Izmir Katip Celebi University
Not a member yet
2715 research outputs found
Sort by
KAĞIT PARALARDA SARF AKDİNİN HÜKMÜ
Bu çalışmada, günümüz para sistemi içerisinde önemli bir yere sahip olan kâğıt paraların İslâm hukukundaki konumu incelenmiştir. Özellikle sarf akdi çerçevesinde kâğıt paraların hükmü ele alınarak klasik fıkıh eserlerindeki altın, gümüş ve fels gibi para türleriyle mukayese yapılmıştır. Çalışmanın temel amacı, kâğıt paraların fıkhî hükmünü ortaya koymak ve çağdaş alışveriş işlemlerinin İslâm hukuku bağlamında nasıl değerlendirilmesi gerektiğine ışık tutmaktır. Bu bağlamda çağdaş İslâm hukukçularının kâğıt paraya dair görüşleri beş temel yaklaşım etrafında tasnif edilerek analiz edilmiştir. Ayrıca sarf akdine ilişkin peşinlik, eşitlik ve akit türü gibi klasik şartların, modern para sistemine nasıl uygulanabileceği değerlendirilmiştir. Neticede, günümüzde yaygın olarak kullanılan kâğıt paraların İslâm hukukunda nasıl konumlandırılması gerektiğine dair çeşitli görüşlerin ortaya konulması ve bu konuda bir fıkhî bilinç kazandırılması hedeflenmiştir
KUŞAKLAR ARASI ŞEMA GEÇİŞİNDE DUYGU DÜZENLEMEDE GÜÇLÜKLERİN ROLÜ
Şema kuramı son zamanlarda hızla gelişmekte ve insan psikolojisine dair kapsamlı bir model sunmaktadır. Şemaların kuşaklar arası aktarımı ise şema kuramının önemli bir parçasını oluşturup, birçok araştırmacı tarafından çalışılmaktadır. Ebeveynleri erken dönem uyumsuz şemalara sahip olan bireylerin erken dönem uyumsuz şemalar geliştirmeleri duygu düzenlemede güçlükler gibi birçok farklı faktörle ilişkili olabilmektedir. Bu araştırmada, yetişkinlerin şema alanları ile ebeveynlerinin kopukluk/reddedilme şema alanları arasındaki ilişkide duygu düzenlemede güçlüklerin aracılık rolünün incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışma kapsamında 18 yaş üstü yetişkin, annesi ve babası olmak üzere 142 aile, 426 katılımcıdan veri toplanmıştır. Ebeveynlere Young Şema Ölçeği Kısa Form (YŞÖ-KF3), ikinci nesil yetişkinlere ise Young Şema Ölçeği Kısa Form (YŞÖ-KF3) ve Duygu Düzenlemede Güçlükler Ölçeği (DERS-16) google formlar aracılığıyla uygulanmıştır. Araştırmanın analizi Jamovi 2.6.44 kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Elde edilen verilere; ebeveynlerin kopukluk/reddedilme şema alanları, ikinci nesil yetişkinin şema alanları ve duygu düzenlemede güçlükler arasındaki ilişkilerin tespit edilmesi amacıyla Pearson Korelasyon Analizi uygulanmıştır. Duygu düzenlemede güçlüklerin yetişkinlerin şema alanları ile ebeveynlerinin kopukluk/reddedilme şema alanları ile ilişkisindeki aracılık etkisinin test edilmesinde ise Hayes’in Model 4 yapısına dayanan analiz gerçekleştirilmiş ve dolaylı etkilerin anlamlılığı Bootstrap yöntemiyle (5000 örneklem) değerlendirilmiştir. Yapılan analizlerde; annenin iv kopukluk/redddilme şema alanı (AKR) ile yetişkinin zedelenmiş özerklik, kopukluk/reddedilme, zedelenmiş sınırlar şema alanı arasında, babanın kopukluk/reddedilme şema alanı (BKR) ile yetişkinin zedelenmiş özerklik, kopukluk/reddedilme, yüksek standartlar şema alanları arasında pozitif yönde ilişki saptanmıştır. AKR ve ikinci nesil yetişkinin duygu düzenleme güçlükleri ile pozitif yönde anlamlıdır. Duygu düzenlemede güçlüklerin; yetişkinlerin zedelenmiş özerklik, kopukluk/reddedilme, yüksek standartlar, zedelenmiş sınırlar ve diğerleri yönelimlilik şema alanları ile pozitif yönde ilişkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Duygu düzenlemede güçlüklerin, AKR ile zedelenmiş özerklik ve diğerleri yönelimlilik şema alanları arasındaki ilişkide kısmi aracılık, yüksek standartlar şema alanı ile ilişkisinde ise tam aracılık rolü bulunmuştur. Elde edilen sonuçlar alanyazı ışığında ele alınıp tartışılmış ve gelecek çalışmalar için önerilerde bulunulmuştur
KAHRAMANIN YOLCULUĞU: TİTANA SALDIRI’NIN EREN JEAGER’I
u çalışma, Japon manga ve anime sanatının bir ürünü olan Titana Saldırı (Shingeki no Kyojin/Attack on Titan) adlı anlatıda yer alan ana karakter Eren Jeager’ın, Joseph Campbell’ın “Kahramanın Sonsuz Yolculuğu” kuramında yer alan kahraman figürü çerçevesinde çözümlenmesini amaçlamaktadır. Kahraman arketipinin kolektif bilinç dışında evrensel bir örüntüye sahip şekilde tekrarlanan yapısı, modern anlatılarda da karşımıza çıkmaya devam etmektedir. Bu bağlamda, Eren Jeager’ın karakter gelişimi ve yaşadığı dönüşüm süreci, klasik kahraman tipiyle gösterdiği benzerlikler ve farklılıklar üzerinden ele alınıp değerlendirilmiştir. Eren’in anlatı boyunca izlediği yol ve bunun sonucunda geçirdiği dönüşüm, klasik kahraman arketipine dayansa da çağdaş anlatıların etkisiyle bir sapma göstererek anti-kahraman modeline evrilmektedir. Kahramanın aştığı eşikler, Campbell’ın aşamalarıyla örtüşmekte; ancak kahramanın ödül ve özellikle dönüş süreci, klasik anlatılardan farklı olarak karanlık ve yıkıcı bir biçimde gerçekleşmektedir. Bu da modern anlatılarda yer alan kahraman arketipinin yeniden kurgulanarak klasik kahramandan anti-kahramana nasıl evrildiğini açıklamaktadır. Buna ek olarak, çalışmanın bir kısmında Carl Gustav Jung’un arketipleri bağlamında Eren’in özellikle “gölge” arketipiyle olan ilişkisi çözümlenmiştir. Bu çözümleme kahramanın içsel çatışmaları, bireysel özgürlük arayışıyla toplumsal sorumluluk arasında şekillenen ikilemini gözler önüne sermiştir. Çalışma ayrıca, anlatıda yer alan dev, 9 sayısı, ağaç, su ve Türk merkezi kahraman tipinin tipolojisi gibi unsurlar aracılığıyla Türk mitolojik sisteminden izler taşıyan sembolik bir yapının iv incelenmesini de ortaya koymaktadır. Sonuç olarak Eren Jeager karakteri, hem evrensel kahraman kalıbının modern anlatılarda geçirdiği dönüşümü hem de kültürel aktarımda yer alan kahraman figürünün yeniden üretimini yorumlayan özgün bir anlatı kahramanı olarak değerlendirilmiş ve bu bağlamda incelenmiştir
MANİSA İLİ SALİHLİ İLÇESİ HALKININ YÖRESEL YEMEKLERE KARŞI OLAN TUTUMU
Bir toplumu oluşturan en önemli unsurlardan birisi, o toplumun yerel yemek kültürüdür. Çünkü yerel yemek kültürleri, toplumun tükettiği yiyecekleri yansıtmakla beraber yiyeceklerin nasıl hazırlandığı, pişirildiği, tüketildiği ve tüketilirken hangi ritüellerin takip edildiği gibi toplumun yaşayış tarzını yansıtan ögeleri de içerisinde barındırır. Yemek, hazırlığından sunumuna kadar gerçekleşen her aşamada o coğrafyanın geçmişinden bugününe biriktirdiği gelenek ve görenekleriyle ile harmanlanır. Kültürden bağımsız oluşturulması imkânsız olan mutfak kültürü, bir ülkenin gelecek nesillerine aktardığı soyut mirası niteliği de taşımaktadır. Bu nedenle, yerel mutfaklar gastronomi biliminin önemli konuları arasında yerini almaktadır. Kısaca aktarılmak istenirse, kendi kültürüne hâkim olmayan bir toplumun kendi kültürünü tanıtması, sürdürmesi ve gelecek kuşaklara aktarması noktasında sorunlar yaşaması kaçınılmazdır. Dolayısıyla, yörenin kendi yemek kültürüne hâkim olması ve gelecek nesillere aktarması kültürün sürdürülmesi için büyük önem arz etmektedir. Yörelerin birbirlerinden farklı yerel özelliklere sahip olması, kültürün sürdürülebilirliğinin sağlanmasının yanı sıra destinasyon çekiciliğine de potansiyel oluşturmaktadır. Yiyecek ve içecek hizmetlerinin destinasyonlarla birleşmesi, gastronomi kapsamında değerlendirildiğinde; yerel ve geleneksel yemeklerin bir ülke veya bölgenin tanıtımında kullanılması, gastronomi turizmi için önemli bir potansiyel oluşturmaktadır. Fakat küreselleşmeyle birlikte, geleneksel ile olan bağlantılarda yaşanılan kopmalar ve kültürün aktarımında yaşanan problemler sonucunda özümüze olan ilginin azaldığı görülmektedir. Bu noktadan hareketle yürütülen bu çalışmada, iv konu edinilen Salihli İlçesi’nin kendi yöresel yemekleri başta olmak üzere, yöresel yemekler hakkındaki düşüncelerinin ortaya konulması istenmektedir. Çalışma, bir yöre halkının kendi kültürüne hâkim olması, kültürünü yaşatması, koruması ve gelecek nesillere aktarması bağlamında çıkarım sağlamada örnek teşkil edebilir. Çalışmanın bilimsel temellere dayanarak incelenebilmesi için nicel araştırma yöntemlerinden anket tekniği tercih edilmiştir. Bölge halkından toplanan verilerle, yöresel yemek kültürüne ve yemeklere karşı tutum ve görüşlerin düzeyi belirlenmiş, elde edilen bulgularla literatüre katkı sağlanması hedeflenmiştir
KOMPLO ZİHNİYETİNİN SOSYAL PSİKOLOJİK SÜREÇLERİ ÜZERİNE KARMA YÖNTEM ÇALIŞMASI: ÖRGÜTSEL KOMPLO TEORİLERİ
Bu araştırma, örgütsel komplo teorilerine yönelik inançları etkileyen bireysel ve örgütsel faktörleri karma yöntem yaklaşımıyla incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışmada, çalışan yetişkinlerin komplo zihniyetinin yanı sıra bireysel kültürel değerler (güç mesafesi, belirsizlikten kaçınma, kolektivizm, uzun erimlilik ve erillik) ile örgütsel bağlılığın alt boyutlarının (duygusal, normatif ve devam bağlılığı) örgütsel komplo inançları üzerindeki yordayıcı etkileri ele alınmaktadır. Literatürde, komplo inançlarının örgütsel bağlamda nasıl şekillendiğine dair sınırlı sayıda çalışma bulunduğundan, bu araştırma ilgili alandaki boşluğu doldurmayı hedeflemektedir. Araştırmada, karma yöntem desenlerinden yakınsayan paralel model kullanılmıştır. Nicel veriler, Türkiye’nin farklı sektörlerinde çalışan 492 katılımcıdan çevrim içi anket yoluyla toplanmış ve SPSS programında korelasyon ile çoklu regresyon analizleriyle değerlendirilmiştir. Nitel veriler ise 20 çalışanla yapılan yarı yapılandırılmış görüşmeler aracılığıyla elde edilmiş ve MAXQDA programı kullanılarak tematik analiz yöntemiyle çözümlenmiştir. Nicel analiz bulguları, komplo zihniyetinin örgütsel komplo inançlarının en güçlü yordayıcısı olduğunu göstermiştir. Ayrıca bireysel kültürel değerler bağlamında, yüksek güç mesafesi ve belirsizlikten kaçınma eğilimlerinin örgütsel komplo inançlarını anlamlı biçimde artırdığı belirlenmiştir. Örgütsel bağlılık alt boyutları içinde yalnızca duygusal bağlılığın bu inançlarla negatif yönde anlamlı bir ilişki iv gösterdiği saptanmıştır. Normatif ve devam bağlılığı ise örgütsel komplo inançlarıyla istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki göstermemiştir. Nitel bulgular ise çalışanların örgüt içerisinde deneyimledikleri bilgi gizleme davranışları, yönetsel belirsizlikler, güç asimetrileri ve liyakat eksikliği algılarının örgütsel komplo düşüncelerini beslediğini ortaya koymuştur. Bu bulgular, örgütsel komplo inançlarının yalnızca bireysel psikolojik eğilimlerle değil, aynı zamanda örgüt içi iletişim biçimleri, yönetim anlayışı ve kültürel yapı ile de ilişkili olduğunu göstermektedir. Araştırma, örgütlerde şeffaflığı ve güveni temel alan yönetim yaklaşımlarının geliştirilmesinin, çalışanlar arasında komplo inançlarının önlenmesinde önemli bir rol oynayabileceğine işaret etmektedir. Bu inançlar, yalnızca bireysel düşünce kalıplarıyla sınırlı kalmamakta; duygusal düzensizlik, depresif belirtiler ve kişiler arası güvensizlik gibi psikolojik ve sosyal riskleri de beraberinde getirmektedir. Ayrıca bu tür inançların bireyler arası ilişkileri zedeleyerek işyeri iklimini bozabileceği ve örgüt içi iş birliği ile aidiyet duygusunu zayıflatabileceği anlaşılmaktadır. Örgütsel komplo inançlarının, kriz dönemlerinde artan kaygı ve kontrol kaybı duygularını tetikleyerek bireyleri daha fazla içine kapatabildiği; bu durumun da uzun vadede güvensizlik, bilgi saklama ve çatışma kültürünü normalleştirdiği görülmektedir. Elde edilen bulgular, sosyal psikoloji alanında bireylerin otoriteyle ilişkisi, grup içi güvensizlik ve kontrol algısı gibi temel kavramlara yeni bir bağlam sunarken; endüstri ve örgüt psikolojisi açısından örgütsel bağlılık, lider-çalışan ilişkisi ve iletişim iklimi gibi olguların çalışanların komplo temelli düşünce yapılarıyla nasıl kesiştiğini göstermesi bakımından önemli katkılar sağlamaktadır. Bu yönüyle çalışma, birey-örgüt etkileşimini anlamaya yönelik çok boyutlu bir perspektif sunmakta ve örgütsel sağlığı güçlendirmeye yönelik uygulamalara zemin oluşturmaktadır
İBN ÂDİL’İN TEFSİRİNDE ULÛMÜ’L-KUR’ÂN
Bu tezde, Memlükler dönemi âlimlerinden İbn Âdil’in el-Lübâb fî Ulûmi’l-Kitâb adlı tefsiri, Ulûmü’l-Kur’ân ilimleri çerçevesinde incelenmiştir. Çalışmanın temel amacı, müellifin bu eserinde hangi Ulûmü’l-Kur’ân konularına yer verdiğini tespit etmek ve hem müellifi hem de eserini ilmi çevrelere daha yakından tanıtmak olmuştur. Bu bağlamda araştırma, özellikle Türkiye'deki ilmî literatürde yeterince incelenmemiş olan İbn Âdil’in tefsirine odaklanmaktadır. Araştırma sürecinde, eserin tahkikli neşri esas alınmış ve nitel araştırma yöntemlerinden biri olan doküman analizi tekniği kullanılmıştır. Elde edilen veriler, Ulûmü’l-Kur’ân’ın klasik konuları doğrultusunda tasnif edilmiştir. Ayrıca, eserde geçen kavramlara ilişkin literatür taraması yapılarak, müellifin yaklaşımı çağdaş ve klasik kaynaklar ışığında değerlendirilmiştir. İnceleme neticesinde, İbn Âdil’in tefsirinde Mekkî-Medenî, Nâsih-Mensûh, Esbâb-ı Nüzûl gibi temel Ulûmü’l-Kur’ân başlıklarına yer verdiği tespit edilmiştir. Bu durum, müellifin yalnızca ayetlerin lafzî açıklamasıyla yetinmeyip, ayetlerin nüzul ortamını ve hüküm bağlamlarını da dikkate alan çok yönlü bir tefsir anlayışına sahip olduğunu göstermektedir. Ayrıca eser, sadece içeriğiyle değil, aynı zamanda Memlükler döneminin ilmî ve kültürel birikimini yansıtması bakımından da önemli bir kaynak niteliğindedir
Performance Analysis of Artificial Intelligence Tools in Digitalization of Lost Cultural Heritage: Saray-ı Amire
The digitization of cultural property plays a critical role in preserving historical knowledge, fostering cultural continuity, and ensuring accessibility to cultural heritage in the digital era. This study focuses on the digital reconstruction of Saray-ı Amire, a lost Ottoman palace in Manisa, to evaluate the potential of artificial intelligence (AI) tools in conserving the cultural significance of historical architecture. Employing a systematic methodology, the study integrates historical data derived from archival records, engravings, and comparable structures with advanced AI rendering tools and traditional modeling techniques. The research examines whether digital models can adequately preserve the historical, aesthetic, and social values of cultural property while addressing the inherent risks of such reconstructions. Quantitative evaluations, including Structural Similarity Index (SSIM) and Root Mean Square Error (RMSE), were applied to assess the accuracy and fidelity of AI-generated outputs compared to manual methods. While AI tools demonstrated efficiency in generating rapid visualizations, they exhibited limitations in replicating nuanced architectural details and contextual authenticity. The study underscores the ethical and technical challenges of digitizing cultural property, including biases in training datasets, speculative reconstructions, and the potential erosion of tangible connections to heritage. By critically analyzing the integration of AI technologies into the documentation and preservation of cultural property, this research highlights both the opportunities and constraints of digital heritage practices. It advocates for hybrid methodologies that combine AI tools with traditional approaches to balance historical accuracy with technological innovation. The findings contribute to the ongoing discourse on the role of digital technologies in cultural heritage conservation and propose a roadmap for addressing the challenges of preserving and revitalizing lost architectural heritage in the digital age
THE IMPACT OF SUSTAINABLE TOURISM PERCEPTION ON ACCOMMODATION PREFERENCES : A STUDY ON TURKS LIVING IN GERMANY
Sürdürülebilir turizm, çevresel, ekonomik ve kültürel kaynakların gelecek nesillere korunarak aktarılması açısından büyük önem taşımaktadır. Özellikle konaklama işletmelerinde sürdürülebilir uygulamaların hayata geçirilmesi, turizmin uzun vadeli etkileri açısından kritik bir rol oynamaktadır. Türkiye, her yıl milyonlarca turisti ağırlayan önemli bir turizm ülkesidir. Almanya’da yaşayan Türkler ise, hem kültürel hem de ekonomik açıdan Türkiye turizmi için önemli bir hedef gruptur. Bu çalışmanın amacı, Almanya’da yaşayan Türklerin Türkiye’ye geldiklerinde sürdürülebilirlik kavramına nasıl yaklaştıklarını ve bu konudaki farkındalık düzeylerini anlamaktır. Araştırma kapsamında 20 katılımcı ile yarı yapılandırılmış mülakatlar yapılmış ve elde edilen veriler içerik analizi yöntemiyle değerlendirilmiştir. Çalışmanın en dikkat çekici bulgusu, katılımcıların Almanya’da sürdürülebilirliğe büyük önem verirken, Türkiye’de tatil yaparken bu davranışları ikinci plana atmalarıdır. Bunun nedenleri arasında kültürel rahatlık, tatil psikolojisi ve sosyal baskıların farklılığı yer almaktadır. Ayrıca katılımcıların sürdürülebilirliği genellikle çevresel boyutuyla sınırlı gördükleri, sosyal ve ekonomik sürdürülebilirlik konusunda daha az farkındalığa sahip oldukları sonucuna ulaşılmıştır.Sustainable tourism is crucial for protecting environmental, economic, and cultural resources for future generations. In particular, applying sustainability practices in accommodation businesses plays a key role in managing the long-term impacts of tourism. Türkiye welcomes millions of tourists every year, making it a major global destination. Turkish citizens living in Germany are an important target group for the tourism industry due to their cultural connection and economic contribution.This study aims to explore how Turks living in Germany perceive sustainability when they return to Türkiye for vacation. Interviews were conducted with 20 participants, and the data were analyzed using content analysis. One of the most striking findings was that participants, while highly conscious of sustainability in their daily lives in Germany, tend to ignore these values during their holidays in Türkiye. This behavior seems to be influenced by a sense of cultural comfort, the psychological effects of being on vacation, and the lack of strict social norms. Another key finding was that participants mostly associate sustainability with environmental issues, showing less awareness of its social and economic dimensions
SAVUNMA SANAYİNE YÖNELİK YATIRIM TEŞVİKLERİNİN TÜRK SAVUNMA SANAYİNİN DIŞA BAĞIMLILIĞI VE İHRACAT POTANSİYELİ ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ
On İkinci Kalkınma Planı’nda, Türkiye’nin savunma sanayi ihracatının artırılması ve ithalat bağımlılığının azaltılması temel hedefler arasında yer almaktadır. Benzer şekilde, ulusal güvenlik ve stratejik bağımsızlığın sağlanması amacıyla savunma sanayi teşvikleri, yerli üretimi desteklemek ve dış ticaret dengesini iyileştirmek için önemli bir politika aracı olarak öne çıkmaktadır. Bu doğrultuda, bu çalışma, savunma sanayi teşviklerinin ihracat, ithalat ve dış ticaret dengesi üzerindeki etkilerini ampirik olarak sınamayı ve 12. Kalkınma Planı hedefleri çerçevesinde teşvik sisteminin etkinliğini değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Çalışma kapsamında, Türkiye’nin 81 iline ait 2002–2022 dönemini kapsayan panel veri seti kullanılmış; savunma sanayi ihracat ve ithalat verileri ile savunma sanayine sağlanan yatırım teşvikleri, Göreceli Üstünlük Endeksi (Revealed Comparative Advantage – RCA) ile ağırlıklandırılarak analiz edilmiştir. Ayrıca sektörün alt bileşenleri olan gemi yapımı ve onarımı (orta-düşük teknoloji), silah ve mühimmat imalatı (orta-yüksek teknoloji) ile hava-uzay taşıtları imalatı (yüksek teknoloji) özelinde ayrıştırılmış analizler yapılmıştır. Dinamik Panel Model olarak kurgulanan ekonometrik model, Sistem GMM Tahmincisine dayalı olarak tahminlenmiştir. Elde edilen bulgular, teşviklerin savunma sanayi ihracatı üzerinde genel olarak istatistiksel olarak anlamlı ve pozitif bir etki yarattığını göstermektedir. Öte yandan, savunma sanayi ithalatı üzerinde ise istatistiksel olarak anlamsız olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Alt sektörler özelinde değerlendirildiğinde ise, yalnızca orta-düşük teknoloji düzeyindeki gemi yapımı ve iv onarımı sektöründe teşviklerin ihracat üzerinde artırıcı; bununla birlikte, gemi yapımı ve onarımı ithalatı üzerinde azaltıcı yönde anlamlı etkiler gözlemlenmiştir. Buna karşın, orta-yüksek ve yüksek teknoloji düzeyinde yer alan silah ve mühimmat imalatı ile hava-uzay taşıtları imalatı sektörlerinde, ne ihracat ne de ithalat üzerinde teşviklerin istatistiksel olarak anlamlı bir etkisi bulunmamıştır. Bu bulgular, özellikle ileri teknoloji gerektiren sektörlerde, yalnızca yatırım teşvikiyle dış ticaret dengesinin iyileştirilemeyeceğini ortaya koymaktadır. Bu sonuçlar, mevcut teşvik politikalarının ihracatı artırmada kısmi bir başarı sağladığını, ancak ithalat bağımlılığını azaltma konusunda ise, orta-düşük teknoloji yoğun gemi yapımı ve onarımı sektörü ekseninde olmak üzere, sınırlı kaldığını göstermektedir. Buna göre, özellikle yüksek teknolojiye dayalı üretimde yerli katkının artırılması, Ar-Ge altyapısının güçlendirilmesi, insan kaynağının geliştirilmesi ve teknoloji transferi mekanizmalarının desteklenmesi, teşviklerin etkinliğini artırabilecek tamamlayıcı politikalar arasında yer almaktadır. Bu çerçevede, politika yapıcılar açısından savunma sanayinin alt sektörlerine özgü, teknoloji yoğunluğuna duyarlı ve hedef odaklı bir teşvik sisteminin geliştirilmesi önem arz etmektedir. Böylelikle savunma sanayi, yalnızca stratejik değil aynı zamanda rekabetçi bir sektör olarak dış ticaret dengesine daha güçlü katkılar sunabilecektir
DİN GÖREVLİLERİNİN İLETİŞİM BECERİ DÜZEYLERİ
Bu araştırmada, Diyanet işleri Başkanlığına bağlı olarak din hizmetlerinde görev yapan personelin iletişim beceri düzeylerini ve etkileyen faktörleri tespit etmek amaçlanmıştır. Araştırmanın bağımlı değişkeni olan “iletişim beceri düzeyi” ne etki ettiği düşünülen bağımsız değişkenlere ait veriler, “iletişim beceri ölçeği” ve katılımcıların kişisel özelliklerini içeren çeşitli soruların bulunduğu anket formu aracılığıyla toplanmıştır. Diyanet İşleri Başkanlığına bağlı olarak İzmir’de görev yapan toplam 239 din görevlisi üzerinde, anket formu kullanılarak yapılan araştırmanın uygulama kısmı 2024 yılı içerisinde gerçekleştirilmiştir. Toplanan veriler istatistiksel analizlerle test edilmiş ve yorumlanmıştır. İzmir ilinde görev yapan Diyanet İşleri Başkanlığı personelinin iletişim beceri düzeylerini konu edinen bu araştırma bulgularına göre, din görevlilerinin iletişim beceri düzeylerinin yüksek olduğu ve çeşitli değişkenlere göre farklılaştığı sonuçlarına ulaşılmıştır. Bu çalışmanın din hizmetleri alanında görev yapan personelin iletişim beceri düzeylerini ortaya koymak; bu konuda yapılacak başka araştırmalara fikri kaynaklık etmek ve din görevlilerinin iletişim becerilerini daha iyi bir seviyeye taşımak konusunda farkındalık oluşturmak gibi işlevler göreceği düşünülmektedir