe faaliyet gösteren bir işletme için tedarikçi seçim problemi ele alınmıştır. Doğru tedarikçi seçimi için birçok nitel ve nicel kriterin birlikte dikkate alınması gerektiğinden, tedarikçi seçimi için çok kriterli karar verme tekniklerinden Analitik Ağ Süreci (ANP) ve ELECTRE yöntemleri entegre bir şekilde uygulanmıştır. Probleme ilişkin olarak 5 ana kriter ve 15 alt kriter belirlenmiş olup ANP yöntemi ile probleme ilişkin tüm kriterler ağırlıklandırılmıştır. Daha sonra, ANP yöntemi ile elde edilen ağırlıklar ELECTRE matrisinde kullanılmış ve ELECTRE yöntemi ile de 12 tane tedarikçi değerlendirilerek işletme için en iyi tedarikçi belirlenmiştir As technological improvements increase and markets turn into a global structure, nowadays changes exist in a very fast manner and these changes cause to uncertainty. In this atmosphere of uncertainty, for business, achieving their objectives and being successful depends on the accuracy of the decisions they make. Businesses are required to make certain decisions in all their activities and most of these decisions are strategic decisions that may affect the competitive position of them. One of the most important of these decisions is identifying the suppliers with which business will work. Because supplier selection is an important decision that play a role in the long-term success of business by affecting the factors such as quality, cost and customer satisfaction. So, the decision of selecting supplier in a accurate and objective approach is very important. In this study, supplier selection problem for a business in the machinery sector is considered. Many qualititive and quantitive criteria should be taken into account for selecting the right supplier and therefore, multi-criteria decision making methods, Analytic Network Process (ANP) and ELECTRE methods are applied in an integrated way for supplier selection. The five main criteria and fifteen sub-criteria are determined and all the criteria are weighted by using ANP. Then, the weights obtained by ANP are used in the ELECTRE matrix. Twelve suppliers are evaluated with ELECTRE method and the best supplier is determine
Midterm follow-up results of bioprosthetic aortic heart valves: Retrospective clinical trial
Çalışmamızda Eylül 2008 - Ağustos 2012 tarihleri arasında, aortik pozisyonda biyoprotez implantasyonu uygulanmış olan 32 hastanın yaş, cinsiyet, vücut yüzey alanı (body surface area = BSA), tercih edilen kapak boyutu, etkin kapak alan indeksi (effective orifice area index = iEOA), preoperatif tanı değişkenleri ile postoperatif takipte ölüm, reoperasyonlar ve transaortik gradyent verileri karşılaştırmalı analizlerle değerlendirilmiştir. Çalışmaya katılan 32 hastanın 19?unda ekokardiyografi (EKO) verilerine ulaşılabildi ve ortalama aort gradyenti 25mmHg olarak hesaplandı. Takip sürecinde 9 hasta kaybedildi ve 2 hastaya reoperasyon uygulandı. Reoperasyon uygulanan hastalardan da 1 tanesi postoperatif erken dönemde kaybedildi. Çalışma sonlandırıldığında reoperasyonsuz sağkalım oranı %68,8 idi. Ortalama takip süresi 363 gün, en kısa takip süresi 129 gün, en uzun takip süresi 1339 gün olmuştur. Bir yıllık sağkalım %83,8, iki yıllık sağkalım ise %67,5-75 olarak hesaplanmıştır. Çalışmamızda iEOA>0,85 olmasının, büyük ebatta kapak tercihinin, BSA?nın küçük olmasının sağkalıma olumlu etkisi olmadığını, yaş cinsiyet ve preoperatif tanı kriterlerinin de sağkalımı etkilemediğini saptadık. Thirtytwo cases who underwent bioprosthetic aortic valve replacement between September 2008 and August 2012 are included in this study. Relationship between reoperation rate, survival, mortality and age, gender, body surface area (BSA), effective orifice area index (iEOA), preoperative diagnosis and postoperative follow-up variables have been investigated. In our study, 32 patients who underwent implantation of bioprosthetic valve at aortic position between the dates of September 2008 - August 2012, were evaluated and analysed comperatively by age, gender, BSA, preferred valve size, iEOA, preoperative diagnosis and postoperative follow-up variables, mortality, reoperations and transvalvular gradient. Echocardiographic data were available for 19 of 32 patients participated in the study and mean aortic gradient was calculated as 25mmHg. Nine patients died during follow-up, and 2 patients underwent reoperation, and one of them died in the early postoperative period. Reoperation-free survival rate was 68.8% at the end of the study. Average follow-up period was 363 days (±129-1339). One-year survival rate was 83.8%, and two-year survival was between 67,5% to 75%. We have found no significant effect of iEOA> 0.85, bigger valve size and smaller BSA on survival rate. Age, sex and pre-operative diagnostic criteria also had no effect on survival rate
To compare efficiency of treatment of anal fistula:noninvasive surgery method laft treatment and invasive surgycal treatments
Amaç: Fistül traktüsünün lazer (LAFT) ile ablasyonu perianal fistula tedavisinde yeni bir yöntemdir. Lazer enerjisi kullanularak fiber diot lazer uçlarıyla fistül traktusu kapatılır. Bu çalışmanın amacı klasik cerrahi yöntemlerle LAFT yönteminin cerrahi etkinlik ve oluşabilecek komplikasyonlar açısından karşılaştırılmasıdır. Hastalar ve Yöntem : Temmuz 2010- Ağustos 2013 yılları arasında Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Kliniğinde perianal fistül hastalığı nedeniyle klasik invaziv cerrahi girişimlerle opere edilen 52 perianal fistül hastası ile LAFT yöntemiyle opere edilen 45 hasta retrospektif olarak incelendi. Hastalarin 28'i (% 29 ) kadin, 69'u (% 71) erkekti. LAFT grubunda ortalama yaş 42 (18-74) ve izlem süresi 3.5 ay -1.5 yıldı (ort: 9.6 ay). Klasik yöntemlerle opere edilen hastaların ortalama yaşı 48 (34-68 yaş) ve izlem süresi 3.5 ay -3 yıldı (ort:2 yıl). Fistül tipi belirlenmesinde operasyon bilgileri ve preoperatif MR görüntüleri kullanılarak Park's sınıflaması kullanıldı. 8 hastada basit, 44 hastada intersfinkterik, 40 hastada transsifinkterik, 3 hastada ekstrasfinkterik ve 2 hastada suprasfinkterik anal fistül vardı. Hastaların 45'inde (%46) yüksek, 52'sinde (%54) alçak fistül vardı. Sonuçlar : İntra operatif hiçbir komplikasyon gözlenmedi. Çalışmaya alınan klasik cerrahi girişimlerle (İS+ESGS,fistülotomi) opere edilen 52 anal fistül hastasından 36'sında iyileşme (%69.1) sağlandığı, 16'sında ise nüks (%30.9) olduğu görüldü. LAFT Grubunda Tam iyileşme 16 hastada (%36), Minimal semptomlar hafif akıntı ile birlikte 13 hastada (%29), Persistan semptomatik drenaj 14 hastada (%31), Ağrılı semptomatik drenaj 2 hastada (%4) gözlendi.Klasik cerrahi uygulanan hastalarda ortamla Wexner skoru 1.8, FQIL skoru 115.7 olarak bulundu. Fistülotomi uygulanan hastalarda ortalama Wexner skoru 2.33, FQIL skoru 103.5 olarak bulundu. Her iki alt grup invaziv girişim grubu altında değerlendirildiğinde: Wexner skoru: 2.03, FQIL:105.26 olarak bulundu. LAFT grubunda ise ortalama Wexner skoru 0.2 ve FQIL skoru:111.91 olarak bulundu.İşe dönme ve iyileşme süreleri açısından her iki grup karşılaştırıldığında LAFT grubunda ortalama 1 gün sonra işe dönebilirken, klasik cerrahi grubunda ortalama 6,5 günde işe dönebilmekteydi. İyileşme LAFT grubunda ortalama 20,8 gün; klasik grupta 38,4 gün sürmektedir. Tartışma : Perianal fistüllerde yapılan girişim invazivse iyileşme ve inkontinens oranları daha yüksek ,yaşam kalitesi daha düşüktür.Klasik cerrahi girişimlerdeki yüksek inkontinans oranları alternatif tedavi arayışlarıyla sonuçlanmıştır.LAFT anal fistül tedavisinde ülkemizde yeni kullanılmaya başlanan noninvaziv girişim olup nüks oranları diğer yöntemlere göre daha yüksek olmasına rağmen düşük işe dönme ve iyileşme süreleri, düşük inkontinens oranları ve yüksek yaşam kalitesi skorları sağlamasıyla perianal fistül tedavisinde alternatiftir. Hastalarda LAFT girişimi sonrası semptomların şiddeti zaman içinde anlamlı bir şekilde(2/3 oranında) gerilemektedir.Daha büyük serilerde çalışma gruplarına ihtiyaç vardır. Purpose: Fistula laser closure (LAFT) is a novel non-invasive procedure for the treatment of perianal fistula. Primary closure of the fistula tractus is obtained using laser energy emitted by a radial fiber connected to a diode laser. The aim of this study is to determine the effectiveness of this new technique in the treatment of anal fistula and compare with classic surgical treatment. Patients And Method: Between July 2010 and August 2013 97 consecutive patients with primary or recurrent perianal fistula underwent 52 patients classic surgical treatment and 45 patients LAFT procedure. The surgical procedure was sealing of the fistula tractus by laser energy and classic surgical treatments were fistulotomy and internal sphincterotomy added external sphincteric loose seton. 28 patients (29%) female, 69 patients (71%) were men. LAFT procedure group, mean age 42 (18-74) and the follow-up period was 3.5 months and 1.5 years (mean: 9.6 months). Patients who were operated with conventional methods mean age was 48 years (34-68 years) and follow-up time was 3.5 months -3 years (mean: 2 years). In determining the type of fistula surgery we used preoperative MR images and Park's classification . The types of the fistulas: Simple fistula in 8 patients, intersphincteric fistula in 44 patients, trassphincteric fistula in 40 patients , extrasphincteric fistula in 3 patients and suprasphincteric fistula in 2 patients . 45 patients (46%) higher in 52 (54%) had low type fistula.The primary outcome was cure of the disease. Results: No intraoperative complication was seen. Complete healing was observed in 36 patients(69.1%) and 16 recurrences (30.9%) was observed in classic surgical group. İn LAFT procedure group complete healing was observed in 16 patients (36%), 29 patients had recurrences (65%) were detected. 13 (29%) patients had slight drainage with minimal symptoms , 14 (31%) patients had persistent symptomatic drainage , 2 (4%) patients had painful symptomatic drainage . In classic surgical group Wexner score was: 2.03, Fecal İncontenence Quality of Life score was: 105.26 . LAFT procedure group the scores respectively 0.2 and 111.91. Return to work and recovery times compared in both groups. LAFT procedure group patients can return to work after one day and the average recovery time was 20.8 days. In classic surgical group patients can return to work after 6.5 days and the average recovery time was 38.4 days Conclusion: Perianal fistula surgery by invasive procedure causes higher rates of incontinence, lower quality of life. Because of this alternative treatments are trying to develop. This new approach for perianal fistula is a non-invasive, safe and simple procedure. Regarding half of the patients had recurrent fistulas, a cure rate of 36% was reasonable. Moreover we achieved significant symptomatic control in 2/3 of the patients. Also the low return to work and recovery time, low incontinence rates and higher quality of life scores in treatment of perianal fistulas FiLaCTM procedure is an alternative.Despite the relatively good results of our study, larger series and randomized trials are needed to have a final decision on the effectiveness of this procedure
Comparison of lm-supreme and endotracheal tube in patients undergoing laparoscopic cholecystectomy
Laparoskopik Kolesistektomilerde LM-SUPREME Uygulaması ile Endotrakeal Entübasyonun Karşılaştırılması Amaç: Laringeal Maske (LM) bazı ülkelerde laparoskopik girişimlerde yaygın olarak kullanılsa da, pulmoner aspirasyon riski ve efektif ventilasyon sağlayamama gibi endişeler halen Endotrakeal Tüp (ETT)' nin tercih edilmesine neden olmaktadır. Supreme LM (LM-S) tek kullanımlıktır ve içerdiği drenaj tüpü ile gastrointestinal sistemin solunum sisteminden ayrılmasına olanak sağlar. Bu çalışmada laparoskopik kolesistektomi girişimlerinde ventilasyon parametreleri ve mide distansiyonuna etkileri yönüyle LM-S ile ETT uygulamasının karşılaştırılması planlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız ASA I-II sınıfı, 18-70 yaş arası 100 hasta ile prospektif, randomize ve çift kör olarak yapılmıştır. Hastalar iki gruba bölünmüştür: ETT grup (n=50) ve LM-S grup (n=50). LM-S ya da ETT grubundaki tüm hastalara total intravenöz genel anestezi ve standart ventilasyon protokolü uygulanmıştır. Peritoneal insüflasyon öncesinde, sırasında ve sonrasında peroperatif dönemdeki ventilasyon parametreleri (Havayolu peak basıncı, Ortalama Havayolu Basıncı, Tidal Sonu Karbondioksit, tidal volüm, orofaringeal kaçak basıncı) ve perioperatif laringofaringeal morbidite kaydedilmiştir. Çalışmadan habersiz cerrah da mide distansiyonunu skorlamıştır. Bulgular: Havayolu aracı yerleştirme süresi grup LM-S' de (12 sn) grup ETT' den (17 sn) istatistiksel olarak anlamlı ölçüde kısa bulunmuştur (p=0.000). Gastrik tüpün yerleştirilmesi LM-S grubunda anlamlı ölçüde daha kolay olmuştur (p=0.000). Laparoskopun batın içine girişinden sonra mide distansiyonu grup ETT' de anlamlı düzeyde yüksek saptanmıştır (p=0.036). Havayolu aracı yerleştirildikten 2 dk sonra ortalama ve peak havayolu basınç değerleri grup ETT' de istatistiksel olarak anlamlı yüksek bulunmuştur (p<0.05). Ortalama orofaringeal kaçak basınç değeri grup LM-S için 29,8 cmH2O olmuş ve insüflasyon süresince anlamlı bir şekilde artmıştır (p=0.000). Laringofaringeal morbidite açısından anlamlı farklılık saptanmamıştır. Sonuç: Bu çalışmamızın bulgularına göre laparoskopik kolesistektomi cerrahisinde pozitif basınçlı ventilasyon uygulanan olgularda, LM-S uygulamasının güvenli ve çalışma grubumuzdaki ASA I-II hastalarda endotrakeal entübasyona üstün olduğu sonucuna varılmıştır Comparison of LM-SUPREME and Endotracheal Tube In Patients Undergoing Laparoscopic Cholecystectomy Aim of the study : Although in some countries Laryngeal Mask Airway (LMA) is used for laparoscopic surgeries Endotracheal Tube (ETT) is still preferred for such operations because of the fear of pulmonary aspiration and inadequate ventilation. Laryngeal mask Supreme (LM-S) is a single use device and the presence of a drain tube allows to separate the gastrointestinal tract from the respiratroy tract. We planned to compare ventilation parameters and gastric distension with LM-S vs ETT during laparoscopic cholecystectomy. Methods: ASA I-II one hundred patients, aged between 18-70 years, were included to this double blind, randomised, controlled study. Patients were decided into two groups: ETT group (n=50) and LM-S group (n=50). All patients received total intravenous general anesthesia and a standart ventilation protocol has been carried out. Peroperative ventilation parameteres (peak airway pressure, mean airway pressure, end tidal carbon dioxide, tidal volume and oropharyngeal leak pressure) were recorded before, during and after peritoneal insufflation. At the same times the gastric distention was scored by a blinded surgeon. Perioperative laryngopharyngeal morbidity was also recorded. Results: Insertion time of the airway device was significantly shorter in Group LM-S (12 sec) than Group ETT (17 sec) (p=0.000). Insertion of the gastric tube was significantly easier in Group LM-S (p=0.000). The degree of gastric distention after the entry of the laparoscope was significantly higher in Group ETT (p=0.036). The mean and peak airway presure values were significantly higher in Group ETT (p<0.05) two minutes after the insertion of the airway device. Mean oropharyngeal leak pressure in the LM-S group was 29,8 cmH2O and this preesure increased significantly during the insuflation period (p=0.000). Postoperative laryngopharyngeal adverse events were similar in both groups. Conclusion: Our study demonstrated that LM-S may be safe and superior to ETT for positive pressure ventilation during laparoscopic cholecystectomy in ASA I-II patient
A survey investigating the attitudes and behaviours of anesthesiologists in anesthesia care applications outside the operating rooms
AMAÇ: Türkiye genelinde çalışan anestezi uzmanlarının ameliyathane dışında gerçekleştirilen anestezi uygulamaları olarak tanımlanabilen ?ameliyathane dışı anestezi? uygulamalarındaki tutum ve davranışlarını ve uygulamaya yansımasını araştırmaktır. GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışmamız Dokuz Eylül Üniversitesi Girişimsel Olmayan Araştırmalar Etik Kurulu izni alındıktan sonra 05 Kasım 2012 ve 07 Ocak 2013 tarihleri arasında uygulandı. Anket verileri, basılı anket formlarının elden dağıtılıp doldurulması ve web üzerinden elektronik veri formu yoluyla veri toplanması ile elde edildi. Anket toplam 38 sorudan oluşmaktadır. A bölümde demografik verileri içeren 5 soru , B bölümünde kurum bilgilerini içeren 2 Soru ve C bölümünde ameliyathane dışı anestezi verilerini içeren 31 Soru bulunmaktadır. Elde edilen veriler, Statistical Package For Social Sciences (SPSS) programı kullanılarak Varyans Analizi, Post Hoc (Bonferroni) testleri ve Independent Samples Test ile analiz edildi, dağılımlar arası farklılıklar ki-kare test yöntemleri ile araştırıldı, p değerinin 0.05?ten küçük olması durumunda gruplar arası fark istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. BULGULAR: Toplamda çalışmamız boyunca Türkiye?de çalışan 500 farklı anestezi uzmanından anketimize yanıt alındı. Anestezi uzmanlarının %56?sı çalıştıkları kurumda Anesteziyoloji bölümü dışında sedasyon uygulayan bölümler bulunduğunu bildirdiler. Yalnız ASA 1 hastalara anestezi uygulayan anestezi uzmanlarının hem yaş ortalamasının hem de doktor olarak ve anestezi uzmanı olarak çalıştıkları sürelerin ortalamalarının daha yüksek olduğu ve aralarındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu görülmüştür (p<0.05). Anestezi uzmanlarının yetişkin hastalarda sedoanaljezi için tercih ettiklerini bildirdikleri hipnotik ajan olan midazolam kullanımına göre uzmanların yaşları, doktor olarak ve uzman olarak çalıştıkları süreler karşılaştrıldığında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmıştır (p<0.05). Çalışmamızda anestezi uzmanlarının ameliyathane dışı anestezi uygulamaları sırasında en fazla karşılaştıklarını bildirdikleri komplikasyonlar içinde %70.8 oranında desatürasyon gelmekte, bunu %11.4 ile bulantı kusma ve %10.5 ile hipotansiyon izlemektedir.Ayrıca ankete katılan anestezi uzmanlarının %8.9 `u mortalite ile sonuçlanan komplikasyon ile karşılaştıklarını bildirmişler ve anestezi uzmanlarının ameliyathane dışı anestezi uygulamalarında mortalite ile karşılaşma oranları uzmanların çalıştıkları kurumlar ile karşılaştırıldığında aralarında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmıştır (p=0.005). SONUÇ: Anketimize Türkiye genelinde 59 farklı ilde görev yapan toplam 500 anestezi uzmanından yanıt alınarak anestezi uzmanlarının demografik verileri,kurum bilgileri,ameliyathane dışı anestezi uygulamaları ile ilgili veriler elde edilmiştir. TARTIŞMA: Literatür taraması yapıldığında Türkiye?de ve dünyada anestezi uzmanlarının çeşitli ameliyathane dışı anestezi uygulamalarıyla ilgili yayınlarına rastlanmakla birlikte anestezi uzmanlarının ameliyathane dışı anestezi uygulamalarındaki tutum ve davranışlarını genel ve bir bütün olarak inceleyen bir yayına rastlanmamıştır.Bu çalışma Türkiye?deki anestezi uzmanlarının demografik verilerini, çalıştıkları kurumlar ile ilgili bilgileri ve ameliyathane dışı anestezi verilerini ayrıntılı olarak kapsayan tek anket çalışmasıdır. OBJECTIVE: We aimed to investigate the attitudes and behaviors of anesthesiologists in "non-operating room anesthesia? applications, which can be described as anesthesia applications performed outside the operating room, and their reflection on practice all over Turkey. MATERIALS AND METHODS: Our study was conducted between November 5, 2012 and January 7, 2013 with the approval of Research Ethics Board of Dokuz Eylul University for Non-Interventional Studies. Survey data was obtained through distributing printed questionnaires to be completed either by hand and or via the web. The questionnaire consisted of 38 questions; 5 questions for demographic data in Chapter A, 2 questions for institutional data in chapter B, and 31 questions for non-operating room anesthesia care data in chapter C. The data obtained were analyzed with Statistical Package for Social Sciences (SPSS) program using analysis of variance (ANOVA), post hoc (Bonferroni) test, and Independent Samples Test, and the differences between distributions were investigated with the chi-square test methods, and p-value less than 0.05 was considered statistically significant for the difference between groups. RESULTS: A total of 500 different anesthesiologists working in Turkey replied our survey throughout the study. Among anesthesiologists, 56% reported that there were other sections that can implement sedation other than Anesthesiology department in their institutions. Only for the anesthesiologists who provided anesthesia care for ASA I patients, it was determined that the average age and the average number of total professional years both as a medical doctor and as an anesthesiologist were found to be statistically significantly higher (p <0.05). Based on the use of hypnotic agent, midazolam, which is commonly reported by anesthesiologists to be preferred for sedoanalgesia in adult patients, age, total professional years as a medical doctor and as a specialist displayed statistically significant differences (p < 0.05). In our study, the most frequent complications that can be experienced by anesthesiologist during anesthesia outside the operating room were 70.8% desaturation, followed by 11.4% nausea and vomiting and 10.5% hypotension. Furthermore, 8.9% of the participating anesthesiologists reported that they have encountered with complications resulting in mortality. In comparison of the mortality rates occured during anesthesia applications outside the operating room with the institutions of the anesthesiologists, a statistically significant difference was determined (p = 0.005). CONCLUSION: In this survey research, we obtained demographic data, institutional data, and data regarding non-operating room anesthesia applications from a total of 500 anesthesiologists working in 59 different cities throughout Turkey. DISCUSSION: In the literature review, a variety of studies conducted on various non-operating room anesthesia applications of anesthesiologists in Turkey and worldwide are available; however, any study examining as a whole the attitudes and behaviors of anesthesiologists concerning non-operating room anesthesia applications could not be found. This present study is a single comprehensive survey reseach covering the demographic data, the institutional data, and data related to anesthesia care applications outside the operating room regarding the anesthesiologists in Turkey
A group of Iznik dishes with figures sold at Bonhams auctions
İznik çinileri üretildikleri tarihten itibaren, hem Osmanlı sarayında hem de saray dışında büyük beğeniyle kullanılmıştır. Bunun ya- nısıra, özellikle 16. yüzyılda Avrupalılar, İznik çinilerine karşı büyük ilgi duymuşlardır. Bu ilgi iki farklı yönde gelişmiştir; ilki, çinilerin taklit edilerek yeniden üretilmesi, diğeri ise satın alma yoluyla bu objelere sahip olmak yönünde olmuştur. Bunun yanında, 19. yüz- yılda Doğu'ya olan ilginin artması ise, Batılı tüccar ve gezginleri İznik çinilerini toplamaya yöneltmiş ve bu objeleri beraberlerinde ülkelerine götürmelerine neden olmuştur. Günümüzde, özellikle Avrupa'da birçok müze ve özel koleksiyonda, çok fazla sayıda İznik çinisinin yer aldığı bilinmektedir. Araş- tırmacılar ve koleksiyonerler için, bu çinilerden pek çoğuna ulaşma ve görme olanağı kısıtlıdır. Bu nedenle, konuyla ilgili görsel belgeye sahip ve bunu sergileyen her türlü kaynağın önemli olduğu düşünülmektedir. Londra'da bulunan ve köklü bir geçmişe sahip Bonhams Müzayede evi, İznik çinilerinin de içinde bulunduğu, çeşitli dönem ve üsluplara ait İslam seramiklerini koleksiyonunda barındırması ve satışa sunmuş olması bakımından dikkat çekici bir kataloğa sahiptir. Bu makalede, dünya çapındaki müzayede evlerinden biri olan Bonhams'da farklı zamanlarda satışa sunulmuş bir grup insan ve hayvan figürlü İznik çinisi tanıtılarak fiziksel özellikleri belirtilmiştir. Ayrıca, bu çiniler, kompozisyon ve kullanılan motifler açısından da incelenmiştir. I znik tiles have been used both in Ottoman palace and out of the palace with admiration since the date they were created. Apart from this, in the 16th century, Europeans were very interested in İznik tiles. This interest was built in two ways; first was the imi- tation and re-production of the tiles, the other one was the possession of these objects by purchasing them. Besides, with the increase in the interest towards the East in the 19th century, the merchants and voyagers from the West tended to collect İznik tiles and they brought these objects to their countries. In today's world, it is known that especially in several museums and special collections in Europe, there are a great number of İznik tiles. There is a limited possibility to reach or see most of these tiles for researchers and collectors. Thus, every resource that has visual document about the issue or presents this is thought to be important. The auction house Bonhams, located in London and having a rooted past has a catalogue with İznik tiles in it, which is remarkable with the Islam ceramics belonging to various periods and styles in its collection and their put on the market. In this article, İznik ceramics with a group of human and animal figures that were put on the market at different times in Bonhams, a worldwide auction house, are introduced and their physical properties are mentioned. Moreover, these tiles have been analysed in terms of the compositions and the motifs that were used
Stochastic analysis of groundwater level fluctuations at wells supplying freshwater for Izmir city
Türkiye'nin üçüncü büyük kenti olan İzmir, yıllık 200 milyon m3 civarında bir içme suyu ihtiyacına sahiptir. Bu ihtiyacın yarıdan fazlasının Göksu ve Sarıkız akiferlerinde açılan kuyulardan sağlanması, bu su kaynaklarının zamana bağlı davranışlarının modellenmesi çalışmalarına hayati bir önem kazandırmaktadır. Bu çalışmada, Göksu 16859-A ve Sarıkız Rasat-1 kuyularında kaydedilen aylık yeraltı suyu seviye gözlemlerindeki deterministik trendler çeşitli testlerle teşhis edilip ayıklanmıştır. Trendi alınmış ve tam standardize edilmiş su seviyelerine AR(1), AR(2), ARMA(1,1) gibi mevsimsel olmayan stasyoner zaman serisi modelleri uyarlanmıştır. Birinci Mertebeden tam standardize fark serilerine uyarlanmış stasyoner olmayan ARIMA(p,1,q) modelleri her iki kuyuda da su seviyelerinin rastgele seyir ”“ ARIMA(0,1,0) ”“ ve/veya içsel bağımlı tümleşik hareketli ortalamalı ”“ IMA(1,1) ”“ gibi modellerle başarıyla temsil edilebildiği görülmüştür. Çalışmanın ikinci aşamasında, yağış girdisinin kuyu su seviyeleri üzerindeki etkisini belirlemek amacıyla ARMA(1,1,1,0), ARX(1,1,0) ve ARX(2,1,0) gibi yağış girdili transfer fonksiyonu modelleri kurulmuştur. Oldukça başarılı görülen bu modellerin tahmin performanslarını karşılaştırmak amacıyla farklı mimarilerde beş farklı yapay sinir ağı (YSA) modeli geliştirilmiştir. Girdi katmanlarında önceki aylardaki kuyu su seviyelerini, yağışları ve çekimleri barındıran bu YSA modellerinin tahmin performanslarının yüksek olduğu ve su seviyesi sürecindeki non-lineer dinamik oluşum mekanizmasını daha iyi temsil edebileceği sonucuna varılmıştır. Izmir, the third largest city of Turkey, has an annual municipal fresh water demand of around 200 million m3 /year. Over half of its fresh water requirements is supplied from wells drilled in the Göksu and Sarıkız aquifers. Therefore, modelling of temporal behaviour of these water resources bears a vital importance. In this study, deterministic trends in monthly groundwater levels recorded at Göksu 16859-A and Sarıkız Rasat-1 wells are identified by various trend tests and removed. The non-seasonal linear stationary time series models, such as AR(1), AR(2) and ARMA(1,1), are fitted for the detrended fully standardized water levels. The non-stationary linear ARIMA(p,1,q) models are fitted for the first order differenced and fully standardized sample series. It is found that the first order differenced and fully standardized water levels in both wells can successfully be represented by a random walk model, ARIMA(0,1,0), or by a non-stationary integrated moving average, IMA(1,1), model. Secondly, the single input-single output transfer function models, such as ARMAX(1,1,1,0), ARX(1,1,0), ARX(2,1,0) are developed to explore the effect of rainfall input on the water levels. Five different artificial neural network (ANN) models are also developed to compare the estimation performances of those nonstationary linear stochastic models. It has been found that forecasting performance of the ANN models that incorporate the preceding water levels, precipitations and water withdrawals in the same month were better, and they were able to represent the nonlinear evolution mechanism of the actual water level processes
Obesity prevalence and risk factors in 3-6 years old children living in central districts of the Metropolitan, İzmir
GİRİŞ VE AMAÇ: Vücutta sağlık için risk oluşturan anormal ve aşırı yağ birikimi olan aşırı kiloluluk ve obezite; 21. yüzyılın çocukluk çağında görülen en ciddi halk sağlığı sorunlarından biridir. Ergenlik öncesi aşırı kilolu olan çocukların % 40?ının ergenlik döneminde de kilo almaya devam ettiği ve bunların da % 75-85?inin obez yetişkinler haline geldikleri bilinmektedir. Bu çalışmanın amacı, İzmir İli Büyükşehir Merkez İlçelerinde üç-altı yaş çocuklardaki obezite sıklığını hesaplanmak ve obezite ile ilişkili risk faktörlerini araştırıp, ortaya koymaktır. YÖNTEM: Araştırma kesitsel tiptedir. Araştırmanın evreni İzmir Büyükşehir Belediyesi?ne bağlı merkez ilçelerden Balçova, Bornova, Buca, Çiğli, Gaziemir, Güzelbahçe, Karabağlar, Karşıyaka, Konak ve Narlıdere?de yaşayan üç-altı yaş arasındaki 130,714 çocuktur. Çalışmada toplam 413 hastaya ulaşılmıştır. Çalışmada, obezite ile ilşkili olabilcek kronik hastalık ve/veya ilaç kullanımı nedeniyle sekiz çocuk çalışma dışında bırakıldığından toplam 405 çocuğun verileri kullanıldı. Araştırmanın bağımlı değişkeni obezite varlığı, bağımsız değişkenleri ise sosyodemografik özellikler, doğum öncesi dönem ve büyümeye ait özellikler, beslenme alışkanlıkları, fiziksel aktivite alışkanlıkları, televizyon izleme, bilgisayar kullanımı, kreş ya da okula gitme durumu ve aile bireylerinin kilo durumu olarak belirlenmiştir. Çalışmaya katılan çocukların ailelerine anket uygulanıp, çocukların kilo ve boyları ölçülerek beden kitle indeksleri hesaplanmıştır. İstatistiksel çözümlemede ki-kare analizi ve lojistik regresyon kullanılmıştır. Aşırı kiloluluk ve obeziteye etkili faktörler için olasılıklar oranı hesaplanmıştır. BULGULAR: Ortalama yaşları 56,7±9,3 ay olan 405 çocukta, aşırı kiloluluk sıklığı %10,4 ve obezite sıklığı %13,1 saptanmıştır. Cinsiyet ile aşırı kiloluluk ve obezite arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (p=0,850). Aşırı kiloluluk ve obezite ile çocuğun doğum ağırlığı (p=0,045), bir yaşındaki kilosu (p=0,000), öğünlerinin düzenli olması (p=0,019), anaokulu/ilkokula gidiyor olması (p=0,016), babasının aşırı kilolu ya da obez olması (p=0,000) ve ailenin sağlık güvencesinin olmaması (p=0,031) arasında anlamlı ilişki saptanmıştır. Bu faktörler lojistik regresyon ile tekrar analiz edildiğinde anlamlı ilişkili değişkenlerin; çocuğun bir yaşındaki kilosu (OO=1,390 % 95 GA=1,139-1,698 p=001), anaokulu/ilkokula gidiyor olması (OO=3,585 % 95 GA=1,445-8,894 p=0,006), kardeşinin olmaması (OO=0,562 % 95 GA=0,350-0,903 p=0,017) ve ailenin sağlık güvencesinin olmaması (OO=4,423 % 95 GA=1,010-19,364 p=0,048) olduğu saptanmıştır. SONUÇ VE ÖNERİLER: İzmir İli Büyükşehir Merkez İlçelerinde üç-altı yaş çocuklardaki aşırı kiloluluk ve obezite sıklığının araştırıldığı bu çalışma sonuçlarına göre; aşırı kiloluluk ve obezitenin gelişmiş ülkelere benzer oranda yüksek olduğu, bir yaşındaki kilonun, anaokulu/ilkokula gidiyor olmanın, kardeş sayısının az olmasının ve ailenin sağlık güvencesinin olmamasının aşırı kiloluluk ve obeziteyi artırdığı saptanmıştır. Bu çalışmanın sonuçları, anne-babalara, çocuklara ve çocukların bakımı ile eğitimlerini sağlayan kurumlara sağlıklı ve dengeli beslenme konusunda eğitim verilmesinin gerektiğini düşündürmektedir SUMMARY INTRODUCTION: Overweight and obesity, defined as abnormal or excessive fat accumulation that presents a risk to health, create one of the most serious public health challenges of the 21st century. 40 % of children, defined as overweight, continue gaining weight during adolescence and 77-85 % of them become obese adults. The aim of this study is evaluating the obesity prevalence and risk factors in three-six years old children living in central districts of the metropolitan, İzmir. MATERIAL AND METHOD: 130,714 children living in the central districts of our city (Balçova, Bornova, Buca, Çiğli, Gaziemir, Güzelbahçe, Karabağlar, Karşıyaka, Konak and Narlıdere) were included in this cross-sectional study. A total of 413 children were reached. Eight of them were excluded because of chronic diseases and/or medication related with obesity, thus data from 405 children were assessed. The dependant variable was presence of overweight and obesity, where as independent ones were sociodemographic status, perinatal and growth factors, dietary behaviors, screen time, attendance to a daycare or school and familial overweight and obesity. A questionnaire was completed with families. Weight and lenght of the children were measured, then BMI values were calculated. Statistical analyses were performed using chi-square test and logistic regression model. OR were calculated for factors that cause risk for overweight and obesity. RESULTS: In our study group, whose mean age was 56,7±9,3 months, prevalence of overweight and obesity were % 10,4 and % 13,1, respectively. Gender was not significantly related with overweight and obesity (p=0,850). Birth weight (p=0,045), weight at one year of age (p=0,000), regular meal consumption (p=0,019), attendance to a school (p=0,016), paternal BMI values (p=0,000) and absence of familial health insurance (p=0,031) were significantly related with childhood overweight and obesity. When logistic regression model was performed, weight at one year of age (OO=1,390 % 95 GA=1,139-1,698 p=001), attendance to a school (OO=3,585 % 95 GA=1,445-8,894 p=0,006), absence of siblings (OO=0,562 % 95 GA=0,350-0,903 p=0,017) and absence of familial health insurance (OO=4,423 % 95 GA=1,010-19,364 p=0,048) were documented as risk factors. CONCLUSION AND RECOMMENDATIONS: Prevalence of overweight and obesity in our study group showed similarity with values obtained in developed countries. Weight at one year of age, attendance to a school, having no siblings and absence of familial health insurance were demonstrated as risk factors. We conclude that educational programs about healthy and balanced nutrition are necessary for parents, children and staff working at daycare centers and school