DSpace at Dokuz Eylul University
Not a member yet
10837 research outputs found
Sort by
Knowledge management in supply chain management: A collaboration-focused exploratory study on shipbuilding industry
Günümüzde gemi inşa sektörünün dünya ölçeğinde üretim alanının Doğu'ya doğru kayması; küresel ekonomik dalgalanmaların hem tetikleyici nedenlerinden birisi, hem de sonucudur. Gemi inşa etmek için ucuz işgücü ve dolayısıyla düşük maliyet arayışına giden yatırımcılar; ?kalite yoksunluğu? ve ?uluslararası sözleşmelerle belirlenmiş yüksek standartların? baskısı altındadır. Gemi inşa sektöründeki bu geçmişten gelen dalgalanmaların Türkiye ölçeğindeki en önemli etkisi üretimde bir marka olma ihtiyacıdır. Kriz öncesi dönemde küçük tonajlarda kimyasal madde tankeri inşasında lider rolünü üstlenen bu sektördeki gelişmelerin de; geleneksel rapora dayalı analizlerden öte günümüz modern yönetim anlayışlarıyla organizasyon seviyesinde araştırılması ve değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu çalışmada sektör, ?tedarik zinciri yönetimi? ve ?bilgi yönetimi? gibi ?işbirliği? özünde birleşen iki yönetim felsefesiyle incelenmiştir. Türkiye kimyasal madde tankeri inşa potansiyeli; yapılan ?saha araştırmasıyla? ortaya konmuş, bilgi yönetimi alanındaki yazın taraması neticesinde geliştirilen kuram ?uluslararası Delphi çalışması? ile modellenmiş, son bölümde sunulduğu üzere ?tersane tedarik zinciri?nde vaka çalışması ile sınanmıştır. Tersane yönetiminde kullanılan bilgiler kişilere özgü (kişiselleşmiş) ya da makinelere işlenebilir (kodlanmış) olabilir. Gemi inşa sektörünün ana aktörleri; sahip olduğu bilgileri doğru sınıflandırabildiği sürece, uygun yönetim stratejisini belirleme yeteneğine sahip olacaklardır. Today, sliding of the world?s shipbuilding industry?s main production area to the east is one of the triggering cause of global financial fluctuations and also the result of them. The investors who seek cheap working force and consequently cost minimization to build a ship are under the pressure of ?quality loss? and ?high standards defined in international regulations.? The most important effect of these financial fluctuations which come from past in the Turkish market is the necessity of being a genuine brand in shipbuilding industry. Advancements in the sector which had the leadership role in small size chemical tanker building before crisis should also be studied and evaluated in organizational level with today?s modern management perception. In this study, shipbuilding industry is explored with two management philosopy such as ?Knowledge Management? and ?Supply Chain Management? which come together in ?collaboration? essence. Potential of Turkish chemical tanker building is displayed by a ?field study? and ?theoretical framework? -developed from the literature survey in knowledge management domain- is modelled with ?international Delphi study?. As presented in last chapter, the model is tested in shipyard?s supply chain with ?case study? research method. The Knowledge used in shipbuilding industry can be personalized or codified. Main actors of shipbuilding industry will have the ability of setting appropriate strategy as long as they can clasify knowledge correctly
Whistleblowing and Freedom of Expression in the Employment Relation in the Light of the Heinisch/Germany Decision of the European Court of Human Rights
Evaluation of the infections of knee and hip joint prosthesis: A clinical experiment
Amaç: Bu çalışmada hastaların ilk protez cerrahisinden protez enfeksiyonu tanısı konulduğu zamana kadar geçen sürede, enfeksiyon için risk faktörü olan etmenlerin neler olduğu ve protez enfeksiyonlarını nasıl etkilediklerini ortaya çıkarmak. Bu etkenlerin birbirleriyle olan etkileşimlerinin nasıl olduğu ve özellikle kronik hastalıkları olanları nasıl etkilediklerini tesbit ederek protez eklem enfeksiyonlarının tanı tedavi ve önlenmesinde doğru stratejiler geliştirilmesine katkıda bulunmaktır. Gereç ve yöntem: Bu çalışma Haziran 2003 ile Mart 2012 yıları arasında diz ve kalça protez cerrahisi dış merkezde(75) yada ilk protez cerrahisi hastanemizde(61) yapılmış olan enfekte olup tedavi için bize başvuran olguları yirmibir parametre üzerinde değerlendirildi. Bu olguların yaş, cinsiyet, ilk protez cerrahisindeki tanıları, hastanede ameliyat öncesi ve ameliyat sonrası kalış süreleri, hangi eklem protezi olduğu, kronik hastalıklar(DM, RA, HT), profilakside kullanılan ilaçlar, kortikosteroid kullanımı, operasyonun acil mi elektif mi olduğu, enfeksiyon tanısı konulup yapılan cerrahi işlem, operasyon süresi ve ameliyat sonrası akıntıları değerlendirildi. Protez enfeksiyonu tanısı konulduğunda ağrı, sedimentasyon, CRP değeri, ameliyat döneminde alınan kültürde üreme değerlendirildi. Bu veriler hastalara ait Ortopedi ve Travmatoloji? deki dosyaları, ameliyat raporları, Enfeksiyon hastalıkları polikliniğinde enfekte protez hastalarına ait dosyalar ve özel formları, hastalara ait dış merkezlerde kendilerine ait epikrizleri, Radyoloji ve Diagnostik Anabilim Dalının arşivlerindeki filmler, hastanemizde kullanılan hasta verileriyle ilgili probel sistemi, laboratuar ve mikrobiyoloji sonuçları, hastanemizin ortopedi ve travmatoloji servisinde yatan hastaların hemşire izlem formları retrospektif olarak taranarak elde edildi. İstatiksel analizde SPSS (Versiyon15.0, IBM corporation, 2001) programı kullanıldı. Bulgular: Protez eklem enfeksiyonu tanısı alan 136 olgunun %72,1?i kadın ve %27,9?u erkeklerden oluşuyordu. Olguların %63,9?u 65 yaş ve üzerinde, %31,6?sı 45 ve 64 yaş aralığındaydı. Enfekte kalça protezi %45,6 enfekte diz protezi %54,4 oranındaydı. Protez cerrahisinın %47,7?nin nedeni artroz(gonartroz ve koksartroz) olarak tesbit edildi. Olguların %91,2?sine daha önce iki ve üzeri sayıda cerrahi işlem uygulanmıştı. Sonuç: Protez eklem enfeksiyonlarını değerlendirdiğimiz bu çalışmada en sık semptom %89,7?sinde ağrı saptandı. Protez enfeksiyonu olmadan önce yapılan protez cerrahisinden sonra olguların %23?ünde akıntı tespit edildi. İlk protez ameliyatlarında en sık profilaktik ilaç olarak sefalosporin kullanılmıştır (%81,6). Protez enfeksiyonu tanısı konulduğunda olguların %71,2?nin CRP değeri 10 ve üzeri, %83,1?inin sedimentasyon değeri 30?un üzerinde tespit edilmiştir. Kronik hastalık olarak %41,9?unda Hipertansiyon,%25?inde Diyabetes mellitus ve %9,6?sında Romatoid artrit saptanmıştır. Protez enfeksiyonu tanısı alan olguların cerrahi tedavilerinin çoğunda ilk seansta protezleri çıkartılıp debridman yapılmıştır (%52,9). Protez enfeksiyonu nedeni ile ameliyat esnasında alınan kültürlerde %47,8?inde üreme saptanmadı. Üreme olanlarda ise en sık Metisiline Dirençli Koagulaz Negatif Stafilokokus(MR-KNS) üredi(%25,7). 65 yaş ve üzeri, kortikosteroid kullanan ve hipertansiyonu olan olguların protez ameliyatı sonrası akıntılarının istatiksel olarak anlamlı bir şekilde fazla olduğu tespit edildi.(p<0.05). Akıntının da enfeksiyon için bir risk faktörü olduğu biliniyor. İleri yaş ve kortikosteroid kullanımı enfeksiyon için bir risk faktörü olduğu biliniyor fakat hipertansiyon hakkında böyle bir bilgiye raslanılmadı. Çalışmamızda hipertansiyon da eklem protez enfeksiyonu için risk faktörü olduğu tesbit edildi. Hipertansiyonu olan hastalarda uygulanacak eklem protez cerrahisinin tedavi algoritması yeniden düzenlenmesi gerektiği tespit edildi. Aim: In this experiment we aimed to determine the factors which pose a risk through the time elapsed between the first prosthesis surgery and the diagnosed infection, and also how these factor influence the process. Another objective is to find out the relation between these reasons, themselves, and how the patients who has chronical comorbidities has been affected of them; so as to contribute to improve right strategies for the diagnosis, recovery and prevention of prosthesis infections. Method: We examined the patients, who had admitted us because of prothesis infections and had operated in another center (75) or our center (61) between June 2003 and March 2012, according to 21 parameters. We evaluated the age, gender, the reason of the prothesis, the duration of hospitalisations,the area of operation, comorbidities (DM, RA, HT), the medications used for prophylaxis, usage of steroids, whether the operation had been done urgent or elective, which process have been performed, the duration of the operation and the discharge from the wound. Also the pain, sedimentation, CRP values and the wound cultures had been evaluated. All these data have been collected from the retrospective scanning of the patent histories for the infectious diseases' clinic, epicrisis from outer centers, monitoring reports of the Radiology Department, the probel data system which used in our hospital, laboratory and microbiological findings, nursery follow-up files. SPSS (vers. 15.0, IBM corporation, 2001) is used for the statistical analysis. Findings: The population (136) that have been diagnosed as prosthesis infection was consisted of %72,1 women and %27,9 men. Of the cases, %63,9 were older than 65, and %31,6 were between 45 and 64. The infected hip prosthesis formed the %45,6 and the knee prosthesis %54,4. The reason of the prothesis surgery obtained as arthrosis (gonarthrosis, coxarthrosis) with the percentage of 47,7. %91,2 of the patients had 2 or more operations before. Result: In this research that we evaluated the prosthesis infections, the pain had been the most prevalent symptom (%89,7). After the %23 of the surgeries, which had performed before the infection, a discharge detected. The most used antibiotic for the prophylaxis after the surgeries was cephalosporins (81,6). When the prosthesis infection has been diagnosed, the values of sedimentation were higher than 10 with the ratio of %71,2 and of the sedimentation were higher than 30 with the ratio of 83,1. HT was % 41,9, DM was %25 and RA was %9,6 among the comorbidities. In the first sessions of the most of the surgical treatments (%52,9) of the prothesis infections, prothesis was taken out and debridated. 47,8 % of cultures taken during surgery due to prosthetic infection were negative. Methicillin-resistant coagulase negative Staphylococcus was the most common (%25,7 %) bacterial growth in positive cultures. Patients who were 65 years and over, using corticosteroid, and having hypertension, had statistically significant more wound discharge after prothesis surgery. (p<0.05). Its known that wound discharge is a risk factor for infection. Older age and corticosteroid usage is also risk factors for infection, but we did not find any knowledge about hypertension as a risk factor for infection after prothesis surgery in literatures. In our experiment we found out hypertension is a risk factor for prothesis infections of joints. Treatment algorythm of patiens having hypertension going under prothesis surgery of joints should be reorganized
Investigation of relation between the perceived family relationships and self-efficacy of 4th and 5th grade students
Bu araştırmanın amacı, ilköğretim 4. ve 5. sınıf öğrencilerinin algıladıkları aile ilişkileri ile öz-yeterlilik düzeyleri arasında anlamlı bir ilişkinin ve bazı değişkenlere göre anlamlı bir farklılığın olup olmadığını incelemektir. Araştırmada betimsel yöntem kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemi 2012-2013 eğitim öğretim yılında Muğla İli Milas İlçe merkezindeki 4. ve 5. sınıflarda eğitim-öğretime devam eden 105 kız (%48,4) ve 112 erkek (%51,6) olmak üzere toplam 217 öğrenciden oluşmaktadır. Verilerin toplanmasında Çocuklar İçin Aile İlişkileri Ölçeği (ÇİAÖ), Çocuklar İçin Öz-yeterlilik Ölçeği (ÇİÖÖ) ve araştırmacı tarafından hazırlanan Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Verilerin analizi ?SPSS for Windows 20,00? istatistik paket programıyla gerçekleştirilmiştir. Yapılan incelemeler sonucunda veri setinin normal dağılım göstermediği saptanmış ve verilerin analizinde non-parametrik test yöntemlerinden Mann-Whitney U testi, Kruskall- Wallis H testi ve Spearman Brown Sıra Farkları Korelasyon katsayısı kullanılmıştır. Bu araştırma sonucunda elde edilen bulgulara göre, ÇİAÖ? nün Engelleyici Aile İlişkileri alt boyutu ile ÇİÖÖ Öz-Denetim Yeterliliği alt boyutu dışındaki bütün alt boyutları arasında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde negatif bir ilişki saptanmıştır. ÇİAÖ? nün Destekleyici Aile İlişkileri alt boyutu ile ÇİÖÖ? nün tüm alt boyutları arasında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde pozitif bir ilişki saptanmıştır. Elde edilen bu sonuçlara göre, çocukların öz-yeterliliklerinin aile tutumlarıyla ilişkili olduğu anlaşılmaktadır. Bu araştırmada öğrencilerin cinsiyetlerinin aile ilişkilerini algılamada etkili olmadığı saptanmıştır. Öz-yeterlilik ve cinsiyet ilişkisi incelendiğinde, kız ve erkek öğrenciler arasında anlamlı tek farklılığın Boş Zaman Becerileri Ve Eğitici Kol Faaliyetlerindeki Öz-yeterlilik alt boyutunda olduğu, kızların bu boyutta erkeklere göre daha yüksek öz-yeterlilik algıladıkları görülmektedir. Araştırma sonucunda, öğrencilerin yaşlarının aile ilişkilerini algılama üzerinde etkili olmadığı, öz-yeterlilikleri üzerinde ise etkili olduğu görülmektedir. 10 yaş çocuklarının, ÇİÖÖ? nün Akademik Başarıdaki Öz-yeterlilik, Öz-Denetim Yeterliliği, Ebeveyn ve Toplum Desteğini Sıralamadaki Öz-yeterlilik alt boyutlarından, genel olarak diğer yaş gruplarına göre daha yüksek puanlar aldıkları görülmüştür. Bu araştırmanın sonuçlarına göre tek çocuklar, kardeşi olan çocuklara göre daha düşük düzeyde engelleyici aile ilişkileri ve daha yüksek düzeyde destekleyici aile ilişkileri algılamaktadırlar. Kardeş sayısı arttıkça algılanan engelleyici aile ilişkileri artmakta, destekleyici aile ilişkileri ise azalmaktadır. ÇİÖÖ sonuçları incelendiğinde Toplumsal Kaynakları Sıralamadaki Öz-yeterlilik, Akademik Başarıdaki Öz-yeterlilik, Öz-Denetimli Öğrenmedeki Öz-yeterlilik ve Öz-Zorlama Yeterliliği alt boyutlarında tek çocuk ve iki kardeş olanların sıra ortalamaları, genel olarak üç kardeş ve 3?ten fazla kardeşi olanlardan daha yüksektir. Ebeveyn ve Toplum Desteğini Sıralamadaki Öz-yeterlilikte ise iki, üç ve dört kardeş olanların sıra ortalamaları tek çocuklardan daha yüksek bulunmuştur. Anne öğrenim düzeyine göre ÇİAÖ? den alınan puanlar incelendiğinde; anne eğitim seviyesi yükseldikçe algılanan engelleyici aile ilişkilerinin azaldığı, destekleyici aile ilişkilerinin arttığı görülmüştür. ÇİÖÖ? nün Toplumsal Kaynakları Sıralamadaki Öz-yeterlilik, Akademik Başarıdaki Öz-yeterlilik, Öz-Denetimli Öğrenmedeki Öz-yeterlilik, Diğer İnsanların Beklentilerini Karşılamadaki Öz-yeterlilik, Toplumsal Öz-yeterlilik ve Öz-Zorlama Yeterliliği alt boyutlarında anneleri lise ve üniversite mezunu olanların sıra ortalamaları genel olarak anneleri ilkokul ve ortaokul mezunu olanlara göre daha yüksek bulunmuştur. ÇİAÖ? den alınan puanlara göre babaları lise ve üniversite mezunu olanların, babaları ilkokul ve ortaokul mezunu olanlara göre daha yüksek düzeyde destekleyici aile ilişkileri algıladıkları bulunmuştur. ÇİÖÖ? nün Toplumsal Kaynakları Sıralamadaki Öz-yeterlilik, Akademik Başarıdaki Öz-yeterlilik, Öz-Denetimli Öğrenmedeki Öz-yeterlilik, Toplumsal Öz-yeterlilik ve Öz-Zorlama Yeterliliği alt boyutlarında babaları lise ve üniversite mezunu olanların sıra ortalamaları genel olarak, babaları ilkokul ve ortaokul mezunu olanlara göre daha yüksektir. ÇİAÖ? nün Engelleyici Aile İlişkileri alt boyutunda sosyo-ekonomik durumunu yüksek algılayanlar, orta olarak algılayanlara göre daha düşük düzeyde engelleyici aile ilişkileri algılamaktadırlar. ÇİÖÖ? nün Toplumsal Kaynakları Sıralamadaki Öz-yeterlilik, Akademik Başarıdaki Öz-yeterlilik, Öz-Denetimli Öğrenmedeki Öz-yeterlilik, Öz-Denetim Yeterliliği ile Ebeveyn ve Toplum Desteğini Sıralamadaki Öz-yeterlilik alt boyutlarında sosyo-ekonomik durumunu yüksek algılayan öğrencilerin sıra ortalamaları, orta olarak algılayanlara göre daha yüksek bulunmuştur. ÇİAÖ? nün Engelleyici Aile İlişkileri alt boyutunda okul başarısını yüksek algılayanlar, orta algılayanlara göre daha düşük düzeyde engelleyici aile ilişkileri algılamaktadırlar. Destekleyici Aile İlişkileri alt boyutunda okul başarısını yüksek algılayanlar, orta algılayanlara göre daha yüksek düzeyde destekleyici aile ilişkileri algılamaktadırlar. ÇİÖÖ? nün tüm alt boyutları ile algılanan okul başarısı arasında anlamlı düzeyde pozitif bir ilişki bulunmuştur. Okul başarısını yüksek algılayan öğrencilerin tüm alt boyutlardaki öz-yeterlilik düzeyleri, okul başarısını orta algılayanlardan daha yüksek bulunmuştur. Bu araştırmanın sonucunda, yaşın ve cinsiyetin aile ilişkilerini algılama üzerinde etkili olmadığı; kardeş sayısının, anne ve baba öğrenim düzeylerinin, algılanan sosyo-ekonomik durum ve algılanan başarının, aile ilişkilerini algılama üzerinde etkili olduğu bulunmuştur. Yaşın, kardeş sayısının, anne ve babanın eğitim düzeylerinin, algılanan sosyo-ekonomik durum ve okul başarısının, öz-yeterlilik üzerinde etkili olduğu bulunmuştur. Annenin çalışıp çalışmamasının aile ilişkilerini algılama ve öz-yeterlilik üzerinde etkili olmadığı görülmüştür. Sonuç olarak öğrencilerin algıladıkları aile ilişkileri ile öz-yeterlilik düzeyleri arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. The aim of this study was to investigate family functions and self-efficacy levels of 4th and 5th grade students according to some demographic variables. This research is based on descriptive method. Sample consisted of 105 girls and 112 boys, totally 217 students selected by random sampling method from the schools in Milas, Muğla, in the academic year 2012-2013. Data were collected by the Family Relationship Scale for Children, Self-Efficacy Scale for children and a questionnaire prepared by the researcher. By Statistical package SPSS 20.0 software; since the data were non-parametric, Mann-Whitney U test, Kruskall- Wallis H test ve Spearman Brown Correlation were used to analyze the data. Results showed that there is a negative statistically significant correlation between discouraging family relationships and self-efficacy levels except from self-control subscale levels of children. Besides, it is determined that there are statistically significant positive correlation between supportive family relationships and the self-efficacy subscales levels of children. According to results, it is understood that self-efficacy levels of children are interrelated with family functions. Results showed that age and gender are not effective factors on family functions. Age is effective on the self-efficacy levels of the children. Gender is effective on leisure time skills self-efficacy levels in favor of girls. Results showed that children who have no siblings perceive lower discouraging family relationships and higher supportive family relationships rather than the children who have siblings. By the way, it was found that when the sibling number increases discouraging family relationships increases and supportive family relationships decreases. Results showed that as the mothers? education level increases, discouraging family relations decreases and supportive family relationships increases. It was found that fathers? education level is effective on supportive family relationships of children. Children who perceive their socio-economic level as high, who perceive their school successs as high, perceive less discouraging family relationships. Results showed that childrens? perception about school success is effective on their self-efficacy levels. As a consequence, there is a relation between the family relations and self-efficacy levels of childrens. Age, number of sibling, education level of parents, perceived socio-economic level, school success are found to be effective on family relations and self-efficacy levels of childre
The Principle of Investigation Efficiency and Its Effect on the Verdict of Non-Prosecution in Criminal Procedure Law
Job satisfaction and occupational attitude levels' of trainee teachers
Bu çalışmanın amacı aday öğretmenlerin mesleki tutum düzeylerinin ne olduğunu ve iş doyumunun cinsiyete, yaşa, branşa, mezun olunan fakülteye, çalışmakta oldukları kuruma ve mesleği seçme nedenlerine göre farklılık gösterip göstermediğini incelemektir. Bununla birlikte mesleki tutum ile iş doyumu arasında bir ilişki olup olmadığı elde edilen bulgular ışığında değerlendirilmiştir. Araştırma 2012-2013 eğitim-öğretim yılında İzmir il sınırları içinde 26 ilçede görev yapmakta olan 203 aday öğretmen üzerinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın verileri, Mesleki Tutum Ölçeği ve İş Doyumu Ölçeği isimli iki ölçek ile toplanmıştır. İlişkisel tarama modelinde olan araştırmanın nicel veri çözümlenmesi için SPSS 15.00 paket programı kullanılmıştır. Verilerinin analizinde; frekans ve yüzde, ortalama, standart sapma, t- testi, Tek Yönlü Varyans Analizi, Post Hoc LSD testi ve Spearman Brown Sıra Farkları Korelasyon Katsayısı kullanılmıştır. Araştırmanın sonucunda, aday öğretmenlerin mesleki tutumları olumlu düzeydedir. Aday öğretmenlerin mesleki tutumları cinsiyet, yaş, branş, mezun oldukları fakülte, çalışmakta oldukları kurum değişkenlerine göre önemli farklılık göstermemekte, mesleği seçme nedenine göre önemli farklılık göstermektedir. Öğretmenlerinden etkilendiği için bu mesleği seçen aday öğretmenlerin mesleğe yönelik tutumları, iş garantisi ya da tavsiye sonucu mesleği tercih edenlerden daha olumludur. Bununla birlikte en olumlu tutum sergileyenler öğretmenlerinden etkilendiği için bu mesleği seçenlerken, iş garantisi olduğu için seçenler ise en olumsuz mesleki tutuma sahip olan aday öğretmenlerdir. Aday öğretmenlerin iş doyumu kısmen düzeyinde ve mesleği seçme nedeni değişkenine göre farklılık göstermekte; cinsiyet, yaş, branş mezun oldukları fakülte ve çalışmakta oldukları kurum değişkenlerine göre farklılık göstermemektedir. Öğretmenlerinden etkilendikleri için bu mesleği seçen aday öğretmeler; iş garantisi olduğu için bu mesleği seçenlerden daha yüksek iş doyum düzeyine sahiptir. Aday öğretmenlerin mesleki tutum düzeyleri ile iş doyumu düzeyleri arasında pozitif yönde anlamlı ve yüksek bir ilişki olduğu saptanmaktadır. The purpose of this research is, to investigate the level of trainee teachers job attitudes and their job satisfaction, level differ according to some variant (gender, age, branch, school type they are working, faculty type they were graduated from and the reasons of choosing teaching professions. Furthermore it was aimed to identify the relationship between trainee teachers? job attitude and job satisfaction. The research has been applied to the 203 trainee teachers who work different schools within the boundaries 26 districts of İzmir province by the year of education 2012-2013. Two scales which have been called Job attitude scale? and ?job satisfaction scale? were used to collect data of the research. The research model is relational cross hatching. SPSS 15.00 statistical package programme was used for data analysis at the research. For analyses of quantified data of the study, we have used frequency and percentage, means (average), standard deviation, t-test, one way analysis of variance, Post Hoc LSD test and Brown Spearman Rank Difference Correlation Coefficient. Research results showed that trainee teachers? job attitude is positive. Job attitude levels of trainee teachers are showing discrepancy in terms of the reasons of choosing teaching professions but no significant differences according to their gender, age, branch, school type they are working, and faculty type they were graduated from. Job attitude level of trainee teachers? who choose this job because of the guarantee of employment is lower than the other ones. Trainee teachers who choose this job inasmuch as be impressed by their own teachers have the most positive job attitude. A Job satisfaction level of trainee teachers? is partial. Job satisfaction levels of trainee teachers? no show discrepancy in terms of gender, age, branch, faculty type they were graduated from and school type they are working. However it is obtained that job satisfaction level of trainee teachers shows meaningful discrepancy in terms of the reasons of choosing teaching professions. Job satisfaction level of trainee teachers? who choose this job because of the guarantee of employment is lower than the other ones. Trainee teachers who choose this job inasmuch as be impressed by their own teachers have the highest job satisfaction level. Moreover, positive, high and significant correlation coefficient was found between job attitude level of trainee teachers and job satisfaction level of trainee teacher
Postmodernite'de pazarlama: Deneyimsel pazarlama ve hayal mühendisliği
Hiçbir destekleyici servis olmadan sadece temel mallar ve servisler sunmak günümüzün rekabetçi ortamında hayatta kalabilmek için yeterli değildir. Bugünün işletmelerinin Müşteri İlişkileri Yönetimi (MİY) gibi geleneksel pazarlama metodları ve yaklaşımlarından daha etkili ve yenilikçi bir şeye ihtiyacı olduğu herkesçe tartışılmaktadır. Artık Müşteri Deneyimi Yönetimi?ne (MDY) geçmek işletmeler için büyük önem arz etmektedir. Hiç şüphe yok ki deneyimler yaratmak müşterilerin ürünler hakkında zihinlerinde oluşturduğu imajı geliştirerek müşteri memnuniyetini ve sadakatini arttırma konusunda şirketlere yardımcı olmaktadır. Bu yüzden gerekli olan, akılda kalıcı, kişiye özel ve meşgul edici deneyimler yaratmak ve deneyimle alakalı her bir temas noktasını uygun bir şekilde organize etmekdir. Bu araştırmanın amacı Türkiye?de deneyim pazarlaması hakkında bir farkındalık yaratmak ve bilgilendirme sağlamaktır. Bu sebeble işletmelerin ürünlerini oluşturma, pazarlama ve sunma aşamalarında deneyim pazarlaması ilkelerine göre ne kadar uygun hareket ettiklerini ortaya çıkarmak için İzmir?de hizmet sektöründe faaliyet gösteren üç işletmeden yöneticilerle mülakat yapılarak bir örnek olay çalışması gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın bulguları göstermektedir ki işletmelerde sistemli planlanma ve iyi tasarlanmış pazarlama kararları olmaksızın bazı pazarlama ilkeleri ve uygulamalarına rastlansa da işletmeler belirgin müşteri deneyimi yönetimi şemaları kullanmamaktadır. Son olarak, örnek olay analizleri sonrasında, yöneticilere deneyim pazarlamasında bir gidiş yolu sunmak amacıyla Stratejik Müşteri Deneyimi Yönetimi Modeli (SMDYÖ) adında bir müşteri deneyimi yönetimi modeli önerilmiştir. Offering only core products and services with no suplementary services are no longer enough to survive in today?s fierce competitive environment. It is argued that today?s businesses require something more effective and innovative than the traditional marketing methods and approaches such as Customer Relationship Management (CRM). It is now important for businesses to adopt Customer Experience Management (CEM). Recently, companies have been trying to enhance their competitive advantages through creating experiences for their customers. There is no doubt that experience creation helps companies strengthen customers? image perceptions of their products, hence to improve customer satisfaction and loyalty. The need, therefore, is to create memorable, personal, and engaging experiences and to orchestrate all the touchpoints related to the experience in a consistent way. The aim of this research is to create awareness and enhance the comprehension of experiential marketing concept in Turkey. For this reason, a case study technique was executed, for which interviews were arranged with the managers of three businesses operating in the service sector in Izmir, Turkey to find out how these three businesses formulate, market, and offer their products according to the principles of experiential marketing. The findings of the research show that the companies do not apply any specific customer experience management schemes although they were found to utilize some principles and applications with no systematic planning or well-projected marketing decisions. After the analysis of the case studies, finally, a customer experience management framework called as Strategic Customer Experience Management Framework (SCEMF), is proposed to provide a guideline for practioners in experiential marketing
The Impact of Market Orientation on Qualitative Performance: Moderating Effects of Learning Orientation and Innovativeness
Bu araştırmada pazar odaklılık, öğrenme odaklılık, yenilikçilik ve nitel performans arasındaki ilişkileri incelemek amacıyla yapısal eşitlik modelinden (YEM) yararlanılmıştır. Araştırmanın ana kütlesini Türkiye'nin Marmara Bölgesinde faaliyet gösteren küçük ve orta boy işletmeler (KOBİ) oluşturmaktadır. Araştırma kapsamında kullanılabilir durumda 599 adet anket elde edilmiştir. Pazar odaklılık, öğrenme odaklılık, yenilikçilik ve nitel performans arasındaki ilişkilerin ortaya konması ve pazar odaklılığın nitel performans üzerindeki etkisinde, öğrenme odaklılığın ve yenilikçiliğin düzenleyici etkisinin araştırılması amacıyla oluşturulan modelin sonuçlarına göre; pazar odaklılık değişkeninin öğrenme odaklılık, yenilikçilik ve nitel performans değişkenleri üzerinde anlamlı ve pozitif etkileri vardır. Ayrıca pazar odaklılığın nitel performans üzerindeki etkisinde öğrenme odaklılık ve yenilikçiliğin düzenleyici etkisi olduğu görülmüştür. In this research, the relationship among market orientation, learning orientation, innovativeness and qualitative performance is investigated using Structural Equation Model (SEM). Population of this study is the managers of Small and Medium-Sized Enterprises (SMEs) operating in Marmara Region in Turkey. 599 of the questionnaires collected are available within the scope of the research. Subject of the study is to reveal the relations among market orientation, learning orientation, innovativeness, and qualitative performance and to investigate the impact of market orientation on qualitative performance with moderator effects of learning orientation and innovativeness. According to the results of the model, market orientation variable has significant and positive effects on learning orientation, innovativeness and qualitative performance variables. In addition, learning orientation and innovativeness play moderator role in the impact of market orientation on qualitative performanc