Izmir Katip Celebi University
Not a member yet
2715 research outputs found
Sort by
YAPAY ZEKÂ, TEKNOLOJİ-ARACILI VE GELENEKSEL İŞE ALIM MÜLAKATLARININ PERFORMANS VE KAYGI AÇISINDAN KARŞILAŞTIRILMASI
Bu çalışmanın amacı, yapay zekâ, teknoloji-aracılı ve yüz yüze mülakatların kaygı ve performans üzerindeki etkisini incelemektir. Tez, iki çalışmadan oluşmaktadır. İlk çalışmada Seçim Mülakatlarında Kaygı Ölçeği Türkçe’ye uyarlanmıştır. Nihai örneklem, yaşları 18-63 arasında değişen ( X̄= 29.04, SS = 9.99) 448 katılımcıdan (252 kadın, 196 erkek) oluşmaktadır. Katılımcılar sırayla Seçim Mülakatlarında Kaygı Ölçeği (MASI), Liebowitz Sosyal Kaygı Ölçeği ve İletişim Kaygısı Ölçeği (İKÖ-24) tamamlamıştır. Ölçeğin faktör yapısını belirlemek için açımlayıcı ve doğrulayıcı faktör analizi uygulanmıştır. Açımlayıcı faktör analizi bulguları, MASI-Türkçe (MASI-T)’nin 30 madde ve 4 faktörden oluştuğunu göstermiştir. Bu faktörler iletişim kaygısı, sosyal-görünüm kaygısı, performans kaygısı ve davranışsal kaygı olarak isimlendirilmiştir. Faktörlerin varyansın %58’ini açıkladığı tespit edilmiştir. Ölçek maddelerinin faktör yük değerlerinin ise .34 ile .78 arasında değiştiği görülmüştür. Açımlayıcı faktör analizinden sonra yapılan doğrulayıcı faktör analizinde verinin modele kabul edilebilir düzeyde uyum gösterdiği tespit edilmiştir (CFI = .91, NFI = .86, GFI = .86, IFI = .91, AGFI=.83, TLI = .90, ve RMSEA = .061). Ölçeğin ölçüt bağıntılı geçerliğinde diğer iki ölçek ile yüksek düzeyde korelasyon bulunmuştur. Ölçeğin Cronbach alfa iç tutarlık katsayısı .95 olarak bulunmuştur. Boyutlara göre iç tutarlılık katsayıları şu şekildedir: iletişim = .81, sosyal-görünüm = .91, performans = .89 ve davranışsal =.85. Ayrıca mülakat kaygısına iii yönelik bulgular, kadınların ve şu anda bir işte çalışmayan bireylerin erkeklere ve hâlihazırda çalışmakta olan katılımcılara göre daha yüksek kaygı düzeyine sahip olduğunu göstermiştir. Yaş ve son mülakattaki öznel performans değerlendirmesi, kaygı puanları ile negatif ilişkilidir. İkinci çalışmada, deneysel bir metodoloji kullanılarak üç farklı mülakat türünün katılımcıların performansı ve kaygı düzeyindeki etkisi karma yöntem (nicel ve nitel) ile incelenmiştir. Bulgular, daha yüksek kaygı düzeylerine sahip katılımcıların mülakat türünden bağımsız olarak objektif ve sübjektif performans puanlarının daha düşük olduğunu göstermiştir. Üç farklı mülakat türü karşılaştırıldığında, yapay zekâ aracılı asenkron mülakatlarda teknoloji-aracılı mülakata göre kendini ifade etmeden daha az memnuniyet duyulduğu tespit edilmiştir. Kaygı ile performans arasındaki ilişkide mülakat türünün düzenleyici etkisine yönelik bulgular, davranışsal kaygının objektif performans puanları üzerindeki etkisinde mülakat türünün düzenleyici etkisi olduğunu göstermiştir. Buna göre yapay zekâ koşulunda kaygı arttıkça objektif performans artarken, yüz yüze koşulunda tam tersi geçerlidir. Nitel bulgular, katılımcıların genel olarak yüz yüze mülakatları, özellikle mülakatçının davranışı ve mülakat ortamı açısından daha olumlu değerlendirdiğini göstermiştir. Bununla birlikte, teknoloji-aracılı mülakatlar uzaktan katılım imkânı sağlaması ve kaygının gizlenebilmesi açısından takdir edilmiştir. Öte yandan, yapay zekâ aracılı asenkron video mülakatları, ek düşünme süresi ve cevap esnekliği sağlaması nedeniyle olumlu bulunmuştur. Katılımcıların duygusal deneyimleri genel olarak tüm mülakat türlerinde olumlu kalmıştır. Sonuç olarak, bu çalışma, Türkçe konuşulan bir bağlamda mülakatlardaki teknolojik gelişmelerin dinamikleri ve algısına değerli bir bakış sunmaktadır
HALİDE EDİP ADIVAR’IN HİKÂYELERİNDE MEKÂN
Mekân, bir anlatının her aşamasında yer alan en temel öğelerinden biridir. Bir roman ve hikâyede, şahıslar ve olaylar belli bir zaman ve mekân içinde yer alır. İnsan için de mekân, varoluşunun temellendiği, duygu ve düşünce dünyasını şekillendiren ve anlamlandıran önemli bir unsur olarak karşımıza çıkar. Dolayısıyla insan ve mekân daima bir etkileşim içinde bulunur. Mekân, roman ve hikâyelerde olayların geçtiği yer olmasının dışında şahısların sunumunda, onların sosyal, psikolojik, ekonomik durumlarının yansıtılmasında da önemli bir role sahiptir. Ayrıca yazarlar, mekân unsurunu olayların içinde geçtiği dönemi ya da toplumu yansıtmak amacıyla da kullanabilirler. Türk edebiyatının en önemli isimlerinden biri olan Halide Edip Adıvar da eserlerinde mekânı bu çok yönlü bakış açısıyla kullanabilen yazarlardan biridir. Halide Edip Adıvar’ın eserleri üzere bugüne kadar çok sayıda çalışma yapılmıştır. Bu çalışmalara genel olarak baktığımızda, çalışmaların daha çok romanları üzerinde yoğunlaştığı, hikâyeleri üzere az sayıda bazı tematik incelemelerin yapıldığı görülmüştür. Adıvar, romanlarıyla ön plana çıkmış bir yazar olsa da hikâye türünde de çok sayıda eser vermiş bir isimdir. Yapılan çalışmalarda hikâyelerindeki mekân unsuruna münferit olarak değinilmediği görülmüştür. Bu çalışmanın amacı, Halide Edip Adıvar’ın hikâyelerinde, anlatının en temel öğelerinden biri olan mekân unsurunun nasıl kullanıldığını tespit etmektir. Çalışmada, hikâyelerinde mekânın nasıl ve hangi işlevlerle kullanıldığı, mekân-insan ilişkisi de göz önünde bulundurularak değerlendirilmiştir. Üç bölümden oluşan tezin birinci bölümünde, Adıvar’ın hikâyeciliği ve hikâye kitapları üzerinde ana hatlarıyla iv durulduktan sonra, ikinci bölümünde hikâye kitaplarında görülen mekân türleri fiziksel ve algısal olmak üzere iki temel alt başlığa ayrılarak incelenmiştir. Bu bölümde alt başlıklar, yazarın hikâyelerinde belirlenen başlıca mekânlara göre sınıflandırılmıştır. Üçüncü bölümde mekânın işlevleri üzerinde durulmuştur. Halide Edip Adıvar, Millî Mücadele döneminde bizzat bulunmuş ve görevli olarak Anadolu’nun pek çok şehir, köy ve kasabasını gezmiş, buradaki gözlem ve tespitlerini eserlerine de yansıtmıştır. Bu çalışmanın diğer bir amacı da yazarın bu izlenimlerinin hikâyelerindeki mekân unsurlarına nasıl ve ne şekilde yansıdığını ortaya koymaktır
ARAP ŞİİRİNDE TAACCUB ÜSLUBU
Dil iletişimin yanı sıra insanoğlunun kendi his ve düşüncelerini ifade etme aracıdır. İnsanoğlu, bir olay karşısında hayret veya şaşkınlığını da yine dile başvurarak ifade eder. Arap dilinde hayret, şaşkınlık vb. anlamları taşıyan dil birimlerine taaccub üslubu adı verilir. Taaccub, bir konuya veya olaya karşı hayranlık, şaşkınlık, hayret ifade etmek için kullanılan bir retorik aracıdır. Bu stilistik özellik, Arap şiir geleneğinde derin köklerine sahiptir ve tarih boyunca şairler tarafından izleyicilerden güçlü duygusal tepkiler uyandırmak için kullanılmıştır. Bu üslub, kıyasi ve semai olmak üzere iki kısma ayrılır. İşte bu çalışma, Arapça sözdiziminde çeşitli şekillerde karşımıza çıkan bu üslubun klasik Arap şiirindeki görünümlerini incelemeyi hedeflemektedir. Bu üsluba dair gerek nahiv gerekse belagat alimlerinin görüşleri ortaya konulmaya çalışılmıştır. Bütün bunlardan sonra bu üslubun klasik Arap şiirinde nasıl yer aldığı Muallakât, el-Mufaddaliyyât ve Cemheret-u Eşʿâri'l-ʿArab’dan seçilen örneklerde gösterilmiştir. Cahiliye döneminden başlayarak günümüze kadar Arap şairleri taaccub üslubunu kullanarak okuyucularını etkileyip güçlü duygular uyandırmışlardır. Cahiliye dönemi şiirlerinde yer alan en önemli semâ’î taaccub üsluplarının şunlar olduğu tespit edilmiştir: عجب، لله در- لله قوم، رُبَّ، أي الكمالية كم- وكائن، التعجب بالاستفهام، التعجب بالنداء، التعجب ب ما، لا غرو Cahiliye döneminde şairlerin kullandığı taaccub üslupları, şairin yaşadığı çevre ile ilgili imalar içermekte ve dönemin sosyal, kültürel ve ekonomik yapısını deşifre etmenin ötesinde dönemin insanlarının evrene bakış açılarını da ele vermektedir
KATILIM BANKACILIĞI ÜZERİNE BİR DİN SOSYOLOJİSİ ALAN ARAŞTIRMASI: İZMİR ÖRNEĞİ
Bu araştırmada, din sosyolojisi perspektifinden, katılım bankacılığı ve din ilişkisi, teorik, tarihsel ve empirik olarak ele alınmıştır. Araştırmanın teorik düzleminde, katılım bankacılığı ve din ilişkileri sosyolojik kuramlar bağlamında değerlendirilmiş; bu bağlamda en uygun açıklamaları sağlayacağı düşünülen Max Weber’in kapitalizm, Talcott Parsons ve Robert Merton’un yapısal işlevselci kuramları tercih edilmiştir. Bu kuramlar çerçevesinde, mikro düzeyde katılım bankacılığını kullanan bireylerin ekonomik pratiklerinde dinin nasıl bir rol oynadığı ve makro düzeyde katılım bankacılığının toplumsal ve dini açıdan hangi işlevleri karşıladığı sorularına cevap aranmıştır. Araştırmanın ikinci bölümünü oluşturan tarihsel perspektifte ise Dünya’da ve Türkiye’de katılım bankacılığının ortaya çıkışında etkili olan toplumsal, siyasal, ekonomik ve dini faktörler problem edinilmiştir. Araştırmanın bu bölümünde, Osmanlı Devleti’nden günümüze faizsiz finans kurumlarında meydana gelen süreklilik, değişim ve dönüşümlerin tespit edilmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın uygulama bölümünde, katılım bankacılığına yönelik tutumların sosyo-ekonomik değişkenlere göre farklılaşma durumu temel problem olarak belirlenmiştir. Araştırmada, nicel araştırma tekniklerinden yüz yüze yapılandırılmış mülakat ve çevrimiçi anket teknikleri birlikte kullanılmıştır. Çalışmanın örneklemini, İzmir merkezde ikamet eden ve katılım bankacılığı müşterisi olan 321 kişi oluşturmuştur. Araştırma verileri, katılım bankacılığı ve din ilişkilerini çözümlemeye yönelik geliştirilen 2 ölçek ile toplanmıştır. Hazırlanan ölçeklerin yapı geçerliliği, iv açımlayıcı ve doğrulayıcı faktör analizi ile teste tabi tutulmuştur. Geliştirilen ölçek ile toplanan verilerin analizinde t-testi ve Anova testleri kullanılmıştır. Araştırma neticesinde, katılım bankacılığı olgusunun, salt ekonomik değerlendirmeler ile açıklanamayacağı, katılım bankacılığının kurulmasının ve gelişmesinin arkasında yatan toplumsal, siyasal ve dini bağlamların ne derece önemli olduğu anlaşılmıştır. Araştırmanın uygulama bölümünde elde edilen veriler, katılım bankacılığına yönelik tutumların sosyo-ekonomik değişkenlere göre farklılaştığını açığa çıkarmıştır. Özellikle bireylerin din algısının, katılım bankacılığına yönelik ekonomik pratiklerini etkileyen en önemli faktör olduğu bulgusuna ulaşılmıştır
HERZBERG’İN ÇİFT FAKTÖR KURAMI BAĞLAMINDA ÇALIŞAN MOTİVASYONUNUN İŞ TATMİNİ ÜZERİNE ETKİLERİNİN İNCELENMESİ: YEREL VE BÖLGESEL MEDYA YAYINCILIĞI SEKTÖRÜNDE BİR ARAŞTIRMA
Bu araştırmada, Herzberg'in Çift Faktör Kuramı bağlamında yerel ve bölgesel medya çalışanlarının motivasyon düzeyleri ile iş tatmini arasındaki ilişkiler incelenmiştir. Çift Faktör Teorisi, çalışan motivasyonunu anlamak ve geliştirmek amacıyla kullanılan bir çerçevedir. Temelde motivasyonu arttıran "motivasyon faktörleri" ve motivasyonu düşüren "hijyen faktörleri" olarak iki ayrı kategoriyi vurgular. Araştırma, Türkiye'nin Ege Bölgesi'nde faaliyet gösteren yerel medya kuruluşlarındaki çalışanları kapsamaktadır. Yapılan anket ve görüşmeler, çalışanların motivasyon faktörlerini ve iş tatmini düzeylerini değerlendirmeyi amaçlamıştır. Bulgular, kadın çalışanların hijyen faktörlerine yönelik motivasyon düzeyinin erkek çalışanlara göre daha yüksek olduğunu göstermiştir. Ayrıca, yaş grupları ve kıdem süreleri ile motivasyon ve iş tatmini arasında anlamlı ilişkilerin olduğu tespit edilmiştir. Bu çalışma, yerel medya sektöründeki çalışanların motivasyon ve iş tatmini dinamiklerini anlamak açısından önemli bir katkı sunmaktadır
İBN RÜŞD’ÜN SİYASET ANLAYIŞINDA PLATON’UN “DEVLET”İ
Bu tez çalışması İbn Rüşd’ün siyaset anlayışının Platon’un Devlet adlı eseri üzerinden açıklanması ve anlaşılması amacıyla hazırlanmış olup, daha geniş çerçevede İbn Rüşd’ün Platon’un Devlet adlı eseri üzerine yaptığı şerhin detaylı bir şekilde incelenerek Platon’un ve İbn Rüşd’ün devlet anlayışı hakkında bilgi vermek amacıyla hazırlanmıştır. Tez hazırlanırken İbn Rüşd’ün Platon’un Devlet eseri için yazdığı Telhîsu’s- Siyâse li Eflâtûn adlı eserin orjinali elimizde olmadığı için Rosenthal ve Lerner tarafından hazırlanan İngilizce çevirilerine ve bu konuyla ilgili hazırlanmış diğer kaynaklara başvurulmuştur. Çalışmanın birinci bölümünde siyaset ve politika kavramları açıklanarak, bu kavramların İlk Çağ Yunan düşüncesinde ki karşılığına ve Platon’un devlet anlayışının Skolastik düşünce üzerine etkilerine değinilmiştir. İkinci bölümde Platon’un Devlet adlı eserinin İslam düşüncesindeki yansıması ve İslam filozoflarının siyaset anlayışları ele alınmıştır. Üçüncü bölümde ise İbn Rüşd’ün Platon’un Devlet eserine yaptığı şerh detaylı bir şekilde incelenmiştir
KAMU SAĞLIK HARCAMALARINI ETKİLEYEN FAKTÖRLER: GELİŞMEKTE OLAN ÜLKELER ÖRNEĞİ
Sağlık harcamaları genel olarak, bir ülkenin sağlık sisteminin etkinliği ve sürdürülebilirliği açısından büyük önem taşımaktadır. Bu harcamalar, sağlık hizmetlerinin kalitesi, erişilebilirliği ve maliyeti üzerinde doğrudan etkili olup, ekonomik büyüme ve toplumsal refah açısından da kritik bir rol oynamaktadır. Sağlık harcamalarının artışı, teknolojik gelişmeler, nüfus artışı, eğitim düzeyi, kentleşme gibi çeşitli sosyal ve ekonomik faktörlerle ilişkilidir. Sağlık harcamalarının yönetimi ve finansmanı, bir ülkenin sağlık sisteminin performansını belirleyen temel unsurlardan biridir. Sağlık harcamalarının sürdürülebilir ve etkili bir şekilde yönetilmesi, toplumsal refahın artırılmasına ve ekonomik büyümenin desteklenmesine katkı sağlar. Farklı ülkeler, farklı sağlık finansman modelleri benimseyerek sağlık harcamalarını yönetmektedir. Bu modellerin her birinin kendi avantajları ve dezavantajları bulunmaktadır. Bu nedenle, sağlık harcamalarının planlanması ve yönetimi, kapsamlı bir değerlendirme ve stratejik bir yaklaşım gerektirmektedir. Bu araştırmanın amacı, sağlık harcamalarını etkileyen faktörlerin dinamik panel veri analizi yöntemleriyle incelenmesi ve sağlık harcamalarının sürdürülebilir yönetimine yönelik çözüm önerileri sunmaktır. Araştırma kapsamında, ülkelerin sağlık harcamaları üzerinde etkili olan yaşlı nüfus, finansal gelişmişlik, kamu borcu, şehirleşme oranı, işsizlik oranı ve kişi başına GSYİH gibi değişkenlerin etkileri analiz edilmiştir. Wooldridge otokorelasyon testi ve Breusch-Pagan testi gibi yöntemlerle modelin sağlamlığı test edilmiş, otokorelasyon ve değişir varyanslılık gibi sorunların varlığı değerlendirilmiştir. iv Veri seti, çeşitli sosyal ve ekonomik faktörlere dayalı olarak oluşturulmuş ve dinamik panel veri analizi için Genelleştirilmiş Momentler Yöntemi (GMM) kullanılmıştır. Analiz sonuçlarına göre, yaşlı nüfus oranı ve finansal gelişmişlik gibi faktörlerin kamu sağlık harcamalarını artırdığı, kamu borcu ve şehirleşmenin ise sağlık harcamaları üzerinde olumsuz etkiler yarattığı tespit edilmiştir. Ayrıca, modelde otokorelasyonun giderilmesi ve çoklu doğrusallık probleminin bulunmadığı görülmüştür. Sonuç olarak, sağlık harcamalarının etkili bir şekilde yönetilmesi için yaşlanan nüfus, kamu borcu ve finansal gelişmişlik gibi unsurlar dikkate alınarak stratejiler geliştirilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır
YURT DIŞI FİLM FESTİVALLERİNDEN ÖDÜLLE DÖNMÜŞ TÜRK FİLMLERİNİN ULUS MARKALAMA BAĞLAMINDA ETKİLERİ ÜZERİNE BİR ARAŞTIRMA
Küresel rekabet, ülkeleri iç ve dış kamuoyundaki kendilerine ilişkin algıları önemseme ve yönetmeye itmektedir. Rekabetin ticari boyutu çoktan aştığı böylesi bir ortamda ulus marka olma yarışı, siyasetten sanata çok katmanlı ve çok paydaşlı bir strateji temelinde ilerlemektedir. Yaratıcı kültür endüstrileri içerisinde özgün nitelikleriyle öne çıkan sinema, içinden çıktığı ulus hakkında çok şey söyleyebilme kapasitesine sahiptir. Sinema, uluslararası izleyiciyle bağ kurma potansiyeli sayesinde ülkelerin büyük bütçeli tanıtım kampanyalarıyla edinemedikleri tanınırlığı sağlamakta, ulusal kimliğe ilişkin birçok ögeyi sergilemektedir. Sinema gibi yaratıcı kültür endüstrilerinin ulus markalamaya etkisi tartışılırken ülkelerin yumuşak gücüne yaptığı katkı ve kamu diplomasisi dahilinde bir enstrümana dönüşmesi dikkate alınmalıdır. İç içe geçmiş bu kavramlar haricinde sinemanın kültürlerarası iletişime zemin oluşturması, uluslararası izleyicinin o ulus hakkındaki stereotiplerini sorgulatması, algılarını şekillendirebilmesi de değinilmesi gereken konular arasındadır. Yurt dışı festivallerde ödül kazanma başarısı gösteren 2000 yılı sonrası Türk filmleri özelinde sinemanın ulus markalamaya etkilerini konu edinen bu çalışmada uzman görüşüne başvurulmuş ve içerik analizi gerçekleştirilmiştir
Python ile Kişisel Blog Tasarımı ve Yönetimi
Tezsiz Yüksek Lisans Bitirme ProjesiBu proje, Python programlama dili ve Django framework’ü kullanarak bir kişisel blog sitesi oluşturma sürecini incelemektedir. Django, güçlü admin paneli, kullanıcı yönetimi, veritabanı yönetimi ve şablon yapılarıyla web geliştirme alanında yaygın olarak tercih edilen bir framework’tür. Projede, Django’nun modüler yapısı ve sunduğu araçlar ile veritabanı yönetimi, içerik yönetimi ve kullanıcı etkileşimi sağlanarak, işlevsel bir blog sitesi geliştirilmiştir. Proje adımlarında, öncelikle sanal ortam kurulumu ve Django’nun yüklenmesi yapılmıştır. Daha sonra, Django’nun MTV (Model-Template-View) yapısına uygun olarak blog modeli oluşturulmuş ve veritabanı migrasyonları gerçekleştirilmiştir. Admin paneli kullanılarak içeriklerin kolayca yönetilebilmesi sağlanmış, süper kullanıcı oluşturularak admin paneli üzerinden blog gönderileri eklenmiştir. Ayrıca, Django’nun güçlü admin paneli sayesinde, içeriklerin hızlı ve güvenli bir şekilde yönetilmesi sağlanmış, kullanıcıların blog yazılarını görüntüleyebilmesi için şablonlar oluşturulmuştur. Projenin son aşamasında, uygulama başarılı bir şekilde test edilerek, kullanıcıların yazılarını yayımlamaları ve yönetmeleri için gerekli tüm işlevler çalışır hale getirilmiştir
Monokromatik Eş-Fazlı Işık Kaynakları ve Çoklu Algılama Sistemi ile Yüksek Çözünürlüklü Görüntüleme
Optik bilimi ilk çağlardan itibaren insanlığın ilgisini çekmiş ve sürekli bir gelişim içinde olmuştur. Özellikle teknolojinin ilerlemesi ile birlikte optik biliminde meydana gelen gelişmeler çığır açıcı seviyeye ulaşmıştır. Işığın özellikleri tanımlanmış ve kırınım metodu kullanılarak görüntü elde edilmiştir. Modern optiğin gelişmesi ile birlikte klasik optik çözünürlük limitlerine (Rayleigh Kriteri ya da Abbe Limit) ulaşılmıştır. Kuantum optik sayesinde süper-çözünürlük (dalga boyu altı çözünürlük) elde edilmiştir. Yüksek çözünürlüklü görüntüleme sayesinde nano boyutta nesneler incelenebilir hale gelmiştir. Bu tez çalışmasında, kuantum korelasyon özelliğine sahip olmayan bağımsız tek foton kaynakları ve foton-foton yoğunluk korelasyon algılama yöntemi kullanılarak klasik optik çözünürlük limitlerinin üzerinde bir görüntü kalitesine ulaşılabileceği sayısal hesaplama metodları kullanılarak gösterilmiştir. Monokromatik eş fazlı ışık kaynağı, dairesel açıklık ve dedektör ile kurulan sistemde Kirchhoff kırınım integrali ve kuantum girişim yöntemi kullanılarak çözünürlük grafikleri elde edilmiştir. Kaynak ve dedektör sayısının aynı oranda artması ile klasik optik çözünürlük limitlerinin aşıldığı, grafik karşılaştırmaları yapılarak gösterilmiştir