EKSEN Dokuz Eylül University Journal
Not a member yet
    78 research outputs found

    RE-FUNCTIONING OF INDUSTRIAL HERITAGE SITES: OPPORTUNITIES, CHALLENGES AND CONSIDERATIONS SPECIFIC TO IZMIR NEW CITY CENTER

    Get PDF
    Endüstri Devrimi, kültürel, ekonomik, sosyal ve fiziksel anlamda çağın gördüğü en önemli sıçrayış, kentlerin ve toplumların şekillenmesindeki en önemli adımdır. Bu önemli olayın ve etkilerinin kentlerdeki izlerinin korunabilmesi ve gelecek çağlara aktarılabilmesi, imgelerinin korunması ile mümkündür. Bu bağlamda, koruma bilincinin kazanılması sürecinde kayıplar verilse de akademik bilinç, halkın aidiyet hissi, ulusal ve uluslararası örgüt bağlantıları, yasal sınırlılıklar, ekonomik yapılanmalar ve çağın dönüşümü, bu imgesel anıtları bir kültür simgesi olarak “endüstri mirası” adı altında korumaktadır. Diğer taraftan, değişen dünya düzeni bu anıtların, alanların ve hatta peyzajların yeniden işlevlendirilmesi ile hayat bulmasının önünü açmıştır. Bu çalışma, endüstriyel miras kavramının gelişimini, dünya ve Türkiye’de ne şekilde geçerlilik kazandığını ve yeniden işlevlendirme yönünde nasıl bir yol izlendiğini inceleyerek İzmir Yeni Kent merkezi ve çeperi üzerinden yaşanılan sorun ve potansiyellerin tespiti üzerinde durmaktadır. Alan olarak İzmir Yeni Kent merkezinin seçilmesinin nedenleri, mevcuttaki eski sanayi ve depolama alanlarının üzerinde gelişen yüksek yoğunluklu konut ve ofis yapılarının, koruma altındaki endüstriyel miras yapılarında yarattığı baskıyı tartışabilmek ve liman arkası bölgesindeki kümelenmenin kentin gelişimindeki kültürel, toplumsal ve ekonomik potansiyellerini tespit edebilmektir.“Industrial Revolution” is undoubtedly the most important leap in cultural, economic, social and physical terms and the most important step in shaping of cities and societies. Preserving the traces of this important event and its impacts upon cities as witness for future generations is possible by way of preserving the image of industrial heritage. In this context, despite the failures in process of raising awareness for conservation, the fact that academic consciousness, sense of belonging, national and international institutional links, legal limitations, economic circumstances and the overall means of ongoing transformation ensure these imaginary monuments be preserved as cultural symbols under the title of "industrial heritage". In addition, the changing world aids for redevelopment and refunctioning of these monuments or premises as a whole within their surrounding landscapes. While this study examines the development of industrial heritage, how the concept gained validity in the world and in Turkey, and how it has been re-functionalized, it focuses on identification of problems and potentials experienced in the case of Izmir New City Center and its peripheries. Having chosen the new city center of Izmir as the case, the discussions dwell upon the pressure created by high-density residential and non-residential uses upon the industrial heritage sites to be protected, and aim at examining the cultural, social and economic potentials of the cluster in the rear port area within the overall development of the city center

    ROMAN MAHALLESİNDE KENTSEL YOKSULLUK VE YOKSUNLUK: İZMİR-EGE MAHALLESİ ÖRNEĞİ

    Get PDF
    Bu makale; farklı kültürel bir hayatın yaşandığı ve çoğunluğunu Romanların oluşturduğu İzmir kent merkezinde yer alan Ege Mahallesi sakinlerinin yoksulluk ve yoksunluk durumlarını insan ve vatandaşlık hakları açısından, kültürel, mekânsal ve ekonomik değişkenler ile sorgulamayı amaçlamaktadır. Araştırma yöntemi olarak anket ve gözlem çalışması yapılmıştır. Anketlerden elde edilen veriler insan ve vatandaşlık hakları çerçevesinde en temel haklar olan; yeterli beslenme-giyinme-barınma hakkı, temel kamu hizmetlerine erişim (eğitim, sağlık vb.) hakkı, sosyal, psikolojik ve mekânsal olarak güvenli bir yaşam alanı hakkı, yeterli bir gelire sahip olma hakkı, işsizliğe karşı korunma hakkı, eşit bir vatandaş olarak davranılma ve sahip olduğu etnik kültürel kimliği yaşama hakkı olarak altı başlık altında değerlendirilmiştir. Bu çalışma kapsamında mahallenin yoksulluk sorunlarına ilişkin bir düzey ya da derece belirlemenin ötesinde, yoksulluğun görünen yüzlerinin analizi üzerinden bir kesit sunulmaya çalışılacaktır. Ege mahallesi İzmir kent merkezinin yüksek rant alanlarının bitişiğinde yer alan bir mahalle olarak kentsel dönüşüm projeleri ve tartışmalarına konu olmuştur. Bu nedenle Ege Mahallesi’nde yaşanan yoksulluk ve yoksunluk sorunlarının kentsel dönüşüm süreçleri çerçevesinde ilişkisel olarak da değerlendirilmesi amaçlanmıştır

    GELENEKSEL KONUT MİMARİSİ: TEKİRDAĞ ERTUĞRUL MAHALLESİ İNCELEMESİ

    Get PDF
    Located on the coast of Marmara Sea, Tekirdağ has a high market share due to its railway services and the D 110 Highway. The fact that Tekirdağ Namık Kemal University campus is located at the entrance of the city in the direction of Istanbul has created a positive momentum on the economic and socioeconomic conditions of the city. Being located between Dardanelles and Istanbul straits, it also has a strategic importance as a connection between Asia and Europe. In addition, due to its location as a port city, it has been a home to a diversity of cultures throughout the history.This study focuses on the typology of traditional houses in Tekirdag city, Suleymanpasa County, Ertuğrul neighborhood. It investigates the latest statuses of these gradually-destroyed-houses and dwellings, in addition to their morphological characteristics, plan characteristics, structural elements and materials in terms of facade elements and layouts. Furthermore, the study aims at establishing an archive of the traditional urban fabric through photographing and documenting interiors, facades and important details of these houses. Therefore, this study creates many visual documents to produce knowledge on the traditional urban fabric. The next goal of this study is to contact relevant local authorities to bring restoration practices to the agenda and thus ensure the sustainability of the traditional urban fabric.Marmara Denizi’nin kıyısında yer alan Tekirdağ, sahip olduğu demiryolu ve D 110 Karayolu sayesinde pazar payı yüksek bir kenttir. Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi yerleşkesinin, kentin İstanbul istikametinin girişinde konumlanmış olması, kentin ekonomik ve sosyoekonomik düzeyinde olumlu bir ivme yaratmıştır. Asya ve Avrupa’yı birbirine bağlayan Çanakkale ve İstanbul Boğazları arasında kalmasıyla da stratejik bir öneme sahiptir. Ayrıca, bir liman kenti olarak konumu nedeniyle, tarih boyunca pek çok kültüre ev sahipliği yapmıştır.Bu çalışmada, Tekirdağ kenti, Süleymanpaşa İlçesi, Ertuğrul Mahallesi’nde yer alan geleneksel konutların tipolojisine yer verilmiştir. Giderek yok olan bu konutların son durumları, morfolojik özellikleri, plan özellikleri, yapı elemanları ve malzemeleri, cephe elemanları ve düzenleri bakımından araştırılarak incelenmiştir. Ayrıca, bu tarihi evlerin iç mekanlarının, cephelerinin ve önemli detaylarının fotoğraflarının çekilerek belgelenmesi ile, geleneksel dokuya ait bir arşiv oluşturulması amaçlanmıştır. Böylece, kentin geleneksel dokusunun mimarisi hakkında bilgi üreten bu çalışmada, pek çok görsel belge de oluşturulmaktadır. Çalışmanın bir sonraki hedefi ise ilgili yerel yönetimlerle iletişime geçilerek restorasyon uygulamalarının gündeme getirilmesini ve bu sayede geleneksel dokunun sürdürülebilirliğini sağlamaktır

    EFFECTS OF THE PANDEMI CONDITIONS ON DIMENSON OF THE SPACES: A COMPUTATIONAL EVALUATION THROUGH EDUCATIONAL BUILDINGS

    Get PDF
    Covid-19 salgını Aralık 2019 tarihinden itibaren tüm dünyayı etkisi altına almış, her ülke kendi toplumunda hastalığın yayılmasını engellemek ve enfeksiyon kapmış bireylerin sağlığına kavuşması için birçok önlem uygulamıştır. Toplumun tüm grupları içinde yayılımın engellenmesi için Dünya Sağlık Örgütü ve ilgili bilimsel otoritelerin tavsiyeleriyle mekânlara ait büyüklük, kullanım zamanı, havalandırma ve temizlik başlıkları altında birçok kısıtlama ve düzenleme getirilmiştir. Bunlardan önemli bir tanesi, kişi başına düşen en fazla alan ve kişiler arası en az mesafenin uygulanması olmuştur. Salgın koşullarından önce çok sayıda kriter ve değerlendirmeye göre belirlenen binalara ait gereksinimler ve alan büyüklükleri, hava yolu ile bulaşan Covid-19 enfeksiyonunu engellemek için yeterli olmamıştır. Tüm yapı mekânlarının kalıcı bir şekilde bu büyüklüklere sahip olmasının, ekonomi, arazi büyüklükleri ve ölçü değişimleri gibi birçok olumsuz etkisi olacağı ve salgınların kalıcı olmayacağı kabulü ile hareket edilmesi, gerçekçi bir yaklaşımdır. Bununla birlikte, önerilen mekân kriterlerinin mekân büyüklüklerine etkisi hesaplanmamış ve değişimler değerlendirilmemiştir. Bu çalışmada, yüz yüze etkileşime devam etmesi çok önemli olan k12 eğitim kurumlarının mekânları üzerinden ihtiyaç programı değerlendirilmesi yapılmıştır. Bunun için örnek küme olarak, Türkiye Millî Eğitim Bakanlığı’nın öneri okul ihtiyaç programı bileşenleri mekân ilişkileri üzerinden incelenmiş, sayısal bağıntılar ile sınıflandırılmış ve okul türlerine göre mekân büyüklükleri yeniden hesaplanmıştır. Bu şekilde kurulan hesaplama sistemiyle, eğitim yapılarına ait ihtiyaç programlarının salgının getirdiği koşullarla nasıl şekillendiği ortaya çıkarılmıştır. Alan ilişkisi sorgusu üzerinden üretilen metoda eklenebilecek diğer alan kriterleri ile ihtiyaç programlarını oluşturan birimler yeniden hesaplanarak, eğitim yapılarının ihtiyaç programları olası bir salgın için uygun hale gelebilir. Çalışmada sunulan değerlendirme ve hesaplama sistemi, eğitim yapılarının mekân büyüklüklerini tanımlamak için önemli bir katkı sunmaktadır.The Covid-19 pandemic has affected the entire world since December 2019, and every country has implemented various measures to prevent the spread of the disease within its own society and to help infected individuals recover. To prevent the spread within all segments of society, many restrictions and regulations have been imposed on spaces based on the recommendations of the World Health Organization and relevant scientific authorities, such as size, usage time, ventilation, and cleaning. One important measure has been the implementation of a maximum area per person and minimum distance between individuals. However, the requirements and space sizes determined by numerous criteria and evaluations before the pandemic were not sufficient to prevent Covid-19 infections transmitted through the air. It is a realistic approach to assume that all building spaces cannot permanently conform to these sizes due to their many negative impacts such as economic and land size changes, and the fact that pandemics will not be permanent. Nevertheless, the effect of the proposed space criteria on sizes of space has not been calculated and changes have not been evaluated. In this study, an assessment of the needs program was conducted through the spaces of k12 educational institutions, which require continuous face-to-face interaction. For this purpose, the components of the proposed school needs program of the Turkish Ministry of National Education were examined through space relationships, classified using numerical correlations, and sizes of space were recalculated according to school types. With the calculation system established in this way, it was revealed how the needs programs of educational structures were shaped by the conditions brought about by the pandemic. By recalculating the units that make up the requirement programs with additional space criteria that can be added to the area relationship inquiry method, educational buildings\u27 requirement programs can become suitable for a possible outbreak. The evaluation and calculation system presented in the study provides an important contribution to defining the sizes of the spaces of educational buildings

    DÜNYADA VE TÜRKİYE’DE KULLANILAN GEÇİCİ AFET KONUTLARININ KARŞILAŞTIRMALI ANALİZİ VE MODEL ÖNERİSİ

    Get PDF
    Natural disasters have been affecting societies in many different ways for many years. Especially in recent years, climate change and the unconscious increase in the consumption of natural resources have caused natural disasters to become more intense and frequent. The loss of homes and living spaces, which make people feel safe from natural disasters, not only increases the impact of the negative effects they experience but also prolongs the time it takes for them to return to their normal lives after a natural disaster. In this context, the design and implementation of temporary shelters used after natural disasters and the temporary shelter areas are important. In this context, the design and implementation of temporary shelter areas used after natural disasters, as well as temporary shelter units located in these areas, are important. Temporary shelter units are basic housing structures that meet the physical and psychological needs of disaster victims until permanent housing is established after a natural disaster. In the study, the standard tent, container, paper tube temporary unit, polyurethane igloo, and temporary trailer structures, which are the first units used after natural disasters, were analyzed under the headings of structure, performance, and usage characteristics by reviewing the literature and analyzing the units used after natural disasters. As a result of the evaluation of the analyses, a new temporary disaster housing model proposal was introduced for the Eastern Black Sea Region, which was selected as the sample area. The aim of the study is to develop the design and sustainability potentials of temporary shelter units used after disasters and to provide a basis for the studies on temporary shelter structures.Doğal afetler, uzun yıllardır toplumları pek çok farklı yönde etkilemektedir. Özellikle son yıllarda yaşanan iklim değişiklikleri ve doğal kaynakların tüketiminin bilinçsizce artması, beraberinde doğal afetlerin şiddetlenmesi ve daha sık meydana gelmesine neden olmuştur. İnsanların doğal afetler nedeniyle kendilerini güvende hissettikleri evlerini ve yaşam alanlarını kaybetmesi, hem yaşadıkları olumsuzlukların etkisini artırmakta hem de doğal afet sonrasında normal yaşamlarına dönme süresini uzatmaktadır. Bu kapsamda, doğal afetlerden sonra kullanılan geçici barınma alanları ve bu alanlara konumlandırılan geçici barınma birimlerinin tasarımı ve uygulaması önemli olmaktadır. Geçici barınma birimleri, doğal afetlerden sonra kalıcı konutlar kurulana kadar geçen süre boyunca hizmet veren, afetzedelerin fiziksel ve psikolojik ihtiyaçlarını karşılayabilen temel konut yapılarıdır. Çalışmada, literatüre geçmiş ve doğal afetler meydana geldikten sonraki aşamada ilk olarak kullanılan birimler arasında sayılan standart çadır, konteyner, kâğıt tüp geçici birim, poliüretan iglo ve geçici römork yapıları, strüktür, performans ve kullanım özellikleri başlıklarında analiz edilmiştir. Analizlerin değerlendirilmesi sonucunda, örneklem alanı olarak seçilen Doğu Karadeniz Bölgesi’nde doğal afetlerden sonra kullanılmak üzere yeni bir geçici afet konutu model önerisi getirilmiştir. Yapılan çalışma ile afetlerden sonra kullanılan geçici barınma birimlerinin tasarım ve sürdürülebilirlik potansiyellerinin geliştirilmesi ve geçici barınma yapılarına yönelik yapılacak çalışmalara temel oluşturması hedeflenmektedir

    Başyazı

    No full text

    YÜKSEK YAPILARDA RÜZGAR TÜRBİNLERİNİN KULLANIMININ İNCELENMESİ

    Get PDF
    The increasing energy demand in the world and the use of non-renewable energy resources to meet this have led to the emergence of many environmental problems. Today, the use of wind energy is becoming one of the most effective areas of alternative energy. In particular, applications for the use of wind energy, which is one of the most economical renewable energy sources with a very low carbon dioxide emission rate, have also gained importance. It is seen that wind turbines are used as a popular design element in tall buildings as well. In the study, it is aimed to examine the examples of tall buildings that have been completed and/or remained as a proposal during the design phase, in which wind turbines were used in their design, and to evaluate the use of wind energy. In the study, it is also aimed to reveal the potentials and disadvantageous points of wind turbine applications. Within the scope of the study, Bahrain World Trade Center, Pearl River Tower, Strata SE1 Tower, The Lighthouse Tower, Anara Tower, COR Tower, Clean Technology Tower, Burj al-Taqa Tower, which were built with a wind turbine and/or remained in the design stage as a proposal project, were examined. Examples of tall buildings; The position of the wind turbines on the building, the energy rate it provides, its relationship with the building form and architectural features were evaluated with certain criteria. It has been determined that the use of wind turbines in high-rise buildings plays an important role in determining the building form. As a result of the study, it is seen that the use of wind turbines in high-rise buildings cannot provide the desired energy efficiency in today\u27s conditions and they are not preferred because of the high initial investment costs. However, it is thought that these applications still have great potential, especially in high-rise buildings, for the future of our planet.Dünya üzerinde artan enerji talebi ve bunun karşılanması için yenilenmeyen enerji kaynaklarının kullanılması beraberinde birçok çevresel sorunun ortaya çıkmasına neden olmuştur. Günümüzde ise rüzgâr enerjisinin kullanılması, alternatif enerjinin en etkin alanlarından biri haline gelmektedir. Özellikle karbondioksit emisyon oranı çok düşük ve en ekonomik yenilenebilir enerji kaynaklarından olan rüzgâr enerjisinin yapılarda kullanımına yönelik uygulamalar da giderek önem kazanmıştır. Yüksek yapılarda da popüler bir tasarım öğesi olarak rüzgâr türbinlerinin kullanıldığı görülmektedir. Çalışmada; tamamlanmış ve/veya tasarım aşamasında öneri olarak kalmış, tasarımında rüzgâr türbini kullanılmış yüksek yapı örneklerinin incelenmesi ve rüzgâr enerjisi kullanımının değerlendirilmesi amaçlanmaktadır. Çalışmada ayrıca rüzgâr türbini uygulamalarının potansiyelleri ve dezavantajlı noktalarının ortaya konulması da amaçlanmaktadır. Çalışma kapsamında rüzgâr türbini ile yapılmış ve/veya öneri proje olarak tasarım aşamasında kalmış Bahreyn Dünya Ticaret Merkezi, Pearl River Kulesi, Strata SE1 Kulesi, The Lighthouse Kulesi, Anara Kulesi, COR Kulesi, Clean Technology Kulesi Burj al-Taqa Kulesi incelenmiştir. Yüksek yapı örnekleri; rüzgâr türbinlerinin bina üzerindeki konumu, sağladığı enerji oranı, bina formu ile ilişkisi ve mimari özellikleri gibi belirlenen kriterler ile değerlendirilmiştir. Yüksek yapılarda rüzgâr türbini kullanılmasının bina formunun belirlenmesi üzerinde önemli rol oynadığı tespit edilmiştir. Çalışmanın sonucunda, yüksek yapılarda rüzgâr türbinlerinin kullanılmasının istenilen enerji verimliliğini günümüz koşullarında sağlayamadığı ve ilk yatırım maliyetlerinin de yüksek olmasından dolayı çok tercih edilmedikleri görülmektedir. Ancak gezegenimizin geleceği açısından özellikle yüksek yapılarda bu uygulamaların hala büyük bir potansiyel oluşturdukları düşünülmektedir

    THE VERNACULAR HOUSING ARCHITECTURE OF NARHİSAR-MİLAS

    Get PDF
    Yere özgü yaşam kültürü, tarım odaklı üretim gelenekleri ve yer-toplum ilişkileri doğrultusunda biçimlenen kırsal yerleşimlerin en önemli bileşenlerinden biri yerel mimaridir. Topografyaya ve iklime uyumu, yerel kaynakların akılcı kullanımı ve yer-toplum ilişkilerinin yansıması olarak biçimlenen yerel mimari, kullanıcılarının kültürel ve mekansal geleneklerinin ürünüdür. Sahip oldukları kültürel anlam ve değerler nedeniyle yerel mimari ve içinde konumlandıkları kırsal yerleşimler, korunması gerekli miras alanlarıdır. Ancak bu miras alanları kırsal yaşam döngüsündeki değişimler nedeniyle risk altındadır. Yerel mimarinin öznel karakterini öncelik alan bir yaklaşımla korunması için gereken ilk adım, onları üreten mekan geleneğinin, yerel yapım kültürünün ve mimari karakterinin detaylı biçimde anlaşılması ve belgelenmesidir. Bu çerçevede kurgulanan çalışmada Narhisar yerel konutlarının mimari karakterinin tanımlanması hedeflenmiş, bu konutların yapım sistemi, mekan ve cephe kurgusu, karakteristik elemanları belirlenmiştir. Öte yandan, bu konutların içinde bulundukları kültürel bağlamın anlaşılabilmesi için yerleşimin kırsal karakteri, konutların koruma sorunları, yer-toplum ilişkileri ve bu ilişkilerdeki çözülme kısaca tanımlanmıştır. Elde edilen bulgular, Narhisar yerel konut dokusunun fiziksel, toplumsal ve ekonomik yaşamının sağlıklaştırılmasını öncelik alacak koruma müdahaleleri için veri sunmaktadır.Vernacular architecture is one of the main components of rural settlements, which are shaped in line with the local life routines, agriculture-oriented production traditions, and place-society relations. The harmony with the topography and climate, the wiser use of local sources, and the cultural and spatial traditions of the local users all contribute to the formation of vernacular architecture. Regarding their cultural meaning and values, the vernacular architecture and the rural settlements in which they are located are heritage places to be preserved. However, these heritage places are at risk due to changes in their rural life cycles. And the first step of preserving the vernacular architecture by prioritizing its unique character is a detailed understanding and documentation of its spatial traditions, local construction culture and architectural character.In this framework, this paper aims to define the architectural character of vernacular houses of Narhisar while determining the construction system, spatial organization, facade organization, and characteristic elements of these houses. Besides, in order to understand the cultural context of these houses, the rural character of the settlement, preservation problems of the houses, place-society relations and their disintegration are briefly defined. The findings offer a data base that can be evaluated by preservation implementations that prioritize the consolidation of physical, social, and economic life in the vernacular housing district of Narhisar

    ARKEOLOJİK MİRAS ALANLARINDA KORUMA, YORUMLAMA VE SUNUM MÜDAHALELERİNİN GELİŞİMİ

    No full text
    Kültürel miras alanlarının önemli bir bölümünü oluşturan arkeolojik alanlar sahip oldukları farklı nitelikleri, potansiyelleri ve barındırdıkları sorunlar ile oldukça geniş bir perspektifte ele alınması gereken kültür varlıklarıdır. Diğer kültürel miras öğelerine göre çok daha kolay ve hızlı yok olabilen arkeolojik varlıkların belgelenerek korunmaları gerekmektedir. Arkeolojik mirasın korunmasının yanında alanın bilgisinin topluma doğru biçimde aktarılması ve bu bağlamda sunum yöntemlerinin geliştirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Arkeolojik mirasın anlamının ve kapsamının genişlemesine paralel olarak koruma ve sergileme yaklaşımları da değişim göstermiştir. Erken dönemde yalnızca buluntuların kazı çalışmalarıyla açığa çıkarılmaları ve muhafaza edilmeleri biçimindeki koruma yaklaşımının günümüzde yerini; arkeolojik varlığın anlamını ve bilgisini topluma sunmayı temel alan koruma yaklaşımlarına bıraktığı görülmektedir. Arkeolojik mirasın korunarak, topluma sunulması UNESCO, ICOMOS ve Avrupa Konseyi gibi uluslararası kuruluşların tüzüklerinde de önemle vurgulanan konulardan biridir. Arkeolojik miras koruma ve sunum yaklaşımlarının günümüzde geldiği noktayı, arkeolojik miras, koruma ve toplum ilişkisinin tarihsel süreç içerisinde yaşadığı dönüşümü anlamak ve bu sürece ait basamakları ortaya koymak bu çalışmanın odağını oluşturmaktadır. Bu kapsamda; Dünya’da ve Türkiye’de öne çıkan koruma ve sunum yaklaşımları; örnekler ve buna paralel olarak yasal sürecin gelişimi üzerinden aktarılmaya çalışılmıştır

    İklim Değişikliği Nedeniyle Aşırı Yağışlardan Kaynaklanan Sellere Karşı Türkiye Kentlerinin Kırılganlık Düzeylerinin Belirlenmesi

    No full text
    İklim değişikliği, beraberinde ekolojik, biyolojik ve toplumsal sistemleri zarar uğratan pek çok felakete yol açan küresel bir sorundur. Aşırı yağışlar, iklim değişikliğine bağlı ortaya çıkan önemli tehditlerden biridir. Aşırı yağışlar can ve mal kaybıyla sonuçlanabilen sel felaketlerine yol açarak kentleri ve kentlerde yaşayanları etkilemektedir. Küresel iklim değişikliği sorunu tüm dünyayı olduğu gibi Türkiye’yi de etkilemekte, ülkemiz kentleri de aşırı yağışlara bağlı meydana gelen sellere sıkça maruz kalmaktadır. Nüfusun çoğunluğuna ev sahipliği yapan kentler, iklim değişikliğine bağlı ortaya çıkan meteorolojik afetlere karşı oldukça kırılgandır. Kentlerin kırılganlık düzeylerini tespit etmek, iklim değişikliğine uyum politikalarını üretebilmek için bir ön çalışma olarak önem kazanmaktadır. Bu makalede, Türkiye’deki 81 il merkezinin aşırı yağışlardan kaynaklanan sel tehdidine karşı kırılganlık düzeylerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla, gösterge temelli kırılganlık analizi yapılmıştır. Fiziksel, mekansal ve sosyal göstergelerden yararlanılarak yapılan analiz sonucunda, ülkemizdeki merkez kentlerden %24’ünün birinci ve ikinci düzey olmak üzere en yüksek kırılganlık düzeylerinde, %23’ünün ise en düşük kırılganlık düzeyinde olduğu saptanmıştır. Sonuçlar, ülke genelinde kıyı ve doğu bölgelerinin aşırı yağışlara karşı iç kesimlere kıyasla daha kırılgan olduğunu ortaya koymuştur

    55

    full texts

    78

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    EKSEN Dokuz Eylül University Journal
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇