DSpace at Dokuz Eylul University
Not a member yet
10837 research outputs found
Sort by
The research of the relationship between high school students reading habits and attitudes towards reading and academic achievements in science, mathematics: Izmir-Buca district sample
Bu araştırmada, ortaöğretim öğrencilerinin okuma alışkanlıkları ve okumaya yönelik tutumları ile fen, matematik derslerindeki akademik başarıları arasındaki ilişki belirlenmeye çalışılmıştır. Araştırma örneklemi, İzmir Buca ilçesindeki 10 liseden tabakalı tesadüfi örneklemeyle belirlenen 525 öğrenciden oluşmaktadır. Araştırmada betimsel tarama yöntemi kullanılmıştır. Araştırmanın bulgularından bazıları şunlardır: Öğrencilerin % 40?ı ?az okuyan okuyucu? aralığındadır. Bir yıl içinde okunan ders dışı kitap sayısı cinsiyete göre kız öğrenciler lehine anlamlı bir farklılık göstermektedir. Öğrencilerinin bir yılda okudukları ders dışı kitap sayısı ile okumaya ayrılan süre arasında orta düzeyde ve pozitif bir ilişki ve televizyon seyretmeye ayrılan süre arasında düşük düzeyde ve negatif bir ilişki bulunmaktadır. Öğrencilerinin çoğunun okumaya yönelik tutumlarının yüksek olduğu, tutum puanlarının cinsiyete ve ağırlıklı derslere göre anlamlı farklılık gösterdiği belirlenmiştir. Okumaya yönelik tutum ile okumaya ayrılan süre ve okunan kitap sayısı arasında orta düzeyde ve pozitif bir ilişki; bilgisayar/internete ayrılan süre ve ailenin aylık geliri arasında negatif yönlü ve düşük bir ilişki bulunmuştur. Matematik ve fizik başarılarıyla okumaya yönelik tutum arasında ilişki bulunmamıştır. Kimya başarısı ile alışkanlık ve gerçeği aşma boyutlarında pozitif yönlü ve düşük; Biyoloji başarısı ile okumaya yönelik tutum arasında ölçek genelinde ve bütün alt boyutlarda pozitif yönlü ve düşük düzeyde ilişkiler bulunmuştur. Matematik, fizik, kimya ve biyoloji başarısı ile sahip olunan kitap sayısı arasında anlamlı, pozitif ve düşük ilişkiler belirlenmiştir. Ayrıca kimya ve biyoloji ders başarılarıyla okunan kitap sayısı arasında, pozitif yönde, düşük düzeyde ve anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Kimya ve biyoloji ders başarılarının farklı türde yayınlar okuyanlar lehine anlamlı olarak farklılaştığı belirlenmiştir This research aims to determine the relationship between high school students? reading habits, attitude towards reading and academic achievements in science and mathematics. The research sample consists of 525 students selected from 10 high schools situated in district Buca, in İzmir, through stratified random sampling.Descriptive study method was applied in this research. Some of the findings of the study: Forty percent of the students were determined to have been found within the range of a reader with less frequently reading habit. The number of books read in a year except school requirements shows significant differences which are in favour of female students according to gender.There is a positive but an avarage correlation between the number of the books read in a year except school requirements by the students and the time dedicated to reading; there is a low and negative correlation between the number of the books read in a year except school requirements and the time dedicateted to watching television. It was detected that most of the high school students have high attitudes towards reading; their reading attitude scores show a significant difference with regard to genders and weighted lessons.there is a positive but an avarage correlation between students? attitudes towards reading and the time dedicated to reading and the number of books read in a year; but a negative and low correlation with the time dedicated to computer/internet and monthly family income. There was no correlation with success in mathematics and physics lessons and attitudes towards reading. There was positive and low correlation with the success of chemistry and ?habit and overcome the fact? subscales but not ?all the scale, benefit and devotion? subscales. Low and positive correlations were found with biology achievement and attitude towards reading all the scale and subscales. It was found that there were meaningful, positive and low correlations with mathematics, physics, chemistry and biology achievement and the number of books owned. Additionally there were positive, low and significant correlations with chemistry and biology achievement and the number of the books read in a year. Moreover chemistry and biology achievement show a significant difference in favor of those who read a variety of publications
INVESTIGATION OF ELASTIC BUCKLING BEHAVIOUR OF COMPRESSION MEMBERIN X BRACED STEEL SYSTEMS
Çelik yapılarda, X çaprazlar deprem yüklerinin karşılanmasında ve yatay yer değiştirmelerin sınırlandırılmasında kullanılmaktadır. Bu çalışmada, çelik X çaprazların çekmeye çalışan elemanı basınç çubuğuna tutturulmuş eşdeğer elastik bir yay eleman olarak modellenmiştir. Basınç çubuğu, farklı uç koşul durumları dikkate alınarak incelenmiş ve kritik burkulma yükü ile bu yükü maksimum yapan mafsalın konumu her durum için ayrı ayrı belirlenmiştir. Ayrıca, herhangi bir nedenle çekme çubuğunun sisteme olan katkısını kaybetmesi durumunun incelenmesi amacıyla sistem elastik yay etkisi dikkate alınmadan modellenmiş ve ara noktasında mafsal olan basınç çubuğu durumu farklı uç koşullarına bağlı olarak incelenmiştir. Mafsalın optimum konumu ve buna karşılık gelen en büyük elastik burkulma yükü belirlenmiştir. Çalışmada elde edilen karakteristik denklemler kullanılarak sayısal örnek incelenmiş ve elde edilen sonuçlar grafikler ve tablolar halinde sunulmuştur.In steel structures, X braces are used for providing lateral resistance to seismic forces and minimizing lateral drifts. In this study, tension member of the X braced steel system is modeled as an equivalent elastic spring which is attached to the compression member. The critical buckling load of the compression member and the optimal place of the hinge that maximizes the buckling load are determined for many end conditions. Additionally, tension member is neglected and the system is remodeled as compression member with an intermediate hinge in order to investigate the loss of tension member due to any reason for various end conditions. The optimal place of the hinge and the maximum elastic buckling load for the spot is also determined. A numerical example is investigated by using the characteristic equations obtained from the study and the results are presented in tables and graphics. 
Aman in the times of prophet Muhammad
Eman, "güvence altına almak, himaye etmek, can güvenliğini sağlamak" anlamlarında kullanılmaktadır. Bu araştırmamızda, eman uygulamalarının kapsamlı bir şekilde değerlendirilebilmesi için öncelikle eman vermek için kullanılan kavramlar ele alınmıştır. Bu kavramlardan yola çıkarak, İslami döneme geçişte kazandığı yeni anlam ve uygulama alanları arasında bir kıyaslamaya yer verildi. Eman verme şartları yanında, sözlü ve yazılı eman uygulamasına örnekler verildi. Eman isteme hususunda ihtiyaç halinde din ayrımı gözetmeksizin can güvenliğini sağlayabilecek kimselerden himaye istenmesine yönelik örneklere yer verildi. Eman vermenin, İslam tarihinde önemli bir yere sahip olan Hicrete katkısı üzerinde duruldu. Müslümanlar, Mekke döneminde himayeye daha çok ihtiyaç duymaları sebebiyle eman alan durumunda iken Medine'ye hicretten sonra İslam?ın hızla yayılmasıyla ve kazanılan savaşlarla artık eman veren konumuna gelmişlerdir. Mekke'nin fethiyle birlikte ise umumi bir eman uygulamasıyla karşılaşıyoruz. Peygamberliğini ilan etmesinden sonraki süreçte Hz. Peygamber'in şahsına ve beraberindeki Müslümanlara çok ağır hakaretler ve işkenceler yapılmıştı. Her türlü kötülüğün yapıldığı bu süreçte Hz. Peygamber?in, eman isteyenlere karşı nasıl merhametle davrandığının örnekleri gösterilmiştir. Hz. Muhammed dönemi eman uygulamalarında, intikam duygusuyla hareket edilmeyerek umumiyetle af yolunun tercih edildiği ortaya çıkmaktadır. Eman verildikten sonra İslam'a karşı önyargılarından kurtularak Müslüman olan kimseler dikkat çekmektedir. Tezin hazırlanmasında, kavram incelemesinde lügatlerden, eman uygulaması örnekleri için siyer, megazi, tarih ve hadis kitaplarından yararlanılmıştır Aman, means "to secure, asylum, to protect someone's life". In this research, to make a comprehensive evaluation of aman practices, firstly we deal with the concepts which use to giving aman. Than we try make a comparison between these concepts and using these terms in Islamic period which it gained new meanings and new area of practicing. Beside conditions of give aman we give some examples of oral and written amans. In addition we give some examples which show us in the case of need there is no distinction in terms of religious identity. It is underlined also contribution of aman during Hicrah which has an important role in Islamic history. In Meccean period while Muslims in aman takers position because of they need more protection, after the Hicrah in Medina they became aman givers because of their victories in wars and spreading of Islam. After conquest of Mecca, however we see a common practice of aman. We also see, in spite of hostilities against the Prophet and early Muslims in early times, Prophet behaves kindly those who ask aman. This shows us prophet did not behave in a sense of revenge, rather he preferred to forgive in general. Some peoples became Muslims abandoning their prejudices after giving aman are remarkable. We have referred to dictionaries in searching the concepts, and we have used books of seyar, magaze, history and hadith for examples of aman
Prediction of academic motivation levels among high school students according to some variables
Bu araştırmada lise öğrencilerinde akademik güdülenmeyi yordayan bazı değişkenlerin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada akademik güdülenmeyi yordayan değişkenler olarak, kişilik, özyeterlik ve mükemmeliyetçilik değişkenleri seçilmiştir. Bu araştırma betimsel yöntemli ilişkisel tarama modelli bir yordama çalışması niteliğindedir. Araştırmaya 2011-2012 eğitim öğretim yılında İzmir İli Konak İlçesinde bulunan Anadolu Liselerinde 9, 10, 11, 12. sınıflarda öğrenim gören 293?ü kız, 209?u erkek toplam 502 lise öğrencisi katılmıştır. Çalışmada veri toplama araçları olarak "Akademik Güdülenme Ölçeği", "Özyeterlik Ölçeği", "Sıfatlara Dayalı Kişilik Ölçeği", "Çocuk ve Ergen Mükemmeliyetçilik Ölçeği" ve "Kişisel Bilgi Formu" kullanılmıştır. Verilerin istatistiksel çözümlemesi SPSS 17 (Sosyal Bilimler İçin İstatistik Programı) paket programı kullanılarak yapılmıştır. Akademik güdülenme değişkeni bağımlı değişken olarak ele alınmış ve bu değişkenin kişilik, özyeterlik ve mükemmeliyetçilik değişkenleri tarafından yordanıp yordanmadığı adımsal çoklu regresyon analizi ile incelenmiştir. Araştırma sonucunda kişilik, kendine yönelik mükemmeliyetçilik ve özyeterlik değişkenlerinin akademik güdülenmeyi yordadığı belirlenmiştir. Sorumluluk sahibi, kendine yönelik mükemmeliyetçi ve özyeterlik algısı yüksek öğrencilerin akademik güdülenme seviyelerinin de yüksek olması beklenebilir. The purpose of the study was to determine some variables that to predict academic motivation among high school students. In this study, personality, self efficiacy and perfectionism were chosen as variables that predict academic motivation. This study is a descriptive regressional study. The participants of the research were high school students (9th, 10th, 11th, 12th) in Konak, İzmir at the education year of 2011-2012. 293 of sample were female, 209 of sample were male. "Academic Motivation Scale" , "Self Efficiacy Scale", "Adjective Based Personality Inventory", "Child and Adolescent Perfectionism Scale" and "Information Form" were used as data gathering instruments. Statistical analyses of data was made by using SPSS 17 (Statistical Package for Social Sciences). Academic motivation variable was evaluated as a dependent variable and whether this variable was predicted by the independent variables, personality, self efficiacy and perfectionism were analysed by Stepwise Multiple Regression Analysis. The results showed that personality, self oriented perfectionism and self efficiacy variables predicted academic motivation. The students who are conscious, self oriented perfectionist and self efficient have high academic motivation
An Ideological Analysis of Christopher Nolan's 'Batman Trilogy'
Bu makalede bir süperkahraman anlatısı olarak Batman'in nasıl bir ideolojik anlamı olduğu sorgulanmaktadır. Bu amaçlaChristopher Nolan'ın çekmiş olduğu Batman Başlıyor (2005), Kara Şövalye (2008) ve Kara Şövalye Yükseliyor (2012) filmleri,altında yatan ideolojiyi ortaya serecek bir içerik analizine tabi tutulmaktadır. Bu incelemede, "kötülük" ile mücadeleetmek için neden bir Batman yaratıldığı, bunun nasıl bir amacının olabileceği, Batman'e kimin ihtiyaç duyduğu, kısacasıNolan'ın Batman üçlemesinin bize neyi öğütlediği tartışılmaktadır.Bir süperkahraman anlatısı olarak Batman, sistemde yanlış giden bir şeyler olduğunu kabul ederek başlıyor. Ancak dahasonra Batman sistemdeki bu yanlışlığı meşruiyeti kendinden menkul bir şiddetle düzeltmeye kalkıyor. Ayrıca Batman'insavunduğu sistem demokrasiden ziyade bir plütokrasiyi çağrıştırmaktadır. Çünkü o, toplumun ezilen sınıflarının isyan etmeihtimaline karşı düzen bekçiliği yapmaktadır. Kısaca Batman kapitalist bir süperkahramandır This article examines the ideological meaning of Batman as a superhero story. To this end, Batman Begins (2005), TheDark Knight (2008), and The Dark Knight Rises (2012), directed by Christopher Nolan, are analyzed in terms of content,revealing their underlying ideology. This study discusses why Batman was created to fight against evil, what is the aim ofsuch a creation, who needs Batman and briefly what Nolan's Batman trilogy advises us.As a superhero story, Batman begins by admitting that there is something wrong with the system. Yet Batman tries toredress this with self-legitimated violence. Furthermore, the system Batman preserves is more reminiscent of a plutocracyrather than a democracy, because he guards against the exploited classes' capacity for rebellion. In short, Batman is acapitalist superhero
DEMATEL ve ANP yaklaşımları kullanılarak hesap çizelgelerine dayalı bir karar destek sistemi geliştirilmesi
Bu tezin amacı, MS Excel elektronik tablo kullanarak, uluslararası müteahhitlerin kullanabilmesi için ülkelerin puanlandırılmasıdır. Araştırmada çok kriterli karar verme tekniklerinden Karar Verme Deneme ve Değerlendirme Laboratuvarı (KVDDL) ve Analitik Ağ Süreci (AAS) melez sistemi kullanılmıştır. Son yıllarda, haberleşme teknolojilerindeki gelişmeler ve daha fazla kar isteği nedenleri ile müteahhitler, uluslararası pazarlarda daha fazla iş yapmak için daha istekli hale gelmişlerdir. Ancak, uluslararası inşaat projeleri ülkeden ülkeye farklılık gösteren bir çok riskin yanı sıra fırsatı da bünyesinde barındırmaktadır. Bu riskler ve fırsatlar müteahhidin söz konusu ülkeye gidip gitmeme kararını yakından ilgilendirmektedir. Karar verme sürecinde sadece gidilecek ülkenin şartları değil ama ayni zamanda müteahhidin olanakları, kapasitesi, kaynakları ve risk alma isteği de belirleyici olmaktadır. Bu tez ile, geliştirilen MS Excel hesap çizelgesi tabanlı karar destek sistemi, riskleri ve fırsatları dikkate alarak ülkeleri puanlandırmakta ve karar vericilere kendi kriterlerini de programa dahil etme olanağı vermektedir. Çeşitli kaynaklardan yararlanarak derlenen kriterlerden hangilerinin programda kullanılacağına, 21 Türk Müteahhitlik firmasının yetkililerinin görüşleri doğrultusunda karar verilmiştir. Programda, kriterler arasındaki bağımlılığın KVDDL metodu ile ölçülmesini takiben AAS yöntemi ile ülkeler puanlandırılmaktadır. Örneklerle karşılaştırmalı olarak da gösterilen programın, kullanımı oldukça basit olup uluslarası taahhüt işi yapan müteahhitlere ilgilendikleri ülkeleri farklı kriterlere göre değerlendirme olanağı da vermektedir. Öte yandan TEMPOS kullanıcılarının geri bildirimleri doğrultusunda (TEMPOSß) sürümü de geliştirildi. The purpose of this thesis is to rate countries for the use of international contractors by using MS Excel spreadsheet. The multi criteria decision making (MCDM) technique used throughout the research is Decision Making Trial and Evaluation Laboratory (DEMATEL) and Analytic Network Process (ANP) hybrid system. Due to the improvements in communication technology, and aspiration for higher profit, in recent years, contractors tend to undertake contracts in international markets. However, there are many risks and opportunities involved in international construction projects which differ from country to country which might influence the go/no-go decision of the contractors. Not only do the host country conditions play an important role in the decision making process of the contractors, but also the capabilities, resources and risk appetite of the company affect this decision process. In this thesis, an MS Excel spreadsheet based decision support system is developed to rate the countries considering the risks and opportunities offered by these countries which also makes it possible for the decision makers to enter their own criteria using the program. Using different sources, and based on the questionnaires obtained from 21 Turkish Contractors? Decision Makers, the possible criteria are determined. DEMATEL method has been used to measure the dependence between the criteria and the alternative countries are rated using ANP method. The approach is illustrated on a real example. The developed system (TEMPOS) is easy to use and can serve as a practical guiding framework for international contractors to evaluate countries under different criteria. However, based on the feedbacks obtained from the users of TEMPOS, an improved version of the program (TEMPOSß) is also developed
About the consumption of avant-garde in art
Avangard hareketler, 20. yüzyıl kültür tarihini biçimlendiren temel dinamikler olarak sanatın devrimsel sürecine önemli işa- retler koymaktadır. Sanat geleneğinde derin etkiler yaratan bu hareketlerin tarihsel görüntüsü farklı şemalar çizmektedir. 19. yüzyılın başından bu yana sıralanan avangard hareketlere bakıldığında, 'izm'ler tarihini içeren modern avangard, Duchamp'la özdeşleşen tarihsel avangard ve İkinci Dünya Savaşı sonrasında onu izleyen uzantıları arasındaki temel stratejik farklar açıkça görülebilir. Bu çalışmada, 19. yüzyıldan bu yana ortaya çıkan avangard hareketler arasındaki yaklaşım farkları değerlendiril- mekte, öncül ve ardıllar arasındaki değişim göz önüne alınarak 20. yüzyılda sanat tarihini biçimlendiren avangard kavramının tüketimi ve zamanla uğradığı deformasyon sorunsalı tartışılmaktadır. The avant-garde movements which are the basic dynamics shaping the cultural history of 20th century put significant marks on revolutionary process of art. These movements having considerable impacts on art tradition constitute different schemas. Viewing the avant-garde movements emerging since 19th century, the basic strategic differences are clearly obser- ved between modern avant-gadre that contains the history of 'ism's, historical avant-garde that is identified with Duchamp and the its continuations after the Second World War. In this paper, different approaches between avant-garde which have emerged since 19th century are evaluated. By considering the differences between precessors and successors, the con- sumption of the concept of avant-garde shaping art history in the 20th century and it's deformation in time are discussed
The Problem Arising from Employees Providing Services to Different Employers in Group Companies
Prognostic significance of nestin expression in PT1 high-grade bladder urothelial carcinoma patients treated with BCG
AMAÇ Nestin santral sinir sistemi gelişiminde rolü olan kök hücrelerde bulunan; çeşitli kanser tiplerinde kötü prognozla ilişkisi olduğu öne sürülen ve tümör anjiogenezinde rol alan klas 6 intermediate proteindir. Çalışmamızda pT1 yüksek dereceli mesane tümörü olan ve BCG tedavisi uygulanmış hastalarda immunohistokimyasal yöntemle nestin ekspresyonunun BCG yanıtını öngörmedeki etkisini ve klinikopatolojik prognostik faktör olarak kullanılabilirliğini araştırdık. YÖNTEM Kliniğimizde 1990 ? 2009 yılları arasında mesane tümörü nedeniyle izlenen 1780 hasta geriye dönük olarak tarandı. pT1 yüksek dereceli ürotelyal karsinom tanısı ile intrakaviter BCG tedavisi uygulanmış 63 hasta çalışmaya alındı. Hastalara ait parafin bloklardan elde edilen kesitler patoloji arşivinden çıkarılarak 2004 Dünya Sağlık Örgütü sınıflamasına göre yeniden derecelendirildi ve immünohistokimyasal yöntemle nestin ekspresyonu değerlendirildi. Boyama sonuçları görüntü analizi programı ile değerlendirildi ve nestin ekspresyonu yarı kantitatif olarak skorlandı. Buna göre; 0: boyanma yok, 1: %0-10 boyanma, 2: %10-50 boyanma, 3: %50'den fazla boyanma (Resim 1) olarak boyama paternlerine ayrıldı. Yüzdeler en az yüzde 10 büyük büyütme alanında ortalama değer hesaplanarak belirlendi. Çalışmamızda boyanma paternlerinden 3 numaralı patern nestin (+); 0,1 ve 2 numaralı paternler nestin (-) olarak değerlendirildi. Bu iki grup nüks ve ilerleme açısından karşılaştırıldı. BULGULAR Çalışmaya alınan 63 hastanın 52'si (%82,5) erkek, 11'i (%17,5) kadındı. Hastaların yaşı 46 ile 89 arasında değişmekte olup ortalama yaş 67 ± 9,47 idi. Median takip süresi 25 (3?191) aydı. Takip sırasında 29 (%46) hastada nüks, 8 (%12,6) hastada ilerleme saptanırken, 2 (%3,1) hasta hastalığa bağlı nedenlerle öldü. Nüks ve ilerlemeye kadar geçen median süre sırasıyla 7 (2?41) ay ve 4 (3?33) ay olarak tespit edildi. Hastaların demografik özellikleri ve tümör karakteristikleri tablo 1'de verilmektedir. Dokuların nestin ile boyanma özelliklerine bakıldığında 33 (%52,4) hasta nestin (+), 30 (%47,6) hasta ise nestin (?) olarak değerlendirildi. Takipte nüks saptanan ve saptanmayan hastalar arasında eşlik eden karsinoma in situ varlığı, tümör sayısı, tümör boyutu, yaş ve cinsiyet gibi parametrelerde anlamlı bir fark yokken nestin (+) hastalarda nüks oranlarının nestin (-) hastalara oranla anlamlı ölçüde fazla olduğunu saptadık (p=0,014) (tablo 11). progresyon açısından bakıldığında nestin (+) ve nestin (-) hastalar arasında anlamlı fark saptanmadı (p=0.710) (tablo 12). SONUÇ Nüksü öngörmede etkinliği olduğu görünen nestin ekspresyonu ürotelyal karsinom tümörogenezisinin erken döneminde potansiyel bir role sahip gibi görünmektedir. Diğer taraftan nestin ekspresyonu tümörogenezin ileri evresi olan progresyonu öngörmede katkı sağlamıyor gibi görünmektedir. Bu grup hastalarda gelişen progresyon anjiogenez ilintili nestin dışındaki diğer faktörlere bağlı olabilir. Sonuç olarak nestin ekspresyonu gösteren mesane tümörlü hastaların radikal tedavilere daha erken yönlendirilebileceğini, daha yakın takip edilebileceğini ve gereksiz BCG tedavisi döngülerinden kurtarılabileceğini düşünmekteyiz. Ancak daha çok sayıda hastanın katılarak yapılacağı geniş kapsamlı çalışmalara ihtiyaç vardır. PROGNOSTIC SIGNIFICANCE OF NESTIN EXPRESSION IN PT1 HIGH-GRADE BLADDER UROTHELIAL CARCINOMA PATIENTS TREATED WITH BCG INTRODUCTION : Nestin is a class VI intermediate filament protein expressed in stem/progenitor cells during the development of the central nervous system. Nestin is detected in various types of tumors and is involved in malignant processes. We wanted to show the effect of immunohistochemically nestin expression for predicting Bacille Calmette Guarin (BCG) response in T1 high grade bladder cancers. MATERIAL AND METHODS We retrospectively reviewed 1780 bladder cancer patients who followed up between the years of 1990-2009 in our clinic. We choosed the 63 T1 high grade bladder cancer patients treated with BCG. Sections from the paraffin blocks of the most representative tumor tissues were taken and re-graded with 2004 classification of World Health Organization. Staining results evaluated by image analysis program. The expression was scored semiquantitatively as 0: no cells stained, 1: between 0 and 10% stained positive, 2: between 10 and 50% stained positive, 3: if more than 50% stained positive. In our study the staining pattern of 3 was evaluated as nestin positive; the staining pattern of 0,1 and 2 were evaluated as nestin negative. These two groups were compared in terms of recurrence and progression. RESULTS: Among the 63 patients were 52 (82.5%) men and 11 women (17.5%). The overall median duration of follow-up was 25 (3-191) months. The median follow up time for recurrence and progression was 7 (2-41) and 4 (3-33) months. 29 (%46) patients had recurrence and 8 (%12,6) patients had progression. Table 1 shows demographic datas of patients and tumor characteristics. Nestin was stained as nestin positive in 33 (%52,4) patients and 30 patients were evaluated as nestin negative. When we compared recurrence (+) and recurrence (-) patients, there were no statistical differences with concomitant carsinoma in situ (CIS), tumor size, number of tumors, gender and age of patients. Nestin positive patients showed more recurrence (p=0,014) (table 2). We found that nestin expression has no role in predicting progression (p=0.710) (table 3). CONCLUSION Nestin expression, which seems effective in predicting recurrence, appear to have a potential role in the early stages of urothelial carcinoma tumorigenesis. On the other hand, nestin expression does not seem to predict progression which is the late stage of tumorigenesis. Development of progression in these patients may be associated with angiogenesis related factors other than nestin. In conclusion, we suggest that patients with high grade bladder cancer and positive nestin expression may need close follow-up, might be offered radical treatments earlier and rescued from unnecessary BCG treatment cycles. However, further comprehensive studies including larger patient cohorts are needed
Epidemiological, laboratory and clinical results in microbial keratitis
Amaç: Kliniğimize başvuran mikrobiyal keratitli hastaları epidemiyolojik, laboratuar ve klinik sonuçlar açısından inceleyip bölgemizdeki etken mikroorganizmaları ve antibiyogram duyarlılıklarını değerlendirmek. Materyal ve metod: Mayıs 2005-Haziran 2013 tarihleri arasında mikrobiyal keratit nedeniyle kliniğimize başvuran 96 hasta çalışmaya alındı. Hastaların 87'sinden direk bakı ve kültür için korneal kazıntı örneği alındı. Takip sırasında hastaların yaşı, cinsiyeti, risk faktörleri, tedavi öncesi ve sonrası görme keskinlikleri, direk bakı ve kültür sonuçları, ek cerrahi gereksinimleri kayıt altına alındı. Bulgular: Hastaların yaş ortalaması 47,7(5-95), erkek/kadın oranı 5/3 idi. Kornea kazıntı örneği alınan hastaların %31'de direk bakıda patojen görüldü. Gram boyası ile yapılan direk bakının duyarlılığı %42,3, seçiçiliği %85,7 olarak bulundu. Kültürde üreme saptanan hasta sayısı 52(%59,8)'idi. Üreyen patojenlerin 24(%46,2)'ünü Gram pozitif bakteriler, 16(%30,8)'sını Gram negatif bakteriler,12(%23)'sini mantarlar oluşturuyordu. En sık izole edilen mikroorganizma S epidermidis idi. Altmış beş (%67,7) hastada korneal ülsere predispozisyon olabilecek bir neden vardı. Bunlar arasında %43,1 ile kontakt lens kullanımı en sık nedeni oluşturuyordu. Kontakt lens kullanan hastalarda en sık izole edilen mikroorganizma ise P aeuroginosa idi. Diğer risk faktörleri; geçirilmiş cerrahi(%23.1), organik travma(%15.4), mekanik travma(%13.8), kapak patolojisi(%4.6) idi. Hastaların şikayetlerinin başlaması ile kliniğimize başvuru zamanı arasındaki süre, 57 hastada 1 hafta, 11 hastada 2 hafta, 7 hastada 3 hafta, 12 hastada 4 hafta, 9 hastada ise 2 aya kadar uzanıyordu. Hastaların tedavi öncesi ortalama düzeltilmiş en iyi görme keskinliği(DEİGK) 2 logmar, tedavi sonrası ortalama DEİGK 1,5 logmar olarak bulundu(p<0.001). Uygulanan ampirik antibakteriyel tedavi ile hastaların %77'sinde iyileşme sağlandı. Tedaviye yanıt alınamayan 22 hastanın 18'inde kültürde üreme oldu. Kültür sonucuna göre tedavi değişikliği yapılan hastaların 6'sında tedaviye yanıt alındı ve toplamda hastaların % 83,3'ünde iyileşme sağlandı. Medikal tedaviye yanıtsız olan 16 hastaya ek cerrahi tedavi uygulandı. Ek cerrahi gerektiren hastaların % 53,8'ini mantar keraitli hastalar, %27'sini bakteriyel keratitli hastalar oluşturdu. Sonuç: Tedavi ile morbiditesi azaltılabilen bir hastalık olan keratitin erken tanı ve tedavisi prognoz açısından çok önemlidir. Güvenilir ve hızlı laboratuarla çalışma şansı olmayan hekimler için hastanın kliniğine uygun, bölgesel risk faktörleri ve o bölgede en sık saptanan patojenler göz önüne alınarak iyi seçilmiş ajanlarla uygulanacak ampirik tedavi ile başarı sağlanabilir. Kültür-antibiyogram ve direkt mikroskobik bakı ise tedaviye yanıt alınamayan olgularda ciddi destek sağlamaktadır. Purpose: To describe the epidemiological, laboratory and clinical outcomes of microbial keratitis in our clinic besides to evaluating the organisms in our region and their in vitro antibiotic susceptibility. Methods: A total of 96 patients with microbial keratitis were analysed between May 2005 and June 2013. In 87 patients corneal scrapings were taken for diagnostic stains and culture. Data collected from medical records were age, sex, risk factors, preoperative and postoperative visual acuity, stained smears and culture results, requirements for surgery. Results: The mean age of patients was 47, 7 (5-95) years and male to female ratio was 5/3. Stained smears were positive in 31% of eyes. Gram stain sensitivity and specificity was 42,3% and 85,7% respectively. Positive culture was obtained in 52 (59, 8%) scrapings; 24(46, 2%) were Gram-positive bacteria, 16(30, 8%) were Gram-negative bacteria, 12(23%) were fungi. The most common bacterial species isolated were S epidermidis. Sixty-five (67, 7%) patients had predisposing factors. Contact lens wear was the major risk factor in 28 eyes (43, 1%). P aeruginosa was the most common causative organism in contact lens wearers. Other risk factors were previous surgery (23, 1%), organic trauma (15, 4%), mechanical trauma (13,8%) and lid pathology(4,6%). Time interval between initial symptoms and the first visit in our clinic was 1 week for 57 patients, 2 weeks for 11 patients, 3 weeks for 7 patients, 4 weeks for 12 patients and 1-2 months for 9 patients. Mean best corrected visual acuity (BCVA) was 2,0 logMAR before treatment and 1,5 logMAR after treatment which was found statistically significant (p<0.001). Recovery was achieved in 77% of patients with empirical therapy. Culture was positive in 18 of 22 patients who did not respond to empirical treatment. Six of 22 patients who were switched to different medication responded well. Among all patients we found good recovery in %83, three additional surgical treatments were performed in 16 patients, who were refractory to medical therapy. Most of the patients who required surgery were those with fungal keratitis (53, 8 %). Conclusions: Early diagnosis and timely management of keratitis is crucial for favorable prognosis. If there is no chance of collaboration with a rapid and reliable laboratory, successful management can still be achieved by choosing the appropriate empirical therapy after taking the risk factors and the most common local pathogens into consideration. In patients with no or limited response to treatment, direct microscopic examination and culture or even biopsy may provide useful information