Izmir Katip Celebi University
Not a member yet
    2715 research outputs found

    TÜRKÇEDE CÜMLE TİPLİ SÖYLEM BELİRLEYİCİLER

    No full text
    Söylem belirleyiciler, söz dizimsel yapının zorunlu bileşenleri arasında yer almamakla birlikte söylemi düzenleme ve yönlendirmede, akışı sağlamada, anlamı açığa kavuşturmada, özellikle de konuşmacı ile muhatap arasındaki etkileşimi yapılandırmada oldukça belirleyici roller üstlenen pragmatik ögelerdir. Genellikle bağlam içinde anlam kazanan bu ögeler; konuşma başlatma, konuşmada sırayı alma, akışı yönlendirme, konuyu değiştirme, niyete açıklık kazandırma, duygusal katılım sağlama, tutum belirtme, vurgulama, destekleme, söylemi yumuşatma, konu geçişi sağlama, dikkati odaklama, düzeltme, konu kapatma gibi bir dizi temel işlev üstlenirler. Bunlar bağlaç, edat, zarf, ünlem, öbek yapılar gibi çeşitli formlarda görülebildikleri gibi bitimli ya da bitimsiz cümleler biçiminde de görülebilmektedir. Konunun geniş kapsamı ve yapısal çeşitliliği dikkate alınarak bu tezde yalnızca cümle tipli söylem belirleyicilere odaklanılmakta ve bu yapıların söylemde üstlendikleri başlıca işlevlerin ayrıntılı bir biçimde analiz edilmesi amaçlanmaktadır. Bu çerçevede öncelikle konunun kuramsal arka planı ortaya konacak; ardından da Türkiye Türkçesinde yaygın olarak kullanılan cümle tipli söylem belirleyicilerden bir veri seti oluşturularak Türkçe Ulusal Derlemi’nden elde edilen tanıklar yoluyla bu yapıların temel pragmatik işlevleri üzerinde durulacaktır

    RADİKAL SAĞIN AVRUPA’DAKİ YÜKSELİŞİNİN AVRUPA BİRLİĞİ ENTEGRASYON SÜRECİ ÜZERİNDEKİ YANSIMALARI: AVRUPA PARLAMENTOSU ÜZERİNE BİR İNCELEME

    No full text
    Avrupa Birliği (AB: European Union), son yüzyılın ilk yıllarından itibaren birbiri ardına gelen pek çok küresel krizle mücadele etmek zorunda kalmış, ancak vatandaşlarının gözünde bu krizleri yönetmekte her zaman yeterince başarılı olamamıştır. Radikal sağ partiler (RSP) ise bu çoklu krizler ortamında gerek vatandaşların korkuları ve yerleşik siyasetten memnuniyetsizliği gerekse dinamik yapıları ve örgütlenme becerileri sayesinde ivme kazanmıştır. Avrupa’daki mevcut gerçeklikten hareketle bu tez, son zamanlarda büyük bir ivme yakalayan RSP’lerin genelde Avrupa siyasetine özelde ise Avrupa entegrasyonuna yansımalarına odaklanmaktadır. Bu bağlamda 2019-2024 dönemi Avrupa Parlamentosu’nda (AP) temsil hakkı elde eden RSP’lerin söylemleri üzerinden bu partilerin kendilerini, AB’yi ve entegrasyonu nasıl tanımladıklarına odaklanmaktadır. Çalışmanın bulguları, RSP’lerin AB’yi ve entegrasyon sürecini, üye devletlerin ulusal egemenlikleri açısından bir tehdit olarak gördüklerini ortaya koymaktadır. Öte yandan, bu partilerin AB düzeyinde ana akım hale geldiklerine ve hem parti düzeyinde hem de ulusüstü düzeyde örgütlenme kapasitelerini artırdıklarına dair önemli işaretlere rastlanmıştır

    Ağırlık Tipi Açık Deniz Rüzgâr Türbini Temellerinin Sismik Davranışının İncelenmesi

    No full text
    Küresel enerji talebinin artması, fosil yakıt kaynaklarının sınırlı olması ve devam eden iklim krizi, yenilenebilir enerji kaynaklarına geçişi hızlandırmıştır. Bu kaynaklar arasında, açık deniz rüzgâr enerjisi yüksek enerji potansiyeli ve düşük karbon emisyonlarına sahip olması ile hızlı bir büyüme göstermiştir. Bu çalışmada, sıvılaşabilir zeminler üzerine yerleştirilen ağırlık tipi temelle desteklenen bir açık deniz rüzgâr türbininin sismik davranışı incelenmiştir. Çalışma kapsamında, referans alınan 5MW kapasiteye sahip açık deniz rüzgâr türbininin 1/75 ölçekli bir modeli geliştirilmiş ve deniz ortamını ve sismik koşulları simüle etmek için laminer bir kutu içerisinde sarsma tablası aracılığıyla dokuz adet test gerçekleştirilmiştir. Yürütülen testlerde sismik yük altında sisteme, rüzgâr ve dalga yüklerinin etkisi, yüklerin sarsma yönüne göre dik ve paralel uygulanmasının etkisi, zemin iyileştirmede kazıklı sistemlerin etkisi ve ön şok etkisi araştırılmıştır. Deney düzeneğinde beş adet ivmeölçer, iki adet boşluk suyu basıncı ölçer ve bir potansiyometre (LVDT) zemine yerleştirilmiş, ayrıca yapısal tepkinin izlenebilmesi için türbinin nasel kısmına bir ivmeölçer konumlandırılmıştır. Sonuçlar, sismik yük altında rüzgâr ve dalga yüklerinin sistemin davranışında etkin faktör olduğunu, kazıklı sistemler kullanılarak gerçekleştirilen zemin iyileştirmelerinin türbinin dönme hareketini önemli ölçüde azalttığı ancak bazı durumlarda burulma etkilerinin arttığını göstermiştir. Ayrıca, düşük genlikli öncü sarsıntı uygulamaları türbinin dönme hareketini azaltmış ancak burulma tepkisini arttırmıştır. Bu sonuçlara ek olarak, sismik yükleme sırasında zemin içerisinde aşırı boşluk suyu basınçlarının geliştiği, bazı bölgelerde sıvılaşma gözlemlendiği ve sismik hareketin zemin tarafından büyütülerek yapıya iletildiği gözlemlenmiştir. Elde edilen bulgular, sıvılaşabilir zeminlerde ağırlık tipi temelle desteklenen açık deniz rüzgâr türbinlerinin sismik performansının daha iyi anlaşılmasına katkıda bulunmuştur

    TDK TÜRKÇE SÖZLÜK’ÜN İLK (1945) VE SON (2023) BASKILARININ ARAPÇA SÖZ VARLIĞI AÇISINDAN KARŞILAŞTIRILMASI

    No full text
    Bu çalışma Türk Dil Kurumu tarafından yayımlanan Türkçe Sözlük’ün 1945 tarihli ilk baskısı ile 2023 tarihli son baskısında yer alan Arapça kökenli söz varlığının karşılaştırılmasına dayanmaktadır. Çalışmanın amacı, yaklaşık seksen yıllık süreç boyunca sözlükteki Arapça kökenli ögelerin hangi yönlerden değişime uğradığını ayrıntılı bir biçimde ortaya koymaktır. Bu doğrultuda yeni eklenen anlamlar, silinen anlamlar, eskimiş etiketiyle işaretlenen ya da sonradan bu kategoriye alınan sözlükbirimler, yazım ve kaynak dille ilgili güncellemeler, sözcük türü ve tekillik-çoğulluk bilgisindeki değişiklikler, sözlükten çıkarılan ve sözlüğe ilk kez eklenen Arapça ögeler, madde içi-madde başı kaymaları, birleştirilen ve ayrılan maddeler ile bütün bunların oranları inceleme kapsamına alınmıştır. Çalışma, esasen ilk ve son baskı arasındaki karşılaştırmaya dayansa da değişimlerin ilk kez hangi baskıda gerçekleştiğini belirleyebilmek amacıyla süreçte yayımlanan bütün baskılardan yararlanılmıştır. Böylece Türkçe Sözlük’teki Arapça kökenli söz varlığının tarihsel seyrini bütünlüklü bir biçimde değerlendirmek ve sözlük yazma anlayışındaki değişmeleri yansıtmak da mümkün olabilmiştir

    DUYGUSAL ZEKANIN ÖRGÜTSEL BAĞLILIK ÜZERİNDEKİ ETKİSİNDE KATILIMCI LİDERLİĞİN ROLÜ: BALIKESİR İLİ SAĞLIK ÇALIŞANLARI KAPSAMINDA BİR ARAŞTIRMA

    No full text
    Örgütlerde liderler; hedef belirleyen, bu hedefe ulaşacak şekilde yönettiklerini etkileyen, onları harekete geçiren, onların bilgi, beceri ve yeterliliklerini geliştiren ve yönettiklerini destekleyen bir konumdadırlar. Liderler, bu özellikleriyle örgütlerin varlığı ve başarısı için çok önemli olduklarından, liderlerin örgütleri başarıya ulaştıracak nitelikte olması beklenmektedir. Liderliğin, bu özelliklerinden birisinin katılımcı liderlik olduğu düşünülmektedir. Katılımcı liderler tarafından yönetilen örgütlerde, çalışanları da karar verme sürecine dahil olurlar. Böylelikle, çalışanların motivasyonlarını arttırması, özgüven ve güç kazanmaları ve örgütün hedefleri doğrultusunda daha yüksek performansla çalışmaları beklenmektedir. Duygusal zeka, günümüz liderlerinde aranan bir özelliktir ve katılımcı liderlerin duygusal zekalarının yüksek olması beklenmektedir. Sağlık kurumları, tüm insanlık için son derece önemli hizmetler sunmaktadırlar. Bu kritik hizmetlerin sürdürülebilir bir kalitede verilebilmesi için, sağlık örgütlerinin duygusal zekası yüksek katılımcı liderler tarafından yönetilmesi önemlidir. Duygusal zeka ve katılımcı liderlik arasındaki bu etkileşimin örgütsel bağlılığı desteklemesi öngörülmektedir. Bu çalışmadan elde edilen bulgular ile sağlık çalışanlarının duygusal zeka ve örgütsel bağlılık düzeylerinin artırılması ve sağlık hizmetlerinin kalitesine olumlu bir katkı sağlanması beklenmektedir. Bu araştırmada; Balıkesir ili sağlık çalışanlarının duygusal zeka algıları ile katılımcı liderlik algıları arasındaki ilişkiyi belirlemek ve bu ilişkinin sağlık çalışanlarının örgütsel bağlılıkları üzerindeki etkilerini ortaya koymak ve ayrıca sağlık çalışanlarının, duygusal zeka, örgütsel bağlılık ve katılımcı liderlik algı düzeylerinin katılımcıların demografik özelliklerine göre farklılaşıp farklılaşmadığını belirlemek amaçlanmıştır. Araştırma, ilişkisel tarama modeli ve nicel araştırma deseni kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın verileri, Balıkesir ilindeki sağlık kuruluşunda farklı görevleri yürütmekte olan 420 sağlık çalışanından Ekim 2024 - Nisan 2025 tarihleri arasında toplanmıştır. Veriler; kişisel bilgi formu, duygusal zeka, örgütsel bağlılık ve katılımcı liderlik ölçüm araçlarının yer aldığı anket formu kullanılarak toplanmıştır. Araştırmada, sağlık çalışanlarının duygusal zeka, örgütsel bağlılık ve katılımcı liderlik olgularına önem verdikleri saptanmıştır. Sağlık çalışanlarının katılımcı liderlik algıları, duygusal zeka düzeyleri ve örgütsel bağlılıkları arasında güçlü doğrusal ilişkiler bulunduğu ve birebir etkileşimler ele alındığında, sağlık çalışanlarının katılımcı liderlik algılarının onların örgütsel bağlılıklarını ve sağlık çalışanlarının duygusal zeka düzeyleri onların örgütsel bağlılıklarını, güçlü ve doğrusal bir biçimde etkilediği belirlenmiştir. Sağlık çalışanlarının katılımcı liderlik algılarının ve duygusal zeka düzeylerinin, onların örgütsel bağlılıkları üzerindeki etkileri birlikte ölçüldüğünde ise; sağlık çalışanlarının katılımcı liderlik algıları ile duygusal zeka düzeyleri arasında güçlü bir etkileşim olduğu, sağlık çalışanlarının örgütsel bağlılıklarının onların duygusal zeka düzeyleri tarafından doğrudan ve güçlü bir biçimde belirlendiği, sağlık çalışanlarının katılımcı liderlik algılarının örgütsel bağlılık üzerinde doğrudan önemli bir etkisi bulunmasa dahi duygusal zeka ile güçlü etkileşimi nedeniyle örgütsel bağlılığı dolaylı bir biçimde etkilediği sonucuna ulaşılmıştır. Sağlık çalışanlarının, duygusal zeka, örgütsel bağlılık ve katılımcı liderlik algı düzeyleri; cinsiyete, yaşa ve mesleki tecrübeye göre farklılaşmamakla birlikte, eğitim düzeyine, kurumdaki pozisyona ve göreve göre farklılaştığı sonucuna ulaşılmıştır

    Assessing the Impact of Weather and Spatial Environment on Bike-Sharing System Usage Patterns: A Generalized Linear Mixed-Effects (GLME) Approach

    No full text
    Artan dünya nüfusu ve hızlı kentleşme ile birlikte, sürdürülebilir ulaşım, etkili kent yönetiminin bir parçası olarak toplumların ortak hedefi haline gelmiştir. Sıfır emisyonlu ulaşım sunan bisiklet paylaşım sistemleri (BPS), enerji verimliliğini artırmak, daha temiz çevreler teşvik etmek ve sürdürülebilir hareketliliği desteklemek için çevre dostu bir çözüm sunmaktadır. Bu sistemlerin bağımsız bir ulaşım modu olmanın ötesinde, metro, tramvay ve feribot gibi toplu taşıma ağları ile entegrasyonu, kentsel ulaşımın genel kalitesini artırma potansiyeline sahiptir. Bu çalışma, Türkiye'nin İzmir şehrinde faaliyet gösteren BPS’yi incelemektedir. Yaklaşık iki yıllık BPS seyahat verileri analiz edilerek her bir seyahatin ortalama kullanım hızı hesaplanmış ve seyahat amaçları, 10 km/sa ve 14 km/sa hız eşik değerlerine göre tanımlanmıştır. Bu tanımlanan seyahat amaçları doğrultusunda, seyahat örüntüleri, talep profilleri ve seyahat süresi dağılımları incelenmiştir. Ek olarak, istasyonlar, benzer zamanlı kullanım örüntülerine dayalı olarak Hiyerarşik Kümeleme yöntemi kullanılarak gruplandırılmıştır

    Use of Manifold Learning Methods and Principal Component Analysis in Various Physiological Signals

    No full text
    The aim of this research is to show the improvements in the performance of different data reduction methods and machine learning algorithms for classification, considering biomedical datasets. There are three areas analyzed: a BCI based SSVEP, the analysis of heart rate variability in patients for diagnosis with congestive heart failure, and analysis using genetic and biochemical data to diagnose ovarian cancer. Here, data reduction methodologies using PCA and some manifold learning methods have been emphasized. In this EEG-based SSVEP study, the recorded signals were taken at seven different frequencies. After feature extraction in time, frequency, and time-frequency domains, feature reduction was done through PCA and the manifold learning approaches t-SNE, Isomap, and LLE. Further classification was performed with the help of nine machine learning algorithms. Among all the tested machine learning techniques, Naive Bayes performed best and yielded the maximum accuracy of 80.95% in combination with PCA, showing again the excellence of PCA on small datasets. In the CHF diagnosis study, PCA was applied to the features of HRV, which significantly improved the classification results. When PCA was combined with the Random Forest algorithm, the accuracy, specificity, and sensitivity all reached 100%. This proves that PCA is a powerful tool for high accuracy in complex feature sets. iii In the ovarian cancer study, some comparisons were made between PCA and manifold learning methods. Using a few classifiers, 99.8% accuracy was reached by LLE, outperforming PCA with fewer components. This indicates that LLE can be a very effective alternative for large datasets and complex biological data. The contribution of PCA and manifold learning methods has been vital in processing and analyzing high-dimensional data for biomedical applications. In addition, most of the proposed methods have shown improvements not only in classification performance but also in computational cost reduction and model explainability. These findings offer great potential for clinical applications and biomedical research

    BUKET UZUNER’İN ROMANLARINDA KADIN KİMLİKLERİ

    No full text
    Feminist eleştirinin gelişimini ortaya koymak ve Buket Uzuner’in romanlarında kadın kimliklerinin nasıl işlendiğini bu gelişim çerçevesinde incelemek bu tezin temel amacını oluşturmaktadır. Kadınlara erkeklerle eşit olanaklar sağlanması düşüncesi iskeletinde yankı bulan feminist hareket, zamanla daha farklı boyutlara evrilmiş ve edebiyat çevrelerine de farklı bir bakış açısı getirmiştir. Feminist edebiyat eleştirisi ise, bu kadın hareketinin bir kolu halinde önemli gelişmeler göstererek ilerlemiştir. Bu gelişmeler sonucunda; eserlerdeki kadın karakterlere farklı bir perspektiften bakılmaya başlanmış, ataerkil toplum yapısında ezilen, görünmez kılınan kadınların edebiyattaki temsillerini ortaya çıkarmak amaç edinilmiş ve bu çaba metinlerin dilindeki cinsiyetçi ögeleri görünür hale getirmiştir. Kadın yazarların eserleri de bu bakış açısıyla yeniden incelenme sürecine girmiştir. Türk edebiyatının önde gelen yazarlarından biri olan Uzuner, hemen hemen tüm eserlerinde bir soruna ve bu sorunlar içerisinde çırpınan bir kadına yer vermiştir. Romanlarında seçtiği başkişi, norm ve fon karakterler; toplumsal dokunun farklı katmanlarından titizlikle gözlemlenerek seçilmiş, bu sayede kadınların toplumdaki farklı rol ve kimlikleri okura hissettirilmeye çalışılmıştır. Onun bu farklı kimliklerdeki kadınları algılama ve anlatma becerisi de eserlerinin kalıcılığını arttırmıştır. Tüm karakterlerini oluştururken toplumsal değerleri göz önünde bulunduran yazar, seçtiği kadın karakterlerin özellikle kimlik problemlerini ön planda tutmayı seçmiş, eserlerinde onların kimlik oluşum süreçlerini farklı açılardan işlemiştir. iv Yapılan literatür taramasında, Buket Uzuner’in eserleri üzerinde yapılmış tezler bulunmasına rağmen kadın karakterlerin daha önce bu bağlamda incelenmediği görülmektedir. Bu tezde, kadın edebiyatı geleneği ve feminist edebiyat eleştirisinin gelişim seyrinin ele alınmasının ardından, Buket Uzuner’in farklı toplumsal katmanlardaki kadın karakterleri nasıl ele aldığı incelenerek farklı yönleriyle kategorize edilmiştir. Yazarın yarattığı kadın karakterlerin toplumsal rolleri, bireysel özgürlük arayışları, kişilik evrimleri, cinsel gelişimleri, duygusal ilişkileri, aile yapısındaki konumları, kitlesel sorunlarla, toplumsal cinsiyet eşitsizliği vb. konularla nasıl başa çıktıkları incelenmiştir

    ÇIRPI MAHALLESİ’NDE ÇİNGENE/ROMAN OLMAK: ÇİNGENELER/ROMANLAR ÜZERİNE ETNOGRAFİK BİR ARAŞTIRMA (İZMİR BAYINDIR ÇIRPI MAHALLESİ ÖRNEĞİ)

    No full text
    Bu tez çalışması, İzmir’in Bayındır ilçesine bağlı Çırpı Mahallesi’nde yaşayan Çingene/Roman topluluğunun kimlik inşa süreçlerini, kültürel dönüşümlerini ve toplumsal cinsiyet bağlamındaki dinamiklerini etnografik bir perspektifle incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışmada, topluluğun tarihsel bağlamda şekillenen kimlik algılarıyla gelenekleri ve ritüellerinin yerleşik yaşama geçişle, sosyal medya ve diğer toplumsal dinamikler aracılığıyla nasıl değişip dönüştüğü araştırılmıştır. Bu bağlamda, topluluğun kültürel belleğinde iz bırakan değişim süreçleri, katılarak gözlem ve derinlemesine görüşmeler gibi nitel araştırma yöntemleriyle incelenmiş, elde edilen bulgular tematik analiz yöntemiyle yorumlanmıştır. Ayrıca mahalli tahakkümler altında toplumsal cinsiyet rolleri ve kadınların beden algılarının nasıl şekillendiği de incelenmiştir. Çalışma, Çingene/Roman kimliğinin sabit ve değişmez bir yapı olmadığını, aksine tarihsel, kültürel ve toplumsal bağlamlarda sürekli yeniden üretildiğini ortaya koymaktadır. Özellikle düğün ritüelleri, Hıdırellez kutlamaları ve mesleklerin dönüşümü gibi geleneksel pratiklerin, yerleşik hayata geçiş ve dijital platformların etkisiyle nasıl yeniden biçimlendiği detaylı bir şekilde ele alınmıştır. Bunun yanı sıra, kadınların toplumsal cinsiyet bağlamındaki rollerinde gözlemlenen değişimler hem ev içi hem de kamusal alandaki farklılaşmalar çerçevesinde analiz edilmiştir. iv Araştırma, emik bir yaklaşımı benimseyerek, topluluğun kendi bağlamında anlam dünyasını ve toplumsal pratiklerini anlamayı hedeflemiştir. Topluluk üyelerinin gündelik hayat pratikleri ve ritüelleri, doğal ortamlarında gözlemlenmiş ve derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Bu yöntem, topluluğun iç dinamiklerini, kültürel belleğini ve kimlik inşa süreçlerini anlamaya yönelik özgün bir veri seti sunmuştur. Çalışma, Çingene/Roman topluluklarının toplumsal ve kültürel görünürlüğünü artırmayı, literatürdeki eksikliklere ve kimlik inşası, geleneklerin icadı ile toplumsal cinsiyet konularında akademik tartışmalara katkı sunmayı amaçlamaktadır. Özellikle, kimlik inşasının çatışma dinamikleri, düğün ritüelleri gibi kültürel pratiklerin dönüşümü, kirve annelik, kadınların sosyal medya platformlarında sergiledikleri kimlik performansları ve toplumsal cinsiyetin farklı bağlamlarda yeniden üretimi gibi konular, bu çalışmanın literatüre sunduğu özgün katkılardandır. Bu bağlamda, çalışma, Çingene/Roman topluluğunun kimlik inşa süreçlerini dinamik bir şekilde ele alarak, topluluğun kültürel pratiklerindeki değişimleri ve bu değişimlerin toplumsal etkilerini anlamaya yönelik kapsamlı bir çerçeve sunmaktadır. Ayrıca, kültürel bellek, geleneğin icadı ve toplumsal cinsiyet arasındaki ilişkileri derinlemesine inceleyerek, topluluğun çok katmanlı yapısına dair önemli çıkarımlarda bulunmaktadır

    ANADOLU’DA DEFİN KÜLTÜRÜ VE YÖNTEMLERİ

    No full text
    Günümüz Türkiye Cumhuriyeti sınırlarında Paleolitik Çağ’dan günümüze kadar yaşamış kültürlerin defin kültürü incelenmiştir. Ölüm, ölümsüzlük kavramlarına, Anadolu’da var olmuş dinlerin ölüm ve ölüm sonrası inanışlarına değinilmiş bu inanışların defin kültürünü nasıl şekillendirdiği anlaşılmaya çalışılmıştır. Defin kültürü kapsamında çağlar boyunca icra edilmiş gömü öncesi uygulamaları, gömü yeri tercihini ve gönü yönünü, gömü bertaraf ediliş işlemlerini ve mezar türlerini; defin geleneklerinin günümüze ulaşıp ulaşmadığını kronolojik olarak ele alan bir çalışmadır

    1,260

    full texts

    2,715

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Izmir Katip Celebi University
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇