DSpace at Dokuz Eylul University
Not a member yet
10837 research outputs found
Sort by
THE EFFECTS OF LOCAL OVER LOCAL ELECTIONS: THE CASE MAYORAL CANDIDATES
Bu çalışma, yerel seçimleri etkileyen yerel faktörlerin olup olmadığını, Türkiye'nin 2009 yerel seçimleri çerçevesinde incelemektedir. Çalışma, bilim insanlarının çok ilgilenmedikleri yerel seçimlerde seçmen davranışlarını merkezine almaktadır. Bu çerçevede, yerel seçimlerin ulusal siyasetin gölgesinde geçtiği, yerel seçimlerde seçmenlerin iktidarda olan partiye yöneldikleri ve belediye başkan adaylarının seçmen davranışları üzerinde belli oranda etkili olduğu biçimindeki varsayımlar sorgulanmaktadır. Bu amaçla, 2009 yerel yönetim seçimleri sandık sonuçları, Türkiye'deki bütün seçim bölgelerinde belediye başkanlığı ile il genel meclisi seçmen havuzlarının özdeşliği (ayıklama) yapılarak, dört (büyükşehir, il, ilçe ve belde) belediye türünde belediye başkan adaylarının seçmen davranışları üzerindeki etkisi irdelenmektedir. Çalışmada ayrıca, 2009 yerel seçimlerinden sonra Mersin'de yapılmış olan bir saha çalışmasından ikincil veri olarak yararlanılmaktadır. This paper attempts to explore whether there are any peculiarities of local politics on local elections in the case of Turkey's 2009 local elections. The study focuses on the analyses of voting behavior in local elections, which is received less interest among the social scientists. The study questions the hypotheses, such as ‘local elections are carried out under the shadow of national/politics', ‘voters are oriented towards the ruling party in the local elections' and ‘to some extent mayoral candidates have effects on voting behavior in the local elections'. In this regard, the council ballot boxes in the 2009 local elections are equated with municipal boxes in the elections through the four types of municipalities such as metropolitan, city, provincial and community. After the equation the effects of the mayoral candidates on voting behavior will be analyzed. The study also utilizes a field research carried in Mersin after the elections as a secondary variable
KARA SAYYEDE-I HAMİDİ AND THE RISALAH OF MENTAL EXISTENCE: CRITICAL EDITION AND EVALUATION
Bu makalede, Kara Seyyidi-i Hamidi'nin Ris:ile fi'l- Vücudi'z-Zihni (zihni varlık) adlı eserinin tahkik ve değerlendirmesi yapılmışnr- Müellifin takip ettiği sıraya bağlı kalarak, Ri.ra/edeki görüşler sistematik biçimde yeniden ifade edilmiş, Farabi ve İbn Sina'nın görüşlerine ao.f yapılarak yorumlanm.ışnr. Adı geçen risalede, Kara Seyyidi, kelamcılaon zihni varlığı reddetmeleri karşısında, onu ispatlamayı ve onlara karşı savunmayı amaçlamışnr. Eş'ari kelamcılaona göre, sadece dış dünyadaki objektif varlıklar vardır; zihini varlıklar yoktur. Filozoflar ise bir zihni varlık alanının bulunduğunu ileri sürecler- Oruara göre, J...--ülli mefhumlar, mahiyetleri oluşturur ve nesnelerden- soyutlanarak elde edilir. Külli olan malıiyederin kavramsal düzeyde birbirlerinden farklı oldukları söylenemez. Ancak dış dünyadaki somut varlıkların birbirlerinden farklı oldukları söylenebilir. Kara Seyyidi kavram oluşturma, bilginin nesnesiyle uygunluğu ve önermelerin doğruluğu ve yarılışlığı üzerinde durur. Ona göre, zih.ni varlık problemi, felsefi olarak, varlık ile mahiyet arasındaki ilişki bağlamında ele alınacak bir konudur. This article examines the critica! edition and evaluation of the work called "mental existence" (Risalah fi'l-vucudi'z-zihni) of Kara Sayyede-i Hamidi. Adhering to the order followed by the author, it is restated opinions in Risalah, it is interpreted with reference to the views of Al-Farabi and Ibn Sina. In his risalah, Kara Sayyede, seeks to prove and defend the mental existence against muslim theologians who rejected it. According to the Ash'ari theologians, there is orıly objective existence in the extemal world, no mental existence. But philosophers argue that there is an area of mental eıcisrence. According to them, universal concepts constitute the quiddities and are abstracted from objects. Universal quiddities can not be said to be different from each other in canceptual level. However, external concrete beings can be said to be differenr. Kara Sayyede focuses on the concept formation, and the correspondence betweeo knowledge and its object, and also the truth and the falsity of propositions. Again according to him, the problem of mental exisrence is, philosophicall}', an issue to be handled in the context of relation between existence and quiddity
An Application About the Relationship Between Whistleblowing and Ethical Climate
Ahlaki olmayan davranışların duyurulması (Whistleblowing), bir işletmedeki etik olmayan davranış ve olayların açığa çıkarılması olarak tanımlanabilir. Etik iklim ise çalışanların örgüt kültürünün etiksel boyutuyla ilgili gözlem ve görüşlerinden oluşmaktadır. Bu çalışma, ‘Ahlaki olmayan davranışların duyurulması' ve ‘Etik iklim' arasında anlamlı bir ilişkinin mevcut olup olmadığını araştırmaktadır. ‘Ahlaki olmayan davranışların duyurulması' ve ‘Etik iklim' arasındaki ilişkiyi ölçmek için kullanılan anket çalışması devlet üniversitelerindeki 123 araştırma görevlisi üzerinde uygulanmıştır. Uygulama çalışması neticesinde "Ahlaki olmayan davranışların duyurulması" ile "Etik İklim" arasında anlamlı bir ilişkinin bulunmamasına rağmen; etik iklim boyutlarından biri olan "Yardımsever Etik İklim" ile "Ahlaki olmayan davranışların duyurulması" arasında anlamlı bir ilişkinin mevcut olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Whistleblowing can be defined as revealing non-ethical events or behaviors (like producing harmful foods even though marketing them as they are remedial) in an organization. Organizational Ethical Climate is the second concept used in this work. It consists of workers' opinions about the ethical organizational culture of management. In this work the relationship between "whistleblowing" and "ethical climate" is searched. The questionnaire used to evaluate the relationship between whistleblowing and ethical climate are applied on 123 research assistants in public universities. In the application study it's reached that there is not a significant relationship between whistleblowing and ethical climate. Even though it's found that there is not a significant relationship between "whistleblowing" and "ethical climate"; a small significant relationship is discovered between "whistleblowing" and "benevolent ethical climate"
Determining the acute myocardial infarction and cerebrovascular accident incidence rates of central district of Manisa for the year 2011
GİRİŞ VE AMAÇ: Kalp ve damar hastalıkları, kanser, diyabet ve kronik solunum sistemi hastalıklarını içeren bulaşıcı olmayan hastalıklar tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de ölümlerin en sık nedenidir. Dünya Sağlık Örgütü ölümlerin ve engelliliğin önde gelen nedenlerinden olan kalp ve damar hastalıklarından ölümlerin 2030 yılında 23 milyonu geçeceğini; büyük bir bölümünün kalp krizi ve inme kaynaklı olacağını öngörmektedir. Ülkemizde koroner kalp hastalığı ve serebrovasküler olay sıklığını belirleyen çalışmalar son yıllarda artmakla birlikte yeni olguların belirlendiği insidans çalışmaları çok kısıtlı sayıdadır. Bu çalışmada, insidans hızının belirlendiği ileriye yönelik çalışmaların yapılamadığı ülkemizde Manisa ili merkez ilçesinde aile hekimine kayıtlı bireylerin sağlık kayıtları ve ölüm kayıtları gibi kaynaklar uygun şekilde kullanılarak 2011 yılı akut miyokard infarktüsü ve serebrovasküler olay insidansının belirlenmesi amaçlanmıştır. YÖNTEM: Yöneylem araştırmasıdır. Manisa İli merkez ilçesinde herhangi bir aile hekimine kayıtlıların 2011 yıl ortası nüfusu olan 337,277 kişi araştırmanın evrenini oluşturmuştur. Araştırmada örnek seçilmeyip bir yıllık süreçte yaşamı boyunca ilk kez akut miyokard infarktüsü ya da serebrovasküler olay tanısı alıp yaşayan ya da ölen bireyler Aile Hekimliği Bilgi Sistemi ve hastanelerin sağlık kayıtları kullanılarak saptanmıştır. Hekim tarafından akut miyokard infarktüsü ve serebrovasküler olay için belirlenen ICD-10 kodlarını yaşamı boyunca ilk kez alıp yaşayanların poliklinik notları ve yatış epikrizleri, ölenlerin ise yakınlarına uygulanan sözel otopsi anketleri değerlendirilip hekim tanıları doğrulanarak yeni olgular saptanmıştır. Cinsiyete, yaş gruplarına, dünya nüfusuna standardize edilerek ve olası durum senaryolarının kullanıldığı duyarlılık analizleri yapılarak insidans hızları hesaplanmıştır. BULGULAR: Manisa ili merkez ilçesi 2011 yılı akut miyokard infarktüsü insidans hızı tüm yaş gruplarında en düşük ve en yüksek yüzbinde 56.0-91.6, 35 yaş ve üzerinde ise 132.3-209.8 olarak saptanmıştır. Manisa ili merkez ilçesi 2011 yılı serebrovasküler olay insidans hızı tüm yaş gruplarında en düşük ve en yüksek yüzbinde 28.1-40.6, 35 yaş ve üzerinde ise 61.1-79.6 olarak saptanmıştır. Ölüm bildirimlerinde hekim tanıları akut miyokard infarktüsü için %19.3, serebrovasküler olay için %48.8 oranında doğrulanmıştır. SONUÇ VE ÖNERİLER: Araştırmada Manisa ili merkez ilçede 2011 yılında tüm yaş grupları ve 35 yaş ve üstü grupta akut miyokard infarktüsü insidans hızları erkeklerde daha yüksek bulunmuştur. Serebrovasküler olay insidans hızı tüm yaş gruplarında kadınlarda yüksekken 35 yaş ve üstü için hesaplandığında erkeklerde daha yüksek bulunmuştur. Tüm sağlık kurumlarından elektronik ortamda veri akışının sağlanacağı Sağlık.NET 2'nin kalıcı bir sürveyans sistemi olabilmesi için sisteme doğru, düzenli ve nitelikli veri akışı sağlanmalıdır INTRODUCTION AND OBJECTIVES: Non-communicable diseases including cardiovascular disease, cancer, diabetes, and chronic respiratory diseases are the leading causes of mortality in our country and the rest of the world. According to World Health Organization reports, in 2030, cardiovascular diseases-mainly heart attacks and stroke- will claim the lives of an estimated 23 million people and leave many more disabled. In recent years, although studies investigating the coronary heart disease and cerebrovascular prevalence in Turkey have increased in number, studies that determine incidence rates remain very limited. In this study, we aim to determine the incidence rates of acute myocardial infarction and cerebrovascular accident in the central district of Manisa province in year (during) 2011, utilizing the health records and death certificates of individuals, who are registered with a general practioner in the central district of Manisa. METHOD: This is an operational research. The target group of the study was 337,277 objects; the total number of people who have been registered with a general practitioner in the central district of Manisa during year 2011. This study is not based on random sampling but rather includes all individuals who have been diagnosed with acute myocard infarction or cerebrovascular accident for the first time and either survived or died due to the disease according to the records of General Practitioner Information System or hospitals. Among the individuals that have been given the ICD-10 code for the first time, the ones that have survived were evaluated according to polyclinic notes and their hospital records, and the ones that have been lost were evaluated according to verbal autopsy surveys conducted with their relatives, and by verification of the diagnostic reports of the doctors, new subjects have been identified. The incidence rates were calculated by standardizing the gender and age groups in respect to the standard world population and by conducting sensitivity analyses using presumptive incidence scenarios. RESULTS: Year 2011 acute myocard infarction incidence rate in the central district of Manisa is calculated to be between 56.0-91.6 in onehundredthousand in all age groups, and 132.3-209.8 in onehundredthousand in individuals 35 years and older. Year 2011 cerebrovascular event incidence rate in all age groups is 28.1-40.6 in onehundredthousand and 61.1-79.6 in onehundredthousand in individuals 35 years and older. Doctors? diagnosis in death reports is verified in 19.3% of acute myocard infarction cases and 48.8% of cerebrovascular event cases. CONCLUSION AND RECOMMENDATIONS: In this study, acute myocardial infarction incidence rate in the central district of Manisa in year 2011 is found to be higher in men in all age groups and in people 35 years and older. On the other hand, cerebrovascular accident incidence rate in all age groups is higher in women, while it is higher in men 35 years and older. A correct, continuous and high quality data entry is imperative in order to establish SAGLIK. NET 2-an online database collection of all health institutions-as a perpetual surveillance system
Analysis of compensation management system for seafarers in ship management companies: An application of Turkish ship management
İnsan Kaynakları Yönetimi?nin en önemli fonksiyonlarından birisi de ücret yönetimidir. Ücret yönetim sayesinde işletmeler, işgörenlerin motivasyonunu arttırma, işgörenlerin istihdam sürekliliğini sağlama, onların işletmeye bağlılığını sağlama, nitelikli işgöreni işletmeye çekme ve uzun süreli istihdamını sağlama ve işgörenlerin verimliliğini artırma şansını elde ederler. Bu yüzden işletmeler, ücret yönetimi uygulamaları neticesinde rekabet üstünlüğünü kazanacak, işletmenin amaçlarına hizmet edecek ve maliyetleri istenilen seviyede tutacak bir ücret düzeyi belirlemek durumundadır. Burada ücret, gemi işletmeler için stratejik ve iyi yönetilmesi gereken bir araç ve maliyet kalemi, işgörenler için ise yaşamlarını idame ettirebilmek için elde edilmesi gereken gelir anlamına gelmektedir.Bu çalışmada, Türkiye?de kurulmuş gemi işletmelerinin ücret yönetimi uygulamaları üzerinde durulmuştur. Çalışmanın temel amacı; gemiadamlarına yönelik ücret yönetim sisteminin incelenmesi ve gemiadamı için toplam ücret paketinin gemi işletmeleri tarafından nasıl oluşturulduğunun ortaya çıkarılmasıdır. Bu amaçla, İnsan Kaynakları Yönetimi ile ilgili literatüründen faydalanılarak yapılandırılmış görüşme formu oluşturulmuş ve 16. Kış Kariyer Günleri kapsamından Fakülteye davet edilen insan kaynakları yöneticileri ile görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Daha sonra görüşmeler neticesinde elde edilen değişkenler, ücret yönetimi ile ilgili yapılan daha önceki çalışmalar ve uzman görüşlerinden faydalanılarak anket formu oluşturulmuştur. Geliştirilen bu anket formu, Denizcilik Fakültesi 17. Kış Kariyer Günleri kapsamına Fakülteye davet edilen 19 gemi işletmesine ve e-posta ile ulaşılan 7 gemi işletmesine uygulanmıştır. Çalışma sonucunda, gemi işletmelerinin gemiadamlarına yönelik uygulamaları hakkında önemli bilgilere ulaşılmış, gemiadamı ücret düzeyinin belirlenmesinde hangi unsurların ön planı çıkıp hangi unsurların etkisiz kaldığına ve gemiadamı bireysel ücretinin belirlenmesinde performans değerlendirmesinin ne derece kullanıldığına ilişkin aydınlatıcı bulgulara ulaşılmıştır. Compensation management is an important activity of the HRM. It runs through complete process of the HRM and it plays very important role in the activities of HRM. The role of compensation management in companies is to motivate employee, keep them in organization by enhancing loyalty to organization, attract and retain qualified employees and increase productivity of employees. To determine appropriate wage levels is the most important factor in compensation management system. Wage is a management tool that has to be used effectively in order to accurate objectives of companies and put costs at expected levels. On the part of employee, wage constitutes income and source of living and on the other part it is a cost for employer. In this study, compensation management system in Turkish ship management companies was focused on. Also, the factors, which are affecting to the compensation management system, were explored. The main purpose of this study is to reveal how the compensation package, proposed for seafarers, is formed by ship management company. For this purpose, a structured interview form was developed considering to the HRM literature and applied to the Turkish ship management companies? human resource managers in 2011. Considering to the collected interview data and the reviews of academics, questionnaire was developed. The developed questionnaire was applied in 2012 during the 17th Career Days of Dokuz Eylul University Maritime Faculty to the Turkish ship management companies? human resource managers
Investigation of gamma irradiated linden samples by electron spin resonance (ESR) and thermoluminescence (TL) techniques
Araştırmalar, ışınlanmış gıda örneklerinin teşhis edilmesinde en güvenilir, duyarlı ve ümit verici tekniklerden ikisinin Elektron Spin Rezonans (ESR) ve Termolüminesans (TL) olduğunu göstermiştir. Bu çalışmada ışınlanmış gıda örneklerinin tespiti kapsamında selüloz içeren gıda örneklerinden olan ıhlamur çayı çalışılmıştır. Çalışmada kullanılan ıhlamur çayı örnekleri Ankara?da yerel bir aktardan satın alınmıştır. Örnekler Elektron Spin Rezonans (ESR) ve Termolüminesans (TL) teknikleri ile çalışılmıştır. Çalışmalarda ıhlamur örneklerinin yaprakları kullanılmıştır. Işınlanmamış ıhlamur örneklerinde spektroskopik yarılma çarpanı g=2,0088 olan tek çizgili bir ESR sinyali gözlendi. Işınlama ile bu tek çizgili spektrumun yanı sıra bunun yaklaşık 30 mT sol (g=2,0267) ve sağ (g=1,9883) yanlarında iki sinyal daha gözlenmiştir. Işınlanmamış örnek sinyali ile ışınlanmış örneklerde ışınlama sonucunda oluşan ESR sinyallerinin spektral parametrelerdeki değişimlerin mikrodalga gücüne, zamana, ısıtma sıcaklığına ve ışınlama dozuna bağlılıkları incelenmiştir. Oda sıcaklığında ve yüksek sıcaklıklarda sinyal şiddetlerinde zamana bağlı değişimlerin, üstel olarak azalan iki fonksiyonun toplamı olarak ifade edilebileceği belirlenmiştir. Ihlamur örnekleri oda sıcaklığında değişik doz değerlerinde ışınlanarak, ESR spektrumlarındaki tekli merkezi sinyal ile (g=2,0088) bunun sol yanında ışınlama sonucunda oluşan sinyal (g=2,0267) için doz-cevap eğrileri elde edilmiştir. Yapılan eğri benzetişim hesaplamaları, 0-10 kGylik ışınlama dozu aralığında ESR sinyal şiddetlerinin ışınlama dozuna, üstel olarak doygunluğa giden iki fonksiyonun toplamı biçiminde bağımlılık gösterdiği belirlendi. Bu eğrilerden yararlanarak, incelenen ıhlamur örneklerinin endüstriyel ve sağlık alanları ile nükleer kazalarda doz ölçümünde kullanılıp kullanılamayacakları araştırılmıştır. Ihlamur örneklerinin TL tekniği ile incelenmesinde fiziksel ve kimyasal işlemler sonucunda ıhlamurların yapraklarından ayrıştırılan inorganik yapıdaki toz örnekler kullanılmıştır. Ayrıştırılan bu toz örneklerde yapılan X-ışını kırınımı deneyleri bu örneklerin temel olarak ?kuvars? ve berlinit minerallerini içerdiğini göstermiştir. Bu çoklu mineral yapısındaki toz örnekler kullanılarak ışınlanmamış (kontrol) ve ışınlanmış ıhlamur örneklerine ait TL ışıma eğrileri Researches has shown that both Electron Spin Resonance (ESR) and Thermoluminescence tecniques are the most reliable, sesitive and promising ones for the detection of irradiated food samples. In this study, linden tea, which is one of the cellulose containing foods, was used within the aim of detection of irradiated food samples. The linden samples was bought from a local market in Ankara. Samples were studied by Electron Spin Resonance (ESR) and Thermoluminescence (TL) tecniques. In this study, only leaves of linden samples were used. Singlet ESR signal was observed from unirradiated linden samples which has spectroscopic splitting factor g=2.0088. After the irradiation, in addiation to the singlet signal, two signal was observed almost 30 mT left (g=2.0267) and right (g=1.9883) sides of the central singlet signal. Microwave power, time, temperature and radiation dose dependence of changes in the spectral parameters was investigated in ESR signals of unirradiated (control) and irradiated samples. Time-dependent changes in signal intensities at room and high temperatures were determined as the sum of two exponentially decay functions. Dose-response curves were obtained for singlet central signal (g=2.0088) and radiation induced left (g=2.0267) ESR signal at different dose values at room temperature. Curve simulation calculations showed that ESR signal intensities depend on irradiation dose with sum of two exponential saturation function between 0-10 kGy dose range. The usability of linden samples were investigated to measure doses of nuclear accidents, industrial and health sectors by using these curves. Inorganic dust samples which are separated from linden leaves after physical and chemical processes were used to investigate linden leaves by TL tecnique. X-ray diffraction experiments showed that these dust samples mainly include ?quartz? and berlinite minerals. TL "glow curves" of unirradiated (control) and irradiated linden samples were investigated using these polymineral dust samples
Effect of nilotinib on coagulant functions of cultivated endothelial cells
GİRİŞ: Kronik myeloid lösemi (KML) anormal hemopoetik kök hücreden kaynaklanan, klonal myeloproliferatif bir hastalıktır. Tedavisinde tirozin kinaz aktivitesine sahip BCR-ABL1 kimerik proteinini bloke ederek etkinlik gösteren tirozin kinazlar kullanılmaktadır. Nilotinib, imatinibin kimyasal yapısının değiştirilmesi ile elde edilmiş ikinci sıra tirozin kinaz inhibitörüdür. Nilotinibin, periferik arteriyel oklüziv hastalığa neden olduğu ya da özellikle risk faktörüne sahip olan hastalarda var olan riski daha da arttırdığına dair gözlemler olmakla birlikte, henüz hangi mekanizma ile buna yol açtığı gösterilememiştir. Biz de nilotinibin arteriyel endotel hücrelerine toksik etki göstererek endotel disfonksiyonuna ve sonuçta oklüziv hastalığa yol açabileceğini düşündük. GEREÇLER ve YÖNTEM: Bu çalışmada, kültür ortamında nilotinibe maruz bırakılmış karotis arter endotel hücrelerinin sekretuar fonksiyonları ve canlılıkları incelenmiştir. Endotel fonksiyonlarını değerlendirebilmek için de, endotelden salınan nitrik oksit (NO), von Willebrand faktör (vWF), doku plasminojen aktivatörü (tPA), plasminojen aktivatör inhibitörü-1 (PAI-1) ve endotelin-1'in (ET-1) salınımı izlenmiştir. BULGULAR: Nilotinibe maruz kalmayan hücreler ile karşılaştırıldığında, nilotinibin karotis arter endotel hücrelerinin t-PA, NO, PAI-1, vWF ve ET-1 sekresyonunu doza ve süreye bağlı olarak arttırdığı saptanmıştır. SONUÇ ve ÖNERİLER: Bu sonuçlardan yola çıkarak nilotinibin kültür ortamındaki karotis arter endotel hücrelerinin sekretuar işlevlerini, hem koagülan hem de antikoagülan yönde etkiliyor gibi görünmesi net bir yoruma varmayı güçleştirmektedir. Ancak karotis arter endotel hücrelerinin proliferasyonunu baskılıyor olması, bu vasküler olayların, endotel hasarının onarımının gecikmesinden kaynaklanıyor olabileceğini düşündürmektedir. Bununla birlikte invitro koşullarda endotel hücreleri üzerindeki bu etkinlik, invivo koşulları doğrudan yansıtmayabilir. Sonuç olarak, bizim araştırmamız nilotinibin kardiyovasküler risk faktörlerine sahip hastalarda ortaya çıkardığı periferik arteryel oklüzyonların mekanizmasının açıklığa kavuşturulması amacı ile yapılmış öncü bir araştırma niteliğindedir. Bu konuda yapılacak daha ileri araştırmalar ile bu durumun açığa kavuşturulması, KML hastalarının yönetiminde önemli katkı sağlayacaktır. INTRODUCTION: Chronic myeloid leukemia is a clonal myeloproliferative disorder caused by abnormally proliferating hematopoietic stem cell. CML is treated with tyrosine kinases, which blockes the effect of BCR-ABL1 chimeric protein already posess tyrosine kinase activity. Nilotinib is a second generation tyrosine kinase inhibitor which is synthetically derived from imatinib. There have been concerns about the possible prothrombotic effect of nilotinib especially on the patients with cardiovascular risk factors. The potential mechanism behind the increased risk of thromboembolic events is still not clear. We aimed to evaluate the potential harmful effect or effects of nilotinib on the endothelial cells and their functions. MATERIAL and METHODS: In this study, we aimed to assess the viability and secretory functions of carotid endothelial cells which were cultivated with Nilotinib. In order to assess the endothelial function, NO, von Willebrand Factor, tissue plasminogen activator (t-PA), plasminogen activator inhibitor 1 (PAI-1) and endothelin 1 (secreted from endothelial cells) levels were evaluated. RESULTS: Nilotinib increased the secretion of t-PA, NO, PAI-1, vWF and ET-1 when compared with nilotinib naive cells in a dose and duration dependent manner. CONCLUSION: It cannot be explicitly concluded that nilotinib effects the endothelial cell functions in a pro-thrombotic or anti-thrombotic fashion from the results of this study. While suppressing the viability of endothelial cells nilotinib may cause delayed restoration of endothelial damage and may indirectly plays a role in vascular events. In addition the results obtained from this in-vitro designed study may not correctly reflect the in-vivo affect of the drug. We may finally conclude that our study is a preliminary pilot study trying to extablish the effect of nilotinib on carotid artery endothelial cells. Some further studies may clarify the possible pathogenetic mechanisms involved in the prothrombotic process caused by nilotinib and may induce therapeutic approaches to decrease the incidence of this harmful side effect
Sistem tanılama ve denetiminde kaosun kullanımı
Tezde ilişkin bilimsel yazına yapılan üç ana katkı sunulmaktadır: Sistem tanılama için iki ve gürbüz olarak kaotik yörüngeleri izleyebilmek için bir yöntem. Sistem tanılama için önerilen yöntemler, giriş-çıkış verilerine dayalı olarak doğrusal, doğrusal olmayan ve kaotik sistemlerin tanılanması için geliştirilmiştir. Yöntemlerde, doğrusal olmayan durum geçişlerinin verilerden öğrenilmesinde, beyaz Gauss gürültüsü veya kaotik durum dizileri kullanılmıştır. Her iki system tanılama yönteminde, doğrusal olmayan durum denklemlerinin ve çıkış denklemlerinin gerçekleştirilmesinde yapay sinir ağları model olarak alınmıştır. Önerilen tanılama yöntemlerin başarımları bilimsel yazında iyi bilinen doğrusal, doğrusal olmayan ve kaotik sistemlerin tanılanmasında gürültülü giriş ve farklı başlangıç koşulları altında sınanmıştır. Diğer iyi bilinen tanılama yöntemleriyle karşılaştırıldığında her iki yöntemin daha iyi başarımı verdiği görülmüştür. Tezdeki üçüncü katkı da kaostan yararlanma doğrultusunda bir diğer uygulama olarak gürbüz olarak kaotik yörüngelerin izlenmesi için yöntem geliştirilmesidir. The thesis presents three main contributions: Two methods for system identification and a method for robustifying a chaotification method are developed in the thesis. The identification methods which are based on input-output data are used for the identification of linear, nonlinear and chaotic plants. Both identification methods construct nonlinear state equations for systems to be identified by using white Gaussian noise or chaotic state sequences in learning state recursions. Nonlinear state equations and output equations in these identification methods are realized by artificial neural networks. Extensive computer experiments on a set of benchmark plants for noisy input and initial conditons show that the developed methods provide significantly better performances when compared to the known identification methods. The third contribution of the thesis is another application in the direction of exploiting chaos now for forcing a nonchaotic plant to chaos in a robust way
CRITICS OF RADlCAL CONSTRUCTIVISM IN RELIGIOUS EDUCATION: A CRITICAL REALIST APPROACH
Bu makalede, yapılandırmacılığa dayalı elin öğretimine yöneltilen eleştiriler ele alınmakta; yapılandırmacılığın temel varsayımlannın doğrudan elin öğretiminin uygulama süreçlerine yansımalanyla ilgili eleştiriler değerlendirilmektedir. Yapılandırmacılığın en çok eleştiri konusu yapıldığı öznellik ve görecelik gibi kabullerinin din öğretimi açısından sonuçlan irdelenmekte ve bu bağlamda elin öğretimi özelinde eleştirel tealist perspektiften yapılan eleştirilere yer verilmektedir In this article, we will examine some cntlcs against the constructlvıst religious education. Especially we will evaluate relevant reflections of constructivist hypotheses regarding how they can effect directly to the process of religious education. The most criticized subjects of constructivism such as subjectivity and relativity are being examined according to their results in religious education; some specific objections to them in religious education will be stated
Online Games For the English and Spanish Language Learners
Foreign language learners often need motivation and they like learning a new foreign language with different methods and approaches. They often need to improve their language skills such as reading, writing, speaking and listening. Online games help learners improve their skills and these games motivate them to learn a new language happily. They can easily memorize the new words they learnt with the help of the useful online games.
This paper introduces online games for the English and Spanish learners. Useful websites for the English and Spanish learners are suggested and the advantages of these websites are listed. How these websites can improve language skills will be told