DSpace at Dokuz Eylul University
Not a member yet
10837 research outputs found
Sort by
Packaging systems and their standards used in natural building stones industry
Doğal taş ürünleri ülkemiz maden ihracatında üst sıralarda yer alan önemli bir kalemdir. Doğal taş ürünlerinin ihraç edilebilmesi için hem ürünlerin, hem de ürünlerin ambalajlanmasında kullanılan materyallerin çeşitli standartlara ve belgelere sahip olması gerekmektedir. Doğal taş ambalajlarının en önemli unsurunu oluşturan ahşap elemanların, ülkeler arasında dolaşımı sırasında gittikleri ortama yabancı canlıların yayılmasını önlemek amacıyla ISPM 15 standardı geliştirilmiştir. Bu tez çalışması ile doğal taş ürünleri ve ocaktan nihai tüketiciye gelene kadar geçirdiği aşamalar hakkında bilgi verilmiş; ürünlerin taşıması gereken standartlar ve belgeler tanıtılmıştır. Ahşap elemanların taşıması gereken belgeler ve standartlar araştırılmış, ISPM 15 standardı laboratuvar uygulamaları ve literatür araştırmaları ile irdelenmiştir. Laboratuvarda kurulan ısıl işlem fırını ile ISPM 15 uygulamasından geçirilen ahşap materyalin çeşitli fiziksel özellikleri laboratuvar testleri ile sınanarak malzemede oluşan değişiklikler değerlendirilmiştir. Ayrıca ISPM 15 standardının işletmelerde uygulanışı ve uygulamada oluşabilen sorunlar saha gözlemleriyle belirlenmiştir. Çalışma kapsamında yapılan araştırmalar sonucunda, ISPM 15 standart şartlarının doğru bir şekilde yerine getirilmesi ile var olan eko sisteme ait olmayan canlıların çevreye adapte olması ve burada sistemin parçaları olan canlılara zarar vermesinin engellenmiş olacağı belirlenmiştir. Bu da ülkeler bazında büyük ekonomik ve çevresel zararlardan korunma anlamına gelmektedir. Natural building stones are important subjects of our country?s mine exportation. It?s obligatory to have some standards and certificates for natural stone products and the materials used for packaging these products, for being able to be exported to foreign countries. ISPM 15 standard is constituted to prevent foreign pests to spread across countries on wooden materials, which are the important parts of natural stone packages. By this thesis, natural stones, from quarry to end users, are explained; standards and certificates that products have to carry are introduced. The standards and certificates that wooden materials have to carry are researched and ISPM 15 standard is examined by laboratory work and literature researches. Changes in the wooden material are detected by observing the physical characteristics of the material undergone heat- treatment by a kiln situated in the laboratory. Also, the application and application problems of ISPM 15 standard in companies are determined by field observations. By the researches according to the study it?s determined that, it?s possible to prevent adapting of the pests, not belonging to the existing eco-system, to the environment and harming the organisms which are the parts of the system; by properly fulfilling the requirements of ISPM 15 standard. This means, on the basis of countries, prevention from important economical and environmental losses
İstanbul Menkul Kıymetler Borsası'na yapılan yabancı portföy yatırımları ve temel makroekonomik değişkenler arasındaki ilişki
Bu tez 2006:12 ? 2011:12 arasında İstanbul Menkul Kıymetler Borsası'na yapılan yabancı portföy yatırımları ve temel makroekonomik değişkenler arasındaki ilişkiyi incelemektedir. İncelenen faktörler Türkiye`deki bütçe dengesi ve cari denge, IMKB 100 endeksi, Türk Lirası ve Amerikan doları arasındaki kur, Tüketici Fiyat Endeksi, Bankalararası Aylık Ortalama Faiz Oranı ve Sanayi Üretim Endeksidir. Bu faktörlerin Türkiye`deki portföy yatırımlarına olan etkisini araştırmak için Autocorrelation, ADF and PP Testleri, Var Granger Nedensellik Testleri, Etki- Tepki Fonksiyonları, Varyans Ayrıştırması yöntemleri kullanılmıştır. Tüm testler birbirleri arasında tutarlıdır ve yabancı portföy yatırımlarının İMKB-100 endeksini pozitif, Türk Lirası ve Amerikan Doları arasındaki kur dengesini de negatif yönde etkilediğini göstermiştir. Fakat yabancı portföy yatırımları tüm faktörlerden etkilenmemektedir. This thesis analyzes the the relationship between foreign portfolio investment to Istanbul Stock Exchange and main macroeconomic variables in the period from 2006:12 to 2011:12. The factors that are examined are Budget Balance, Current Account Balance, Istanbul Stock Exchange National 100 Price Index, Nominal Exchange Rate Between TL and USD, Consumer Price Index, Average Monthly Interest Rate Between Banks and Industrial Production Index. Autocorrelation, ADF and PP Tests, Var Granger Causality Tests, Impulse Responses, Variance Decomposition are used for the purpose of examining the impacts of these variables on the level of portfolio investments to Turkey. Results of all tests are consistent with eachother and say that foreign portfolio investment affects ISE positively and affects exchange rates negatively. But FPI is not affected by all factor
Prevalence of obstructive sleep apnea syndrome of the patients who has the diagnosis of interstitial lung disease and symptoms of sleep-related breathing disorders
Amaç: İnterstisyel akciğer hastalığı (İAH) kronik hastalığa bağlı stres, solunum anormallikleri ve tedavi yan etkileri nedeniyle uyku bozukluklarına yatkındırlar.Çalışmamızda İAH hastalarında uyku kalitesi ile uyku bozuklukları arasındaki ilişkiyi ve obstruktif uyku apne sendromu (OUAS) olasılığını araştırmayı planladık. Gereç ve Yöntem: Polikliniğimizde İAH nedeniyle takipte olan 52 hasta çalışmaya alındı. Hastalara Epworth Uykululk Skoru (EUS) ve Pitsburgh Uyku Kalite İndeksi (PUKİ) uygulandı. Basit spirometri ve difüzyon testi yapıldı. EUS `u 10 ve üzerinde olan 27 hastaya polisomnografi (PSG) uygulandı. EUS ve PUKİ'ye göre subjektif uykululuk ve uyku kaliteleri ile PSG uygulananlarda ölçülen objektif parametreler karşılaştırıldı. Bulgular: Gündüz uykululuğu olan ve olmayan hastalar arasında demografik özellikler, vücut kitle indeksi, immunsupresif ilaç kullanımı,spirometri ve difüzyon testi ölçümleri, sigara kullanımları, PUKİ global puanı ve alt bileşenleri açısından farklılık gözlenmedi. %44,2'sinde PUKİ uyku kalitesinin kötü olduğu gözlemlendi. Ancak PSG yapılan 27 hastanın PUKI global puanı ve alt bileşenlerinin AHI, evre 1 uyku latensi, uyku etkinliği veya nokturnal desaturasyonla ilişki olmadığı saptandı. Evre 1 uyku süresinin arttığı; evre 2-3 ve REM sürelerinin azaldığı saptandı. Nokturnal hipoksemi belirginleştikçe hastaların uyanma sayısının, restriksiyon ağırlığının arttığı; uyku etkinliğinin ise azaldığı izlendi. OUAS oranı %70 olarak bulundu. AHİ'nin REM döneminde ve supine poziyonda belirginleştiği, FEV1-FVC yüzdesi ile negatif korelasyon gösterdiği izlendi. Sonuç: İAH hastalarında gündüz hipoksemisi olmasa da restriksiyon ağırlığı ile ilişkili nokturnal hipokseminin ve OUAS olabileceği ve buna bağlı olarak da uyku kalitesinin etkilenebileceği gözlendi. Bu nedenle, İAH hastalarının gündüz uykululuğu ve uyku etkinliği açısından değerlendirilmesi; semptomatik hastaların uykuda solunum bozukluğu açısından tetkik edilmesi sonucuna varıldı. Aim: Patients with ILD are at risk for sleep disorders due to chronic disease-relatedöstress, respiratory abnormalities and adverse effects of treatment. We aimed to determine the relationship between the quality of sleep, sleep disordered breathing and the insidence of obstructive sleep apnea in these patients. Materials- methods: 52 patients with ILD were enrolled in the study. Pittsburgh Sleep Quality Index(PSQI) and Epworth Sleepiness Score(ESS) were applied. All patients underwent spirometry and diffusion test. Polysomnography was performed to 27 patients who had an ESS >=10. Subjective parameters of sleepiness and sleep quality compered with the objective parameters measured by PSG. Result: Patients were classified according to daytime sleepiness. Demographic characteristics, body mass index, immunesuppressive medication, spirometry and diffusion measurements, smoking habits, the sub-components of PSQI and global score didn?t differ between groups. Subjective sleep quality was poor in 44% of patients. PSQI global score and sub-components weren?t correlated with AHI, stage 1 latency, sleep efficiency and nocturnal desaturation. We found increased stage 1 sleep and decreased stage 2-3 and REM sleep.Nocturnal hypoxemia was determined related with severity of restriction, arousals and sleep efficiency. Nineteen (70%) of subjects were diagnosed with OSAS. AHI was negatively correlated with percentage of FEV1-FVC and sleep efficiency and was evident during REM sleep and supine position. Conclusion: Although patients with ILD don?t have daytime hypoxemia; nocturnal hypoxemia estimated by severity of restriction can contribute to apnea- hypopnea episodes. Therefore ILD patients must be evaluated for daytime sleepiness, sleep quality and inspected for sleep-related breathing disorders
The determination of underground and open pit mine limit using investment theories
Günümüzde madencilik sektöründe artan üretim maliyetleri ve rekabet ortamı, yeraltı kaynaklarının en verimli ve ekonomik şekilde değerlendirilmesini gerektirmekte ve beraberinde üretim artışını zorunlu kılmaktadır. Bilindiği üzere, madencilik yatırımları, önceden planlanması gereken uzun vadeli, yüksek oranda riskli ve büyük sermaye gerektiren operasyonlardan oluşmaktadır. Dolayısıyla, yerüstü ve yeraltı maden işletme planlamasının, ideal işletme ömrü ve üretim kapasitesinde tasarlanması, fizibilite değerlendirmeleri açısından oldukça önemlidir.Mevcut madencilik sorunlarının çözümü, ideal işletme planlaması ile karlılığın yükseltilmesine dayanmaktadır. Açık ve yeraltı işletme planlamalarında, işletmenin derinleşmesiyle birlikte artan nakliye giderlerine ek olarak, üretim maliyetini etkileyen kayacın jeomekanik parametreleri, dolayısıyla kazı zorluğu, şev duraylılığı ve iş güvenliği gibi unsurlar da göz önüne alınarak toplam işletme gideri ve birim cevher üretim maliyetinin öngörülmesi fizibilite etüdü için önemlidir. Fizibilite çalışmalarında, işletme ömrü boyunca elde edilecek gelirler, Net Bugünkü Değer (NBD) yatırım yöntemiyle değerlendirilmektedir. NBD'i maksimum yapan ideal işletme ömrü ve kapasitesi, derinlik ve boyut olarak işletme sınırı belirlenmektedir.Maden sahalarının, jeolojik ve coğrafi şartlara bağlı olarak kendine özgü dinamik ve değişken bir yapı arz etmesi, planlamayı daha karmaşık ve zor hale getirmektedir. Bu nedenle, her işletmenin kendi özel koşullarına uygun planlanması gerekmektedir. Yapılan planlamalarda, maden sahası bazen tamamen bir açık işletme ya da yeraltı işletmesi olarak tasarlanmaktadır. Planlamada ideal olan, belirli bir derinlik ve süreden sonra, açık ve kapalı işletmelerin birbiri arasında geçişini sağlayacak kombine bir işletme yönteminin değerlendirilmesi ve benimsenmesidir. In our day, the increasing production costs and competitive environment seen in mining sector require the evaluation of underground resources in the most efficient and economical way and also entail an increase in production. It is well known that mining investments consist of long-term and highly hazardous operations which should be planned beforehand. Thereby, the design and planning of open pit and underground mines at optimal mine life and production capacity is very important.The solution to existing mining problems relies upon a proper mine layout and the escalation of profitability. In open pit and underground planning, the haulage costs naturally increase with the increasing depth of the mine. In addition, the prediction of overall operating costs and unit ore production cost by taking into consideration the factors such as the geomechanical parameters of the rock that are directly effective on production cost, and also the excavation difficulties, slope stability and work safety plays an important role at the feasibility. In this kind of feasibility studies, the revenues, which will be gained during the life of a mine, is evaluated by means of Net Present Value (NPV). According to this method, the most ideal mine life and capacity that maximizes the NPV determines the mine limits and depth.Since the mine sites comprise a unique dynamic and variable structure depending on the geologic and geopgraphic conditions. Thefefore, the planning stage gets harder and more complicated. Therefore, every mine site should achieve a scientific-based mine planning that is convenient for its own specific circumstances. As a result of these conducted studies, sometimes the mentioned mine site is planned entirely either in the form of an open pit or underground mine. The essence of this planning, particularly after a certain period of time and depth, a combined production method which facilitates a transition between open pit and underground mining method
Distributed leadership behaviours among elementary shool teachers
Bu çalışma, ilköğretim okulu öğretmenlerin paylaşılan liderlik davranışlarının ne düzeyde olduğunu ortaya çıkarmayı amaçlamıştır. Araştırmada, nicel ve nitel araştırma yöntemlerinden yararlanılmıştır. Çalışma, uygulanan ölçekten elde edilen nicel verilerden sonra, odak grup görüşmesi tekniği ile elde edilen nitel verilerle tamamlanmıştır. Araştırmanın evrenini 2012-2013 öğretim yılında Buca ilçe merkezinde bulunan 50 ilköğretim okulunda görev yapmakta olan 2.123 öğretmen oluşturmaktadır. Öğretmen evreninden örneklem alınırken, öğretmen sayısı 20 ve üzerinde olan okullardan oranlı küme örnekleme yapılmıştır. Yansızlık ilkesine uygun olarak, öğretmen sayısı 20-30 arası, 31-50 arası ve 51 ve üzeri sayıda öğretmen bulunan 7 resmi ilköğretim okulu ve bu okulların her birinde görev yapmakta olan sınıf ve branş öğretmenlerinin tamamı örnekleme alınmıştır. Verilerin analizi 346 veri toplama aracı ile gerçekleştirilmiştir. Nitel boyutta, cinsiyetlerine ve branşlarına göre belirlenen 30 öğretmenden oluşan altışarlı gruplarla gerçekleştirilen ve 5 odak grup oturumunu içeren yarı yapılandırılmış görüşmeler yapılmıştır. Nicel araştırma tekniklerine göre, öğretmenlerin paylaşılan liderlik davranışları düzeylerini belirlemek amacıyla Özer ve Beycioğlu (2013) tarafından geliştirilen ?Paylaşılan Liderlik Ölçeği? kullanılmıştır. Yarı yapılandırılmış odak grup görüşmelerinde, katılımcılara araştırma ölçme aracından dönüştürülerek oluşturulan 2 soru ve sonda sorular yöneltilmiştir. Araştırmada elde edilen verilerin çözümlenmesi amacıyla, aritmetik ortalama, standart sapma, yüzde, t-testi, ve tek yönlü varyans analizi testleri yapılmıştır. Nitel boyutta ise görüşmelerde kaydedilen sesler ve yazılı metinler deşifre edilmiş ve metinler üzerinde kodlama çalışması yapılmıştır. Katılımcıların paylaşılan liderlik davranışları düzeylerine ilişkin aritmetik ortalama 36,88 (Çoğunlukla) olarak görülmüştür. Katılımcılarla gerçekleştirilen görüşmelere dayalı olarak, ilköğretim okulu öğretmenlerinin paylaşılan liderlik davranışları düzeylerinin yüksek olduğu bulunmuştur. Bu bulgular ışığında araştırmanın sonucunda nicel olarak elde edilen veriler, nitel olarak elde edilen veriler tarafından da destekleyici bulunmuştur. This study aimed to reveal ``what is the level of distributed leadership behaviours among elementary school teachers???. In this study both quantitative and qualitative methods were used. The study was completed the qualitative data gathered by focus group interview after getting the quantitative data gathered by survey technique. The population of the study comprised 2.123 teachers who works in fifty elementary schools in Izmir province Buca central district in 2012-2013. Elementary schools having less than 20 teachers were not included in the study. In accordance with the principle of neutrality, all branch and form teachers working in seven state schools chosen among schools having teachers between 20-30, 31-50 and above 51 are included in the study Total number of surveys which was returned to the researcher was 362. In qualitative dimension, there were five semi-structured focus group with 30 participants chosen according to their sexes and branches. To gather quantative data, a 10 items five scale Lykert type inventory, The Questionnaire of Distributed Leadersip, which was developed by Özer ve Beycioğlu (2013) was used to reveal the level of distributed leadership behaviours among elementary school teachers?. During semi-structured focus group interviews, participants were asked 2 questions transformed from inventory questions and some questions to get detailed understanding. To analyze data, mean, standart deviation, frequency, t-test and one way ANOVA were used. For qualitative analysis, audio-taped sounds, and written texts were transcribed and changed into texts. Then, the transcribed texts were coded. Arithmetic means which was measured was found 36,88 (Frequently). Based on the interviews that are conducted with the participants, it was found that the level of distributed leadership behaviours among elementary school teachers was high. In view of the findings of research, the quantative results was found supportive by the qualitative results
Use of phase change materıals ın buıldıng elements for thermal energy storage
Günümüzde, yapıların yaşam döngüsü boyunca harcadıkları enerjinin büyük kısmı ısıtma ve soğutma sistemlerinde kullanılmaktadır. Ancak, sadece pasif sistemlerin kullanılmasıyla yapıların yılın büyük kısmında iç ortam konfor koşullarına ulaşılabilmesi olanaklı değildir. Bu amaçla, arasında faz değişim malzemelerinin (FDM) de olduğu, yeni malzeme ve yapı bileşenlerinin kullanımı yaygınlaşmaktadır. Bu çalışmada, FDM'lerin yeni yapı malzemesi olarak ısıl depolama amacıyla yapı bileşeni üretiminde ve dolayısıyla yapı mimarisinde kullanımının getirebileceği olası enerji kazanımını irdeleyebilecek bir yöntem geliştirilmesi amaçlanmıştır.Başlangıçta sorun tanımı, çalışmanın amacı, kapsamı ve yöntemi açıklanmıştır. Daha sonra; ısıl enerji depolama (IED) ve FDM ile ilgili temel kavram ve terimler aktarılmıştır. Buna ek olarak FDM'lerin seçim ölçütleri, FDM kullanılarak tasarlanmış yapı elemanları ve mimari uygulamaları ile ilgili çalışmalar verilmiştir.Bunu takiben, kurgulanan yaklaşım açıklanmıştır. Yaklaşım dört adımdan oluşmaktadır. Bunlar:(1) Kullanılacak FDM ve yapı elemanı detayının belirlenmesi,(2) FDM'nin ve FDM içeren yapı bileşeninin ısıl depolama davranışını ölçmek amacıyla kurgulanan deneysel çalışma,(3) Ticari bir modelleme programı yardımıyla elemanın ısıl davranışının değerlendirilmesi için yapılan sayısal çalışma, ve(4) Gerçekleştirilen simülasyon çalışmaları ışığında yapı elemanı kullanımının sağladığı enerji tasarrufunun hesaplanması ile sonucun değerlendirilmesidir.Kurgulanan yöntem bir örnek üzerinde uygulanarak tartışılmıştır. Seçilen örnek, gizli ısıl depolama sistemine sahip FDM'li bir düz çatının ülkemizdeki dört farklı iklim bölgesinde, sabit sıcaklık kontrollü binaların soğutma yükünü azaltmak amacına ne derecede katkıda bulunabileceğinin incelenmesidir.Sonuçta, FDM ile geliştirilen yeni yapı bileşenlerinin mimaride kullanımına yardımcı olabilecek aktarılan yöntemin sonuçları, çizilen kavramsal çerçeveye ve örnek uygulamalarından elde edilen verilere dayanarak tartışılmış ve konu ile ilgili daha sonraki araştırmalar için önerilerde bulunulmuştur. For most of the year, only the use of only passive systems is not usually enough to achieve indoor comfort conditions, therefore most of the energy that is consumed throughout the life cycle of buildings is consumed by heating and cooling systems. The development of new materials -including phase change materials (PCM)- and building elements, show promise in reaching better indoor comfort with less energy. This study aims to develop a methodology that can be used to evaluate possible energy gains from the incorporation of PCM into new building elements.First the problem, purpose, limits and methodology are described. Later, the main concepts and literature that deal with thermal energy storage (TES) and PCM are presented. Later the methodology, which consists of four main steps, is proposed:(1)Determination of the PCM and building element detailing,(2)The experimental work that is constructed to measure the thermal behavior of both the PCM and the building element containing PCM,(3)The validation of numerical work with experimental data, and(4)Calculation of energy savings in light of simulations and evaluation of results.Afterwards, the proposed methodology is used on an example. The example discusses to what degree can a PCM incorporated flat roof with latent energy storage contribute to reducing the cooling load of thermostatically controlled buildings in four climatic regions of Turkey.In conclusion, the results from the example are discussed within the plotted conceptual framework. Also suggestions on further studies are given
Clinical Significance Of DNA Repair Genes Expressions In Neurofibromatosis Type 1 Cases
AMAÇ: Nörofibromatozis Tip 1 (NF1), çeşitli fenotiplere sahip, sık görülen otozomal dominant genetik bir hastalıktır. NF1 hastalarının klinik çeşitliliğinin genetik nedeni sorgulanmaktadır. DNA onarım genleri DNA' daki hataların onarımından sorumludur. Bu çalışmada DNA onarım genlerinin ekspresyonunu ve onların NF1 hastalarındaki klinik önemini nörofibrom, hamartomatöz lezyon, diğer tümörler ya da ailesel NF1 varlığı ile karşılaştırarak analiz etmek ve gen ekspresyonları ile klinik bulgular arasında ilişki olup olmadığını belirlemek amaçlandı. YÖNTEMLER: NF1' li hastalar ve NF1 ile birlikte malignitesi olan hastalar çalışmaya alındı. Kontrol grubu olarak da benzer yaş grubundaki her hangi bir hastalığı olmayan çocuklar ve NF1 ile ilgisi olmayan maligniteli olgular oluşturdu. Çalışma toplam 46 olgu içermekteydi: 36 NF1 hastası (30 çocuk; 6 ebeveyn), hiç bir hastalığı olmayan 8 kontrol olgusu, rabdomiyosarkomlu NF1 olmayan 2 kontrol olgusu çalışmaya alındı. Her bir hasta ve kontrol grubundan periferik kandan mononükleer hücre izolasyonu yapıldı. RNA izolasyonu ve cDNA dönüşümünden sonra, her bir olguda Real-Time PCR ile DNA onarımı ile ilişkili 84 genin ekspresyonu (standart array, SABiosciences) belirlendi. Ekspresyonların kontrol grubuna göre kat değişiklikleri ve T test ile p değeri karşılaştırmalı gruplarda değerlendirildi. BULGULAR: Araştırma grubunu 36 NF1 hastası, kontrol grubunu ise 8 sağlam çocuk ve 2 adet de NF1 ile ilişkisi olmayan maligniteli olgu (rabdomiyosarkom) oluşturmaktadır. 8 kontrol olgusunun yaş ortalaması 17±7,03 (10-30 yaş) (ortanca 13 yaş) idi. NF1 olgularının 17' si kadın 19' u erkekti. NF1' li olgularımız için tanı anındaki yaş ortalaması 10,08±8,86 (9 ay- 38 yaş) (ortanca 8 yaş) iken hastalarımızın çalışmaya alınan ebeveynlerinin yaş ortalaması 40,50±1,22 (39-42 yaş) (ortanca40 yaş) idi. 36 hastanın, 17' si nörofibromlu, 17' si hamartomatöz lezyonluydu. 1 hastada rabdomiyosarkom (RMS) gözlenmiş, 1 hasta meme kanseri ve 4 hasta da optik gliomluydu. NF1 olgularında, PNKP, RAD18, XAB2, XRCC3, XRCC4 ve XRCC5 genlerinin ekspresyonu kontrol grup ile karşılaştırıldığında azaldı (p<0.05, T test). Nörofibromlu NF 1 olgularında, nörofibromsuz NF 1 olgularıyla karşılaştırıldığında POLB ekspresyonu artarken; ERCC3,LIG1,MGMT, MRE11A, MPG, MSH6, PARP2, PRKDC, RAD51B, RAD52, RPA3, SMUG1, TREX1, UNG ekspresyonu azaldı. RAD18 ailesel NF 1 varlığında ekspresyonu azalmış ve istatistiksel olarak önemli olduğu saptandı. Malign tümör olgularında NF 1' li ya da NF 1' siz gruplar karşılaştırıldığında gen ekspresyonunda kat değişiklikleri vardı. Maligniteli olgularda DDB2, MGMT, MLH1, POLB UNG, XPA ekspresyonları arttı. NF 1'li RMS olgusu ile NF 1' siz RMS olguları karşılaştırıldığında DDB2, MGMT, MLH1, POLB, UNG, XPA olmak üzere 6 genin ekspresyonu 10 kattan fazla artmış saptandı. SONUÇ: Bulgularımız NF 1 olgularındaki klinik bulgulardan tümör gelişimini öngörmek için DNA onarım sistemi ilişkili gen ekspresyon değişikliklerinin rolü olabileceğini göstermiştir. POLB nörofibrom varlığı belirteci, DDB2, MGMT, MLH1, POLB UNG, XPA malign tümör gözlenme belirteci olmaya aday genler olarak saptandı. Bu genlerin ekspresyonlarının daha geniş seri NF1li ve maligniteli olgularda çalışılması uygundur. OBJECTIVE: Neurofibromatosis Type 1 (NF1) is a a common autosomal dominant genetic disorder that has a variable phenotype. The genetical causes of clinical variability of NF1 patients is questioned. DNA repair genes are responsible for proofreading the missing in the DNA. We aimed to analyze expression of DNA repair genes and their clinical significance in NF1 patients; comparing exsistance of neurofibroma or hamartomatous lesions or other tumours or existance of NF1 in the family. The other aim of this study was to determine whether any relationship between gene expressions and clinical findings. METHODS: NF1 patients and malignancy with NF1 pateints were included and in this study. In the control gruop children that they are in the similar age group and they have no disease and no malignacy group were included. This study included total 46 cases. 36 NF1 patients (30 children; 6 parents), 8 control cases without any disease, two control cases with rhabdomyosarcoma without NF1 were included in this study. The mean age of control group was 17±7,03 (10-30 age) (median 13 age). In the NF1 pateints gruop 17 of them are female, and 19 are male. The mean age at diagnosis is 10,08±8,86 (9 months- 38 age)(median age 8) for children and 40,50±1,22 (39-42 age) (median age 40) for parents. Among 36 patients, 17 had neurofibromas, 17 had hamartomatous lesions. Rhabdomyosarcoma (RMS) was observed in one patient, breast cancer in one patient and four patients suffered optic glioma. Peripheral blood was obtained from each cases and mononuclear cells were separated. After RNA isolation and cDNA converting, expressions of 84 genes related with DNA Repair in standard array (SABiosciences) were determined by Real-Time PCR for each case. Fold changes and p values compared with control groups and fold changes evaluated with T test and p value in the comperative groups. RESULTS: 36 NF1 patients, 8 healthy children as a control and 2 cases no NF1 relationship with malignancy (rhabdomyosarcoma) were included in the study group. In NF1 cases PNKP, RAD18, XAB2, XRCC3, XRCC4 and XRCC5 genes were downregulated compared with control group. In NF1 cases having neurofibromas, POLB was over expressed; while ERCC3, LIG1, MGMT, MRE11A, MPG, MSH6, PARP2, PRKDC, RAD51B, RAD52, RPA3, SMUG1, TREX1, UNG were downregulated compared with the NF1 cases without neurofibromas (p<0.05, T test). RAD18 is the downregulated and statistical significant gene for existence of NF1 in the family. There are gene expression fold change differences determined when malign tumor cases with/without NF1 were compared. DDB2, MGMT, MLH1, POLB UNG, XPA are increased. CONCLUSION: Our results may point toward a role of gene expression changes of DNA repair system to be predictive for clinical manifestations in NF1 cases
Kronik Psikiyatri Hastalarının Fiziksel Sağlık Durumu: İhmal Edilen Bir Alan
Kronik psikiyatri hastalarının morbidite ve mortalite oranları genel nüfustan daha yüksek, yaşam beklentileri daha düşüktür. İlaç yan etkileri, fiziksel belirtilerin ihmali, uyum eksikliği gibi hastalığa bağlı nedenler, sigara kullanımı, kötü beslenme, alkol, sigara ve madde kullanımı, fiziksel aktivite ve hijyen eksikliği gibi yaşam tarzı davranışları ve çevresel etmenler nedeniyle bu hastaların fiziksel sağlığı bozulmaktadır. Kronik psikiyatri hastaların birçoğu kardiyovasküler hastalıklar ya da metabolik komplikasyonlar nedeniyle ölmektedirler. Psikiyatri hastalarının bakımında sadece ruhsal yakınmalara odaklanılmakta, fiziksel belirtiler ihmal edilmektedir. Yurt dışında kronik psikiyatri hastaları için, yapılan araştırma sonuçları doğrultusunda çeşitli izlem araçları geliştirilmiş ve fiziksel sağlığı iyileştirme amacıyla sağlıklı yaşam davranışlarını geliştirmeye yönelik müdahale programları oluşturulmuştur. Ülkemizde kronik psikiyatri hastalarının fiziksel sağlığına yönelik çalışmalar çok az sayıda olup, genelde tanımlayıcı tipte araştırmalardır. Psikiyatri hemşireleri kliniklerde daha çok psikiyatrik açıdan hastaya bakım vermekte, fiziksel sağlık psikiyatri hemşiresinin sorumluluk alanı olarak görülmemektedir. Psikiyatri hemşireleri, fiziksel hastalıklara karşı koruyucu önlemler alma, erken tanılama ve egzersiz, diyet gibi müdahale programları ile sağlıklı yaşam davranışının geliştirilmesinden sorumludur. Bu derlemenin, hemşirelik alanında psikiyatri hastalarının fiziksel sağlığına odaklanan bir çalışma olarak ülkemizde hemşirelik literatürü için önemli bir katkı sağlayacağı ve hemşirelerin bu alandaki sorumluluklarının farkındalığını arttıracağı düşünülmektedir. Morbidity and mortality rates among chronic psychiatric patients are higher than the rates in the general population are, and these patients have a lower life expectancy. These patients' physical health is impaired due to the following reasons: disease-related factors such as drug side effects, neglect of physical symptoms and lack of compliance, lifestyle behaviors such as poor diet, smoking, alcohol and drug use, and lack of physical activity and hygiene factors, and environmental factors. Many of these patients lose their lives due to cardiovascular diseases or metabolic complications. When care is provided for psychiatric patients, only psychological problems are focused on, but physical symptoms are neglected. In other countries, in line with the results of researches, various tools have been developed to monitor chronic psychiatric patients, and intervention programs aiming to promote healthy lifestyle behaviors have been conducted in order to improve their physical health. On the other hand, in our country, studies of this kind are very few, and the ones available are usually descriptive researches. In psychiatry clinics, psychiatric nurses mostly provide psychiatric care for patients, and patients' physical health is not regarded among psychiatric nurses' responsibilities. Psychiatric nurses are responsible for taking preventive measures against physical diseases and developing healthy lifestyle behaviors through intervention programs such as early diagnosis, exercise and diet. It is thought that this review will provide an important contribution to the nursing literature in our country since it is a study focusing on physical health of psychiatric patients in the nursing field and that it will increase nurses' awareness regarding their responsibilities in this area
The Relation Between Focus Group Discussions and The Cultural Care: Diversity And Universality Theory
Bireylerin kültürel inançları meme kanseri erken tanı uygulamalarına yönelik yarar ve engel algısını, dolayısı ile erken tanı davranışlarını sürdürmelerini etkilemektedir. Bireylerin kültürel özelliklerini, gereksinimlerini saptamak ve bakım vermek hemşirelikte değişik modeller ve teorilerle açıklanmaya çalışılmıştır. Bu çalışmanın amacı meme kanseri erken tanı davranışlarına yönelik yapılan odak grup görüşmelerinde kültürün etkisini açıklamak ve bunu Leininger'in Kültürel Bakım Farklılık ve Evrensellik Teorisi ile ilişkilendirmektir. Cultural beliefs of individuals affect their perceptions of benefit and obstacle aimed at the early diagnosis applications of breast cancer and consequently the sustainment of early diagnosis behaviours. The determination of cultural features and needs of individuals and procurement of care were tried to be explained through different models and theories in nursing. The objective of this study is to explain the effect of culture upon focus group discussions aimed at the early diagnosis behaviours of breast cancer and associate this with Leininger's Cultural Care: Diversty and Universality Theory