DSpace at Dokuz Eylul University
Not a member yet
10837 research outputs found
Sort by
The effect of support group intervention on knowledge, symptom and quality of life in adult liver transplant recipients
Amaç: Roy Uyum Modeli kullanılarak karaciğer transplantasyonu (KT) hastalarının uyumunu açıklamak, Modifiye Transplantasyon Semptom Oluşma ve Rahatsızlık Durumu ? 59 maddelik ölçeğinin Türk organ nakli hastalarında geçerlik ve güvenirlik çalışmasını gerçekleştirmek, destek grup girişiminin karaciğer transplantasyonu hastalarının bilgi, semptom ve yaşam kalitesi düzeyine etkisini incelenmek amaçlanmıştır. Yöntem: Araştırma niteliksel, metodolojik ve yarı deneysel tipte araştırma bölümlerinden oluşmaktadır. Niteliksel araştırmada, Roy Uyum Modeline temelendirilmiş derinlemesine ve odak grup görüşme yöntemi ile 21 KT hastalasından veri toplanamış ve tümden gelim içerik analizi kullanılmıştır. Metodolojik aşamada, karaciğer ve böbrek transplantasyonu uygulanmış (N= 180) hastalardan ve sağlıklı kişilerden (N: 180) veri toplanmıştır. Yarı deneysel aşamada, kontrol (n: 38) ve deney grubu (n: 37) olmak üzere KT hastalasından veri toplanmıştır. Veriler, destek grup öncesi, sonrası ve üç sonrası olarak toplanmıştır. Veriler, t-tesi, ridit analizi, tekrarlı ölçümlerde iki faktörlü varyans analizi ile analiz edilmiştir. Bugular: Niteliksel araştırmada, Roy Uyum Modelinin tüm alanlarında hastaların uyumlu ve uyumsuz davranışları tanımlamıştır. Metodolojik aşamada, ölçeğin içerik analizi indeksi 1.0 olarak bulunmuştur. Yüzey geçerliliği sonrası ölçek 58 madde içerdiği için ölçeğin Türkçe versiyonunun adı MTSORD-58TR olmuştur. MTSORD-58TR?nin yapı geçerliliği (p< .05) ve yarılama güvenirliği (semptom oluşmasb: .991, semptom rahatsızlıksb: .992) çok iyi olduğu bulunmuştur. Yarı deneysel araştırmada; destek grubun, KT hastalarının bilgi düzeyini arttırmada, semptom düzeyini düşürmede ve yaşam kalitesi düzeyini arttırmada etkili olduğu saptanmıştır (p < .05). Sonuç: Niteliksel aşamada, Roy Uyum Modeli kullanılarak KT hastalarının deneyimleri açıklanarak transplantasyon sonrası uyum süreci ile ilgili önemli veriler sağlamıştır. Metodolojik aşamada, MTSORD-58TR?nin Türk organ nakli alıcılarında geçerli ve güvenilir olduğu bulunmuştur. Yarı deneysel aşamada, destek grup girişiminin, karaciğer transplantasyonu hastalarının bilgi düzeyi, yaşam kalitesi ve semptom düzeyini olumlu etkileyerek fiziksel, psikolojik ve sosyal açıdan uyumu desteklediği görülmektedir. Objective: This study was conducted explored to adaptation of liver transplant (LT) recipients using the Roy Adaptation Model, in order to test the validity and reliability of Modified Transplant Symptom Occurrence and Symptom Distress Scale-59 Items Revised, evaluate to effects of Roy?s adaptation model-based support group on knowledge, symptom and quality of life levels of liver transplant recipients Method: Research was composed of three phases with methodological, quasi-experimental and descriptive parts. At qualitative research, was conducted data with either individual or group interviews based Roy Adaptation Model from from 21 liver transplant recipients and used deductive content analysis. At methodological research, was conducted data from liver, kidney transplant recipients (N= 180) and healthy control subjects (N=180). At quasi-experimental research, was conducted data from LT recipients consisted intervention (n: 35) group and control group (n: 38). Data was collected before, after and three monrhs after support group. Data were analyzed with t-test, ridit analysis and repeated measures analysis of variance with a comparison between group factors. Results: At qualitative research, patients? adaptive and non-adaptive behaviors was explored in adaptation modes of Roy adaptation model. At methodological research, the content validity index was perfect (i.e. value 1.0). The name of scale was MTSORD-58TR because the sacle is contained 58 items after face. The Turkish translation of the MTSORD-59R had excellent construct validity. Split half spearman brown corrected reliability coefficient was .991 and .992 for symptom occurrence and symptom distress respectively. At quasi-experimental research, support group intervention was found to effective in increased to knowldge level, decreased to symptom level and increased to quality of life of LT (p < .05). Conclucion: At qualitative research, was provided important data related to adaptation process after transplantation with explored to experiences of LT recipients using Roy Adaptation Model. At methodological research, was found validated and reliabilited to Modified Transplant Symptom Occurrence and Symptom Distress Scale-59 Items Revised in Turkish organ transplantation recipients. At quasi-experimental research, was found that support group intervention supported to physical and psycgological adaptation with positive effected to knowledge level, symptom and quality of life of LT recipients
An analysis for the State Personnel Presidency within the framework ofrestructuring public administration
Yirminci yüzyılın son çeyreğinde Batılı ülkelerin kamu yönetimlerinde başlayan yeni sağ anlayışa dayalı uygulamalar giderek yaygınlık ve derinlik kazanmıştır. Böylece iktisadi aklın egemenlik alanında, yüksek teknoloji ile nitelikli beşeri faktöre dayanan ?Post-fordist? üretim ve tüketim modeli, çok kısa sürede, diğer sosyo-politik faktörlerle birlikte, yeni bir kamu organizasyon ve yönetim modelinin oluşmasını sağlamıştır. Kamu yönetimindeki geleneksel bürokratik yönetim modeli, Post-fordist ?esnek?leşme temelinde ?yeni kamu işletmeciliği? ve ?yönetişim? modeli ile değişikliğe uğramıştır. Bu tez çalışmasının amacı; Türkiye?de yeni sağ anlayışa dayalı politikaların kamu yönetiminin yeniden yapılandırılmasına etkisi sonucunda ortaya çıkan değişimlerin Devlet Personel Başkanlığına olan yansımalarını ortaya koymaktır.Araştırma sonucunda; ülkemiz kamu yönetiminde, ?yeni kamu işletmeciliği? ve ?yönetişim? yaklaşımlarına özellikle 2000?li yıllardan itibaren yer verilerek, kamu yönetiminin dünyadaki gelişmelere uygun olarak yeniden yapılandırılmaya başlandığı belirlenmiştir. Bu kapsamda Türkiye?de kamu yönetimini esnekleştirme, yerelleştirme ve özelleştirme uygulamaları ile ?taşeronlaşma? ve ?sözleşmeli? istihdam biçimleri yaygınlaşmıştır. Kamu yönetiminde yeniden yapılanma çalışmalarının ve kamu personel rejimindeki değişimin Devlet Personel Başkanlığına doğrudan yansıdığı tespit edilmiştir. Devlet Personel Başkanlığındaki değişim de, ülkedeki kamu personel rejimi uygulamalarını, örneğin istihdam biçimlerini, kamu personeli sınav sistemini, özlük haklarını, personelin değerlendirme biçimlerini etkilemiştir. In the last quarter of the 20th century, the new right-wing practices which began in Western countries? public administration have primarily become common in all public administrations in the world through neo-liberal policies. Thus, in the field dominated by economic mind, ?Post-fordist? production and consumption model which depends on high technology and qualified human factors has led to the formation of a new public organization and administration model with the other socio-political factors in a very short period.Traditional bureaucratic administration model in public administration undergoes a change with the new public management? and ?governance? on the basis of post-fordism flexibility. According to the results of the research, it is observed that ?new public management? and ?governance? approaches are given in Turkey since the 2000s, public administration become to change in the view of these developments in the world. In this context, ?subcontractor? and ?contractual? employment forms become common with flexibilisation, localization and privatization in public administration It is detected that, restructuring in public administration and public personnel regime reflected State Personnel Presidency directly. Changes in the State Personnel Presidency, effected most of public personnel regime practices like forms of employment, examination system for public personnel, employee rights and evaluation for
The evolution of contemporary feminist theater in the west
Tarihin çok eski dönemlerinden kaynağını alan feminizm, geçtiğimiz yüzyılda adını ve son şeklini almıştır. Feminist hareket hayatın her alanı gibi sanat ve tiyatroyu da etkilemiştir. Feminizm 1970'li yılların ardından kendi içinde ayrışmış, farklı politik duruşlardan temelini alan ya da farklı ülkelerde boy gösteren farklı feminist görüşler ortaya çıkmıştır. Feminist düşünce tüm sanatlarda olduğu gibi tiyatro sanatında da yansımasını bulmuş, feminist hareketler, yazılan oyunlar, kurulan topluluklar ara- cılığıyla kendini duyurmuştur. Bu yazıda, batıda yaşanan feminist hareketin gelişimine paralel olarak batı feminist tiyatrosu- nun da gelişimi ana hatlarıyla ortaya koyularak önemli oyunlar, yazarlar ve tiyatro gruplarından örnekler sunulacaktır. Çağdaş feminist hareketin gelişim çizgisini tiyatro ekseninde ortaya koymak amaçlanmaktadır. Feminism, which has its origins from the ancient times, took its name and final form in the last century. As feminist act had an impact on all areas of life, it has also effected arts and theater. After 1970s, feminism was dissociated in itself, therefore, diverse feminist thoughts have emerged in other countries that were influenced by different political ideas. Feminist tho- ught has found its reflection in the art of theater as well as in all types of art; it has announced itself through feminist acts, written plays and communities. In this paper, the evolution of feminist theater in the West will be introduced generally in parallel with the evolution of feminist act, and some of the significant plays, writers and theater groups will be presented. Furthermore, the timeline of contemporary feminist act's evolution is intended to be revealed within the axis of theater
Investigation of perceived social support levels and emotional self-efficacy levels in adolescence
Bu araştırmanın amacı, ergenlerin algılanan sosyal destek düzeyleri ve duygusal özyeterlik düzeyleri arasındaki ilişkinin belirlenmesi ve ergenlerin algılanan sosyal destek ve duygusal özyeterlik düzeylerinin çeşitli değişkenler açısından incelenmesidir. Bu araştırma tarama modelinde betimsel bir çalışmadır. Araştırmanın örneklemi 2011-2012 öğretim yılı içerisinde İzmir ili Bornova ve Bergama ilçelerinde bulunan Milli Eğitim Bakanlığı?na bağlı resmi liselerin 10 ve 11. sınıflarında öğrenim gören 181 kız (%60,3), 119 erkek (%39,7) olmak üzere toplam 300 öğrenciden oluşmaktadır. Verilerin toplanmasında Çocuk ve Ergenler için Sosyal Destek Değerlendirme Ölçeği (SDDÖ), Duygusal Özyeterlik Ölçeği (DÖYÖ) ve araştırmacı tarafından hazırlanan Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Verilerin analizinde Sosyal Bilimler için İstatistik Paket Programı (SPSS) 15.0?dan yararlanılmıştır. Veri setinin normal dağılım gösterip göstermediğini belirlemek amacıyla Kolmogorov Smirnov Testi yapılmıştır ve verilerin normal dağılım göstermediği tespit edilmiştir. Katılımcıların sosyal destek ve duygusal özyeterlik alt ölçek puanları, demografik özelliklerine göre Mann Whitney-U ve Kruskal Wallis-H testleri ile karşılaştırılmıştır. Değişken arasındaki ilişkileri saptamak amacıyla da Spearman Brown Korelasyon Analizi kullanılmıştır. Çalışmanın sonunda, ergenlerin sosyal destek ve duygusal özyeterlik düzeylerinin anne eğitim düzeyi, anne/baba çalışma durumu, baba tutumu, ihtiyaç duyduklarında çevrelerinde kendilerine yardımcı olabilecek kişilerin varlığı ve çabuk öfkelenip öfkelenmeme değişkenlerine göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde farklılık göstermediği saptanmıştır. Katılımcıların demografik özelliklerine göre sosyal destek ve duygusal özyeterlik düzeylerinin bazı alt boyutlarında istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar tespit edilmiştir. Bu sonuçlar aşağıda verilmektedir: - Kızların arkadaşlarından ve öğretmenlerinden algıladıkları sosyal desteğin, erkeklerden daha yüksek olduğu, ergenlerin ailelerinden algıladıkları sosyal desteğin ise cinsiyete göre farklılaşmadığını saptanmıştır. Kızların duyguları düzenleme, anlama ve algılama özyeterlik düzeylerinin erkeklerden daha yüksek olduğu sonucuna ulaşılmıştır. - 17 yaşındaki ergenlerin ailelerinden algıladıkları sosyal desteğin, 16 yaşındakilerden daha yüksek olduğu; 16 yaşındaki ergenlerin ise öğretmenlerinden algıladıkları sosyal desteğin 17 yaşındakilerden daha yüksek olduğu bulunmuştur. - Babası lise mezunu olan ergenlerin arkadaşlarından algıladıkları sosyal desteğin, babası ilkokul mezunu olanlardan daha yüksek olduğu bulunmuştur. - Orta ve yüksek sosyoekonomik duruma sahip ergenlerin algıladıkları arkadaş desteğinin, düşük sosyoekonomik duruma sahip olanlardan daha yüksek olduğu; orta sosyoekonomik duruma sahip olan ergenlerin algıladıkları öğretmen desteğinin, düşük sosyoekonomik duruma sahip olanlardan yüksek olduğu saptanmıştır. - Yaşamlarının büyük çoğunluğunu il ve ilçede geçiren ergenlerin arkadaşlarından algıladıkları sosyal desteğin, yaşamının büyük çoğunluğunu köyde geçirenlerden daha yüksek olduğu saptanmıştır. - Okul başarısı yüksek olan ergenlerin arkadaşlarından algıladıkları sosyal destek düzeyinin okul başarısı düşük olanlardan daha yüksek olduğu saptanmıştır. Okul başarısı yüksek olan ergenlerin duyguları düzenleme, anlama, algılama ve düşünceyi destekleyici olarak kullanma özyeterlik düzeylerinin okul başarısı düşük olanlardan daha yüksek olduğu saptanmıştır. - Anne tutumunu ilgisiz, otoriter, demokratik, aşırı koruyucu ve destekleyici algılayan ergenlerin algıladıkları aile desteğinin anne tutumunu aşırı hoşgörülü algılayanlardan; anne tutumunu ilgisiz, otoriter, demokratik, aşırı koruyucu algılayanların aile desteğinin ise destekleyici olarak algılayanlardan daha yüksek olduğu saptanmıştır. Anne tutumlarını aşırı hoşgörülü ve destekleyici olarak algılayan ergenlerin duyguları düşünceyi destekleyici olarak kullanma özyeterlik düzeylerinin aşırı koruyucu algılayanlardan yüksek olduğu saptanmıştır. - Arkadaş ve rehber/diğer öğretmenlerin kendisine yardımcı olabileceğini düşünen ergenlerin algıladıkları aile desteğinin anne/babanın yardımcı olabileceğini düşünenlerden daha yüksek olduğu saptanmıştır. - Kişisel ihtiyaçlar ve diğer konularda yardım arayan ergenlerin ailelerinden algıladıkları sosyal destek düzeyinin derslerle ilgili konularda yardım arayanlardan daha yüksek olduğu saptanmıştır. Arkadaş ilişkileri ve derslerle ilgili konularda yardım arayan ergenlerin duyguları anlama ve algılama özyeterlik düzeylerinin, kişisel ihtiyaçlar konusunda yardım arayanlardan daha yüksek olduğu saptanmıştır. - Ergenlerin algıladıkları sosyal destek düzeyi alt boyutlarında kendilerini oldukları gibi kabul eden kişilerin varlığı, üzüntülü olduklarını başkalarının anlayabilme durumu, kavga edip etmeme durumu ve olumsuz duygularını olumluya çevirebilme durumuna göre istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar tespit edilmiştir. - Ergenlerin duygusal özyeterlik düzeyi alt boyutlarında kendilerini oldukları gibi kabul eden kişilerin varlığı, ihtiyaçları olduğunda çevrelerindeki kişilerin kendileri ile ilgilenme durumu, üzüntülü ve mutlu olduklarını ifade edebilme durumu, üzüntülü ve mutlu olduklarını başkalarının anlayabilme durumu, öfkelerini kontrol edip edememe durumu, olumlu ve olumsuz duygularının nedenlerini anlayabilme durumu ve olumsuz duygularını olumluya çevirebilme durumuna göre istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar tespit edilmiştir. Araştırmanın sonucunda, duygusal özyeterlik ölçeği ve sosyal destek ölçeği toplam puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. Ancak ergenlerin duyguları düzenleme, anlama, algılama, düşünceyi destekleyici olarak kullanma ve duygusal özyeterlik ölçeği toplam puanları ile algılanan aile desteği arasında negatif yönlü düşük düzeyde anlamlı ilişki bulunmuştur. Ergenlerin duyguları düzenleme, anlama, algılama, düşünceyi destekleyici olarak kullanma ve toplam duygusal özyeterlik düzeyleri arttıkça ailelerinden algıladıkları sosyal desteğin azaldığı saptanmıştır. Ayrıca ergenlerin duyguları düzenleme ve düşünceyi destekleyici olarak kullanma özyeterlik düzeyleri arttıkça algıladıkları sosyal desteğin azaldığı bulunmuştur. The purpose of this study was to determine the relationship between the adolescents? perceived social support levels and emotional self-efficacy and to investigate the adolescents? perceived social support and emotional self-efficacy levels in term of different variables. This research is based on descriptive method. Sample consisted of 181 female (%60,3), 119 male (%39,7) a total of 300 students who were 10th and 11th graders at state high schools of Ministry of Education in İzmir city, Bornova and Bergama districts during 2011-2012 education year. The data was collected by Social Support Appraisals Scale To Be Used With Children And Adolescents (SDDÖ), Emotional Self-efficacy Scale (DÖYÖ) and Personal Information Form that was prepared by the researcher. The data analyzed by using the Statistical Package for Social Sciences (SPSS 15.0). Kolmogorov Smirnov Test was applied to determine whether data set was or was not normally distributed and it was stated that data was not normally distributed. The social support and emotional self-efficacy sub scale points of the participants were compared to Mann Whitney-U and Kruskal Wallis- H tests according to demographic features. Spearman Brown Correlation Analysis was used to establish the relationship between the variables. At the end of the study, it was found that there were not statistically significant differences between adolescents? social support and emotional self-efficacy levels according to parents? education level, parents? working status, father attitude, the presence of people near them when they need, getting angry easily. There were significant differences in terms of demographic features of participants according to some sub dimensions of adolescents? social support and emotional self-efficacy levels. The results were as follows: - Perceived social support of females from peers and teachers were higher than males? and perceived social support of adolescents from families was not differed in terms of gender. Self-efficacy levels of females in terms of regulation, understanding and perception of emotions were higher than males?. - Perceived social support of 17 year old adolescents from families was higher than social support of 16 year old adolescents perceived from families; while perceived social support of 16 year old adolescents from teachers was higher than perceived social support of 17 year old adolescents from teachers. - Perceived social support from peers was higher for adolescents whose father is high school-graduate than adolescents whose father is primary-school graduate. - Perceived social support from peers was higher for adolescents who have middle and high socioeconomic status than adolescents who have low socioeconomic status and similarly perceived social support from teachers was higher for adolescents who have middle socioeconomic status than adolescents who have low socioeconomic status. - Perceived social support from peers was higher for adolescents who spend most of their lives in a city or district than those who spend most of lives in a village. - Perceived social support from peers was higher for adolescents who have high level of school success than those who have low level of school success. Self-efficacy levels of successful students, in terms of regulation, understanding and perception of emotions and using ideas supportively, were higher than unsuccessful students. - Adolescents, who comprehend their mothers? attitude as indifferent, strict, democratic, over protective and supportive, perceived parental support higher in comparison to adolescents who comprehend their mothers? attitude as over tolerant. While, adolescents, who comprehend their mothers? attitude as indifferent, strict and over protective perceived parental support higher in comparison to adolescents who comprehend their mothers? attitude as supportive. Self-efficacy levels of adolescents in terms of using feelings to support ideas who comprehend their mothers? attitude as over tolerant and supportive were higher than those who comprehend their mothers? attitude as over protective. - Adolescents, who think that counselor/other teachers may help him/her, perceived higher family support than the adolescents who think parents may help him/her. - Adolescents who need help about personal necessities and other issues, perceived higher family support than those who need help about courses. Self-efficacy levels in terms of comprehension and perception of emotions are higher for adolescents who need help for family relations and courses than those who need help about personal necessities. - Adolescents? perceived social support level sub dimensions were differed significantly according to people accept them for who they are, be people?s understanding of their sorrow, altercate or not and be able to alter negative feelings to positive. - Statistically significant differences were detected between adolescents? emotional self-efficacy level sub dimensions and others? acceptance of them for who they are, express their happiness or sorrow, people?s understanding of their happiness or sorrow, being able to control anger, understanding the causes of their positive and negative feelings and being able to alter negative feelings to positive. According to the study, no statistically significant relationship was found between total points of emotional self-efficacy scale and social support scale. However, there were slightly negative correlation between self-efficacy total scale points of adolescents in terms of regulation, understanding, perception of emotions and using ideas supportively, and perceived family support. It was detected out that the higher adolescents? regulation, understanding and perception of emotions, their using ideas supportively and total emotional self-efficacy levels, the lower they received social support from families. Furthermore, the self-efficacy level in terms of regulation of emotions and using ideas supportively was increasing while the level of social support perceived by adolescents was decreasin
THE SOCIAL POLICIES REGARDING ROMA/GYPSIES IN EUROPE
Bu makale, Roma terimiyle adlandırılan Avrupa Çingenelerine dair temel sosyal politika yaklaşımları üzerine bir incelemedir. Roma/Çingene gruplarının günümüz Avrupa'sındaki durumlarını, politik mücadele ve kazanımlarını, bu alandaki farklı değerlendirme ve yaklaşımları açıklamayı amaçlıyor. Bu açıdan, uluslararası kurum ve sivil toplum örgütlerinin konuya olan bakışları, sosyal politika düzeyinde attıkları adımlar, kazanımlar ve yetersizlikler değerlendirilecektir. Bunun yanı sıra Roma/Çingene grupları farklı politika stratejileri, yaklaşım ve tartışmaları içerisinde anlatılacaktır. This article explores the main social policy approaches regarding Gypsies in Europe who are called Roma. It aims to explain the conditions of Roma/Gypsy groups in today's Europe, their political struggles and gains, and different interpretations and approaches in this area. Therefore, the viewpoints of international institutions and nongovernmental organizations, the steps taken for social policy developments, strengths and weaknesses will be evaluated. Besides, Roma/Gypsy groups will be considered within different political strategies, approaches and debate
Comparison of patients experiencing manic switch under antidepressant treatment with patients with major depressive disorder, recurrent type and bipolar affective disorder:neurocognitive functions, quality of life and course of illness after manic switch
Amaç ve Hipotez: Bu çalışmada, antidepresan (AD) tedavi altında manik, karma veya hipomanik kayma geliştiren hastaların (MK) kayma sonrası klinik gidiş özellikleri, bugünkü yaşam kaliteleri ve bilişsel işlevlerinin; iki uçlu duygudurum bozukluğu (İDDB) ve major depresif bozukluk, yineleyici tip (YMDB) tanılı hastalarla karşılaştırılarak; ne gibi farklılıklar gösterdiklerinin saptanması amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışmaya, MK grubuna (s=41), İDDB grubuna (s=54) ve YMDB grubuna (s=38), olmak üzere toplam 133 hasta alındı. Kayma, AD tedavisine başlanmasından ya da doz artımından sonraki 6-8 hafta içerisinde mani, karma veya hipomani belirtileri gelişmesi olarak tanımlandı. Hastaların tümüyle SCID-I görüşmesi yapıldı. Hastaların tıbbi bilgilerini içeren tüm dosya ve diğer belgeleri incelendi, gerekli durumlarda aile bireyleriyle de görüşme yapılarak tanıları doğrulandı. Hastaların yaşam kalitelerini değerlendirmek amacıyla, özbildirime dayalı Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği Kısa Formu (WHOQOL-Bref) kullanıldı.Çalışmaya alınan hastalar arasından belirli ölçütleri karşılayanlara; dikkat, bellek, yürütücü işlevleri olçen bir dizi nörobilişsel test (NBT) uygulandı.Sosyodemografik ve klinik veriler, WHOQOL-Bref ve NBT puanları; ANOVA, ki-kare, t-testi ve eşleştirilmiş t-testi ile değerlendirildi.WHOQOL-Bref ve NBT puanlarının karşılaştırılmasında, karıştırıcı faktörlerin etkilerinin dışlanması amacıyla regresyon analizi uygulandı. Bulgular: İDDB grubunda, ilk psikiyatrik belirtilerin başlangıç yaşı ortalaması (25.15±7.37) istatistiksel olarak farklılık göstermese de hem MK grubundan (29.39±10.37) hem de YMDB grubundan (28.13±7.64) daha düşüktü (p=0.061). MK grubu hastalarının, MK sırasında en sık SSRI kullandıkları saptandı.Bunu, ikili etkili AD'lar izliyordu. MK grubundan 21 kişinin (%48.8) kayma sonrası spontan mani, hipomani veya karma dönemi olduğu ve MK grubunun, kayma öncesi daha sık duygudurum (DD) dönemi yaşadığı saptandı (p=0.009). İDDB grubunun (7.89±5.33), MK (5.54±3.98) ve YMDB gruplarına (3.13±1.66) göre; MK grubunun, YMDB grubuna göre; yaşam boyu toplam DD dönem sayıları daha fazlaydı (p<0.001).İDDB (0.79±0.50) ve MK (0.76±0.63) grubunun, yaşam boyu DD dönem sıklıkları birbirine benzerdi. YMDB grubu (0.37±0.26), her iki gruba kıyasla daha az sıklıkta DD dönemi geçiriyordu (p<0.001). İDDB grubunun, ortalama depresif dönem sayısı ve depresif dönemle geçirdikleri süre MK grubu ve YMDB grubuna göre anlamlı olarak daha düşük bulunurken (sırasıyla; p=0.025, p=0.038; p=0.002, p<0.001); MK ve YMDB gruplarının depresif dönem sayısı ve depresif dönemle geçirdikleri süre birbirine benzerdi.İDDB grubunda (%83.3) hastaneye yatış oranı, hem MK (%68.3) hem de YMDB grubundan (%36.8); MK grubunda yatış oranı da YMDB grubundan anlamlı olarak daha yüksekti (p<0.001). MK ve İDDB gruplarında DD dengeleyici ve antipsikotik kullanımlarının benzer olduğu ancak AD kullanımından kaçınıldığı görüldü.İDDB grubunun hem fizik hem de psikolojik WHOQOL-Bref puan ortalamaları, YMDB grubuna göre anlamlı olarak daha yüksekti (sırasıyla; p=0.007, p<0.001).MK grubunun kategori akıcılık testi toplam kelime sayısı (23.58±4.48), İDDB grubuna (19.77±4.33) göre anlamlı olarak daha yüksekti (p=0.021). Sonuç: Antidepresan tedavi altındayken görülen manik, karma veya hipomanik kayma durumu tek uçlu ve iki uçlu bozukluk arasında bir geçişi yansıtıyor gibi gözükmektedir. MK yaşayan hastaların klinik özelliklerine dayanılarak, bu hastaların İDDB'na yönelik tedavi almalarına rağmen, kayma sonrası tekrarlayan spontan mani, karma ya da hipomanik dönemlerinin olduğu görülmektedir. Hastalığın seyrinin, herhangibir AD tedavinin basit bir yan etkisinden ziyade genetik bir yatkınlığın sonucu olması daha olasıdır.Depresif dönemleri uzun süren ve sık tekrarlayan tek uçlu depresyon tanılı hastalara odaklanan ileriye dönük özellikteki çalışmalar, kayma fenomeninin etyopatogenezi ve klinik özelliklerini açıklığa kavuşturacaktır. Objective: The objective of this study is to compare patients experiencing manic, mixed or hypomanic switch under antidepressant medication (S) with patients with the bipolar affective disorder(BD) and major depressive disorder, recurrent type(unipolar depression=UD) with regard to course of illness, current quality of life and neurocognitive functions. Method:One hundred and thirty three patients with either manic switch (S; n=41), or BD (n=54), or UD (n=38)were included in the study. Switching was defined as manic, mixed and hypomanic symptoms that occurred within the first 6-8 weeks of treatment with an antidepressant medication or the dosage increase. Diagnosis was confirmed withSCID-I interview in all participants. Medical charts and all other related documents of the patients were reviewed for an accurate psychiatric history. The World HealthOrganization Quality of LifeQuestionnaire-ShortForm (WHOQOL-BREF) was usedfor evaluation of quality of life. A Neurocognitive test battery (NT) was used to measure attention, memory and executive functionsin patients were eligible for testing. The socio-demographicand clinical data, WHOQOL-Bref and NTscores were evaluated byANOVA, chi-square, t-test and paired t-test.Regression analysis was performedin order toexcludethe effects ofconfounding factors in the comparison of WHOQOL-Bref and NTscores. Results:In the BD group, the average onset age of the first pyschiatric symptoms (25.15±7.37 years) was lower than both the S group (29.39±10.37 years) and the UDgroup (28.13±7.64 years). However the difference was statistically non-significant(p=0.061). Specific serotonin reuptake inhibitors (SSRIs) were the most frequently used antidepressants followed by the antidepressants with dual neurotransmitter effect in the switchers at the time of the manic switch. Twenty one patients from the S group (48.8%) had spontaneous manic,hypomanic and mixed episodes after switching and the S group also had significantly more frequent mood episodes before switchingcompared to after switching (p=0.009).The BD group had more total number of lifetime mood episodes (7.89±5.33) than both the S (5.54±3.98) and the UD groups (3.13±1.66). The total number of lifetime mood episodes in the S group was significantly higher than that of the than the UD group (p<0.001). The BD (0.79±0.50) and S groups (0.76±0.63) were similar in frequency of lifetime mood episodes whereas the UD patients experienced less frequent mood episodes (0.37±0.26)compared tothe other two groups (p<0.001). The mean total number ofdepressive episodesandthe time spent in depressiveepisodes were significantlylower in the BDgroup compared toboth S and UD groups(p=0.025, p=0.038; p=0.002, p<0.001, respectively). The mean total number ofdepressive episodesand the time spent in depressiveepisodes were similar in S and UD patients.In the BD group the rate of hospitalization (83.3%) was significantly higher than both the S (68.3%) and the UD (36.8%) groups. Similarly,the S group had higher rate of hospitalization than the UD group (p<0.001). The S and BD groups, had similar rates of mood stabilizer and antipsychotic use. In both groups, antidepressant use was limited in contrast to the UD group. Both physical and psychological mean scores of WHOQOL-Bref in the BD group were significantly higherthan the UD group (p=0.007, p<0.001, respectively). The totalnumber of words in categoryfluencytest was significantlyhigher inthe S group (23.58±4.48), compared to that of the BDgroup (19.77±4.33) (p=0.021). Conclusion:Switching to mania/hypomania during the course of an antidepressant treatment seems to be a transition phenomenon between unipolar and bipolar disorders. Based on the clinical features of the switchers, characterized by spontaneous manic/hypomanic recurrences after the first switching despite antibipolar treatment, the course of illness is more likely to be a consequence of a genetic liability rather than being a simple adverse effect of any specific antidepressant medication.Further prospective studies focusing on those UD patients who experience frequent and long lasting depressive episodes may elucidate the clinical features and the pathogenesis of the switching phenomenon
Review of a Court Decision Regarding the Responsibilty of the Employer Arising out of Occupational Accidents and the Fault
Peer Tutoring Model in Nursing Education
Son zamanlarda Akran Eğitim Modeli, yüksek öğretimde geniş yer bulmaktadır. Akran eğitimi; benzer sosyal grup içinde olan, profesyonel olarak öğretmen olmayan bireylerin birbirlerine öğrenmek ve öğretmek için yardımcı olmaları olarak tanımlanmaktadır. Bu makalede; akran eğitimi, nasıl uygulanacağı ve öğrenme çıktıları üzerine etkileri tartışılmıştır Peer tutoring is one of the growing areas in higher education. Peer tutoring is: People from similar social groupings who are not professional teachers but help each other to learn to learn and themselves from teaching. It was discussed peer tutoring, how to apply and effect on learning outcomes in this paper
INTERMODAL RAIL TRANSPORT: OPPORTUNITIES AND THREATS FOR TURKEY
Dünyada ve Türkiye'de taşımacılık faaliyetlerinde gerçekleşen artışla birlikte trafik sıkışıklığı, trafik kazaları, çevre ve gürültü kirliliği gibi taşımacılık kaynaklı olumsuz etkiler de daha belirgin hale gelmiştir. Bu nedenle daha ekonomik, güvenli, hızlı ve çevre dostu ulaştırma sitemlerine ihtiyaç duyulmaktadır. Bu gereksinimler sonucunda birden fazla ulaştırma sisteminin birlikte kullanıldığı intermodal ulaştırma sistemleri geliştirilmeye başlanmıştır. İntermodal demiryolu taşımacılığı da bu sistemlerden bir tanesidir. Demiryolu taşımacılığı, daha az enerji gerektirmesi ve çevre dostu olması nedeniyle özellikle çok yaygın kullanılan karayolu taşımacılığı kaynaklı sorunları azaltmak için önemli bir alternatif olarak kabul edilmektedir. Bu nedenle, son zamanlarda intermodal demiryolu taşımacılığı kullanımı hem AB'de hem de Türkiye'de de artmaktadır. Bu çalışmanın temel amacı taşımacılık sektöründeki ilgili güncel gelişmeleri ortaya koyarak Türkiye için intermodol demiryolu taşımacılığında fırsat ve tehditleri belirlemektir. Araştırma sonucunda Türkiye'de demiryolu taşımacılık sektöründe 2013 yılında gerçekleştirilen serbestleştirme ile birlikte intermodal demiryolu taşımacılığının geliştirilmesi için çok önemli fırsatların olduğu, ancak birtakım risk ve tehditlerin de hale intermodal demiryolu taşımacılığının gelişimini engellediği tespit edilmiştir. Dünyada ve Türkiye'de taşımacılık faaliyetlerinde gerçekleşen artışla birlikte trafik sıkışıklığı, trafik kazaları, çevre ve gürültü kirliliği gibi taşımacılık kaynaklı olumsuz etkiler de daha belirgin hale gelmiştir. Bu nedenle daha ekonomik, güvenli, hızlı ve çevre dostu ulaştırma sitemlerine ihtiyaç duyulmaktadır. Bu gereksinimler sonucunda birden fazla ulaştırma sisteminin birlikte kullanıldığı intermodal ulaştırma sistemleri geliştirilmeye başlanmıştır. İntermodal demiryolu taşımacılığı da bu sistemlerden bir tanesidir. Demiryolu taşımacılığı, daha az enerji gerektirmesi ve çevre dostu olması nedeniyle özellikle çok yaygın kullanılan karayolu taşımacılığı kaynaklı sorunları azaltmak için önemli bir alternatif olarak kabul edilmektedir. Bu nedenle, son zamanlarda intermodal demiryolu taşımacılığı kullanımı hem AB'de hem de Türkiye'de de artmaktadır. Bu çalışmanın temel amacı taşımacılık sektöründeki ilgili güncel gelişmeleri ortaya koyarak Türkiye için intermodol demiryolu taşımacılığında fırsat ve tehditleri belirlemektir. Araştırma sonucunda Türkiye'de demiryolu taşımacılık sektöründe 2013 yılında gerçekleştirilen serbestleştirme ile birlikte intermodal demiryolu taşımacılığının geliştirilmesi için çok önemli fırsatların olduğu, ancak birtakım risk ve tehditlerin de hale intermodal demiryolu taşımacılığının gelişimini engellediği tespit edilmiştir
Heterojen kanallı GI/M/n/0 kuyruk modelinde kaybolma olasılığının optimizasyonu
Bu çalışmada rekurent girişli, sınırlı kapasiteli, bekleme hattının olmadığı, n heterojen kanallı GI/M/n/0 kuyruk modeli incelenir. Hizmet disiplini iki farklı şekilde ele alınır. Birincisinde, müşteriler boş olan kanallardan herhangi birinden eşit olasılıkla hizmet alır. İkincisinde, müşteriler boş olan kanallar arasından index numarası en düşük olan kanalda 1'e eşit olasılıkla hizmet alır. Her iki durumda da, bütün kanallar dolu ise, müşteriler hiç bir hizmet almadan sistemden ayrılır. Bu müşteriler `kayıp müşteriler', kayıp müşterilerin akımı ise `kaybolan müşteri akımı' olarak adlandırılır. Heterojen kanallı GI/M/n/0 kuyruk modelinin analizi yarı-Markov süreci kullanılarak yapılır. Sistemi temsil eden yarı-Markov süreci tanımlanır ve yarı-Markov sürecinin çekirdek fonksiyonları türetilir. Bu formülün bir uygulaması heterojen kanallı GI/M/3/0 kuyruk modeli için gösterilir. Yarı-Markov sürecinin çekirdekleri kullanılarak, bir-adım geçiş olasılıkları ve durağan durum olasılıkları ilgili kuyruk modeli için elde edilir. Heterojen kanallı GI/M/n/0 kuyruk modeli için kaybolan müşteri akımının analizi yapılır, kaybolma anları arasındaki sürenin dağılımının Laplace-Stieltjes dönüşümü elde edilir ve müşterinin kaybolma olasılığı formüle edilir. Bu formülün bir uygulaması heterojen kanallı GI/M/2/0 kuyruk modeli için gösterilir ve müşterinin kaybolma olasılığı hesaplanır. Kanal sayısı artarken kaybolma olasılığının tam çözümünün bulunması sayısal olarak zorlaşır, ayrıca geliş süreci dağılımına göre kaybolama olasılığının minimize edilmesi imkansız hale gelir. Bu açıdan oldukça geniş bir simülasyon çalışması yapılır ve kaybolma olasılığı, gelişlerarası sürelerin farklı dağılımları için ve farklı hizmet disiplinleri için hesaplanır. Kaybolma olasılığının minimum olduğu koşullar simülasyon optimizasyonuyla belirlenir This study is mainly concerned with the finite-capacity queueing system with recurrent input, n heterogeneous servers, and no waiting line represented by GI/M/n/0. The service discipline is addressed in two different ways. Firstly, customers choose only one server from the empty servers with equal probability. Secondly, customers choose the server with the lowest index number among the empty servers with probability 1. In both cases, when all servers are busy, customers depart from the system without taking any service. These customers are called `lost customers? and the flows of lost customers are called `stream of overflows?. The queueing model GI/M/n/0 with heterogeneous servers is analyzed using semi-Markov process. The semi-Markov process representation of the system is described and the kernel functions of semi-Markov process are derived. An implementation of this formula is performed for the queueing model GI/M/3/0 with heterogeneous servers. Using the kernels of semi-Markov process, one-step transition probabilities, and steady-state probabilities are obtained for the related queueing model. The stream of overflows is analyzed for the queueing model GI/M/n/0 with heterogeneous servers, the Laplace-Stieltjes transform of the distribution of the time between overflows is obtained and the loss probability of customers is formulated. An implementation of this formula is performed for the queueing model GI/M/2/0 with heterogeneous servers, and the loss probability of customers is computed. It becomes computationally intractable to compute the exact solution of loss probability, besides it is impossible to minimize the loss probability according to distribution of arrival process as the number of servers increases. In this respect a quite extensive simulation study is performed and the loss probability is computed for different distributions of interarrival times and different service disciplines. The conditions in which the loss probability is minimum are determined by simulation optimizatio