Izmir Katip Celebi University
Not a member yet
    2715 research outputs found

    Katı Parçacık İçeren Sıvı Gıda Dolumunu Yapabilecek Yüksek Hızlı Bir Ventil Tasarımı, Analizi ve Prototip İmalatı

    No full text
    Bu tez çalışmasında, sıvı-katı karışımları tek adımda dolum yapabilecek yenilikçi bir dolum ventilinin tasarımı, analizi ve prototip üretimi gerçekleştirilmiştir. Geleneksel sistemlerde katı ve sıvı fazlar genellikle ardışık adımlarla şişelere doldurulurken, bu çalışmada geliştirilen sistem ile her iki fazın aynı anda, kontrollü ve verimli bir biçimde dolumu hedeflenmiştir. Bu amaçla, mevcut dolum makinelerindeki sınırlamalar analiz edilmiş, özellikle katı tanelerin ventillerde tıkanmaya neden olması ve hacimsel kontrol zorlukları gibi sorunlara çözüm üretilmiştir. Ventil tasarımı SolidWorks yazılımı kullanılarak gerçekleştirilmiş, üretimde gıda ile temasa uygun AISI 304 kalite paslanmaz çelik başta olmak üzere çeşitli teknik malzemeler tercih edilmiştir. Sistem, hem sıvı hem de katı faz içeren ürünler için tasarlanmış ve portakal taneleri ile yapılan testlerde yüksek hassasiyet ve tekrarlanabilirlik göstermiştir. Ayrıca bezelye gibi daha büyük ve düzensiz katı parçacıklar içeren karışımlarla yapılan deneyler sayesinde, sistemin farklı ürün çeşitlerine uyarlanabilirliği değerlendirilmiştir

    Utilization Carbon quantum dots derived from organic waste materials: Synthesis, characterization, and application for the detection of dopamine and serotonin by using UVVIS spectroscopy

    No full text
    Nanotechnology has emerged as a revolutionary field, offering innovative solutions to global challenges by manipulating materials at the nanoscale. Among these nanoparticles, carbon quantum dots (CQDs) have garnered considerrable attention due to their unique optical, electronic and biocompatible properties, making them ideal for diverse applications in biosensing, imaging and catalysis. The traditional CQD synthesis often relies on costly and non eco friendly methods whereas, the use of organic waste materials as precursors provides a sustainable and cost effective alternative. In Organic waste there is lots of carbon based components, which makes it an excellent resource for green synthesis methods. This study presents the synthesis of CQDs carried out from watermelon peels (WP) and orange peels (OP) as carbon sources employing microwave assisted (MW) and hydrothermal methods (HT). The synthesized CQDs were purified using high-speed centrifugation (15,000 rpm) and dialysis membranes to ensure uniform size and optimal performance for advanced sensing and photocatalytic applications. The CQDs showed an average particle size of 1–4 nm, as determined by Dynamic Light Scattering (DLS) and a zeta potential of approximately -25 mV, ensuring excellent colloidal stability. Structural and optical characterization that can be pointing that are Fourier transform infrared spectroscopy (FTIR) and photoluminescence (PL) analysis revealed the presence of functional groups such as hydroxyl (-OH), carboxyl (-COOH) and amine (-NH2), along with strong fluorescence. Properties it showes the maximum emission at 450 nm when excited at 360 nm. UV Vis spectroscopy confirmed absorption peaks at 270 nm and 280 nm, indicative of the π-π* transitions of aromatic structures. The CQDs demonstrated exceptional sensitivity in detecting neurotransmitters (dopamine and serotonin). The limit of detection (LOD) for dopamine ranged is 1–5 nM and serotonin detection showed similar precision, both iv utilizing fluorescence quenching via electron transfer mechanisms. Selectivity tests with bovine serum albumin (BSA) exhibited minimal interaction, validating the CQDs specificity for neurotransmitters. In addition to biosensing, the photocatalytic capabilities of CQDs were evaluated through dye degradation experiments. The CQDs achieved 85% degradation of methylene blue (MB) and 90% degradation of methyl orange (MO) under UV light, demonstrating their effectiveness in environmental remediation. This research emphasizes the dual functionality of CQDs as sensitive and selective biosensors for neurotransmitter detection and as efficient photocatalysts for dye degradation. The sustainable synthesis approach using organic waste materials enhances the ecological and economic viability of CQD based applications, paving the way for advancements in nanotechnology, biomedical research and environmental science. This project is supported by TÜBİTAK (The Scientific and Technological Research Council of Turkey) under project number 224Z052. We gratefully acknowledge TÜBİTAK for their financial support.Nanoteknoloji, malzemeleri nanoskalada manipüle ederek küresel zorluklara yenilikçi çözümler sunan devrim niteliğinde bir alan olarak ortaya çıkmıştır. Bu nanopartiküller arasında, karbon kuantum noktaları (CQD'ler) benzersiz optik, elektronik ve biyouyumlu özellikleri nedeniyle önemli bir dikkat çekmiştir, bu da onları biyosensör, görüntüleme ve kataliz gibi çeşitli uygulamalar için ideal hale getirmektedir. Geleneksel CQD sentezi genellikle maliyetli ve çevre dostu olmayan yöntemlere dayanırken, organik atık malzemelerin öncü olarak kullanılması sürdürülebilir ve maliyet etkin bir alternatif sunar. Organik atık, karbon bazlı bileşenler açısından zengin olup, yeşil sentez yöntemleri için mükemmel bir kaynak oluşturmaktadır. Bu çalışma, karpuz kabukları (WP) ve portakal kabukları (OP) kullanılarak karbon kaynakları olarak CQD'lerin mikrodalga destekli (MW) ve hidrotermal yöntemler (HT) ile sentezlenmesini sunmaktadır. Sentetik CQD'ler, ileri düzey algılama ve fotokatalitik uygulamalar için uniform boyut ve optimal performans sağlamak amacıyla yüksek hızlı santrifüj (15.000 rpm) ve diyaliz zarları kullanılarak saflaştırıldı. CQD'ler, Dinamik Işık Saçılması (DLS) ile belirlenen ortalama 1–4 nm partikül boyutuna ve yaklaşık -25 mV zeta potansiyeline sahip olup, mükemmel kolloidal stabilite sağladı. Yapısal ve optik karakterizasyonlar, Fourier Dönüşümlü Kızılötesi Spektroskopi (FTIR) ve Fotolüminesans (PL) analizi dahil olmak üzere, hidroksil (-OH), karboksil (-COOH) ve amin (-NH2) gibi fonksiyonel grupların varlığını ortaya koymuş, ayrıca 360 nm'de uyarıldığında maksimum emisyon 450 nm'de güçlü floresan özellikler göstermiştir. UV-Vis spektroskopisi, aromatik yapıların π-π* geçişlerini gösteren 270 nm ve 280 nm'de absorpsiyon zirvelerini doğruladı. CQD'ler, nörotransmitterleri (dopamin ve serotonin) tespit etmede olağanüstü hassasiyet gösterdi. Dopamin için tespit sınırı (LOD) 1–5 nM aralığında olup, serotonin tespiti de benzer hassasiyet göstermiştir; vi her ikisi de elektron transfer mekanizmaları aracılığıyla floresans sönümlemesi kullanmaktadır. Sığır serum albümini (BSA) ile yapılan seçicilik testleri, CQD'lerin nörotransmitterler için özgüllüğünü doğrulayan minimal etkileşimler sergiledi. Biyosensörlüğün yanı sıra, CQD'lerin fotokatalitik yetenekleri boya bozunma deneyleri ile değerlendirildi. CQD'ler, UV ışık altında metilen mavisi (MB) için %85 ve metil turuncusu (MO) için %90 bozulma sağladı ve bu da çevresel iyileştirme konusundaki etkinliklerini gösterdi. Bu araştırma, CQD'lerin nörotransmitter tespiti için hassas ve seçici biyosensörler ve boya parçalanması için verimli fotokatalizörler olarak çift işlevselliğini vurgulamaktadır. Organik atık malzemelerin kullanıldığı sürdürülebilir sentez yaklaşımı, CQD tabanlı uygulamaların ekolojik ve ekonomik uygulanabilirliğini artırarak nanoteknoloji, biyomedikal araştırmalar ve çevre bilimlerinde ilerlemelerin yolunu açmaktadır. Bu proje, TÜBİTAK (Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu) tarafından 224Z052 proje numarasıyla desteklenmiştir. TÜBİTAK'a maddi destekleri için minnettarız

    RETORİK ANALİZLE SİNEMANIN İKNA GÜCÜ: 2001: A SPACE ODYSSEY ÖRNEĞİ

    No full text
    Bu çalışmada, Aristoteles’in retorik sanatı perspektifiyle klasik retorik kuramı temel alınarak Stanley Kubrick’in 2001: A Space Odyssey filmi üzerinde retorik analiz yapılmıştır. Çalışmada, retorik sanatının bileşenleri olan üç ikna kanıtı, retorik kanonlar ve kairos filmin anlatı yapısıyla ilişkilendirilerek çözümlemeleri yapılmıştır. Bununla birlikte çözümleme yapılırken retorik kıyas formu olan entimem örneklerine yer verilmiştir. Sinema, hem dilsel hem de dil-dışı retorik unsurlar yoluyla ikna stratejilerinin yapılandırıldığı, kendine ait dil yetisi olan bir anlatı aracı olarak ele alınmıştır. Sinema diline ait olan müzik, diyaloglar, sembol, metafor vb. görsel ve işitsel ögelerin kurgulanmasıyla oluşturulan film anlatısının, retorik sanatının ikna kanıtlarını oluşturan unsurlarla örtüşen tarafları ortaya koyulmuştur. Bu bağlamda çalışma, sinemanın dil-dışı anlatım olanaklarıyla nasıl retorik bir işlev kazandığını göstermeyi amaçlamaktadır. Böylece çalışmanın, retoriğin farklı disiplinlere uyarlanabilir bir teknik ikna aracı olduğunu ortaya koyan bir örnek sunması hedeflenmiştir. Çalışmanın kuramsal çerçevesi oluşturulurken karşılaşılan; tekhne, pistis, pisteis, pathe, peithein ve kairos kavramları, Aristoteles’in sistemleştirdiği retorik sanatını onun bakış açısıyla anlamlandırmak amacıyla, yine onun birincil kaynaklarına dayandırılarak tanımlanmıştır. Yabancı akademik kaynaklar üzerine yürütülen incelemelerde, retoriğe atfedilen disiplinlerarası yaklaşımlara dikkat çekilmiştir. Ayrıca çalışmada, retorik analiz metodolojisinin kuramsal çerçevesi belirlenmiş ve 2001: A Space Odyssey filmi üzerinde uygulanmak üzere, disiplinlerarası bir iv yaklaşıma dayalı olarak sinemada retorik analiz yöntemi geliştirilmiştir. Uygulanan analiz ve çözümleme çalışmasının retorik analiz metodolojisine katkı sunması beklenmektedir

    İTALYA’DAKİ CAMPI FLEGREI KALDERASI’NIN VE YAKIN ÇEVRESİNİN VOLKAN JEOMORFOLOJİSİ

    No full text
    Campi Flegrei Kalderası (CFK), İtalya’nın Napoli şehrinin batı kesiminde yer almaktadır. CFK, günümüzden yaklaşık olarak 39 ka önce gerçekleşen Campania İgnimbiriti patlaması sırasında oluşmaya başlamış olup günümüzde hala oluşumunu sürdüren bir volkanik komplekstir. CFK, tarihi boyunca birçok volkanik patlamaya ev sahipliği yapmış olup, bu patlamalar sonucunda kaldera kraterinde çeşitli volkanik birimler birikmiştir. Bu çalışma sırasında CFK’nın jeomorfolojisini oluşturan volkanik birimlerin morfometrik analizleri bölgede gerçekleşmiş olan patlamaların dinamikleri ve depozitlerinin analizleri ile bütüncül bir yaklaşım ile gerçekleştirilmiştir. Bu analizler sonucunda elde edilen veriler bölgede etkili olan endojenik, eksojenik ve antropojenik faktörler ile birlikte incelenip kalderanın gelişimi ve güncel süreçleri değerlendirilmiştir. Gerçekleştirilen morfometrik analizlere göre kalderada gerçekleşen patlamaların daha yüksek oranda magma çıkışının gerçekleştiği, dolayısıyla daha yüksek enerjili patlamalar oldukları sonucuna ulaşılmıştır. Bunun yanında kalderanın güncel volkanik durumu multiparametrik volkan izleme sistemine ait verilere dayandırılarak değerlendirilmiş olup bu değerlendirmeler sonucunda volkanın günümüzdeki aktivitesinin bölgede dönem dönem gerçekleşen bradisismik krizin tekrarlandığı, yakın dönem için herhangi bir patlamaya işaret etmediği ancak bölgede dönem dönem gerçekleşen volkanotektonik depremlerle uzun dönem için bir patlamaya işaret edebileceği sonucuna varılmıştır

    ROS Controlled Hydroponics and Mechatronics System Design

    No full text
    In the face of global challenges such as climate change, urbanization, and food insecurity, achieving the United Nations Sustainable Development Goals (SDGs) requires innovative agricultural solutions. This thesis presents the development and evaluation of a research-scale Plant Factory with Artificial Light (PFAL) for hydroponic cultivation, integrating advanced monitoring and control systems. The system utilizes an ESP32 microcontroller for data acquisition and control, interfacing with Robot Operating System (ROS) via WiFi. It integrates sensors to monitor environmental parameters such as temperature, humidity, light intensity, pH, and electrical conductivity (EC), ensuring optimal nutrient levels and growth conditions. Data is logged daily using a storage module, while a grow light and temperature-controlled heater are managed through relays to maintain ideal conditions. Real-time monitoring and precise adjustments are achieved via a Simulinkbased interface connected to ROS. The results demonstrate the system's capability to maintain ideal conditions for crop cultivation, highlighting the potential of ROS-based solutions in precision agriculture. Future research will focus on enhancing automation, scalability, and adaptability for broader applications in sustainable farming

    Investigating the Effect of Aging on Brain Network Organization Using Brain Connectivity Analyses and Machine Learning-Based Age Classification

    No full text
    Aging, characterized by degenerative processes accumulating at the cellular and molecular levels, is a natural process characterized by changes in brain structure and cognitive functions. Understanding the mechanisms of physiological aging is crucial for the early diagnosis and differentiation of pathological aging. This study conducted a comprehensive analysis of electroencephalography (EEG) recordings from the LEMON dataset to examine the effects of aging on brain network organization using the Imaginary Part of Coherence (iCOH) method for functional connectivity, Partial Directed Coherence (PDC) and Directed Transfer Function (DTF) methods for effective connectivity. Connectivity matrices obtained in the alpha, beta, delta, and theta frequency bands, under eyes-open (EO) and eyes-closed (EC) conditions, were thresholded using surrogate data technique, then global and nodal graph theory metrics were calculated. Statistical comparisons were made between global and nodal metrics across three age groups (Young Adults, Adults, and Elders). The findings revealed that aging leads to band and region specific connectivity changes, and that directional connectivity-based metrics, in particular, play a significant role in distinguishing age groups. Furthermore, in machine learning (ML) based classification analyses, 91.2% validation accuracy and 93.2% test accuracy were achieved in the classification of two age groups (Young Adults and Elder) using DTF-based nodal metrics under EC condition using a cubic support vector machine (SVM) model. These results not onl

    V-Şekilli Mikrohavzalardaki Pistacia lentiscus var. chia Duham. Fidanlarının Büyüme Performansının Makine Öğrenimi Tabanlı Analizi ve Tahmini

    No full text
    İklim değişikliğiyle birlikte büyüme dönemlerinde daha da artan sıcaklık ve azalan toprak nemi gibi sebepler sınırlı coğrafi yayılış alanına sahip, ekolojik ve ekonomik olarak büyük önem taşıyan sakız ağaçları üzerinde ciddi tehdit oluşturmaktadır. Bu çalışmanın amacı yenilikçi bir yaklaşım olan makine öğrenmesi algoritmalarından yararlanarak, su hasadı yöntemi olarak kullanılan modifiye edilmiş V-şekilli mikrohavzalarda yetişen sakız ağacı (Pistacia lentiscus var. chia Duham.) fidanlarının çok boyutlu morfolojik büyüme performansına dair tahmin modellerini geliştirmektir. Bu çalışma kapsamında kullanılan veriler, Türkiye'de yer alan Çeşme'de bir blok, Urla'da ise iki blok olmak üzere toplamda üç bloktan elde edilmiştir. Her bir blokta su hasadı tekniği olarak oluşturulan V-şekilli mikrohavzalarda 4 farklı işlemin (1- Mikoriza, 2-Polimer, 3-Osmoprotektan, 4-Polimer+Osmoprotektan) uygulaması yapılmıştır. Bu işlemlere ek olarak su hasadı için kontrol ünitesi de oluşturulmuştur. Ayrıca ağaçlandırmalarda geleneksel yöntem olarak kullanılan teraslar oluşturularak bir kontrol ünitesi daha yapılmıştır. Böylece çalışmada, oluşturulan toplam 150 adet V-şekilli mikrohavzalara 240 adet, teraslara ise 60 adet fidan 2022 şubat ayında dikilmiştir. 2024 yılı hariç olmak üzere 2022-2025 arasındaki büyüme dönemlerine ilişkin fidanların arazideki kök boğazı çap ve boyları ölçülmüştür. 2024 yılı için ise çap ve boy veri üretimi gerçekleştirilmiştir. Elde edilen tüm verilerle gürbüzlük indeksi hesaplanarak kapsamlı bir veri seti oluşturulmuştur. Stres faktörlerini (kuraklık, aşırı rüzgâr, sıcaklık vb.) yoğun olarak içeren yetişme ortamı koşullarının göz önüne alınmasıyla modifiye edilen V-şekilli mikrohavzaların kullanımı ile ilk defa gerçekleştirilen sakız ağacı ağaçlandırmasından elde edilen bu çok boyutlu morfolojik veri seti çeşitli makine öğrenmesi teknikleriyle analiz edilmiştir. Geleneksel tek değişkenli yaklaşımların ötesine geçilerek, çok boyutlu morfolojik analiz yaklaşımı benimsenmiştir. Yapay Sinir Ağları, Rastgele Orman ve XGBoost algoritmalarının her birinin üç farklı varyasyonu geliştirilerek toplam 9 model oluşturulmuş ve bu modellerin tamamı fidan boyu, kök boğazı çapı ve gürbüzlük indeksi olmak üzere her üç morfolojik özellik için test edilmiş ve performansları detaylı şekilde karşılaştırılmıştır. Performans farkı %15'in altında olan modeller için ensemble (topluluk) yaklaşımı uygulanmış ve sadece fidan boyu parametresi için ensemble model geliştirilmiştir. Analizler, V-şekilli mikrohavzaların geleneksel teraslama yöntemine kıyasla tüm morfolojik parametrelerde fidan performansına ilişkin belirgin üstünlüğünü ortaya çıkarmıştır. Fidan boyu tahmininde Yapay Sinir Ağı Model 1 (MAE: 2.2042, R²: 0.9879) en yüksek performansı sergilemiş, ensemble model yaklaşımı ile bu performans daha da artırılmıştır (MAE: 2.1138, R²: 0.9869). Kök boğazı çapı tahmininde Yapay Sinir Ağı Model 1 (MAE: 0.4041, R²: 0.9972) ve gürbüzlük indeksi tahmininde Yapay Sinir Ağı Model 3 (MAE: 0.2053, R²: 0.9123) en yüksek performansı göstermiştir. Geliştirilen modeller kullanılarak 2030 yılına kadar uzun vadeli tahminler yapılmış ve osmoprotektan işleminin tüm morfolojik parametrelerde en yüksek büyüme performansı göstereceği öngörülmüştür. Çalışmada uygulanan çok boyutlu morfolojik modelleme yaklaşımı ile makine öğrenmesi tekniklerinin bitki büyümesini tahmin etme konusunda sadece ormancılık alanında değil tarım ve peyzaj alanında da kullanım potansiyeli bulunmaktadır. Bu çalışma, sakız ağacı özelinde su hasadı yöntemlerinin çok boyutlu morfolojik parametre tahmini ile makine öğrenmesi teknikleriyle birlikte analiz edildiği literatürdeki ilk çalışmadır

    ABD’NİN HİNT PASİFİK STRATEJİSİ VE ÇİN’İN KUŞAK VE YOL GİRİŞİMİ: BÖLGESEL ETKİLER VE KÜRESEL GÜÇ DENGESİ

    No full text
    Sovyetler Birliği sonrası tek kutuplu ABD liderliğindeki liberal düzen, Çin’in yükselişiyle yeni güç rekabetine sahne olmaktadır. ABD’nin küresel stratejisinde kritik bir öneme sahip olan Hint-Pasifik bölgesi, jeopolitik dinamikleri ve uluslararası sisteme yönelik küresel etkileri ile ön plana çıkmaktadır. Tarihsel bir süreç olarak ABD hem Atlantik hem de Pasifik kıyılarında hegemonik hedefler doğrultusunda hareket etmektedir. Yükselen Çin ekonomik ve askeri kapasitesini artırarak uluslararası sistemde önemli bir karşıt-güç olarak konumlanmaya çalışmaktadır. Bölgedeki diğer devletler ise, çeşitli stratejilerle Çin’in yükselişini ve ABD’nin bölgedeki etkisini dengelemeye çalışmaktadır. Bütün bu gelişmeler, ABD ile Çin arasındaki çok boyutlu güç rekabetinin bölgesel ve küresel ölçekli etkilerini, güç dinamikleri ile iş birliği unsurlarını jeopolitik açıdan bir arada ele alarak yeniden analiz etmeyi gerektirmektedir. Bu noktada, Uluslararası İlişkiler teorilerinden Realizm, Liberalizm ve Jeopolitik teori hem devlet düzeyinde hem de sistem düzeyinde ileri sürdükleri argümanlar nedeniyle tez çalışmasının teorik altyapısı olarak seçilmiştir. Analizler bu teorilerin varsayımları üzerinden gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın kapsam ve amacına uygun olarak nitel araştırma yöntemlerinden biri olan içerik analizi yöntemi kullanılmıştır. ABD'nin, Çin'in Hint-Pasifik'teki yükselişine karşılık geliştirdiği politikalar ile Çin'in, bölgede yeniden nüfuz kurma arayışındaki ABD'ye karşı geliştirdiği politikaların, ekonomik, askeri ve diplomatik araçların bir arada kullanıldığı çok boyutlu bir güç dengesi ve rekabet stratejisi çerçevesinde şekillendiği sonucuna varılmıştır. ABD-Çin ilişkilerinin Hint-Pasifik bölgesinde nasıl bir seyir iv izleyeceğini belirleyen temel unsurun, neoliberal politikaların uygulayıcısı ve sistemin hegemonu olan ABD ile Çin arasındaki çok katmanlı ve karşılıklı bağımlılık temelinde şekillenecek şiddetli rekabet olacağı tespit edilmiştir. Sonuçlar, sistemik açıdan ilgili sürecin yeni bir tür çok kutupluluğa evrileceğini göstermektedir

    AŞIRI KORUMACI EBEVEYNLİK BİÇİMİNİN ŞEMA MODELİ ÇERÇEVESİNDE İNCELENMESİ

    No full text
    Ebeveynlik tutumları, son bir asırdır literatürde önemli bir araştırma konusu olmuştur. Bu çalışma, aşırı korumacı ebeveynlik biçiminin şema teorisi çerçevesinde incelenmesiyle mevcut literatüre katkıda bulunmayı amaçlamaktadır. Bu doğrultuda, 2-6 yaş arası çocukları olan annelerin, kendi ebeveynlerinden algıladıkları ebeveynlikbiçimleri ve uyumsuz şema alanları ile kendi aşırı korumacı ebeveynlik tutumları arasındaki ilişkiler incelenmiştir. Çalışmanın örneklemini, 2-6 yaş arası çocuğu olan ve yaşları 25 ile 54 (X̄ = 34, SS = 4.8) arasında değişen 323 anne oluşturmuştur. Veri toplama araçları olarak Demografik Bilgi Formu, Young Ebeveynlik Ölçeği, Young Şema Ölçeği ve Ebeveyn Tutumları Ölçeği kullanılmıştır. Araştırma bulguları, eğitim durumu dışındaki demografik değişkenlerin aşırı korumacı ebeveynlik üzerinde anlamlı bir farklılık yaratmadığını göstermektedir. Regresyon analizleri, diğeri yönelimlik ve yüksek standartlar şema alanlarının aşırı koruyucu ebeveynliği anlamlı bir şekilde yordadığını ortaya koymuştur. Ayrıca, annenin algıladığı aşırı koruyucu/evhamlı ve koşullu/başarı odaklı ebeveynlik biçimlerinin, annelerin aşırı korumacı tutumlarını anlamlı bir şekilde yordadığı bulgulanmıştır. Bunun yanı sıra aracılık analizleri, anneden ve babadan algılanan aşırı koruyucu/evhamlı ebeveynlik ile aşırı korumacı ebeveynlik biçimi arasındaki ilişkide yüksek standartlar şema alanının kısmi aracılık ettiğini göstermektedir. Ayrıca, yalnızca anneden algılanan aşırı koruyucu/evhamlı ebeveynlik ile aşırı korumacı ebeveynlik biçimi arasındaki ilişkide diğeri yönelimlilik şema alanının kısmi aracılık ettiği bulunmuştur. Koşullu/başarı iv odaklı ebeveynlik ile aşırı korumacı ebeveynlik arasındaki ilişkide ise hem yüksek standartlar hem de diğeri yönelimlilik şema alanlarının kısmi aracılık rolü olduğu belirlenmiştir. Bu bulgular ebeveynlerin kendi ebeveynleri ile olan ilişkilerinin ve erken dönem uyumsuz şemalarının ebeveynlik biçimlerini etkilediğine işaret etmektedir

    AKTİVİST MARKALARIN MARKA İMAJI, TÜKETİCİ ALGILARI VE TUTUMLARI ÜZERİNE NİTEL BİR ARAŞTIRMA

    No full text
    Günümüzde markaların toplumsal sorunlara kendi değerleri, inançları ve amaçları çerçevesinde çözüm üretmek amacıyla tavır alması tüketiciler için oldukça önemli hale gelmiştir. Markaların içinde bulundukları topluma karşı duyarsız kalmayarak çevresel, ekonomik ve sosyo-politik sorunlara yönelik bir duruş sergilemeleri ve benimsedikleri konularda değişim yaratmayı hedefleyen etkili adımlar atmalarına marka aktivizmi ismi verilmiştir. Bu çalışmanın amacı, tüketicilerin aktivist markalara yönelik algı ve tutumlarını anlamak ve bu algıların marka imajına nasıl yansıdığını incelemektir. Araştırmada, nitel bir yöntem olarak mülakat tercih edilmiş ve kolayda örnekleme yöntemiyle seçilen Y ve Z kuşağından 14 tüketici ile yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Toplanan veriler, tematik analiz yöntemiyle incelenmiştir. Analiz, üç ana tematik boyutu ortaya çıkarmıştır: tüketici beklentisi, tüketici algısı, tüketici davranışı. Bulgular aktivist kampanyaların, markaların tüketiciler tarafından daha olumlu algılanmasına yardımcı olduğunu göstermektedir. Çalışmada elde edilen sonuçlar, marka aktivizminin markanın imajını güçlendiren önemli bir faktör olduğunu ortaya koymaktadır

    1,260

    full texts

    2,715

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Izmir Katip Celebi University
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇