DSpace at Dokuz Eylul University
Not a member yet
    10837 research outputs found

    The Principle of Equality and Positive Discrimination

    No full text

    EXPERIMENTAL INVESTIGATION OF THE STORAGE STABILITY AND RHEOLOGICAL PROPERTIES OF ELASTOMERIC POLYMER MODIFIED BITUMINOUS BINDERS

    Get PDF
    Bu çalışmada, üç farklı polimer katkılı bitümlü bağlayıcının, yüksek sıcaklık depolama stabilitesi özellikleri araştırılmıştır. Bu amaçla iki farklı tür stiren-butadien-stiren (SBSD), (SBSM) ve stiren-etilen-butadien-stiren (SEBS) katkı malzemesi olarak kullanılmıştır. Üç farklı oranda (%2, 4 ve 6) SBS ve SEBS, 160/220 penetrasyonlu bitüme ilave edilerek modifiye bağlayıcılar elde edilmiştir. Saf ve modifiye bağlayıcılara; yumuşama noktası, dönel viskozimetre (DV) ve dinamik kayma reometresi (DKR) deneyleri uygulanarak katkı maddelerinin etkisi belirlenmiştir. Modifiye bağlayıcıların depolama stabilitesi deneyi EN 13399 standardına göre yapılmıştır. Depolama stabilitesi deneyleri sonucunda, elde edilen numunelere saf ve modifiye bağlayıcılara uygulanan deneyler yeniden uygulanmış ve modifiye bağlayıcıların depolanma özellikleri tespit edilmiştir. Elde edilen sonuçlardan, polimer oranı arttıkça viskozite, yumuşama noktası ve kompleks modülü (G*) değerlerinin arttığı belirlenmiştir. Depolama stabilitesi deneylerinden ve reolojik özelliklerin incelenmesinden en iyi sonuca SBSM katkı maddesinin sahip olduğu belirlenmiştir. In this study the high temperature storage stability properties of bituminous binder modified by three different polymers were investigated. For this purpose two different type of styrene-butadiene-styrene (SBSD), (SBSM) and styrene-ethilene-btadiene-styrene (SEBS) were used. The modified binders were obtained by adding three percentage (2%,4%,6%) of SBS and SEBS to 160/220 penetration grade bitumen. The effects of additive materials were determined by applying the softening point, rotational viscosimeter (RV) and dynamic shear rheometer (DSR) tests to virgin and modified binders. The storage stability test of modified binders were carried out according to EN 13399 standard. The tests applied to pure and modified binders were carried out to specimens obtained from at the end of this processes therefore the storage stability properties of modified binders were determined. According to the obtained results it was determined that the values of viscosity, softening points, and complex modulus (G*) were increased by the increase of polymer content. SBSM gave the best result at the end of the storage stability tests and rheological properties

    Cephalocaudal progression of jaundice in i̇nfants of gestational age under 35 weeks and the relationship with clinical outcomes

    No full text
    Sarılık, kandaki bilirubin düzeyinin artması sonucu deri, göz ve mukozaların sarı renk alması halidir. Yenidoğanın en sık problemlerinden biri olan sarılık, hayatın ilk iki haftasında hastaneye başvurmanın en sık nedenidir. Term ve terme yakın bebeklerin % 60?ında, prematüre bebeklerin ise % 80?inde hayatın ilk haftasında sarılık görülür. Tedavi gerektiren düzeyde sarılık ise bebeklerin % 5 - 6? sında görülmektedir. Bu prospektif kesitsel analitik olgu çalışması Dokuz Eylül Üniversitesi Çocuk Hastalıkları ve Sağlığı Prematüre Yoğun Bakım Ünitesinde ve Kadın Hastalıkları ve Doğum Servisinde yapılmıştır. Çalışmada DEÜ yenidoğan prematüre yoğun bakımda ve kadın doğum servisinde takip edilen 35 haftanın altı bebeklerde oluşan sarılığın sefalokaudal progresyonu ve klinik ve laboratuar faktörlerin sarılığın sefalokaudal progresyonuna etkisi araştırılmıştır. Bu araştırmaya katılan 88 yenidoğanın 53?ü erkek (% 60,2), 35?i kızdır (% 39,8). Çalışmamızda doğum kilo ortalaması 1617,9 ± 672,2 olup en düşük doğum kilosu 506 gram, en yüksek doğum kilosu ise 3384 gram bulunmuştur. Prematürite ve düşük doğum ağırlığı hiperbilirubinemi ile çok sıkı ilişki göstermektedir. Çalışmamızda ilk on gün boyunca altı bölgeden (Alın, göğüs, sırt, karın, diz, ayak sırtı) transkutan bilirubinometre ile sarılık ölçümü yapıp eş zamanlı alınan laboratuar değerleri ve klinik özellikleri inceledik. Transkutan - kapiller bilirubin ölçümleri arasında anlamlı istatiksel korelasyon saptanmıştır. Bu sonuç TcB ölçümünün serum bilirubini ölçümü gerekliliğini saptamada bir tarama aracı olarak kullanılmasının term bebekler yanında preterm bebekler açısından da güvenilir olduğunu kanıtlamıştır. Elde ettiğimiz bu sonuçlar; toplumumuzda 35 haftanın altındaki bebeklerde TcB ölçümlerinin güvenli bir şekilde kullanılabileceğini göstermektedir. Yenidoğan bilirubin taramasında prematürelerde de ilk yöntem olarak TcB ölçümleri kullanılabilir. Araştırmamızda ilk on gün boyunca transkutan bilirubin ölçümleri 35 haftanın altındaki pretermlerde birinci gün sırtta, dördüncü gün alında,diğer günlerde göğüste daha yüksek saptanmıştır. Çalışmamız termlerden farklı olarak 35 haftanın altındaki pretermlerde transkutan bilirubin ölçümlerinde göğüs bölgesinde en anlamlı yüksekliğin olduğunu, TcB ölçümlerinin göğüs bölgesinden yapılması gerektiğini ve sefalokaudal progresyonun term bebeklerde olduğu gibi baştan ayağa doğru değil, farklı bir yayılım izlediğini göstermektedir. Ayrıca sefalokaudal progresyon ve fark ortalamalarının bilirubin düzeyi ile doğru orantılı olduğunu da saptamaktadır. Preterm yenidoğanlardaki kendilerine özgü sefalokaudal progresyonun varlığını, izlenen laboratuar verileri ve anne - bebeğe ait faktörler ile ilişkili saptamadık. Sefalokaudal gradient bilirubin ensefalopatisi için bir risk faktörü olabilir. Net kanıtlanmamış olsa bile beyindeki bilirubine bağlı hasar fosfolipid membranlarda biriken bilirubin asid miktarı ile ilişkili olabilir. Neonatal hyperbilirubinemia is manifested by the yellow colour found in the sclera and skin of infants with increased bilirubin concentration in the plasma. It is one of the most common problems of neonatal period, the most frequent hospitalization in the first two weeks of life. The frequency of jaundice is 60 % of term and nearterm infants, 80 % of preterm infants in the first week of life although jaundice requiring treatment is % 5 - 6 of newborns. This prospective cross-sectional analytical case study was carried out at Dokuz Eylul University Premature Intensive Care Unit and Obstetrics and Gynecology Department . In this study, cephalocaudal progression of jaundice and effects of clinical and laboratory factors to the cephalocaudal progression of jaundice were investigated under 35 weeks of gestational age. 88 newborns of participating to this study were 53 boys (% 60,2) and 35 girls (% 39,8) . In our study, mean birth weight was 1617.9 ± 672.2, the lowest birth weight was 506 grams and the highest birth weight was 3384 grams. Prematurity and low birth weight are related with hyperbilirubinemia. We measured the level of bilirubin from six different sides of patients (forehead, chest, back, abdomen, knee, footback) by transcutaneous bilirubinometry (TcB) and evaluated the laboratory values and clinical characteristics of patients. We observed that there is no significant difference between capillary and transcutaneous bilirubin measurements. As a result TcB measurement is reliable method for measuring serum bilirubin level in term and premature infants. In conclusion in our society TcB measurements in infants under 35 weeks can be used in a safe manner. Newborn screening for bilirubin in premature infants TcB measurements can be used as the first method. In our study, transcutan bilirubin levels of preterm infants before 35 weeks were higher at the back on the first day, forehead on the fourth day, chest on the other days. In preterm newborns below 35 gestational age, the most significant elevation of transcutaneous bilirubin measurement is on the chest area, transcutaneous bilirubin measurement should be made from the chest area. This shows that unlike term newborns who show cephalocaudal progression, spread of jaundice can be different in preterm newborns below 35 gestational age. It also determines that cephalocaudal progression and mean differences are correlated with the level of bilirubin. We didn?t observe the association between the existence of their own cephalocaudal progression in preterm newborns and followed laboratory data-factors associated with mother and baby. Cephalocaudal gradient may be a risk factor for bilirubin encephalopathy. Even if unproven, damage due to bilirubin in the brain can be associated with the amount of bilirubin acid that accumulates in the phospholipid membrane

    The Role of Supervisor Support in Relations Between Emotional Labor and Job Involvement: A Research on University Student Affairs Personnel

    Get PDF
    One of the increasingly momentous topics in organisation studies is emotional labor. The direction towards which emotional labor affects the job involvement of service workers has also been studied and stated that this direction might change based on the choice of labor behaviour. The concept of "supervisor support" refers to the close, intimate and understanding attitude of the superior to the subordinates. As a result of the study conducted on student affairs office employees of three state universities in the Aegean Region (n=127) a positive significant relationship among three emotional labor behaviour and job involvement was discerned and an increase in parallel with supervisory support was displaye

    A research on the effect of peer mediation training on the mediation skills of high school students

    No full text
    Bu araştırmanın amacı, akran arabuluculuk eğitiminin lise öğrencilerinin arabuluculuk becerilerine etkisini incelemektir. İki aşamalı olarak yürütülen bu araştırmada, Çalışma 1 olarak adlandırılan birinci aşamada akran arabuluculuk eğitiminin lise öğrencilerinin çatışma çözme düzeyleri, empatik eğilim düzeyleri ve saldırganlık düzeyleri üzerindeki etkisi incelenmiştir. Ön test son test kontrol gruplu deneysel desenin kullanıldığı Çalışma 1'in bağımsız değişkeni akran arabuluculuk eğitimidir. Akran arabuluculuk eğitimi 10 oturumdan oluşmaktadır. Dört temel beceriyi içeren akran arabuluculuk eğitiminin içeriğinde şu beceriler içermektedir: Çatışma kavramının anlaşılması, iletişim becerileri, öfke yönetimi becerileri, müzakere ve arabuluculuk becerileridir. Araştırmanın ikinci aşaması olan Çalışma 2'de akran arabuluculuk eğitimi alan öğrencilerin arabuluculuk becerilerinin gerçek öğrenci çatışmalarının yapıcı ve barışçıl çözümünde etkisi incelenmiştir. Çalışma 2'de akran arabuluculuk sürecinin değerlendirmesi yapılmıştır. Çalışma 2'de arabuluculuk formu, akran arabulucuların ve çatışan tarafların arabuluculuğa ilişkin görüş, deneyim ve algılarına başvurulmuştur. Araştırma 2009-2010 eğitim-öğretim yılında Denizli ilinde bulunan iki Anadolu lisesinde yürütülmüştür. Çalışma 1 kapsamında, deney ve kontrol gruplarına ön test olarak Çatışma Çözme Ölçeği, Empatik Eğilim Ölçeği ve Saldırganlık Ölçeği uygulanmıştır. Daha sonra, sadece deney grubunda yer alan öğrencilere 10 oturumluk akran arabuluculuk eğitimi verilmiştir. Ardından, deney ve kontrol gruplarına son test olarak Çatışma Çözme Ölçeği, Empatik Eğilim Ölçeği ve Saldırganlık Ölçeği uygulanmıştır. Çalışma 2 kapsamında, sadece deney grubunda yer alan ve akran arabulucu olarak eğitilen öğrenciler, arkadaşlarının gerçek öğrenci çatışmalarında arabuluculuk yapmışlardır. Bu sürecin değerlendirilmesi için öğrencilerin arabuluculuk oturumlarında kullandıkları arabuluculuk formları kullanılmıştır. Ayrıca akran arabulucu ve çatışan taraf olarak öğrencilerin arabuluculuk sürecine ilişkin görüş ve algılarını tespit etmek amacıyla görüşmeler yapılmıştır. Çalışma 1?de akran arabuluculuk eğitiminin lise öğrencilerinin çatışma çözme ve empatik eğilim düzeylerine etkisini test etmek amacıyla 2X2 split-pilot karışık desen olarak tanımlanan tekrarlanmış ölçümler için iki faktörlü varyans analizi ANOVA kullanılmıştır. Akran arabuluculuk eğitiminin lise öğrencilerinin saldırganlık düzeylerine etkisini test etmek amacıyla parametrik olmayan istatistiksel yöntemlerden Mann-Whitney U kullanılmıştır. Çalışma 2?de akran arabulucu olarak eğitilen öğrencilerim arkadaşlarının gerçek öğrenci çatışmalarının yapıcı ve barışçıl çözümünde etkisini incelemek amacıyla nitel very analizlerinden içerik analizi kullanılmıştır. Çalışma 1?in bulguları incelendiğinde, deney grubunda yer alan öğrencilerin çatışma çözme düzeyleri kontrol grubunda yer alan öğrencilerin çatışma çözme düzeyleriyle karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde bir fark olduğu, deney grubunda yer alan öğrencilerin yapıcı çatışma çözme düzeylerinde anlamlı bir artış olduğu saptanmıştır. Deney ve kontrol gruplarında yer alan öğrencilerin ön test ve son test empatik eğilim düzeyleri karşılaştırıldığında, gruplar arasında anlamlı düzeyde fark olmadığı görülmüştür. Buna karşın, akran arabuluculuk eğitimi alan deney grubunda yer alan öğrencilerin saldırganlık düzeylerinin bu eğitimi almayan öğrencilere kıyasla anlamlı derecede azaldığı saptanmıştır. Çalışma 2?nin bulguları incelendiğinde, 39 öğrenci çatışmasının akran arabuluculuk yoluyla çözüldüğü görülmüştür. Bu çatışmaların % 97.5 oranında yapıcı bir anlaşmayla sonuçlandığı tespit edilmiştir. Öğrenciler en çok, olumsuz davranışı yapmamaya söz vererek anlaşmaya varmışlardır. Akran arabulucu 23 öğrencinin arabuluculuk uygulamaları ve deneyimlerine ilişkin görüşleri incelenmiştir. Buna göre akran arabulucuların üstlendikleri arabulucu rolünden çok memnun ve mutlu oldukları, kendilerini arkadaşlarına ve yeni görevlerine karşı sorumlu hissettikleri, davranışlarında olumlu yönde değişimler olduğu saptanmıştır. Akran arabulucular, arabuluculuk basamaklarını uygularken zaman zaman güçlükler yaşasalar da uygun baş etme stratejilerini kullandıkları sonucuna varılmıştır. Akran arabuluculuk yardımı alan ve çatışan taraf olarak uygulamalara katılan 41 öğrencinin arabuluculuk uygulamalarına ilişkin görüşleri, algıları ve deneyimleri incelenmiştir. Buna gore öğrenciler, bu sürece katılmaktan memnun olduklarını, arabuluculuğa başvurarak bundan yararlar sağladıklarını, tekrar arabuluculuğa başvurabileceklerini ve arkadaşlarına da tavsiye edebileceklerini aktarmışlardır. Çalışma 1 ve Çalışma 2?nin sonuçlar birlikte değerlendirildiğinde akran arabuluculuk eğitiminin lise öğrencilerinin yapıcı çatışma çözme becerilerinin gelişmesinde ve saldırganlık düzeylerinin azalmasında etkili olduğu ifade edilebilir. Buna ek olarak, akran arabuluculuğun lise öğrencilerinin gerçek öğrenci çatışmalarının yapıcı ve barışçıl çözümünde etkili bir yol olduğu söylenebilir. The purpose of this study is to investigate the effect of peer mediation training on mediation skills of high school students. In this study that was carried out in two stages, the first stage referred to as Study 1, the impact of peer mediation training was examined on the empathic tendency and aggression conflict resolution levels of high school students. İn study 1 pre-test and post-test control group experimental design was used. İndependent variable of the Study 1 is peer mediation training. Peer mediation training consists of 10 sessions. Peer mediation training which is composed of four basic skills include: Understanding of the concept of conflict, communication skills, anger management skills, and negotiation and mediation skills. In Study 2, the second phase of the study; the effect of mediation skills of students who had received the peer mediation training, in resolving actual student conflicts in a constructively and peacefully. In Study 2, the peer mediation process was evaluated. In Study 2, an opinion of peer mediators and conflicting parties regarding mediation experience and perceptions were consulted. Research was carried out in the academic year 2009-2010 in two Anatolian High School in the province of Denizli. Under Study 1, as a pre-test to the experimental and control groups, Resolving Conflict Scale, Empathic Tendency Scale, and Aggression Scales are applied. Then, only the students in the experimental group were given 10 sessions of peer mediation training. After that, Resolving Conflict Scale, Empathic Tendency Scale, and Aggression Scales are applied to the experimental and control groups as a final test. In the context of Study 2, only students in the experimental group trained as peer mediators, made mediation in their friends? actual student conflicts. For the evaluation of this process, the mediation forms used by students in the mediation sessions were used. Also interviews were conducted with the students as peer mediators and conflicting parties in mediation process, in order to determine their opinions and perceptions. In Study 1, 2X2 split-pilot described as a mixed pattern of two-factor analysis of variance for repeated measures ANOVA is used in order to test the effect of peer mediation training on level of conflict resolution and empathic tendency of high school students. Non-parametric Mann-Whitney U statistical methods were used in order to test the effect of peer mediation training to the level of aggression in high school students. In Study 2, content analysis, one of qualitative data analysis was used to investigate the effect of students trained as peer mediators for in resolving their friends? actual student conflicts in a constructive and peaceful way. As the findings Study 1 were analyzed, when the conflict resolution levels of the students in the experimental group and the control group were compared, it is observed that a statistically significant difference exist; there is a significant increase in the levels of conflict resolution of the students in the experimental group. When the levels of the pre-test and post-test empathic tendency of the students in the experimental and control groups, the difference between the two groups was not significant. In contrast, aggression levels were significantly lower in the students in the experimental group who received the peer mediation training, compared to students who did not. Examined the findings of Study 2, 39 student conflict has been resolved through peer mediation. It has been found that 97.5% of the conflicts resulted in a constructive agreement. Students mostly agreed by promising not to repeat the negative behavior. Views of 23 peer mediators on the peer mediation practices and experiences were investigated. Accordingly, peer mediators were very happy and pleased with themselves with their undertaken role of mediator; they felt responsible to their friends and to their new mission and their changes in behavior were found to be positive. Peer mediators faced difficulties from time to time while they were performing the steps of mediation, it is concluded that the appropriate coping strategies were used. Perceptions, opinions and experiences on the implementation of peer mediation of 41 students are examined, who received the help of mediation and participated the applications as the conflicting party peer mediation. Accordingly, students were pleased to participate in this process, they provided benefits by applying mediation, they would apply mediation again and they recommend it to their friends. Taken together the results of Study 1 and Study 2, peer mediation training can be said to be effective in developing conflict resolution skills of high school students and in reducing levels of aggression. In addition, peer mediation can be said to be an effective way of constructive and peaceful in actual high school student conflict resolution

    Contrasti ve analyses of tense forms in Turkish and Latvian languages

    No full text
    Küreselleşme denilen dünya çapında bütünleşme, entegrasyon ve dayanışma sürecinde günler gittikçe dünya ekonomisi, uluslararası ilişkiler gelişmektedir. Dil faktörü bu süreçlerin vazgeçilmez ve çok önemli bir parçasıdır. Hepsinde iletişim çok önemli rol oynar. İki ülke arasında işbirliğin gerçekleşmesi için iletişim şarttır. İletişim dilsiz bizim bildiğimiz anlayışta gerçekleşemez. Bugüne kadar yabancı dil öğrenme edimi çok zaman alıcı bir süreçti. Bugünlerde insan zamanını değerlendirmeye başladığı için mümkün olduğu kadar kısa bir süre içinde yabancı dili edinmek istiyordur. Yabancı dil öğrenimi ve öğretimi tüm dünyada olduğu gibi Letonya?da da artarak önem kazanmaktadır. Son yarı yüzyıl Letonya ve Türkiye ilişkileri geliştiğinden Letonca ve Türkçeye hakim olan insanlara talep de artmaktadır. Ne yazık ki henüz Türkçe ve Letonca arasında hiçbir sözcük veya dilbilgisi çalışması yapılmamıştır. Türkçenin yabancı dil olarak öğretiminde öğretmenler hala yabancı kaynaklar kullanmak zorundadırlar (Rusça, İngilizce). Yabancı dili başka bir yabancı dilden öğrenmek ve öğretmek mümkün olabilir. Fakat bu öğrenme ve öğretme süreci gittikçe zorlaşır, hatalara yol açabilir ve beklendiği gibi verimli sonuç vermeyebilir. Bu çalışmanın amacı Türkçenin zaman sistemini Letoncanın dilbilgisi yapıları ile açıklamaktır. Türkçedeki dilbilgisel zamanların Letoncada olup olmadığı tespit edilerek hangi zaman, ifade şekli veya başka dilbilgisi yapıları ile kurulduğu açık bir şekilde gösterilecektir. Çalışmanın süresince bu iki dilin ortak aynılık, benzerlik ve farklılıklar ortaya konulacaktır. Çalışmanın neticesinde ortaya konulan veri ders programı oluşturanlar, öğretme malzemeleri hazırlayanlar için güvenilir bir kaynakça oluşturacaktır. Yabancı dil olarak Türkçeyi öğrenenler için de ek kaynak olacaktır. Bu çalışmanın sayesinde Türkçe öğretme ve öğrenme süreci kolaylaştırılmış olacaktır. Dolayısıyla, yabancı dil edinimi daha rahat ve hızlı şekilde gerçekleşecektir. Global economy, international relations develop concurrently with globalization, integration, and cooperation process. Language is an integral and a very important element of these processes. Information exchange has a great significance in all processes. A fundamental basis for bilateral relations is communication. The communication without a language is impossible. Language learning remains a time consuming process also nowadays. Considering that modern people highly value their time, they want to learn a foreign language within the shortest time possible. Same as in the rest of the world, learning and teaching foreign languages becomes more and more important in Latvia. During the last half century, bilateral relations between Latvia and Turkey have developed rapidly. Consequently, the demand for Turkish language professionals has grown. Unfortunately, the combination of these languages has not been subject to any research or compiling a dictionary or a study aid. Turkish language continues to be taught in Latvia using teaching aids published in other languages (Russian, English). Learning a foreign language using another foreign language is possible; however, in such case, the language learning process becomes more difficult, more mistakes occur during the learning process, and the expected result may as well not be achieved. The purpose of this thesis is explaining Turkish language grammar tenses using the ones in Latvian. It will be also researched if similar constructions of grammar tenses found in Turkish language exist also in Latvian. It will also be explained to which grammar tense, mood, or other category it belongs. In this thesis, the identical, similar, and distinct characteristics will be presented. The information developed during the research, will be a trustworthy source for developers of Turkish language study materials or study programs. It will also serve as an additional information source for those who want to study Turkish language. Thanks to this thesis, the Turkish language studying and teaching process will become easier; thus, also more pleasant and faster

    EVALUATION OF FETAL AND MATERNAL RESULTS IN TWİN PREGNANCIES

    Get PDF
    Amaç: İkiz gebelikler tüm gebeliklerin %1-2’sini, perinatal mortalitenin ise %10-15’ini oluşturmaktadır. Perinatal mortalite ve morbidite başlıca prematür eylem nedeni ile ortaya çıkmaktadır. Bu çalışmada kliniğimizde doğumu gerçekleşen ikiz gebeliklerin maternal ve fetal sonuçların değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Ocak 2012-Mayıs 2014 tarihleri arasında kliniğimizde doğum yapmış 47 ikiz gebelik olgusunun dosya kayıtları incelenerek maternal yaş, doğum sırasında ortalama gebelik haftası, ortalama doğum kilosu, yenidoğan yoğun bakım ihtiyacı olup olmadığı, bebeklerin 1. ve 5. dakika Apgar skorları değerlendirildi. Sonuçlar ortalama ± standart sapma olarak ifade edildi. Bulgular: İkiz gebelik sıklığı %1,6 olarak tespit edildi. Ortalama maternal yaş 30,19 ± 5,59 (aralık: 18-45), ortalama gravida 2,35 ± 1,70, ortalama parite 0,95 ± 1,27, doğum sırasında ortalama gebelik haftası 33,43 ± 6,02 (aralık: 29-39) olarak tespit edildi. Olguların %19,14’de (9 olgu) hipertansiyon mevcuttu. Olguların %14,9’u (7 olgu) ise diyabet ile komplike idi. Yenidoğan doğum kiloları ortalama 2263,97 ± 585,85 gr (aralık: 820-3670 gr), 1.dakika Apgar skorları 8,50 ± 1,80 ve 5.dakika Apgar skorları 8,54 ± 1,25 olarak bulundu. Yenidoğan bebeklerin %20’sinde yenidoğan bakım ihtiyacı oldu; %10 bebekte solunum yolu ile ilgili komplikasyonlar gelişti. Sonuç: İkiz gebelikler halen perinatal ve maternal morbidite nedenidir. Bu gebelikler normal popülasyona göre daha sık diyabet ve hipertansiyon ile komplike olmaktadır. Perinatal sonuçlar özellikle doğum haftası ile ilişkilidir.Objective: Twin pregnancies account for 1-2% of all pregnancies and for 10-15% of perinatal mortality. Perinatal mortality and morbidity occurs mainly due to preterm birth. With this study, we aimed to analyse the fetal and maternal outcomes of twin pregnancies who gave birth in our clinic. Material and Method: The file records of 47 twin pregnancies giving birth in our clinic between January 2012 and May 2014 were analysed and the data about the maternal age, gestational age, mean fetal birth weight, the need of the admission to neonatal intensive care unit, the Apgar scores at 1 and 5th minutes was evaluated. The results were expressed as mean ± standard deviation. Results: The incidence of twinning was 1.6%. Mean maternal age was 30.19 ± 5.59 (range: 18-45), mean gravidity was 2.35 ± 1.70, mean parity was 0.95 ± 1.27, mean gestational week during labor was 33.43 ± 6.02 (range: 29-39). 9 cases (19.14%) were complicated with hypertension and 7 cases (14.9%) were complicated with diabetes. The mean birth weights of newborns were 2263.97 ± 585.85 gr (range: 820-3670 gr); Apgar scores at 1. and 5.minute were 8.50 ± 1.80 and 8.54 ± 1.25 respectively. 20% of newborns needed treatment at the neonatal intensive care unit and 10% of newborns developed complications regarding the respiratory system. Conclusion: Twin pregnancies are still a cause of perinatal and maternal morbidity. These pregnancies are complicated more commonly with diabetes and hypertension, compared with singleton pregnancies. Perinatal outcomes are especially related to the gestational ag

    Human resources planning as a tool of norm staff application: Case of İzmir Konak tax office

    No full text
    Yoğun rekabetin hakim olduğu, emek maliyetinin her geçen gün arttığı günümüzde, aleyhindeki tüm olumsuz eleştirilere rağmen norm kadro uygulamaları popülerliğini devam ettirmekte, uygulamadaki başarısını ve yaygınlığını artan bir hızla sürdürmektedir.Norm Kadro çalışmalarının temelini standartların belirlenmesi oluşturmaktadır. Standart belli bir zaman birimi içerisinde bir makineden beklenen üretim ya da bir çalışandan beklenen iş miktarıdır. Bu yolla hem çalışanlar otomatik bir kontrole tabi tutulurken, diğer yandan birimde yapılan tüm işler süre yönünden ölçülmektedir. Standartların belirlenmesi ile çalışanlar belirlenen standartlara göre günlük mesaisini dolduracak kadar iş yüklendiğinden diğer bir anlatımla iş yüküne göre insan kaynağı çalıştırılacağından gereksiz istihdamın önüne geçilmiş ve buna bağlı olarak emek maliyetleri asgari düzeye indirilmiş olunur.Norm kadro çalışmalarında, çalışana uygun iş değil işe uygun çalışan amacı ön plandadır. Dolayısı ile norm kadro çalışmalarında hedef, üretim ve hizmet maliyetini azaltmak gibi görünse de getirdiği iş standartlaşması ve standartlaşmanın sürekli güncellenmesiyle çalışanın iş doyumunun sağlanmasıdır. Despite all of negative criticism, with dominating intense competition and with a day by day increase in labor cost of the present day, norm staff applications maintains its popularıty and continues its rapiolly grawing success and prevelence in practice.Determination of standards constitutes the basis of norm staff works. Standard is amount of expectable production from a machine or work from a employee in a definite time unit. While putting employees to the automatic control by this way, on the other hand, all of the jobs in the unit are being measured in terms of time. By determining of standarts, in connection with taking enough daily work by employees according to determined standarts in other words by reason of employing staff member according workload, redundant employment is being blocked and whereupon cost of the labor is being diminished in a minimum level. The aim of suitable employee for job is stand in the forefront instead of suitable job for employee in the norm staff works. Consequently, the target in norm staff works looks as if to decrease production and service cost, providing job satisfaction by standardization of job and continual updating of standardization

    Factors affecting operational efficiency of chemical cargo terminals a qualitative approach

    No full text
    Sıvı dökme yük endüstrisindeki üreticiler ile müşterilerinin global ekonomik pazarda rekabet edebilmeleri için ürünlerini depolama ve sevkiyat ihtiyaçları bulunmaktadır.Sıvı dökme yükler ton/mil ölçütünde düşük maliyet ile miktar etkinliği açısından genellikle deniz yolu ile taşınmaktadır. Boru hattı taşımacılık modu da, özellikle aynı bölge içerisinde konuşlu olan rafineriler ile terminaller arasında yada deniz yolu taşımacılık modunun maliyet etkin olmadığı yerlerde, Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattı örneğinde olduğu gibi yüklerin taşınmasında ayrıca önemli bir rol oynamaktadır. Kara tankeri ve tren vagonu taşıma modları da genellikle terminallerden üreticilere ürün sevkiyatında bölgesel olarak kullanılmaktadır. Tüm bu faaliyetlerin icrasına yönelik olarak gemiler, barçlar için rıhtım veya iskeleleri, vagonlar için demiryolu ve lokomotifleri, tankerler için yolları ve istasyonları, terminaller ve/veya rafineler arasında boru hattı, yükler için tank çiftlikleri olan bir terminale ihtiyaç duyulmaktadır. Bugün, kendine ait rafinerisi olan, sadece depolama tanklarını kiralayan ve her ikisine de sahip olan 3 çeşit terminal mevcuttur. Terminallerin lojistik tarafı operasyon faaliyetlerinin önemli bir rol oynadığı ve ürünlerin yüklenmesi, tahliyesi ile kara tankeri, vagon, boru hattı ve gemiler ile taşınması kısımlarıyla ilgilenmektedir. Günümüz terminalleri, global ve bölgesel pazarda söz sahibi olabilmek için terminallerinin operasyonel verimliliklerini uluslararası ve ulusal kurallar ile talimatlara uygun olarak geliştirmek durumundadırlar. Kimyasal yük terminal işletmeciliği emniyet ve kalite unsurlarının çok yüksek düzeyde ve uluslararası boyutta uygulandığı özel bir terminalcilik biçimidir. Klasik dökme yük ve konteyner operasyonlarından farklı olarak kimyasal yük operasyonlarında kendine has öncelikler, uygulamalar ve değerlendirme kriterleri bulunmaktadır. Bu çalışmanın amacı kimyasal yük elleçleyen limanlarda gemi, rıhtım ve depolama operasyonlarının verimliliğini etkileyen faktörlerin nitel araştırma yöntemleri kullanılarak belirlenmesidir. Today?s global economic competitation conditions require worldwide storage need for bulk liquid producers and customers. Bulk liquid goods are commonly transported by Maritime mode because of its lowest cost per ton mile and amount efficiency. Also pipelines play another important role for transferring the raw materials, products between refineries and terminals, especially located in the same area or where maritime transportation not cost/effective is, like Baku-Tiflis-Ceyhan pipeline.Truck and railway modes are mostly used domestically between Terminals and manufacturers. All these facilities require a Terminal with its Berth/Jetties for the ships and also for the barges, railway and locomotives for the wagons, roads and stations for the trucks, pipelines between the terminals and/or refineries, tank farms for the storage of the raw materials and products, hoses or pipelines between the berth/jetty, wagon and truck loading/unloading stations.Today there are 3 kinds of terminals; the ones having their own refineries, terminals that only rent storage tanks and which include both. The logistics part of these terminals deal with loading, unloading and also transporting these products via truck, train, pipeline and ships in which Operation activities play the most important role. To become a global and regional terminal, today?s ports should always be in improvement process about operational efficiency of their terminals in accordance with the regional and international rules and manuals.Chemical cargo terminal operations are a special terminal form which has very high and international levels of safety and quality elements applied. Unlike conventional bulk cargo and container cargo operations, chemical cargo operations include own priorities, applications and the evaluation criteria. The aim of this study is to make a qualitative research to determine the factors affecting the operational efficiency of ship, berth and warehousing operations in chemical cargo port

    Synthesis of pyrido [3,4-b] carbazole and pyrido [4,3-c] carbazole ring systems

    No full text
    Karbazol molekülünün a,b ve c yüzlerine, piridin molekülü 2,3 ve 3,4 bölgesinden bağlandığı zaman 6 adet kinolin, 6 adet izokinolin olmak üzere 12 adet izomerik pridokarbazol bileşiği meydana gelir. Bu çalışmada bir piridokarbazol türevi olan 1-metil-10H-pirido[3,4-b]karbazol, 1-fenil-10H-pirido[3,4-b]karbazol, 1-metil-7H-pirido[4,3-c]karbazol ve 1-fenil-7H-pirido[4,3-c]karbazol D tipi sentez planına göre sentezlenmeye çalışılmıştır. Bunun için ticari olarak satılan 4-okso siklohekzan karboksilat bileşiği başlangıç maddesi olarak kullanılmıştır. Ardışık sentez basamakları ile dördüncü halkanın oluşumu sağlanmaya çalışılarak piridokarbazol türevi sentezlenmeye çalışılmıştır. Ayrıca N-[2-(9H-karbazol-3-il)etil]asetamid ve N-[2-(9H-karbazol-3-il)etil]benzamid bileşikleri yeni türevlerin sentezlenmesine olanak sağlayacak bir ara ürün olarak sentezlenmiş ve yapıları aydınlatılmıştır. Sentezlenen maddelerin kromatografik yöntemlerle saflaştırılması yapılmış ve yapıları FT-IR ve 1H-NMR ile aydınlatılmıştır. The fusion of the carbazole nucleus at the a, b, and c positions with the pyridine ring at the 2,3- and 3,4-positions results in 12 isomeric pyridocarbazoles, six belonging to the quinoline and six to the isoquinoline series. In this study, 1-methyl-10H-pyrido[3,4-b]carbazole, 1-phenyl-10H-pyrido[3,4-b]carbazole, 1-methyl-7H-pyrido[4,3-c]carbazole and 1-phenyl-7H-pyrido[4,3-c]carbazole, which is a pyridocarbazole derivative, was synthesized via D type synthesis plan. So, for commercially selling 4-oxo cyclohexane carboxylate which was synthesized earlier was used as a starting compound. The pyridocarbazole derivative was synthesized by consecutive synthesis steps to form the forth cycle of this compound. N-[2-(9H-carbazole-3-il)etil]acetamide and N-[2-(9H-carbazole-3-il)etil]benzamide was also synthesized as a midproduct to synthesize new derivatives and its structure was exposed. Synthesized compounds were purified by using chromatographic methods and their structures were identified by using FT-IR and 1H-NMR

    3,017

    full texts

    10,837

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    DSpace at Dokuz Eylul University
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇