DSpace at Dokuz Eylul University
Not a member yet
    10837 research outputs found

    Sample of Nursing Care Plan of an Individual with Congestive Heart Failure According to the Neuman Systems Model

    Get PDF
    Hemşirelik modelleri hemşirelik bakım ve uygulamalarına bir çerçeve çizer. Hemşirelikteki kavramsal modellerin değeri hemşireliğin temelkavramlarına ortak bir anlam getirmeleridir. Bu katkının sağlanması için bir teori ya da modelin, uygulamalarda rehber olarak kullanılmasıönemlidir. Bu modellerden birisi de Neuman Sistemler Modeli'dir. Neuman Sistemler Modeli iyiliğe adapte olmuş, bütüncül yaklaşımlı, açıksistem özellikleri ile bireyin fizyolojik, psikolojik, sosyokültürel, spritüel ve gelişimsel beş majör değişkenine yer vermesi nedeniylehastalara bütüncül yaklaşma ve hemşirelik uygulamalarına rehber olmada uygun bir modeldir. Bu makale, Neuman Sistemler Modeli'ninkalp yetersizliği hastasının bakımında model kullanımına örnek olarak yazılmıştır. Nursing models draw a frame for nursing care and applications. The value of conceptual models in nursing is that they give acommon meaning to the basic concepts of nursing. In order to enable this contribution, it is important to use a theory or modelas a guide in applications. One of these models is the Neuman Systems Model. Neuman Systems Model is a convenient modelto be a guide for integrated approach to patients and nursing applications, since it is adapted to goodness, has an integratedapproach, and involves five major variables of the individual such as physiological, psychological, sociocultural, spiritual anddevelopmental with open system features. This article was written as a sample for the use of Neuman Systems Model in thecare of a patient with congestive heart failure

    The Field of Application of the German Law on Temporary Employment

    No full text

    Correlation of serum neopterin levels and liver necroinflammation in chronic hepatitis B patients

    No full text
    Amaç: Gama interferon stimülasyonuna yanıt olarak insan makrofaj ve monositlerinden sekrete edilen bir sitokin olan neopterinin, kronik hepatit B enfeksiyonunda karaciğerde nekroenflamasyon ve fibrozis derecesini gösteren bir belirteç olduğunun gösterilmesi amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya 04 Ocak 2013 - 01 Ekim 2013 tarihleri arasında hastanemizin Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı polikliniği ve İç Hastalıkları AD Gastroenteroloji Dal polikliniğine başvuran, kronik hepatit B tanı kriterlerine uyan, takip ile tedavi kararı açısından başvuru tarihinden önceki son 1 yıl içinde ve başvuru sonrasında karaciğer biyopsisi yapılmış ancak tedavi almamış gönüllü ve 18 yaşından büyük hastalar dahil edildi. Hastalardan alınan serum örneklerinde neopterin düzeyleri ELISA yöntemi ile araştırıldı ve bulunan sonuçlar, karaciğer biyopsisi ile saptanan HAI ve fibrozis skoru ile korele edildi. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 64 hastada serum neopterin düzeyleri, yaş, cinsiyet, serum ALT düzeyi ve serum HBV DNA düzeyi arasında istatistiksel anlamlı bir ilişki saptanmadı (p= 0.07, p=0.329, p=0.101, p=0.134). Hastalarda serum neopterin düzeyleri ile HAI ve fibrozis skorları arasında pozitif korelasyon ve istatistiksel anlamlılık saptandı (p=<0.001, p=0.001). Hastaların 16' sında (%25) HBeAg pozitif, 48'inde (%75) HBeAg negatif saptanırken, hem HBeAg pozitif hem HBeAg negatif hasta grubunda serum neopterin düzeyleri ile HAI ve fibrozis skoru arasında pozitif korelasyon olduğu gösterildi (p=0.009, p=0.034, p=0.002, p=0.011 ). Sonuç ve Öneriler: Kronik hepatit B enfeksiyonunda nekroenflamasyon ve fibrozis gelişimine T lenfositler ve makrofajların rol aldığı immun yanıt yol açmaktadır. Bu immun yanıt sırasında makrofajlardan salgılanan neopterinin karaciğerdeki nekroenflamasyon ve fibrozis varlığı ve derecesini yansıttığı düşünülmektedir. Serum neopterin düzeyi ile karaciğer biyopsisi ile saptanan HAI ve fibrozis skoru arasında pozitif korelasyonun ve istatistiksel anlamlı bir ilişkinin olduğu gösterilmiş olup, neopterinin karaciğerdeki nekroenflamasyon ve fibrozis derecesini göstermede umut vaadeden bir belirteç olduğu düşünülmüştür. Aim: Neopterine is a cytokine that is secreted in response to gamma interferon stimulation of human macrophages and monocytes. It's aimed to determine that neopterin is a marker indicating necroinflammation and fibrosis levels in chronic hepatitis B infection. Materials and Methods: From January 4 to October 1, 2013 in Infections Diseases and Clinical Microbiology outpatient clinic and Gastroenterology outpatient clinic of our hospital, untreated, ? 18 years old volunteers that fulfilled criteria for diagnosis of chronic hepatitis B, had undergone liver biopsy in the last 1 year preceding the date of application and after application, were included. Neopterin levels in serum samples were investigated by ELISA. Results were correlated by HAI and fibrosis scores determined by liver biopsy. Results: In the 64 patients included in the study, relationship between serum neopterin levels and age, sex, serum ALT and serum HBV DNA levels were no statistically significant (p= 0.07, p=0.329, p=0.101, p=0.134). Positive correlation between serum neopterin levels, HAI and fibrosis scores was found statistically significant (p=<0.001, p=0.001). Sixteen (%25) HBeAg (+) and 48 (%75) HBeAg (-) patients were detected. Both HBeAg positive and HBeAg negative patient group, serum neopterin levels correlated positively with HAI and fibrosis scores (p=0.009, p=0.034, p=0.002, p=0.011 ). Conclusion: T lymphocytes and macrophages leads to development of necroinflammation and fibrosis in chronic hepatitis B. During immune response, neopterin released from macrophages is thought to reflect the necroinflammation and fibrosis in liver. Positive correlation and statistically significant relationship between serum neopterin levels, HAI and fibrosis scores were shown. Therefore neopterin is admitted to be a promising marker of fibrosis and necroinflammation in chronic hepatitis B infectio

    TECHNOLOGY INTEGRATION MODELS IN TEACHER EDUCATION AND TECHNOLOGICAL PEDAGOGICAL CONTENT KNOWLEDGE

    Get PDF
    Günümüzde çağdaş bir eğitim fakültesinin özellikle teknolojiyi öğretmen eğitimi programlarına nasıl entegre edeceğini çok etkili bir şekilde planlaması ve bu planı sürekli değişime açık tutması gerekmektedir. Bu bağlamda, "Nitelikli öğretmen" kavramı üzerine yapılan tartışmalar, alan ve pedagojik bilginin özel bir bileşimi olarak sadece öğretmenlere özgü bir bilgi olan Pedagojik Alan Bilgisine (PAB) son yıllarda teknolojik bilginin anlamlı bir şekilde bütünleştirilmesi sonucunda oluşan, Teknolojik Pedagojik Alan Bilgisi (TPAB) kavramı üzerinde yoğunlaşmıştır. Bu çalışmanın amacı, hizmet öncesi öğretmen eğitimine teknoloji entegrasyonu sonucunda öğretmen adaylarının TPAB'ını geliştirmeyi amaçlayan Du-TE, TPAB-KGYU ve TH modellerini sunarak, modeller arasındaki benzerlik ve farklılıkları analiz etmektir. Elde edilen sonuçlar; TPAB'ın geliştirilmesi odaklı bu modellerin ortak özellikleri arasında, durumlu öğrenme kuramı temelli sınıf içi öğretim uygulamaları, deneyimli öğretmenlerin sınıf içi öğretimlerini gözleme, yansıtma etkinlileri, akranlar arası etkileşim ve teknolojik bilgi-beceri odaklı bir öğrenme ortamının yer aldığını; öte yandan TPAB'ın bileşenleri ve doğasının teorik olarak açık bir şekilde ele alınmasının ve öğrencilerin öğrenme güçlüklerini anlamaya ilişkin etkinliklerin ise modeller arası farklılıklar olduğunu göstermiştir. Sonuçlar, Türk öğretmen eğitimi programlarına teknolojiyi anlamlı bir şekilde entegre etme açısından tartışılmıştır. Today, a contemporary institution of teacher education needs to effectively plan how to integrate technology into teacher education programs and keep the plan open to the continuous changes. In this connection, the discussions on the concept of" qualified teacher" have been recently focused on Technological Pedagogical Content Knowledge (TPACK) that is an extension of Pedagogical Content Knowledge (PCK), which is a special amalgam of content and pedagogical knowledge. This study analyzes the following models that aim to develop pre-service teachers' TPACK, including the differences and similarities among the models: SiTI, TPACK-COPR and TM. The results show the common features of this TPACK-oriented models are: real classroom experiences from the perspective of the situated learning theory, observation of experienced teachers' classroom teaching, reflection, peer to peer interaction and building a learning environment focusing on technological knowledge and skills; on the other hand, explicitly addressing the theoretical nature of TPACK and its components and activities for understanding of students' learning difficulties as differences among the models. The results have been discussed in terms of Turkish teacher education programs to integrate technology in a meaningful way

    The validity and reliability of attitude towards evidencebased nursing questionnaire for Turkish sample

    No full text
    Amaç: Bu çalışma, Kanıta Dayalı Hemşireliğe Yönelik Tutum Ölçeği'ni Türkçe'ye uyarlamak üzere geçerlik ve güvenirliğini test etmek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Yöntem: Araştırmanın örneklemine, İzmir'de bulunan bir devlet hastanesi, bir üniversite hastanesi ve bir özel hastaneden; yataklı birimlerde hasta bakımından sorumlu olarak çalışan toplam 342 hemşire, tabakalı rastgele örnekleme yöntemi ile alınmıştır. Veriler Mayıs-Eylül 2012 tarihlerinde toplanmıştır. Ölçeğin kapsam geçerliliği, hemşirelikte doktorasını yapmış beş uzmanın görüşü alınarak değerlendirilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde sayı/yüzde, bağımlı ve bağımsız gruplarda t testi, korelasyon analizi, Cronbach ? analizi, açıklayıcı ve doğrulayıcı faktör analizi kullanılmıştır. Bulgular: Ölçeğin tümünün Cronbach ? güvenirlik katsayısı .90; üç alt boyutun güvenirlik katsayıları .86, .69 ve .71'dir. Madde-toplam puan korelasyonları .57 ile .76 arasındadır (p < .001). Ölçeğin zamana göre değişmezliğini değerlendirmek için dört - altı haftalarda yapılan test-tekrar test ölçüm puan ortalamaları arasında fark bulunmamıştır (p > .05). Açıklayıcı faktör analizi sonuçlarına göre ölçek, toplam varyansın %58.65'ini açıklamaktadır. Doğrulayıcı faktör analizi, ölçeğin, orijinal ölçekteki modelle uyumlu olduğunu, üç faktörlü yapıyı doğruladığını, ölçeğin madde ve alt boyutlarının ölçekle ilişkili olduğunu, her bir alt boyuttaki maddelerin kendi faktörünü yeterli olarak tanımladığını göstermiştir. Sonuç: Sonuçlar, Kanıta Dayalı Hemşireliğe Yönelik Tutum Ölçeği'nin orijinal ölçekle benzer bir yapıda olduğunu, geçerlik ve güvenirliğinin yüksek olduğunu ve Türkiye'de yapılacak araştırmalarda başarıyla kullanılabileceğini göstermiştir Purpose: To determine the validity and reliability of Attitude Towards Evidence-Based Nursing Questionnaire. Method: For validity and reliability analysis of Attitude Towards Evidence-Based Nursing Questionnaire a community, university and private hospital have taken to the sample. The sampling consisted of 342 nurses who are directly responsible of patient care. The data were collected May-September 2012. The scale was reviewed for the content validity by five nursing faculty members who were experts on nursing. In evaluation of the data frequency/percentage, paired simple and student t test, correlation, Cronbach Alpha, exploratory and confirmatory factor analysis were used. Findings: The Cronbach Alpha correlation coefficient was found to be .90 for the whole scale, .86, .69 and .90 for the subscales. The correlation coefficient of the score of each item and the scale score was r = .57 - .76 (p < .001). To test stability of the questionnaire test ? retest analysis was used. There were no significant differences in total and subscale scores between test and retest. The results of the exploratory factor analysis explained 58.65% of the total variance. Confirmatory factor analysis results are coherent with the original questionnaire?s and confirmed of the three factor model, the scale is associated to items and subscales and each item and subscale certifies its own factor adequately. Conclusion: The results show that Attitude Towards Evidence-Based Nursing Questionnaire has similar construction to the original scale and high values of the validitiy and reliability analysis and can be used successfully in Turkish studies

    Neural network control of a robotic arm

    No full text
    Bu tez çalışmasında robot kollarının nasıl tasarlanabileceği anlatılmış ve bir robot tasarımı yapılmıştır. Bunun yanısıra bu tip bir robot kolunun yapay sinir ağları ile nasıl kontrol edilebileceği üzerine çalışılmıştır. Robot kolu tasarımı ile ilgili konular; mekanik tasarım, doğru akım motorları ve kontrol sistemi şeklinde üç ana başlık altında toplandı. Mekanik tasarım başlağında; malzeme seçimi, dikkat edilmesi gereken noktalar anlatılmıştır, bir robot kolu tasarımı yapıldı ve tüm parçaların tasarımlarından ve montajlarından tek tek bahsedildi. Doğru akım motorları (DC motorlar) başlığında; DC motorlar konusunda teorik bilgi verdikten sonra doğru akım motorlarının nasıl seçilebileceği konusunda bilgiler verildi.Kontrol sistemi başlığında ise ; farklı kontrol sistemleri ile kontroller yapıldı ve bu oluşturulan sistemler ile elde edilen sonuçlar karşılaştırıldı. Matlab ve simulink yardımıyla TMS320F28335 işlemcisinin programlanması ve bir yapay sinir ağı ile robotun kontrolü üzerine çalışıldı. Diğer bir değişle Yapay sinir ağları ile bir robotun nasıl kontrol edilebileceği gösterildi. Sonuç olarak robot kollarında kontrol sistemi tasarımı için yapay sinir ağlarının da bir çözüm olarak kullanılabileceği gösterildi. In this thesis it is explained how robotic arms can be designed. A design for a robotic arm is detailed within this thesis. A study will show how this type of robotic arm can be controlled by an artificial neural network. In conclusion it has been shown that also the artificial neural networks can be used as an alternative solution in control system of robotic arms and the benefits of this method have been discussed

    An Overview on Causality Relationship in Criminal Law (A Survey Out of the Known Theories)

    No full text

    Evaluation of the effect of pulmonary metastasectomy on survival in patients with primary colorectal cancer and pulmonary metastases

    No full text
    Kolorektal kanserler, en sık görülen kanser türleri arasında 3. sırada yer almaktadır. Kolorektal kanserli hastaların yaklaşık olarak % 50-60?ında senkron veya metakron uzak metastazlar izlenmektedir. Kolorektal kanserlerin hepatik metastazlarının cerrahi rezeksiyonu sağkalımı anlamlı düzeyde uzatmakta ve yaygın olarak uygulanmaktadır. Son yıllarda ise akciğer metastazlarına da cerrahi rezeksiyon yapılmasının sağkalıma anlamlı katkı sağladığı bildirilmekte ve bu nedenle artan bir şekilde ilgi odağı olmaktadır. Bu araştırmada, Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi?nde tedavi gören ve kolorektal kanserlere bağlı akciğer metastazları nedeniyle metastazektomi uygulanan 29 hasta değerlendirildi. Hastalara ait bilgiler retrospektif olarak elde edildi ve hasta dosyalarından demografik verilerin yanı sıra patoloji, laboratuvar ve radyolojik tetkikler, primer tümöre ve metastaza yönelik uygulanan cerrahi tedavilerle kemoterapi rejimlerine ait bilgiler elde edildi. Hastaların 6 (% 20.7)'sı tanı anında metastatik(senkron) iken, 23 (%79.3)' ü ise daha sonra metastatik (metakron) hale gelmiş olan hastalardı. Çalışmaya dahil edilen 29 hastanın tamamında akciğer metastazları rezektabl özellikteydi. Metastazektomi operasyonu aşamasında toplam 29 hastanın tümünde akciğer metastazı olup, bunlardan 24 (% 82, 8)'ü izole akciğer metastazı, gerikalan 5 (%17,2)' i ise hem akciğer hem karaciğer metastazına sahipti. Çalışmaya alınan hastaların tümüne akciğer metastazına yönelik rezeksiyon uygulanırken, 5 (%17,2) hastaya ise akciğer+karaciğer metastazektomisi uygulanmıştı. Akciğer metastazektomi operasyonu öncesi hastaların 18 (% 62,1)'ine neoadjuvan tedavi verilirken, kalan 11 (%37,9)'ine ise doğrudan akciğer metastazektomi operasyonu uygulanmıştı. Akciğer metastazına yönelik uygulanan metastazektomi şekilleri değerlendirildiğinde 24 (% 82, 8) hastaya wedge rezeksiyon, 5 (%17,2) hastaya da lobektomi uygulanmıştı. Akciğer metastazektomisi uygulanan hastalarda R0 rezeksiyon yapılan 17 hasta (% 58,6), R1 rezeksiyon yapılan 12 hasta (%41, 4) idi. Metastazektomi sonrası hastaların tümüne adjuvan tedavi uygulandı. Tüm hasta grubunda median OS 57ay (SD±4 ay), 1, 3 ve 5 yıllık sağkalım oranları sırasıyla %96, %92 ve %49 olarak tespit edildi. Metastazektomi operasyonu sonrası izlenen lezyonu olmayan hastalarda median DFS 31ay (SD±3 ay), 1, 3 ve 5 yıllık DFS oranları sırasıyla %86, %42 ve %1 olarak saptandı. Metastazektominin şekline göre sağkalım değerlendirildiğinde wedge rezeksiyon yapılanlarda median OS 58 ay (SD±5 ay), lobektomi yapılanlarda ise 50 ay (SD±2 ay) olarak bulundu. Perioperatif mortalite izlenmedi. Rezeksiyon türüne göre sağkalım incelendiğinde R0 rezeksiyon yapılanlarda median OS 66 ay (SD±5 ay), R1 rezeksiyon yapılanlarda ise median OS 47 (SD±7 ay) ay olarak bulundu. Sağkalım analizleri primer tümör yerleşimine göre değerlendirildiğinde kolon yerleşimli tümörü olanlarda median OS 45 (SD±6ay), rektum yerleşimli olanlarda ise median OS 63 (SD±4 ay), idi. Sonuçlarımız kolorektal kanser akciğer metastazlarının cerrahi rezeksiyonunun, genel sağkalım süresinin uzamasına katkı sağladığına ilişkin literatür bilgilerini desteklemektedir. Özellikle R0 rezeksiyon uygulanması ve akciğer metastazektomisi girişim şekli olarak wedge operasyonunun yapılması uzun süreli sağkalım bakımından önem taşımaktadır. SUMMARY Colorectal cancer is the third most common cancer type in the world. Approximately 50%-60% of patients would have developed ?synchronous or metachronous- distant metastasis. Surgical resection of hepatic and/or pulmonary metastases of colorectal cancer have significantly prolonged in disease-free and overall survival and therefore it?s widely to be put into practice in last years. In this research, we evaluated twenty nine patients who underwent metastasectomy for lung metastases due to colorectal cancer and be treated in Dokuz Eylül University Faculty of Medicine Hospital. Demographic, perioperative, laboratory, radiological and chemotherapy as well as survival data were obtained by retrospective chart review. Six (20,7%) patients had synchronous metastasis, while 23 (79,3%) patients had metachronous metastasis. All of 29 patients based on our study, the lung metastases were resectable. During lung metastasectomy operation, all of 29 patients had lung metastase and 24(%82.8) patients of them had isolated lung metastase, the other 5 (%17.2) patients had both liver and lung metastase. All patients were applied lung metastasectomy, while 5 (17.2%) patients were applied both liver and lung metastasectomy. Before lung metastasectomy operation 18 (%62.1) patients underwent neoadjuvant chemotherapy, the other 11(%37.9) patients were applied directly lung metastasectomy. Wedge resection was applied to 24 (%82.8) patients and lobectomy was applied to 5(%17.2) patients. R0 resection was obtained in 17(58.6%) patients, while R1 resection were performed in 12(41.4%) patients respectively. According to the type of metastasectomy, the over all survival(OS) is evaulated that the patients who underwent wedge resection observed median OS 58 mounts and who underwent lobectomy observed 50 mounts. There was no perioperative mortality.After metastasectomy operation adjuvant therapy was applied to all of the patients. All patients a median OS of 57 months (SD ± 4 months), 1, 3, and 5-year survival rates were orderly identified 96%, 92% and 49%.Metastazektomi operasyonu sonrası izlenen lezyonu olmayan hastalarda median DFS 31ay (SD±3 ay), 1, 3 ve 5 yıllık DFS oranları sırasıyla %86, 3, %42 ve %1 olarak saptandı. While the median disease-free and overall survivals after initial metastasectomy were 31months(SD±3 months), respectively, the 1-year, 3-year and 5-year disease-free and overall survivals rates were 86.3%, 42% and 20%, and 1%. According to the type of resection, the over all survival(OS) is evaulated that the patients who underwent R0 resection observed median OS 66 months(SD±5 months), and who underwent R1 resection observed OS 47 (SD±7 months) months. The over all survival(OS) is appreciated according to primary tumor localization that the patients who had located colon observed median OS 45 months(SD±6 months), and who had located rectum observed OS 63 months(SD±4 months). Our results comparable with the results reported in the literature in which surgical resection of lung metastases due to colorectal cancer improves overall survival. Particularly, it is important to obtain R0 resection and wedge resection for more long life in this patients

    EFFECT OF GLOBAL ECONOMIC CRISIS ON TRAVEL AGENCIES AND CRISIS MANAGEMENT PRACTICES IN TURKEY

    Get PDF
    Kriz yönetimi özellikle turizm sektöründeki işletmeler için bir gereklilik haline gelmiştir. Türkiye'de bu alanda yapılan sınırlı çalışmalara rağmen, turizm sektörünün bel kemiğini de oluşturan seyahat acentelerinde, konunun araştırılması önemli bulunmuştur. Bu bağlamda, kriz dönemlerinde seyahat acenteleri tarafından alınan önlemler ve uygulamaları belirlemek, kriz dönemlerinde bu önlemlerin ve uygulamaların kullanım sıklığını ölçmek, ekonomik krizin seyahat acentelerine olumlu ve olumsuz etkilerini analiz etmek amaçlanmıştır. Çalışmada nicel yaklaşım benimsenmiş ve 357 geçerli veri analiz edilmiştir. Bulgular yeni pazarlama politikaları geliştirme uygulamalarının ilk faktör olarak ortaya çıktığını ve diğer uygulamalara göre daha sıklıkla uygulandığını göstermektedir. Çalışmada, kriz sürecine uyum ve örgütsel hazırlık çalışmalarının on plana çıktığı görülmektedir. Özellikle iş süreçlerinin yeni koşullara uyumlaştırılması ve yönetimin gözden geçirilerek yeni yaklaşımların benimsenmesi gerektiği, esnek ve yeni koşullara çabuk uyum sağlayan bir yönetim anlayışının benimsenmesi en önemli uygulamalar olarak karşımıza çıkmaktadır. Elde edilen bulgular, seyahat acenteleri yöneticilerinin tehlikelere karşı önlem alma ihtiyacı ve potansiyel krizlere karşı hazırlıklı olma önerilerini içermektedir. Kriz öncesinde, seyahat acentelerinin kriz yönetimi planlamaları yapmaları, tepkisel uygulamalar yerine politikalar belirlemeleri önerilebilir. Ayrıca, seyahat acenteleri üzerinde yapılan bu araştırma, Türkiye'de kriz planlama ve yönetimi literatürüne katkıda bulunacaktır. Crisis management has become a requirement for businesses particularly in tourism industry. In spite of the limited studies carried out in this field in Turkey, the survey of the subject has significance in practices undergone by travel agencies, which are the backbones of the tourism industry. In this context we aim to analyze the measures and practices adopted by travel agencies during periods of crisis; determine the frequency of utilization of these measures and practices during periods of crisis; and, analyze the positive and negative effects of crisis on travel agencies. Quantitative approach has been adopted in the study and 357 valid questionnaires were analyzed through inferential statistics. Findings suggest that developing practices for new marketing policies appear as the first factor and is practiced more frequently than other applications. Cohesiveness to crisis process and organizational preparatory work are seen to stand out. Particularly, adaptation of work processes in harmony with the new circumstances, and the need for adopting new approaches through reviewing the management process, implementation of a flexible management concept that adapts quickly to the new conditions are encountered as the most significant practices. Evidence obtained provides managers of travel agencies with necessary measures related to difficulties faced, as well as suggestions for the preparatory phase of potential crisis. Additionally, this research undergone for travel agencies, will contribute to the crisis planning and management literature in Turkey

    Balda sülfonamidlerin sıvı kromatografisi ile tayin öncesi admisel katı faz ektraksiyonu sorbenti kullanarak ayrılması

    No full text
    Baldan sülfadiazin, sülfametazin, sülfamerazin, sülfametoksazol gibi sülfonamidlerin ekstraksiyonu için yeni katı faz ekstraksiyon yöntemi geliştirildi. Yöntemin doğruluğunu kontrol etmek için bal örneklerine sülfonamid eklendi. Katı faz ekstraksiyon yönteminde kullanılan sorbenti hazırlamak için pH 9 da setiltrimetil amonyum bromür yüzey aktif maddesi silika ile modifiye edildi. Hazırlanan sorbentin FTIR ve SEM analizleri yapıldı. Önerilen yöntem örnek çözeltisinin pHsı, yüzey aktif madde miktarı, elüent türü ve hacmi, akış hızı açısından optimize edildi. Bu parametreler için yapılan çalışmalarda 0,5 ppm sülfonamidleri içeren sentetik çözeltiler kullanıldı. Optimizasyon sonucu elde edilen sonuçlar; pH 6, 50 mg yüzey aktif madde, elüent çözücüsü olarak 1:1 oranında 4 mL metanol:su ve örneğin yükleme akış hızı dakikada 1,5 mL olarak belirlendi. Sülfonamidlerin analizi, mobil faz olarak 10:15:75 oranında methanol: asetonitril: 0,05 M formik asit kullanılarak HPLC-DAD ile gerçekleştirdi. Kromatografik ayırmada izokratik elüsyon kullanıldı. Sülfonamidler 272 nm?de tayin edildi. HPLC yönteminin gözlenebilme sınırı tüm analitler için mililitrede 3-13 ng olarak bulundu. Sülfonamidlerin 0,01 ile 2,000 ppm derişim aralığında doğrusal olduğu gözlendi. Yöntemin tekrarlanabilirliği yüzde bağıl standart sapma, BSS, olarak tüm analitler için 5 paralel çalışma sonucunda litrede 0,1 mg için 5,91 den az bulundu. Bu yöntem ile bal örneklerinde bulunan sülfonamid miktarının litrede 0 ile 1,30 mg aralığında olduğu gözlendi. Yöntemin yüzde geri kazanımı sülfonamid eklenmiş bal örneklerinde çoğunlukla yüzde 70 üzerinde bulundu. A new solid phase extraction method for four sulfonamides as sulfadiazine, sulfamethazine, sulfamerazine and sulfamethoxazole in honey was developed. Fortified honey samples were studied in order to check the accuracy of this method. The sorbent used in the solid phase extraction method was prepared by modifying silica at pH 9 with surfactant such as cetlytrimethyl ammonium bromide. The FTIR and SEM analysis of the prepared sorbent were performed. The proposed method was optimized in terms of some parameters; pH of sample solution, amount of surfactant, eluent type and volume, flow rate using test solutions containing sulfonamides at a concentration of 0.5 mg per L. The optimized values are; pH 6, 50 mg of surfactant, 4 mL of methanol: water with ratio of 1:1 as desorption solvent mixture and 1.5 mL per min for flow rate of loading of sample. The analysis of sulfonamides were carried out on HPLC-DAD using mobile phase as methanol: acetonitrile: 0.05 M formic acid with ratio of 10:15:75. Chromatographic separation was obtained by isocratic elution. The sulfonamides were detected at 272 nm. The detection limit of the HPLC method was in the range of 3-13 ng per mL for all analytes. The linear ranges of sulfonamides were from 0.010 to 2.000 mg per L. The precision of this method as relative standard deviation percentage, RSD percentage, at 0.1 mg per L was found less than 5.91 percentage for all analytes for 5 replications. The amounts of sulfonamides in honey samples by this method were found in the range of 0 to 1.30 ppm. The recovery as percentage of this method using fortified honey samples were above mostly 70 percentage for all studied sulfonamides

    3,017

    full texts

    10,837

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    DSpace at Dokuz Eylul University
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇