Izmir Katip Celebi University
Not a member yet
    2715 research outputs found

    ROMA CUMHURİYET DÖNEMİ KÜÇÜK ASYA’SINDA KORSANLAR VE KORSANLIK İLE MÜCADELE

    No full text
    III. Aleksandros’un ölümünün ardından Küçük Asya, Hellenistik Dönem boyunca siyasi mücadelelerin merkezi haline gelmiştir. Savaşlar, ağır vergi yükü ve yağmalamalara açık hale gelen yerleşim yerleri nedeniyle adeta muharebe alanına dönüşen Küçük Asya’da otorite eksikliği ve sosyo-ekonomik istikrarsızlık, korsanlık için elverişli bir ortam yaratmıştır. Bu dönemde özellikle Kilikia korsanlığın merkezi haline gelmiş; korsanlık Akdeniz genelinde ciddi bir güvenlik sorununa dönüşmüştür. Hayatta kalmak için gerekli maddeleri elde etme amacıyla başvurulan bu yağma faaliyetleri, günümüz modern toplumlarında suç olarak değerlendirilse de dönemin koşullarına ve mekanına bağlı olarak farklı biçimlerde algılanmıştır. Roma, Küçük Asya’daki korsanlığı uzun süre doğrudan tehdit olarak görmemiş; hatta Seleukos ve Rhodos gibi korsanlarla mücadele eden devletleri zayıflatarak dolaylı yoldan korsanlığı teşvik dahi etmiştir. MÖ 129’da Asia Eyaleti’nin kurulmasıyla Roma, Küçük Asya’da ilk kez doğrudan idari sorumluluk üstlenmiş ve korsanlığa yönelik tutumu değişmiştir. Roma’nın Küçük Asya’daki korsanlarla mücadelesi, MÖ 102’de Marcus Antonius’un seferleri ve Lex De Provinciis Praetoriis yasasıyla başlamış; Pompeius’un MÖ 67 yılındaki kapsamlı harekatıyla büyük ölçüde sona erdirilmişse de iç savaşların yarattığı istikrarsızlık, korsanlığın artışına yol açmıştır. Augustus’un merkezi otoriteyi sağlamlaştırması ve Pax Romana’nın tesis edilmesiyle korsanlık büyük ölçüde bastırılmıştır. Tüm bu süreç boyunca, korsanlığın toplumsal algısı da iv değişmiştir. Homeros’un destanlarında kahramanlıkla özdeşleştirilen korsanlık, MÖ 1. yüzyılda Cicero tarafından communis hostis omnium (herkesin ortak düşmanı) olarak tanımlanmıştır. Bu dönüşüm, korsanlığın sadece bir güvenlik problemi olmadığını, siyasi, ekonomik, toplumsal ve hukuki boyutlarıyla çok yönlü bir olgu olduğunu ortaya koymuştur

    ÇALIŞMA YAŞAMINA ÖZGÜ POZİTİF PSİKOLOJİK MÜDAHALE ARACI OLARAK PSİKOEĞİTİM PROGRAMI OLUŞTURMA

    No full text
    Bu araştırma, çalışanların iş yaşam kalitesini artırmak amacıyla geliştirilen pozitif psikoloji temelli bir müdahale programının etkililiğini değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Sıralı iç içe karma yöntem deseninde yürütülen çalışmada, nicel kısımda Utrecht İşe Bağlılık Ölçeği ve İş Stresi Ölçeği ile ölçümler yapılmış, nitel kısımda ise yarı yapılandırılmış görüşmelerle katılımcı deneyimleri derinlemesine incelenmiştir. Çalışmanın örneklemini, İzmir Katip Çelebi Üniversitesi’nde görev yapan ve psikoeğitim programına gönüllü olarak katılan 7 kişilik deney grubu ile 10 kişilik kontrol grubundan oluşan toplam 17 çalışan oluşturmaktadır. Müdahale programı sekiz hafta boyunca uygulanmış olup iş şekillendirme, mindfulness, iş-yaşam dengesi, şükran, öz-şefkat ve karakter güçlü yönleri temalarına odaklanılmıştır. Nicel bulgular, işe bağlılıkta işe adanmışlık ve işe yoğunlaşma alt boyutlarında anlamlı bir artış göstermiştir. İş stresinde ise isatatistiksel olarak anlamlı bir artış gözlenmemiştir. Nitel bulgular ise katılımcıların bilişsel, duygusal ve davranışsal düzeyde dönüşümler yaşadığını ortaya koymaktadır. Katılımcılar, güçlü yönlerini tanıma, farkındalık geliştirme ve iş yaşam dengelerini düzenleme konusunda olumlu deneyimler bildirmiştir. Müdahalenin örgütsel bağlılık ve psikolojik iyi oluş açısından potansiyel katkıları tartışılmış, sürdürülebilir kurumsal gelişim için olumlu psikoloji uygulamalarının yaygınlaştırılmasının önemi vurgulanmıştır

    SESSİZ KİTAPLARDA GERÇEKÜSTÜ ANLATIM VE ÖRNEK BİR UYGULAMA

    No full text
    Sessiz kitapların görsel dünyası, gerçeküstücü hareketin temel ilke ve hedefleriyle güçlü bir ilişki içerisindedir. Gerçeküstücülük, hayal gücünü harekete geçirme, rasyonel sınırları aşma ve bilinçaltının derinliklerine inme gibi gündemlere sahiptir. Sessiz kitaplar da benzer bir şekilde, metin içermeyen görseller aracılığıyla izleyicinin hayal gücünü ve duygusal zekasını harekete geçirerek, klasik hikâye anlatımının sınırlarını zorlamaktadır. Bu iki kavramın bir araya gelmesi, görsel anlatımın etkileyici bir şekilde güçlendirilmesini sağlamaktadır. Sessiz kitaplardaki gerçeküstü öğeler, izleyiciyi beklenmedik ve olağanüstü dünyalara taşıyarak, hayal gücünü ve yaratıcılığı teşvik etmektedir. Sessiz kitaplarda yer alan tasarım öğeleri üzerinden gerçeküstü unsurların görsel resimleme teknikleriyle nasıl ifade edildiği, bu çalışmanın temel amacını oluşturmaktadır. Çalışmada incelenen tasarım öğeleri; çizgi, renk, biçim/şekil, doku, kompozisyon, hareket/ritim, perspektif, boşluk, ışık ve gölge gibi unsurları kapsamaktadır. Gerçeküstü anlatım, sıra dışı ve hayal gücünü zorlayan imgelerle okuyucunun bilinçaltına hitap ederek, klasik anlatım biçimlerinin ötesine geçmektedir. İrrasyonel perspektifler, zamansal kaymalar ve fiziksel gerçekliğin ötesindeki karakter dönüşümleri gibi unsurlar, sessiz kitaplarda gerçeküstücü anlatımın temel bileşenleri olarak öne çıkmaktadır. Bu çalışmada, gerçeküstü unsurların hikâyenin yapısını ve ilerleyişini nasıl etkilediği incelenmektedir. Sessiz kitaplar, okuyucunun anlatıyı kendi deneyimleri ve iv hayal gücüyle zenginleştirmesine olanak tanırken, gerçeküstü öğeler; karakterlerin, mekânların ve olayların dönüşümü, zaman ve mekân kavramlarının esnekliği gibi unsurlarla hikâyenin akışını dinamik ve beklenmedik bir şekilde değiştirmektedir. Bu durum, okuyucuyu hikâyenin pasif bir izleyicisi olmaktan çıkararak aktif bir katılımcı haline getirmekte ve anlatıyı zihninde yeniden inşa etmesine imkân tanımaktadır. Araştırmada veriler, nitel araştırma yöntemlerinden doküman incelemesi yoluyla toplanmış ve betimsel çözümleme yöntemiyle sistematik bir şekilde analiz edilmiştir. Elde edilen bulgular, sessiz kitaplarda gerçeküstü anlatımın tasarım öğeleri aracılığıyla nasıl ifade edildiğini ortaya koymayı hedeflemektedir

    Fabrication and in vitro Investigations of Nanoparticles Integrated Microneedle Patches as Transdermal Drug Administration

    No full text
    In recent years, transdermal drug delivery systems (TDDS) have emerged as an innovative approach for the effective systemic delivery of drugs through the skin. These systems bypass the first-pass metabolism, enhancing drug bioavailability while reducing dosing frequency, thereby significantly improving patient compliance. However, the stratum corneum, the outermost layer of the skin, remains a critical barrier limiting the efficiency of TDDS. Microneedles have been developed as a minimally invasive technology that effectively enhances skin permeability and addresses this challenge. Mesoporous silica nanoparticles (MSNs) have gained attention as promising biomaterials in drug delivery due to their high surface area, controlled release mechanisms, and biocompatible structure. When combined with microneedles, these nanoparticles form an efficient platform for maintaining drug stability and achieving targeted release. The patient-friendly design of microneedle systems shows significant potential for various applications, including chronic disease management, wound healing, and localized drug delivery. The MSN-enhanced platform aims to overcome the limitations of conventional methods by offering a more effective and targeted approach to drug delivery. In conclusion, this study demonstrates the potential of combining microneedles with mesoporous silic

    TÜRKİYE TÜRKÇESİNDE SIFATLARIN DERECE SÖZCÜĞÜ OLARAK KULLANILMASI ÜZERİNE BİR İNCELEME

    No full text
    Bu tez, sıfatların derecelendirme kategorisindeki anlam yoğunlaştırıcı/aşırılaştırıcı rollerini konu alan bir incelemedir. Derecelendirme, genellikle sıfatların ve zarfların bir özelliği olarak eşitlik, üstünlük, aşırılık, en üstünlük olmak üzere dört alt türde ele alınıp incelenen dilbilgisel bir olgudur. Bunlardan aşırılık derecesi üstünlükten yukarı, en üstünlükten aşağı derecelere atıf yapmak; bir şeyin niteliğinin normalden daha fazla ya da daha az olduğunu ifade etmek için kullanılmaktadır. Konuyla ilgili çalışmalara bakıldığında Türkçede aşırılık derecesinin genellikle çok, pek, hayli, epey, gayet, aşırı, fazlasıyla ya da sadece azaltıcı olarak kullanılan az, azıcık, hiç gibi zarf türünden sözcüklerle elde edildiği belirtilmektedir. Ancak aşırılık derecesini bildirmenin Türkçede başka yolları da bulunmaktadır ve bunlardan birisinin de sıfatlarla elde edilen aşırılıklar olduğu görülmektedir. Sıfatlar, bir yandan sözlüksel ögeler olarak kullanımda iken bir yandan derece niteleme görevi üstlenen işlevsel ögeler olarak da karşımıza çıkmaktadır. Ancak bütün sıfatların derece sözcüğü olarak kullanılamadığı; yalnızca anlamsal açıdan aşırılık bildirmeye uygun olan sıfat sınıflarının bu işlevi üstlenebildiği görülmektedir. Bu çalışmada konu Türkçe Ulusal Derlemi’nden derlenen veriler etrafında büyük, geniş, derin, yüksek sıfatlarıyla sınırlandırılan BOYUT; müthiş, muazzam, inanılmaz, fevkalade, olağanüstü, korkunç, feci, fena, dehşet ve felaket sıfatlarıyla sınırlandırılan DEĞERLENDİRME; eşsiz, benzersiz, tarifsiz, anlatılmaz sıfatlarıyla sınırlandırılan BENZERSİZLİK; deli, manyak ve çılgın sıfatlarıyla sınırlandırılan v İDRAK; yoğun, katı ve ağır sıfatlarıyla sınırlandırılan FİZİKSEL ÖZELLİK; sonsuz, sınırsız, sayısız sıfatlarıyla sınırlandırılan MİKTAR; hayati, önemli, ciddi sıfatlarıyla sınırlandırılan ÖNEM; güçlü, şiddetli, vurucu sıfatlarıyla sınırlandırılan GÜÇ ve ETKİ; içten, ateşli, azılı sıfatlarıyla sınırlandırılan TAVIR ve TUTUM SIFATLARI çerçevesinde ele alınmaktadır

    EGE DENİZİ'NDE BİR CENEVİZ KOLONİSİ: SAKIZ'DA TİCARİ FAALİYETLER (1346-1566)

    No full text
    Bu doktora çalışmasında, 1346-1566 yıllarını kapsayan dönemde, Ege Denizi’nde bulunan Cenevizlilere ait Sakız Adası kolonisi ele alınmıştır. Sakız Adası’ndaki Zaccaria hanedanının hazırladığı yoldan ilerleyen ve ticaret temelinde hayatını sürdürmüş olan bu koloni, Doğu’da İskenderiye’den Batı’da İngiltere ve Flandra’ya kadar uzanan geniş bir güzergahta faaliyet göstermişlerdir. Buna ek olarak Sakız Cenevizlileri, şap, sakız, şarap ve ipek gibi yerel üretimine ait malların yanı sıra Doğu Akdeniz ve Ege Denizi kıyılarındaki limanlardan gelen kumaş, pamuk ve tahıl gibi ürünlerin ticaretini de gerçekleştirmişlerdir. Söz konusu dönemde Sakız kolonisi, Sakız Adası’na adını veren ve ada dışında herhangi bir bölgede üretilmeyen sakızın ticaretiyle önemli bir gelir elde etmiştir. İlaveten, Yeni Foça üzerinden şap madenlerine ulaşan Sakız Cenevizlileri ve doğrudan egemenlikleri altındaki Midilli Adası’ndaki şap madenlerini işleten Gattilusio ailesi, önceki Sakız hakimleri olan Zaccaria ailesinin kurduğu organizasyonu takip ederek, özellikle İngiltere ve Flandra bölgesindeki tekstil sanayisi merkezlerinin taleplerini karşılayacak bir şap ticaret ağı tesis etmişlerdir. Bunlara ek olarak, Sakız Cenevizlileri Türkiye’nin çeşitli şehirleri ve limanları üzerinden de şap temin etmişlerdir. Sakız kolonisi, ticareti yapılan yukarıdaki ürünlerin dışında, kendi ürettikleri şarap ve ham ipeği de Pera ve Türkiye’nin çeşitli yerlerinde satmışlardır. Bunların haricinde Doğu Akdeniz kıyılarından, Türkiye’den ve Ege denizi kıyılarındaki diğer limanlardan temin edilen kumaş, pamuk ve şarap gibi diğer ürünler de Sakızlı tüccarlar v tarafından, Batı’ya taşınmıştır. Zikredilen ürünlerin ticaretine ek olarak, Sakız Adası’nda bağ, bahçe ve konut alışverişine dair bilgiler de tezde verilmiştir. Son olarak, tez çalışmasında Sakız kolonisinin idaresi, ticaret güzergahları ve belgelerde isimleri geçen para ve ölçü birimlerinden de bahsedilmiştir

    İBNÜ’L-CEVZÎ’NİN MEVZÛÂT’INDA ADI GEÇEN SAHÂBİLER

    No full text
    Ebü’l-Ferec İbnü’l-Cevzî, bilim ve kültür şehri olan Bağdat’ta hayatını geçirmiş ve bu şehirde vefat etmiştir. Tarih, siyer, hadis, fıkıh, tasavvuf, tefsir gibi birçok ilim dalında önemli çalışmaları bulunan Ebü’l-Ferec’in kitapları birçok esere kaynak olma özelliği ile birlikte pek çok yapılan çalışmaya konu olmuştur. Bu çalışmada İbnü’l-Cevzî’nin Kitâbü’l-Mevzûât’ında uydurma hadislerin senedlerinde adı geçen sahâbîler tespit edilmiş ve bu sahâbîlerin istismar edilme gerekçeleri incelenmiş, adı geçen sahâbîlerin isimlerinin hangi motivasyon ile kullanıldığına dair analizler yapılmaya çalışılmıştır. İsmi kullanılan sahâbîlerin uydurulan rivâyetin muhtevasıyla ilişkisinin tespit edilmesi de hedeflenmiştir. Bunun neticesinde mevzû hadislere karşı yeni bir bakış açısı sunulmaya gayret edilmiştir

    Development of Carbon Nanotube Reinforced Adhesives for Adhesive Bonding of Aluminum/BFRP Sheets

    No full text
    Adhesive bonding is widely utilized in the aviation and automotive sectors because of its good mechanical qualities and simplicity of manufacture. Furthermore, it is a critical joining method that optimizes the use of lightweight materials, providing high strength and corrosion resistance, especially in lightweight materials for instance aluminum alloys and polymeric composites reinforced with fibers. In this study, Aluminum 5754-H22 alloy, and basalt fiber reinforced polymer (BFRP) are used as specimens. Alumina and silica powders with additional carbon nanotubes (CNTs) were combined with epoxy resin, and the aluminum-aluminum (Al-Al) and aluminumBFRP (Al-BFRP) groups were bonded by the adhesive bonding method. Raman spectroscopy and SEM studies showed that the CNTs were successfully transferred to the alumina and silica powders. The adhesive mixture was obtained by mixing the powders with the epoxy resin using a mechanical mixer for 5 min at 1000 rpm, followed by mixing with the hardener at 800 rpm. In order to achieve optimum shear load values, the ground specimens were plasma surface treated. Wettability tests showed that untreated aluminum and BFRP surfaces had higher contact angle values such as 71.8o and 82.4o respectively and ground surfaces followed by plasma treatment aluminum and BFRP surfaces had 25.9o and 24.4o respectively. To ensure uniform distribution and proper curing of the adhesive, additional weights were used to achieve a uniform bond thickness. The best shear load results were obtained from the third specimen of the non-additive Al-Al group with 4344N. Following the shear tests, failure analyses were carried out. As a result, CNTs were shown to enhance the shear load of the Al-BFRP material grou

    Performance Analysis of Machine Learning for Predicting Ionic Liquid Toxicity

    No full text
    İyonik sıvılar, benzersiz fizikokimyasal özellikleriyle, yeşil kimya, enerji depolama ve ilaç endüstrisi gibi çeşitli alanlarda umut verici uygulamalar sunmaktadır. Ancak, çevresel ve biyolojik toksisiteleri konusundaki endişeler, güvenli ve sürdürülebilir kullanımlarını sağlamak için doğru tahmin modellerine duyulan ihtiyacı artırmaktadır. Bu tez, iyonik sıvı toksisitesi tahmini için meta-ensemble çerçeveler, ChemBERTa'dan türetilen gömülemeler ve Grafik Dikkat Ağları gibi makine öğrenimi ve derin öğrenim metodolojilerindeki yenilikleri bir araya getiren kapsamlı bir yaklaşım sunmaktadır. Bu yöntemler, geleneksel Kantitatif Yapı-Aktivite İlişkisi modelleri ve klasik makine öğrenimi tekniklerinin sınırlamalarını ele alarak, moleküler tanımlayıcılar, parmak izleri ve grafik tabanlı özellikleri entegre ederek karmaşık yapı-toksisite ilişkilerini eşi görülmemiş bir doğrulukla yakalamaktadır. Önerilen çerçeveler, dayanıklılıklarını ve genellenebilirliklerini kanıtlayan son teknoloji performans metriklerine ulaşmıştır. Ayrıca, dikkat mekanizmaları ve özellik ablation çalışmaları, toksisiteyi etkileyen moleküler faktörleri açıklayarak tahmin modellerinin yorumlanabilirliğini artırmaktadır. Bu çalışma, yalnızca iyonik sıvı toksisitesi tahmini için yenilikçi hesaplama araçları sunmakla kalmayıp, aynı zamanda daha güvenli ve sürdürülebilir kimyasallar tasarlama hedefine de katkıda bulunarak, yeşil kimya prensipleriyle uyum sağlamaktadır

    KUR’ÂN-I KERİM’DE TEMENNÎ VE TERACCÎ ÜSLÛBU

    No full text
    Bu çalışma ile Kur’ân-ı Kerîm'deki temennî ve teraccî üslûbu incelenmektedir. Temennî, istenen ancak gerçekleşmesi mümkün olmayan olaylar ya da durumlar için kullanılırken teraccî, ümit edilen ve gerçekleşme ihtimali olan durumlar için kullanılmaktadır. Bu iki üslup, Kur’ân'da birçok yerde anlamın güçlendirilmesi ve etkili bir şekilde iletilmesi maksadıyla kullanılır. Tez, temennî ve teraccî kavramlarını dilbilimsel, belâgat ve edebî açıdan ele alarak Kur’ân’ın edebî yapısına dair bir analiz sunmayı hedeflemektedir. Temennî ve teraccî üslupları hem dinî hem de edebî metinlerde önemli bir yer tutar. Bu çalışma Kur’ân'ın eşsiz belâgati ve Arap dilinin inceliklerini daha iyi anlamayı sağlayarak Kur’ân’ın dilsel mucizelerini değerlendirmeye katkı sunmayı amaçlamaktadır. Çalışmada dilbilimsel ve edebî analiz yöntemleri kullanılarak, tümevarım ve tahlil metotlarına başvurulmuştur. Arap dili ve edebiyatı alanında klasik kaynaklar olan Sibeveyhî, Zemahşerî, Cürcânî gibi büyük alimlerin eserleri temel alınmış; ayrıca, nahiv, belâgat ve tefsir ilimleri çerçevesinde kapsamlı bir literatür taraması yapılmıştır. Bu yöntem, konunun farklı perspektiflerden ele alınmasına imkân sağlamıştır. Çalışmada, temennî ve teraccî üsluplarının Kur’ân'daki kullanımının yalnızca dilsel alanda değil, aynı zamanda dinî ve ahlakî mesajları güçlendirdiği sonucuna ulaşılmıştır. Bu üsluplar edatların ötesinde isim ve fiiller aracılığıyla da ifade edilmektedir. Ayrıca temennî edatı "leyte" ile teraccî edatı “lealle”nin Arap dilinin bilinmeyen bir döneminde aslında bir fiil oldukları, fakat zamanla edata dönüştükleri sonucuna varılmıştır. Bu dönüşüm, dilbilgiselleşme sürecine işaret eder. Arap dilcilerinin “Leyte” ve “Lealle”yi "fiile benzeyen harfler" kategorisine dahil etmesi de bu görüşü destekleyen önemli bir dilbilgisel argümandır

    1,260

    full texts

    2,715

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Izmir Katip Celebi University
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇