Izmir Katip Celebi University
Not a member yet
2715 research outputs found
Sort by
İHVÂN-I SAFÂ RİSALELERİ’NDE ULUHİYET - SİYASET İLİŞKİSİ
İhvân-ı Safâ’nın 10. yüzyılda kaleme aldığı risaleler, söz konusu topluluğun felsefi öğretilerini sistematik bir biçimde ortaya koymanın ötesinde, ahlaki değerleri, âleme bakışları, dünya görüşleri, düşünce dünyaları, dini inançları ve siyasi görüşleri gibi pek çok alana ışık tutan önemli bilgiler içermektedir. Bunun yanı sıra risaleler, uluhiyet anlayışlarının siyasi görüşlere nasıl yansıdığını gösteren önemli örnekler içermekle birlikte bu yansımaları anlamak için değerli bir kaynak durumundadır. Dolayısıyla “İhvân-ı Safâ Risaleleri’nde Uluhiyet - Siyaset İlişkisi” adlı çalışma, risalelerde belirginleşen uluhiyet tasavvuru ve siyasi düşünceler arasındaki karşılıklı etkileşimi analiz ederek bu iki alan arasındaki ilişkiyi göstermeyi amaçlamaktadır. İhvân-ı Safâ Risaleleri’ndeki uluhiyet tasavvuru detaylı bir şekilde ele alınarak Allah’ın varlığı, birliği ve bilinebilirliği konuları irdelenmiştir. Bu bağlamda İhvân’ın uluhiyet anlayışını anlamak amacıyla risalelerindeki ilgili kısımlar analiz edilmiş ve elde edilen bulgular doğrultusunda bu anlayışın temel prensipleri sistematik bir şekilde gözler önüne serilmiştir. Risalelerdeki uluhiyet tasavvuruna ilişkin görüşler tahlil edildikten sonra İhvân-ı Safâ’nın siyasete dair görüşleri belirtilmiştir. Siyaset, devlet, devlet başkanı, iktidar ve otorite gibi temel kavramları mercek altına alarak İhvân’ın ideal devlet düzenine ve yönetim anlayışına ışık tutulmuştur. Ayrıca bu kavramların İhvân’ın bütüncül düşünce sistemindeki yerini ve önemini tespit etmeye yönelik kapsamlı bir çaba gösterilmiştir. iv Son olarak İhvân-ı Safâ’nın risalelerinde yer alan uluhiyet tasavvuru ve siyaset görüşleri incelenmesinin ardından bu ikisi arasındaki ilişki ele alınarak, siyaset düşüncesindeki uluhiyet tasavvurlarının izdüşümleri tespit edilmiştir. Söz konusu izdüşümlerin, İhvân düşüncesi bağlamında neye işaret ettiği ve hangi anlamlara geldiği detaylı bir şekilde ele alınarak açıklanmıştır
PINAR KÜR’ÜN ÖYKÜLERİ ÜZERİNE ANLATIBİLİMSEL BİR İNCELEME
Günümüz Türk edebiyatının önde gelen yazarlarından biri olan Pınar Kür, bireyin iç çatışmalarını ve toplumla olan gerilimlerini derinlikli bir anlatımla ele alır. Eserlerinde psikolojik çözümlemeler, toplumsal eleştiri ve anlatı tekniğinde yenilikçi yaklaşımlarıyla dikkati çeker. Pınar Kür’ün öykü türündeki metinleri de yapısal ve anlatımsal açıdan özgün ve incelenmeye değer nitelikler taşımaktadır. Çalışmanın amacı, Pınar Kür’ün öykülerini metin merkezli modern bir kuram ışığında, anlatıbilimsel yöntem ve terminolojiyi temel alarak incelemektir. Bu doğrultuda, anlatıbilimin önemli isimlerinden Gerard Genette’in Anlatının Söylemi (1972) adlı kitabında yer alan tespit ve sınıflandırmalarından yola çıkılarak Pınar Kür’ün öyküleri incelenmiştir. Anlatıbilim, bir anlatının yapısal ögelerini analiz ederek o anlatının nasıl kurgulandığını, olayların hangi bakış açısıyla ve hangi zaman düzeniyle sunulduğunu anlamayı amaçlayan sistemli bir yaklaşımdır. Genette’in anlatı kuramı, kavramsal bütünlüğü ve anlatı çözümlemelerine sunduğu sistematik yaklaşımıyla anlatıbilimde öne çıkmaktadır. Pınar Kür’ün öyküleri de biçimsel ve yapısal özellikleri açısından Genette’in kuramsal çerçevesine uygun bir çözümleme alanı sunmaktadır. Bu bağlamda, yazarın Akışı Olmayan Sular, Bir Deli Ağaç ve Hayalet Hikâyeleri adlı üç öykü kitabı içerisinde yer alan öyküleri, Genette’in zamana ve anlatıcıya bağlı kategorileri temel alınarak incelenmiştir. Böylece öykülerinin anlatıbilimsel yapısı ortaya çıkarılarak, yazarın eserlerine yeni bakış açıları kazandırılması amaçlanmıştır.One of the leading authors of contemporary Turkish literature, Pınar Kür explores the inner conflicts of the individual and their tensions with society through a profound narrative style. Her works stand out with psychological analysis, social criticism, and innovative approaches to narrative technique. Pınar Kür’s stories also possess structural and stylistic originality, making them worthy of close examination. The aim of this study is to analyze Pınar Kür’s stories using a text-centered modern theory, grounded in narratological methods and terminology. Accordingly, her stories are examined based on the observations and classifications presented in Narrative Discourse (1972) by one of the leading figures in narratology, Gérard Genette. Narratology is a systematic approach that seeks to understand how a narrative is constructed by analyzing its structural elements, the perspective from which events are conveyed, and the temporal structure of the narrative. Genette’s narrative theory stands out in the field due to its conceptual integrity and systematic method of narrative analysis. Pınar Kür’s stories offer a suitable field for analysis within Genette’s theoretical framework, particularly in terms of their formal and structural features. In this context, the short stories included in her collections Akışı Olmayan Sular, Bir Deli Ağaç, and Hayalet Hikâyeleri have been examined based on Genette’s categories related to time and narrator. Through this approach, the narratological structure of the stories has been revealed, aiming to provide new perspectives on the author’s works
Artificial Intelligence Based Glucose Prediction for Type 1 Diabetes
Sürekli glikoz izleme verilerinin doğru bir şekilde tahmin edilmesi, etkili diyabet yönetimi için kritik öneme sahiptir ve bu durum, hipo ile hiperglisemik olayların azalmasına ve zamanında müdahalelere olanak tanır. Ancak, glikoz seviyelerinin karmaşık ve değişken doğası nedeniyle gelecekteki glikoz seviyelerini tahmin etmek zorlu bir görev olmaya devam etmektedir. Yapay zeka tabanlı modeller bu karmaşıklıkları ele almak için yaygın olarak uygulanmış olsa da, geleneksel modeller genellikle doğru tahmin için gerekli olan zamansal bağımlılıkları yakalama yeteneğinden yoksundur. Bu tez, gelişmiş derin öğrenme tabanlı tahmin modellerini kullanarak iki ana katkı bölümünde zorlukları ele almaktadır. İlk katkı, bir kodlayıcı-kod çözücü modeli olarak inşa edilen Dikkat Tabanlı Çok Katmanlı Geçitli Tekrarlayan Birimler (GRU) Kod Çözücüsünü tanıtmaktadır. Kodlayıcı, ham girdi verilerinden anlamlı özellikler çıkarmak için konvolüsyonel katmanlar içerirken, kod çözücü, sıralı kalıpları modellemek ve kritik bilgileri vurgulamak için bir dikkat mekanizmasına sahip çok katmanlı GRU kullanmaktadır. Bu kodlayıcı-kod çözücü modeli, glikoz seviyelerindeki kısa vadeli dalgalanmaları ve uzun vadeli eğilimleri etkili bir şekilde yakalamaktadır. Önerilen dikkat tabanlı çok katmanlı GRU modeli OhioT1DM veri kümesi üzerinde değerlendirilmiş ve deneysel sonuçlar önerilen modelin son teknoloji modellere göre avantajını ortaya koymaktadır. önerilen model ayrıca diyabet için glikoz tahmini gerçekleştirmek üzere “GlucoWizard” adlı özel tasarlanmış Android uygulamamıza da gömülmüştür. İkinci katkı, glikoz dinamiklerindeki karmaşık zamansal bağımlılıkları etkili bir şekilde yakalayan Trend Ağırlıklı Çoklu Çözünürlük Dönüştürücüsü (TW-MRT) modelini önermektedir. TW-MRT, ilgili glikoz trendlerine uyarlanabilir bir şekilde odaklanmak için bir trend ağırlıklandırma mekanizması sunarken, çok çözünürlüklü bir füzyon katmanı verileri değişen zaman ölçeklerinde işler. Bu entegre katman, modelin glikoz modellerini dinamik olarak ayarlamasına olanak tanıyarak tahmin vi doğruluğunu artırır. Ayrıca, önerilen model çok parametreli verileri entegre etmekte ve ilgili girdi değişkenlerine adaptif olarak öncelik vermek için bir özellik önem mekanizması kullanmaktadır. Önerilen model OhioT1DM veri setinde değerlendirilmiş ve çeşitli tahmin ufuklarında (PH) mevcut son teknoloji modellere kıyasla üstün performans göstermiştir. Ayrıca, bir ablasyon çalışması, model içindeki her bir bileşenin katkısını doğrulayarak, eğilim ağırlıklandırma mekanizmasının ve çok çözünürlüklü füzyonun tahmin performansını artırmadaki önemini ortaya koymaktadır. Sonuç olarak, bu tezde dikkat tabanlı çok katmanlı GRU ve dönüştürücülerin güçlü yönlerini kullanarak doğru glikoz tahmini zorluklarını ele alan iki gelişmiş derin öğrenme modeli tanıtılmıştır. Önerilen modeller, glikoz dinamiklerindeki karmaşık zamansal bağımlılıkları ve eğilimleri etkili bir şekilde yakalayarak mevcut modellere kıyasla çoklu ufuklarda üstün tahmin doğruluğu göstermektedir. Dikkat tabanlı çok katmanlı GRU modeli, özel olarak tasarlanmış “GlucoWizard” içine gömülmüştür. Android uygulaması, gerçek dünya senaryoları için pratik uygulanabilirliğini göstermektedir. Bu katkılar, glikoz tahmin teknolojilerinin ilerletilmesi için güvenilir bir temel sağlayarak diyabet yönetiminin ve hastaların yaşam kalitesinin iyileştirilmesine yol açmaktadır.Accurate glucose level prediction using continuous glucose monitoring data is crucial for effective diabetes management, enabling timely interventions to reduce hypo- and hyperglycaemic events. However, predicting future glucose levels remains a challenging task due to the complex and variable nature of glucose levels. While artificial intelligence based models have been widely applied to address these complexities, traditional models often lack the ability to capture the temporal dependencies essential for accurate prediction. This thesis has addressed the challenges in two main contribution chapters, using advanced deep learning-based prediction models. The first contribution introduces an attention-based multilayer gated recurrent units (GRU) Decoder, constructed as an encoder-decoder model. The encoder incorporates convolutional layers to extract meaningful features from raw input data, while the decoder employs multilayer GRU with an attention mechanism to capture sequential patterns and highlight critical information. This encoder-decoder model effectively captures short-term fluctuations and long-term trends in glucose levels. The proposed attention-based multilayer GRU model has been evaluated on the OhioT1DM dataset, and experimental results demonstrate the advantage of our proposed model over the state-of-the-art models. The proposed model is also embedded in our custom-designed Android application called “GlucoWizard” to perform glucose prediction for diabetes patients. The second contribution proposes the Trend-Weighted Multi-Resolution Transformer (TW-MRT) model that effectively captures the complex temporal dependencies in glucose dynamics. TW-MRT introduces a trend-weighting mechanism to adaptively focus on relevant glucose trends, while a multi-resolution fusion layer processes data iv across varying time scales. This integrated layer allows the model to dynamically adjust glucose patterns, enhancing its predictive accuracy. Additionally, the proposed model integrates multi-parametric data and employs a feature importance mechanism to adaptively prioritize relevant input variables. The proposed model was evaluated on the OhioT1DM dataset, demonstrating superior performance compared to existing state-of-the-art models across a range of prediction horizons. Furthermore, an ablation study confirms the contribution of each component within the model, demonstrating the importance of trend-weighting mechanism and multi-resolution fusion in improving predictive performance. In conclusion, this thesis has introduced two advanced deep learning models that address the challenges of accurate glucose prediction by employing the strengths of attention-based multilayer GRU and transformers. The proposed models effectively capture the complex temporal dependencies and trends in glucose dynamics, demonstrating superior predictive accuracy over multiple horizons compared to existing models. The attention-based multilayer GRU model was embedded in the custom-designed “GlucoWizard” Android application, demonstrating its practical applicability for real-world scenarios. These contributions provide a reliable basis for advancing glucose prediction technologies, leading to improved diabetes management and quality of life for patients
The Journey of a Musical Idea: An Investigation into a Musical Form Through Society and Time
In the story and reconstruction of cultural traditions, active notions such as individual memory and social memory play a significant role. It is widely accepted that the various elements constituting a tradition must have been produced or practiced by an individual first before they are spread around the society they are related to. It follows that this product or practice can only start to be rooted in its place within the related tradition through other individuals’ conscious memory, before it takes roots deeper into the unconscious levels of both the individuals and the society. Accordingly, a musical idea generated by Hacı Arif Bey, who is generally accepted as the founder of “the song reform”, is identified, analyzed, and traced down throughout the modern age of a reconstructed/reformed traditional Turkish art music in this essay. The solution he found for composing a specific vezin (mef’ûlü mefâîlü mefâîlü feûlün/fa’lün) with the usul Türk Aksağı which is scaled with a 5/8 rhythmic structure is the main element of this study and is analyzed structurally and functionally. Hypothetically, this musical idea is accepted as ‘the origin’, because no similar ideas have been found in a scan of traditional Turkish art music repertoire. This musical idea is investigated throughout the meşk chain (or other musical relations), which is the teacher-student sequence. The spread of the musical idea is also analyzed to explain how the continuity of the meşk chain’s is achieved. As a result of this study, a demonstration of a musical idea that gets transferred throughout the generations is made, and as a side result, structural plans of the songs constructed with the usul Türk Aksağı and the vezin ‘mef’ûlü mefâîlü mefâîlü feûlün/fa’lün’ are given
DEVLETİN KÜLTÜR SANATA DESTEĞİ: SANAT KURUMLARININ VARLIĞI VE YOKLUĞU ÜZERİNDEN BİR MEŞRUİYET TESTİ
Bu çalışmada, devlet, kültür, sanat ilişkisi kamu ekonomisi perspektifinden ele alınarak, devletin kültür sanatı destekleme gerekçelerinin meşruiyeti, Türkiye’de sanat kurumlarının varlığı ve yokluğu üzerinden ampirik olarak test edilmiştir. Devlet tiyatroları, devlet opera ve balesi, orkestralar, korolar, dans ve müzik toplulukları gibi merkezi yönetim destekli sanat kurumlarına sahip olan İzmir ili ile merkezi yönetim destekli sanat kurumlarına sahip olmayan Aydın ili özelinde mukayeseli bir meşruiyet testi, çalışmanın merkezinde yer almaktadır. Araştırmada, anket temelli koşullu değerleme yöntemi (CVM) kullanılmıştır. Araştırma, sanat kurumlarına sahip İzmir ve sanat kurumlarına sahip olmayan Aydın illerinde toplam 1000 kişi (her ilde 500) ile gerçekleştirilmiştir. Pearson korelasyon testi kullanılarak; sanata katılım, eğitim ve gelir düzeylerinin ödeme istekliliği ile ilişkisi analiz edilmiştir. Ayrıca, İzmir’de devlet tarafından istihdam edilen 161 kamu sanatçısına Likert tipi yapılandırılmış anket uygulanmış, devlet desteğinin sanatsal özgürlük ve yaratıcılık üzerindeki etkileri incelenmiştir. Her iki ilde, sanatın kamusal ve erdemli mal olarak değerlendirildiği, sosyal faydalarının olumlu dışsallıklar yarattığı tespit edilmiştir. Yine her iki ilde, devletin sanat harcamalarının çok üzerinde bir ödeme istekliliği (WTP) görülürken, İzmir’de bu rakam daha yüksektir. Katılımcıların büyük çoğunluğu, sanat desteğinin artırılmasını savunurken, bu artışın diğer kamu harcamalarının azaltılmasıyla sağlanabileceğini ifade etmektedir. Pearson korelasyon testine göre, sanata katılım ile ödeme istekliliği ilişkisi pozitifken, İzmir’de daha güçlüdür. Gelir ile ödeme istekliliği ilişkisi pozitifken, Aydın’da daha belirgindir. Eğitim düzeyi ile ödeme istekliliği ilişkisi ise Aydın’da negatif, İzmir’de etkisizdir. Devlet desteği, kamu sanatçıları nezdinde yaratıcılık açısından olumlu değerlendirilirken; sansür, ideolojinin empoze edilmesi ve siyasi müdahaleler sanatsal özgürlük açısından soru işareti yaratmaktadır. Kamu sanatçılarının memur statüsünde değerlendirilmesi riski ise yaratıcılığın zedelenmesi noktasında dikkat çekmektedir. Türkiye’de, İzmir ve Aydın özelinde kültür sanatın kamusal destekten bağımsız düşünülemeyeceği teori ve uygulamada kabul görse de bu desteğin biçimi, niteliği ve kapsamı sanatsal özgürlüğü ve yaratıcılığı zedelemeyecek şekilde yeniden tasarlanmalıdır
YAPAY ZEKÂ İLE YEMEĞİN OTOMATİK PİŞMESİNİ RENK TAKİBİ İLE YAPAN SİSTEMİN GELİŞTİRİLMESİ
Bu çalışmanın temel amacı, günümüzün en etkili tahmin yöntemlerinden biri olan Evrişimli Sinir Ağı'nın tahmin gücünü yemeğin pişme durumu tahmininde ortaya koymak ve bu bağlamda CNN’nin sağladığı avantajları kapsamlı bir şekilde incelemektir. Evrişimli Sinir Ağı, biyolojik sinir sistemlerinden esinlenerek geliştirilmiş, karmaşık veri setlerinden öğrenerek genelleme yapabilen güçlü bir hesaplama tekniğidir. Son yıllarda, CNN'nin tahmin yetenekleri birçok alanda büyük başarılar elde etmiştir ve özellikle görüntü işleme, sınıflandırma, öngörü modelleri ve karar destek sistemlerinde etkin bir şekilde kullanılmaktadır. Gıda teknolojisi ve gastronomi alanında da bu tür yöntemlerin kullanımı giderek artmaktadır, çünkü gıda maddelerinin fiziksel ve kimyasal özelliklerini analiz etmek, gıda güvenliği ve kalite kontrolü açısından büyük bir öneme sahiptir. Bu bağlamda, yemeğin pişme durumu tahmin edilerek hem mutfakta daha verimli bir süreç sağlanması hem de gıda güvenliğinin artırılması amaçlanmaktadır. Pişirme sürecinin analizi, geleneksel olarak deneme-yanılma yöntemi, manuel ölçümler veya aşçılık tecrübesine dayalı tahminlerle yapılmaktadır. Ancak bu yöntemler, hem zaman kaybına neden olmakta hem de sübjektif değerlendirmeler içerdiğinden hataya açık olabilmektedir. Son yıllarda gelişen yapay zeka ve makine öğrenimi yöntemleri, bu süreci daha objektif hale getirerek daha doğru tahminler yapmaya imkan sağlamaktadır. Özellikle CNN'nin öğrenme kapasitesi, çoklu değişkenleri aynı anda işleyebilme kabiliyeti ve doğrusal olmayan ilişkileri öğrenebilme yeteneği sayesinde pişme sürecine dair daha doğru sonuçlar elde edilmesi mümkün olmaktadır. Bu çalışmada, pişme sürecinin belirlenmesi için renk değişimlerine dayalı analizler gerçekleştirilmiştir. Pişme sürecinin her aşamasında meydana gelen r
MUHAMMES VE HAFİF PEŞREVLERİN USUL GERÇEKLEŞMELERİ BAKIMINDAN AYIRT EDİCİ UNSURLARI
Geleneksel Türk müziğinde usul kavramı, icra, eğitim, beste ve repertuvar aktarımı açısından temel bir yapı taşı olmasına rağmen, tarih boyunca daha çok sözlü kültür ve meşk sistemi aracılığıyla aktarılmış; yazılı kültürde ve akademik literatürde ise yeterince derinlikli bir şekilde yer bulamamıştır. Özellikle büyük usuller olarak tanımlanan yapıların tarihsel süreç içerisindeki değişimleri, uygulama biçimleri ve besteleme sürecindeki işlevleri üzerine yapılan çalışmalar sınırlıdır. Bu bağlamda, tez çalışması kapsamında eş süreli, 32 zamanlı Muhammes ve Hafif usullerinin ağır olmayan mertebeleri, peşrev türünde bestelenmiş eserler örneğinde karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Çalışmada, usul-ezgi ilişkisi yapısal ve işlevsel inceleme yöntemleriyle ele alınmış; amaçlı örneklemle seçilen peşrevlerin birinci hane ve teslim bölümleri detaylı biçimde incelenmiştir. Peşrevlerin müzik cümlesi yapıları, motif bölütlenmeleri ve hane/teslim oranları arasında belirgin benzerlikler olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca ezgisel yapıların usulün darp gruplarına göre şekillendiği, usul-ezgi ilişkisinin motif algısını doğrudan etkilediği sonucuna ulaştırmıştır. Başlangıç cümlecikleri ve karar kısımları, usulün temsili açısından en güçlü konumlar olarak ön plana çıkmıştır. Tarihsel kaynaklardan elde edilen bilgiler doğrultusunda, Muhammes ve Hafif usullerinin kökenleri ve adlandırmaları incelenmiş, Safiyyüddin Urmevî’nin tanımlamalarıyla bu iki usul arasında eş zamanlılık olsa da mertebe farklılığı ilişkisi iv olabileceği değerlendirilmiştir. Çalışma bulguları, söz konusu usullerin yalnızca ritmik değil, aynı zamanda ezgisel biçimleniş açısından da ayrıştığını ortaya koymuştur. Usulü belli olmayan bir eserin usulünün tespitinin veya bu usullerde besteleme süreçlerinin gerektirdiği durumlarda, bu tezde sunulan yapısal ve işlevsel bulgular eser analizi sırasında destekleyici bir işlev göreceği öngörülmektedir. Aynı zamanda bu bulgular icra sırasında motiflerin, cümleciklerin, kararların… nasıl ifade edileceğine dair bir teori şekillendirmeyi de mümkün kılmaktadır
PARİS MİLLİ KÜTÜPHANESİ'NDE MUHAFAZA EDİLEN KELİLE VE DİMNE ELYAZMASININ ARAPÇA NÜSHASI (A.3465) ÜZERİNE KARŞILAŞTIRMALI BİR İNCELEME
Paris Milli Kütüphanesi'nde Arabe 3465 numarasıyla kayıtlı olan Kelile ve Dimne adlı eserde, 12. ve 13. yüzyıllarda yapıldığı düşünülen toplam 98 adet minyatür bulunmaktadır. Eserin ilk ve son bölümlerinin eksik olması, yazarının kimliği, kesin yapım yeri ve tarihi hakkında net bilgiye ulaşmayı zorlaştırmaktadır. Ayrıca, sekiz minyatür sonradan eklenmiş olup bazı eksik sayfalar da yeniden yazılmıştır. Bununla birlikte, eserdeki minyatürlerin detayları, dönemin sanatsal üslup özelliklerini yansıtmakta ve dikkat çekici bir estetik ile anlatı derinliği sunmaktadır. Bu çalışma, söz konusu 98 minyatürün hikayelerle ilişkisini ve sanatsal üslubunu derinlemesine incelemeyi amaçlamaktadır. Öncelikle eserdeki görseller ve metin arasındaki etkileşim değerlendirilmiş, ardından minyatürler, aynı döneme ve benzer konuya sahip diğer el yazmalarıyla, özellikle Hariri’nin Makamatı (BnF Arabe 6094) ile karşılaştırmalı olarak analiz edilmiştir. Bu kapsamda yapılan analizler, dönemin sanatsal üslup özelliklerinin yanı sıra eserin estetik değerleri hakkında da kapsamlı bir perspektif sunmaktadır. Özellikle karakterlerin tasvirleri, kullanılan renk paleti, doğa ve mimari ögelerin işlenişi gibi unsurlar, eserin özgün yapısını ortaya koymaktadır. Çalışmada ayrıca, minyatürlerin hikaye akışına katkıları ve eserin ana temasını yansıtma biçimleri de ele alınmıştır. Bu bağlamda yapılan karşılaştırmalar, minyatürlerin Pançatantra gibi dönemin diğer klasik metinleriyle olan kültürel etkileşimlerini açığa çıkararak, eserin İslam iv dünyasındaki sanatsal gelişime katkılarını gözler önüne sermektedir. Kelile ve Dimne, dönemin en eski resimli el yazmalarından biri olması ve Paris Kütüphanesi'ndeki en eski yazmalardan sayılması nedeniyle, İslam sanatları tarihini anlamada önemli bir konuma sahiptir
NUSRET ÇOLPAN’IN MİNYATÜRLERİNDE KENT İMGESİ
Tez çalışması, Nusret ÇOLPAN’ın kent imgesi üslubuyla nakşettiği topografya temalı İstanbul kenti ile Anadolu ve Dünya kentleri minyatürlerini konu edinmiştir. Bu araştırmada, ÇOLPAN’ın kent tasvirlerinde kullandığı yenilikçi ve özgün yaklaşımlarının Türk minyatür sanatı içerisindeki konumunu tespit etmek temel problem olarak belirlenmiştir. Bu doğrultuda, sanatçının tablo formundaki topografik özellikler taşıyan İstanbul kenti ile Anadolu ve Dünya kentlerini konu alan minyatürleri kompozisyon ve teknik unsurlar kapsamında incelenmiştir. Araştırma, kent imgesi üslubunu yansıtan 45 adet eserden oluşmakta olup bu eserler nitel araştırma yöntemlerinden amaçlı örnekleme modeli doğrultusunda seçilmiştir. Kent topografyasını yansıtan eserler, maksimum çeşitlilik gözetilerek derlenmiş ve katalog formatında detaylı bir şekilde incelenmiştir. Analizler sırasında eserlerin kompozisyon ve teknik özellikleri geleneksel minyatür sanatının temel unsurları çerçevesinde bütüncül olarak değerlendirilmiştir. Çalışmada, Nusret ÇOLPAN’ın mimar kimliğinden edindiği disiplin ve tasarım konusundaki yetkinliği ile geleneksel minyatür sanatını modern teknikler ve özgün tasarım diliyle yeniden yorumladığı tespit edilmiştir. Sanatçının, topografik ressamlık alanında çağdaş tasarım pratikleri ortaya koyduğu ve kentlerin tarihî ve mimarî dokusunu estetik bir üslupla belgeleyerek çağdaş bir topografya anlayışı geliştirdiği belirlenmiştir. İstanbul başta olmak üzere Anadolu ve Dünya kentlerini ayrıntılı kompozisyonlarla ele alan sanatçının, hem geçmiş hem de günümüz kent silüetlerini görsel bir hafıza olarak sunduğu ve bu yönüyle geleneksel minyatür
sanatına özgün katkılarda bulunduğu sonucuna ulaşılmıştır
YEŞİL FİNANS, ÇEVRE POLİTİKALARI VE EKONOMİK YAPI: BİR SÜRDÜRÜLEBİLİR ÇEVRE MODELİ VE TAHMİNİ
Bu çalışmada, 44 ülke ve 2014-2019 dönemi panel veri analizi kullanılarak çevresel sürdürülebilirliğin belirleyici faktörleri incelenmiştir