DSpace at Dokuz Eylul University
Not a member yet
10837 research outputs found
Sort by
Retrospective evaluation of salvage chemotherapy regimens on relaps/refractory lymphoma patients
AMAÇ: Lenfomalarda relaps hastalık; primer tedavi tamamlandıktan sonra tam remisyon elde edilen hastalarda hastalığın ilerlemesidir. Refrakter hastalık ise; primer tedavi sırasında hastalığın ilerlemesi veya tedaviye rağmen değişiklik olmamasıdır. Bu çalışmada relaps/refrakter lenfoma hastalarında, birinci ve ikinci sıra kurtarma kemoterapi rejimlerinin retrospektif değerlendirmesi ve olguların tedavi yanıtlarına, tedavi bağlı gelişen toksisite, progresyonsuz ve genel sağkalım sürelerine bakılması amaçlanmıştır. GEREÇ ve YÖNTEM: Bu çalışmaya Haziran 2005-Haziran 2012 Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Hematoloji Bilim Dalında takip edilen kurtarma kemoterapi rejimleri alan 56 relaps/refrakter lenfoma hastaları çalışmaya alındı. BULGULAR: Hastaların % 58,9 relaps hastalık, % 41,07 refrakter hastalıktı. Hastaların ortalama yaşı 45,5 (17-72) idi. Bu hastalardan tanılar açısından sınıflandırıldığında hastaların %44,6'sı klasik hodgkin lenfoma,%55,4 Non-Hodgkin Lenfoma tanılıydı. Hastaların 19 (%33,9)'u kadın, 37 (%66,1)'u erkekti. Hastaların %3,6'sının evre 1, %12,5'inin evre 2, %25'inin evre 3 ve %58,9'u evre 4 hastalıktı. %58,9'unda B semptomları, %16,1'inde de Bulky hastalık, 17 hasta IPI skoru ≤3 ve 39 hasta IPI skoru ≥3 bulguları görüldü. Olguların %76,8'inde erken relaps olduğu , %23,2'sinde geç relaps olduğu saptandı. Birinci sıra kurtarma tedavileri incelendiğinde hastaların %85,7'sinde ESHAP aldığı görüldü. 44 Hastaya OHKHN planlandı. 24 hastaya (%54,54) OHKHN başarılı uygulandı. OHKHN uygulanan 24 hastanın 6'sı ikinci sıra kurtarma tedavisi aldı, 8 hasta ex oldu, 14 hasta remisyondaydı. Birinci sıra kurtarma rejimlerine toplam yanıt %41,1'idi (TY %16,1 / KY %25). %25 hastada stabil hastalık ve %33,9 hastada da ilerleyen hastalık bulgularının mevcut olduğu görüldü. Genel sağkalım süresi(GSS) 59,9(±9,007)(p<0,0001) ay'dı. 18 hastaya ikinci sıra kurtarma rejimi verildi (%50'si gemsitabin-vinorelbine, %27,8'i IGEV veya IGEV-Bortezomib, %11,1'i Bendamustine, %5,6'sı hyperCVAD, %5,6'sı ESHAP). İkinci sıra kurtarma rejimleri değerlendirildiğinde %27,7 hastada toplam yanıt, %38,9 hastada stabil hastalık ve %33,3 hastada da ilerleyici hastalık bulguları saptandı, 9 (%50) hastada ölüm görüldü. SONUÇ: Retrospektif ve hasta sayısının kısmen az olmasına karşın çalışmamızda literatüre paralel şekilde relaps/ refrakter lenfoma hastalarında kurtarma rejimleri ile önemli oranda hastada yarar görülebildiği ve bu hastaların bir kısmında da önemli bir tedavi alternatifi olarak OKHN'e olanak sağladığı saptanmıştır. OBJECTIVE: Relapsing disease means recurrence of a disease, after achieving complete remission at the end of the treatment. Therefore progression of a disease during primary treatment is called as a refractory disease. In our study , we aim to investigate, retrospectively, the toxicity, progression-free and overall survival period of relapsed /refractory lymphoma patients who have been treated with first and second line salvage chemotherapy regimes . MATERIALS AND METHODS: Our study included 56 relaps/refractory lymphoma patiens who have been treated with salvage chemoterapy regimens between June 2005-June 2012 in Dokuz Eylul University Faculty of Medicine Hospital Department of Hematology RESULTS: In our study; 58.9 % of study population was patients with relapsed disease, on the other hand 41.07 % of them had refractory disease . Mean age was 45.5 ( 17-72 ), respectively. 44.6 % of the patients were diagnosed as Hodgkin lymphoma , 55.4 % were diagnosed with Non-Hodgkin 's Lymphoma . 19 patients (33.9% ) were female , 37 (66.1% ) were male . 3.6% of study population had stage 1 disease , 12.5% had stage 2, 25% stage 3 and 58.9% had stage 4 disease. In addition 58,9% of patiens had shown B symptoms, and 16.1% of patients has been diagnosed with Bulky disease. In 17 patients IPI score were ≤ 3 and in 39 patients IPI score were ≥ 3. We have found out that the 76.8 % of the total study population showed early relapse and the other 23.2% were diagnosed with late relapse. When we examine the first line salvage treatment, we have found out that 85.7% of patients had been treated with ESHAP. In total; AHSCT was planned for 44 patients, the procees had been successful in 24 patients ( 54.54 % ) . 6 of 24 Patients whom underwent successful AHSCT received second line salvage chemoterapy, 8 of them died and 14 of them went to remission. The total response to the first line recovery regime was 41.1 % (CR 16.1 % / PR 25%). However 25% of patients still had unvarying disease and in 33.9% of patients were diagnosed with progressive disease findings. Overall survival rate was (GSS ) 59.9 ( ± 9.007 ) ( p <0.0001 ) months. The second line was given to 18 patients as recovery regimen (50% of gemcitabine - vinorelbine, 27.8% IGEV or IGEV - Bortezomib, 11.1% Bendamustine, 5.6% of the hyperCVAD, 5.6% of ESHAP). When we evaluated the second line rescue regimens we found out that 27.7 % of total patient population shown total response, in 38.9% were unvarying disease, 33.3 % of the patients showed evidence of progressive disease and in addition 9 of 18 who had received second line recovery chemoterapy (50%) died . CONCLUSION: Although our study was retrospective and we had insufficient number of patients, our study was correlated with the current literature based on relapsed / refractory lymphoma patients. Finally we have shown that salvage chemoterapy regimens were beneficial in relapse/refractory lymphoma patients and give a opportunity for another possible and successful treatment method known as AHSC
Customers' Attitudes Toward Servers Tip Enhancing Behaviors
Bu çalışmanın amacı restoranlarda hizmet sunan çalışanların bahşiş gelirlerini arttırmak için sergiledikleri davranışların (bahşiş arttıran davranışlar) müşteriler tarafından nasıl algılandığının incelenmesi ve müşteriyi bahşiş vermeye yöneltme nedenlerine göre alt gruplara ayrışıp ayrışmadıklarının belirlenmesidir. Veri Ankara'da yaşayan müşterilerden uygunluk örneklemesi ile toplanmıştır. Analizler geçerli 295 anket üzerinden yapılmıştır. Analiz sonuçlarına göre bahşiş arttıran çalışan davranışlarının müşterilerin daha fazla bahşiş verme isteği üzerindeki etkisi farklılaşmaktadır. Bahşiş arttıran davranışlar müşterilerin değerlendirmelerine göre üç ayrı alt grupta toplanmıştır. Aynı grupta yer alan davranışların müşteriyi bahşiş vermeye yöneltme nedenleri benzerlik göstermektedir Bu çalışmanın amacı restoranlarda hizmet sunan çalışanların bahşiş gelirlerini arttırmak için sergiledikleri davranışların (bahşiş arttıran davranışlar) müşteriler tarafından nasıl algılandığının incelenmesi ve müşteriyi bahşiş vermeye yöneltme nedenlerine göre alt gruplara ayrışıp ayrışmadıklarının belirlenmesidir. Veri Ankara'da yaşayan müşterilerden uygunluk örneklemesi ile toplanmıştır. Analizler geçerli 295 anket üzerinden yapılmıştır. Analiz sonuçlarına göre bahşiş arttıran çalışan davranışlarının müşterilerin daha fazla bahşiş verme isteği üzerindeki etkisi farklılaşmaktadır. Bahşiş arttıran davranışlar müşterilerin değerlendirmelerine göre üç ayrı alt grupta toplanmıştır. Aynı grupta yer alan davranışların müşteriyi bahşiş vermeye yöneltme nedenleri benzerlik göstermektedi
User-generated Photographs as a Source of Inspiration in Design
Endüstriyel tasarım pratiği teknolojik ve toplumsal gelişmelerle değişirken başarılı tasarım yapabilmek için kullanıcı deneyimlerini anlamanın, onların bakış açılarını kavramanın ve onlarla empati kurmanın önemi daha çok anlaşılmıştır. Kullanıcı odaklı endüstriyel tasarım araç ve yöntemleri de kullanıcı deneyimlerini onların gözünden anlamaya çalışmak yönünde gelişmiştir. Tasarımda fikir üretme sürecinde kullanılan araç ve yöntemlerin önemli ortak özelliklerinden biri kullanıcılardan görsel yöntemlerle ve görsel olarak ifade edilebilecek şekilde bilgi toplamalarıdır. İnsanların bireysel bakış açılarını anlamanın gitgide önem kazandığı tasarım pratiği içinde, İnternet'ten ulaşılabilen kullanıcı kaynaklı fotoğraflar, insanların gönüllü olarak kendi hikayelerini anlatmak için İnternet'e yükledikleri, kişilerin bireysel bakış açılarını yansıtan fotoğraflar oldukları için, fikir üretme sürecinde tasarımcılar için alternatif bir görsel ilham kaynağı olabilirler While the practices of industrial design is changing alongside the social and technological developments, it has been better understood that it is important to understand the user experiences and user's point of view and to build an empathic understanding of the users in order to be successful in design. The tools and methods employed in user-centred design processes also developed towards understanding user experiences from the user's point of view. Employing visual methods in collecting user information, collecting visual user information or information that could be expressed in visual forms, is one of the important common features of design ideation tools and methods. The user-generated photographs are voluntarily uploaded photographs of people's own narrations representing their individual points of views. In an era where it becomes more important to understand the individual points of views of people in design practice, the user-generated photos available at the Internet can be an alternative visual source of inspiration in design ideatio
The Relations of Space, Material, Form in Textile Art through the 'Textural Touch' Textile Exhibition
Bu makale, iki kişilik ortak bir çalışmanın ürünü olan 'Doku'nuşlar' Tekstil Sergisi'nin ardından, yaratı süreci ve sergileme sırasında sorgulanan mekanmalzeme ve biçim birlikteliğini tekstil sanatçısı yaklaşımıyla ele alan bir değerlendirmeye dayanmaktadır. 'Doku'nuşlar' Tekstil Sergisi, iki tekstil sanatçısının tarihi bir mekan olan Nakkaş Sarnıcı'nın heybetinden, ışığından, gölgesinden, dokusundan ve hatta kokusundan ilham alarak mekan için bir şeyler tasarlamak fikrinden ortaya çıkmıştır. Bizans döneminde inşa edilmiş olan 1400 yıllık tarihe sahip sarnıçta gerçekleştirilen sergi, mekanın egemenliğinde ve etkisinde malzeme, yüzey ve biçim oyunlarının sorgulandığı, geometrik formların içinde gizlenen organik detayları vurgulayan tekstilin ana malzemesi ve tamamlayıcı öğeleri ile birlikte, doku ve yüzey arayışlarının üç boyutlu tekstillere/tekstil heykellere dönüşmesi sürecini anlatmaktadır. Serginin yaratı sürecinde, tekstil sanatının kendi içindeki oluşumları sorgulanırken aynı zamanda diğer disiplinler ile ilişkisi üzerinden yenilik arayışını sürdüren bir yöntem izlenmiştir. Bu yöntemdeki temel yaklaşım olan deneysellik ve rastlantısallık yaratı sürecinde merak, heyecan ve motivasyonu arttırırken bir yandan da çözülmesi gereken birçok sorunu beraberinde getirmiştir. Süreç bu haliyle yaratıcı sorun çözme yöntemi ile yönetilmiştir. Bu yaklaşımla makalede, günümüzde tekstil sanatında mekan, malzeme ve biçim birlikteliğinin sorunları ele alınarak, 21. yüzyıl sanatında üç boyutlu tekstillerin mekan algısındaki güçlü etkisi irdelenmektedir This paper is based on an evaluation of space-material and form association investigated during the creation process and exhibiting, from the perspective of Textile Artist, after the launch of 'Textural Touch' Textile Exhibition which was a collaborative work created by two artists. 'Textural Touch' Textile Exhibition is emerged from the idea of designing something through the inspiration of the grandeur of the Cistern Nakkaş which is a historical place, of its light, shadow, texture and even of its smell. Realized in a cistern that was built during the Byzantine period and has a history of 1400 years, this exhibition with the influence of its space where plays of material, surface and form are questioned, with the essential material of textile and its complementary elements which emphasize organic details hidden inside geometric forms; relates the pursuits for texture and surface, the process of them transforming into three dimensional objects/textile sculptures. During creative process of the exhibition, while formations of textile art in itself are questioned, a method for sustaining the search of innovation on textile art's relationship with other disciplines is followed. Experimentalism and accidentalness which were the principal approaches of this method have increased curiosity, great interest and motivation but on the other hand has brought along many problems that need to be solved. The process in its own plight had been managed through creative problem solving methods. Through this approach, while current problems of space - material and form togetherness are being adressed in the paper, the powerful influence of three dimensional textiles in 21st century art in the perception of space is investigated
<Theory<-->Research> Component: Examle of Roy Adaptation Model
Giriş: Profesyonel bir disiplinin temelini oluşturan bilim, teori-araştırma sürecinin karşılıklı etkileşimi ile gelişir. Hemşirelik teori ve modellerine temellenen araştırmalar hemşireliğin bilgi birikimine katkıda bulunur. Doktora, bilim felsefesi ilkelerine göre araştırma metodolojisini kullanarak yeni bilgiler üretme aşamasıdır ve hemşirelik doktora tezlerinde teori kullanımı, disiplin için yeni bilgilerin üretilmesinde önemli bir yere sahiptir. Bir araştırmada teorinin nasıl kullanılacağı ise tüm araştırmacılar için açık değildir. Teori temelli araştırmalarda teorinin nasıl kullanılacağına ilişkin geliştirilen rehber, bu noktada araştırmacılara yol gösterici olmuştur. Bu rehberde teori/model kullanımı; a) kavramsal modelin içeriğinin öğrenilmesi, b) araştırma ve uygulamalarda model kullanımına ilişkin ayrıntılı literatür incelemesi, c) araştırma konusuna ilişkin kavramsal-teorik-deneysel yapının oluşturulması ve ilişkilendirilmesi olarak üç adımda özetlenmiştir. Bu makalede, hemşirelik araştırmacılarına örnek olması için doktora tezinin Roy Uyum Modeli'ne göre temellendirilmesi, kavramsal-teorik-deneysel yapısının oluşturulması ve ilişkilendirilmesi sürecini açıklamak amaçlanmıştır Introduction: Science that is formed the basis of a professional discipline develops the interaction of theory and research process. The reseraches that based upon nursing theories and models is contribute to the nursing knowledge. Doctorate is stage of generating new information according to the principles of philosophy of science by using research methodology and using the theory in the nursing doctoral dissertations is an important to produce new knowledge for the discipline. But it is not clear for all researchers how to use the theory in a study. The guide, which developed to show how a theory uses in a theory-based research, has been guiding for researchers at this point. In this guide, using to theory summarized in three steps as a. learning the content of the conceptual model, b. a detailed review of literature about the use of the model in the research or practice, c. creating and associating of a conceptual-theoretical-empirical structure for research topics. In this article, it is aimed to describe how a doctoral dissertation could be based upon Roy's Adaptation Model, the process of creating and associating the conceptual-theoritical-experimantal structure for illustration to nursing researcher
A Guide in the development of health behaviours: Health Belief Model (HBM)
Çağdaş halk sağlığı felsefesine göre önemli olan bireyin hasta olmadan önce, henüz sağlıklı iken sağlıklarını korumaları ve geliştirmeleridir. Sağlık İnanç Modeli, sağlığı koruyan ve geliştiren davranışların yanı sıra pek çok sağlık probleminde hastanın tedaviye uyumunu neyin motive ettiğini ya da engellediğini açıklamada ve ölçmede etkin bir rehberdir. Bu yazıda Sağlık İnanç Modelinin bileşenleri hakkında kısa bir bilgi verilerek, SİM rehberliğinde olumlu sağlık davranışı geliştirmek amacıyla yapılan sağlık eğitimlerinin etkinliğine yönelik kanıtların incelenmesi planlanmıştır. According to the philosophy of contemporary public health, it is important that before individuals get ill, they need to protect their health while they are healthy. Health Belief Model is an active guide to explain and measure what motivates the patient's adherence to treatment or block in the many health problems as well as behaviours protecting and developing. In this article, examining the evidence for the effectiveness of health education conducted the purpose of developing positive health behaviors with HBM guidance by giving a brief overview about the components of the Health Belief Model is planned
The Change in Job Satisfaction and Organizational Commitment among Nurses Employed in a University Hospital
Giriş: Dünyada ve ülkemizde kurum yöneticilerinin hemşirelerin iş doyumlarını ve kurumsal bağlılıklarını artırma yolu ile işten ayrılmaları azaltabileceği belirtilmektedir. Amaç: Bir üniversite hastanesindeki hemşirelerin iş doyumları ve kurumsal bağlılık düzeylerinin 2007, 2009 ve 2011 yıllarında göstermiş olduğu değişimi incelemektir. Yöntem: Araştırma tanımlayıcı karşılaştırmalı tasarımda bir üniversite hastanesinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın örneklemini, kurumda en az altı ay çalışan ve araştırmaya katılmayı kabul eden tüm hemşireler oluşturmuştur (2007 yılı N=407, 2009 yılı N=400, 2011 yılı N=653). Veri toplama aracı olarak sosyodemografik ve çalışma özellikleri soru formu, İş Doyumu Ölçeği ve Kurumsal Bağlılık Ölçeği kullanılmıştır. Araştırma için etik kurul onayı, kurum izni ve hemşirelerden yazılı onam alınmıştır. Veriler; tanımlayıcı istatistikler, tek yönlü varyans ve Tukey HSD analizi ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Hemşirelerin iş doyumunun tüm alt boyutları, toplam puanı ve kurumsal bağlılık puan ortalamaları yıllara göre istatistiksel olarak anlamlı fark göstermiştir. Yapılan ileri analizlerde kendini gerçekleştirme, genel kalite, yöneticilik/liderlik, lojistik ve gelişim olanakları, sağlık güvencesi alt boyutları ile iş doyumu toplam puanı ve kurumsal bağlılık puanlarının 2007 yılında farklılık gösterdiği saptanmıştır. Sonuç: Hemşirelerin 2007 yılına göre 2009 yılında, iş doyumlarında hafif bir yükselme, ancak 2011'de hafif bir düşüş olduğu, kurumsal bağlılıklarında ise 2007'den 2011'e kadar giderek düşüş gösterdiği saptanmıştır. Hemşirelerin işten ayrılmalarını önlemek ve bu bağlamda iş doyumlarını ve kurumsal bağlılıklarını artırmak üzere yöneticiler tarafından yeni stratejiler geliştirme ve süreç iyileştirme çalışmaları başlatılmıştır Introduction: It is suggested that managers in Turkey and in the world could reduce to leave rates by increasing nurses' job satisfaction and organizational commitment levels. Aim: The aim of the study is to investigate the change in the job satisfaction and organizational commitment levels of nurses working in a university hospital for the years 2007, 2009 and 2011. Method: The research was carried out in a university hospital with a descriptive comparative design. The sample of the research consisted of all nurses who had worked at least for six months in the institution and who accepted to participate in the research (Year 2007 N=407, Year 2009 N=400, Year 2011 N=653). As data collection instruments, the socio-demographic and employment characteristics questionnaire, the Job Satisfaction Scale and the Organizational Commitment Scale were used. Approvals of institutions, ethical committee and written consents of nurses were obtained for the study. The collected data were analyzed using descriptive statistics, one-way ANOVA and Tukey HSD analysis. Results: All sub-dimensions of nurses' job satisfaction, total scores, and organizational commitment mean scores differed significantly among years. In advanced analyses, it was determined that the sub-dimensions of self-actualization, general quality, management/leadership, logistics and development opportunities, and health guarantee along with job satisfaction total score and organizational commitment scores differed in 2007. Conclusion: There was a slight increase in nurses' job satisfaction levels in 2009 compared to the levels in 2007; however, there was a slight decrease in 2011. On the other hand, there was a gradual decrease in nurses' organizational commitment levels between 2007 and 2011. In order to increase nurses' job satisfaction and organizational commitment levels and thus to prevent nurses to leave the job, managers started to work on developing new strategies and improving processes
A Study on Value At Risk Methods in Financial Investment Tools
Risk yönetiminin gelişen piyasalar, küreselleşme, ekonomik krizler sebebiyle önemi günümüzde oldukça artmıştır. Mevcut risk yönetimi ölçümleri yetersiz olduğundan farklı yöntemler geliştirilmiştir. Bu yöntemlerden en yaygını Riske Maruz Değer'dir. RMD, belirli bir zaman içerisinde, belirli bir olasılıkla meydana gelebilecek en yüksek zararı ölçen bir yöntemdir. Bu çalışmanın amacı, RMD hesaplama yöntemleri olan Varyans - Kovaryans Yöntemi, Tarihi Simülasyon Yöntemi, Monte Carlo Simülasyonu Yöntemi ve Üssel Ağırlıklandırılmış Hareketli Ortalama (ÜAHO) yöntemini döviz, BIST (Borsa İstanbul) 100 ve BIST 30 Endekslerine uygulayarak sonuçlarını karşılaştırıp, hangi yöntemin daha etkin bir hesaplama yöntemi olduğunu ortaya koymaktır. Sonra Sabit Standart Sapma, Basit Hareketli Ortalama ve ÜAHO yöntemleri ile son bir yıllık volatilite hesaplamaları yapılmıştır, modeller oluşturulup geriye dönük testlerle doğrulukları test edilmiştir Risk management has rapidly gained importance as a result of emerging economies, economic recession and globalization. Since available risk management measures seemed to stay insufficient in responding to complex problems, new methods are introduced, creating a need for research on validating them. Among these methods, most commonly applied one is Value at Risk approach that measures maximum possible loss to occur within a certain possibility. The aim of this study is to explore the appropriateness of VaR methods (Variance-Covariance, Historical Simulation and Monte Carlo Simulation Methods). By this aim, we applied these methods to foreign currency index of TL, BIST 100 and BIST 30 indexes and compared the results. Then, the volatility for the last year is calculated by applying Simple Standard Deviation, Simple Moving Average and Exponentially Weighted Moving Average (EWMA) methods. The accuracy of these models are tested by applying back testin
Examination Of Pain And Quality Of Life in Patients With Chronic Pain Before And After TENS and Their Satisfaction Levels Regarding Nurses
Giriş: Transkutanöz Elektriksel Sinir Uyarımı sağlıkla ilgili yaşam kalitesini bozan kronik ağrının tedavisinde yaygın olarak kullanılmaktadır. Hemşireler, multidisipliner ekibin bir üyesi olarak kronik ağrılı hastaların ağrılarını azaltmada ve yaşam kalitelerini iyileştirmede rol oynayan sağlık profesyonelleridir. Amaç: Kronik ağrı nedeniyle ağrı ünitesine başvuran hastaların TENS uygulaması öncesi ve sonrası yaşam kalitesi, ağrı ve hemşirelerden memnuniyet düzeylerinin incelenmesidir. Yöntem: Tanımlayıcı ve kesitsel araştırmanın yapılabilmesi için etik kurul izni ve hastalardan yazılı aydınlatılmış onam alınmıştır. Veriler hemşireler tarafından 22 Nisan 2012- 20 Şubat 2013 tarihlerinde bir üniversite hastanesinin ağrı ünitesinde TENS uygulaması öncesi ve sonrası Hasta Tanıtım Formu, SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği, Sayısal Ağrı Ölçeği, Hemşire Memnuniyet Formu kullanılarak toplanmıştır. Bulgular: Ortalama yaşı 53.50±16.60 olan hastaların %85.2'si kadın, %63.0'ü kronik hastalığa sahip, %90.7'si analjezik kullanmakta ve %27.8'i lumbar disk hernisi nedeniyle ağrı yaşamaktadır. Kronik ağrısı olan hastaların TENS uygulaması sonrası öncesine göre istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde yaşam kalitesinin mental işlev alt boyutu hariç diğer yedi alt boyut puan ortalamalarının arttığı, ağrı puan ortalamalarının azaldığı ve hemşirelerden memnuniyet puan ortalamalarının yüksek olduğu saptanmıştır. Sonuç: Sonuçlar, TENS uygulaması sonrası ağrı ile yaşam kalitesinin birçok boyutunun iyileştiğini ve bu süreçte hemşireden memnuniyetin yüksek olduğunu göstermektedir. TENS uygulamasının hastaların kronik ağrılarını azaltmada ve yaşam kalitelerini iyileştirmede kullanılması önerilmektedir. Introduction: Transcutaneous Electrical Nerve Stimulation (TENS) is widely used for the treatment of chronic pain causes the impairment of health-related quality of life (QoL). Nurses, as a membe rof multidisciplinary team, are a health professional that play a role to reducing pain in patients with chronic pain and develop the life qualities of patients by approaching them. Aim: The aim of this study was to investigated quality of life, pain, and patients' satisfaction levels from nurses of patients that was applicated to pain unit before and after TENS application.Methods: Informed consent and ethical permission were obtained for performed to descriptive and cross-sectional study. Data was collected obtained by nurses using Patients Identification Form, Numerical Rating Pain Scale (NPRS), Short Form 36 (SF 36), and Nurse Saticfaction Form between 22th April 2012-20th February 2013 in a university hospital pain unit before and after TENS. Results: The patients' mean age was 53.50±16.60, 85.2% of the patients were female, 63.0% has chronical disease. 90.7% was used analgesic drugs. 27.8% of the pain etiology was lumbar disc hernia. It is found that significantly increased to seven subsclaes means of quality of life, expect mental health, decreased to pain mean and increased to satisfaction from nurses mean of the patients with chronic pain after TENS application compared to before. Conclusion: The results showed that improvements in pain and QoL after TENS, and satisfaction from nurses during the process. As a result, it is suggested that TENS can use to reduce for chronic pain and improve for QO
Ideological Manifestations of Representation in Figurative Art
Uygarlık tarihinde insan zekasının simgeleri sayılan nesneler – çok az bilinmeleri veya dünya ölçeğinde ünlü olmalarına bakılmaksızın – bize, donemin düşünce tarzı ve anlayışının yanında, egemen ideolojileri hakkında da ilk elden bilgi verir. Bu makale, yaratıcı içtepi yönüyle sanat yapıtları ardındaki düşünce ve ideolojileri ilk kaynağından ele geçirmek açısından riskli varsayımlara dayalı bir bildirim sayılabilir. Amacımız, sanat tarihihinin belli dönemlerinde yer alan bazı sanat yapıtlarının içeriği ve ideolojik arka planını keşfetme girişiminde bulunmaktır. Her ne kadar çalışma alanımız, 17. yüzyıldan itibaren, modern/çağdaş yönelim ve dinamiklerin kaynağı niteliğindeki iki ayrı akımla sınırlıysa da makalede, plastik ifadelendirmede gerçek'ten daha çok, ideal olanı cisimlendiren, geleneksel (uzlaşımsal, saymaca ya da konvansiyonel) anlayışa dair dizgesel kavram ve terimler üzerinde kapsamlı yorum ve tanımlamalara da yer verilmiştir Objects that stand for human genius in the history of civilisation – regardless of whether little known or reknown worldwide – enable us to depict the dominant ideology of the period as well as the way of its thinking and mind set. This article may be considered as an assertion, based on precarious assumptions with regard to grasping the creative impulse and ideologies behind works of art at the very moment of their inception. Our objective is to embark upon an enterprise for discovering thoughts, ideals, and ideological backgrounds within the explicit topics of the field. Although the field of study focuses on two main art movements that have occupied an important part in the formation of the modern/contemporary trends and dynamics, some comprehensive critical commentary and terminological concepts related to conventional approaches of representational art have also been made as if incorporating the ideal rather then the real