DSpace at Dokuz Eylul University
Not a member yet
    10837 research outputs found

    Strategic destination management for the improvement of tourism destination competitiveness: An application on Çeşme Alaçatı destination

    No full text
    Bu çalışmanın amacı destinasyon yönetiminin stratejik olarak ele alınması gerektiği ve ülkesel ölçekte destinasyonların rekabet gücünü belirlemeye yönelik olarak Dwyer ve Kim?in modelinde yer alan faktörlerin yerel ölçeğe uyarlanması ve stratejik destinasyon yönetimine göre bir modelin oluşturulmasıdır. Çalışmanın birinci bölümünde literatür taraması yapılarak strateji kavramı ve stratejik yönetim süreci incelenmiştir. İkinci bölümde destinasyon yönetimi ile ilgili literatür taranarak stratejik destinasyon yönetimi şeklinde ele alınmıştır. Ayrıca ikinci bölümde litaretürde yer alan rekabet gücünü etkileyen unsurları belirlemeye yönelik çalışmalara yer verilmiştir. Üçüncü bölümde Alaçatı destinasyonun rekabet gücünü belirlemeye yönelik araştırma kapsamında 110 konaklama işletmesi yöneticisi ya da çalışanı, 45 yiyecek içecek işletmesi yöneticisi ya da çalışanı, 8 sörf okulu yöneticisi ya da çalışanından oluşan 163 turizm tesisi ile 11 yerel yönetim yönetici ya da çalışanı, 28 kamu kurumu yöneticisi ya da çalışanı, 10 akademisyen ve 245 öğrenciden oluşan toplam 457 kişi ile yüz yüze görüşülerek anket yapılarak elde edilen bulgulara yer verilmiştir. Ayrıca üçüncü bölümde Alaçatı destinasyonunun arz yönlü paydaşlar açısından rekabet gücünü belirlemekle birlikte, çalışmanın amacına uygun olarak stratejik destinasyon yönetimine ilişkin oluşturulan model doğrulayıcı faktör analizi ile test edilmiştir. Literatürde yer alan modelde her ne kadar doğal ve kültürel kaynaklar, yapay kaynaklar, destek kaynakları, durumsal koşullar ve talep koşulları ile birlikte altıncı bir faktör olarak ele alınan stratejik destinasyon yönetiminin, oluşturulan modele göre diğer faktörleri etkileyen bağımsız bir faktör olarak ele alınması gerektiği sonucu çıkmıştır. Son olarak çalışmada elde edilen bulgulara göre sonuç ve önerilere yer verilmiştir. Bu bölümde elde edilen bulgulara göre Alaçatı destinasyonunun rekabet gücünün yüksek olduğunu ancak stratejik olarak destinasyonun yönetilmesi gerektiği ortaya çıkmıştır. The purpose of this study is to discuss the necessity of destination management strategically and to constitute a model to apply national destination competitiveness scale to local scale which determines destination competitiveness factors -Dwyer and Kim model- according to strategic destination management. In the first chapter of the study the term of strategy and strategic management process were examined with literature review. In the second chapter destination management was discussed by reviewing of literature as strategic destination management. In addition, in this chapter the studies which determine destination competitiveness factors were included. In the third chapter the facts were included which indicate competitiveness after having results of face to face surveys with 110 hospitality managers or workers, 45 food and beverage managers or workers, 8 surfing school managers or workers, 168 tourism facilities and 11 municipal directors or workers, 28 public institution directors or workers, 10 academics and 245 students; totally 457 person. Besides in the third chapter competitiveness of Alaçatı destinations supply-side partners was tested by model predicative factor analyze to determine strategic destination management to come up to the aim of the study. Although in the model which takes part in the literature was assured that the factor affecting other independent variables was discussed with the situational and demanding conditions as a sixth factor with the natural and cultural sources, artificial sources, and supportive sources impacting on strategic destination management. In conclusion outcomes and proposals achieved by findings in the study were stated. In this chapter findings were ensured that competitiveness of Alaçatı destination is remarkable and must be only managed strategicall

    Foreign Policy and Ethnic Identities in Constructivism

    Get PDF
    Etnik kimliklerin uluslararası ilişkiler alanında görünürlükleri gittikçe artmaktadır. Farklı kimliklerin etkilerini ele almak dış politika analizinde önemli hale gelmektedir. Bu makale, konstrüktivist yaklaşımlardan Nicholas Onuf'un kural ağırlıklı konstrüktivizminin etnik kimliklerin dış politika alanındaki etkisini ele almaya uygun bir çerçeve sunduğunu ileri sürmektedir. Çalışma, kural ağırlıklı konstrüktivizmin epistemolojik ve ontolojik anlayışı ile farklı kimliklerin dış politikada etkili olma yollarını ana-akım konstrüktivizme göre daha iyi gösterdiğini savunmaktadır. Ethnic identities are becoming more salient in the field of international relations. Thus, it is important to take into account the effectiveness of ethnic identities in foreign policy analysis. This article claims that Nicholas Onuf's rule oriented constructivism, one of the constructivist approaches, offers a useful framework for analyzing the impact of ethnic identities on foreign policy. It argues that rule oriented constructivism demonstrates better, compared with mainstream constructivism, the ways ethnic identities affect foreign policy through its epistemological and ontological approach

    The prognostic role of angiogenesis, lymphangiogenesis and vasculogenic mimicry in hepatocellular carcinomas treated with transplantation

    No full text
    Amaç: Hepatosellüler karsinom (HSK), erişkinlerde en sık görülen primer hepatik malignitedir. Hipervasküler bir tümör olan HSK?un karsinogenez, büyüme ve progresyonunda anjiogenezin belirleyici rolü olduğuna dair veriler bulunmaktadır. Bu çalışmanın temel amacı transplantasyon ile tadevi edilen HSK olgularında, anjiogenezin sayısal olarak saptanması yanı sıra, vasküler taklitçilik (VT) ve lenfanjiogenez gibi damarlanmanın değişik komponentlerini immünhistokimyasal ve morfometrik yöntemler ile araştırmak ve hastaların operasyon sonrası prognozunu belirlemedeki etkilerini sorgulamaktır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda transplantasyonla tedavi edilen 60 HSK olgusu dahil edildi. İntratümöral anjiogenez, doku dizinlerine (TMA) immunhistokimyasal olarak uygulanan CD34 ve CD105 antikorları ile değerlendirilmiş olup lenfanjiogenezin saptanmasında D2-40 antikoru kullanıldı. Damarlanma miktarı birim alanda (mm2) saptanan damarların toplam sayısı ve alanı olarak görüntü analiz programı ile belirlendi. Tübüler tipte VT varlığı hematoksilen eozin (HE) kesitlerde değerlendirildi. Matriks paterni tipindeki VT immunhistokimyasal olarak uygulanan laminin antikoru ile tespit edildi. Elde edilen morfolojik ve immunhistokimyasal bulguların prognostik faktörlerle ilişkileri ve sağ kalıma etkileri istatistiksel olarak araştırıldı. Bulgular: 60 olgunun 16?sında tübüler tip VT ve 11?inde matriks paterni tip VT saptanmıştır. HSK?da hem tübüler tipte hem de matriks paterni tipinde VT olduğu gösterilmiştir. Ancak VT varlığı ile prognostik parametreler ve sağ kalım arasında istatistiksel olarak anlamlı sonuç bulunmamıştr. Anti-CD34 eksprese eden damarların birim alanda saptanan damar sayısı (NO/FA) ile sağ kalım arasında istatistiksel anlamlı ilişki bulunmuştur. Bu ilişki birim alanda saptanan damar sayısı fazla olan hastalarda sağ kalımın daha uzun olduğu yönündedir. (p=0,006) Ancak birim alanda saptanan Anti-CD34 pozitif damar sayısı ile tümör boyutu, tümöral nodül sayısı, patolojik T evresi, tümör derecesi, vasküler invazyon ve hasta yaşı, olguların CHILD ve MELD skorları, hastalık nüksü arasında anlamlı ilişki bulunmamıştır. Bununla birlikte CD105 ekspresyonunun, CD34 ekspresyonuna göre daha az yoğunlukta olduğu gözlenmiştir ancak her iki antikorun ölçüm değerlerinde anlamlı bir korrelasyon saptanmamıştır. Anti-D2-40 antikoru hem tümör parankiminde hem de tümör nodüllerini çevreleyen fibröz septalarda lenfatikler izlenmiştir. Bu çalışmada lenfanjiogenez prognostik bir belirleyici olarak değerlendirilmemiştir. Sonuç: Elde ettiğimiz sonuçlar HSK?larda farklı damarlanma paternlerinin birbirinden farklı mekanizmalarla, bağımsız olarak işlev gördüğünü desteklemiştir. Ancak bu mekanizmaların prognostik faktörlere, sağ kalıma ve tedaviye olan etkisi tek tek değerlendirildiğinde, vaskülarizasyonun artışının, bu hasta populasyonunda kötü prognostik bir belirteç olduğu kanıtlanamamaktadır. Sadece CD-34 ile gösterilen vaskülarizasyonu yüksek olarak saptanan tümörlerde daha iyi prognozun olduğu saptanmıştır. Bu çalışmada kullanılan görüntü analiz yönteminin vasküler yapıları efektif olarak seçebildiği görüşünde olmamıza rağmen bu yöntem ideal olmayabilir. Görüntü analiz programı ile literatürde kabul görmüş stereolojik yöntemlerin, TMA kesitleri ve rutin kesitler kullanılarak korrelasyonu önerilebilir. Ancak verilerimiz çalışma için seçilen olguların genellikle erken evrelerde oluşu ve karşılaştırılacak yüksek evrelerde az sayıda olgunun bulunuşundan da etkilenmiş olabilir. Bunun için daha ileri evre ve daha az diferansiye tümörleri de içeren geniş serili çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Aim: Hepatocellular carcinoma (HCC) is the most common primary hepatic malignancy in adults. There is some data about the decisive role of angiogenesis in carcinogenesis and progression of HCC which is an hypervascular tumor. The aim of this study is; to determine the amount of angiogenesis numerically and to study different vascularization patterns like lymphangionesis and vasculogenic mimicry (VM) by morphometric and immunhistochemical methods in tumors and to examine the prognostic role of vascularization in the postoperative outcome of HCC, after transplantation. Material and Methods: In our study; 60 cases with the HCC which was treated with the transplantation were investigated. Intratumoral angiogenesis was highlighted by anti- CD34 and anti-CD105 antibodies, and lymphangiogenesis was evaluated by anti-D2-40 antibody by using immunuhistochemistry in tissue microarray slides. The amount of vessels were identified as area of vessels and number and area of objects per unit (mm2) with image analyze programme. Tubuler type VM was evaluated with hematoxylin and eosin slides. Patterned VM in HCC was identified by the laminin antibody. The morphologic and immunhistochemical study results were analysed statistically to evaluate the relation with prognostic factors and survival. Results: We found tubular type VM in 16 cases and patterned VM in 11 cases (n=60). We showed both type of VM in HCC. But no significant result could be found statistically between VM presence and the survival and prognostic factors. We found the statistically significant relationship with number of objects per unit in CD34 positive vessel analysis and overall survival. The number of objects per unit in CD34 positive vessel analysis was significantly lower in patiens with worse outcome (p=0,006). But there is no relation between the number of objects per unit in CD34 positive vessel analysis and tumor size, number of tumor nodules, pathologic T stage, tumor grade, vascular invasion and patients? age, CHILD score, MELD score and recurrence. Besides that, we found the expression of CD105 lower than the CD34 expression but no significant correlation between them. We showed the lymphatics in tumor parenchyma and in fibrous capsule surround the tumor nodules. Conclusion: Our data supports that there is different and independent vascularization patterns in HCC. But the negative prognostic and therapeutic effects of these mechanisms and increase in vascularity could not be proved. We could only show the increase in vascularization detected by CD34 was related with better prognosis. We think image analysis method used in this study is affective but may not ideal. İmage analyze programme and stereological methods need to be correlated within TMA sections and rutine slides. But our results were affected by the selection of cases which were mostly in early stage and low recurrent tumor incidence in our series. For this purpose; there is need for the widespread studies having an advance stage and less differentiated tumors

    Lojistik regresyon modelinde bazı yanlış model tanımlamaları

    No full text
    Modelin doğru tanımlanması, diğer modeler için olduğu gibi, lojistik regresyon modeli için de en önemli varsayımdır. Bu, modelin doğru fonksiyonel fonksiyona sahip olması, gereksiz değişkenleri içermemesi ve tüm gerekli değişkenleri içermesi anlamına gelir. Önceki çalışmalar yanlış tanımlamanın yanlı lojistik regresyon katsayıları, etkin olmayan kestirimler, geçersiz istatistiksel çıkarsamalar ve daha az etkin test istatistikleri gibi istenmeyen sonuçlara neden olabildiğini göstermektedir. Bu tezde, yanlış tanımlamaların bazı belirtme katsayılarının asimtotik göreceli etkinliği üzerindeki etkileri araştırılmaktadır. Yanlış tanımlama türleri, açıklayıcı değişkenin yanlış fonksiyonel formunun kullanılmasını, sürekli açıklayıcı değişkenin kategorik hale getirilmesini ve eşdeğişken faktörün modele dahil edilmemesini içermektedir. Doğrusal regresyon modelinden farklı olarak, lojistik regresyonda sadece bir belirtme katsayısı yoktur. Bu durum, bu çalışmanın sonuçlarını daha önemli hale getirmektedir. Bootstrap yöntemi kullanılarak simulasyon çalışmaları ve arazi toplulaştırması ile ilgili tarımsal veri üzerine bir uygulama ölçülerin etkinliklerini incelemek için gerçekleştirilmiştir. Correct specification of the model is the most important assumption for the logistic regression model, as for all models. It means that the model has the correct functional form, does not include irrelevant variables and has all the relevant variables. Previous studies show that misspecification may cause undesirable results such as biased logistic regression coefficients, inefficient estimates, invalid statistical inferences and less efficient test statistics. In this thesis, the effects of misspecification on asymptotic relative efficiency of various coefficients of determination are investigated. Misspecification types include using wrong functional form of explanatory variable, categorizing continuous explanatory variable and omitting the covariate. Unlike linear regression model, there is not only one coefficient of determination in logistic regression, which makes the results of this thesis more important. Simulation studies using bootstrap method and an application on agricultural data about land consolidation have been carried out to examine the efficiencies of these measures

    Investigation of mental symptoms and emotional self-efficacy levels of adolescents

    Get PDF
    Bu araştırmanın amacı, ergenlerin ruhsal belirtilerinin duygusal özyeterlik düzeylerinin incelenmesidir. Bu araştırma betimsel yönteme dayanmaktadır. Araştırmanın örneklemini 2011-2012 eğitim öğretim yılında İzmir İli Bergama, Buca ve Bornova?da öğrenimlerini sürdüren on ve on birinci sınıf öğrencilerinden seçkisiz örnekleme yöntemi ile seçilmiş 198 kız ve 102 erkek olmak üzere toplam 300 öğrenci oluşturmaktadır. Verilerin toplanmasında, Kısa Semptom Envanteri (KSE), Duygusal Özyeterlik Ölçeği (DÖYÖ) ve araştırmacı tarafından hazırlanan Kişisel Bilgi Formu uygulanmıştır. Verilerin çözümlenmesinde SPSS 15,0 istatistik paket programından yararlanılmıştır. Katılımcıların demografik özeliklerine göre ruhsal belirtiler ve duygusal özyeterlik alt ölçek puanlarına yönelik karşılaştırmalarda t-testi ve MANOVA (multivariate ANOVA) testleri, ayrıca değişkenler arasındaki ilişkileri saptamak için Pearson Momentler Çarpımı Korelasyon analizi kullanılmıştır. Çalışmanın sonunda, ergenlerin ruhsal belirtileri ile duygusal özyeterlik düzeyleri arasında negatif yönde istatistiksel olarak anlamlı düzeyde bir ilişki olduğu bulunmuştur. Ergenlerin Duygusal özyeterlik düzeyleri artıkça depresyon, anksiyete, olumsuz benlik algısı, somatizasyon ve hostilite düzeylerinin azaldığı saptanmıştır. Araştırma sonunda duygusal özyeterlik alt boyutlarından duyguları düzenleme öz-yeterliğinin ergenlerde anne eğitim, baba çalışma durumu, hayatından memnun olma, kendini hasta hissetme, kötü olayların başına geldiği düşüncesi, üzgün halin anlaşılma durumu, sinirlilik haline kontrol edebilme ve performans arttırma değişkenlerine göre istatiksel olarak anlamlı düzeyde farklılaştığı saptanmıştır. Duyguları düşünceyi destekleyici olarak kullanma özyeterliğinin ergenlerin anne eğitim, sosyo-ekonomik durum, baba tutum, hayatlarından memnun olma, bir işe başlayıp devam ettirme, kötü olayların başına geldiği düşüncesi, insanlar tarafından sevilmediğini düşünme, üzgün halin başkaları tarafından anlaşılabilmesi ve performans arttırma değişkenlerine göre istatiksel olarak anlamlı düzeyde farklılaştığı saptanmıştır. Duygusal anlama özyeterliğinin ergenlerin cinsiyete, kendini hasta hissetme durumuna ve performans arttırmaya değişkenlerine göre istatiksel olarak anlamlı düzeyde farklılaştığı saptanmıştır. Duygusal algılama özyeterliğinin ergenlerin hayatından memnun olma durumu, üzgün halin başkaları tarafından anlaşılabilmesi, performans arttırma değişkenlerine göre istatiksel olarak anlamlı düzeyde farklılaştığı saptanmıştır. Ergenlerin ruhsal belirtilerine ilişkin elde edilen sonuçlar aşağıda verilmektedir: -Ergenlerin anksiyete, depresyon, olumsuz benlik, somatizasyon ve hostilite belirtileri cinsiyete göre incelendiğinde ise kızların depresyon oranlarının erkeklere göre daha yüksek olduğu saptanmıştır. -15 yaş grubundaki ergenlerin 16 yaş grubundaki ergenlere göre daha çok depresyon yaşadıkları saptanmıştır. -Babası herhangi bir işte çalışmayan ergenlerin anksiyete, depresyon ve somatizasyon gibi ruhsal belirtileri daha fazla yaşadıkları saptanmıştır. -Sosyo-ekonomik düzeyi düşük olan ergenlerin anksiyete, depresyon, olumsuz benlik ve somatizasyon gibi ruhsal belirtileri daha fazla yaşadıkları saptanmıştır. -Yaşamının çoğunu köy ve ilçede geçiren ergenlerin, ilde geçiren ergenlere göre hostilite düzeylerinin daha yüksek olduğu saptanmıştır. -Okul başarı düzeyi yükseldikçe olumsuz benlik algısının düştüğü saptanmıştır. -Anne tutumunu olumsuz algılayan ergenlerin anksiyete, depresyon, olumsuz benlik ve somatizasyon gibi ruhsal belirtileri daha fazla yaşadıkları saptanmıştır. -Baba tutumunu olumsuz algılayanların anksiyete, depresyon, olumsuz benlik, somatizasyon ve hostilite gibi ruhsal belirtileri daha fazla yaşadıkları saptanmıştır. - Olumsuz benlik algısı yüksek olan ergenlerin daha çok rehber öğretmenden yardım aldıkları saptanmıştır. - Anksiyete, olumsuz benlik ve somatizasyon gibi ruhsal belirtileri daha fazla yaşayan ergenlerin uzman yardımı aldıkları saptanmıştır. - Hayatından daha az düzeyde memnuniyet duyan ergenlerin anksiyete, depresyon, somatizasyon, olumsuz benlik ve hostilite gibi ruhsal belirtileri daha fazla yaşadıkları saptanmıştır. -Sürekli öfkeli olan ergenlerin hostilite düzeylerinin daha yüksek olduğu saptanmıştır. -Sürekli kendini hasta hisseden ergenlerin anksiyete, depresyon, somatizasyon, olumsuz benlik ve hostilite gibi ruhsal belirtileri daha fazla yaşadıkları saptanmıştır. -Kötü olayların sürekli kendi başına geldiğini düşünen ergenlerin anksiyete, depresyon ve hostilite gibi ruhsal belirtileri daha fazla yaşadıkları saptanmıştır. -İnsan tarafından genellikle sevilmediği düşüncesine sahip olan ergenlerin anksiyete, depresyon ve olumsuz benlik gibi ruhsal belirtileri daha fazla yaşadıkları saptanmıştır. -Üzgün hali başkaları tarafından nadiren anlaşılabilen ergenlerin ise daha fazla depresyon yaşadığı saptanmıştır. -Sinirlilik duygusunu nadiren kontrol edebilen ergenlerin hostilite düzeyinin daha yüksek olduğu saptanmıştır. The aim of this study was to investigate the mental symptoms of adolescents according to emotional self-efficacy levels. This research is based on descriptive method. Sample consisted of 198 girls and 102 boys, totally 300 high school students selected by random sampling method from tenth and eleventh grade students of Bergama, Buca, Bornova high schools in the academic year 2011-2012, Data were collected by the Brief Symptom Inventory, Emotional Self-Efficacy Scale and a questionnaire prepared by the researcher. By Statistical package SPSS 15.0 software; t-test, MANOVA (multivariate ANOVA) and the Pearson Product Moment Correlation analysis were used to analyze the data. Results showed that there is a statistically significant negative correlation between the mental symptoms and emotional self-efficacy levels of adolescents. It is determined that when emotional self-efficacy levels increases depression, anxiety, negative self-perception, somatization, hositility levels of adolescents descreases. Results showed that there are statistically significant differences between the emotional regulation subscale levels of adolescents with the education level of mothers, employment statues of fathers, satisfaction from life, feeling ill, thinking that bad things often happened to themselves, the understandability of own sadness state, controlling own nervousness, ability to enhance performance. Results showed that there are statistically significant differences between the emotional ability to facilitate thought subscale levels of adolescents with the education level of mothers, perceived socio-economic levels, attitudes of fathers, satisfaction from life, starting and finishing a job, thinking that one doesn?t worth to be loved, thinking that bad things often happened to themselves, the understandability of own sadness state, ability to enhance performance. According to the results, emotional understanding subscale levels of adolescents are found to have statistically significant differences according to gender, feeling ill and ability to enhance performanc According to the results, emotional perception and expression subscale levels of adolescents are found to have statistically significant differences according to satisfaction from life, the understandability of own sadness state and ability to enhance performance. The results according to the mental symptoms of adolescents are given below: - Girls depression levels are higher than boys - Adolescents who are 15 years old experience more depression than the 16th years old adolescents - Adolescents whose father have no job, experience higher anxiety, depression and somatization symptoms. - Adolescents who perceive socio-economic statue as low, experience higher anxiety, negative self-perception and somatization symptoms. - The hostility levels of adolescents who live in urban areas, are higher than the adolescents who live in city. - The increase in the perceptions of school success results in decrease in negative self-perception levels of adolencents. - Adolescents who perceive their mothes? attitudes negatively experience higher anxiety, negative self-perception, depression and somatization symptoms. - Adolescents who perceive their fathers? attitudes negatively experience higher anxiety, negative self-perception, depression, hostility and somatization symptoms. - Adolescents who have higher negative self-perception levels get help from school psychological counseling and guidance services - Adolescents who negative self- perception and somatization symptoms get professional helpfor their mental health experience higher anxiety,. - Adolescents who get less satisfaction from life experience higher anxiety negative self-perception, depression, hostility and somatization symptoms. - Adolescents who experience aggression continiously experience higher hostility symptoms. - Adolescents who experience feeling ill continiously, experience higher anxiety, negative self-perception, depression, hostility and somatization symptoms. - Adolescents who think that bad things often happened to themselves, experience higher anxiety, depression, hostility symptoms. - Adolescents who think that he/she doesn?t worth to be loved, experience higher anxiety, depression and negative self-perception symptoms. - Adolescents who think that his/her sadness couldn?t be undestood by the others, experience higher depression symptoms. - Adolescents who can?t control own nervousness experience higher hostility symptoms

    General Overwiew of Clinical Evaluation in Nursing Education: Challanges and Recommendations

    Get PDF
    Hemşirelik eğitimi teorik ve uygulamadan oluşmaktadır. Hemşire eğiticilerin görevi, hemşirenin temel sorumluluğu olan bakım doğrultusunda, teorik ve uygulamanın bütünleşmesini sağlamaktır. Klinik eğitim, öğrencilerin yaparak ve yaşayarak öğrenmesine olanak sağlamakla birlikte, öğrenmeyi etkileyen koşulların kontrolünün sınırlı olduğu bir ortamda gerçekleşmektedir. Bu durum eğitimi ve onun bir parçası olan değerlendirmeyi etkilemektedir. Bu makalede hemşirelikte klinik eğitimin değerlendirilmesi genel çerçevede ele alınmış, değerlendirmeyi etkileyen faktörlere, yaşanan güçlüklere ve önerilere yer verilmiştir Nursing education consists of theoretical and practical components. The role of nursing educators to ensure entegration of theory and practice based on care that the main responsibility of nurse. Although, clinical practice allows nursing students to learn by doing, clinical training takes place in an environment that it is hard to control conditions effecting learning environment. This effects both clinical education and its entegral part of evaluation. In this article, clinical evaluation in nursing education was discussed in general manner and factors effecting student assessment, the challenges and recommendations were given

    Immigration and its contribution to innovation: A case of Turkish immigrants in Germany

    No full text
    Son yıllarda göç ve yenilik arasındaki ilişkiyi inceleyen çok sayıda çalışma bulunmaktadır. İki olgu arasında pozitif bir ilişki kuran bu çalışmalar, göçün yeniliğe katkı sağladığı yönünde çıkarımlarda bulunmuştur. Göçün kültürel çeşitliliği ve bilgi transferini sağlayarak, beşeri sermayedeki çeşitliliği arttırarak ve yerli halkın bilgi ve becerilerini tamamlar nitelikte yeni bilgi ve becerileri ev sahibi ülkeye aktararak büyümeyi ve rekabeti arttırdığı ileri sürülmektedir. Bu tez çalışmasının amacı Almanya?da bulunan Türklerin Almanya?daki yeniliğe ve yenilikçi faaliyetlere olan katkılarını değerlendirmektir. Çalışma kapsamında Türk girişimci sayıları, Türklerin Almanya?daki beşeri sermayeye katkıları, yarı tamamlanmış işgücü (semi-finished human capital) olarak Almanya?da öğrenim gören Türk öğrenciler, Türklerin istihdam edildikleri sektörler ve topluma yaptığı kültürel ve ekonomik katkılar ile patent başvurusunda bulunan Alman firmalarındaki Türk mucitler incelenmiştir. Çalışmada Türklerin beşeri sermayeyi çeşitlendirerek, topluma yeni bilgi ve beceriler getirerek, kültürel çeşitliliği arttırarak ve çok sayıda işyeri kurarak Almanya?daki yeniliğe ve yenilikçi faaliyetlere katkıda bulundukları sonucuna varılmıştır

    Independent audit and new Turkish commercial code numbered 6102

    No full text
    Denetim, ekonomik faaliyet ve olaylarla ilgili iddiaların önceden saptanmış ölçütlere uygunluk derecesini araştırmak ve sonuçları ilgi duyanlara sunmak amacıyla tarafsızca kanıt toplayan ve bu kanıtları değerlendiren sistematik bir süreçtir. Denetim; denetimin amacına, denetimi yapan kimsenin statüsüne ve yapılış nedeni gibi bir takım kriterlere göre sınıflandırılmaktadır. Bağımsız denetim, kendi adına veya bir denetim firmasına bağlı olarak çalışan bağımsız denetçi veya denetçiler tarafından işletmelerin finansal tablo denetimi ile uygunluk ve performans denetimlerinin yapılmasıdır. Bağımsız denetimde asıl amaç finansal denetimdir. Çalışmada öncelikle, genel anlamda denetime değinilmiş sonrasında dünyada ve Türkiye?de bağımsız denetime bağlı olarak yaşanan önemli muhasebe ve denetim skandalları ile sonuçları incelenmiştir. Yaşanan bu acı tecrübeler dünya kamuoyunda muhasebe ve denetim alanında birçok konuyu tartışılır hale getirmiş, başta Amerika ve Avrupa Birliği olmak üzere konuyla ilgili çeşitli çalışmalar yapılmış yasalar ve yönergeler hazırlanmıştır. Ülkemizde de bu yasa ve yönergelere uyumlu düzenlemeler hayata geçirilmiştir. Ülkemizin Avrupa Birliği?ne aday ülke olması nedeniyle, başta temel kanunlar olmak üzere, tüm mevzuatın Avrupa Birliği müktesebatı ile uyumlu hale getirilmesi zorunlu olmuştur. Bunlar arasında ekonomik hayatı düzenleyecek yeni Türk Ticaret Kanunu önemli bir yer tutmaktadır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu, başta muhasebe ve denetim alanında köklü değişiklikler öngörmüş önceki mevzuatta olmayan birçok yenilik getirmiştir. Bununla birlikte Türk Ticaret Kanunu?nu tamamlayıcı nitelikte olan bağımsız de¬netimin gözetimi hususu, 660 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile düzenlenmiştir. Bu kararname ile muhasebe ve denetim standartlarını belirlemesi, bağımsız denetimle ilgili gerekli ikincil düzenlemeleri yapması ile kamu adına gözetim ve denetim yapması amacıyla ?Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu? oluşturulmuştur. Bu çalışmada Türk Ticaret Kanunu ve tamamlayıcı düzenlemelerin ticaret hayatına getirdiği yenilikler ele alınacak özellikle denetim kapsamında getirilen değişiklik ve yenilikler ayrıntılarıyla incelenecektir. Türk Ticaret Kanunu tasarı halindeyken yazılan birçok tez çalışması mevcuttur. Ancak, kanunun yürürlüğe girmesinin öncesinde ve sonrasında yapılan birçok düzenlemeyle muhasebe ve denetim alanlarında önemli değişikliklere gidilmiştir. Bu tez çalışmasında amaç, yeni Türk Ticaret Kanunu?nun denetime getirdiği yeniliklerin ortaya konulması, sonradan yapılan değişikliklerin olumlu veya olumsuz yönlerinin irdelenmesi ve Kamu Gözetim Kurumu?nun, bağımsız denetimin güvenilirliği ve kalitesine olan etkisinin incelenmesidir. t the beginning of the study, audit is mentioned in general, identification of audit and types of audit are signified. Historical development of audit is discussed in both international and domestic basis, necessity of independent audit, its objectives and benefits are explained, international auditing standards and process of independent audit is covered as well. Later domestic and international scandals are pointed out, damages brought by these scandals in terms of businesses, investors and countries are described. Reasons of these cases are examined by means of investors, creditors, financial markets and audit system, consequences are handled. In this part?s second section, regulations executed in USA and Europe as a result of these scandals are expressed in addition to containing audit applications in sectors subjected to independent audit precedent to new commercial code. Finally mentions about advancements brought by new Turkish Commercial Code numbered 6102 to commercial life and new regulations particular to audit field are explained elaborately. Information provided pertaining to Public Oversight Accounting and Auditing Standards Authority on its establishment, organization and governance; explanations made about authorization along with audit activities. In the last part, companies exposed to audit are indicated as a consequence of legislation enacted by council of ministers, criterion to audit requirement is explained via instances. Besides, changes are evaluated before the law is come into force and afterwards, advantages and downsides are endeavored to reveal. Aim of this thesis is to point out importance of independent audit, necessities to it, and advancements brought by new Turkish Commercial Code. Moreover, scrutinization of new regulations? along with succeeding regulations? positive and negative sides and investigating of contributions of Public Oversight Accounting and Auditing Standards Authority to independent audi

    4-boyutlu pürüzsüz manifoldlarin kulp dagilimlari üzerine

    No full text
    Manifold teorisi, cebir, differansiyel, cebirsel geometri ve analiz gibi matematiğin birçok alanı ile ilişkilidir. Bu sebeple matematikçiler arasında manifold teorisine birçok yaklaşım bulunmaktadır. Biz manifold teorisine topolojik bir bakış açısıyla yaklacşacağız dolayısıyla bu çalışma cebirsel ve geometrik topoloji ile ilişkili olacak. Bu tezde 4-boyutlu, pürüzsüz, kapalı ve baglantılı manifoldların kulp yapıları incelenecek. Kulplarla çalışmanın bazı avantajları bulunmaktadır. Örneğin kulplar üzerinde çeşitli operasyonlar tanımlanabilir bunlar kulpların kaydırılması, iptali ve oyulması işlemleridir. Ayrıca bu calışmada Gluck tvist operasyonu incelenecektir. Bilindiği gibi 4-boyutlu pürüzsüz manifoldların sınıflandırılma açısından özel bir önemi bulunmaktadır. Bu tezde çalışılan bütün teknikler aslında bu sınıflandırma problemine olası çözüm yaklaşımları olarak geliştirilmişlerdir. The topology of manifold theory relates to many diverse fields of mathematics such as abstract algebra, differential and algebraic geometry, and analysis. Therefore there are many approaches to manifold theory among mathematicians. Our study based on topological viewpoint relating algebraic topology and geometric topology. In this thesis, we study handlebodies of 4-dimensional closed connected smooth manifolds. In order to work with smooth handles we use handle operations. These operations are basically handle sliding, handle cancelling and carving. Then by using these operations we investigate Gluck twisting. 4-dimensional smooth manifolds has its own significance among other manifolds, its importance is related to the classification problem. All techniques that are used in this thesis historically have been developed over the years to classify smooth 4-dimensional manifolds

    The effects of global crisis on financial markets

    No full text
    Küreselleşme kavramı insanlık tarihiyle eşdeğer olmakla birlikte, önem kazanmaya başladığı tarih, iletişim teknolojilerinin oldukça geliştiği 21. yüzyıldır. Küreselleşmenin, tarihi, siyasi ve toplumsal sonuçlarının yanısıra ülke ekonomilerinin üzerinde önemli etkileri bulunmaktadır. Sermayenin küreselleşerek, özellikle gelişmekte olan ülkelere kayması, söz konusu ülkelerde doğrudan ve yabancı yatırımlar şeklinde değerlenmektedir. Bu nedenle, gelişmekte olan ülkeler, daha fazla sermaye çekebilmek adına finansal serbestleşme sürecine girmektedir. Gelişmiş ülkeler ise, piyasaya çeşitli enstrümanlar sürerek yeni sermayeler yaratmakta, süreçten olabildiğince yararlanmaya çalışmaktadır. İşte bu süreç, 2008 krizine, Dünya?nın Büyük Buhran?dan bu yana gördüğü en şiddetli krizlerden birine, yol açmıştır. Amerika?da Mortgage balonunun patlamasıyla başlayıp, finansal piyasalar yoluyla Dünya?ya yayılan krizin etkileri Türkiye?de de görülmüştür. Bir ekonomide oluşan krizin diğer ülkelere yayılması, küreselleşmenin beraberinde getirdiği sonuçlardan biridir. Sonuçların daha iyi değerlendirilmesi için, temel ve teknik analiz yöntemleri birlikte kullanılarak, ayrıntılı bir değerlendirme yapılmalıdır Though the usage of globalization is old as human history, its value is increased due to the advancing in technology and communication in 21st century. Globalization has effects on history, in politics and social as well as in economics. Globalization in capital is flowing from developed countries to developing countries in the form of direct and indirect investments. Because of that, developing countries, for the sake of gaining more of this capital, having reforms on financial globalization. Developed countries on the other hand, are creating new financial instruments, for the advance of gaining more capitals to invest. That is the timeline caused the 2008 global crisis, the one that the world is faced as bad as The Great Depression. Started with the mortgage bubble?s explotion in USA, spreaded by the financial markets to the world, affected Turkey as well. Globalization is the reason of a crisis in one economy?s effects on the others. To have a better understanding of the consequences of crisis, basic and technical analysis methods must be used together

    3,017

    full texts

    10,837

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    DSpace at Dokuz Eylul University
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇