Izmir Katip Celebi University
Not a member yet
2715 research outputs found
Sort by
İBN ZENCELE’NİN HÜCCETÜ’L-KIRAAT ESERİ BAĞLAMINDA KIRAAT İLMİNDE İHTİCÂC OLGUSU
Kıraat ilminde İhticâc olgusu, kıraatlerin nahiv, sarf, Kur’ân, Arap şiiri, konuşma ve lehçeler gibi güvenilir kaynaklara dayanarak sıhhatinin beyan edilmesini sağlayan eleştirel bir yaklaşım olup kıraat ilimlerinden biri olarak kabul edilmektedir. Bir diğer adıyla tevcîhü’l-kıraat olarak bilinen bu ilim, Hicrî III/IX. yüzyılda tedvin faaliyetleriyle sistematik bir yapı kazanmıştır. Bu literatürün önde gelen temsilcilerinden biri olan İbn Zencele, Hüccetü’l-Kıraat adlı eseriyle kıraatlerin hüccetlendirilmesi konusunda kendine özgü metotları bulunan bir âlimdir. Bu bağlamda, kıraat ve Arap dili alanında önemli bir yere sahip olan müellifin, kıraat farklılıklarını gerekçelendirme biçimleri ve yöntemleri çalışmamızın temel inceleme konusunu oluşturmaktadır. Çalışmamız giriş, iki ana bölüm ve sonuç kısmından oluşmaktadır. Giriş bölümünde, İbn Zencele’nin hayatı, ilmî şahsiyeti ve eserleri ele alınmış; Hüccetü’l-Kıraat adlı eserinin kaynakları hakkında bilgi verilmiştir. Birinci bölümde, ihticâc olgusunun kavramsal çerçevesi ele alınarak, kıraatlerin seçimi ve tercihini gerekçelendiren temel kavramlar açıklanmış ve ihticâcın tarihi gelişim süreci incelenmiştir. Ayrıca, bu olgunun klasik ve modern literatürdeki yeri üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde, İbn Zencele’nin kıraat farklılıklarını hangi yöntemlerle hüccetlendirdiği analiz edilmiştir. Yapılan inceleme sonucunda, müellifin kıraat farklılıklarını naklî deliller ve Arap dilbilimi çerçevesinde gerekçelendirdiği tespit edilmiştir. Ayrıca, bazı bölümlerde dil âlimleri ve müfessirlerin görüşlerine yer vererek hüccetlendirme sürecini güçlendirdiği görülmüştür. iv Bu bağlamda, çalışmamızda İbn Zencele’nin Hüccetü’l-Kıraat adlı eserinin kıraat ilmine katkılarını ortaya koymak, müellifin kıraat anlayışını tespit etmek ve tanıtmak hedeflenmiştir
KATILIM BANKACILIĞI TERCİHİ ÜZERİNDE ETKİLİ OLAN FAKTÖRLER ÜZERİNE BİR ARAŞTIRMA
Katılım bankacılığı, bireylerin bankacılık hizmetlerinde faizsiz işlem yapma olanaklarını ortaya koyan ve geleneksel finans modellerinden farklı bir yaklaşım sunan bir sistemdir. Bu model, özellikle İslami inançlara önem veren bireyler için cazip bir alternatif olarak değerlendirilmektedir. Bu araştırmada, bireylerin bu hizmet hakkındaki farkındalık düzeyleri ve dini inanç düzeylerinin katılım bankacılığı tercihleri üzerindeki etkisinin incelenmesi amaçlanmaktadır. Ayrıca, katılım bankacılığına yönelik algılanan fayda ve tutumun tercihler üzerindeki etkisi ele alınmıştır. Araştırma bulgularına göre, içsel dindarlık, İslami bankacılığa yönelik algılanan fayda ve İslami bankacılık bilgisi, tüketicilerin tutumları üzerinde anlamlı bir etkiye sahiptir. Buna karşın, dışsal dindarlığın tüketici tutumları üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bir etkisinin olmadığı tespit edilmiştir. Ayrıca, İslami bankacılığa yönelik algılanan fayda ve İslami bankacılık bilgisi, tüketici farkındalığını etkileyen önemli faktörler olarak belirlenmiştir. Bunun yanı sıra, tüketici farkındalığı ile tüketici tutumu arasında anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır
Elektrikli Araçlar için Optimal Kayma ve Patinaj Kontrolü: Bir Model Öngörülü Kontrol Yaklaşımı
Bu tezde, model öngörülü kontrol sistemiyle elektrikli araç için kayma kontrol sistemi tasarlanmıştır. Araç için MATLAB/Simulink programları kullanılarak araç dinamiklerini tanımlayan bir matematiksel model temel alınmıştır. Geliştirilen kayma kontrol sistemi, araç kayma oranını etkin bir şekilde kontrol ederek değişken yol parametrelerine ve koşullarına karşı dayanıklılık göstermesi hedeflenmiştir. Bu çalışma, frenleme mesafesinin kısaltılması, çekişin artırılması ve manevra kabiliyetinin geliştirilmesi konularındaki etkilerini ortaya koymaktadır. Elektrikli araçların dinamiklerini modelleyen bu çalışma, özellikle değişken yol koşulları altında sistem performansını artırmayı hedeflemektedir. Kayma kontrolü, araç tekerleklerinin yol yüzeyine olan tutunma kuvvetlerini optimize ederek araç güvenliği ve stabilitesini sağlamayı amaçlamaktadır. Bu bağlamda sürüş sırasında kayma oranını düzenlemek için kontrol teknikleri uygulanmıştır. Ayrıca bu kontrol yapısı ile elektrikli araç teknolojisindeki sürdürülebilir ve güvenli mobilite hedeflerine katkıda bulunma potansiyeline sahiptir.In this thesis, a slip control system for electric vehicles is designed using a model predictive control approach. A mathematical model that defines the vehicle dynamics was developed using MATLAB/Simulink software. The proposed slip control system aims to effectively regulate the slip ratio of the vehicle while ensuring robustness against varying road parameters and conditions. This study highlights the effects of the system in terms of reducing braking distance, increasing traction, and enhancing maneuverability. This study, which models the dynamics of electric vehicles, aims to enhance system performance, particularly under varying road conditions. Slip control seeks to optimize the traction forces between the vehicle's tires and the road surface to ensure vehicle safety and stability. In this context, control techniques have been applied to regulate the slip ratio during driving. Furthermore, this control structure has the potential to contribute to the goals of sustainable and safe mobility in electric vehicle technology
Investigation of the Synergistic Effects of Photobiomodulation and Ziziphus jujuba Plant Extract on Cell Proliferation and Wound Healing
Photobiomodulation (PBM) has a long history it was also known as Low-Level Light Laser Therapy (LLLT). It is a popular type of therapy that work by rely on the use of non-ionizing light energy to trigger photochemical changes, specifically in lightsensitive mitochondrial structures. It induces proliferation and the metabolism activity of the cells. Besides it can reduce the pain and improve the circulation in tissue healing and cellular energy. So that PBM therapy has a potential to create a faster wound healing process. The effect of blue laser light is really positive to the wound healing process. It provides enhanced viability, proliferation, and migration process in several cell types with ideal parameters. Also, Ziziphus jujuba (ZJ) or Jujube has a long history of use in traditional medicine. It has many pharmacological characteristics as neuroprotective, antioxidative, hepatoprotective, anti-cancer, anti-inflammatory, antiviral and being enhancer for wound healing. The aim of this study is investigation the synergetic effect of ZJ on wound healed cells with PBM therapy. In this study, the ZJLE added with different concentrations to L929 mouse fibroblast cells, then the effect of ZJ combined with PBM has been observed during the wound healing process and cell proliferation. The PBM therapy group had showed increased effect on cell viability by approximately 10% with 1 J/cm2 energy density and 200 mW power 450 3 nm blue laser light. The ZJLE therapy group had showed increased effect on cell viability by approximately 20% with 1 μg/mL. The combined therapy had showed increased effect on cell viability by approximately 10% with PBM therapy by 1 J/cm2 energy density and 1 μg/mL ZJLE concentration. The combined therapy with ZJLE and PBM therapy with light of 1 J/cm2 energy density with 5 μg/mL concentration of ZJLE experimental group had showed effect as reduction in wound area approximately 95% at the end of the cell migration. But the reduction in wound area did not continued proportionally throughout the experiment. The combined therapy with ZJLE and PBM therapy with light of 1 J/cm2 energy density with 1 μg/mL concentration of ZJLE experimental group had showed effect as reduction in wound area approximately 80% at the end of the cell migration. The reduction in wound area continued proportionally throughout the experiment. As a result of combined therapies ROS analysis the increasing in ROS amount by 400% in 0.5 J/cm2 energy density PBM group while the increasing in ROS amount by 300% in 1 J/cm2 energy density PBM group. In summary, with this study, strategies that can benefit patients and clinical trials have been created by using two different treatment methods that have been proven to have positive effects on wound healing in the literature.When these two treatment methods are used together for combined treatment, the optimal values that provide a positive effect on the wound have been used and accepted as the ideal parameter.Fotobiyomodülasyon terapisi (PBM) uzun bir geçmişe sahiptir ve düşük seviyeli ışık lazer tedavisi (LLLT) olarak da bilinir. Özellikle ışığa duyarlı mitokondriyal yapılarda fotokimyasal değişiklikleri tetiklemek için iyonize olmayan ışık enerjisinin kullanımına dayanarak çalışan popüler bir terapi türüdür. Hücrelerin çoğalmasını ve metabolizma aktivitesini indükler. Ayrıca ağrıyı azaltıp doku iyileşmesi ve hücresel enerjide dolaşımı hızlandırır. Böylece PBM tedavisinin daha hızlı bir yara iyileşme süreci yaratma potansiyeli vardır. Mavi lazer ışığının etkisi yara iyileşme sürecinde oldukça etkilidir. İdeal parametrelere sahip çeşitli hücre tiplerinde gelişmiş canlılık, çoğalma ve göç süreci sağlar. Ayrıca Ziziphus jujuba (ZJ) veya Hünnap, geleneksel tıpta uzun bir kullanım geçmişine sahiptir. Nöroprotektif, antioksidatif, hepatoprotektif, anti-kanser, anti-inflamatuvar, anti-viral ve yara iyileşmesi için güçlendirici olarak birçok farmakolojik özelliğe sahip bir bitkidir. Bu çalışmanın amacı, ZJ bitkisinin PBM tedavisi ile iyileştirilmiş yara hücreleri üzerindeki sinerjik etkisini araştırmaktır. Bu çalışmada, L929 fare fibroblast hücrelerine farklı konsantrasyonlarda eklenen ZJLE ve PBM tedavilerinin yara iyileşme ve hücre çoğalmasına etkisi gözlenmiştir. PBM tedavi grubu, 1 J/cm2 enerji yoğunluğu ve 200 mW güçte 450 nm mavi lazer ışığı ile hücre canlılığında yaklaşık %10 artış göstermiştir. ZJLE tedavi grubu, hücre canlılığı üzerinde 1 µg/mL ile yaklaşık %20 5 oranında artmış etki göstermiştir. Kombin tedavi, 1 J/cm2 enerji yoğunluğu ve 1 µg/mL ZJLE konsantrasyonu ile hücre canlılığında yaklaşık %10 oranında artış göstermiştir. Yine kombin tedavi 5 µg/mL ZJLE konsantrasyonu ve 1 J/cm2 enerji yoğunluğu ile hücre göçünün sonunda yara bölgesinde yaklaşık %95 küçülme göstermiştir. Ancak yara bölgesindeki azalma deney boyunca orantılı olarak devam etmemiştir. Ardından kombin tedavi 1 µg/mL ZJLE konsantrasyonu ve 1 J/cm2 enerji yoğunluğu ile kullanılmış hücre göçü ile yara bölgesinde yaklaşık %80 küçülme göstermiştir. Yara bölgesindeki azalma deney boyunca orantılı olarak devam etmiştir. Kombin tedavi uygulamaları sonucunda ROS analizi yapılmış 0.5 J/cm2 enerji yoğunluklu lazer ile tedavi edişmiş grupta ROS miktarında %400 artış olurken, 1 J/cm2 enerji yoğunluklu lazer ile tedavi edilmiş grupta ROS miktarında %300 artış olmuştur. Özetle bu çalışma ile literatürde yara iyileşmesine olumlu etkileri kanıtlanmış iki farklı tedavi yöntemi kullanılarak hastalara ve klinik çalışmalara fayda sağlayabilecek stratejiler oluşturulmuştur. Bu iki tedavi yöntemi kombin tedavi için birlikte kullanılırken yara üzerinde pozitif etki sağlayan optimum değerler kullanılmış ve ideal parametre olarak kabul edilmiştir
İŞLETMELERİN DİJİTAL DÖNÜŞÜM DÜZEYLERİYLE YÖNETİCİLERİN DİJİTAL OKURYAZARLIK VE DİJİTAL LİDERLİK SEVİYELERİNİN ÇOK KRİTERLİ KARAR VERME YÖNTEMLERİ İLE DEĞERLENDİRİLMESİ
Günümüzde yaşanan teknolojik değişim ve dijital dönüşüm, işletmelerin sürdürülebilir rekabet avantajı elde edebilmesinde dijital okuryazarlık ve dijital liderliğin önemini artırmaktadır. Dijital okuryazarlık, yöneticilerin dijital araçları etkin kullanabilme ve teknolojik değişimlere uyum sağlayabilme becerilerini kapsarken; dijital liderlik, bilgiyi teknolojilerle yeniden yapılandırma, dijital dönüşüm süreçlerini yöneterek yenilikçi stratejiler geliştirme kapasitesini ifade etmektedir. Bu araştırmanın amacı, üretim işletmelerini dijital dönüşüm seviyelerine göre sıralamaktır. Hiç kuşkusuz dijital dönüşüm süreçlerinin başarısı, büyük ölçüde yöneticilerin dijital okuryazarlık ve dijital liderlik kriterlerini karşılama yetkinlikleriyle yakından ilişkilidir. Buradan hareketle araştırmanın bir diğer amacı, yöneticileri dijital okuryazarlık ve dijital liderlik kriterleri açısından sıralamak ve bu sıralama arasında bir ilişkinin olup olmadığını ortaya koymaktır. İşletmelerin dijital dönüşüm seviye sıralamaları ile yöneticilerin dijital okuryazarlık ve dijital liderlik sıralamaları arasında bir korelasyonun olup olmadığını ortaya koymakta, araştırmanın nihai amacı olarak belirlenmiştir. Araştırma, İzmir Müstakil İş Adamları Derneği bünyesinde faaliyet gösteren otuz dokuz üretim işletmesinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmada çok kriterli karar verme (ÇKKV) yöntemlerinden yararlanılmış; dijital dönüşüm kriterlerinin tespit edilmesinde, literatürde yer alan “dijital dönüşüm ölçeği” esas alınmıştır. Kriterlerin iv önem dereceleri, yöneticilerden gelen veriler ışığında Analitik Hiyerarşi Süreci (AHP) kullanılarak belirlenmiştir. İşletmelerin dijital dönüşüm seviyelerinin sıralanmasında ise TOPSIS yönteminden yararlanılmıştır. Yöneticilerin dijital okuryazarlık ve dijital liderlik seviyeleri için kriter belirlemede “dijital okuryazarlık” ve “dijital liderlik” ölçekleri esas alınmış; kriter ağırlıklarını belirlemede Entropi yönteminden, yöneticilerin dijital okuryazarlık ve dijital liderlik seviye sıralamalarında ise WASPAS yönteminden faydalanılmıştır. Yöneticilerin dijital okuryazarlık ve dijital liderlik seviye sıralamaları arasındaki ilişkiyi belirlemede Spearman sıra korelasyon analizinden yararlanılmıştır. Son olarak, işletmelerin dijital dönüşüm seviye sıralamaları ile yöneticilerin dijital okuryazarlık ve dijital liderlik seviye sıralamaları arasındaki ilişkiyi analiz etmede de yine Spearman sıra korelasyon analizinden faydalanılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre, en yüksek dijital dönüşüm skorlarına sahip işletmeler İ9, İ28 ve İ8 iken; en düşük skorlar İ36, İ29 ve İ22 işletmelerine aittir. Bu sonuç, bazı işletmelerin dijital dönüşüme önemli yatırımlar yaptığını, bazılarının ise bu sürece yeterince uyum sağlayamadığını göstermek açısından anlamlıdır. İşletme yöneticilerine yönelik gerçekleştirilen uygulamadan elde edilen dijital okuryazarlık seviye sıralamasına göre, O9, O28 ve O8 en yüksek dijital okuryazarlık skorlarına sahip yöneticiler olarak öne çıkmaktadır. Dijital liderlik kriterleri açısından L9, L8 ve L28 en yüksek skorlara sahip yöneticilerdir. Ayrıca, yöneticilerin dijital okuryazarlık ve dijital liderlik seviye sıralamaları arasında pozitif ve güçlü bir ilişki olduğu anlaşılmaktadır. Son olarak, işletmelerin dijital dönüşüm seviye sıralamasında en yüksek skora sahip ilk on işletme, karşılaştırmaya esas çalışma grubu olarak tanımlanmıştır. Aynı zamanda ilk çeyrek dilimde yer alan bu on işletmenin dijital dönüşüm seviye sıralamaları ile yöneticilerin dijital okuryazarlık ve dijital liderlik seviye sıralamaları arasında da pozitif ve güçlü bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Elde edilen sonuçlar, işletmelerde dijital dönüşüm süreçlerinin başarılı bir şekilde yürütülmesinde, yöneticilerin dijital okuryazarlık ve dijital liderlik becerilerinin önemli olduğunu göstermektedir.The ongoing technological change and digital transformation today have increased the importance of digital literacy and digital leadership in enabling businesses to gain sustainable competitive advantage. Digital literacy encompasses managers’ abilities to effectively use digital tools and adapt to technological changes, whereas digital leadership refers to the capacity to restructure information through technologies and to manage digital transformation processes by developing innovative strategies. The purpose of this study is to rank manufacturing enterprises based on their levels of digital transformation. Undoubtedly, the success of digital transformation processes is closely related to the competencies of managers in fulfilling digital literacy and digital leadership criteria. Accordingly, another aim of the research is to rank managers in terms of digital literacy and digital leadership and to determine whether a relationship exists between these rankings. The final objective of the study is to analyze whether there is a correlation between the digital transformation levels of enterprises and the rankings of managers regarding digital literacy and digital leadership. The study was conducted with thirty-nine manufacturing enterprises operating under the Independent Industrialists’ and Businessmen’s Association (MÜSİAD) in Izmir. Multi-Criteria Decision-Making (MCDM) methods were employed. In determining digital transformation criteria, a “digital transformation scale” from the literature was used. The importance levels of these criteria were identified through the Analytic Hierarchy Process (AHP), based on data obtained from managers. To rank the enterprises by their digital transformation levels, the TOPSIS method was applied. For determining the criteria related to managers’ digital literacy and digital leadership levels, “digital literacy” and “digital leadership” scales were used. Criterion weights were calculated using the Entropy method, while the WASPAS method was used to rank managers’ digital literacy and digital leadership levels. The relationship between managers’ digital literacy and digital leadership rankings was analyzed using Spearman’s rank correlation analysis. Additionally, the Spearman correlation was again employed to analyze the relationship between enterprises’ digital transformation rankings and managers’ digital literacy and digital leadership rankings. According to the results obtained, enterprises I9, I28, and I8 had the highest digital transformation scores, whereas I36, I29, and I22 had the lowest. This finding is significant as it indicates that while some enterprises have made notable investments in digital transformation, others have not sufficiently adapted to the process. Regarding the rankings derived from managers' digital literacy levels, O9, O28, and O8 stood out with the highest scores. In terms of digital leadership, managers L9, L8, and L28 achieved the highest scores. Moreover, a strong positive correlation was found between managers’ digital literacy and digital leadership rankings. Finally, the top ten enterprises with the highest digital transformation scores were identified as the comparison group. It was also found that, within this top quartile, there exists a strong and positive relationship between enterprises’ digital transformation levels and their managers’ digital literacy and digital leadership rankings. These findings underscore the importance of managerial digital literacy and leadership competencies in the successful implementation of digital transformation processes within enterprises
BİR TEKNOLOJİ FELSEFESİ YÖNTEMİ OLARAK TEKHNEONTOLOJİ
Bu çalışmada, teknolojiye ilişkin geleneksel yaklaşımın aksine, teknolojinin insana sonradan eklemlenen dışsal bir unsur olmadığı; tersine, insan varoluşunun ontolojik olarak kurucu bir boyutunu oluşturduğu savunulmaktadır. Bu bağlamda teknoloji —özellikle modern teknik— çalışmada modern bir olgu olarak ele alınmakta ve onun ortaya çıkışını mümkün kılan zemin olarak tekhne-logos kavramı üzerinden incelenmektedir. Ancak çalışmanın da göstermeyi amaçladığı üzere, tekhne-logos sabit, evrensel ya da tümel bir anlama sahip değildir; bu ontolojik yapının aldığı fenomenal içerik, tarihsel bağlama bağlı olarak farklı şekillerde tezahür etmiştir. Tekniğin ve teknolojinin insana dışsal ya da araçsal bir unsur olarak eklemlenemeyeceği; aksine, insan varlığının kurucu bir unsuru olduğu tezini temellendirmek amacıyla, Martin Heidegger’in teknolojiyi varlığın açığa çıkma kiplerinden biri olarak yorumlayan yaklaşımı bir temel şeklinde gösterilmektedir. Teknoloji, evrensel ve değişmez bir anlama sahip değildir; her tarihsel bağlamda farklı pratiklerle şekillenen, bu pratiklerde anlam kazanan devingen bir kavram olarak anlaşılmalıdır. Bu bağlamda, teknolojinin kökensel yapısını ifade eden tekhne-logos kavramı, aynı zamanda insan varoluşunun kurucu bir ontolojik bileşeni olarak, teknolojinin anlamını özgül bağlamsal görünümleri içinde kavramaya imkân tanıyan bir anahtar kavram olarak konumlandırılmaktadır. Bu doğrultuda Bernard Stiegler’in teknoloji anlayışı, söz konusu ontolojik savı temellendiren bir düşünsel zemin olarak ele alınmış; teknolojinin neden felsefî düşünce açısından acil bir mesele olduğu ortaya konmuştur. Araştırmanın metodolojik çerçevesini oluşturan tekhneontoloji yaklaşımı ise, teknolojinin ‘gerçeklik’ ve ‘varlık’ gibi temel ontolojik kategorilerle kurduğu çok iv katmanlı ilişkileri çözümlemeye imkân tanıyan bir teknoloji felsefesi yöntemidir. Bu yöntem sayesinde teknolojik etkinliklerin anlamı, varlık ve gerçeklik gibi belirleyici ontolojik kategoriler bağlamında derinlemesine analiz edilebilmektedir. Bu çözümlemenin somut bir örneği olarak, Jean Baudrillard’ın simülasyon kuramı incelenmiş ve bu kuramın nasıl tekhneontolojik bir yapıya dayandığı ortaya konularak, teknoloji ve gerçeklik ilişkisine dair çağdaş bir boyut açığa çıkarılmıştır. Sonuç olarak bu çalışma, bir teknoloji felsefesi yöntemi olarak tekhneontoloji aracılığıyla, teknolojinin tarihsel bağlamlar ve kullanım pratikleriyle örülmüş anlam yapısını görünür kılmaktadır
TÜRKİYE’DEKİ MALEZYALI ÖĞRENCİLERİN KÜLTÜREL UYUM SORUNLARI: NİTEL BİR ARAŞTIRMA
Eğitimin uluslararasılaşması, uzun süredir öğrencilerin yurtdışında eğitim alma yönündeki eğilimlerini etkilemekte ve bu yönde onları teşvik etmektedir. Her ülkenin kendi eğitim sistemi olmasına rağmen, çeşitli itici ve çekici faktörler nedeniyle birçok birey yabancı ülkelerde eğitim görmeyi arzulamaktadır. Bu ülkeler arasında Türkiye, uluslararası öğrencilere aktif olarak ev sahipliği yapan ilk 10 ülke arasında yer almaktadır. Fakat, yurtdışında eğitim almak fazla fayda sunarken, uluslararası öğrenciler özellikle sosyo-kültürel adaptasyon açısından önemli zorluklarla karşılaşmaktadır. Sosyo-kültürel uyum, bir kişinin yeni bir kültürde yaşamak ve etkili bir şekilde etkileşim kurmak için gerekli olan sosyal ve kültürel becerileri ne kadar iyi öğrendiğini ifade etmektedir. Genellikle davranış, okul performansı ve sosyal etkileşimler aracılığıyla ölçülmektedir. Bu çalışma, Türkiye'de iki yıldan fazla süredir yaşayan Malezyalı öğrencilere odaklanarak, yaşadıkları kültürel farklılıkları ve karşılaştıkları uyum sorunlarını araştırmaktadır. Bu çalışmanın amaçları, Malezyalı öğrencilerin perspektifinden Malezya ve Türk toplumları arasındaki kültürel farklılıkları tespit etmek ve karşılaştıkları sosyo-kültürel uyum zorluklarını incelemektir. Çeşitli şehirlerden ve eğitim geçmişlerinden gelen 19 katılımcının dahil olduğu nitel yöntem kullanılmıştır. Veriler iki teknikle toplanmıştır: bire bir görüşmeler ve odak grup görüşmeleri. Katılımcılara, kişisel deneyimlerini daha rahat ifade edebilmeleri için tercih ettikleri görüşme formatını seçme imkânı sunulmuştur. Yarı yapılandırılmış görüşme soruları bir kılavuz olarak kullanılmıştır. Tüm görüşmeler ses iv kaydına alınmış, ardından yazıya aktarılmış ve tematik analiz yöntemiyle incelenmiştir. Bulguların geçerliliğini ve güvenilirliğini artırmak için üçgenleme yöntemi kullanılmıştır. Bu çalışmada kültürleşme ve kültür şoku teorilerinin desteğiyle kültürlerarası adaptasyon teorisi analiz için rehber olarak kullanılmıştır. Temalar, dil, eğitim sistemleri, dini uygulamalar, mutfak ve beslenme, jestler, kutlamalar, teknoloji ve günlük davranışlar dahil olmak üzere çeşitli kültürel farklılıkları ortaya çıkarmıştır. Bu farklılıklar, dil engelleri, akademik zorluklar, kültür şoku, bürokrasi sorunlar, ruh sağlık zorlukları, ev hasreti, ayrımcılık ve gelir kaygılar gibi bir dizi uyum zorluğuna yol açmıştır. İlk yıl çoğu katılımcı için özellikle zorlayıcı olmuştur. Bazıları yıllar içinde uyum sağlarken, diğerleri hala uyum sağlama sürecindedir
CUMHURİYET DÖNEMİ TÜRKİYE’SİNDE KUR’AN ÖĞRETİMİ VE KIRAAT ALANINDA ÖNEMLİ İSİMLER -HASAN AKKUŞ VE MUHAMMED TEVFİK MOLLAMEHMETOĞLU ÖRNEĞİ-
Bu çalışma, Cumhuriyet’in ilk döneminde Türkiye’de Kur’ân ve kıraat eğitiminin seyri ile bu alanda hizmet etmiş önemli şahsiyetlerin ilmî mirasını ele almak amacıyla hazırlanmıştır. Özellikle kıraat ve tecvid ilminin yaşatılmasında etkili olmuş Hafız Hasan Akkuş ve Hafız Muhammed Tevfik Mollamehmetoğlu’nun hayatları, eğitim faaliyetleri, okuyuş tarzları ve Kur’an öğretimine dair görüşleri ayrıntılı biçimde incelenmiştir. Tez giriş, üç ana bölüm ve sonuçtan oluşmaktadır. Tezin birinci bölümünde, Cumhuriyet’in kuruluş yıllarında kıraat eğitiminin genel durumu, dönemin sosyal ve kurumsal şartları çerçevesinde değerlendirilmiş; bu dönemde öne çıkan kıraat âlimleri ile tecvid alanında kaleme alınan eserler tanıtılmıştır. Bu sayede, kıraat geleneğinin söz konusu dönemde hangi imkân ve zorluklar içerisinde sürdürüldüğü ortaya konmuştur. İkinci ve üçüncü bölümlerde, Hafız Hasan Akkuş ve Hafız Muhammed Tevfik Mollamehmetoğlu’nun biyografileri, ilmî kişilikleri ve Kur’ân eğitimine katkıları analiz edilmiştir. Her iki şahsiyetin de Kur’ân öğretimi ve kıraat ilminin hem muhafazasında hem de aktarımında oynadığı roller, örnek uygulamalar ve talebe yetiştirme usulleri çerçevesinde değerlendirilmiştir. Bu tez, modern Türkiye’de Kur’ân öğretimi ve kıraat ilminin gelişim sürecine dair önemli bir döneme ışık tutmakta; bireysel çabaların bu alandaki süreklilik açısından taşıdığı önemi ortaya koymaktadır
DİLİN İŞLEVLERİ BAĞLAMINDA YÛSUF SÛRESİNİN TAHLİLİ
Bu çalışma, Kur’an-ı Kerim’in kıssaya dayalı ve edebî derinliği en belirgin sûrelerinden biri olan Yûsuf Sûresi’ni, Roman Jakobson’un dilin işlevleri teorisi ekseninde çözümlemeyi hedeflemektedir. Çalışmanın temel gayesi, geleneksel tefsir yöntemlerinin yanı sıra modern dilbilimsel yaklaşımları da dikkate alarak Kur’an’ın nazmındaki yapısal ve işlevsel özellikleri ortaya koymak ve böylelikle ilâhî kelâmın evrensel mesajının dil vasıtasıyla nasıl tezahür ettiğini izah etmektir. Bu çalışma, Kur’an’ın dilsel yapısını hem klasik tefsir geleneği hem de modern dilbilimsel yaklaşımlar ışığında ele alarak bütüncül bir bakış açısı geliştirmeyi amaçlamaktadır. Ayrıca Kur’an’ın edebî yönünün dilin işlevleri aracılığıyla yeniden yorumlanmasına zemin hazırlayan bu yaklaşım, dinî metinlerin iletişimsel boyutuna dair daha derinlikli analizlere imkân tanımaktadır. Yûsuf Sûresi’nin seçilme nedeni, kıssa anlatımındaki psikolojik derinlik, diyalogların canlılığı ve tematik çeşitliliğin, Jakobson’un dil işlevleri kuramı çerçevesinde yapılacak analizler için uygun bir zemin oluşturmasıdır. Jakobson’un kuramsal çerçevesi, metnin iletişimsel özelliklerinin hem yapısal hem de işlevsel yönlerini kapsamlı bir şekilde incelemeye imkân sağlamaktadır. Bu model ışığında Yûsuf Sûresi’nde dilin gönderge işlevi, kıssanın tarihsel ve ahlaki içeriğinin aktarımında merkezi rol oynamaktadır. Olay örgüsü, karakterlerin yaşadığı sınavlar ve ilahî hikmetin tezahürü, somut gerçeklikler üzerinden okuyucuya sunularak metnin mesajının evrenselleştirilmesi sağlanır. Duygusal işlev ise, özellikle Hz. Ya’kûb’un üzüntüsü, Yûsuf’un sabrı ve kardeşlerinin pişmanlığı gibi insani duyguların dile getirildiği âyetlerde belirgindir. Karakterlerin içsel monologları ve duaları, okuyucuda iv empati uyandıran bir dilsel etki yaratırken, metnin duygu yüklü atmosferi dinleyiciyi ahlaki bir içe bakışa davet eder. Çağrı işlevi, daha çok emir fiilleri ve nidâ üslubunu içeren âyetlerde öne çıkar. Hz. Yûsuf’un zindan arkadaşlarına ve sonrasında kardeşlerine yönelik tevhit vurgulu uyarılarında kendini gösterir; bu pasajlar, dinleyiciyi doğrudan harekete geçmeye veya tavır değişikliğine yönlendiren bir dilsel stratejiyi yansıtır. Kanal kontrol işlevi, soru içeren âyetlerde iletişimin sürekliliğini sağlamakta ve metnin alıcı tarafından anlaşılmasını kolaylaştırmaktadır. Poetik (şiirsel) işlev sûrenin edebî üslûbunun temelini oluşturur; kelime seçimleri, çeşitli edebi sanatlar ve ritmik akış, metnin estetik boyutunu öne çıkarırken aynı zamanda anlamın derinleşmesine hizmet eder. Metadilsel/dilüstü işlev ise, sûrede doğrudan öne çıkmasa da bazı âyetlerde kelimelerin anlamlarına dair açıklamalar üzerinden kendini dolaylı olarak gösterir. Netice itibariyle bu çalışmada, dilin işlevlerine dair modern yaklaşımlara benzer görüşlerin klasik İslâm âlimlerince de bilindiği, ancak bunların sistematik bir kuram ve terminolojiden ziyade tefsir ve belâgat eserlerinin satır aralarında yer aldığı tespit edilmiştir
DİJİTAL DİASPORADA ÇERKES KİMLİĞİ
Bu çalışma, Çerkes diasporasının dijital mecralardaki kimlik inşa pratiklerinin sosyal medya platformlarındaki etkileşimlerini derinlemesine incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırma, 1 Ocak-31 Aralık 2024 döneminde etkileşim düzeyi yüksek beş Facebook topluluğunda (ÇERKES(ADIGE) TARİHİ, ÇERKES (ADIGE) TARIH KULÜBÜ, ÇERKES BİLGİ BELGE PAYLAŞIM, Kafkas Dernekleri Federasyonu (KAFFED) ve Çerkes Dernekleri Federasyonu- ÇERKESFED) gerçekleştirilen gözlemlere dayanmaktadır. Amaçlı örneklem yöntemiyle seçilen bu çevrimiçi alanlardaki paylaşımlar, yorumlar ve görseller haftalık aralıklarla arşivlenmiş; içerik ve betimsel analiz MAXQDA yazılımı kullanılarak uygulanmıştır. Veriler, dijital diasporada Çerkesler temasında, “anavatan”, “dil-tarih”, “gelenek-kültür”, “dijital-toplumsal hafıza” ve “dernekler” olmak üzere beş kategori altında kodlanmıştır. Bulgular, Facebook’un Çerkes diasporası açısından coğrafi olarak dağılmış topluluklar arasında kültürel, tarihsel ve kimlik temelli etkileşimlerin sürdürülebileceği ulusötesi bir iletişim ve etkileşim alanı sunduğunu göstermektedir. Çalışmanın bulguları, sürgün travmasının ve anavatan tahayyülünün dijital ortamda gerçekleştirilen çevrimiçi istişareler ile eşzamanlı anma ritüelleri aracılığıyla canlı tutulduğunu ortaya koymaktadır. Bayrak, anavatan ve 21 Mayıs 1864'e ilişkin anlatılar, dijital hafıza mekânlarında sürekli olarak yeniden üretilmekte ve simgesel anlamları pekiştirilmektedir. Video, fotoğraf ve metin tabanlı paylaşımlar aracılığıyla dil, dans, müzik ve tarih bilgisi kuşaklar arası aktarılmakta; bu süreç, kültürel iv sürekliliğin korunmasına önemli katkı sağlamaktadır. Ayrıca dernekler, federasyonlar ve gençlik odaklı organizasyonlara ilişkin duyurular, çevrimiçi örgütlenme biçimlerini hızlandırarak diaspora içinde dijital dayanışma ağlarının gelişmesine zemin hazırlamaktadır. Elde edilen bulgular, yeni medya araçlarının Çerkes diasporik kimliğinin hem temsiline hem de bu kimliğin çeşitli boyutlarda tartışılıp yeniden şekillendirilmesine imkân tanıyan müzakere alanlarına katkı sağladığını göstermektedir. Sosyal medya platformları, toplumsal hafızanın dijital ortamda yeniden inşasını mümkün kılarken aynı zamanda dilsel normların, tarihsel anlatıların ve kültürel pratiklerin farklı biçimlerde ifade edilmesine ve çoğul perspektiflerle yeniden üretilmesine elverişli bir zemin sunmaktadır. Sonuç olarak, Çerkes kimliği sabit ve tekil bir yapıdan ziyade, dijital etkileşimler aracılığıyla sürekli olarak tartışılan, yeniden şekillendirilen ve farklı içeriklerle zenginleştirilen dinamik bir oluşum olarak ortaya çıkmaktadır. Bu tez çalışması, kimlik, toplumsal hafıza ve ulusötesi dijital etkileşimlerin kesişiminde konumlanarak dijital diaspora literatürüne özgün bir katkı sunmakta ve Çerkes diasporasını bu bağlamda incelenmeye değer bir örnek olarak ortaya koymaktadır