Izmir Katip Celebi University
Not a member yet
2715 research outputs found
Sort by
Boya Üretimi Yapan Fabrikalarda Toz ve VOC Parametrelerinin Maruziyet Ölçümlerinin Değerlendirilmesi
Türkiye, Avrupa’nın en büyük beşinci boya üreticisi konumundadır ve giderek büyümeye devam etmektedir. Boya üretimi esnasında kullanılan kimyasallar sebebiyle uçucu organik bileşik (VOC) ve toz maruziyeti önemli bir iş sağlığı ve güvenliği (İSG) riski olarak değerlendirilmektedir. Çalışanlar bu maruziyet sebebiyle, solunum yolu problemleri, alerjiler, baş ağrıları ve hatta ciddi sağlık sorunları yaşayabilirler. Bu nedenle, iş yerlerinde VOC konsantrasyonunun periyodik olarak ölçülmesi ve kontrol altında tutulması gereklidir. Çalışma ortamındaki toz, VOC, gürültü, titreşim ve kimyasal buhar ve bileşikler gibi çok çeşitli kirletici ve fiziksel faktörlerin çalışan sağlığı üzerindeki etkilerinin kişi bazlı ölçülmesine ise kişisel maruziyet ölçümü denir. Bu çalışma ile yaş boya üretimi gerçekleştiren bir tesisin toz ve VOC parametreleri ile maruziyet ölçüm sonuçlarının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Örnek alınan fabrikada üretimin farklı aşamalarında çalışan sekiz kişiye VOC, altı kişiye ise solunabilir toz maruziyet ölçümü yapılmıştır. VOC ölçüm sonuçları ele alındığında, ulusal ve uluslararası mevzuat değerlerini aşan bir değer görülmemiştir. Solunabilir toz maruziyet sonuçları incelendiğinde ise toz hazırlık bölümünde, yasal limitin üstünde bir değer ölçüldüğü tespit edilmiştir. Maruziyeti azaltmak için havalandırma sistemleri gözden geçirilmeli ve daha etkin hale getirilmelidir
COLIN MCGINN’İN ZİHİN FELSEFESİNDE ÇÖZÜLEMEYEN PROBLEM: BİLİNÇ
Zihin felsefesinde üzerinde sürekli tartışılan konulardan biri zihin-beden problemidir. Düalist yaklaşımlar bu problemi zihinsel ve fiziksel tözler arasında ayrım yaparak çözmeye çalışırken, fizikalist yaklaşımlar bunu tamamen fiziksel açıklamalarla çözmeye çalışır. Hem düalizmin hem de fizikalizmin zihin-beden problemini çözmeye yönelik çabalarına rağmen, bu yaklaşımlar eleştiriye tabidir ve probleme kesin bir çözüm sağlamada yetersizdir. Ancak Colin McGinn, zihin-beden problemine ilişkin transandantal doğalcılık argümanını ileri sürerek, problemi yukarıda bahsedilen yaklaşımlardan farklı olarak epistemolojik bir temele yerleştirir. McGinn’e göre bilinç ve beyin arasındaki ilişkiyi aydınlatan bir özellik vardır ancak bu özellik insanın bilişsel kapasitesinin ötesinde olduğundan problemi insan zihnine çözümsüz kılmaktadır. Bu tezde McGinn’in bu görüşü eleştirel bir şekilde değerlendirilerek, bu özelliğin bilinç ve beyin arasındaki ilişkiyi açıklamak için yeterli olup olmadığı incelenmektir. Ayrıca zihin-beden probleminin algı ve içgözlem arasındaki temel kavramsal farklılıktan kaynaklanabileceği önerilmektedir
ÖZEL ALAN KAVRAMININ BOYUTLARININ YÖNTEMSEL KARŞILAŞTIRILMASI
Bu tez çalışması kavramların net olarak anlaşılmasının araştırma sürecindeki rolünün farkındalığıyla yazılmıştır ve anlamı üzerinde tartışma olan dolayısıyla kavramsal olarak sorgulanmakta olan özel alan kavramını incelemiştir. Diğer birçok sosyal bilim kavramı gibi özel alan kavramı da tek bir kavramsallaştırmaya sahip değildir. Literatüre bakıldığında görülmüştür ki özel alan kavramı üzerine çalışan düşünürlerin yaptıkları kavramsallaştırmalar bazen benimsedikleri yaklaşımlar açısından bazen ise ele aldıkları tarihsel bağlam açısından birbirlerinden farklılaşmıştır. Bu durum özel alan kavramının semantik alanının bozulması olarak yorumlanmıştır. Dolayısıyla bu çalışmada özel alan kavramına dair literatür Giovanni Sartori’nin kavram analizi yöntemiyle analiz edilmiştir. Çünkü “semantik yaklaşım” olarak ifade edilen bu yöntem, özel alanı kavramsallaştıran düşünürler ile kavramın ilişkilendirildiği boyutları bir matriks içerisinde tabloda göstermekle belirli bir amaca hizmet etmektedir. Bu çalışma sayesinde farklılaşan özel alan kavramsallaştırmaları arasındaki ilişki açığa çıkarılır, bunların hangi boyutlar üzerinden ayrıştıkları hangi boyutlar üzerinde ise ortaklaştıkları sergilenmiş olur. Buna göre özel alan kavramının ve negatif kutbu olduğu göz önüne alındığında kamusal alan kavramının boyutları farklı düşünürler bağlamında açıklanmıştır. Ortaya konulan veriler ışığında görülmüştür ki Hannah Arendt, Paul Veyne, Wollstonecraft ve Hanisch aynı boyutlar üzerinden özel alan kavramını ele almıştır. Georges Duby’nin perspektifi bu düşünürlerden ayrıcalık ve mahrumiyet boyutları ile ayrışmıştır. Lynn Hunt ile Michelle Perrot’un perspektifinde kişisellik, gizlilik, iv zorunluluk ve eşitsizlik boyutlarının varlığı analiz edilmiştir ki bu boyutlar hem Habermas’ın kavramsallaştırmasında bulunan hem de yukarıda adı geçen düşünürlerin kavramsallaştırmalarında bulunan ortak boyutlardır. Richard Sennett, Norbert Elias, Zygmunt Bauman ve David Lyon da dahil tüm bu düşünürlerce paylaşılan boyutun ise kişisellik olduğu ve dolayısıyla kavramın çekirdeğini oluşturduğu ifade edilmiştir. Ayrıca incelenen kavramsallaştırmalar arasında en az boyuta sahip perspektifin Zygmunt Bauman ve David Lyon tarafından ortaya konduğu gösterilmiştir. Fanilik boyutu ise en az belirgin boyut olarak tabloda yer almıştır
NEOKLASİK REALİZM ÇERÇEVESİNDE TÜRK DIŞ POLİTİKASI: 2000 SONRASI DÖNEMDE ENERJİ POLİTİKASININ ANALİZİ
Türkiye Cumhuriyeti’nin dış politikası 1923 yılından beri genel olarak statükocu bir anlayış çerçevesinde yürütülmüştür. Her ne kadar dönem dönem komşularla ve diğer ülkelerle küçük çaplı sorunlar yaşanmış olsa da bu sorunlar diplomasi yoluyla çözülmeye çalışılmıştır. Türkiye’nin 2000 yılı sonrasındaki enerji dış politikasının ele alındığı bu çalışmada, neoklasik realist teori ilkeleri doğrultusunda analizler yapılmıştır. Neoklasik realist anlayışın dış politikanın belirlenmesinde ülke içi değişkenlere yaptığı vurgu bu teorinin seçilmesinde etkili olmuştur. 2000 yılı sonrasında Türkiye’de yaşanan olaylar dikkate alındığında, bu teorinin öngörülerinin Türkiye’nin enerji dış politikasındaki etkisinin incelenmesinin alanyazına katkı sunması beklenmektedir. Çalışma konusu olarak Türkiye’nin enerji dış politikasının seçilmesinde; 2000 yılı sonrasında çevre kaygılarının artması nedeniyle fosil yakıtlara karşı oluşan toplumsal tepki (fosil yakıtların ve fosil yakıtla çalışan araçların daha az kullanımı) yenilenebilir enerji alanında yaşanan hızlı değişim, hidrokarbon enerji kaynaklarına sahip olan ülkelerde yaşanan değişimler, Türkiye’nin doğu–batı enerji koridoru olmasına yönelik yaşanan gelişmeler etkili olmuştur. Bu çalışmanın temel amacı, 2000 yılı sonrasında Türkiye’nin enerji dış politikasının ortaya konulmasında rol oynayan ülke içi değişkenlerin belirlenmesidir. Bu amaç doğrultusunda, çalışmada Türkiye’nin enerji dış politikasına yön veren iki kurum olan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile Dışişleri Bakanlığı tarafından iv hazırlanan ve internet sitelerinde yayınlanan belgelerin analizine yer verilmiştir. Söz konusu belgelerde; Bakan konuşmaları, Bakanlık açıklamaları, enerji ve çevre haber bültenleri, konuşmalar, ortak açıklamalar, dergiler, yayınlar, bakanlığın haftalık ya da aylık yaptığı basın açıklamalarının soru – cevap bölümleri ve stratejik planlar ele alınmıştır. Bu içeriklerin “enerji” kavramını barındırıp barındırmamasına göre ilgili metinler örnekleme dahil edilmiştir. Bu çalışmada; “Türkiye’nin enerji politikasının belirlenmesinde neoklasik realist teorinin odaklandığı uluslararası sistem baskısı ve iç dinamik unsurların rolü nedir?” ana araştırma sorusu olarak seçilmiştir. Analizlerde nitel araştırma yöntemlerinden biri olan içerik analizi yöntemi kullanılmış, elde edilen bulgular analiz edilmiştir. Çalışma sonucunda uluslararası sistemin yapısının ve sistem baskısının Türkiye’nin enerji dış politikasının belirlenmesinde ön plana çıkan bağımsız değişkenler olduğu görülmüştür. Birim içi değişkenler açısından da ekonomik nedenlerin ve enerjide dışa bağımlılığın ön plana çıkan değişkenler olduğu sonucuna ulaşılmıştır
Z KUŞAĞININ SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK TEMALI REKLAM ALGISININ TÜKETİCİ NÖROBİLİMİ YÖNTEMLERİYLE İNCELENMESİ
Sürdürülebilirlik; gezegendeki yaşamın adaptasyon becerilerini besleyen empatik, inovatif ve onarıcı bir bilinç düzeyi; tüm zamanların topluluklarıyla farklı bir boyutta işbirliği geliştiren rasyonalist ve fütürist bir erdemlilik hareketidir. Bugünden gelecek ile empati ve iletişim kurma, yenilikçi ve onarıcı bir aksiyon alma ve en önemlisi insanlığı yeryüzündeki tüm yaşamı desteklemeleri için örgütleme, motive etme ve eğitme eylemliliğidir. Günümüze kadar gelen süreçte de endüstriyel devrimlerin çevre, toplum ve ekonomi üzerindeki etkileri, her yeni jenerasyonun sürdürülebilir olana taleplerini ve yönelimlerini ivmelendirdiği görülmektedir. Ancak gezegene ve yaşama saygı ile adalet çerçevesinde birleşen bu genç kolektif gücün doğru yönlendirilmesi ve işbirlikleriyle etki alanını genişletmesi; doğru politikalar, doğru eylem planları, doğru eğitim ve “doğru pazarlama iletişimi” ile mümkün olabilmektedir. 21 yy.’da toplumlar, hükümetler ve kuruluşlar, Endüstri 4.0’ın getirdiği teknolojik yeniliklere ancak Toplum 5.0 vizyonunun öngördüğü sosyal ve kültürel unsurları, sürdürülebilir politika müdahalelerini ve doğru topluluk iletişimini dahil ederek sürdürülebilir, eşitlikçi ve müreffeh bir gelecek yaratma fırsatına sahip olabilecektir. Sürdürülebilir medeniyetler, topyekûn insanların vicdani ve etik olana eylemsel sadakati ile çevresel, toplumsal, ekonomik, ayrıca jenerasyonlar ve türler arası barışa ve adalete olan duygudaşlığı üzerinde yükselebilir. Bu nedenle araştırma, sürdürülebilirlik ile ilgili kuruluşlar ve politika yapıcılar için Z kuşağı bireylerin sürdürülebilirlik temalı reklamlara ilişkin algılarının, duygudaşlığının ve katılımcılık düzeylerinin kapsamlı bir analizini içermektedir. Bunun için katılımcıların demografik özelliklerine, deneyimsel hafızalarına ve iv sürdürülebilirliğin sorunlarına ilişkin ilginlik düzeylerine göre, sürdürülebilirliğin çevresel, sosyal, eşitlik, yapısal, ekonomik ve yönetişim konularında farklı senaryolara ve sloganlara yönelik psikofizyolojik tepkileri (yüz ifadesinden duygu analizleri ve ısı haritaları ile odaklanma skorları) ve anketler ile reklama yönelik tutumları, reklam mesajına olan güvenilirlik düzeyleri ve üyelik satın alma niyetleri ile katılımcılıkları değerlendirilmeye alınmıştır. Araştırma bulguları, sürdürülebilirliğin farklı senaryolarına ve sloganlarına yanıt olarak katılımcıların duyarlılık odaklarında ve bu odaklara yönelik duygusal tepkilerinde istatistiksel olarak anlamlı farklılıkların olduğunu tespit etmiştir. Ayrıca reklamların ortaya çıkardığı farklı duyguların katılımcılık üzerindeki etkisinin yönünü ve gücünü ortaya koymuştur. Araştırma sonucunda, Z Kuşağının sürdürülebilir politikalara katılımını kuruluşların yürüttüğü yeşil aklama (greenwashing) faaliyetlerinin yarattığı tiksinme ve üzüntü duyguları nedeniyle istatistiksel olarak yüksek düzeyde olumsuz etkilediği ancak samimiyet ve duygudaşlık yakaladıklarında Dünya için sorumluluk almaktan kaçınmayacakları bulunmuştur. Ayrıca sürdürülebilirlik ile ilgili kuruluşlar ve politika yapıcılar için genç jenerasyonların katılımcılıklarını arttıracak yeni kampanya ve reklam tasarım fikirleri önerilmiştir. Bununla birlikte gelecekte nörosürdürülebilirlik alanında yapılacak çalışmalar için detaylı bir kapsam sunulmuş, böylelikle literatürde bu araştırma alanındaki boşluk giderilmiştir
SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK MALİYETLERİN MUHASEBELEŞTİRİLMESİ: BİR UYGULAMA
Sanayileşme, nüfus sayısındaki hızlı artışlar, çarpık kentleşme, ormanlık alanların yok edilmesi, nükleer felaketler çevrenin tahrip olmasına ve kaynakların azalmasına neden olmaktadır. Çevre kirliliğindeki artış insanlığa ve gelecek kuşaklara zarar vermektedir. Çevresel bilincin gelişmesi insanları ve işletmeleri çevreyi korumaya yönelik uluslararası boyutta çalışmalar yapmaya yöneltmiştir. Uluslararası boyutta yapılan çalışmalar yeni kavramların ortaya çıkmasına ve bu kavramlar ışığında çevrenin korunmasına yönelik rehberler oluşturulmasına neden olmaktadır. Sürdürülebilirlik ve Çevre Muhasebesi gibi kavramlar çevrenin korunmasına yönelik yapılan çalışmaların sonucunda son yıllarda önemi giderek artan kavramlar olmaktadır. Sürdürülebilirlik, çevresel kaynakların sürekliliğini korumaya yönelik sosyal, ekonomik ve çevresel boyutlarda değerlendirilmekte ve karbon ayak izinin azaltılmasında işletme ve kurumlara rehberlik etmektedir. İşletmelerin çevrenin korunması ve karbon ayak izinin azaltılması için yaptığı çalışmalar işletmelere belirli maliyetler yüklemektedir. Bu maliyetlerin kayıt edilmesi sınıflandırılması ve raporlanması çevre muhasebesinin önemini ortaya koymaktadır. Bu çalışmada demir çelik sektöründe faaliyet gösteren bir işletmenin karbon salınım miktarı hesaplanmakta ve çevrenin kullanılması, korunması yönünde gerçekleştirdiği harcamalara yönelik maliyetler muhasebe kayıtlarına göre ortaya konulmaktadır
KAZAN TATARCASINDA SINIRLANDIRMA
Bu tez, Orta İdil Bölgesinde konuşulan Kıpçak tipindeki Türk değişkelerinden Kazan Tatarcasının sınırlandırma bildiren yapılarını ve sınırlandırma bildiren söz varlığını konu edinmektedir. Kazan Tatarcasında sınırlandırma kategorisi; zamanı, mekânı, miktarı ve ayrıştırma bilgisi ile ismi sınırlandıran birtakım dilbilgisel söz ve yapılardan oluşmaktadır. Bu çalışmada söz konusu sınırlandırma ögeleri, Kazan Tatarcasının sözlük ve gramerler çalışmalarında belirlenip örnek cümleler yardımıyla incelenmiştir. Yapılan incelemede söz konusu sınırlandırma ögelerinin eylemin gerçekleştiği zamanın ve mekânın başlangıç ve bitiş noktasını bildirmek, mekânın ve zamanın başlangıç ve bitiş aralığını belirtmek, miktarın neyden daha fazla veya neyden daha az olduğunu göstermek, herhangi bir ismi diğerlerinden ayırmak suretiyle sınırlandırma yaptıkları belirlenmiştir. İlgili inceleme sonunda Kazan Tatarcasında sınırlandırma kategorisini birtakım hâl eklerinin, sınırlandırma yapan eklerin, zarf-fiil eklerinin, son çekim edatlarının, parçacıkların zarfların ve birtakım sözlerin önüne gelen sayı isimlerinin oluşturduğu belirlenmiş; söz konusu unsurlar tezde, türlerine göre sınıflandırılarak yorumlanmıştır
Dirsek Eklemini İyileştirmeye Yönelik Tele-Fizyoterapi Cihazı Geliştirilmesi
The aim of this thesis was to develop a wearable tele-physiotherapy device that addresses the remote elbow joint rehabilitation. The developed device consists of a wearable exoskeleton equipped with servo motor, joint angle sensor, EMG sensor, battery and Wi-Fi module. By connecting with the Android mobile application, it enables real-time monitoring of EMG data and programming of personalized exercise programs. The device offers convenience and comfort to patients by eliminating the need for face-to-face physiotherapy sessions and aims to reduce treatment costs and treatment time.
The development process started with the design of the exoskeleton structure, then the
necessary electronic hardware and sensors selected and placed on the device. In the
second stage, the embedded system software of the Stm32 processor developed. The
embedded system on the device should be able to control the servo motor, sensors and
connect to the android phone and share the sensor data and exercise program
information. In the last stage, a mobile application developed to connect the
physiotherapy device from the phone. Thanks to the developed IOT mobile software,
the patient's training programs can be controlled, loaded onto the device, and the
patient's condition can be shared with the doctor.
In this thesis the development process of a wearable tele-physiotherapy device with an
IOT (internet of things) feature is presented. The device is capable of data
collection/processing, physiotherapy programs made by doctors via online, and
healing status tracking to fasten healing process while reducing risk of suffering from
pain. The validity of the proposed device is carried out by long term real life testing.
Future work involves further improvement of the device and software for comfortable
use and functionality.Bu tezin amacı, uzaktan dirsek eklemi rehabilitasyonunu ele alan giyilebilir bir telefizyoterapi cihazı geliştirmektir. Geliştirilen cihaz servo motor, eklem açı sensörü,
EMG sensörü, batarya ve Wi-Fi modülü ile donatılmış giyilebilir bir dış iskeletten
oluşmaktadır. Geliştirilen mobil uygulamaya bağlanarak EMG verilerinin gerçek
zamanlı izlenmesini ve kişiye özel egzersiz programlarının programları
oluşturulabilmesini sağlar. Cihaz, yüz yüze fizyoterapi seanslarına olan ihtiyacı
ortadan kaldırarak hastalara kolaylık ve rahatlık sunuyor ayrıca tedavi masraflarını ve
tedavi süresini düşürmeyi hedefliyor.
Geliştirme sürecine, dış iskelet yapısının tasarlanması ile başlandı, ardından gerekli
elektronik donanım ve sensörler seçilerek cihaza yerleştirildi. ikinci aşamada Stm32
işlemcisinin gömülü sistem yazılımı geliştirildi. Cihaz üzerindeki gömülü sistem,
servo motoru, sensörleri kontrol edebilmeli ve telefona bağlanıp sensör verilerini ve
egzersiz programlarını bilgisini paylaşabilmelidir. Son aşamada ise fizyoterapi
cihazına telefondan bağlanmak için bir mobil uygulama geliştirilmiştir. Geliştirilen
IoT mobil yazılım sayesinde hastanın eğitim programları kontrol edilebilmekte, cihaza
yüklenebilmekte ve hastanın durumu doktor ile paylaşılabilmektedir.
Bu tezde IoT (nesnelerin interneti) özelliğine sahip giyilebilir bir tele-fizyoterapi
cihazının geliştirme süreci sunulmaktadır. Geliştirilen cihaz, veri toplama/işleme,
doktorlar tarafından çevrimiçi olarak yapılan özel fizyoterapi programlarını alıp
uygulama ve yanlış egzersize bağlı ağrıdan muzdarip olma riskini azaltırken iyileşme
sürecini hızlandırmak için iyileşme durumu izleme kabiliyetine sahiptir. Önerilen
cihazın geçerliliği, uzun süreli gerçek hayat testleri ile gerçekleştirilebilir.
Gelecekteki çalışmalar, rahat kullanım ve işlevsellik için cihazın ve yazılımın daha da
geliştirilmesini içerir
Görüntü İşleme Tabanlı Üretim Bandından Akan Ürün Tespiti Sayımı ve Takibi
Tezsiz Yüksek Lisans Bitirme ProjesiBu çalışma, YOLOv7 modelinin, özel olarak hazırlanmış Cıvata ve Somun Veri Seti ile eğitildiğinde gösterdiği performansı değerlendirmektedir. Çalışmanın temel amacı, modelin üretim ve kalite kontrolündeki çeşitli otomasyon süreçleri için kritik olan endüstriyel bileşenlerin tespiti ve sayımındaki doğruluk ve verimliliğini değerlendirmektir. Veri seti, özellikle somun ve cıvata olmak üzere iki sınıfa ayrılmış 7.200 eğitim görüntüsü ve 1.800 doğrulama görüntüsünden oluşmaktadır. Bulgular, YOLOv7'nin karmaşık ve yoğun sahnelerde bile nesneleri etkili bir şekilde tespit edip sayarak yüksek hassasiyet ve doğruluk oranları sergilediğini göstermektedir. Sonuçlar, modelin dayanıklılığını ve daha da geliştirilme potansiyelini vurgulamakta olup, endüstriyel uygulamalar için uygun bir aday olduğunu ortaya koymaktadır. Bu çalışma, derin öğrenme modellerinin endüstriyel otomasyonda uygulanmasına yönelik artan araştırma literatürüne katkıda bulunarak, YOLOv7'nin gerçek dünya senaryolarında pratik kullanımını ve uyarlanabilirliğini vurgulamaktadır
Çekişmeli Üretici Ağ Tabanlı Veri Artırımı ile Derin Öğrenme Tabanlı Tıbbi Teşhis
Günümüzde kullanım alanı oldukça artmaya başlayan derin öğrenme temelli sınıflandırma ve segmentasyon modelleri, Covid-19 salgının ardından tıbbi alanda da yoğunluğunu artırmış olup, çeşitli hastalıkların tespit edilmesinde aktif olarak kullanılmaya başlanmıştır. Temelinde makine öğrenimi ve derin öğrenme algoritmaları kullanan bu modeller özellikle görsel veri sınıflandırma alanında kullanılmaktadırlar. Bu amaçla eğitilen modellerin başarısı büyük ölçüde veri setinin niteliğine ve niceliğine bağlıdır. Tıbbi alanda veri setinin temini ve kullanımı, hasta gizliliğinin korunumu ve kişisel verilerin izinsiz kullanılamaması gibi kısıtlardan dolayı oldukça zordur. Bu zorluk, sentetik veri üretimi üzerine yapılan çalışmaları hızlandırmış ve çekişmeli üretici ağ (GAN) tabanlı mimarilerin gelişmesini sağlamıştır. Bu çalışmada çeşitli senaryolar ve veri setleri üzerinde GAN mimarileri ve klasik veri artırım yöntemleri ile veri artırımı ve sınıf dengesizliği problemi çözülerek karşılaştırmalı olarak incelenmiştir