DSpace at Dokuz Eylul University
Not a member yet
10837 research outputs found
Sort by
Auditing Body Born From Single-Party State: Independent Group (1939-1946)
Bu çalışma, İki Dünya Savaşı arası ve sonrası dönemde Türk siyasetinin belirlenmesinde önemli role sahip olan Cumhuriyet Halk Partisi'nin ulus-devleti inşası süresince gerçekleştirdiği inkılapların halka benimsetilmesinde bir yandan da demokratikleşme uğrunda çektiği sancıları ele almaktadır. 1939'da Milli Şef'in Batılı devletler tarafında yer alma istemi, iç politikada yumuşamalara vesile olmuştur. Bu amaçla demokratikleşme çabalarını dış dünyaya göstermek ve daha önceki muhalefet yaratma olgusunun başarısızlığı üzerine Müstakil Grup kurulmuştur. Grubun faaliyetleri çalışmanın odak noktasını oluşturmuştur. Araştırmamızda yapılan çalışmalardan farklı olarak Kurultay raporuna yansımayan konuşmaların olduğu tespit edilmiş, dönemin gazeteleri, Zabıt Cerideleri, arşiv belgeleri ve anılardan yararlanarak elde edilen verilerle bu eksikliğin tamamlanması amaçlanmıştır. Aynı zamanda konunun dış ve iç politikalardaki gelişmelerle ele alınıp analiz edilmesiyle literatürdeki noksanlığın giderilmesi hedeflenmiştir. This study discusses the troubles experienced by Republican People's Party, which had an important role in determining Turkish politics between the two world wars and afterwards. One of these troubles was teaching public revolutions carried out during establishment of nation-state and the other trouble was faced for the sake of democratization. In 1939, Second World War, National chief's desire to take part on the side of western countries and accordingly his forming ındependent group to show democratization efforts in domestic policy, has been the focus of the study. In this study, unlike studies speeches that weren't reflected in reports of Council, has been intended to be completed by the help of data acquired from the newspapers of the era, minute books, archives and memoirs. Besides, by discussing and analyzing the subject both in foreign and domestic policy, deficiency in literature has been aimed to be resolved
Jean Pierre Rampal phenomenon in theworld'sfluteart
Günümüz dünyasında ister müzisyen ister dinleyici olsun Jean-Pierre Rampal denilince akıllara ilk olarak flüt gelir. 20. Yüzyılın ikinci yarısına damgasını vuran büyük flüt virtüözü Rampal, gerek konser performansı, gerek kayıtları, gerek eğitmenliği ile flütü son derece popüler bir çalgı haline getirmiş, klasik müzik dünyasındabüyük bir fenomenolmayı başarmıştır. Fransız flüt ekolünün temellerinin atıldığı Paris Konservatuvarı, verdiği eğitim sistemi ve yetiştirdiği virtüözlerle halen günümüzde önemli bir yere sahip olmaktadır. Flüt pedagogu baba Joseph Rampal'de, Paris Konservetuvarı'nda aldığı eğitim ile bu ekolün önemli temsilcilerinden biri olarak kariyerini sürdürmüş, oğlu Jean-Pierre Rampal'in hayatı boyunca örnek aldığı tek insan olmuştur. Aynı babası gibi Paris Konservatuvarı'nda yetişen Rampal, babası Joseph Rampal'in öğretilerine sadık kalmıştır. Arkadaşı ve meslektaşı olan AlainMarion ile bu öğretileri sonraki nesillere taşımak için Paris Konservatuvarı'nda uzun yıllar eğitmenlik yapmışlardır. Üstün virtüözitesi ile bestecilere ilham kaynağı olan ve adına sayısız eser bestelenen Rampal, hayatını flütü tanıtmaya ve sonraki nesiller için flüt repertuvarına sayısız eser ve besteci kazandırmaya adamıştır In today's World, when the name "Jean-Pierre Rampal" is called everyone, either they are musicians or they are the audience, recalls flute. The great flute virtuosoRampalmade a mark on the second half of 20th century and he,as a concert performer, a recording artist and an educator, made the flute very popular music instrument while he becoming a phenomenon in the world of classical music. Today, ParisConservatory, where the French flute school was based on, still represents a significant status with the education it provides and the virtuosi it grows. The flute pedagogue Joseph Rampal had also continued his career as a remarkable representative of this school, following his tuition at Paris Conservatory and he became the sole role model of his son Jean-Pierre Rampal throughout his life. Attained the mastery at Paris Conservatory likewise his father, Rampal remained loyal to the taught of his father. He and his friend Alain Marion worked as the instructors at Paris Conservatory for long years in order to convey these taught to the future generations. Rampal became the source of inspiration by his superior virtuosity which also led to countless works were composed in his name. He devoted his life to introduce the flute, to add numerous works to the repertoire and to have new composers to be engage
A Study on Determining Preferences of University Students' Purchasing Smartphone
Gelişen teknolojinin etkilediği tüm sektörlerde olduğu gibi sosyal hayatta da teknolojinin beraberinde getirdiği bütün araçlara talep gün geçtikçe artmaktadır. Özellikle değişimlere karşı adaptasyonu daha kolay olan üniversite öğrencilerinin, iletişim ve bilişim teknolojilerine duyduğu merak ve ilgi, akıllı telefon gibi işlevselliği daha yüksek olan araçların tüketimini gittikçe arttırmaktadır. Bu bakış açısıyla, araştırmanın amacı üniversite öğrencilerinin akıllı telefon satın alma tercihlerini etkileyen faktörlerin belirlenmesidir. Araştırma kapsamında anket uygulaması yapılmış ve elde edilen veriler ışığında faktör analizi, korelasyon analizi ve regresyon analizi yapılarak analizler gerçekleştirilmiştir. Bulgulara göre üniversite öğrencilerinin akıllı telefon satın alma tercihlerini; ürün özellikleri, marka ve reklam çabalarının etkilediği ortaya çıkmıştır. Influences of emerging technologies in all sectors as well as in social life brought about preferences for all devices is increasing more and more. Particularly, since university students' adaptation is easier than others, their curiosity and concern about communication and information technologies make the preferences of purchasing advanced technologic devices such as smartphones steadily enhanced. With this standpoint, the aim of this study is to determine preferences of university students' purchasing smartphone. In the scope of this study, questionnaire was applied and factor analysis, correlation analysis, regression analysis were performed in the light of obtained data. According to findings, it was found out that product features, brand and advertising efforts affected the preferences of purchasing smartphones
Balkanları Tutuşturan İtalyan Ateşi: Türk-İtalyan Harbi (1911-1912)
Willing to keep her influence on the Western Great Powers' policy over the Eastern Mediterranean, the Sublime Porte did not want to lose the last land stripe of hers on the Northern Africa. For this reason she decided to defend that land to preserve her political and military dignity by eliminating the military attack of Italy. The battlefield was far away from the mainland and there was no direct transportation link. Trying to support her units in the field, the Porte consumed all of her resources, particularly economic and military ones. Because of that, the war with Italians became very destructive for the Ottoman Empire. Consumption of resources during the war caused the Ottoman Empire having difficulties to provide economic and military sources to use in the Balkan Wars which had already started while war against Italians had not ended. Eventually Ottoman Empire could not hinder the loss of the Balkans which had been accepted as a part of mainland. Defeat in the Tripoli War against Italy caused Ottomans lost of the Dodecanese Islands along with her rights to execute power in both East Mediterranean and the Aegean Sea. In addition to that the weakness of her Navy, which was also one of the main reasons of losing the East Aegean Islands, was exposed. The loss of Aegean Islands could easily threaten both the security of Anatolian peninsula and the trade along the east-west and south-north trade routes, one of which is Silk Road. This essay, prepared by studying year books, periodicals, wide range of national and international literature, aims to explain the political, diplomatic, economic and military effects of The Tripoli War on the Balkan Wars. Along with Bulgarian Prime Minister Ivan Evstratiev Geshov's memoirs, published in 1915, the work of Tittoni, prepared by compilation of reports of the Italian General Staff and published in 1914, were capitalized in this study. Assessments endeavoured to explain within limited pages are comprised of three subtitles as Prelude, Italian-Turkish War (1911-1912) and The Impacts on the Balkan Wars. Doğu Akdeniz'de büyük güçlerin uygulamaya koyacakları politikalarda söz hakkını muhafaza etmek isteyen Osmanlı İmparatorluğu, Kuzey Afrika'da elinde kalan son toprak parçasını kaybetmek istemiyordu. Bu nedenle, İtalya'nın Trablusgarp'a yönelttiği saldırıyı bertaraf ederek askeri ve siyasal onurunu da korumak üzere savunma yapmaya karar verdi. Kuzey Afrika'daki muharebe alanı merkezden oldukça uzaktaydı ve doğrudan bir ulaşım sistemi ile merkezle bağlantısı bulunmuyordu. Muharebe alanını Anavatandan desteklemeye çalışan imparatorluk, bu maksatla başta askeri ve ekonomik olmak üzere bütün kaynaklarını tüketmek zorunda kalmıştı. Bu nedenle Osmanlılar için İtalyanlar ile Trablusgarp'ta yapılan savaş çok yıkıcı bir mahiyet kazandı. Kaynakların tüketilmesi, daha İtalyanlarla savaş sona ermeden baş gösteren Balkan Harbi'nde kullanılacak mali ve askeri kaynak tedarikinde güçlüklerle karşılaşılmasına neden oldu. Sonuç olarak Osmanlı İmparatorluğu, anayurt olarak belirlediği Balkanların dahi elinden çıkmasına engel olamadı. Trablusgarp Savaşı'yla Oniki Ada'yı da kaybetmesi, korumaya çalıştığı Doğu Akdeniz'deki söz hakkının dışında, Ege'de de söz hakkını yitirmesine neden oldu. Bu durum Anadolu Yarımadası'nın güvenliğini tehdit ederken, Boğazlar üzerinden geçen Karadeniz ticareti ile Doğu-Batı istikametindeki İpek Yolu'nun kontrolü için son derece önemli bir bölgenin de önce İtalyanlara daha sonra da Yunanlara kaptırılmasına neden oldu. Çeşitli salnameler ile süreli yayınların yanı sıra Türkçe ve İngilizce geniş bir literatür taraması ile hazırlanan bu çalışmanın amacı Trablusgarp Harbi'nin Balkan Harbi'ne askeri, ekonomik, diplomatik ve siyasal etkilerini açıklamaya çalışmak olacaktır. Dönemin Bulgar Başbakanı Ivan Evstratiev Geshov'un 1915 yılında yayınlanan anıları ve İtalyan Genelkurmay'ının raporlarının tercümesi ve derlenmesi ile 1914 yılında basılan Tittoni'nin eseri de çalışmada kullanılan yayınlar arasındadır. Sınırlı sayfa ile anlatılmaya çalışılan değerlendirmeler, Giriş, Trablusgarp Harbi ile Balkan Harbine Etkileri Açısından Değerlendirme başlıkları altında üç bölümden oluşmaktadır
Typography Issues in Responsive Web
Bu araştırma, yeni nesil web yazılım yaklaşımı olan 'Esnek (Responsive) Web' özelinde tipografi yaklaşımlarını irdelemek üzere yapılmıştır. Araştırma konusu, tarayıcılardan bağımsız şekilde irdelenmiştir. Arayüz ve yazı karakteri tanımları ile ilgili herhangi bir yazılım sürecine ait herhangi bir örnek bu araştırma kapsamında belirtilmemiş, daha çok tasarım ilkeleri açısından konuya yaklaşılmıştır. Bu süreçte, yazı karakteri tercihlerinden cihaz yelpazesine, fiziksel ekran ve cihaz tanımlarından kullanım alışkanlıklarına, farklı etkenler araştırılmıştır. Bu incelemeler sonrasında kesin bir hükümden ziyade, bir durum değerlendirmesi ve esnek web tasarım sürecinde nelerin göz ününe alınması gerektiği aktarılmaya çalışılmıştır This research aims to examine typographic approaches concerning 'Flexible (Responsive) Web', which is the new generation web software approach. The subject of this research does not cover the examination of browsers. Within the scope of this research, no references from any software processes and definitions of any interface or type fonts have been specified; rather, the subject is evaluated from the aspect of design rules. Various factors ranging from the font preferences to the device range; from the physical definitions to the usage habits have been studied within the process. As a result of these researches, a situation assessment and the elements to be taken into account in flexible web designing process have been tried to be conveyed rather than giving a definite judgment
Molecular effects of adipose derived adult stem cells in wound healing on D-galactose induced skin aging model
Amaç Ve Hipotez: Organizmaya yüksek dozda alınan galaktoz, galaktoz oksidaz enzimi ile aldehitlere ve hidrojen perokside(H2O2) dönüşür. Oluşan hidrojen peroksid çeşitli metabolik reaksiyonlarla hidroksil radikali (OH-)'ne dönüşerek oksidatif hasar ile DNA hasarına yol açar. Çalışmamızda intraperitoneal olarak D -Galaktoz uygulaması ile oksidatif hasara yol açarak deri üzerinde yaşlanma modeli oluşturulmuş ve ADAS hücre uygulaması ile yaşlanmanın olumsuz etkilerini azaltmak amaçlanmıştır. Ratların inguinal bölgesinden alınan yağ greftinden Adipoz kökenli erişkin kök hücre (ADAS) elde edildi. Kültüre edilip, çoğaltılan ADAS hücreleri rat dorsumunda oluşturulan insizyon hattına uygulandı. Bu çalışmamız ADAS hücrelerinin diferansiyasyon özelliği, büyüme faktörleri ve sitokinler salınımı arttırarak yaşlanma belirtileri ve yara iyileşmesi üzerine olumlu etki edeceği varsayımı üzerine kurulmuştur. Gereç Ve Yöntem: Çalışmada 51 adet 230-280 g ağırlığında Sprague Dawley suşu rat kullanıldı. Ratların 3 tanesi yağ grefti donorü kullanıldı ve sakrifiye edildi. 48 adet rat dört gruba ayrıldı. Grup I (n=12) : İntraperitoneal d-galaktoz 50 mg/kg/gün uygulaması ,sırt insizyon hattına ADAS hücre uygulaması Grup II (n=12) : İntraperitoneal d-galaktoz 50 mg/kg/gün uygulaması ,sırt insizyon hattına Serum fizyolojik uygulaması Grup III (n=12) : İntraperitoneal 50 mg/kg/gün serum fizyolojik uygulaması ,sırt insizyon hattına ADAS hücre uygulaması Grup IV (n=12) : İntraperitoneal 50 mg/kg/gün serum fizyolojik uygulaması ,sırt insizyon hattına serum fizyolojik uygulaması yapılarak sütüre edildi. 4. gruptan 4 adet rat intraoperatif olarak, 2. Gruptan 1 adet rat postoperatif 2. Günde kanibalizm nedeni ile kaybedildi. ADAS hücreleri plazmid yardımı ile 'Yeşil floresan protein' ( GFP) ile işaretlenerek grup I ve III'teki ratların sırt insizyon hattına enjekte edildi. Tüm rat gruplarının yarısı yara iyileşmesinin önemli olan prolifrasyon döneminin ortası olan 14. gününde ve diğer yarısı yara iyileşmesinde matürasyon evresinin başlangıcı olan 28. Günde sakrifiye edildi. Sırt derisindeki insizyon skarı hattı histomorfolojik, immnuhistokimyasal özellikleri değerlendirildi. Sırt derisinden western blot yöntemi ile TRP-1,TRP-2,Tirozinaz enzimleri analizi yapıldı. Oksidatif hasarın kantitatif belirteci olarak ratların 12 saatlik idrarlarında kütle spektrometrisi ile 8-OH-d-Guanin ölçümü yapıldı. Bulgular : Deride yaşlanma ile oluşan yetersiz kollajen üretimi, vaskülarizasyonda azalma, melanin pigment artışı ve epidermal incelme deri üzerinde oluşturulan yara iyileşmesinde gecikmeye sebep olmaktadır. Ratların sakrifikasyonu esnasında grup 3 te tüylenmede artış, vaskülarizasyonda artış olduğu görüldü. Deri insizyon hattında grup 3 te kapiller yoğunlaşma olduğu görüldü. Histolojik incelemelerde VEGF, TGF- β, tip 1 kollajenin grup 1 ve grup 3 te yoğun olduğu görüldü. Plazmid yardımı ile 'Yeşil floresan protein' ( GFP) ile işaretlenerek grup I ve III'teki ratların sırt insizyon hattında ADAS hücre varlığı gösterildi. Western blot analizlerinde yaşlanmaya immnun yanıtta öneli rol oynayan TRP-1, TRP-2, Tirozinaz düzeylerinin grup II' de arttığı görüldü. Ratların 12 saatlik idrar sonuçlarında kütle spektrometrisi ile grup III'de 8-OH-d-Guanin düzeylerinde artış olduğu görüldü. Sonuç: Elde edilen sonuçlar eşliğinde yaşlanma belirtileri oluşan deride adipoz kökenli kök hücre uygulaması ile oluşan kollajen üretiminde artış, kapiller yoğunlukta artış, vaskülarizyon artışı, melanin sentezinde azalma ile belirtilerinin azaltıldığı söylenebilir. ADAS hücre uygulamasının ile deri kalitesinde artış ve yara iyileşmesine olumlu etkileri olduğu görülmektedir. Aim And Hypothesis: The aim of this study is to perform a skin aging model with use of intraperitoneal D-Galactose and investigate effects of adipose derived adult stem cells on D-Galactose induced skin aging damage. Materials And Method: In the study, 51 Sprague Dawley rats weighing 230-280 g were used. Three fat graft donor rats were used and sacrificed. 48 rats were divided into four groups. Group I (n=12) : 50 mg / kg / day D-galactose intraperitoneally application, application of ADAS cells to dorsal incision. Group II (n=12) : 50 mg / kg / day D-galactose intraperitoneally application, application of %0,9 NaCl to dorsal incision. Group III (n=12) : 50 mg / kg / day %0,9 NaCl intraperitoneally application, application of ADAS cells to dorsal incision. Group IV (n=12) : 50 mg / kg / day %0,9 NaCl intraperitoneally application, application of %0,9 NaCl to dorsal incision. Four rats intraoperatively from the group IV, 1 rat at postoperative and 2 rats from group II were lost by cannibalism as a result. ADAS cells labeled with the help of plasmid "green fluorescent protein" (GFP) were injected into the dorsal incision of the rats in Group I and III. Half of the rats from all groups were sacrificed on 14th day and the other half on day 28th . In the dorsal skin incision line, immunohistochemical and histomorphological properties were evaluated. TRP-1, TRP-2, Tyrosinase enzymes from dorsal skin was analyzed by Western Blot method. 8-OH guanine were measured by mass spectrometry as a quantitative marker of oxidative damage in the urine of rats with 12-hour. Findings: Inadequate skin collagen production, a reduction in vascularization, increased melanin pigment and epidermal thinning occurs with aging on the skin that causes a delay in wound healing. Pubescence of the dorsal skin and vascularization increased in group 3 during the sacrification was observed. Histological examination of VEGF, TGF-β, type 1 collagen in group 1 and group 3 was found to be intense. Group I and III, the presence of ADAS cells in rat dorsal incision was shown by the help of plasmid "green fluorescent protein" (GFP). The presence of important immune responses that play a role in aging TRP-1, TRP-2 and Tyrosinase levels in group II was found to increased. 8-OH guanine was found to be increased by mass spectrometry in 12-hour urine in the rats of group III. Results: Depending on these findings, ADAS administration comprises collagen production, increasing in capillary density and vascularization, decreasing in melanin synthesis on D-Galactose induced skin aging model
The Reflections of Scientific Colour Knowledge on the Art of Painting
Renk, sanatın duyusal izlenim taşıyan doğaya öykünme, idealize etme ve soyutlaştırma temelli serüveninde, ressamın imgelerini kurmak için kullandığı temel araçlardan biridir. Sanatın bilim öncesi ya da yansıtmaya dayalı döneminde renk ve ışık iki ayrı kavramdır. Sanatçılar bu ikisi arasındaki ilişki üstüne pratikler yaparken, bilim adamları yalnızca ışığa odaklanmıştı. Ancak, bilim ve sanatın ortak konusu ışığın enine boyuna incelenmesi, yüzlerce yıl araştırma yapan bilim ve sanat insanını renk konusunda buluşturdu. Newton'un bilimsel buluşu ile renk, sanat dünyası dışında da ele alınan konu olarak özellikle 19. yüzyılın keşifler atmosferinde yapısal özellikleri, görme, algılama ve ilişkileri yönünden araştırılmaya başlanmış; üstüne üretilen teoriler resim sanatı pratiklerine yansımıştır. Renk hakkındaki metinler, sanatçının renk anlayışına yeni boyut katarken renk deneyiminde biçimden bağımsızlaşıp salt görsel olana yönelik dönüşümü sağlayan faktörlerden biri olmuştur. Rengin bilim sonrası kullanımını içeren bu makalede bilimsel renk bilgisinin resim sanatındaki etkilerini incelemek amaçlanır Colour is one of the main devices that painters use in creating images through a process of abstraction, idealization and imitation of nature which embody perceptual impressions. Colour and light were two distinct concepts in art before the age of science. While artists were working on the relationship between the two, scientists were focused only on light. However, colour was to be the meeting ground for scientists and artists who seperately had been studying light for centuries. Following Newton's discovery, in the 19th century, colours began to be studied from the point of their perceptual and structural qualities and relations outside of art, and in turn such theories had an impact on artistic practice. While scientific texts on colour contributed to artists' understanding of colour; they also had been one of the factors that led the way to the evaluation of the visual regardless of form. This article aims to examine the effects of scientific knowledge of colour on the art of painting
Comparison of compression garments and multi-layer bandaging on complet decongestive therapy for breast cancer-releated lymphedema
Amaç ve Hipotez: Lenfödem tedavisinde günümüzde kabul gören tedavi komplet dekonjestif terapi olarak adlandırılır. Komplet dekonjestif terapide manuel lenfatik drenaj sonrası çok katlı bandaj ya da kompresyon giysisi kullanılmaktadır. Bu çalışmanın amacı meme kanseri tedavisi sonrasında lenfödem gelişen hastalarda çok katlı bandajlama yöntemi ile kompresyon giysisi kullanımının etkinliklerinin karşılaştırılmasıdır. Materyal Yöntem: Temmuz 2012-Ağustos 2013 tarihleri arasında meme kanseri tedavisi sonrası lenfödem nedeni ile Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı'na yönlendirilen ve çalışma kriterlerini dolduran ve çalışmaya katılmayı kabul eden 34 hasta çalışmaya alındı. Hastalar iki gruba randomize edildi. Tüm hastalar 15 seans tedavi programına alındı. Birinci gruba cilt ve tırnak bakımı, manuel lenfatik drenaj, çok katlı bandajlama, egzersiz tedavileri ve kendi kendine bakım eğitimi, II. gruba ise cilt ve tırnak bakımı, manuel lenfatik drenaj, kompresyon giysisi kullanımı, egzersiz tedavileri ve kendi kendine bakım eğitimi uygulandı. Onbeşinci gün sonunda her iki grubun da kompresyon giysisi kullanımı sağlandı. Hastaların tedavi başlangıcında, 15. günde (tedavi bitişi) ve tedavi sonrası 3. ayda her iki üst ekstremitenin çevre ve hacim ölçümleri, omuz eklem hareket açıklıkları ölçümü ve fonksiyonel değerlendirmeleri yapıldı. Değerlendirmelerde çevresel fark ve hacim farkı, fonksiyonel değerlendirmede ise DASH-T (Disabilities of the Arm, Shoulder and Hand-Turkish - Omuz, Kol, El Sorunları Anketi-Türkçe) kullanıldı. Bulgular: Tedavi öncesi her iki grubun demografik özellikleri, volümetrik hacimleri, el bilek çevresi ve kol çevresi ölçümleri, EHA (Eklem Hareket Açıklığı) ve DASH-T FS(Fonksiyon/Semptom) sonuçları benzerdi. Ancak BMI ( Body Mass Index - Vücut Kütle İndeksi), MKP (metakarpofalangial) eklem çevresi ve lateral epikondil 10 cm altı çevresi ölçümleri kompresyon giysisi grubunda anlamlı olarak daha iyiydi. Grup içi değişimler değerlendirildiğinde her iki grupta ödemde anlamlı azalma saptandı. Tedavi sonrası gruplar karşılaştırıldığında tüm ölçümlerde anlamlı fark yoktu. Tedavi sonrası 3. ay değerlendirmelerinde ise MKP eklem çevresi ve volümetrik hacim ölçümlerinde kompresyon giysisi grubunda anlamlı olarak daha iyi ödem azalması saptandı, diğer ölçümlerde ise anlamlı fark saptanmadı. Fonksiyonel değerlendirmede ve omuz EHA değerlendirmesinde uzun dönemde her iki yöntem arasında anlamlı fark saptanmadı. Sonuç: Çok katlı bandajlama ve kompresyon giysisi kullanımı lenfödem azalmasında, fonksiyonel düzelmede ve omuz EHA arttırılmasında etkindir. Uzun dönem değerlendirmelerde ise kompresyon giysisi kullanımı daha iyi ödem koruması sağlamaktadır. Bu konuda daha fazla hasta sayısı ile yapılacak çalışmalara ihtiyaç vardır. Aim and Hypothesis: Complet decongestive therapy (CDT) is recognized as an optimal management for breast cancer releated lymphedema. CDT contains manual lymphatic drainage and multi layer bandaging or compression garments after manual lymphatic drainage. The purpose of this study is to compare the effectiveness of multi layer bandaging and compression garments in patients who developed lymphedema after breast cancer treatment. Method: 34 patients with cancer releated lympedema who full filled inclusion criteria were recrutied consecutively from Dokuz Eylul University Physical Medicine and Rehabilitation Department Outpatient Clinic between July 2012 and August 2013. The patients were randomized to bandage group or compression garment group within the initial treatment phase of complet decongestive therapy. Manual lyphatic drainage (MLD) was performed to all patients 15 sessions. After MLD I. group treated with multi layer bandaging and II. group treated with compression garments. The patients shoulder range of motion and circumference and volume of both upper extremities were measured at the beginning of treatment, on the 15th day (end of treatment) and three months after treatment. Upper extremity function assessed with the Disabilities of the Arm, Shoulder and Hand (DASH) questionnaire. Arm edema of the patients was assessed by total difference of arm-hand circumference and armhand volume. Results: At baseline there were no significant difference between groups in any of parameters except for BMI (body mass index), metacarpal joint and forearm circumferencial difference. There were more obese patients in the bandage group and metacarpal joint and forearm circumferencial difference was less in the compression garment group. After treatment when two gorups were compared there were no significant difference in arm circumference, arm volüme, shoulder ROM and DASH scores. Arm edema significantly improved after treatment in both groups. In the third month assessment metacarpal joint circumference and volume measurement were significantly better reduction in edema in compression garment group, other assesments were similar in both groups. Conclusion: Both multi layer bandaging and compression garments are effective for reduction of arm edema, shoulder ROM and functional improvement. In the long-term assesments the use of compression garments provides better edema protection. Further studies with larger sample size are required
The comparison of perioperative pressure measurements in intra-aneurysmal and parent artery in ruptured and unruptured aneuryms
Bu çalışmada anevrizmaların endovasküler tedavisi sırasında anevrizma kesesi ve parent arterde basınç ölçümleri yapılarak bu ölçümlerin kese içinde ve parent arterde farklılık gösterip göstermediği, ayrıca eğer varsa bu farklılığın da kanayan ve kanamayan anevrizmalarda derecesinin aynı olup olmadığı ve bunun ruptür üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Bununla beraber anevrizmaların üç boyutlu serebral anjio görüntüleri elde edilmiştir. Bu görüntülerde, anevrizma yüksekliği, anevrizma genişliği, anevrizma maksimal kubbe çapı, anevrizma boyun çapı gibi anevrizma morfolojik ölçümleri yapılmış, anevrizma ortalama hacmi hesaplanmıştır. Bunun dışında anevrizma ile parent arter ilişkisi değerlendirilmiş ve giriş açıları (inflow angle) ölçülmüştür. GEREÇ ve YÖNTEM: Bu çalışmaya Dokuz Eylül Tıp Fakültesi Radyoloji bölümünün Girişimsel Nöroradyoloji Ünitesinde Mayıs 2012- Aralık 2012 tarihleri arasında tedavi edilmiş hastalar dahiledilmiştir. Hastalara ait yaş, cinsiyet, kan basıncı, sigara kullanımı kaydedilmiştir. Bu dönem içinde başvuran bütün kanamış ve kanamamış anevrizma hastaları araştırmaya dahiledilmiştir. Tüm olgularda anevrizmayı içeren arter kateter anjiografi (sayısal çıkarma anjiografisi) ile görüntülenmiştir. Bu amaçla anevrizma mikrokateter ile kateterize edilmiş ve anevrizma içi mikrosarmallar ile doldurulmuştur. Ölçümler zaten yapılması gereken mikrokatetrizasyon sırasında yapılmıştır. Ölçüm mikrokateter anevrizma kesesine ilerletilmeden hemen önce ve ilerletildikten hemen sonra yapılmıştır. Mikrokateter ucu ölçüm yapılacak noktaya ulaştığında mikrokateterin dışarıdaki kısmı basınç ölçüm hattına bağlanmış ve ölçüm yapılmıştır. Doğru ölçüm için basınç monitorunda arteriyel basınç trasesinin göründüğünden emin olunmuş, sistolik, diastolik ve ortalama basınçlar kaydedilmiştir. Eş zamanlı olarak hastanın tüm girişimlerde zaten arteriyel kan basıncı takibi amacıyla kullanılmakta olan radial arter kan basıncı ölçümleri de kaydedilmiştir. Bunun dışında kliniğimiz girişimsel radyoloji ünitesinde bulunan Allura XPer FD20 Biplane Anjio cihazının (Philips, Nedherlands) kendi software ( yazılım programlarını) ve rekonstruksiyon sistemlerini kullanarak üç boyutlu serebral anjiogramlar elde edilmiştir. Üç boyutlu görüntülerde, anevrizma yüksekliği, anevrizma genişliği, anevrizma maksimal kubbe çapı, anevrizma boyun çapı ve giriş açısı ölçülmüştür. BULGULAR: Çalışmaya dahiledilen 40 anevrizmanın endovasküler tedavileri yapıldı. Bu anevrizmaların, 17 (% 42,5) tanesi kanamamış; 23 (%57,5) tanesi ise kanamış anevrizma idi. Ortalama yaş, kanamış anevrizma grubunda 50,8 (±11,7), kanamamış anevrizma grubunda 53,2 (±13,8) olarak tespit edildi. Erkek cinsiyet kanamış anevrizma grubunda 12 (%52,2), kanamamış anevrizma grubunda 10 (%71,4) olarak değerlendirildi. Kadın cinsiyet kanamış anevrizma grubunda 11 (%47,8), kanamamış anevrizma grubunda 4 (%28,6) olarak değerlendirildi. Sigara kullanımı kanamış anevrizma grubunda 16 (%69,6) , kanamamış anevrizma grubunda 8 (%57,1) hastada tespit edildi. Hipertansiyon varlığı, kanamış anevrizma grubunda 7 (%30,4), kanamamış anevrizma grubunda 4 (%28,6) olarak saptandı. Ailesel anevrizma öyküsü kanamış anevrizma grubunda 2 (%8,7) , kanamamış anevrizma grubunda 2 (%14,3) olarak değerlendirildi. Kanamış ve kanamamış anevrizması olan hasta grupları karşılaştırıldığında hastaların demografik verileri ve risk faktörleri açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı (p>0,05). Hastalar her iki grupta homojen dağılım göstermekteydi. Kanamış ve kanamamış anevrizma grupları karşılaştırıldığında; anevrizma kesesi ve parent arterde peroperatif basınç ölçümleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı (p>0,05). Peroperatif dönem verileri değerlendirildiğinde kanamış ve kanamamış anevrizma grupları arasında parent arter ve anevrizma kese içi basınçları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı (p>0,05). Anevrizma morfolojik ölçüm verileri değerlendirildiğinde; kanamış ve kanamamış anevrizma gruplarında; gruplar arası istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı (p>0,05). SONUÇ İntrakraniyal anevrizmalar ruptüre olduklarında yüksek morbidite ve mortaliteye neden olan bir hastalık grubunu oluşturmaktadır. Bu anevrizmaların oluşumu, gelişimi ve ruptüre olmalarına eşlik eden mekanizmalar tam olarak aydınlatılmış değildir. Anevrizma oluşumunu başlatan nedenler ilerledikçe anevrizma büyümeye devam eder. Anevrizma içindeki akımın paterninin dilatasyonun geometrisine, anevrizmanın parent arter ile ilişkisine, anevrizma hacmi ve görüntü oranından (aspect ratio) etkilendiği düşünülür. DSA, MRA, 3 boyutlu BT gibi teknolojik son gelişmeler ruptüre olmamış anevrizmaları tespit etme olasılığını arttımıştır aynı zamanda anevrizmanın; ruptür için iyi bilinen risk faktorleri olan anevrizma boyutu ve şeklinin doğru ölçülmesine olanak sağlar. Serebral anevrizmaların ruptür riskininin önceden tahmin edilebilmesi, bunu belirleyecek metodların geliştirilmesi çok değerli bir klinik bilgi olucaktır. Bu sebeple birçok araştırmacı intrakranial anevrizma ruptürü için risk faktörlerini tanımlamaya ve ruptür mekanizmalarını daha komplike geometrik ölçümlerle açıklamaya çalışmaktadır. Ruptür riskini değerlendirmede kişisel veya ailesel faktörler ile sigara içme ve alkol kullanımı da dahil olmak üzere çeşitli değiştirebilir faktorleri, geometrik endeksler kadar dikkate almak çok önemlidir. Anevrizma ve parent arter arasındaki morfolojik ilişkiye, intraanevrizmal akım paterni nedeniyle büyük önem verilmektedir. Anevrizma içi ve parent arter içinde basınç ölçümleri kısıtlı miktardadır (7). Bu çalışmada kanamış ve kanamamış anevrizmaların endovasküler tedavisinde parent arter ve anevrizma mikro-kateterizasyonu sırasında anevrizma kesesi ve parent arterde basınç ölçümleri yapılmış; bu ölçümlerin kese içinde ve parent arterde farklılık gösterip göstermediği, bu farklılığın kanayan ve kanamayan anevrizmalarda derecesinin aynı olup olmadığı ve bunun ruptür üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Parent arter ve anevrizma içinde yapılan ölçümler göstermiştir ki anevrizma içi basınçlar parent arter basınçları ile paralellik göstermektedir (6). Bu bulgu anevrizma ruptüründe hipertansiyonun rolüne ışık tutmaktadır. Çalışmamızda anevrizma kesesi ve parent arterde peroperatif basınç ölçümleri kanamış ve kanamamış anevrizmalarda benzer şekilde bulunmuş olup, gruplar arası hiçbir sonuçta istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmamıştır. Bu sonuç hemodinamik değişkenlerden en çok klinik progresyon ve ruptürle ilişkili olanını tanımlamak bu mekanizmalara bağlı etkilerinin açıklanması ve tedavi yaklaşımlarının gelişmesine yardımcı olabilir. Ancak elektif koruyucu önlemlerin planlanabilmesi anevrizma oluşumu, büyümesi ve ruptürünün altında yatan mekanizmaların daha iyi anlaşılmasını gerektirmektedir böylece tedavinin muhtemel riskler ve yararları gözönünde bulundurularak optimal terapotik kararlar alınabilir (57). Bu ölçümlerin gelecekteki anevrizma ruptürü riskini anlamaya yönelik yapılacak çalışmalara katkısı olacağı düşünülmüştür. Bu ve benzeri çalışmalar sonucunda intrakraniyal anevrizmaların oluşumu, büyümesi ve ruptüründe rol oynayan mekanizmaların aydınlanacağına ve böylelikle ruptür mekanizmalarını daha iyi anlamaya yönelik bilgi birikimize katkıda bulunulacağını düşünmekteyiz PURPOSE: This study conducted pressure measurements in the aneurysm vesicle and the parent artery during the endovascular treatment aneurysms and investigated whether these measurements showed differences between intra-aneurysmal and intra-parent artery; also investigated whether the degree of this difference, if present, was similar in ruptured and unruptured aneurysms and the effect of this on the rupture. In addition, the three-dimensional cerebral angiograms of the aneurysms were obtained. In these images, the aneurysm morphological measurements such as aneurysm height, longest dimension from neck to dome tip (height: H), aneurysm width, maximal dome dimension (Dmax), aneurysm neck width were conducted and the average volume of the aneurysm was calculated. Apart from these, the relation between the aneurysm and the parent artery was evaluated and the inflow angles were measured. AR was computed by dividing height by neck width and H/W by aneurysm width.The inflow angle was measured as the angle between axis of flow in the parent vessel at the level of the aneurysm neck and the aneurysm?s main axis from the center of the neck to the tip of the dome. MATERIALS AND METHODS: The patients who had been treated in the Interventional Neuroradiology unit at Dokuz Eylül University Radiology Department between May and December 2012 were included in this study. The age, sex, blood pressure and smoking habit information of the patients were recorded. All ruptured and unruptured aneurysm patients within this period were included in the study. In all cases the artery containing the aneurysm was imaged using the artery catheter angiography (digital subtraction angiography). For this purpose, the aneurysm was catheterized with a micro-catheter and filled with micro-coils. The measurements were performed during the necessary micro-catheterization process. The measurements were performed just before the micro-catheter was pushed into the aneurysm vesicle and just after it was pushed. When the tip of the micro-catheter reached the point of measurement, the outer end of the micro-catheter was connected to the pressure measurement line and the measurement was performed. For correct measurement, it was made sure that the arterial pressure trace was seen on the pressure monitor and systolic, diastolic and average pressures were recorded. Simultaneously, the radial artery blood pressure measurements, which had been used for monitoring the arterial blood pressure in all interventions, were recorded. Three-dimensional cerebral angiograms were obtained from AlluraXPer FD20 Biplane (Philips, Nedherlands) systems and reconstructed using their respective clinical software packages.In these three-dimensional images aneurysm height, aneurysm width, maximal dome dimension, aneurysm neck width and the inflow angle were measured. Volumetric data sets, including aneurysm and parent vessel, were analyzed. RESULTS: 40% of the aneurysms participated in the study received endovascular treatment. 17 (42.5%) of these aneurysms were non-bleeding, and 23 (57.5%) of them were bleeding aneurysms. The average age in the bleeding aneurysm group was found 50.8 (±11,7), while it was found 53,2 (±13,8). The males in the bleeding aneurysm group were 12 (52.2%), and 10 (71.4%) in the non-bleeding aneurysm group. The females in the bleeding aneurysm group were 11 (47.8%) and 4 (28.6%) in the non-bleeding aneurysm group. Smoking habit was found in 16 individuals (69.6%) in the bleeding aneurysm group, while it was found in 8 individuals (57.1%) in the non-bleeding group. Hypertension was found in 7 patients (30.4%) in the bleeding aneurysm group; it was found in 4 patients (28.6%) in the non-bleeding aneurysm group. Family history of aneurysm was found in 2 people (8.7%) in the bleeding aneurysm group, while it was also found in 2 people (14.3%) in the non-bleeding aneurysm group. When the groups with bleeding and non-bleeding aneurysm were compared, any statistically significant difference could not be found between these two groups with regard to the demographic data of and the risk factors for the patients (p>0,05). The patients showed a homogenous distribution in both groups. When the ruptured and unruptured aneurysm groups were compared, any statistically significant difference between the peroperative pressure measurements in the aneurysm vesicle and the parent artery was not found (p>0,05). When the peroperative period data were evaluated any statistically significant difference was not found between the pressures in the parent artery and the aneurysm vesicle (p>0,05) with reference to bleeding and non-bleeding aneurysm groups. With regard to the aneurysm morphological measurement data, any statistically significant difference was not found between ruptured and unruptured aneurysm groups (p>0,05). CONCLUSION: Intracranial aneurysms comprise a group of diseases with high morbidity and mortality when they are ruptured. The mechanisms that accompany the formation, development and rupture of these aneurysmsare not wholly discovered yet. As the reasons that trigger the formation of an aneurysm develop the aneurysm continues to get larger. It is thought that the flow in the aneurysm is affected by the geometry of the dilatation of the parent artery, the relation between the aneurysm and the parent artery, the aneurysm volume and the aspect ratio. In this study, measurements were performed for the pressure in the aneurysm vesicle and the parent artery for bleeding and non-bleeding aneurysms during the aneurysm micro-catheterization in the endovascular treatment of aneurysms; it was investigated whether these measurements showed difference in the vesicle and in the parent artery, and if present whether this difference was the same for bleeding and non-bleeding aneurysms; and its effects on the rupture. The measurements in the parent artery and in the aneurysm showed that intra-aneurysm pressures are parallel to the intra-artery pressures (6). This finding sheds light on the significance of hypertension in aneurysm rupture. The peroperative pressure measurements in the aneurysm vesicle and the parent were foundsimilar in both bleeding and non-bleeding aneurysms, and any statistical difference in any finding was not found between the groups. This conclusion may help defining the hemodynamic variable which is most related to clinical progression and rupture, explaining the effects pertaining to these mechanisms, and developing treatment approaches. These measurements are considered to contribute to the studies to be conducted to understand the aneurysm rupture risks. With the results of this study, and others alike, we believe that the mechanisms that play a role in the formation, growth and the rupture of intracranial aneurysms will be revealed, and a contribution will be made the knowledge towards better understanding of these rupture mechanism
Effectiveness of triple-Pp positive parenting program on childhood attention deficit hyperactivity disorder: A case control study
Amaç: Bu çalışmanın amacı Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) tanısı alan ve en az 2 ay ilaç tedavisi almış olan 7-12 yaş arası çocuklarda Üç P Olumlu Anne-Babalık Eğitim Programı'nın çocuklardaki DEHB belirtileri üzerine etkisini değerlendirmektir. Bu değerlendirmeye ek olarak DEHB olan ve en az 2 ay ilaç tedavisi alan 7-12 yaş arası çocuklarda, anne-babaların Üç P Olumlu Anne-Babalık Eğitim Programı almış olmalarının, çocukların işlevselliği, çocuklardaki DEHB hastalık şiddeti ve yine çocuklardaki davranışsal ve duygusal sorunlar üzerine etkilerinin değerlendirilmesi amaçlanmaktadır. Yöntem: Çalışma randomize kontrollü olarak planlanmıştır. Araştırmanın olgu grubu 23 çocuk ve ebeveyninden, kontrol grubu ise 25 çocuk ve ebeveyninden oluşturulmuştur. Sosyo-demografik Veri Toplama Formu, Okul Çağı Çocukları İçin Duygulanım Bozuklukları ve Şizofreni Görüşme Çizelgesi-Şimdi ve Yaşam Boyu Versiyonu (ÇDŞG-ŞY), Çocuklar için Genel Değerlendirme Ölçeği (ÇGDÖ), Du Paul DEHB Değerlendirme Ölçeği, Klinik Global İzlenim Ölçeği- hastalık şiddeti (KGİÖ-HŞ) klinisyen tarafından değerlendirilmiştir. Güçler ve Güçlükler Anketi (GGA), Aile Hayatı ve Çocuk Yetiştirme Tutum Ölçeği (ÇYTÖ), Aile Değerlendirme Ölçeği (ADÖ), ailelere verilerek ailelerin doldurması sağlanmıştır. Olgu grubuna 8 hafta süren Triple P Olumlu Anne babalık Eğitim Programı uygulanmıştır. Veriler eğitim başlamadan önceki hafta ve eğitimden hemen sonraki hafta toplanmıştır. Veriler Mann Whitney-U testi, Willcoxon işaretli sıralar testi, ki-kare analizi kullanılarak değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmaya katılan olguların yaş ortalaması 10,25±1,39, katılanların 10 tanesi kız (%20,8), 38 tanesi erkek (%79,2), ebeveynlerin yaş ortalaması 39,69±6,00 olarak saptanmıştır, Triple P Olumlu Anne Babalık Eğitim Programının olgu grubu içinde program öncesi ve sonrası karşılaştırıldığında; ÇGDÖ puanlarında anlamlı artış ve KGİÖ-HŞ puanlarında anlamlı azalma; GGA alt ölçeklerinde; emosyon, davranış, hareketlilik, akran ilişkileri puanlarında anlamlı azalma; Du Paul DEHB dikkat eksikliği, hiperaktivite alt testlerinde ve toplam puanda istatistiksel olarak anlamlı azalma, bulunmuştur. ADÖ alt ölçeklerinden problem çözme, iletişim, aile içi roller, affektif duyarlılık, davranış kontrolü ve genel işlevsellik alt ölçek puanlarının istatistiksel olarak anlamlı azalma, ÇYTÖ alt ölçeklerinden ise aşırı anne-babalık tutumu, düşmanca ve reddedilme turumu ve otoriter tutum açısından istatistiksel olarak anlamlı azalma, demokratik tutumda ise istatistiksel olarak anlamlı artış saptanmıştır. Tartışma: Bulgularımız Triple P Olumlu Anne-Baba Eğitiminin DEHB belirtileri, anne baba tutumları ve aile işlevselliği üzerine olumlu etkileri olduğunu göstermektedir ancak daha geniş örneklemlerle desteklenmeye ihtiyaç vardır Purpose: The aim of this study is to evaluate the effectiveness of Triple P Positive Parenting Programme on childhood attention deficit hyperactivity disorders (ADHD) symptoms, functionality, severity of disease, behavioral and emotional problems of children who are between 7 and 12 years-old and have ADHD with used medication at least 2 months. An additional aim is to evaluate potential effects of Triple-P on attitudes of their mothers and family functioning of children diagnosed with attention deficit hyperactivity disorders. Method:The study is a randomized controlled design. The sample of the study consisted of 60 children, aged between 7-12 years, diagnosed with attention deficit hyperactivity disorder confirmed by K-SADS-PL. Following randomization into two equal groups, parents of the cases participated in Group Triple P Positive Parenting Programme for eight weeks where as the control group did not. The two groups were compared right before and after the implementation on rates of sociodemographic, emotional and behavioral variables. Sociodemographic data form, Dupaul ADHD Rating Scale, Strengths and Difficulties Questionnaire (SDQ), Children's Global Assessment Scale (CGAS) and Clinical Global Impression-Severity (CGI) are assessed by clinician. Data were collected by using Parenteral Attitude Research Instrument (PARI), Family Assessment Device (FAD) that filled out by parents. The study data were evaluated with Mann Whitney U, Willcoxon signed rank test, chi-square analysis. Findings: The average age of the cases participating in the study was 10.25±1,39, 10 of participants were female (%20,8), 38 of participants were male (%79,2), the average age of cases' parents was 39,69±6,00, When we compared the results before and after the implementation of Triple P Positive Parenting programme in the case group, it was found that statiscally significant increase in CGAS scores, statiscally significant decrease in CGI scores. statiscally significant decrease in peer relation, emotional, behavioral, hyperactiviy problem subscale scores of SDQ, statiscally significant decrease in attention deficit and hyperactivity subscale scores and total score of Du Paul Questionnare, statiscally significant decrease in problem solving, communication, roles in family, affective sensivity, behaviour controlling, generel functioning subscale scores in FAD, statiscally significant decrease over parenting attitude, hostility and rejecting attitude, authoritarian attitude subscale scores and statiscally significant increase in democratic attitude subscale score of PARI Conclusions: Becoming Triple P Positive Parenting Programme prevalant in our country and researching the effects of Triple P Positive Parenting Programme on ADHD in the countries, where Triple P Positive Parenting Programme has already been implemented, are needed. Due to the results of our study we consider that Triple P Positive Parenting Programme can be useful in the treatment of children diagnosed with ADHD but further more studies about Triple P on children diagnosed with ADHD are neede