EKSEN Dokuz Eylül University Journal
Not a member yet
    78 research outputs found

    KÜLTÜREL MEKAN YARATIM ARACI OLARAK PARAMETRİK TASARIM: LİZBON SANAT, MİMARLIK VE TEKNOLOJİ MÜZESİ ÖRNEĞİ

    Get PDF
    The aim of this study is to examine the opportunities provided by parametric design in the reformation of cultures through architecture, in both formal and semantic aspects, within the scope of semiotics and architecture. Additionally, it explores how the functionalist relationship between culture and architecture, both serving as means of communication, can be reestablished in a contemporary context through parametric design. In this context, the Museum of Art, Architecture and Technology (MAAT) in Lisbon, Portugal, is examined as a case study that reinterprets the changing art and architectural culture influenced by economy and technology through parametric design. In the selection of the structure, several factors played a significant role, including its ability to complement the cultural fabric of its historical surroundings, the capacity to encapsulate various cultural layers of the society it represents in the context of the past and future, and its ability to present them in a contemporary manner. To analyze the architecture, culture, and meaning relationships represented by the case study and understand their connection to parametric design, various approaches of semiotics, a method for decoding culture and symbolized meanings, were employed. The museum was considered as an architectural sign, and the qualities of cultural communication were analyzed through form, meaning, structure, material, and their relationships with culture. The study follows a descriptive scanning method, employing Umberto Eco\u27s approach to meaning and functional analyses of Roman Jakobson\u27s communication model. The building and its architectural components, the cultural symbols they represent, and the meanings they convey were analyzed using this method. In the conclusion of the study, it analyzes how architecture – culture, architecture – meaning, and culture – architectural material relationships are redefined using parametric design through this building. The contribution of this study lies in its potential to redefine the relationship between architecture and culture through parametric design approach.Bu çalışmanın amacı, toplumların kültürlerini mimarlık aracılığı ile yeniden oluşturmalarında parametrik tasarım anlayışının sağladığı olanakları, göstergebilim ve mimarlık ilişkisi kapsamında biçimsel ve anlamsal olarak incelemektir. Bununla beraber, birer iletişim aracı olan kültür ve mimarlığın işlevselci mimarlıkla bozulmuş ilişkilerinin parametrik tasarım aracılığı ile çağdaş biçimde nasıl yeniden kurulabileceği irdelenmektedir. Bu bağlamda, ekonomi ve teknolojinin etkisiyle değişen sanat ve mimarlık kültürünü parametrik tasarım aracılığı ile yeniden ele alan Portekiz’deki Lizbon Sanat, Mimarlık ve Teknoloji Müzesi (MAAT) incelenmiştir. Yapının seçiminde, içinde bulunduğu tarihi çevrenin kültürel dokusunu tamamlayıcı niteliğe sahip olması, bünyesinde temsil ettiği toplumun farklı kültür katmanlarını geçmiş ve gelecek bağlamında barındırması ve bunları çağdaş bir şekilde sunması, önemli rol oynamıştır. Çalışmada seçilen müzenin temsil ettiği mimarlık, kültür ve anlam ilişkilerini analiz edebilmek ve bu ilişkilerin parametrik tasarımla bağlantısını anlayabilmek için, kültürü ve sembolize ettiği anlamları çözümleme yöntemi olan göstergebilimin farklı yaklaşımları kullanılmıştır. Müze, mimari bir gösterge olarak ele alınmış ve kültürel iletişimin nitelikleri; biçim, anlam, strüktür, malzeme ve bunların kültürle ilişkileri üzerinden analiz edilmiştir. Çalışmada, betimsel tarama yöntemi izlenmiş olup Umberto Eco’nun anlam yaklaşımı ve Roman Jakobson’un iletişim modelinin işlevsel analizleri kullanılmıştır. Yapı ve mimari bileşenleri, temsil ettikleri kültürel semboller ve anlamları, söz konusu yöntem ile ele alınarak analiz edilmiştir. Çalışmanın sonuç bölümünde, bu kültür yapısı üzerinden, parametrik tasarım kullanılarak mimari – kültür, mimari – anlam ve kültür – mimari malzeme ilişkilerinin yeniden nasıl üretildiği analiz edilmiştir. Çalışmanın özgünlüğü, parametrik tasarım anlayışının mimarlık ve kültür ilişkisini yeniden kurgulama potansiyelini ortaya koymasıdır

    Editoryal

    Get PDF
    Since the publication of the December issue of the EKSEN JFA, critical agendas both in the country and in the world have shown that as professionals and academics in the field of urban planning and architecture, we have a lot to say and a lot of responsibility to take. As a preliminary matter, we would like to extend our heartfelt condolences and wishes for a speedy recovery to those who have suffered losses of life, loved ones, and residences as a result of the earthquakes that occurred on February 6, 2023. The losses we have experienced due to the earthquake have necessitated a re-evaluation of our professions, particularly in regard to the application and inspection procedures. Nevertheless, epidemic conditions, the effects of which we have not yet been able to eliminate, climate change, where seasonal norms are lost and whose effects are increasingly catastrophic, social, and spatial problems, migration, and urban transformation processes that develop along with it continue to be other important agenda items. This issue also overlaps with similar agendas and also presents research in areas such as transportation, infrastructure, housing, preservation, and building materials. This issue includes eight research articles and three review articles. This issue of EKSEN JFA is indexed by several international indexes. We have also submitted the journal for evaluation by the TRDizin index and eagerly await the results. Our goal is to achieve recognition from international field indexes for our future issues and we strongly encourage submissions, especially in English. Finally, as Co-Editors, we would like to thank our technical editorial team, journal boards, referees, and authors who contributed to the publication of this issue. We hope you a pleasant read.EKSEN MFD’nin Aralık sayısının yayınlanmasından bu yana hem ülke hem de dünyadaki kritik gündemler, şehir planlama ve mimarlık alanında profesyoneller ve akademisyenler olarak söyleyecek çok sözümüz ve alacak çok sorumluluğumuz olduğunu göstermiştir. Öncelikle, 6 Şubat 2023 tarihi itibariyle meydana gelen depremler sırasında hayatlarını, yakınlarını ve evlerini kaybedenlere ve zarar gören herkese baş sağlığı ve geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz. Deprem nedeniyle yaşadığımız kayıplar meslek alanlarımızın özellikle uygulama ve denetim sürecinin yeniden sorgulanmasını gerektirmektedir. Bununla birlikte etkilerini henüz yok edemediğimiz salgın koşulları, mevsim normallerinin yitirildiği ve gittikçe etkileri afetleşen iklim değişikliği, sosyal ve mekansal sorunları ile göç ve beraberinde gelişen kentsel dönüşüm süreçleri diğer önemli gündem maddeleri olmayı sürdürmektedir. Bu sayımız da benzer gündemlere değinmekte ve aynı zamanda ulaşım, altyapı, konut, koruma ve yapı malzemeleri gibi alanlarda da araştırmalar sunmaktadır. Bu sayı, sekiz araştırma makalesine ve üç derleme makaleye yer vermektedir. Dergimizin bu sayısı çeşitli uluslararası dizinler tarafından taranmaktadır. Ayrıca TRDizin başvurusu yapılmış ve değerlendirme sonucu beklenmektedir. Gelecek sayılarımız için uluslararası alan indekslerini hedeflemekteyiz ve özellikle İngilizce makalelere çağrımızı yenilemekteyiz. Son olarak, Eş-Editörler olarak bu sayının yayınlanmasında emeği geçen teknik yayın ekibimize, dergi kurullarımıza, hakemlerimize ve yazarlara teşekkür ederiz. Keyifli okumalar dileriz

    Examination of Advanced Glass Materials Used Passively in Sun Control

    Get PDF
    Malzeme ve mimarlık arasında doğrudan bir ilişki bulunmaktadır. Modern mimarlıkta binaların neredeyse tüm cephelerinde cam cephe görmek mümkün olmuştur. Teknolojinin ilerlemesiyle birlikte cephedeki pencerenin yüzey alanı arttıkça, güneş kontrolünde sorunların oluşma olasılığı artmıştır. Böylelikle cam malzemeden beklenilen işlevler de artmıştır. Bilinen en eski malzemelerden olan cam bu süreçte gelişim sürecine girmiştir. Pencere işlevinin yanı sıra cephenin tamamını taşıyabilen bir yapı malzemesi haline gelmiştir. Günümüzde klasik bir camdan beklenen bir performanstan çok daha fazlasına sahip olan gelişmiş camın, ısı kaybı, dayanıklılık, güneş enerjisi, gürültü gibi pek çok alanda kontrolü sağlayan özellikleri bulunmaktadır. Bu çalışmada gelişmiş camın güneş kontrolü üzerinde binalarda sağladığı termal ve görsel konfor koşulları incelenecektir. Çalışmanın amacı basit cam yerine ısı, ışık ve radyasyon kriterlerine göre tercih edilen pasif güneş enerjisine dayalı gelişmiş/geliştirilmiş cam malzeme kullanımıyla güneş kontrolünün araştırılmasıdır. Çalışmada pasif sistem olarak çalışan çift cam, yalıtımlı cam, renkli cam, aynalı cam, termokromik cam, fotokromik cam, reflektif kaplamalı cam, dikroik kaplamalı cam, seramik emaye kaplamalı cam ve açısal seçici kaplamalı cam türleri ele alınarak incelenmiştir. Bunun için her bir özelleşmiş cam türü tanımlanarak, kullanım alanları belirlenmiş, avantajlı ve dezavantajlı oldukları ortam ve durumlar irdelenmiştir. Tercih edilen cam türleri ile geniş açıklıkları olan yapılarda bile istenen ısı ve/veya ışık kontrollerini yapmanın mümkün olabileceği çalışma sonucu elde edilmiştir.There is a relation between architecture and construction materials. In modern architecture, it has become possible to see glass facades on almost all facades of buildings. As the surface area of the window on the facade increases with the advancing technology, the possibility of problems with solar control increases. Thus, the functions expected from glass materials have increased. Glass, one of the oldest known materials, entered the development process during this period. In addition to its window function, it has become a building material that can support the entire facade. Advanced glass, which has much more performance than expected from classical glass nowadays, has features that provide control in many areas, such as heat loss, durability, solar energy, and noise. In this study, the thermal and visual comfort conditions that advanced glass provides in buildings on solar control will be examined. The aim of the study is to investigate solar control by using advanced glass materials based on passive solar energy, which are preferred according to heat, light, and radiation criteria, instead of simple glass. In the study, types of double glass, insulated glass, colored glass, mirrored glass, thermochromic glass, photochromic glass, reflective coated glass, dichroic coated glass, ceramic enamel coated glass, and angular selective coated glass operating as passive systems were discussed. For this purpose, each specialized glass type has been defined, its usage areas have been determined, and the environments and situations in which it has advantages and disadvantages have been examined. The study concluded that it is possible to achieve the desired heat and/or light controls even in buildings with wide openings with preferred glass types

    A Collective Approach to Production of the Modern: The Case of Antalya Yalı Apartment

    Get PDF
    Cumhuriyet döneminin ekonomik gelişim politikalarında önemli bir yere sahip olan konut kooperatiflerinin Türkiye’deki ilk örneği Ankara’da 1934 yılında kurulan Bahçelievler Yapı Kooperatifidir. Kooperatifleşme kısa sürede başkentten tüm ülkeye yayılarak toplu konut üretimi için yaygın bir pratik haline dönüşmüştür. Türkiye’de modernleşme hareketi kapsamında benimsenen korporatist toplum ideali doğrultusunda kurgulanan kooperatifler toplumsal dayanışmanın sağlanmasını amaç edinmiştir. Antalya’nın ilk apartmanı, Yalı Apartmanı(Kırk Daireler)’ da 1957\u27de DSİ çalışanlarına konut imkânı sağlamak için kurulan Sucular Yapı Kooperatifi tarafından inşa edilmiştir. Kırk bağımsız birimden oluşan apartman yapısı, pilotiler üzerinde yükselen, boşaltılan giriş kotunda ve teras çatıda ortak kullanım alanları olan, serbest plan ve serbest cephe etkisinin görüldüğü modernist yaklaşımının yanı sıra bulunduğu coğrafyanın iklimsel verilerini de dikkate alan mekânsal özelliklere sahiptir. Yapının mimari dili, 2.Dünya Savaşı sonrasında hem dünyanın hem de Türkiye’nin mimarlık ortamında etkileri hissedilen, modernist mimar Le Corbusier’in Unite d’Habitation projesindeki tasarım yaklaşımı ile benzerlik göstermektedir. Temel tasarım ilkeleri ve mekânsal organizasyonu incelendiğinde, Yalı Apartmanı bu yaklaşımın küçük ölçekli, yerel bir yorumu niteliğindedir. Bu çalışmanın amacı kentsel dönüşüm projesiyle yıkımı gündemde olan yapının, kolektif bir üretim biçimi olarak kooperatifçilik yönteminin benimsendiği, mimari tasarım ve inşa süreçlerini belgelemek, sahip olduğu dönem özelliklerini ve kentte yarattığı etkileri tartışarak, Türkiye modern mimarlığı içindeki konumuna dikkat çekmektir.The first example of housing cooperatives, which hold a significant place in the economic development policies of the Republican Turkey, was the Bahçelievler Cooperative in Ankara in 1934. Cooperatives spread from the capital to the country, becoming a common practice for mass housing. Cooperatives, aligned with the corporatist society ideal adopted within the context of the modernization movement, aimed to foster social solidarity. Antalya\u27s first apartment building, Yalı Apartment (Kırk Daireler), was built in 1957 by Sucular Building Cooperative, established to provide housing opportunities for employees of DSI. The building embodies a modernist approach characterized by open plan, free facade, and considers the geographical data. Comprising forty units, the structure stands on pilotis, featuring shared spaces at the entrance and terrace levels. The architectural language of the structure bears resemblance to the approach of Le Corbusier\u27s Unité d\u27Habitation, which has influences on the global as well as Turkey’s architectural milieu after the World War II. Upon analysing its design principles and spatial organization, Yalı Apartment is a local interpretation of this approach on a small scale. By compiling archival information, conducting interviews, and examining the architectural approach, this research aims to investigate the noteworthy features of the building. The primary objective of this study is the documentation of Yalı Apartment with its architectural characteristics and collective production process. Additionally, the study draws attention to the place of the apartment, currently under the threat of demolition due to an urban renewal project, within the urban memory by highlighting its historical and contextual significance

    EVALUATION OF LEED CERTIFIED OFFICE BUILDINGS IN TÜRKİYE IN THE CONTEXT OF SUSTAINABLE MATERIAL AND RESOURCE USE

    No full text
    Endüstri devriminin sınırlı doğal kaynakların sınırsız kullanımına yol açması, kutup bölgelerindeki eriyen buzullar, ozon tabakasının incelmesi, suların kirlenmesi, küresel ısınma gibi önemli olumsuz sonuçları olan çevresel olaylar, sanayi ve kimyasal etkinliklerle daha da kötüleşmektedir. Bu nedenle, söz konusu insan ve çevre sağlığına ilişkin sorunlara çözüm olabilecek yaklaşımlar geliştirilmeye çalışılmaktadır. Enerji tasarrufu sağlayan, çevreye zararı olmayan ve geri dönüştürülebilir malzemelerin üretimi ön plana çıkmıştır. Son yıllarda bu sorunların en etkili çözümü olarak anılan sürdürülebilirlik, yeryüzünün kaynakları hızla tükenirken, mevcut kaynaklara sadece bugünün değil, bizden sonraki kuşakların da yaşamlarını devam ettirebilmeleri için gereksinim duyacağının unutulmamasını gerektiren bir yaklaşımlar bütünü olarak tanımlanmaktadır. Sürdürülebilir kalkınma ilkeleri, yapı üretim sürecine uygulanması çevresel etkileri, atık üretimini ve kaynak tüketimini azaltmayı desteklemektedir. Yapılı çevre, doğal kaynakları en çok tüketen etkenlerden biri olduğu için, binalardan kaynaklanan olumsuz etkilerin en alt düzeye indirilmesine yönelik çabalar da devam etmektedir. Bu amaçla, yeşil bina belgelendirme sistemleri oluşturularak, projelerin tasarım aşamasından başlayarak bu doğrultuda geliştirilmesinin desteklenmesi amaçlanmaktadır. Bu çalışmada, örnek olay yöntemi kullanılarak, dünyada yeşil bina derecelendirme sistemleri içinde yaygın olanlarından biri olan, LEED belgesine sahip Türkiye’deki yirmi büro binası projesi incelenerek, sürdürülebilir malzeme ve yapı elemanı kullanım düzeylerinin ölçülmesi amaçlanmaktadır. Araştırma kapsamında, LEED belgelendirme sisteminin ‘Malzeme ve Kaynaklar’ başlığı altındaki sekiz ölçütten alınan puanlardan yararlanılmıştır. Elde edilen verilere göre, yüksek düzeyde LEED belgesi almış projelerde bile sürdürülebilir malzeme ve yapı elemanı kullanımının yetersiz düzeyde kaldığı belirlenmiştir.The limited natural resources resulting from the Industrial Revolution\u27s unlimited use have led to environmental events such as melting polar ice caps, thinning of the ozone layer, water pollution, and global warming, which have significant negative consequences. Therefore, approaches that could be a solution to the problems related to human and environmental health are being developed. The production of energy-saving, environmentally friendly, and recyclable materials has come to the fore. In recent years, sustainability, which is referred to as the most effective solution to these problems, is defined as a set of approaches that require the need to continue the lives of not only today but also future generations on existing resources while the earth\u27s resources are rapidly depleting. Sustainable development principles support reducing the environmental impacts, waste production, and resource consumption during the construction production process. As the built environment is one of the most consuming factors of natural resources, efforts continue to minimize the negative effects of buildings. For this purpose, green building certification systems are established, and it is aimed to support the development of projects in this direction starting from the design phase. In this study, using the case study method, the sustainable material and building element usage levels are aimed to be measured by examining twenty office building projects in Türkiye that have the LEED certification, which is one of the widespread green building rating systems worldwide. Within the scope of the research, the scores obtained from eight criteria under the "Materials and Resources" title of the LEED certification system were used. According to the results obtained, it has been determined that even in projects with a high level of LEED certification, the use of sustainable materials and building elements remains inadequate

    KENTSEL MEKÂN DÜZENLERİNİN PASİF HAVALANDIRMA ve GÜNEŞLENME KRİTERLERİ ÜZERİNDEN SORGULANMASI

    Get PDF
    Urban areas play an active role in climate change due to intense human activities and building conditions. Urban heat island effect increases especially in urban fabric unsuitable for local climatic conditions. This issue causes global warming and deterioration of ecological balances, while making urban life unhealthy for society and individuals. Yet it is frequently discussed in the academic field that such negative situations can be reduced by making spatial arrangements in accordance with passive design principles in urban space. Passive design principles based on passive lighting-heating and ventilation-cooling principles can be obtained by making spatial arrangements suitable for local climatic conditions. This study makes an inquiry over solar and wind parameters related to their compliance with passive ventilation and insolation based on objective measurement methods in a built-up area. The study carries out solar and wind analyses using computer aided software in areas with different morphological characteristics in Karşıyaka District of Izmir Province. The insolation and ventilation data obtained by these analyses were discussed over the criteria of building block form, orientation, occupancy-space ratio throughout the neighbourhood, building height, and distance between buildings. The results of the study show that there are some problematic situations in meeting the passive design criteria when the block forms, the distances between the buildings, the occupancy-space ratios in the areas differ. The study makes an important contribution to the literature related to the discipline of spatial order in terms of determining the compatibility of existing urban texture\u27s construction pattern with local climatic variables.Kentsel alanlar, yoğun insan faaliyetleri ve yapılaşma koşulları nedeniyle iklim değişikliğinde etken bir rol oynamaktadır. Özellikle yerel iklimsel koşullara uygun olmayan kentsel dokularda kentsel ısı adası etkisi artmakta ve bu durum küresel ısınmaya, ekolojik dengelerin bozulmasına neden olmakta ve toplum ve birey için kentsel yaşantıyı sağlıksız bir duruma getirmektedir. Ancak kentsel mekânda pasif tasarım ilkelerine uygun mekânsal düzenlemeler yapılarak bu tür olumsuz durumların azaltılabileceği akademik alanda sıklıkla tartışılmaktadır. Pasif aydınlanma-ısınma ve havalandırma-serinleme esaslarına dayalı olan pasif tasarım ilkeleri, yerel iklimsel koşullara uygun mekânsal düzenler kurgulanarak sağlanabilecektir. Bu kabulden yola çıkılarak hazırlanan bu çalışmada, yapılaşmış bir alanda güneş ve rüzgâr parametreleri üzerinden pasif havalandırma ve güneşlenmeye uygunluk durumuna ilişkin nesnel ölçüm yöntemlerine dayalı bir sorgulama yapılmıştır. Çalışmada, İzmir İli Karşıyaka İlçesindeki farklı morfolojik özelliklere sahip alanlarda bilgisayar destekli yazılımlar kullanılarak güneş ve rüzgâr analizleri yapılmıştır. Analizler sonucunda elde edilen güneşlenme ve havalandırma verileri, yapı adası formu, yönlenmesi, mahalle genelinde doluluk-boşluk oranı, yapı yüksekliği, yapılar arası mesafe kriterleri üzerinden tartışılmıştır. Çalışmanın sonuçları, yapı adası formlarının, yapılar arası mesafelerin, alanlardaki doluluk-boşluk oranlarının farklılaştığı durumlarda pasif tasarım kriterlerinin karşılanmasında birtakım sorunlu durumlar oluştuğunu göstermektedir. Çalışma, mevcut kentsel bir dokunun yapılaşma düzeninin yerel iklimsel değişkenlere ne düzeyde uyumlu olduğunu belirlemeye çalışması açısından mekân düzenleme disiplinleri ile ilişkili literatüre önemli katkı sunmaktadır

    SÜRÜCÜSÜZ TAŞITLAR VE PAYLAŞIMLI KULLANIMININ KENTSEL ALANDA OTOPARK VE ARAZİ KULLANIMLARI ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ

    Get PDF
    Although recent studies on autonomous vehicles and their shared use have explored the traffic, cost, and environmental impacts of this technology, little is known about how these vehicles can change urban space and urban forms, particularly with its impact on urban land uses by reducing parking demand. Autonomous vehicles are computer-controlled; they can pick up passengers from one point and drop them off at another, and then select parking spaces from remote locations. In addition to the many advantages of self-parking, it is anticipated that this will create a different parking demand from human drivers. This study evaluated how autonomous vehicles and shared use will affect the parking lot supply and demand and the possible effects of the changing land use on the city. According to the findings of the study, it can be expected that when autonomous vehicles are shared, they can reduce the demand for parking, enable more efficient use of existing parking spaces, and accordingly, decrease the number of parking spaces and roadside parking in the city center. Thus, in the city centers where it is difficult to find new areas and where the rent is high, the acquired areas can be used to improve the quality of life of the citizens through social and recreational uses. In addition, fairer and equal transportation opportunities and more accessible cities can be offered to the citizens. However, when the right policies are not followed, demand may cause congestion in the city center, leading to denser city centers, which can trigger urban sprawl, and therefore result in the destruction of uninhabited natural areas and new infrastructure costs imposed on the citizens.Sürücüsüz taşıtlar ve paylaşımlı kullanımları üzerine yapılan son çalışmalar bu teknolojinin trafik, maliyet ve çevresel etkilerini araştırmış olsa da özellikle bu taşıtların otopark talebini azaltarak kentsel arazi kullanımları üzerindeki etkisi ile kentsel mekânı ve kent formlarını nasıl değiştirebileceği hakkında çok az şey bilinmektedir. Sürücüsüz taşıtlar bilgisayar tarafından kontrol edilirler, yolcuları bir noktadan alıp başka bir noktaya bırakabilir ve daha sonra uzak lokasyonlardan park yeri seçebilirler. Kendi kendine park etmenin birçok avantajı bulunmasının yanı sıra bunun insan sürücülerden farklı otopark talebi yaratacağı da öngörülmektedir. Bu çalışmada literatürde yer alan simülasyon ve modelleme temelli çalışmalardan yola çıkarak sürücüsüz taşıtlar ve paylaşımlı kullanımının otopark arz ve talebini nasıl etkileyeceği ve buna bağlı olarak değişen arazi kullanımının kente olası etkileri değerlendirilmiştir. Çalışma bulgularına göre sürücüsüz taşıtların paylaşıldığında otopark talebini azaltabileceği, mevcut otopark alanlarının daha verimli kullanılmasını sağlayabileceği, buna bağlı olarak kent merkezinde otopark alanlarının ve yol kenarı parklanmasının azalabileceği beklenebilir. Böylelikle yeni alan bulmanın zor olduğu ve rantın yüksek olduğu kent merkezlerinde kazanılan yeni alanların, sosyal ve rekreasyon gibi kullanımlar için ayrılarak kentlilerin yaşam kalitesinin iyileştirilmesi için değerlendirilebileceği söylenebilir. Ayrıca kentlilere daha adil ve eşit bir ulaşım imkânı ve daha erişilebilir kentler sunulabilir. Ancak doğru politikalar izlenmediğinde talebin kışkırtılarak kent merkezinde sıkışıklığa neden olabileceği, daha yoğun kent merkezlerine yol açabileceği, kentsel saçaklanmayı tetikleyebileceği ve bu sebeple yerleşime açılmamış doğal alanların tahribine ve kentlilere yüklenen yeni altyapı maliyetleri sonucunu doğurabileceği de düşünülmektedir

    THE REPRESENTATION OF THE RELATIONSHIP BETWEEN MIGRATION AND BELONGING IN THE CINEMA THROUGH THE IN-BETWEEN SPACE

    Get PDF
    Deleuze ve Guattari, göçebe düşünceyi sağduyusal rutinlerin dışına çıkarak yersiz-yurtsuzlanma olarak tanımlamakta ve göçün hem fiziksel hem de zihinsel bir süreç olabileceğini belirtmektedir. Başka bir deyişle aidiyetini kaybettiği yeri terk eden göçer, yeniden yurtlanabileceği yerin arayışında göç ve aidiyet arasında gelgitler yaşayacaktır. Tıpkı mekânın bireylerin hareketleri ve fiziksel deneyimleriyle algılanarak belirlendiği gibi göç etme eylemi de bireylerin hareketlerini ve fiziksel deneyimlerini içermektedir. Göç ve mekân üzerinde kurulan bu paralellik, insan ve mekân ilişkisini mimarlık gibi temel bileşen haline getiren sinemada, göç-aidiyet ilişkisi anlatının bir parçası haline gelmesi durumunda mekânların imge olarak sıklıkla kullanılmasına sebebiyet vermektedir. Bu makalenin temel amacı, göç aidiyet sürecinde ara mekânların değişen anlamlarını sinemasal uzamlar üzerinden irdelemektir. Sinema ürünlerinin kurgusal yapısı nedeniyle bu incelemede mutlak gerçeğe değil, anlatıcının ara mekânı bu bağlamda temsilindeki farklılıklara ulaşmak amaçlanmıştır. Bunu gerçekleştirirken göçerin kentte göçmen, mülteci ya da göçebe olarak deneyimlediği durumların ve ötekileştirmelerin anlatıldığı filmler tercih edilmemiştir. Direkt olarak sürekli bir hareketin yer aldığı, göçerin aralar, eşikler, sınırlarda bulunduğu ve geçiş yaptığı böylece zaman ve mekân kavramlarının da sorgulamanın bir parçası haline geldiği filmleri incelemek hedeflenmiştir. Bulunulan bölgenin çeşitli sebeplerle terk edilip yeni aidiyet arayışına girilmesini konu edinen filmler; Days of Heaven (Malick, 1978), Sans toit ni loi (Varda, 1985), Nomadland (Zhao, 2020), Station Eleven (Somerville, 2021) filmleri içerik analizi yöntemi ile incelenmiştir.Deleuze and Guattari define nomadic thinking as deterritorialization by going beyond common-sense routines, and they state that migration can be both a physical and a mental process. In other words, nomads, who left the place where they lost their belonging, will experience tides between migration and belonging in search of a place where they can re-home. Just as space is determined by perceiving individuals\u27 movements and physical experiences, the act of migration also includes individuals\u27 movements and physical experiences. If the relationship between migration and belonging becomes a part of the narrative in the cinema, which makes the relationship between human and space a basic component like architecture, this parallelism established on migration and space causes spaces to be used as images frequently. The main purpose of this article is to examine the changing meanings of in-between spaces in the process of migration and belonging through cinematic spaces. Due to the fictional nature of cinema products, this study aimed to reach the differences in the representation of the narrator\u27s in-between spaces in this context, not the absolute truth. While doing this, it is not aimed to examine the films that describe the situations and marginalization that the nomad experiences as a migrant, refugee, or nomad in the city. It is aimed directly to examine the films in which there is a continuous movement, gaps, thresholds, borders, and the concepts of time and space become a part of their interrogation. The films -Days of Heaven (Malick, 1978), Sans toit ni loi (Varda, 1985), Nomadland (Zhao, 2020), and Station Eleven (Somerville, 2021)- on the abandonment of the region for various reasons and the search for a new identity were analyzed by content analysis method

    YAŞAM KALİTESİ YAKLAŞIMLARININ ÇEVRE, KENT VE PLANLAMA EKSENİNDE DEĞERLENDİRİLMESİ

    Get PDF
    Quality of life has become a universal goal that all societies aim for. It has been a multidimensional concept evaluated through different definitions and indicators, as it has become a common discussion topic for a variety of disciplines. However, researchers agree that quality of life has two dimensions: subjective and objective. Subjective indicators determine an individual’s level of satisfaction and pleasure of their life, while objective indicators shape the subjective evaluations of an individual. Social changes over time have caused the concept of the quality of life to be evaluated over different dimensions in relevant and associated disciplines. Being conceptualized in different ways in the field of urban planning, quality of life focuses on the interaction of environment and urban quality, and leads to the emergence of a rather specific area: the ‘urban quality of life’. Problems such as rapid urbanization, increase in migration rates, adaptation problems, inadequate urban services, and differences in socio-economic and cultural structure among population groups have affected the quality of urban life negatively. For this reason, the quality of life becomes a method of identifying problems and a goal to be achieved in order to improve spatial and social quality in cities nationwide. It also associates with urban transformation practices as a form of spatial intervention. In this study, the way in which the quality of life is handled in different disciplines and the indicators used in the measurement are discussed by establishing a connection to understand how the concept is tackled in the discipline of urban planning.Yaşam kalitesi, günümüzde tüm toplumların ulaşmak istediği evrensel bir hedef haline gelmiştir. Çok boyutlu ve multidisipliner bir kavram olarak, birden çok disiplinin ortak tartışma konusu haline gelmesi nedeniyle, farklı tanım ve göstergeler ile ele alınarak değerlendirilmektedir. Bununla birlikte araştırmacılar, yaşam kalitesinin iki boyutu olduğu konusunda ortak fikir birliğindedir. Bunlardan ilki, bireyin yaşadığı hayattan duyduğu tatmin ve memnuniyet düzeyini belirleyen öznel göstergeler; ikincisi ise bireyin öznel algısını şekillendiren nesnel göstergelerdir. Zaman içerisinde yaşanan toplumsal ve sosyal değişimler ile, tartışma konusu olduğu disiplinin değerlendirme sistemine göre, yaşam kalitesi, yaşamın farklı boyutlarıyla değerlendirilmektedir. Kent planlama alanında da farklı biçimlerde kavramsallaştırılan yaşam kalitesi, çevre ve kent kalitesinin etkileşimine odaklanarak daha özel bir alan olan ‘kentsel yaşam kalitesi’ kavramını ortaya çıkarmaktadır. Ülkemizde yaşanan hızlı kentleşme ve göç oranlarının artması ile buna bağlı olarak yaşanan kentleşme, kentlileşme ve uyum problemleri, kentsel hizmetlerin yetersiz kalması, nüfus grupları arasında yaşanan sosyo-ekonomik ve kültürel yapıda yaşanan farklılaşmalar gibi sorunlar, kentsel yaşam kalitesini olumsuz yönde etkilemeye başlamıştır. Bu nedenle, ülkemiz kentlerinde yaşanan hem mekânsal hem de toplumsal iyileşmenin gerekliliği karşısında, yaşam kalitesi, sorunların tespit edilmesi için bir yöntem ve ulaşılmak istenen bir hedef olmaktadır. Aynı zamanda, mekânsal bir müdahale biçimi olan kentsel dönüşüm uygulamaları ile ilişkilenmektedir. Bu çalışmada, yaşam kalitesinin farklı disiplinlerde yeraldığı biçimi ile ölçümünde kullanılan göstergeler üzerinde durulmakta ve kent planlama disiplini içindeki ele alış şekilleri ile bağlantı kurulmaya çalışılmaktadır

    KENTLERDE DİJİTAL DÖNÜŞÜM VE METAVERSE

    Get PDF
    The development of information technology today has led to digital transformations in the economic, social, cultural and political fields in cities. The use of information technologies in many areas, such as military, health, architecture, urban planning, urban design, and education, requires the combination of technology and planning in cities. In this age of information, the cities that develop with the help of technology make a transition to methods where technology is used instead of traditional methods to find innovative solutions to problems. It is important to design cities with the principles of transparency and participation, which can protect personal data, interact with real and virtual environments, make life easier, high-perceptible, reliable, and technology-compliant. At this point, the use of the metaverse platform, which combines real and virtual universe and eliminates the boundaries of time and space with powerful digital innovations, is becoming widespread in societies. The extensive use of the Metaverse platform in cities helps both to improve the city\u27s physical and social processes, as well as to contribute to social processes by facilitating individuals\u27 experiences. The purpose of this research is to discuss the importance of metaverse technology in the digital transformation and development of cities and the importance of this technology on cities. The research shows examples of pioneering cities that can adapt to the innovations of the age and that use or aim to use the metaverse universe. Understanding the benefits of rapidly evolving metaverse technology, designing projects, and creating solutions to problems that can be encountered will support the ability of metaverse technology to create more viable, sustainable, resilient, and highly governmental cities. Therefore, this research is significant since it makes a contribution to the literature and discusses the impact of metaverse technology on social, physical, and economic development of cities.Günümüzde bilgi teknolojisinin gelişmesi, kentlerde ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasal alanda dijital dönüşümler yaşanmasına neden olmuştur. Bilgi teknolojilerinin askeri, sağlık, mimari, kent planlama, kentsel tasarım ve eğitim gibi birçok alanda kullanımı, kentlerde teknoloji ve planlamayı birlikte ele almayı gerektirmektedir. İçinde bulunduğumuz bilişim çağında teknolojinin yardımıyla gelişen kentler, sorunlara yenilikçi çözümler bulabilmek için geleneksel yöntemler yerine teknolojinin kullanıldığı yöntemlere geçiş yapmaktadır. Şeffaflık ve katılımcılık ilkelerine sahip, kişisel verilerin korunabildiği, gerçek ve sanal ortamları etkileşim içine sokan, insan hayatını kolaylaştıran, yüksek algılanabilirliğe sahip, güvenilir ve teknoloji ile uyumlu kentler tasarlamak oldukça önemlidir. Bu noktada, gerçek ve sanal evreni birleştiren, kullanıcıların zaman ve mekân sınırlarını ortadan kaldıran, güçlü dijital yeniliklere sahip metaverse platformunun kullanımı, toplumlarda yaygınlaşmaktadır. Metaverse platformunun kentlerde kullanımının yaygınlaşması, hem kentin fiziki ve sosyal süreçlerini geliştirmeye hem de bireylerin deneyimlerini kolaylaştırarak toplumsal süreçlere katkıda bulunmalarına yardımcıdır. Araştırmanın amacı, kentlerin dijital dönüşümü ve gelişiminde metaverse teknolojisinin kullanılabileceği alanların belirlenmesi ve bu teknolojinin kentler üzerindeki önemini tartışmaktır. Araştırmada çağın getirdiği yeniliklere uyum sağlayabilen ve metaverse evrenini kullanan ya da kullanmayı hedefleyen öncü kentlere örnekler verilmiştir. Hızla gelişmekte olan metaverse teknolojisinin avantajlarını anlamak, projeler tasarlamak ve karşılaşılabilecek sorunlara çözümler üretebilmek, metaverse teknolojisinin daha yaşanabilir, sürdürülebilir, dirençli ve yönetişim düzeyi yüksek kentler yaratabilmesini destekleyecektir. Bu nedenle araştırma, literatüre katkı sağlaması ve metaverse teknolojisinin kentlerin sosyal, fiziki ve ekonomik gelişimine etkilerinin tartışılması açısından önemlidir

    55

    full texts

    78

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    EKSEN Dokuz Eylül University Journal
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇