Izmir Katip Celebi University
Not a member yet
2715 research outputs found
Sort by
TÜRKİYE’YE YÖNELEN DÜZENSİZ GÖÇÜN İŞGÜCÜ PİYASASI ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ
İnsanlar tarih boyunca doğdukları ya da yaşadıkları ülkeleri çeşitli sebepler ile terk etmek zorunda kalmışlardır. Temelde bir insan hareketi olan göç kimi zaman göç edilen ülkenin yasal gerekliliklerine uyarak kimi zaman ise illegal yollardan gerçekleşmektedir. Türkiye bulunduğu coğrafya gereği ekonomik ve siyasi istikrarsızlıkların yoğun olarak yaşandığı Orta Doğu coğrafyası ile Avrupa arasında kesişme noktası konumunda bulunmaktadır. Özellikle 2011 yılı ve sonrasında Suriye Arap Cumhuriyetinde meydana gelen ve uzun yıllar süren iç savaş, göç olgusunu Türkiye açısından kitlesel bir hale gelmiş ve milyonlarca göçmene ev sahipliği yapan bir ülke konumuna getirmiştir. Haziran 2024’te yayınlanan Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin (UNHCR) "Zorla Yerinden Edilmede Küresel Eğilimler 2023" başlıklı raporunda, 3.8 milyon göçmene ev sahipliği yapan İran’dan sonra 3.1 milyon göçmen ile Türkiye’nin dünya genelinde en fazla göçmene ev sahipliği yapan ikinci ülke konumuna geldiğini; bir önceki yılda ise, birinci sırada olduğunu görmekteyiz. Bu durum kaçınılamaz olarak sosyo-ekonomik sonuçlara neden olmakta aynı zamanda bu düzeyde bir nüfus artışının aynı zamanda emek arzının da artması anlamına gelmektedir. Yaşanan bu emek arzı fazlasının reel ücretler ve yerli vatandaşların işsizlik oranları üzerinde baskı oluşturacağı düşünülmektedir. Bu doğrultuda yapılan çalışmada; Türkiye’ye yönelik düzensiz göçün işsizlik, genç işsizlik ve reel ücret düzeyi gibi işgücü piyasası dinamikleri üzerindeki etkileri, Türkiye’nin 81 ilini içeren İBBS-3 Bölgeleri ve 2016-2022 dönemi kapsamında, LMLAG ve LMERR testleri aracılığıyla uygun olduğu belirlenen Sabit Etkiler Panel iv Mekânsal Lag Modeli (SAR), ve Sabit Etkiler Panel Mekansal Otoregresif Karma Model (SAC), Sabit Etkiler Panel Mekansal Durbin Modeli (SDM) aracılığıyla analiz edilmiştir. Elde edilen bulgular, düzensiz göçte meydana gelen artış ile yerli vatandaşların işsizlik oranları arasında pozitif ve istatistiksel olarak anlamlı bir ilişkinin olduğunu; buna karşın, düzensiz göçün genç işsizlik ve reel ücret düzeyleri üzerinde istatistiksel olarak anlamlı herhangi bir etkisinin olmadığını göstermektedir. Göçmenlerin uzun vadede işgücü piyasası üzerindeki olumsuz etkilerinin ortadan kaldırılabilmesi için var olan becerileri ve ilgi alanları göz önünde bulundurulmalı, mesleki eğitim ve uyum çalışmaları ile desteklenmelidir. Kapsamlı merkezi bir planlama ile bölgesel kalkınmada geride kalan bölgelerde işgücü açığının bulunduğu sektörler belirlenerek istihdamı sağlanmalıdır. Bu şekilde daha nitelikli bir işgücünün oluşmasına, katma değeri daha yüksek bir üretimin sağlanmasına katkı sunacaktır
POST-KOLONYAL ÇAĞDA DİASPORİK KİMLİĞE DAİR SOSYOLOJİK BİR İNCELEME
Bu yüksek lisans tezi, küreselleşmenin hız kazandığı çağdaş dünyada diaspora olgusunu, kimlik inşası, postkolonyal eleştiri ve kültürel üretim eksenlerinde ele almaktadır. Diaspora kavramının tarihsel gelişimini ve Yahudi, Afrikalı, Ermeni, Filistinli gibi mağduriyet temelli diaspora örneklerini inceleyen çalışma; diasporik kimliklerin yalnızca geçmişe dayalı sabit yapılar olmadığını, aksine postkolonyal süreçler, küresel hareketlilik ve ulus-devletle ilişkiler çerçevesinde sürekli dönüşen, melez ve dinamik yapılar sergilediğini ortaya koymaktadır. Tezde, postkolonyal teorisyenler Edward Said, Frantz Fanon, Homi Bhabha ve Gayatri Spivak’ın kuramları ışığında sömürgeciliğin kültürel, psikolojik ve temsili etkileri analiz edilmekte; diasporik kimliklerin, anavatanla bağlarını korurken aynı zamanda ev sahibi toplumla etkileşim içinde yeniden şekillendiği vurgulanmaktadır. Çalışmada ayrıca, kimliğin yalnızca bireysel bir aidiyet biçimi değil; toplumsal, siyasal ve kültürel dinamiklerle iç içe geçen bir süreç olduğu belirtilmekte; modern ve postmodern dönemlerde diaspora kimliğinin farklı formlarda ortaya çıkışı incelenmektedir. Dijitalleşme ve iletişim teknolojilerindeki gelişmelerin diasporik kimliklerin oluşumuna etkisi ele alınırken, özellikle dijital diasporaların sanal mekânlarda yeni kimlik ve aidiyet formları ürettiği gösterilmektedir. Tez, ayrıca müzik, sinema ve dijital medya gibi kültürel üretim alanlarında diasporik kimliklerin nasıl temsil edildiğini de tartışmaktadır. iv Sonuç olarak, tez; diaspora kavramını statik bir göç deneyimi olarak değil, tarihsel travmalar, küresel etkileşimler ve kültürel üretimler içinde sürekli yeniden üretilen çok katmanlı bir kimlik inşa süreci olarak kavramsallaştırmaktadır
İzmir’de Yağmur Suyu Hasadının(Hilal Set) Sakız Ağacı (Pistacia lentiscus L.) Ağaçlandırmalarında Kullanımı
Küresel iklim değişiklikleri sonucu kuraklık; küresel ve bölgesel düzeylerde sıklığını, dönemini ve şiddetini artırmaktadır. Artan kuraklığın özellikle kurak ve yarı kurak alanlarda (KYK) önemli ekolojik, ekonomik ve sosyolojik etkileri olacaktır. Bu etkilerin azaltılması ve uyumu, AB'nin 2021-2027 “Çevre ve lklim Aksiyonu Programı (Program for Environment and Climate Action (LIFE)” altında yer alan dört alt programdan birisi olan “Iklim Değişikliği Etkilerinin Azaltılması ve Uyumu (Climate Change Mitigation and Adaptation)” alt programında ele alınmış ekosistemlerin bozulması/degradasyonu ile biyoçeşitlilik kaybının durdurulması ve sürecin geriye çevrilmesi amaçlanmıştır. Ağaçlandırma, ekosistemlerin küresel iklim değişikliklerine direncinin artırılması ile iklim değişikliğinin etkilerinin azaltılmasında kullanılacak en önemli araçlardan biridir. Kurak- yarı kurak (KYK) alanlarda, yağmur suyu hasadı (YSH) yöntemleri kıt yağışların evapotranspirasyon ve yüzeysel ile kaybolmadan yakalanarak toprağa süzülmesini sağlamakta ve toprağın su ekonomisini iyileştirmektir. YSH ile KYK alanlarda ağaçlandırma başarısı artmakta ve alanların ekolojik restorasyonu daha düşük maliyet ve yüksek başarı ile yapılabilmektedir. Ancak, ülkemizde genel olarak YSH ile bu yöntemlerin ekosistem restorasyonu çerçevesinde ağaçlandırma çalışmalarına katkısı ile ilgili önemli bilgi ve uygulama eksikliği mevcuttur. Ayrıca, YSH yöntemlerinin yeni kurulan ağaçlandırma sahalarınnın yanında daha önce kurulmuş yaşlı sahalarda etkinliği önemli bir soru oluşturmaktadır. Bu eksikliği gidermeyi amaçlayan bu çalışma, yarı-kurak alan karakterinde ve yakın gelecekte kurak alana dönüşeceği öngörülen İzmir Orman Bölge Müdürlüğü Gaziemir Orman İşletme Müdürlüğü Çeşme ve Karaburun Orman İşletme Şeflikleri sınırları içerisinde kalan kuraklığa dayanıklı ve gelir getirici bir türü konu alan üç yaşındaki sakız (Pistocio lentiscus L.) ağaçlandırma sahasında gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmada, önemli bir YSH sistemi olan hilal set sistemini
SAĞLIK TURİZMİ KAPSAMINDA SOSYAL MEDYA UYGULAMALARI- ALMANYA VE TÜRKİYE KARŞILATIRMASI
Almanya ve Türkiye’de bulunan sağlık kuruluşlarının dijital pazarlama ekseninde sosyal medya hesaplarını kullanım şekillerini ortaya çıkarmanın amaçlandığı çalışmada, rekabetçi benchmarking uygulamak amacıyla içerik analizi yöntemi kullanılmıştır. Çalışma sonuçlarına göre Türkiye’de bulunan sağlık kuruluşlarının daha yüksek takipçi sayısına sahip olduğu ve paylaşım sıklığı bakımından Almanya’da bulunan sağlık kuruluşlarından daha yüksek orana sahip olduğu tespit edilmiştir. Her iki ülkenin de daha çok bilgilendirici paylaşımlar yaptığı ve devamında doğrudan sağlık hizmetine yönelik paylaşımlara ağırlık verdiği tespit edilmiş olup; etkileşim durumlarında Almanya’da bulunan sağlık kuruluşlarının daha yüksek yorum ortalamasına sahip olduğu tespit edilmiştir. Türkiye’ de bulunan sağlık kuruluşlarının ise beğeni sayısı bakımından daha yüksek orana sahip olduğu, hashtag kullanımı her iki ülkenin de birbirine yakın oranlarda olduğu ve mention kullanımında Almanya’da bulunan sağlık kuruluşlarının daha yüksek mention kullanım oranlarına sahip olduğu görülmüştür. Çalışma sonuçlarına göre Türkiye’de bulunan sağlık kuruluşları için yüksek etkileşim oranlarını koruma ve etkileşim kalitesini artırma, hashtag ve mention kullanım stratejilerini geliştirme ve hedef kitleye yönelik paylaşım stratejileri geliştirme önerileri sunulmuştur. Almanya’da bulunan sağlık kuruluşları için ise takipçi sayısını artırma bakımından daha dikkat çekici içerikler hazırlama ve farklı dillerde paylaşım stratejileri ile daha fazla kitleye ulaşma konusunda öneriler sunulmuştur. İki ülke için ortak öneri olarak ise, kullanılan sosyal medya iv platformlarının kullanıcı kitlesine yönelik içerikler hazırlama, gündemi takip ederek etkileşim düzeylerini bu yönde hazırlanacak içeriklerle sürekli analiz etme ve sağlık hizmetleri noktasında gelişen acil veya anlık durumlara yönelik alınan aksiyonların sosyal medya hesaplarından etkin şekilde aktarılması önerilmiştir
SOSYO-MEKÂNSAL AYRIŞMA ÇERÇEVESİNDE KENTSEL YAŞAM KALİTESİNDEKİ FARKLILAŞMALAR (NARLIDERE ÖRNEĞİ)
Sosyo-mekânsal ayrışma, bireylerin gelir, statü, etnik köken ya da kültürel kimlik gibi farklılıkları temelinde hem sosyal hem de mekânsal düzeyde birbirinden ayrışması olarak tanımlanmaktadır. Bu ayrışma kentlerde yaşam kalitesinde belirgin farklıkları ortaya çıkarmakta ve kentsel ekonominin şekillenmesinde de etkili olmaktadır. Kentlerde yaşam kalitesi, hizmetlere erişim ve fiziksel çevre kalitesi gibi faktörlerdeki eşitsizlikler son yıllarda özellikle kent mahalleleri arasında giderek daha belirgin bir hale gelmektedir. Bu tez çalışması kentlerde yaşanan sosyo-mekânsal ayrışma olgusunun, kentsel yaşam kalitesi üzerindeki etkilerini analiz etmeyi amaçlamaktadır. İzmir ili Narlıdere ilçesi, hem farklı gelir gruplarının bir arada bulunması hem de mekânsal olarak belirginleşen konut formları (güvenlikli siteler, gecekondular, apartman blokları vb.) nedeniyle araştırmaya uygun bir saha özelliğindedir. Narlıdere ilçesinde yer alan 2.İnönü Mahallesi ve Narlı Mahallesi örneklem alanı olarak seçilmiştir. Tezin kuramsal temeli; modernizm, postmodernizm ve neoliberal kentleşme yaklaşımları çerçevesinde kentsel mekânın dönüşümü ve sosyal tabakalaşmanın mekânsallaşması üzerine kurulmuştur. Çalışmada, neoliberal kentleşme süreçlerinin, mekânsal bölünme ve toplumsal eşitsizlikleri nasıl yeniden ürettiği irdelenmiştir. Nitel ve nicel veri toplama tekniklerinin birlikte kullanıldığı araştırmada, alan çalışmaları kapsamında uygulanan anket aracılığıyla elde edilen veriler ile sahadaki yaşam kalitesindeki farklılaşmalar analiz edilmiştir. iv Araştırma kapsamında Narlıdere ilçesinin 2.İnönü Mahallesi’nde 200 kişi ve Narlı Mahallesi’nde 200 kişi olmak üzere toplamda 400 kişi ile anket çalışması gerçekleştirilmiştir. Elde edilen veriler, 2.İnönü Mahallesi ve Narlı Mahallesi’nde yaşayan bireylerin yaşam kalitesine ilişkin algılarının; gelir düzeyi, eğitim seviyesi, konut tipi, çevresel koşullar ve kamu hizmetlerine erişim gibi faktörlere bağlı olarak anlamlı düzeyde farklılaştığını göstermektedir. Özellikle Narlı Mahallesi’nde yaşayan bireylerin fiziksel çevre memnuniyetinin ve sosyal güvenlik algısının yüksek olduğu; buna karşılık daha 2.İnönü Mahallesi’nde yaşayanların ise sosyal bütünleşme, çevre sağlığı ve kamu hizmetlerine erişimde ciddi sorunlar yaşandığı tespit edilmiştir. Bu durum, sadece mekânsal ayrışmanın değil aynı zamanda toplumsal eşitsizliklerin de mekânda somutlaştığı bir yapı ortaya koymaktadır. Bu bulgular, kentlerde mekânsal ayrışmanın yalnızca fiziksel bir olgu değil, aynı zamanda sosyal bütünleşmeyi zedeleyen bir süreç olduğunu göstermektedir
HOCAZÂDE AHMET HİLMÎ’NİN CERÎDE-İ SÛFİYYE’DEKİ YAZILARI (Metin ve Tahlil)
Bu çalışma, II. Meşrutiyet dönemi Osmanlı entelektüel hayatının önde gelen simalarından Hocazâde Ahmed Hilmî’nin Cerîde-i Sûfiyye dergisinde yayımlanan yazılarını hem metin hem de içerik açısından incelemeyi amaçlamaktadır. Erzincan’ın Eğin kazasında doğan Hocazâde, Halvetiyye kökenli bir aileden gelmekte olup, genç yaşta Nakşibendiyye tarikatına intisap etmiştir. Bu tasavvufî arka plan, onun ilmî ve fikrî üretiminde derin etkiler bırakmıştır. Tezde öncelikle Cerîde-i Sûfiyye’nin yayın politikası, sosyal bağlamı ve öne çıkan temaları değerlendirilmiş; ardından Hocazâde’nin hayatı, eserleri ve düşünce dünyası ele alınmıştır. Esas inceleme kısmında ise dergide yayımlanan yazılar üç ana tematik grupta analiz edilmiştir: “Terâcim-i Hâl” başlığı altında sûfîlerin bireysel biyografileri, “Menâkıb-ı Evliyâ” başlığı altında Nakşibendiyye silsilesine mensup şahsiyetlerin menkıbeleri ve “Kıraat” başlığı altında Kur’ân ilimleriyle ilgili yazılar. Bu yazılar, klâsik biyografik türler olan tabakât ve tezkire gelenekleriyle ilişkilendirilerek değerlendirilmiştir. Son bölümde ise Hocazâde’nin ilgili yazıları transkripsiyon yöntemiyle günümüz harflerine aktarılmış ve literatüre özgün bir kaynak sunulmuştur. Bu yönüyle tez, geç Osmanlı dönemi tasavvufî düşünce, kıraat geleneği ve biyografi yazım pratiğine dair önemli bir katkı niteliğindedir
KAZAN-TATAR TÜRKÇESİ İLE YAZILMIŞ ÇOK LEHÇELİLİK ÖZELLİĞİ GÖSTEREN BİR ASHÂB-I KİRÂM METNİ ÜZERİNDE DİL İNCELEMESİ
Bu tez, 1917 yılında Kazan'da Arap harfleriyle basılmış olan ve çok lehçelilik özellikleri gösteren Ashâb-ı Kirâm adlı eseri konu edinmektedir. Şeher Şeref tarafından kaleme alınan bu eserde Çağdaş Kazan-Tatar Türkçesi ile uyumlu olmayan oldukça dikkat çekici bir dil varlığı bulunmaktadır. Kazan-Tatar Türkçesi ile kaleme alınmış olan metin, Doğu ve Batı Türkleri için birer geçer dil olan Osmanlı Türkçesi ve Çağatay Türkçesinin ayırt edici dil özelliklerini barındırmaktadır. İlgili metin temelinde yazı çevrimi, aktarma, dizin ve dil incelemesi yapılmıştır. Tespit edilen çok lehçelilik özellikleri imla özellikleri de göz önünde bulundurularak ses bilgisi, biçim bilgisi ve söz varlığına ilişkin dil varlığının belirlenmesiyle ortaya koyulmaya çalışılmıştır
OSMANLI İDARESİNDE YENİCE-İ KARASU’DAN İSKEÇE’YE BİR İDARİ MERKEZİN DEĞİŞİMİ
Batı Trakya’nın Osmanlı yönetimi altına girmesi Edirne’nin 1361 yılındaki fethinin ardından geçen on yıllık süreçte tam olarak sağlanmış ve Osmanlı yönetimi sahada yaklaşık 560 yıl hüküm sürmüştür. Batı Trakya kendi içinde Gümülcine, İskeçe ve Dedeağaç olmak üzere üç coğrafi ve idari birimden meydana gelmektedir. Fetihten sonra Evrenos Bey’in uç merkezi olan Gümülcine, Osmanlı fatihlerinin Avrupa’ya sıçrama noktası olarak değerlendirilmiş ve ileriki yıllarda sancak merkezi kimliği kazanmasıyla doğal olarak tarih araştırmalarında daima ön plana çıkmıştır. Dedeağaç veya diğer bir isimlendirmeyle Meriç yöresi ise Dimetoka merkezli olarak ele alınmış ve Edirne’nin Adalar (Ege) denizine açılan havâlisi kabul edilerek Edirne tarih çalışmalarıyla üzerinde çokça durulan diğer bir Batı Trakya yöresi olmuştur. İskeçe’nin bu iki birime kıyasla tarih araştırmalarında daha az gündem olduğu, Osmanlı geçmişi hakkında daha sınırlı çalışmalar yapıldığı görülmektedir. Tarih kayıtlarının ortaya koyduğu üzere, Osmanlılar Batı Trakya fethinin akabinde eski bir kale-kent olan İskeçe yerine daha güneyde, ovanın merkezi denilebilecek bir konumda Yenice ismiyle yeni bir yerleşim yeri oluşturmuşlar ve yönetim merkezi olarak burayı mâmur etmişlerdir. Yenice’nin hemen batısında bulunan ve Makedonya coğrafi bölgesi ile Trakya coğrafi bölgesi sınırını tayin eden Karasu nehrine olan yakınlığı sebebiyle de kente Yenice-i Karasu veya Karasu Yenicesi ismi verilmiş, idari yönetim alanı da Yenice-i Karasu Kazâsı olarak kayıtlara geçmiştir. 19. yüzyıl ortalarına kadar kazânın idare birimi vasfını devam ettiren Yenice kasabası yüzyılın ortasından itibaren bu hususiyetini İskeçe’ye bırakmıştır. Bu iv noktadan hareketle, hazırlanan tez çalışması Yenice-i Karasu ve İskeçe’nin Osmanlı yönetimindeki tarihi gelişimini gerçekleşen idari merkez değişim süreci ekseninde ele alarak değişimin sebepleri, etkenleri ve etkileri açısında bir tahlile tâbi tutup, Osmanlı arşiv belgeleri merkezinde araştırmayı amaçlamaktadır. Tez konusunun coğrafi sınırları, Osmanlı kayıtlarında önce Yenice-i Karasu sonra da İskeçe adlandırmasıyla takip edilen kazânın Osmanlı idari taksimatı çerçevesinde kapsadığı sahaya odaklanmakta, metodolojik olarak bu saha özelinde araştırılmasını esas almaktadır. Tezin zaman sınırlaması, araştırmanın eksen noktası olarak belirlenen, idari merkez değişikliğinin gerçekleştiği 19. yüzyıl olmakla birlikte her iki yerleşim biriminin Osmanlı yönetimi altındaki erken ve geç dönem gelişimlerini de araştırmanın kapsamına alınmıştır. Teknik olarak bakıldığında, kaleme alınan çalışma üç ayak üzerinde yükselmektedir. İlk ayak Yenice-i Karasu yerleşim biriminin kurulması, gelişimi ve kazâ yönetim merkezi özelliğini kapsamaktadır. İkinci ayak ise Yenice-i Karasu yönetim vasfının İskeçe’ye devredilme sürecini sorgulamaktadır. Üçüncüsü, İskeçe’nin yeni bir yönetim merkezi olarak ortaya çıkışıdır. Konunun kapsamı göz önüne alındığında, tezin yapısı oluşturulurken kronolojik temelli yatay bir anlatım yerine konu odaklı ve tarihi akışın konulara entegre edildiği dikey bir metodolojik çalışma usûlü esas alınarak örgülenmeye çalışılmıştır. Çalışma konumuz olan sahanın bugüne kadar Osmanlı yönetimindeki geçmişi ile ilgili sayıları az da olsa bazı kıymetli eserler ortaya çıkarılmıştır. Ancak bunların ekserisi bölgede yayınlanmış olan yerel kaynaklara veya mahalli rivayetlere dayandırılmıştır. Bizim çalışmamızın farkı, bugüne kadar yapılmış çalışmaları dışlamadan ve hak ettikleri kıymeti göstererek, bölgenin Osmanlı tarihini Osmanlı belgeleri temeline oturtarak bir tarih araştırmasını ortaya koymaktır. Böylece sahanın Osmanlı geçmişine dair tarih araştırmalarına yeni bir yaklaşım ve bakış açısı kazandırılmış olabilecektir. Tezde ele alınan Yenice-i Karasu kasabasının Osmanlı şehir modeline göre şekillenip erken ve klasik dönem Rumeli şehir tarihi araştırmalarına özgün bir model oluşturduğu, İskeçe’nin ise Tanzimat’ın getirdiği değişim ve dönüşüm hareketleri kapsamında neredeyse dönemin tüm yenileşme unsurlarını barındıran bir yapıya sahip olduğu çalışmamızdaki temel argümanlarımızdır. v Daha geniş açıdan bakıldığında, gerçekleştirilen bu tez çalışması Osmanlı medeniyeti ve müessesleri araştırmalarına ufak da olsa bir katkı sağlama temennisi taşımaktadır
KARANLIK LİDERLİK ALGISININ SESSİZ İSTİFA ÜZERİNE ETKİSİ VE KENDİNİ İŞE VEREMEMENİN (PRESENTEİZM) ARACILIK ROLÜNÜN İNCELENMESİ : SAĞLIK HİZMETLERİNDE ÇALIŞANLAR BAĞLAMINDA BİR ARAŞTIRMA
Geçmişe bakıldığında liderlik özelliklerin olumlu tarafları incelenmeye konu olurken, günümüzde liderlerin kişisel özelliklerinin yansıdığı karanlık liderlik kavramının da incelenmesine ihtiyaç duyulmuştur. Ulusal ve uluslararası yazın incelendiğinde farklı olumsuz liderlik türlerinin işgören üzerinde birçok etkisi olduğu görülmekle birlikte karanlık liderlik türünün işgörenler üzerindeki etkileri bağlamında sessiz istifa ve presenteizm ile ilgili yapılan çalışmalara görece az rastlanılmıştır. Bu çalışma, karanlık liderliğin işgörenlerin sessiz istifa algıları üzerindeki çok boyutlu etkisini ve kendini işe verememe (presenteizm) değişkeninin bu ilişkideki aracılık rolünü incelemeyi amaçlamaktadır. Sağlık sektöründe görev yapan işgörenler üzerinde gerçekleştirilen bu araştırma, karanlık liderlik davranışlarının hem işgörenin iş yaşamındaki psikolojik bağını nasıl zayıflattığına hem de genel örgütsel sonuçlara nasıl etki ettiğine dair bütüncül bir bakış açısıyla ele almaktadır. Araştırmada nicel ve nicel yöntemlerin bir arada kullanıldığı karma araştırma yöntemi kullanılmıştır. Nicel araştırma yönteminin kullanıldığı bölümde korelasyonel desen kullanılmıştır. Örneklem, kamu kurumlarındaki sağlık hizmetlerinde görev yapan 560 işgörenden oluşmaktadır. Veri toplama aracı olarak demografik form, Karanlık Liderlik Algısı Ölçeği, Sessiz İstifa Ölçeği ve Kendini İşe Verememe (Presenteizm) Ölçeğini içerenanket formu kullanılmıştır. Veri analizinde SPSS 25.0 ve AMOS 24.0 programları kullanılarak açımlayıcı ve doğrulayıcı faktör analizleri ile Yapısal Eşitlik Modeli yapılmıştır. Bulgular istatistiksel olarak yorumlanırken %95 güven düzeyi dikkate alınmıştır. Nitel araştırma yönteminin kullanıldığı bölümde ise olgubilim deseni kullanılmıştır. Amaçlı örnekleme ile kamu kurumlarındaki sağlık hizmetlerinde görev yapan 18 işgören seçilerek derinlemesine mülakatlar gerçekleştirilmiştir. Elde edilen veriler tümdengelim ve tümevarım teknikleriyle analiz edilmiştir.
Bulgulara göre karanlık liderlik algısının sessiz istifayı (p<0.001) ve kendini işe verememeyi (p<0.05) istatistiksel olarak anlamlı, orta düzeyde ve pozitif etkilediği tespit edilmiştir. Ayrıca kendini işe verememenin sessiz istifayı istatistiksel olarak anlamlı, yüksek düzeyde ve pozitif etkilediği tespit edilmiştir (p<0.001). Öte yandan Karanlık Liderlik Algısının Sessiz İstifaya etkisinde Kendini İşe Verememenin aracılık rolü olduğu belirlenmiştir. Yapısal Eşitlik Modeline göre model uyum indekslerinden CMIN/df, RMSEA, SRMR, CFI, AGFI, TLI ve IFI değerleri kabul edilebilir düzeylerde bulunmuştur. Bileşik Güvenirlik, Açıklanan Ortalama Varyans ve Maksimum Paylaşılan Varyans kriterleri de modelin geçerlik ve güvenirliğinin yüksek olduğunu göstermiştir. Derinlemesine mülakatlardan ulaşılan sonuçlara göre katılımcılar karanlık liderliği adaletsiz ve baskıcı lider, etik ve ahlak dışı davranışları olan lider, kendine hizmet eden lider, iletişim ve empati eksikliği olan lider, organizasyonu olumsuz etkileyen lider tipleri olarak tanımlamıştır. Katılımcıların yaşadıkları karanlık liderlik deneyimlerinin iş yaşamına ve kariyer planlamasına, özel ve sosyal yaşamına olumsuz etikleri olduğu görülmüştür. Son olarak karanlık liderlik davranışlarının önlenmesinde liderlerinin seçimi, eğitimleri, takibi ve değerlendirmesi gibi düzenleyici faaliyetlerin yapılması, işgörenlerin liderlerini geri bildirim mekanizmalarıyla değerlendirmesi önerilmiştir
DİJİTAL SANAT BAĞLAMINDA SÜRREALİST İLLÜSTRASYONLAR
Dijital çağın sanat sahnesinde, sürrealizmin etkileri, geleneksel illüstrasyon anlayışının dijital dünyaya uyum sağlamasıyla birlikte daha görünür ve güçlü bir şekilde ortaya çıkmıştır. Dijital teknolojilerin sağladığı sınırsız olanaklar, sanatçılara hayal güçlerini çok daha özgür bir biçimde ifade etme fırsatı sunarken, aynı zamanda sanatın geleneksel sınırlarını zorlayarak yeni estetik arayışlara kapı aralamıştır. Teknolojinin sunduğu imkanlar sayesinde, sanatçılar artık yaratım süreçlerini daha özgür bir zeminde gerçekleştirebilmekte ve sürrealizmin dijital ortamda yeniden şekillenen çağdaş yüzünü inşa edebilmektedir. Bu gelişmeler, dijital sürrealist illüstrasyonların günümüzde yalnızca bir sanat biçimi değil, aynı zamanda güçlü bir anlatım aracı olarak hızla önem kazandığını göstermektedir. Bu çalışmada dijital sanat ve sürrealist illüstrasyonların teorik temelleri, tarihsel gelişim süreçleri ve sanat üzerindeki etkileri detaylı bir şekilde ele alınmış, bu iki alanın birbirini nasıl dönüştürdüğü kapsamlı bir şekilde incelenmiştir. Çalışmanın amacı, dijital sanat ile sürrealist illüstrasyonlar arasındaki etkileşimi disiplinler arası bir bakış açısıyla değerlendirmek ve sanatın dijitalleşme sürecinde ortaya çıkan yeni estetik yaklaşımları bilimsel bir çerçevede ortaya koymaktır