Izmir Katip Celebi University
Not a member yet
    2715 research outputs found

    ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİLERİNDE DİKKAT EKSİKLİĞİ HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞU BELİRTİ DÜZEYİ İLE YÜRÜTÜCÜ İŞLEVLER ARASINDAKİ İLİŞKİNİN İNCELENMESİ

    No full text
    Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB), çocuklukta başlayan ve yetişkinlikte de sürebilen bir nörogelişimsel bozukluktur. Yürütücü işlev bozuklukları DEHB’nin temel özelliklerinden biri olmakla birlikte, bireyler arasında farklılıklar görülmektedir. Çocukluk dönemi ölçütlerine dayalı tanı sistemi, yetişkin DEHB’de yürütücü işlev sorunlarının yeterince temsil edilmemesine yol açmaktadır. DEHB yalnızca davranışsal belirtilerle değil, yürütücü işlev, bilişsel esneklik ve dürtüsellikteki bozulmalarla da ilişkilidir. Ancak bu bilişsel süreçlerin özbildirim ölçeklerinde ne ölçüde yansıtıldığına dair araştırmalar sınırlıdır. Bu çalışmada, üniversite öğrencilerinde yaygın kullanılan Erişkin DEHB Ölçeği (ASRS) ve Wender Utah Derecelendirme Ölçeği (WUDO) ile belirlenen DEHB düzeylerinin yürütücü işlevler, bilişsel esneklik ve dürtüsellik ile ilişkisi incelenmiş; bu değişkenlerin belirtileri yordama gücü değerlendirilmiştir. Üniversite öğrencilerinde özbildirime dayalı DEHB oranının yüksek olacağı, DEHB (+) grubunun yürütücü işlev, bilişsel esneklik ve dürtüsellikte daha olumsuz puanlar alacağı, ayrıca yürütücü işlevlerin ölçek puanlarını anlamlı düzeyde yordayacağı öngörülmüştür. iv Araştırmaya, 2023-2024 öğretim yılında İzmir Katip Çelebi Üniversitesi’nde öğrenim gören, 19-30 yaş arası 241 gönüllü katılmıştır. Katılımcılar ASRS, WUDO, Yürütücü İşlev Ölçeği (YİÖ), Bilişsel Esneklik Envanteri (BDE) ve Barratt Dürtüsellik Ölçeği (BDÖ) doldurmuştur. Kesme noktalarına göre 78 kişi DEHB (+), 163 kişi DEHB (–) grubuna ayrılmıştır. Analizlerde t-testi, Pearson korelasyon ve çoklu regresyon yöntemleri kullanılmıştır. Katılımcıların %32,4’ü hem çocukluk hem erişkinlik döneminde DEHB belirtisi göstermiştir. DEHB (+) grubunda impuls kontrol, organizasyon, planlama ve bilişsel esneklik daha düşük bulunmuştur. Korelasyonlar, belirtiler arttıkça impuls kontrolünün azaldığını ve motor dürtüselliğin arttığını göstermiştir. Regresyon analizinde organizasyon ve dürtüselliğin erişkin; dürtü kontrolü ve organizasyonun ise çocukluk dönemi belirtilerini güçlü biçimde yordadığı bulunmuştur. Sonuçlar, üniversite öğrencilerinde DEHB oranının yüksek olduğunu, yürütücü işlev güçlüklerinin akademik ve sosyal işlevselliği olumsuz etkileyebileceğini göstermektedir. Bulgular, farkındalık oluşturulması ve müdahale stratejilerinin geliştirilmesine katkı sağlayabilir

    TÜRK SİNEMASINDA ALEVİ RİTÜELLERİNİN GÖRÜNÜMÜ

    No full text
    Bu çalışma, Alevi inanç sistemine özgü ritüel pratiklerin Türkiye sinemasındaki temsillerini, ritüel kuramları zemininde yapılandırılmış bir çözümleme yöntemiyle ele almaktadır. Cem ritüeli başta olmak üzere dar cemi, görgü cemi ve dardan indirme cemi gibi yapıların yanı sıra cem ritüeli dışında gerçekleşen ritüeller ve ritüellerin simgesel bağlamdaki yansımaları değerlendirilmiştir. Çalışmanın teorik temeli, ritüel kavramını antropolojik, sosyolojik, psikolojik ve kültürel yönleriyle ele alan çok sayıda kuramcının görüşleriyle oluşturulmuştur. James Frazer’in ritüelin büyü-din-bilim evrimi, Emile Durkheim’in kolektif bilinç ve kutsal-profan ayrımı; Radcliffe-Brown ve Malinowski’nin ritüelin yapısal ve işlevsel bağlamındaki yorumları; Van Gennep ve Turner’ın geçiş ritüelleri ve liminalite kavramları; Richard Schechner’in performans kuramı; Carl Gustav Jung’un arketipsel bilinçdışı ve simgesel dönüşüm kavramlar; Eliade’nin kutsal zamanın tekrardan üretimi anlayışı; Campbell’ın mitik döngü ve kahramanın yolculuğu ile ilgili görüşleri; Max Weber’in otorite şekilleriyle ritüel arasındaki bağı açıklayan kuramı; Catherine Bell’in ritüelleşme pratiği ve Goffman ile Randall Collins’in etkileşimsel ritüel zincirlerine dayalı mikrososyolojik modelleri, ritüelin tanımını, işlevini ve sosyal anlamını çok yönlü bir şekilde inceleme imkânı sunmuştur Bu kuramsal çerçevede 1967-2022 yılları arasında çekilen 27 filmdeki ritüel temsilleri içeriksel ve biçimsel yönleriyle analiz edilmiştir. Bu filmler aracılığıyla Alevi ritüellerinin sinemada hangi anlatı stratejileriyle hangi mekânsal ve estetik tercihlerle veya ne tür şekilsel dönüşümlere uğradığı ortaya konmuştur. iv Bu doğrultuda yapılan çözümleme, Alevi ritüellerinin sinemasal düzlemde sadece bir ibadet şekli olarak değil toplumsal denetim, kimlik inşası, belleğin görsel aktarımı, sembolik süzen üretimi ve politik temsil düzlemleriyle beraber nasıl kurulduğunu çok yönlü bir bakış açısıyla ortaya koymayı amaçlamaktadır. Ritüelin sahnelenen bir yapı olarak ele alınmasının yanı sıra birey- toplum- kutsal üçgeninde süreklilik ve dönüşüm ilişkisini taşıyan dinamik bir sistem olarak değerlendirildiği bu çözümleme, sinema vasıtasıyla kültürel kimliğin görünürlük biçimlerini sorgulamak bakımından da önemli bir kuramsal katkı sağlamaktadır

    TÜRKİYE’DEN HOLLANDA’YA YÖNELİK EMEK GÖÇÜNÜN YENİ DİNAMİKLERİ: GÖÇMENLERİN UYUM SÜREÇLERİ

    No full text
    Bu çalışma, Türkiye'den Hollanda'ya göç eden genç bireylerin göç etme nedenlerini, göç öncesinde sahip oldukları nitelikli eğitim ve mesleki deneyimlerin göç sonrası süreçte nasıl değerlendirildiğini ve bu bireylerin sosyal, toplumsal ve kültürel uyum süreçlerini incelemiştir. 1960’lı yıllarda Batı Avrupa ülkeleri, II. Dünya Savaşı sonrasında yaşadıkları insan gücü ve ekonomik kayıpları telafi etmek amacıyla az gelişmiş ülkelerden işgücü talebinde bulunmuş; bu bağlamda Türkiye'den de yoğun işçi göçü gerçekleşmiştir. Bu dönemde gelen göçmenler, yerli halkın çalışmak istemediği vasıfsız işlerde istihdam edilerek Avrupa’nın ekonomik kalkınmasına katkı sağlamışlardır. Zamanla bu işçilerin kalıcı hale gelmesi ve aile birleşimi yoluyla göçün kuşaklar arası devam etmesiyle birlikte, Avrupa’daki Türk göçmen varlığı giderek artmıştır. Günümüzde ise göç olgusu daha karmaşık bir hal almış ve yalnızca düşük nitelikli işgücü değil, aynı zamanda eğitim, kariyer ve daha iyi yaşam koşulları arayışıyla hareket eden yüksek nitelikli bireyleri de kapsamaya başlamıştır. Ancak bu süreçte, gelişmekte olan ülkelerden gelen bazı nitelikli bireylerin, göç ettikleri ülkelerde çeşitli yapısal nedenlerden ötürü kendi mesleki yeterliliklerine uygun olmayan, vasıfsız işlerde çalışmak zorunda kaldıkları gözlemlenmektedir. Bu durum, işgücü piyasası teorileri bağlamında nitelik uyumsuzluğu kavramıyla açıklanmaktadır. Bu bireyler, Avrupa’daki işgücü piyasasında nitelikli oldukları hâlde vasıfsız işlerde çalışan ve sistemin sürekliliğini sağlayan yeni bir göçmen profilini temsil etmektedir. iv Çalışmada, göçmenlerin bu deneyimleri işgücü piyasasının yapısal özellikleri çerçevesinde, özellikle ikili işgücü piyasası teorisi kapsamında ele alınmakta; ayrıca göç ağları teorisi, sosyal sermaye, etkileşimsel entegrasyon ve kültürel uyum gibi kuramsal yaklaşımlar aracılığıyla Hollanda toplumuna uyum süreçleri değerlendirilmektedir. Araştırma kapsamında, 22-30 yaş aralığında olan ve Türkiye’den Hollanda’ya göç etmiş 15 katılımcı ile yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Elde edilen nitel veriler, betimsel analiz yöntemiyle çözümlenmiş, ayrıca göçmen bireylerin nitelik kaybı, istihdam deneyimleri ve toplumsal uyum süreçlerine dair bulgular ortaya konmuştur

    MİLLÎ MÜCADELE DÖNEMİ BASININDA EĞİTİM (1918-1922)

    No full text
    Tarihimizde 1918-1922 yılları arasını kapsayan Mütareke Dönemi ve Millî Mücadele, Osmanlı Devleti’nin siyasi varlığının sona erişi ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurulduğu dönemdir. I. Dünya Savaşı’ndan sonra Mondros Mütarekesi’nin imzalanması ile birlikte ülkenin büyük bölümünde işgaller başlamıştır. Türk Milleti bu işgaller karşısında topyekûn mücadeleye girişmiştir. Bu dönemde basın, Millî Mücadeleye destek veren ve Millî Mücadele aleyhinde olmak üzere faaliyet göstermiştir. Dönemin eğitim faaliyetlerinde Mustafa Kemal Paşa önderliğinde bu konuya önem verildiği görülmektedir. Bu dönemde dikkat çeken diğer bir nokta ise Osmanlı’nın son döneminde eğitim alanında olan gelişmelerdir. Bağımsızlık Savaşı devam ederken, Batı Cephesi’nde Yunan saldırılarının yeniden başladığı günlerde, 15-21 Temmuz 1921 tarihleri arasında Ankara’da Maarif Kongresi toplanmış ve bu kongre Mustafa Kemal Paşa’nın önemli bir konuşmasıyla açılmıştır. Bu konuşma dönemin bazı gazetelerinde ilk sayfalarda yer alarak kamuoyu tarafından ilgi çekmiştir. Türk Eğitim Tarihi açısından bu kongre önem taşımaktadır. Bağımsızlık savaşının verildiği bu dönemde eğitimin ön planda olduğu vurgulanmıştır. Bu çalışma ile; Mondros Mütarekesi’nden sonra işgaller karşısında ülkenin durumu ve bununla beraber eğitim alanındaki meselelerin kamuoyuna nasıl yansıdığı değerlendirilecektir. Çalışmada ayrıca, Osmanlı Devleti’nin son dönemindeki eğitim ile ilgili gelişmelere de yer verilmiştir. Bu dönemde basında sık sık sansür uygulamaları görülmektedir. iv Bu çalışma, İstiklal Mücadelesi yıllarında İstanbul ve Anadolu basınında eğitime ilişkin konuları, seçilen ve değerlendirilen yazılar üzerinden incelemektedir

    Development of β-TCP based Dual Affecting Antimicrobial Injectable Bone Grafts with Enhanced Mechanical Properties and Osteogenic Differentiation Capacity

    No full text
    Beta-tricalcium phosphate (β-TCP) is a widely used biomaterial in bone grafts due to its osteoconductive properties, biocompatibility, and desired biodegradability. Injectable bone grafts (IBGs), which can be applied locally to irregularly shaped bone defects using specialized syringes, offer significant surgical advantages. However, low mechanical strength of β-TCP limits its usage in load-bearing applications. To overcome this problem, the use of further sintered β-TCP granules can increase both the graft's mechanical strength and structural stability while also introducing osteoinductive properties. Furthermore, while current bone regeneration strategies generally yield satisfactory results, their lack of antimicrobial efficacy limits their clinical application. In clinical practice, broad-spectrum antibiotics are often used following surgical debridement, but this approach may lead to the development of bacterial resistance as well as systemic side effects. Antimicrobial peptides (AMPs) are promising alternatives for the effective management of infections due to their broad-spectrum, potent antibacterial activity, controlled biocompatibility, and low risk for drug resistance formation. KR-12, a cationic AMP originated from human LL-37 peptide, exhibits potent antibacterial activity and enhances osteogenic differentiation of mesenchymal stem cells (MSCs). Moreover, KR-12-a5, a derivative of KR-12, is another promising AMP with its strong anti-MRSA activity and ability to support bon

    TÜRK DEMİRYOLLARINDAKİ SERBESTLEŞME SÜRECİ İÇİN ETKİNLİK ANALİZİ

    No full text
    Demiryolu taşımacılığı, yüksek taşıma kapasitesi, maliyet etkinliği ve çevresel sürdürülebilirliğe katkısı sayesinde modern lojistik sistemlerin vazgeçilmez bir parçası haline gelmiştir. Türkiye, 2013 yılında yürürlüğe giren 6461 sayılı Kanun ile demiryolu taşımacılığında serbestleşme sürecini başlatarak sektörde önemli bir dönüşümün kapısını aralamıştır. Bu çalışma, Türkiye'deki demiryolu taşımacılığı sisteminin serbestleşme süreciyle birlikte nasıl bir değişim yaşadığını değerlendirmekte ve bu sürecin etkinlik, rekabet ve sürdürülebilirlik üzerindeki etkilerini analiz etmektedir. Çalışma kapsamında hem nitel hem nicel yöntemlerle gerçekleştirilen analizler, serbestleşmenin sektörün yapısal dönüşümüne ivme kazandırdığını ve özel sektörün taşımacılık faaliyetlerine katılımını artırarak hizmet kalitesinde gelişmeler sağladığını göstermektedir. İntermodal taşımacılık yatırımları, yüksek hızlı hat projeleri ve stratejik altyapı çalışmaları ve demiryollarındaki serbestleşme ile Türkiye'nin lojistik bağlantı gücü her geçen gün artmakta, ülke bölgesel bir taşımacılık merkezi olma yolunda ilerlemektedir. Bu çalışma, serbestleşmenin getirdiği fırsatları vurgulayarak, politika yapıcılara ve sektör paydaşlarına geleceğe dönük stratejik öneriler sunmaktadır

    ŞAKERİM KUDAYBERDİYEV’İN ESERLERİNDEKİ DEYİMLER, ATASÖZLERİ VE ÖZDEYİŞLER

    No full text
    Bu tezde, Şakerim Kudayberdiyev’in hayatı ve eserleri hakkında bilgi verildi ve deyim, atasözü ve özdeyiş terimleri açıklandı. Devamında deyim, atasözü ve özdeyişlerle ilgili kuramsal bilgiler esasında Şakerim Kudayberdiyev’in eserlerindeki deyimler, atasözleri ve özdeyişler incelendi. Tez çalışmasında, Şakerim Kudayberdiyev’in eserlerinde yer alan deyimler, atasözler ve özdeyişler incelenmiş, söz konusu bu unsurların kültürel bağlamdaki yeri ve işlevi belirlenmiştir. Çalışmada önce Şakerim Kudayberdiyev’in eserlerindeki deyimler, atasözleri ve özdeyişler tespit edilmiştir. Ardından tespit edilen deyimler ve atasözleri ve özdeyişler Türkiye Türkçesine aktarılmıştır. Aktarılan deyim veya atasözü, Türkiye Türkçesinde doğrudan bir deyim veya atasözü olarak karşılık buluyorsa ilgili ifade yazılmış; eğer doğrudan bir karşılığı yoksa, anlamı İsmet Kenesbayev’in “Kazak Tilinin Frazeologiyalık Sözdigi” (2007) ve 15 ciltlik “Kazak Adebiy Tilinin Sözdigi” (2011) adlı eserleri temel alınarak verilmiştir. Tezin inceleme bölümünde Türkçeye aktarılan deyimler, atasözleri ve özdeyişler anlamlarına göre sınıflandırılmaktadır ve Şakerim Kudayberdiyev’in eserlerinde yer aldığı cümlelerle tanımlanarak yazılmaktadır. Yapılan sınıflandırmalar esasında ölçünlü Kazakçayla da karşılaştırılarak değerlendirilmektedir

    YÜKSEKÖĞRETİMDE ÇOK KÜLTÜRLÜ EĞİTİME İLİŞKİN ÖĞRENCİ VE ÖĞRETİM ÜYELERİ GÖRÜŞLERİNİN KARŞILAŞTIRMALI ANALİZİ

    No full text
    Bu tezin amacı, Avrupa üniversitelerindeki öğretim üyelerinin ve uluslararası öğrencilerin çokkültürlü sınıflardaki deneyimlerini ve karşılaştıkları zorlukları araştırmaktır. (Türkiye, Belçika, Romanya, Bulgaristan, Çek Cumhuriyeti ve İspanya). Araştırmada, nitel araştırma yöntemlerinden yarı yapılandırılmış görüşme tekniği kullanılmıştır. Araştırma, Türkiye, Romanya, Belçika, Çekya ve İspanya olmak üzere toplam 6 farklı ülkeden 8 farklı uluslararası üniversiteyi kapsamaktadır. Bu üniversitelerde çokkültürlü sınıflarda eğitim veren öğretim üyeleri ile bu üniversitelerdeki uluslararası öğrenciler çalışmanın hedef gruplarıdır. Araştırma kapsamında toplam 40 uluslararası öğrenci, 40 tane de öğretim üyesi görüşmelerinden elde edilen verilerin analizinde içerik analizi tekniği kullanılmıştır. Çalışmadan elde edilen bulgular doğrultusunda, öğretim üyelerinin ve öğrencilerin çokkültürlü eğitime dair tutumlarının genel anlamda olumlu olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Her iki grup da çokkültürlü sınıfların faydaları olduğu kadar zorlukları olduğunu da dile getirmiştir. Bu sınıflarda karşılaşılan en temel zorluğun dil engeli olduğu ortaya konmuştur. Aynı zamanda üniversite tarafından sağlanan destek mekanizmalarının eksikliğinden de bahsedilmiştir. Çalışmanın sonuç bölümünde, elde edilen bulgular değerlendirilmiş ve bu kapsamdaki önerilere yer verilmiştir

    DEVELOPING A REAL-TIME MONITORING SYSTEM THAT ANALYZES CELL MORPHOLOGY AND DETECTS PROLIFERATION BY IMAGE PROCESSING AND INFORM THE RESEARCHER FOR THE APPROPRIATE INTERVENTION IN CELL CULTURE

    No full text
    Hücre kültürü, biyomedikal araştırmalarda in vitro toksikoloji, kanser araştırmaları, doku mühendisliği, kök hücre araştırmaları, ilaç tarama ve aşı üretimi gibi alanlarda ilerlemeleri mümkün kılan hayati bir araçtır. Hücre morfolojisinin, proliferasyonunun ve canlılığının doğru bir şekilde izlenmesi, tekrarlanabilir ve başarılı deneyler için gereklidir. Hücrelerin çoğalma sürelerini belirleme ve pasajlama protokollerini optimize etme gibi temel uygulamalar, hücre hatlarının canlılığını ve işlevselliğini koruma açısından kritik öneme sahiptir. Ancak, izleme sırasında manuel müdahale, hücre kültürü ortamlarını bozabilir ve kontaminasyon riski ile birlikte değişkenliklere yol açabilir. Bu zorlukları ele almak için bu tez, hücre kültürü sürecini kolaylaştırmak amacıyla donanım ve yazılımın entegre edildiği bir gerçek zamanlı izleme sistemi önermektedir. Sistem, çoğalmayı otomatik olarak algılar, hücre morfolojisini analiz eder ve kritik değişiklikler hakkında araştırmacılara bildirimde bulunarak riskleri azaltır ve karar verme sürecini geliştirir. Görüntüleme, sensörler ve hesaplama algoritmalarındaki gelişmelerden yararlanan sistem, bir inkübatör içinde sorunsuz bir şekilde çalışarak kültür ortamında minimum kesinti sağlar. Donanım tasarımı, sıcaklık, nem ve karbondioksit seviyeleri gibi kritik parametreleri izlemek için yüksek çözünürlüklü görüntüleme bileşenleri ve çevresel sensörler içerir. Yazılım ise görüntüleri analiz etmek, hücre sağlığı ve morfolojisi hakkında veri çıkarmak ve otomatik bildirimler göndermek için ileri düzey görüntü işleme ve makine öğrenimi 5 tekniklerini kullanır. Bu özellikler, zamanında müdahaleleri ve manuel kesintiler olmadan sürekli izlemeyi sağlar. Gerçek zamanlı izleme, manuel gözleme büyük ölçüde bağımlı olan geleneksel yöntemlerin sınırlamalarını aşar. Manuel izleme, zaman alıcıdır, insan hatalarına açık olup yüksek verimli araştırmalarda gerekli olan hassasiyeti sağlayamaz. Otomatik sistemler, modern biyomedikal laboratuvarların gelişen taleplerini karşılayan tutarlı, tekrarlanabilir ve doğru veriler sunar. Gerçek zamanlı izlemenin uygulama alanları geniştir, özellikle kanser araştırmalarında hücre davranışı ve morfolojisi, tümör ilerlemesi, ilaç direnci ve tedavi etkinliği hakkında önemli bilgiler sağlar. Sürekli takip, apoptoz ve mitoz gibi dinamik süreçlerin detaylı bir şekilde incelenmesini mümkün kılar. Benzer şekilde, doku mühendisliğinde, optimal kültür koşullarını koruma yeteneği, mühendislik ürünü dokuların veya kök hücre türevli yapıların başarısı için kritiktir. Çevresel değişikliklerin erken tespiti, yüksek değerli kültürlerin kaybını önleyerek deneysel güvenilirliği ve kaynak verimliliğini artırır. Yazılım, hücresel görüntüleri analiz etmek için derin öğrenme ve görüntü işleme tekniklerini entegre eder. Segmentasyon algoritmaları, bireysel hücreleri tanımlayarak sayar ve uzun süreli çalışmalar için bir veri tabanında saklanan zaman serileri oluşturur. Gelişmiş görüntüleme donanımı, yüksek çözünürlüklü görüntüler yakalarken, entegre çevresel sensörler inkübatör koşullarını izler ve optimal seviyede tutar. Sistemin donanım ve yazılım bileşenleri, sorunsuz ve sürekli izleme sağlayacak şekilde birlikte çalışacak şekilde tasarlanmıştır. Bu gerçek zamanlı izleme sistemi, manuel gözlemlere olan bağımlılığı azaltarak laboratuvar verimliliğini artırır ve sonuçların tekrarlanabilirliğini geliştirir. Anahtar süreçleri otomatikleştirerek, araştırmacıların daha yüksek seviyeli deneysel görevlere odaklanmalarına olanak tanır, iş akışlarını optimize eder ve güvenilir sonuçlar sağlar. Sistem, kanser tedavisi, rejeneratif tıp ve ilaç keşfi gibi alanlar için dönüştürücü çözümler sunarak biyomedikal araştırmalarda devrim yaratma potansiyeline sahiptir. Sonuç olarak, bu tez, geleneksel hücre kültürü teknikleri ile modern teknoloji arasındaki boşluğu doldurarak daha verimli ve etkili araştırma uygulamalarına katkıda bulunmayı amaçlamaktadır

    OLUMSUZ DOLAYLI ANILARIN HATIRLANMASINDA BİLİŞSEL YENİDEN YAPILANDIRMANIN ROLÜ

    No full text
    Bu çalışma, bireylerin doğrudan deneyimlemedikleri ancak başkalarından dinleyerek edindikleri anılar olarak tanımlanan dolaylı belleğin bireylerde meydana getirdiği duyguların düzenlenmesinde otobiyografik bellekle benzer süreçlerin rol alıp almadığını incelemeyi amaçlamaktadır. Otobiyografik belleğin sosyal, benlik ve yönlendirme işlevlerine ek olarak duygusal düzenleme bağlamında da kullanıldığına dair bulgular, bu işlevin dolaylı bellekte de geçerli olup olmadığını sorgulamayı kılmıştır. Bununla birlikte, duygu düzenleme stratejilerinin duygu durumla tutarsız bellek olgusunu doğurduğunu gösteren çalışmalar, bu stratejilerin dolaylı bellek üzerinde benzer etkilere neden olup olmayacağının araştırılmasında öncü olmaktadır. Bu doğrultuda, 208 üniversite öğrencisi (173 kadın, 35 erkek) olumlu bilişsel yeniden yapılandırma, olumsuz odaklı ve kontrol olmak üzere üç deneysel koşula rastgele atanmıştır. Katılımcılardan ilk olarak olumsuz bir dolaylı anı, ardından grup koşullarına göre dolaylı anı üzerinde çalışmaları istenmiştir. Bu aşamadan sonra otobiyografik bir anı geri getirmeleri istenmiş; her iki anıya ilişkin bellek özellikleri ile katılımcıların açık ve örtük duygulanım düzeyleri çalışma öncesi ve sonrası olmak üzere ölçülmüştür. Sonuç olarak dolaylı anılar üzerinde duygu düzenleme stratejisinin açık ölçümlerde görülmediği, fakat örtük ölçümlerde katılımcıların bu stratejiden faydalandığı görülmüştür. Dolayısıyla bilişsel yeniden yapılandırma stratejisinin iv bireylerin olumlu örtük duygulanım düzeylerinde iyileşme sağlayabileceği düşünülmektedir. Bununla birlikte, tüm grup koşullarından bağımsız olarak, katılımcıların geri getirdikleri otobiyografik anıların genel olarak daha olumlu değerlikte olduğu görülmüş; bu bulgu, duygudurumla tutarsız belleğin doğal bir eğilim olarak ortaya çıktığını göstermiştir. Ayrıca, dolaylı anıların merkezilik düzeyi ile çeşitli fenomenolojik bellek özellikleri ve duygulanım düzeyleri arasında anlamlı ilişkiler saptanmış; otobiyografik anıların ise dolaylı anılara kıyasla daha olumlu, yoğun ve canlı olduğu bulunmuştur. Bu sonuçlar, hem dolaylı belleğin duygu düzenlemedeki rolüne hem de otobiyografik belleğin duygusal dengeyi korumadaki işlevine ışık tutmaktadır.This study aims to examine whether vicarious memory—defined as memories acquired through hearing about others' experiences rather than through direct personal experience—involves similar processes to autobiographical memory in regulating emotions. While there is evidence that autobiographical memory serves emotional regulation functions in addition to its social, self, and directive roles, whether vicarious memory fulfills a similar function remains an open question. Furthermore, studies indicating that emotion regulation strategies can elicit mood-incongruent memory recall have led to further inquiry into whether such effects also emerge with vicarious memories. In this context, 208 university students (173 female, 35 male) were randomly assigned to one of three experimental conditions: positive cognitive reappraisal, negative focus, or control. Participants were first asked to recall a negative vicarious memory, and then to process this memory according to the requirements of their assigned condition. Subsequently, they were asked to recall an autobiographical memory. Memory characteristics for both types of memories, as well as participants’ explicit and implicit affective states, were measured both before and after the intervention. Results showed that the use of emotion regulation strategies did not lead to significant changes in explicit measures regarding vicarious memories; however, participants appeared to benefit from these strategies on implicit measures. This v suggests that cognitive reappraisal may improve individuals’ levels of implicit positive affect. In addition, regardless of group condition, participants tended to recall autobiographical memories with more positive valence, suggesting that moodincongruent memory recall may naturally occur. Significant correlations were also found between the centrality of vicarious memories and various phenomenological memory characteristics and affective states. Moreover, autobiographical memories were found to be more positive, intense, and vivid compared to vicarious memories. These findings shed light on both the potential role of vicarious memory in emotional regulation and the function of autobiographical memory in maintaining emotional balance

    1,260

    full texts

    2,715

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Izmir Katip Celebi University
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇