Izmir Katip Celebi University
Not a member yet
    2715 research outputs found

    AKADEMİSYENLERİN İŞ ÖZEL YAŞAM DENGESİ DURUMLARININ İŞE ANGAJE OLMALARI ÜZERİNDEKİ ETKİSİNDE CİNSİYETİN DÜZENLEYİCİ ROLÜ

    No full text
    Günümüz iş dünyasında örgütlerin başarılı olabilmeleri ve rekabet üstünlüklerini koruyabilmeleri için en önemli kaynakları olan insanın işine angaje olması çok önemlidir. Ayrıca geleneksel aile yapısının değişmesi ve sanayi devrimi ile birlikte her iki cinsiyetin de ücret karşılığında emeklerini sunması, beraberinde iş özel yaşam dengesi konusunu gündeme getirmiştir. Çalışanların iş özel yaşam dengesi durumlarının işe angaje olmaları üzerinde bir etkisinin olup olmadığı, farklı araştırmalarda ele alınmıştır. Bununla birlikte söz konusu tez çalışmasının temel amacı ise, bu etkileşimde cinsiyetin düzenleyici rolünün varlığını analiz etmektir. Araştırmanın örneklemini Türkiye’deki üniversitelerde görev yapan 408 akademisyen oluşturmaktadır. Veriler toplanırken Çiğdem Apaydın (2011) tarafından geliştirilen “İş Özel Yaşam Dengesi Ölçeği” ve Akif Köse (2015) tarafından Türkçeye uyarlanan “İşe Angaje Olma Ölçeği” kullanılmıştır. SPSS ve SPSS PROCESS Macro eklentisi kullanılarak gerçekleştirilen analizler sonucunda, iş özel yaşam dengesinin işe angaje olma ile işe angaje olmanın alt boyutlarından işe bakış üzerinde anlamlı pozitif etkisinin olduğu saptanmıştır. Ayrıca iş özel yaşam dengesinin alt boyutlarından iş yaşam uyumu, kendine zaman ayırma ve yaşamın işten ibaret olmasının işe angaje olma ile işe angaje olmanın alt boyutlarından işe bakış üzerinde anlamlı pozitif etkisinin bulunduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bunların iv yanı sıra iş özel yaşam dengesinin alt boyutlarından kendine zaman ayırma ve iş yaşam uyumunun işe angaje olmanın alt boyutlarından işe devam üzerinde anlamlı pozitif etkisinin olduğu tespit edilmiştir. Son olarak; iş özel yaşam dengesi ve boyutlarının, işe angaje olma ve boyutları üzerindeki etkisinde cinsiyetin düzenleyici bir rolünün olmadığı görülmüştür

    SEZGİSEL, PİSAGOR VE ARALIK DEĞERLİ NÖTROSOFİK BULANIK KÜMELERDE ÇOK KRİTERLİ KARAR VERME YÖNTEMLERİYLE SÜRDÜRÜLEBİLİR TEDARİKÇİ SEÇİMİ UYGULAMASI

    No full text
    Rekabetin yoğun olduğu günümüz iş piyasasında çevresel farkındalığın da artmasıyla sürdürülebilirlik kavramı ve beraberinde sürdürülebilir tedarikçi seçimi konusu gündeme gelmiştir. Tedarik zincirinde yer alan şirketlerin gücü yalnızca kendi performanslarıyla değil aynı zamanda zincirdeki diğer aktörlerin gücüyle de belirlenebildiğinden tedarik zinciri yöneticilerine zorlu görevler düşmektedir. Sürdürülebilir tedarikçi seçimi, özellikle gelişmekte olan ekonomilerdeki sosyal, ekonomik ve çevresel etkilere ilişkin küresel kaygılar göz önüne alındığında, zaten zor olan bu göreve başka bir karmaşıklık daha eklemektedir. Dolayısıyla çok sayıda karmaşık bilgi içermesi nedeniyle Çok Kriterli Karar Verme (ÇKVV) problemi olarak ele alınır ve değerlendirme kriterlerinin seçiminde insan düşüncesinin belirsizliğiyle başa çıkmada Bulanık Çok Kriterli Karar Verme Yöntemleri kullanılmıştır. Çalışmanın ilk aşamasında sürdürülebilir tedarikçilerin seçiminde literatürde sıkça yararlanılan değerlendirme kriterlerini elimine etmek için Sezgisel Bulanık Kümeler; çalışmaya uygun kriterler seçildikten sonra mevcut kriterlerin önem ağırlıklarının tespiti için Pisagor Bulanık Kümeler ve son olarak alternatif tedarikçilerin seçimi aşamasında Aralık değerli Nötrosofik Bulanık Kümeleri birleştiren hibrit bir yöntem önerilmiştir. Sürdürülebilirlik alanında deneyime sahip beş uzman karar verici ile çalışma yürütülmüş ve bu kapsamda öncelikle tedarikçi seçimini etkileyen ekonomik, sosyal iv ve çevresel on altı kriterden en etkili kritik faktörleri bulmak ve kriterler arasındaki nedensel ilişkilerin ele alınması amacıyla Karar Verme Deneme ve Değerlendirme Laboratuvarı (DEMATEL) yöntemi kullanılmıştır. İkinci aşamada önem derecesine göre en üst sırada yer alan tedarikçi seçim kriterlerinin grup kararı ile ağırlıklarının belirlenmesi için Adım Adım Ağırlık Değerlendirme Oran Analizi (SWARA) yöntemi kullanılmıştır. Son olarak İdeal Çözüme Dayalı Sıralama Tekniği (TOPSIS) yöntemi ile Borsa İstanbul Sürdürülebilirlik Endeksi’nde yer alan gıda, içecek ve tütün imalatı yapan altı şirket alternatif tedarikçi olarak ele alınarak seçim uygulaması yapılmıştır. Sonuçta; bulanık küme uzantılarının kendileri arasında farklı problemlerde üstünlükleri olsa da birinin diğerine göre kesin avantajlı olması mümkün olmadığından birden fazla bulanık küme uzantısı kullanılarak belirsizliğin en uygun ölçüde giderilmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda üç gerçek vaka çalışması uygulanarak önerilen metodolojilerin geçerliliği analiz edilmiştir

    CUMHURİYET DÖNEMİNDE ÇEŞME (1923-1960)

    No full text
    Tarih boyunca pek çok farklı devletin hâkimiyetine giren Çeşme’deki Türk egemenliği Selçuklular ile başlamış ve sırasıyla Aydınoğulları Beyliği ve Osmanlı Devleti’yle devam etmiştir. Çok uzun bir süre Osmanlı Devleti toprağı olarak kalan Çeşme, 20 Mayıs 1919 tarihinden 16 Eylül 1922’ye kadar ise Yunan işgalini yaşamıştır. Millî Mücadele’nin zaferle sonuçlanmasının ardından Çeşme’de 1923 yılından 1960 senesine kadar ülkede yaşanan tüm değişimlerin yansımasını görebilmek mümkün olmuştur. Çeşme’nin Cumhuriyet döneminde farklı alanlardaki durumunu ortaya koyan bir çalışmanın bulunmaması tezin konusunun belirlenmesinde etkili olmuş ve zaman aralığı olarak 1923-1960 yıllarının seçilmesiyle de Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en önemli olaylarından birçoğunun yaşandığı uzun bir dönemi Çeşme ilçesi özelinde özgün bir şekilde ele almak hedeflenmiştir. Buradan hareketle ilçe ile ilgili başta sosyal, siyasi, ekonomik, idari, gündelik, eğitim ve askerî alanlarda yaşanan gelişmeler, 1923 yılından 1960 yılına kadar bölümlere ayrılarak ele alınmıştır. Söz konusu dönem içinde ülke genelinde yaşanan çeşitli gelişmeler Çeşme’yi de etkilemiş olmakla birlikte ilçenin her dönemde ülke kamuoyunun gündemine gelmesini sağlayan pek çok özelliğinin bulunması çalışmanın özgünlüğünü ortaya koymaktadır. Atatürk Döneminde Çeşme, sosyal açıdan önemli bir iskân ve göç bölgesi olarak ön plana çıkmış ancak meşhur plaj ve kaplıcaları ile kalitesi ülke sınırlarını aşan tütün ve anason mahsulü sayesinde ülke genelinde dikkat çeken ilçeler arasında yer almıştır. Çeşme, genel olarak sahip olduğu doğal güzellikleri ve yetiştirdiği kaliteli tarımsal ürünleri ile sosyal ve ekonomik anlamda önem kazanmış olsa da ilerleyen dönemlerde bu özelliklerine yenilerini eklemiştir. İsmet İnönü’nün iv cumhurbaşkanlığı yıllarında Cumhuriyet Halk Partisi’ne muhalif olarak kurulan yeni partinin lideri olan Celâl Bayar’ın ilçede oldukça etkili olması Çeşme’nin belirtilen hususlarına bir de siyasi merkez olma özelliğini dâhil etmiştir. Bu dönemde muhalefet partisi olarak ortaya çıkan Demokrat Parti’nin pek çok önemli toplantı ve mitinginin Çeşme’de yapılması ise İsmet İnönü’nün cumhurbaşkanlığı yıllarında da ilçenin dikkat çeken yerleşim yerlerinden biri olmasını sağlamıştır. Aynı zamanda bu dönemin İkinci Dünya Savaşı yıllarına tesadüf etmesi Çeşme’nin stratejik bir üs konumunda olmasının da etkisiyle askerî öneminin daha da artmasına neden olmuştur. Söz konusu tüm gelişmelerin yanı sıra hem Atatürk Döneminde hem de İsmet İnönü’nün cumhurbaşkanlığı yıllarında Çeşme’deki idari ve gündelik hayat ile eğitim çalışmaları da ilçenin dikkat çekmesini sağlayan diğer alanlar olmuştur. Demokrat Parti’nin iktidara gelmesinin ardından Cumhurbaşkanı Celâl Bayar’ın girişimleriyle siyasi açıdan daha da ön plana çıkan Çeşme’de iktisadi anlamda temel geçim kaynağı olan ürünlere ek olarak yeni mahsuller de yetiştirilmiş ve ilçe halkına modern tarım aletlerinin dağıtılmasıyla da Çeşme’deki tarım ürünü çeşitliliği artırılmaya çalışılmıştır. Ayrıca bu dönemde ilçeye yönelik gerçekleştirilen turizm yatırımları sayesinde Çeşme, sosyal ve ekonomik açıdan daha da değer kazanmış ve ülkenin önde gelen turizm merkezlerinden biri olduğunu ispat ederek önceden de sahip olduğu bir özelliği ile tekrar dikkat çekmiştir. Ayrıca Çeşme, Demokrat Parti döneminde belirtilen alanlara ek olarak yönetimsel ve kültürel anlamda da gelişme gösterdiği gibi ilçede yaşanan gündelik olaylarla da kamuoyunun ilgisini çektiği dönemler olmuştur. Bununla birlikte Demokrat Parti’nin bir askerî darbe ile iktidardan uzaklaştırılmasının ardından Çeşme bir kez daha ön plana çıkmış ve bu dönemde eski iktidar mensuplarının ilçede bulunan ailelerinin hayatları merak konusu olduğu için Çeşme, dikkatleri üzerine çeken bir ilçe olmuştur. Böylece çalışmanın konusu olan ve Türkiye Cumhuriyeti’nin 1923-1960 yılları arasını içine alan bu döneminde Çeşme’de meydana gelen sosyal, siyasi, ekonomik, idari, eğitim, askerî ve gündelik hayat gibi alanlarda yaşanan gelişmeler etüt edilmiştir. Bu şekilde ise ülke genelinde gerçekleşen olayların İzmir’in önemli ilçelerinden olan Çeşme özelinde ele alınması amaçlanmıştır

    SERRÂC-ZÂDE HASAN HÂTİF KÜLLİYÂTI DÎVÂN - ESMÂÜ'L-HÜSNÂ ÜÇ 'ARÛS VE ÜÇ DÂMÂD - SEYAHATNÂME (KARŞILAŞTIRMALI METİN- DEĞERLENDİRME)

    No full text
    Doktora tezi olarak hazırlanan “Serrâc-zâde Hasan Hâtif Külliyâtı- Dîvân- Esmâü'l-Hüsnâ- Üç 'Arûs ve Üç Dâmâd- Seyahatnâme (Karşılaştırmalı Metin- Değerlendirme)” başlıklı bu çalışma, giriş ve üç bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde, Hâtif’in yaşadığı yüzyılın sosyo-kültürel yapısı ve bu yapının edebiyata tesiri hakkında genel bir değerlendirme yapılmıştır. Birinci bölümde, Serrâc-zâde Hasan Hâtif’in biyografik bilgileri, mevcut kaynaklardan derlenen veriler üzerinden aktarılmış; ardından, şairin eserlerinden yola çıkılarak hayatı ve edebî kişiliği detaylandırılmıştır. İkinci bölümde, Serrâc-zâde Hasan Hâtif’in külliyatındaki eserler; nazım şekilleri, vezin, kafiye ve redif kullanımları açısından incelemeye tabi tutulmuştur. Üçüncü bölümde ise, elde edilen nüsha tavsiflerinin ardından tenkitli metin oluşturulmuştur. Son olarak, tezden çıkan bulgular ve değerlendirmeler özetlenmiş ve sonuçlar ortaya konmuştur. Bu çalışma, Serrâc-zâde Hasan Hâtif’in edebî kişiliği ile eserlerinin anlaşılmasına katkı sağlamayı amaçlamaktadır

    Development of Body Position and Muscle State Analyzing Personal Trainer Device with Mobile App Support

    Get PDF
    The aim of this thesis was to develop a wearable personal trainer device supported with an application that works on mobile devices to analyze arm position and muscle state during a weight exercise. The wide popularity of an active lifestyle combined with people's demands for well-informed workouts, a need for personalized training devices is detected. Main objective was to design a wearable tracking system that could detect and track arm position and collect real time data from desired muscles (biceps brachii, brachialis, coracobrachialis, and triceps brachii) to track exercise effectiveness and reduce the risk of injuries. The development processes can be divided into three main stages listed as: development of a mechanical framework, electronics development including sensors and software development. Using a single sensor on the elbow joint is shown to be an efficient method to detect movement during isolated weight exercises that aim upper arm muscles. Using an electromyography (EMG) sensor on targeted muscles allowed the system to track muscle contraction in real time. Using an embedded processor and connection to mobile devices allowed suitable processing capacity to use captured data in real time and warn users if needed. Mobile apps also create a platform to keep track of data and present an easy to use user interface for system control. In this thesis the development process of an arm position and muscle motor unit firing rate analyzing personal trainer devices with an application interface is presented. The device is capable of real-time data collection/processing, editable training programs, and exercise efficiency tracking to empower people to optimize workout sessions while reducing their risk of suffering from injuries. Future work involves further refinement of the device and app, as well as exploring opportunities for commercialization and integration with existing fitness platforms.Bu tezin amacı, bir ağırlık egzersizi sırasında kol pozisyonunu ve kas durumunu analiz etmek için mobil cihazlarda çalışan bir uygulama ile desteklenen giyilebilir bir kişisel antrenör cihazı geliştirmektir. Aktif yaşam tarzının geniş popülaritesi, insanların bilinçli egzersiz yapma isteği ile birleştiğinde, kişiselleştirilmiş antrenor cihazlarına ihtiyaç olduğu tespit edildi. Ana hedef, egzersiz aktivitesini takip etmek ve kas zedelenmesi riskini azaltmak için kol pozisyonunu algılayıp takip edebilen ve istenen kaslardan (biceps brachii, brachialis, coracobrachialis ve triceps brachii) gerçek zamanlı veri toplayabilen giyilebilir bir izleme sistemi tasarlamaktır. Geliştirme süreçleri şu şekilde sıralanan üç ana aşamaya ayrılabilir: mekanik bir iskeletin geliştirilmesi, sensörler dahil elektronik donanım geliştirme ve yazılım geliştirme. Dirsek ekleminde tek bir sensör kullanılmasının, üst kol kaslarını hedef alan izole ağırlık egzersizleri sırasında hareketi algılamada etkili bir yöntem olduğu gösterilmiştir. Hedeflenen kaslarda bir elektromiyografi (EMG) sensörü kullanmak, sistemin kas kasılmasını gerçek zamanlı olarak izlemesini sağladı. Gömülü bir işlemci ve mobil cihaz ile bağlantı kullanmak, yakalanan verileri gerçek zamanlı olarak kullanmak ve gerekirse kullanıcıları uyarmak için uygun işleme kapasitesine izin verdi. Mobil uygulamalar ayrıca verileri takip etmek için bir platform oluşturdu ve sistem kontrolü için kullanımı kolay bir kullanıcı arayüzü sundu. Bu tezde, bir uygulama arayüzü ile kişisel antrenör cihazının kol pozisyonu ve kas motor ünitesi ateşleme hızını analiz eden geliştirme süreci sunulmaktadır. Cihaz, gerçek zamanlı veri toplama/işleme, düzenlenebilir egzersiz programları ve insanların egzersiz seanslarını optimize ederken yaralanma risklerini azaltmalarını sağlamak için egzersiz verimliliği izleme yeteneğine sahiptir. Gelecekteki çalışmalar, cihazın ve uygulamanın daha da iyileştirilmesinin yanı sıra ticarileştirme ve mevcut fitness platformları ile entegrasyon fırsatlarını keşfetmeyi içeriyor

    Calendula officinalis, Echinacea purpurea ve Morus nigra Ekstraktlarının Bakteriyel Balık Patojenleri Üzerine Antibakteriyel Etkileri

    Get PDF
    Hastalıkların tedavisinde antibiyotik ve kimyasalların bilinçsiz kullanımı bakterilerde direnç gelişmesine neden olmakta, bitkisel kaynaklı alternatif bileşikler ve bitkilerden elde edilen ekstraktlar önem kazanmaktadır. Su ürünleri sektöründe ciddi ekonomik kayıplara neden olan bakteriyel patojenlerin kontrolünde bitkisel tedaviler antibiyotik kullanımına alternatif olarak değerlendirilmekte olup, bu konuda güncel çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Bu çalışmada antibakteriyel özelliğe sahip olduğu bilinen Calendula officinalis, Echinacea purpurea ve Morus nigra bitkilerinin farklı solventlerle ekstraktları elde edilerek bakteriyel balık patojenlerine (Vibrio anguillarum, Yersinia ruckeri ve Lactococcus garvieae) karşı aktiviteleri belirlenmiştir. Bakteri suşlarının antibakteriyel aktivitesini belirlemek için KirbyBauer disk difüzyon tekniği kullanılmıştır. McFarland 0.5 standardına göre TSB besiyerinde üretilen suşlar, ekstraktları içeren disklerle Mueller Hinton agar üzerinde 21 ° C'de 48 saat süreyle inkübe edilerek değerlendirilmiştir. V.anguillarum suşlarının M.nigra meyvesinin etanol ekstraktlarına, M.nigra yaprağı, meyvesi ve C.officinalis'in metanol ekstraktlarına ve M.nigra yaprağı ve meyvesinin kloroform ekstraktına duyarlı olduğu belirlenmiştir. Y.ruckeri suşlarının M.nigra meyvesinin etanol ve metanol ekstraktlarına karşı duyarlı olduğu tespit edilmiştir. L.garvieae suşlarının ise C.officinalis ile M.nigra meyvesinin metanol ekstraktı ve M.nigra yaprağının kloroform ekstraktına karşı zon gösterdiği tespit edilmiştir

    HACI ÖMER LUTFÎ’NİN HAC MANZÛMELERİ: “HADÎKATÜ’S-SÂLİK VE HAKÎKATÜ’L-MENÂSİK” ADLI ESERİ (İnceleme-Metin)

    No full text
    XIX. asrın sonları ile XX. asrın başlarında Kosova’nın Prizren şehrinde yaşamış olan Hacı Ömer Lutfî (1870/1929), şair kimliği ile tanınmış bir Melâmî şeyhidir. Şiir yazmaya tahsil hayatında başlamış ve hayatının çeşitli dönemlerinde çeşitli muhtevada şiirler kaleme almıştır. Genel olarak tasavvuf anlayışını, özelde ise Melâmî tarikatının esaslarını müridlerine izah etmek ve daha geniş çevrelere yaymak amacıyla şiirler yazarak irşad faaliyetlerinde şiiri bir vasıta olarak kullanmıştır. Hayatının bir döneminde siyaset ile yakından ilgilenen Hacı Ömer Lutfî, İttihat ve Terakkî anlayışını benimseyerek Balkanlar’da bu anlayışın savunuculuğunu yapan faaliyetlerde görev almıştır. Osmanlıların Balkanlar’dan çekilip bu topraklarda Yugoslavya Krallığı’nın kurulmasından sonra gördüğü baskılar sebebiyle siyasî etkinliklerini sonlandırarak tekkede dervişleri ile birlikte tasavvufî faaliyetlerle meşgul olmuştur. Bu çalışmamız esnasında Hacı Ömer Lutfî’nin altmış bir el yazması eserinin derlendiği bilgisini edinmemize rağmen bunlardan sadece on eserinin fotokopisine Prizren Tarihi Anıtları Enstitüsü’nde ulaşabildik. Diğer eserlerin çeşitli sebeplerle kaybolduğu kanaatindeyiz. Çalışmamızın konusu olan Hadîkatü’s-Sâlik ve Hakîkatü’l-Menâsik adlı eser ise bir şahsın kişisel kütüphanesinde müellifin başka eserilerini de ihtiva eden bir mecmuadan elde edilmiştir. Zikrettiğimiz eser, müellifin iv iki kez ifa ettiği hac vazifesi esnasında yazdığı şiirlerlerden oluşmaktadır. Müellif bu şiirlerde hac ibadeti ile ilgili kavram ve mekânları anlatmış; Kâbe’ye, Hz. Peygamber’in ravzasına ve Mekke ile Medine şehirlerine olan sevgi ve saygısını dile getirmiştir. Böylelikle şair, kutsal mekânlarda duyduğu hisleri şairâne bir biçimde ifade etmiştir. Muhteva olarak dinî-tasavvufî edebiyatın bir ürünü olan bu şiirlerde şekil bakımından da klasik edebiyatta kullanılan mesnevî, gazel, kasîde, kıt‘a, murabbâ, muhammes, tahmîs, tesdîs ve tazmîn nazım biçimleri kullanılmıştır. Çalışmamızda bu şiirler transkribe edilip dinî, tasavvufî ve edebî açıdan tahlilleri yapılarak tasavvuf şiir geleneğine katkı sunulmaya çalışılmıştır

    KARA SİNAN’IN "ŞÂFİYE" ÜZERİNE YAZDIĞI "SÂFİYE" ADLI ŞERH’İN EDİSYON KRİTİĞİ

    No full text
    Bu çalışma kısaca, bir Osmanlı Âlimi olan Kara Sinan Yûsuf b. Abdülmelik b. Bahşâyiş’in Sarf ilmi alanında kaleme aldığı “es-Sâfiye fi şerhi’ş-Şâfiye” eserinin, edisyon kritik kurallarına uygun şekilde yayımlanması ve böylece Kara Sinan’ın hayatı, fikirleri ve ilmî kişiliğinin tanıtılmasıdır. İbn Hacib’in en önemli iki eserinden birisi olan “eş-Şafiye fi ilmi-t tasrif ve-l hat” geçmiş dönemlerde ilmin merkezi olan medreselerde müfredatın ilk sıralarında yer almıştır. Ancak günümüzde sarf ilmi alanında emsile, bina, maksut, izzi ve merah kitapları okutulmasına rağmen şafiye metni unutulmaya yüz tutmuştur. Halbuki şafiye metni, klasik sarf metinlerinin hiçbirisinde olmayan birçok konuya değinerek temeyyüz etmiştir. Örnek olarak musannif mesailu-t temrin başlığı altında arap kelamında fazla bulunmayan ve müşkil gibi gözüken bazı kelimelerin kalıplarını tesbit etmiştir. Bunun yanı sıra meharicu-l huruf meselesine de değinerek harflerin çıkış yerlerini detaylıca anlatmıştır. Ayrıca musannif ibdal konusuna da genişçe yer vermiş ve Arap kelamında bulunan birçok harfin dönüşümünü ana başlıklar halinde zikretmiştir. Son olarak da kitabını arapça yazım kurallarının bahsedildiği “Hat” konusu ile bitirerek ilim ehlinin istifadesine emsalsiz bir eser sunmuştur. Günümüze kadar Şafiye metnine birçok şerh yazılmıştır. Bunların en meşhurları Abdullah bin Muhammed Nukrekar, Ahmed bin Hasan el-Çarperdi ve Radi el-Esterâbâdi’nin yazdıkları şerhlerdir. Kara Sinan’ın yazmış olduğu Safiye isimli şerh iv ise diğerlerine kıyas ile kısa olmasına rağmen, gereksiz uzatma yapmadan kısa ve öz cümleler ile anlatılmak isteneni muhatabın zihnine yerleştirmiştir. Hem metin hem de şerh bölümünde hemen hemen her kaidenin altında ayet, hadis ve şiirlerden misal ve şahitler ihmal edilmemiş, arap kelamında az rastlanılan birçok kelimenin manası eş anlamları ile açıklanmıştır

    SOVYETLER BİRLİĞİ SONRASI ULUS İNŞA SÜREÇLERİ

    No full text
    Ulus kavramı, bir toprak parçasında yaşayan topluluğun egemen gücün hegemonyası kurtulmak için bir araya gelip kültürel ve siyasal bağlarla kurmaları sonrası bağımsızlıklarını kazanmaları ile ortaya çıkmaktadır. Ulus inşa süreçlerinde toplulukta yer alan insanlar egemen bir devletten ayrılma isteğinin yanı sıra ortak bir lisan, din, tarih ve gelenekler ve/veya bağımsızlık elde etme, sürdürme arzusu ile oluşan yurttaşlık bilinci altında birleşebilmektedir. Bir başka deyişle, ulus kendisine egemen olan güçten kurtulmak için kültürel veya siyasal milliyetçilik unsurlarını benimseyerek birliğini sürdürür. Sovyetler Birliği her ne kadar Sovyet insanı yaratarak ülkedeki ulusları bu kavram etrafında birleştirmeye çalışsa da ülkedeki federal cumhuriyetler içinde bağımsızlıklarını ilan ederek birer devlet kurmuşlardır. Bu devletler, içinde farklı etnisiteleri barındırmasına rağmen nüfus içinde payı en yüksek olan etnisitelerin ulus bilinci yaratmada kültürel altyapıyı sağladığı görülmektedir. Ulus inşası sırasında ön plana çıkan diğer etken yönetici elitlerin post kolonyal milliyetçilik altında izledikleri politikalar olmuştur. Bazı devletlerde ise toplumsal tabandan devrim yoluyla gelişen ulus devlet olma süreci yaşanmıştır. Sovyetler Birliği, kolonyalist yaklaşım açısından değerlendirildiğinde sömürge devletlerinden farkları bulunan bir devlettir. Çünkü Sovyetler Birliği çatısı altındaki farklı yerel dillerin ve kültürlerin gelişimi amaçlanmış ve bu amaç doğrultusunda kurumsallaşma gerçekleştirilmiştir. Bununla birlikte siyasi ve idari yerelleşme hususunda da yerel halklar teşvik edilmiş, yerel idarecilerin ve aydınların yetiştirilmesi sağlanmıştır. Hatta bu yerel aydınların bir kısmı Sovyetler Birliği’nin dağılması iv sonrasında, ulus inşası süreçlerinin yönetici kesimini oluşturmuşlardır. Bu özelliklerin yanı sıra beraber Sovyetler Birliği merkezi bir devletti ve yerelleşme sadece merkezin belirlediği sınırlar dahilinde kalıyordu. Ayrıca devlet ideolojik bir temel üzerinde bulunmakta olup onu oluşturan yapılar olan cumhuriyetlerde bu temelin parçasıydı. Ayrıca Sovyet insanı yetiştirme hedefi kültürel bir hegemonya oluşturmaktaydı. Merkez yönetiminin cumhuriyetler üzerindeki idari, ideolojik ve kültürel egemenliği 1980’lerin sonunda cumhuriyetlerde bağımsızlık hareketleri ile sonuçlanmıştır. Post kolonyal milliyetçilik ile bağımsızlıklarını elde eden bu ülkeler ulus yapılarını kültürel milliyetçilik, siyasal milliyetçilik ile sağlamlaştırmaya çalışmışlardır. Bu tez, Sovyetler Birliğinden bağımsızlıklarını elde eden ülkelerin ulus inşaları sırasında uluslarını siyasal ve kültürel topluluk haline getiren unsurları tartışmaktadır. Devletler ulus inşa sürecinde gerek kültürel milliyetçilikten gerek siyasal milliyetçilikten etkisinde olsa da bağımsızlık süreçleri devrimsel nitelik taşımaktadır. İnşa edilen ulus yapılarının temelleri farklı olmaları ile birlikte bu farklılıklar ülkelerdeki etnisite farklılıklarının getirdiği dinamiklerden kaynaklanmaktadır. Kültürel farklılıklarının üzerine ulus inşasını kuran ülkelerden olan Baltık ülkeleri gibi az çeşitli etnisite barındıran ülkeler ulusal kültürleri süreçte ön plana çıkarmışlardır. Böylece kültürel milliyetçilik ile uluslarını oluşturmuşlardır. Rusya gibi çok fazla etnisite barındıran ülkeler ise siyasal milliyetçilik temelinden ulus oluşturma yoluna gitmiştir. Bağımsızlık hareketinin başlangıcı Türkçülük temelli gerçekleşen Azerbaycan’da da çok çeşitli bir etnisitenin varlığı ulus inşa sürecini anayasal temeli olan bir Azeri kimliğine oturtmuştur. Etnisitenin ulus inşa sürecinde kültürel milliyetçiliğin payını etkileyen diğer bir diğer bir faktörde ülkenin temel etnisitesinin ülke içindeki oransal payı olmuştur. 1989’da Kazakistan’da Kazak nüfus toplam nüfusta yüzde 41 iken, Ermenistan’daki Ermeni nüfus yüzde 91’dir. Ulus inşa süreci Kazakistan’da siyasal milliyetçilik doğrultusunda gelişirken, Ermenistan’da kültürel milliyetçilik temelinde gelişmiştir. Ülkelerin ulus oluşturma süreçleri hakkındaki literatür incelendiğinde ulus inşa sürecinde siyasal topluluk ve kültürel topluluk inşalarında keskin bir ayrım bulunmadığı gözlemlenmiştir. İnşa edilen ulusların temeli farklı olsa ülkeler ulus inşa süreçlerinde iki tür milliyetçilikten de yararlanmışlardı

    Omni-Wheel Tractor Robot

    No full text
    Sanayi alanındaki gelişmeler ve robotik otomasyona duyulan artan güven, depo robotlarının fabrikalar ve lojistik merkezlerine entegrasyonuna yol açmıştır. Ancak, özellikle römorkların bulunduğu bazı senaryolarda, depo robotları yalnızca yüksek yük taşıma amacıyla tasarlandıkları için verimsizdir. Bu araştırma, römorkların yalnızca çekme amaçları için tasarlanıp analiz edilen bir, çok yöne hareket eden tekerli mobil robot tarafından çekilmesini önermektedir. Bu çalışma, çok yöne hareket eden tekerli mobil robot tarafından uygulanan dışsal çekme kuvvetlerine karşı römorkun dinamiklerini analiz etmeye, kontrol etmeye ve test etmeye odaklanmaktadır. Tez, önerilen omniwheel traktör robotu için dinamik analiz, dinamik takip kontrolü, rota planlaması, prototip tasarımı, seçilen aktüatörlerin PID ayarı ve simülasyon sonuçlarını içermektedir. Elde edilen dinamik denklemler, rota planlama algoritması, yol takip ve aktüatörlerin PID kontrolü, tasarlanan 3D modeller kullanılarak MATLAB Simulink Simscape ortamında test edilmiştir. Simülasyon sonuçları, sistem parametrelerini ince ayar yaparak hataları minimize etmek için kullanılmıştır. Parametrelerin daha iyi ayarlanması, daha iyi simülasyon sonuçları elde edilmesini sağlamıştır. Sonuçlar, römork çekme dinamiklerinin, rota planlamasının ve dinamik yol takibi kontrolünün beklenen şekilde çalıştığını ortaya koymaktadır. Çalışma, tasarlanan çok yöne hareket eden tekerli çekici robotunun römorkları verimli bir şekilde çekebileceği sonucuna varmıştır

    1,260

    full texts

    2,715

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Izmir Katip Celebi University
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇