DSpace at Dokuz Eylul University
Not a member yet
    10837 research outputs found

    A Research on Teachers' Attitudes towards Disability

    Full text link
    İnsan hayatı önünde geçici veya kalıcı setler oluşturan engellilik, doğuştan veya sonradan herhangi bir nedenle bedensel, zihinsel ve sosyal yeteneklerin çeşitli derecelerde kaybedilmesi ile oluşmaktadır. Engelliler ve engellilik önündeki en temel kalıcı set toplumsal boyutta yaratılan ve yaşanılan tutumlardır. Bu tutumların oluşturulmasında önemli role sahip meslek gruplarından biri de öğretmenliktir. Nitekim öğretmenlerin, bireyin çocukluk ve olgunluk dönemi arasında oluşan ve daha sonra çalışma yaşamına taşıdığı tutumları üzerine etkileri bulunmaktadır. 138 öğretmenle gerçekleştirilen bu çalışmada öğretmenlerin kişisel olarak engelliliği nasıl algıladığı "Engellilere Yönelik Tutum Ölçeği" uygulanarak ortaya konulmaya çalışılmıştır. Araştırma sonucuna göre öğretmenlerin engelliliğe ilişkin tutumlarında medeni durumun, eğitim durumunun ve ailede engelli birey bulunmasının bir farklılık oluşturduğu tespit edilmiştir. Disability that creates temporary or permanent sets in front of human life, forms via varying degrees of loss of physical, mental and social skills with any reason inborn or afterwards. The most basic set in front of disability is the attitudes created and experienced in the social dimension. Teaching is one of the significant professions in the formation of these attitudes. Indeed, teachers have an impact on attitudes consisting of an individual's childhood and maturity period and then carrying to work life. The research carrying out with 138 teachers tried to put forward teachers' personal attitudes with using "Attitudes towards Persons with Disabilities Inventory". According to the results, marital status, educational level and having disabled person in the family were found significant impact on teachers' attitudes towards disability

    Effect of Social Projects on Developing Leadership, Problem Solving and Assertiveness Skills By Using Peer Education Method

    Full text link
    Giriş: Hemşirelerin sorunlarını etkin şekilde çözümlemeleri için lider ve atılgan davranış göstermeleri ve bunu mesleki eğitimleri sırasında kazanmış olmaları beklenmektedir. Amaç: Bu çalışma, akran eğitimi yöntemini destekleyen sosyal öğrenme kuramına dayandırılarak yürütülen sosyal projelerin, hemşirelik öğrencilerinde liderlik, problem çözme ve atılganlık becerilerinin gelişimi üzerine etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Çalışma İç Anadolu Bölgesi'nde bulunan bir üniversite'nin sağlık bilimleri fakültesi dördüncü sınıf hemşirelik öğrencileri ile karma araştırma yöntemi kullanılarak yapılmıştır. Veri toplama aracı olarak sosyo-demografik özellikleri içeren anket formu, Liderlik Davranışı Belirleme Ölçeği (LDBÖ), Problem Çözme Envanteri (PÇE) ve Rathus Atılganlık Envanteri (RAE) kullanılmıştır. Okulun akademik kurul izni ve öğrencilerden yazılı onamı alınmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde, t-testi ve korelasyon analizi kullanılmıştır. Kalitatif kısmı ses kayıtlarının deşifre edilmesi sonrası katılımcıların ifadelerinde değişiklik yapılmadan sunulmuştur. Bulgular: Akran eğitimi yöntemiyle yürütülen sosyal projelerin öğrencilerin atılganlık, liderlik ve problem çözme becerilerini geliştiğini belirlemiştir (p<0,05). Öğrencilerin ifadeleri de bu durumu destekler niteliktedir. Atılganlık ile liderlik arasında pozitif (p<.010), liderlik ve atılganlık ile problem çözme arasında negatif bir ilişki belirlenmiştir (p<.010). Cronbach alfa katsayıları Liderlik davranışı belirleme ölçeği için. 82, problem çözme envanteri için .92, Rathus atılganlık envanteri için .76'dır. Sonuç: Hemşirelik eğitimi veren okullarda yaşayarak öğrenme ve akran eğitimi yöntemiyle yürütülen sosyal projelerle akran eğitiminin yaygınlaştırılması önerilmektedir. Giriş: Hemşirelerin sorunlarını etkin şekilde çözümlemeleri için lider ve atılgan davranış göstermeleri ve bunu mesleki eğitimleri sırasında kazanmış olmaları beklenmektedir. Amaç: Bu çalışma, akran eğitimi yöntemini destekleyen sosyal öğrenme kuramına dayandırılarak yürütülen sosyal projelerin, hemşirelik öğrencilerinde liderlik, problem çözme ve atılganlık becerilerinin gelişimi üzerine etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Çalışma İç Anadolu Bölgesi'nde bulunan bir üniversite'nin sağlık bilimleri fakültesi dördüncü sınıf hemşirelik öğrencileri ile karma araştırma yöntemi kullanılarak yapılmıştır. Veri toplama aracı olarak sosyo-demografik özellikleri içeren anket formu, Liderlik Davranışı Belirleme Ölçeği (LDBÖ), Problem Çözme Envanteri (PÇE) ve Rathus Atılganlık Envanteri (RAE) kullanılmıştır. Okulun akademik kurul izni ve öğrencilerden yazılı onamı alınmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde, t-testi ve korelasyon analizi kullanılmıştır. Kalitatif kısmı ses kayıtlarının deşifre edilmesi sonrası katılımcıların ifadelerinde değişiklik yapılmadan sunulmuştur. Bulgular: Akran eğitimi yöntemiyle yürütülen sosyal projelerin öğrencilerin atılganlık, liderlik ve problem çözme becerilerini geliştiğini belirlemiştir (p<0,05). Öğrencilerin ifadeleri de bu durumu destekler niteliktedir. Atılganlık ile liderlik arasında pozitif (p<.010), liderlik ve atılganlık ile problem çözme arasında negatif bir ilişki belirlenmiştir (p<.010). Cronbach alfa katsayıları Liderlik davranışı belirleme ölçeği için. 82, problem çözme envanteri için .92, Rathus atılganlık envanteri için .76'dır. Sonuç: Hemşirelik eğitimi veren okullarda yaşayarak öğrenme ve akran eğitimi yöntemiyle yürütülen sosyal projelerle akran eğitiminin yaygınlaştırılması önerilmektedir

    BURNOUT SYNDROME AND ORGANIZATIONAL COMMITMENT AN INVESTIGATION ON FISHERIES AND AQUACULTURE ENTERPRISES

    Full text link
    Tükenmişlik ve örgütsel bağlılık son yıllarda sosyal bilimler alanında en çok araştırılan konular arasında yer almaktadır. Bu çalışmanın amacı, su ürünleri işletmeleri çalışanlarının tükenmişlik düzeylerini ve örgütsel bağlılık seviyelerini tespit etmek, tükenmişlik, örgütsel bağlılık ve çalışanların demografik özellikleri arasındaki olası ilişkileri sorgulamaktır. Bu amacı gerçekleştirmek için Akdeniz Bölgesinde faaliyette bulunan üç ayrı su ürünleri işletmesinden 125 çalışan üzerinde araştırma yapılmıştır. Analizler sonucunda çalışanların tükenmişlik ve örgütsel bağlılık durumları arasında anlamlı ilişkiler tespit edilmiştir. Ayrıca çalışanların demografik özellikleri ile tükenmişlik düzeyleri ve örgütsel bağlılık seviyeleri arasında anlamlı ilişkiler bulgulanmıştır. Burnout syndrome and organizational commitment are among one of the most searched topics in social sciences in recent years. The aim of this study is to specify levels of burnout syndrome and organizational commitment and; the employees of fisheries and aqauculture enterprises. To realize this aim, this investigation is applied on 125 employee from three different fisheries and aquaculture enterprises in Akdeniz Region. Results of analysis,siginificant relationships found between burnout and organizational commitment levels of employees. Furthermore, siginificant relationships are found between demographic characteristics, burnout and organizational commitment levels of employees

    1864 Kafkas Göçü'nde Bir İtalyan Hekim: Dr. Barozzi'nin Trabzon Ve Samsun'daki Misyonu

    Full text link
    The immigrations that the Ottoman Empire was exposed to in the 19th century launched a new social mobility in Ottoman territories after the Crimean War (1853-1856). Especially the immigrations in 1864 starting with the great emigration of the Circassians after the Russian conquest faced the Ottoman Empire a huge and massive migration movements that could not be compared with the previous immigrations. In this immigration process, southern Black Sea ports, Trabzon and Samsun served as main entry ports for immigrants in the Ottoman territories. However, these immigrations led to serious issues to these port cities. The Ottoman government took some series measures to prevent both the immigrants and the indigenous people from the problems caused by the migration. This process, managed basically by the Refugee Commission, was an issue for international community in terms of the political and social consequences of the immigration. In this context, the Quarantine Council that had an international character closely followed this process. This study aims to investigate the mission of Dr. Barozzi sent by the Sublime Porte, as a member of the Quarantine Council, his measures and his activities in Trabzon and Samsun and the consequences of the migrations at these entry ports. Osmanlı İmparatorluğu'nun 19. yüzyılda maruz kaldığı göç hareketlerinde Kırım Savaşı sonrası gerçekleşenler, imparatorluk coğrafyasında yeni bir sosyal hareketlilik başlattı. Özellikle 1864 yılında Çerkezlerin sürgünü ile başlayan büyük göç, devleti daha öncekilerle mukayese edilmeyecek bir göç hareketi ile karşı karşıya bıraktı. Bu göç dalgasında Trabzon ve Samsun göçmenlerin Osmanlı topraklarına giriş yaptıkları ana limanlar oldu. Lakin bu göçler bu liman şehirleri için çok ciddi sorunları da beraberinde getirdi. Osmanlı hükümeti, hem göçmenlerin hem de yerli halkın göçten kaynaklanan sorunlardan etkilenmemesi için bir dizi tedbir aldı. Temelde Muhacirin Komisyonu tarafından yönetilen bu süreç, ortaya çıkardığı siyasi ve sosyal sonuçlar bakımından uluslararası kamuoyunun da ilgisini çekti. Bu bağlamda uluslararası bir nitelik taşıyan Meclis-i Tahaffuz da bu süreci yakından takip etti. Bu çalışma, Meclis-i Tahaffuz'un bir delegesi olarak Bab-ı Âli tarafından Mart 1864'te özel bir görev ile Trabzon ve Samsun'a gönderilen Dr. Barozzi'nin buradaki çalışmalarını ve göçün bu şehirler üzerindeki etkilerini incelemeyi hedeflemektedir

    Relations Between Turkey And The Soviet Union In The 1950s And 1960s In The Turkish And Soviet Press

    Full text link
    Türkiye ile Sovyetler Birliği arasındaki ilk temasların Mustafa Kemal Paşa'nın 26 Nisan 1920 tarihinde Lenin'e yazdığı mektupla başladığı söylenebilir ve bu dönem iyi komşuluk ve dostluk ilişkileriyle tanımlanabilir. Mustafa Kemal Paşa'nın vefatı, İkinci Dünya Savaşı'nın başlaması, Stalin'in Türkiye'den toprak talebi ve Boğazlar rejiminde değişiklik talepleri, ayrıca Soğuk Savaş'ın da etkisiyle iki ülke arasındaki ilişkiler farklı boyut kazanmıştır. 1950'li yılların başlarındaki Türk dış siyasetinin esas prensiplerini, bazı Sovyet araştırmacıları, anti-komünizm ve Sovyet karşıtlığı olarak görmekte ve bu durumu eleştirmektedirler. Stalin'in ölümünden sonra Sovyetler Birliği'nin Türkiye'den bundan böyle toprak talebinde bulunmayacağını resmi bir şekilde bildirmesinin yanında, Sovyetler Birliği ile ticari anlaşmalar imzalaması, Türk ve Sovyet siyasileri arasındaki ilişkiler, karşılıklı ziyaret planları Amerika'nın da dikkatinden kaçmamıştır. When we look at the relations between Turkey and the Soviet Union, , it can be seen that it went through periods of stagnation and regression. The first contacts began when Mustafa Kemal Pasha wrote a letter to Lenin and this era can be defined as one of friendship and good neighbourly relations.The death of Mustafa Kemal Pasha, the start of the Second World War, Stalin's territorial demands from Turkey and the demand for changes in the regime of the Straits saw the relations between the two countries take on a different dimension. In the 1950s some Soviet researchers saw the principles of Turkish foreign policy as being anti-communist and anti-soviet and criticised this.In the early 1960s, Turkish foreign policy changed, this can be understood from both Soviet and Turkish press. Turkey as a NATO member followed pro-western policy. After The Soviet Union formally declared that they would no longer make formal land claims to Turkey, Turkey and The Soviet Union signed trade agreements. Political relations between Turkey and the Soviet Union developed and plans were made for visits by high-level politians.However these plans did not escape the attention of America

    he process of religious development and religious education in children belonging to 0-6 age group

    No full text
    Doğum öncesinden ilkokul öncesine kadar geçen süreçte, okul öncesi çocuklarının din eğitimi, çocuk psikolojisi verilerinin kullanımıyla daha nitelikli hale getirilebilir. Bu nedenle eğitim ve psikoloji birbirini tamamlayan bir bütünün parçaları gibidir. Çocuğun zihinsel, duygusal ve manevi gelişiminin bütün tazeliğini koruduğu ilk çocukluk dönemi, çocuğun gelecek hayatının bir çekirdeği hükmündedir. Bu çekirdeğin filizlenmesi aşamasında, eğitim öğretim açısından en önemli görev, anne babaya düşmektedir. Bu dönemde çocuk, olumlu olumsuz bütün etkilere açık olan, gelişim dönemindeki bir organizma gibi değerlendirilebilir. Kendi ruh dünyasının oluşumunu kendisine özel olarak geliştiren her bir çocuk, bu dönemde sosyal çevrenin etkilerinden de uzak kalamamaktadır. Özellikle bu dönemde, çocuğun anne babası ve yakın çevresi, çocuğun dini gelişimi ve eğitimini etkileyen birincil kaynaklardır. Bu kaynakların sağladığı görsel, sözel ve davranışa ait zihinsel, duygusal ve manevi veri deposunun niteliği, çocuğun dini gelişimini olumlu veya olumsuz yönde etkileyen hususların başında gelir. Bu yönüyle değerlendirildiğinde, ilk çocukluk dönemi dini gelişim süreci, bir insanın bütün hayatını etkileyebilecek bir potansiyele sahiptir. Korkuya dayalı çocuk eğitiminin, manevi tahribatı en çok bu dönemde ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle, bu dönemdeki din eğitiminin, çocuğun manevi hayatını zenginleştirecek, sevgi içerikli olumlu tabloları bünyesinde barındırması, çocuğu koruyan manevi bir atmosfer oluşumuna katkı sağlayacaktır. Hayata adım adım tutunan çocuk, fiziksel gelişiminin yanında kavram gelişimini de bu süreçte geliştirerek sürdürür. Çocuğun dini gelişim sürecinde, kavram gelişimi ve eğitim öğretiminin önemli bir yeri vardır. Kavramlarla zihinsel dünyası genişleyen okul öncesi dönem çocuğu, her bir dini kavramla duygusal bir bağ da oluşturur. Kavramlarla oluşturulan bu duygusal bağlar, çocuğun dini gelişimine yön verir. Bu nedenle dini kavramların oluşum sürecinde, sevgi motifinin ağırlığı bulunmalı, sözel olarak kavramların öğreniminden daha çok, davranış boyutunda kavramlar canlandırılmalıdır. Bu aşamada, ilk öğrenilen dini kavramların oluşum sürecinde, ailenin rolü yadsınamaz. İlk çocukluk döneminde, kavram nesne ilişkisinin gelişimini sağlayan en önemli etkenin yine anne baba olduğu görülür. Dini kavramların oluşum sürecinde, çocukların öncelikli olarak, öğrenme sürecinden geçirdikleri dini kavramların bir imajını kopyaladıkları, bu imajı zihinlerine kaydettikleri, yeni algılamalar neticesinde her bir kavramın tasavvurunu geliştirerek daha sonra kullanılmak üzere zihinsel bir şema oluşturdukları kabul edilir. Bu süreçte çocuklar, her bir davranışı uyum, özdeşleşme ve içselleştirme süreçlerinden geçirerek, bu davranışı kendilerine adapte eder ve bu sayede kendilerine özgü yeni bir dini davranış geliştirmiş olurlar. Her bir çocuğun dini gelişim sürecinde Allah, peygamber, ibadet, dua ve evrensel değer kavramlarının gelişimi ve eğitiminde bu süreçlerin yaşandığını görürüz. Din eğitiminin hedefleri açısından değerlendirdiğimizde, dini kavramların zihinsel ve duygusal açıdan sağlıklı bir şekilde içinin doldurulması, çocuğun gelecek hayatında daha anlamlı ve dengeli bir hayat sürdürebilmesi için gereklidir. Bu nedenle okul öncesi dönemde çocuğun din eğitimi ve öğretiminin ihmal edilmemesi gerektiğinin, daha geçerli bir temeli vardır. In the process from pre-birth period to pre-school years, religious education of pre-school children can be more qualified with the use of child-psychology data. Therefore, education and psychology are almost parts of a unity. The early childhood period when child's mental, emotional and spiritual development remains fresh completely is a kind of a seed for the future life of a child. At the sprouting stage of this seed, the most important responsibility belongs to parents. The child, in this period, can be regarded as a developing organism which is open to all positive and negative effects. Each child that has a specific spiritual development cannot be away from the effects of the surrounding social environment. Especially in this period, parents and environment of a child are primary sources that affect his religious development and education. The quality of mental, emotional and spiritual data-store concerning visual, verbal and behavior that these sources provide are the leading factors that affect the child's religious development in a positive or in a negative way. In this respect, religious developmental process in the early childhood has a potential to affect the whole life of a person. Child's education based on fear is the most spiritually destructive in this period. Hence, religious education in this period that has positive images based on love that will enrich child's spiritual life will contribute to the formation of a spiritual atmosphere that protects child. The child holding on to life step by step keeps on advancing conceptual development as well as physical development step by step. In religious development of a child, conceptual development and education have a significant place. A pre-school child whose mental abilities expand with the concepts forms an emotional tie with each religious concept. These emotional ties built by the concepts direct the child's religious development. Hence, love motifs should prevail in the formation of religious concepts. Furthermore, concepts in the form of behavior should be represented rather than learning of the verbal concepts. At this stage, the role of a family is an undeniable fact in the process of formation of rudimentary religious concepts. In the early childhood period, it's again seen that the most effective factor is parents that help the development of concept-object relationships. In the process of formation of religious concepts, it is accepted that children primarily copy of an image of religious concepts that they obtain in the acquisition process, and they record this image in their minds, and then form a mental schema to be used in the future by developing a representation of an each concept as a result of new perceptions in order. In this process, children experience each behavior through adaptation, assimilation and internalization processes and adapt to this behavior thereby developing a new specific religious behavior. One can see that these processes take place in the development and education of concepts such as God, prophet, prayer and universal values within the religious developmental process of each child. When analyzed with regard to the aims of religious education, it is required that religious concepts should have a healthy content in mental and emotional terms so that a child can lead a more meaningful and balanced life in the future. Consequently, child's religious education should not be ignored in the pre-school period

    Determination of Violence In Cartoon Movies Published In Children's Channels

    Full text link
    Giriş: Günümüzde önemli bir toplumsal sorun olan şiddet çizgi filmler aracılığıyla çocuklara kolayca aktarılmaktadır. Amaç: Bu çalışmanın amacı, çocuk kanallarında yayınlanan çizgi filmlerdeki şiddet varlığını ve unsurlarını belirlemek, konuya dikkat çekmek ve bu konuda sağlık çalışanlarının farkındalığını arttırmaktır. Yöntem: Tanımlayıcı tipteki çalışmanın verileri 2012 yılı Haziran ayının ilk haftasında, üç çocuk kanalında rasgele seçilen çizgi filmler, veri toplama formu eşliğinde izlenerek toplandı. Veri toplama formu fiziksel, sözel ve ruhsal şiddet unsurlarını içeren 3 bölümden oluştu. Veriler SPSS 10.0 paket programında değerlendirildi. Bulgular: Araştırmada yapılan izlemlerin 62'sinde (%68.9) fiziksel, sözel ve ruhsal şiddet unsurlarından en az biri bulundu. İzlemlerin 43'ünde (%47.8) fiziksel, 38'inde (%42.2) ruhsal, 32'sinde (%35.6) sözel şiddet unsurları tespit edildi. Şiddet görüntüleri süre olarak incelendiğinde; 10800 saniyelik izlem süresinin 843 saniyesinin şiddet içeren görüntülerden oluştuğu belirlendi. Süre olarak en fazla görülen şiddet unsuru fiziksel şiddet olup, toplam şiddet süresinin yarısını (432 sn) oluşturdu. İzlem yapılan 3 kanal karşılaştırıldığında, şiddet unsuru bulunması açısından kanallar arasında istatistiksel anlamlı fark bulundu (p < .05). Sonuç: Çocuk TV kanallarındaki çizgi filmlerin çoğunda fiziksel şiddet başta olmak üzere şiddet unsurlarının yer aldığı belirlendi. Background: Today the violence is an important social problem that is easily transmitted to children through cartoons. Objective: The aim of this study was to determine the violence and the elements of violence in cartoons shown on television in children channels and to draw attention to issue and to increase awareness health workers.Method: This study was descriptive design. The data was collected during the first week of June of the year 2012 by watching selected randomly cartoons in three different children's channels by the data collection form. The data collection form included three sections such as elements of physical, verbal and psychological violence. SPSS 10.0 programme was used for data analysis.Results: It was found that 62 (68.9%) watching had at least one element of physical, verbal and psychological violence. Forty-three (47.8%) watching had physical, 38 (42.2%) watching had psychological and 32 (35.6%) watching had verbal violence elements. When violent images were analyzed in terms of duration it was determined that 843 seconds (7.8%) had violence images and the physical violence was the most common violence element that consisted half of the total violent time (432 seconds). When three channels compared for violence elements, it was found statistically significant difference between the channels (p< .05). Conclusion: It was found that most of the cartoon movies had violence elements especially physical violence element

    Determinants of Employment for Turkey: NUTS-2 District Level Spatial Analysis Application

    Full text link
    Bu çalışmada, Türkiye'de düzey 2 bölgeleri için istihdamın belirleyicilerini tespit etmek amacıyla, mekansal komşuluk ilişkisinin istihdamın büyümesi üzerine etkisi araştırılmıştır. Çalışmada kullanılan veri seti yıllık olup, 2004-2008 yılları arasını kapsamaktadır. Elde edilen bulgulara göre, beşeri sermayenin eğitim düzeyinin kalitesi ve girişimcilik potansiyeli istihdamın büyümesine pozitif etki göstermektedir. Firmaların yenilik düzeylerinin geliştirilmesinin, istihdama olumlu etkisi olduğu; sonuç olarak Türkiye'de istihdam büyümesinin, mekansal komşuluk ilişkisinden etkilendiği belirlenmiştir The purpose of this study is to identify the determinants of employment for regions at NUTS2 level in Turkey by analyzing how the growth rate of employment is affected by the spatial neighborhood. The data set covers the 2004 and 2008 period for 26 regions. The findings suggest that the quality of education level of human capital has a positive effect on employment growth. Innovation performance of firms was also found to have a positive effect on employment. This study forward that spatial neighborhood affects the growth of employment in Turkey

    Consumer society and cinema

    No full text
    Tüketim toplumu ya da Simülasyon Evreni olarak adlandırılabilecek olan günümüz dünyasında iletişim ve bilgi teknolojilerinden insanlar arası iletişime, politikadan ekonomiye, edebiyattan plastik sanatlara, resimden sinemaya kadar çeşitli alanlar oldukça köklü bir dönüşüme uğramış bulunmaktadır. Bu dönüşüm sonucunda gerçek yaşama ait olan simgesel ilişki biçimleri farklılaşarak tüketim ideolojisinin oluşturmuş olduğu, 'eski'ye ait görünümlerin sahip oldukları anlamları yitirerek varlıklarını sürdürdükleri yeni bir evren ortaya çıkmıştır. Günümüz dünyasını açıklamak için kullanılan siyaset, ekonomi, sosyoloji, sanat gibi alanlara ait pek çok kavram da eski anlamlarını 'kaybetmiş' ancak bu kaybı gizlemenin bir yöntemi olarak görünümler aşırı önem kazanmıştır. Tüketim ideolojisi, kendilerine yüklenen anlamların hiç birini taşımayan ancak hâlâ bu anlamların orada bir yerlerde olduğu algısının yaratılması için oldukça elverişli bir ideolojidir. Toplumda hâlâ üretken bir çalışmanın sürmesinin, serbestçe tüketimin ve birbirinin aynı binlerce ürün arasından seçim yapabilmenin yarattığı yanılsama, sahip olunan gerçeklik evreninin sona ermiş olduğunu gizlemenin etkili bir yoludur. Toplumsal ile olan ilişkisi oldukça güçlü olan sinema sanatının böylesi bir dönüşümden etkilenmemiş olduğunu düşünemeyiz. Tüketim toplumu ve simülasyon evrenini içeriği boşalmış bir görünümler evreni olarak tarif edebiliyor isek görsel bir sanat olan sinemanın yarattığı imgelerin hâlâ birer anlamı olup olamayacağını sormak zorunluluktur. Tüketim Toplumu çağında sinema hâlâ hikaye anlatmaya devam edebilir mi? Anlatılan hikayelerin karşılığı toplumsal yaşamda ne kadar mevcuttur? Sinema ve tüketim toplumu ilişkisi üzerine yapılacak bir çalışma bütün toplumsala dair izlerin sürülebileceği bir sanat olarak bu ve benzeri düzeydeki pek çok soruya yanıt verebilir.In Today's world, which can be named as Consumer Society or Simulation Universe, many areas, from communication and information technologies to inter-human communication, from politics to economy, from literary to plastic arts, from painting to cinema, underwent radical changes. As a result of this change, the symbolical modes of relationships in real life differentiated and a new universe came up where 'old' views created by consumption ideology lost their meanings and continue their existence. As a result of this change, the symbolical modes of relationships in real life differentiated and a new universe came up where 'old' views created by consumption ideology lost their meanings and continue their existence. And many notions belong to the areas like politics, economy, sociology and art, which are used for clarifying today's world, 'lost' their former meanings; however, view gained excessive importance as a way to conceal this loss. Consumption ideology is a very favorable ideology for creating the perception that the meanings were somewhere over there, although things do not bear any meanings attributed to them. The Illusion, created by ongoing productive works in society, free consumption and making choice among thousands of cookie-cutter products, is an efficient way of concealing that the reality universe was at an end. We cannot think that the movies, which have strong relations with society, did not be affected by such a change. İf we are able to describe the consumption society and simulation universe as an eviscerated universe of views, it is an obligation to ask whether the images created by movies still have a meaning or not. Can cinema still continue to tell story in the era of Consumption Society? How much the stories told have response in communal living? A study to be carried out on the relationship between cinema and consumption society may give answers to this and suchlike many questions, as it is an art, where communal marks can be traced

    An Experience Of Implementing The Family to Family Support Program

    Full text link
    Şizofreni hastalığı hastanın olduğu kadar ailenin de yaşamını olumsuz etkilemektedir. Aileler çoğu zaman hasta ile beraber evde yalnız yaşamaktadırlar. Aileler yaşamlarını herhangi bir destek almadan sürdürmekte ve çoğunlukla hastası ile ilgili yaşadığı güçlükler ile nasıl baş edeceklerini bilememektedirler. Şizofreni hastasının olduğu kadar bakım verenlerinin de bilgi ve destek gereksinimleri vardır ancak bu destek gereksinimi sağlık çalışanları tarafından çoğunlukla çeşitli nedenlerden dolayı verilememektedir. Bu durum "Aileden Aileye Destek Programı" uygulamalarının başlamasına neden olmuştur. Bu derlemede Doktora tezi kapsamında geliştirilen şizofreni hastasına bakım verenlere uygulanan "Aileden Aileye Destek Programı" hazırlık aşaması ve uygulama aşamasında yaşanılan deneyimler paylaşılmaktadır. Schizophrenia is known to adversely affect the daily lives of family as well as the patients. Families often live together with the patients alone in their houses. They are obviously deprived of any kind of support and guidance about how to cope with the challenges they have with the patient at home. The caregivers of schizophrenia patients also require information and support about the course of the illness just like the patients. However, health professionals often fail to cover such needs of support for a variety of reasons, which currently inspired to initiate support programs, including "The Family to Family Support Program". This review presents the results of a doctoral dissertation and aims to share the experiences of devising and implementing "the Family to Family Program", a specially designed program to provide support to the care givers of schizophrenia patients

    3,017

    full texts

    10,837

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    DSpace at Dokuz Eylul University
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇