16372 research outputs found
Sort by
Shakespeare tiyatrosunun postkolonyal incelenmesi
Shakespeare tiyatrosu, edebiyat dünyasının en küresel olarak tanınan ve en çok akademik olarak incelenen eserlerinden biri olmuştur. Bu çalışma, seçilmiş oyunların; "Antony ve Cleopatra", "Othello" ve "Titus Andronicus" analizinde postkolonyal teoriyi kullanarak, narsistik kişilik bozukluğu ile sömürgecilik arasındaki bağlantıyı araştırmayı amaçlamaktadır. Bu çalışmanın merkezinde, bu oyunlardaki olaylar ve karakterlerin tasvirleriyle sömürgeci ideolojileri pekiştiren ve günümüzün sömürgeci miraslarını şekillendiren unsurların tartışması yer almaktadır. Sosyal bilimler disiplininde "wokeness" ve politik doğruculuk gibi yeni fikir okullarının ortaya çıkışına dikkat ederek, Shakespeare'in yeni temsilleri keşfedilmektedir. Sonuç olarak, bu çalışma, postkolonyal dünyanın miras aldığı sosyokültürel ve politik sorunları çözmeyi amaçlayan, wokeness ve politik doğruculuk gibi çağdaş fikirlerle temas halinde olan Shakespeare oyunlarının yeni uyarlamalarına veya benimsemelerine, daha geniş kitlelere ulaşmak ve bu kitlelerle bağlantı kurabilmek için büyük ihtiyaç olduğunu savunmaktadır.Shakespearean plays have been one of the most globally recognized and most academically studied pieces of the literary world. This study aims to employ postcolonial theory regarding analysis of the selected plays "Antony and Cleopatra," "Othello," and "Titus Andronicus" while exploring the interconnectedness between narcissistic personality disorder and colonialism. At the center of this study is the discussion of elements that reinforce colonial ideologies and shape today's colonial legacies within these plays by depiction of events and characters. By paying attention to the emergence of new schools of ideas such as wokeness and political correctness under the discipline of social sciences, new representations of Shakespeare are explored. Consequently, this study argues new adaptations or appropriations of Shakespearean plays that aspire to resolve the inherited sociocultural and political issues of a postcolonial world and are in touch with the contemporary ideas of wokeness and political correctness are much needed to be able to reach and connect to wider audiences
Covid 19 sürecinde elektif kardiyak cerrahi girişim geçiren hastalarda ameliyat öncesi kaygı düzeylerinin ameliyat sonrası iyileşme durumlarına etkisi
Introduction and Aim: The aim of this study was to determine the effect of preoperative anxiety levels on postoperative recovery in patients undergoing cardiac surgery during Covid19. Material and Methods: The population of the descriptive study consisted of patients in the adult cardiovascular surgery service of a training and research hospital. Data were collected from 235 patients who were planned to undergo cardiac surgery between April and August 2021, who met the inclusion criteria and agreed to participate in the study, using the Sociodemographic Characteristics Form, State-Trait Anxiety Scale and Postoperative Recovery Index, and the analysis of the data collected in the study was performed using SPSS 22.0 software. Results and Conclusion: The mean age of the patients who participated in the study was 58.71±11.92 years, 71.1% were male, 83% were married, 64.3% were primary school graduates, 65.5% had other diseases, 61.3% had a family history of heart disease and 19.6% had Covid 19. It was found that the patients had moderate anxiety according to the mean state-trait anxiety score in the preoperative period, and they had a lot of difficulty in recovery according to the Postoperative Recovery Index. A significant positive correlation was found between the Trait Anxiety Scale and the Postoperative Recovery Index. It was found that patients who were anxious due to the Covid 19 process had higher preoperative state-trait anxiety. It was determined that there was a positive and significant relationship between the preoperative trait anxiety levels of the patients and their postoperative recovery, and the Covid 19 process increased anxiety.Giriş ve Amaç: Covid19 sürecinde kardiyak cerrahi girişim geçiren hastalarda ameliyat öncesi kaygı düzeylerinin ameliyat sonrası iyileşme durumlarına etkisinin belirlenmesi amacıyla planlandı ve yapıldı. Gereç ve Yöntem: Tanımlayıcı nitelikte gerçekleştirilen araştırmanın evrenini, İstanbul Sağlık Bilimleri Üniversitesi Mehmet Akif Ersoy Göğüs Kalp Damar Cerrahisi Eğitim Araştırma Hastanesinin Yetişkin Kalp Damar Cerrahisi Servisindeki hastalar oluşturdu. Veriler, Nisan 2021- Ağustos 2021 tarihleri arasında, kardiyak cerrahi girişim planlanıp çalışmaya dahil edilme kriterlerini sağlayan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 235 hasta ile, “Sosyodemografik Özellikler Formu”, “Durumluk-Sürekli Kaygı Ölçeği” ve “Ameliyat Sonrası İyileşme İndeksi” kullanılarak toplandı ve araştırmada toplanan verilerin analizi SPSS 22.0 paket programı kullanılarak gerçekleştirildi. Bulgular ve Sonuç: Araştırmaya katılan hastaların yaş ortalaması 58,71±11,92, %71,1’i erkek %83’ünün evli, %64,3’ünün ilköğretim mezunu olduğu saptandı. Ayrıca %65,5’inin ek olarak başka hastalıklarının da olduğu, %61,3’ünün ailesinde kalp hastalığı olduğu ve %19,6’sının Covid-19 geçirdiği belirlendi. Çalışmaya dahil edilen hastaların ameliyat öncesi dönemdeki ‘durumluk kaygı’ puan ortalaması ve ‘sürekli kaygı’ puan ortalamasına göre orta düzeyde kaygı yaşadıkları saptandı. ‘Ameliyat Sonrası İyileşme İndeksi’ puan ortalamasına göre iyileşmede çok güçlük yaşadıkları bulundu. Ameliyat öncesi Durumluk Kaygı Ölçeği ile Ameliyat Sonrası İyileşme İndeksi toplam puanları ve alt boyutları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmadı (p˃0,05). Sürekli Kaygı Ölçeği ile Ameliyat Sonrası İyileşme İndeksi toplam puanları ve alt boyutları arasında pozitif yönde istatistiksel olarak anlamlı ilişki olduğu bulundu. Hastaların ameliyat öncesi durumluk kaygı düzeyleri ile ameliyat sonrası iyileşmeleri arasında anlamlı bir fark bulunmazken, ameliyat öncesi sürekli kaygı düzeyleri ile pozitif yönde ve anlamlı bir ilişki olduğu belirlendi.Destekleyen kurum yoktur
Diclofenac sodium and paracetamol removal with ZnCl2 activated carbon produced from rice straw
This study explored the efficacy of activated carbon derived from rice straw and treated with ZnCl2 (ZnCl2-RS) for the removal of diclofenac sodium (DCF) and paracetamol (PCM) through an adsorption process. The investigation included examining the variations in removal efficiency at different pH levels and ZnCl2-RS doses. The characteristics of the ZnCl2-RS, prepared for the study, were determined through SEM and FTIR analyses, revealing a composition of 49.4% carbon and 8.3% zinc. At pH 5, the adsorption efficiency for DCF and PCM was enhanced, achieving removal rates of 92.2% for DCF and 89.1% for PCM with 0.2 g of ZnCl2-RS. The adsorption of DCF and PCM by ZnCl2-RS followed pseudo-second-order kinetic and adhered to the Langmuir isotherm model. The maximum adsorption capacities were calculated as 26.04 mg/g for DCF and 19.05 mg/g for PCM. In conclusion, the cost-effective production of activated carbon from agricultural waste like rice straw yielded a promising adsorbent material for efficiently removing pharmaceuticals such as diclofenac sodium and paracetamol. This approach not only contributes to waste reduction but also promotes the repurposing of agricultural waste materials. © 2024 Taylor & Francis Group, LLC
Morphological characterization of some local watermelon (Citrullus lanatus L.) genotypes of Turkey
Bu çalışma kapsamında, bazı yerel Türk karpuz genotipleri morfolojik açıdan değerlendirilmiştir. Toplam 20 yerel genotip ve 3 ticari çeşit kotiledon, yaprak, meyve ve tohum fenotipleri açısından değerlendirildi. Çeşitli genotipler üzerinde kapsamlı bir morfolojik analiz yapıldı. Kotiledon şekli ve renk yoğunluğu, yaprak boyutu ve loblanma, meyve boyutu, şekli ve rengi gibi özellikler ölçüldü ve karşılaştırıldı. Verilerin yorumlanmasında hiyerarşik kümeleme analizi, korelasyon matrisleri ve temel bileşen analizi kullanılmıştır. Çalışma karpuz genotipleri arasında önemli morfolojik değişkenliği ortaya çıkarmıştır. Kotiledonlar, büyük boyutların ve koyu yeşil renklerin hakim olduğu, dardan genişe doğru değiştirmiştir. Yaprak özellikleri, farklı boyutlarda ve loblanma derecelerinde dikkate değer bir dağılımla, geniş çapta çeşitlilik göstermektedir. Meyvelerin morfolojik analizi, zengin bir genetik çeşitliliğe işaret eden geniş bir şekil, boyut ve renk yelpazesi gösterdi. İki ana genotip kümesi tanımlandı, bu da morfolojik özelliklere dayalı açık bir ayrım olduğunu ortaya koymaktadır.The scope of this study, some of the local Turkish watermelon genotypes were evaluated morphologically. A total of 20 local genotypes and three commercial varieties were assessed regarding their cotyledon, leaf, fruit, and seed phenotypes. An extensive morphological analysis was performed on a diverse set of genotypes. Traits such as cotyledon shape and color intensity, leaf size and lobing, and fruit size, shape, and color were measured and compared. Hierarchical clustering analysis, correlation matrices, and principal component analysis were employed to interpret the data. The study revealed significant morphological variability among the watermelon genotypes. Cotyledons ranged from narrow to broad, with a predominance of large sizes and dark green coloration. Leaf characteristics varied widely, with a notable distribution across different sizes and degrees of lobing. Fruit analysis showed a broad spectrum of shapes, sizes, and colors, indicating a rich genetic diversity. Two main genotype clusters were identified, suggesting a clear distinction based on morphological traits
Comparison of eating disorder tendencies of health personnel working overtime and on duty
Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Beslenme ve Diyetetik Ana Bilim DalıTekirdağ Çorlu Devlet Hastanesi bünyesinde mesai ve nöbet usulü çalışmakta olan sağlık personellerinin çalışma düzenleri ile yeme bozuklukları arasında anlamlı bir farklılık olup olmadığının belirlenmesi amacıyla 107 nöbet ve 117 mesai düzeni olmak üzere toplam 224 sağlık çalışanı ile saha araştırması gerçekleştirilmiştir. Çalışmada veri toplama aracı olarak katılımcılar hakkında genel bilgi almak amacı ile sosyo-demografik özellik formu, ortoreksiya nervoza eğilimini saptamak amacı ile ORTO-15, yeme bozuklukları tanı öncesi tarama için REZZY, beden algısı değerlendirmesi amacı ile STUNKARD, erken teşhis amacı ile Eating Disorder Examination Questionnaire (EDEQ) ve uyku kalitesinin değerlendirmesi amacı ile Pıttsburgh uyku kalite indeksi (PUKİ) ölçekleri kullanılmıştır. Nöbet usulü çalışma şeklinin öğün rutinleri ve besin destek ürünü tüketiminde anlamlı düzeyde etkili olduğu saptanmıştır. Katılımcıların ORTO-15 Ölçeği toplam puan ortalaması 38,26±4,59, REZZY Ölçeği madde puan ortalaması 1,16±1,23, STUNKARD Ölçeği puan farkı ortalaması 1,31±1,12, EDEQ Ölçeği toplam puan ortalaması 8,06±7,19 ve PUKİ Ölçeği toplam puan ortalaması 13,35±7,74 saptanmıştır. Ayrıca katılımcıların çalışma sistemi ile ORTO-15, REZZY, STUNKARD ve EDEQ ölçekleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki belirlenememiştir. Mesai usulü çalışanlarda ORTO-15 ölçeği puanlarına göre ortorektik olarak kabul edilen 67 kişi belirlenirken; nöbet usulü çalışan bireylerde 82 kişinin ortorektik olduğu belirlenmiştir. REZZY toplam puanına göre ise mesai usulü çalışan bireylerde 38 kişinin riskli; nöbet usulü çalışan bireylerde 48 kişinin riskli grupta yer aldığı belirlenmiştir. EDEQ puan ortalamasına göre ise mesai usulü çalışanlardan 71 kişinin riskli; nöbet usulü çalışan bireylerden de 75 kişinin riskli grupta yer aldığı belirlenmiştir. Son olarak uyku kalitesi değerlendirmesinde PUKİ toplam puanına göre mesai usulü çalışan bireylerden 75 kişinin kötü; nöbet usulü çalışan bireylerden ise 113 kişinin kötü uyku kalitesine sahip olduğu belirlenmiştir. Antropometrik ölçüm sonuçları incelendiğinde nöbet usulü çalışanların bel-kalça oran ortalamasının anlamlı düzeyde (p=0,014) daha düşük olduğu belirlenmiştir. Çalışmanın sonucunda elde edilen bu sonuçlara göre özellikle nöbet usulü çalışma ortamları için araştırmacı tarafından çeşitli önerilerde bulunulmuştur.To determine the difference between the working patterns and eating disorders of healthcare personnel working on shifts and shifts within Tekirdağ Çorlu State Hospital, field research was conducted with a total of 224 healthcare workers, 107 on shift and 117 on shift. In the study, the data collection tools were socio-demographic characteristics form to get general information about the participants, ORTO-15 to detect the tendency for orthorexia nervosa, REZZY for pre-diagnostic screening of eating disorders, STUNKARD to evaluate body image, and Eating Disorder Examination to determine early diagnosis. Questionnaire (EDEQ) and Pittsburgh sleep quality index (PSQI) scales were used to evaluate sleep quality. It has been determined that shift work has a significant impact on meal routines and nutritional supplement consumption. Participants' ORTO-15 Scale total score average is 38.26±4.59, REZZY Scale item score average is 1.16±1.23, STUNKARD Scale score difference average is 1.31±1.12, EDEQ Scale total score average is 8.06. The mean total score of the PSQI Scale was found to be ±7.19 and 13.35±7.74. In addition, no statistically significant relationship could be determined between the participants' working system and the ORTO-15, REZZY, STUNKARD and EDEQ scales. While 67 people who were considered orthorexic were determined according to ORTO-15 scale scores among shift workers; Among individuals working on shift basis, 82 individuals were determined to be orthorexic. According to the REZZY total score, 38 people working overtime are at risk; Among individuals working on shift, 48 people were determined to be in the risk group. According to the EDEQ score average, 71 people working overtime are at risk; It was determined that 75 people working on shift were in the risk group. Finally, according to the PSQI total score, 75 of the individuals working overtime had a bad score; It was determined that 113 people working on shift had poor sleep quality. When the anthropometric measurement results were examined, it was determined that the average waist-hip ratio of shift workers was significantly lower (p=0.014). According to the results obtained as a result of the study, various suggestions were made by the researcher, especially for on-call working environments
Farklı Ekim Sıklıklarının Ekmeklik Buğday Çeşitlerinde Tane Verimi ve Verim Unsurları Üzerine Etkisi
Çalışma, dört farklı ekim sıklığının (300, 400, 500 ve 600 tohum m-2) üç ekmeklik buğday çeşidinin (NKÜ Lider, NKÜ Ergene ve NKÜ Asiya) tane verimi ve bitki boyu, başak uzunluğu, başakta başakçık sayısı, başakta tane sayısı, başakta tane ağırlığı ve hasat indeksi gibi verim unsurlarına etkisini belirlemek amacıyla 2021 ve 2022 yıllarında Tekirdağ ve Edirne lokasyonlarında bölünmüş parseller deneme desenine göre 3 tekrarlamalı olarak yürütülmüştür. Araştırmada, incelenen tüm özellikler bakımından ekim sıklıkları arasındaki farklar istatistiki olarak önemli bulunmuştur. En yüksek ortalamalar başak uzunluğu için 400 tohum m-2, başakta başakçık sayısı için 400 tohum m-2, başakta tane sayısı için 400 ve 500 tohum m-2, başakta tane ağırlığı için 300, 400 ve 500 tohum m-2 ve hasat indeksi için ise 400 tohum m-2 ekim sıklığından elde edilmiştir. En yüksek tane verimi ortalaması 701.31 kg da-1 ile 400 tohum m-2 ekim sıklığından elde edilmiş, bunu 698.42 kg da-1 ile 500 tohum m-2 ekim sıklığı izlemiştir. İncelenen özellikler bakımından çeşitlerin ekim sıklıklarına tepkilerinin faklı olduğu belirlenmiştir. En yüksek tane verimi NKÜ Lider çeşidinin 400 tohum m-2 (715.58 kg da-1) ekim sıklığından, NKÜ Ergene çeşidinin 500 tohum m-2 (713.92 kg da-1) ekim sıklığından ve aynı çeşidin 400 tohum m-2 (707.83 kg da-1) ekim sıklığından elde edilmiştir. Sonuç olarak, bölgede yapılacak ekmeklik buğday yetiştiriciliğinde istenilen verim düzeyine ulaşmak için ekim sıklığının çeşitlerin kardeşlenme kapasiteleri de dikkate alınarak uzun boylu ve kardeşlenmesi fazla olan çeşitlerde 400 tohum m-2, daha kısa boylu ve kardeşlenmesi az olan çeşitlerde ise 500 tohum m-2 ekim sıklığı önerilebilir
Rumeli Kazaskerliği Ruznamçe Register dated 1255-1256 Hijri (No. 205) (Translation and evaluation)
Sosyal Bilimler Enstitüsü, Tarih Ana Bilim DalıRuznamçe defterleri genelde Osmanlı taşra/kaza idaresinin, özelde ise ilmiye teşkilatının işleyişinin anlaşılması için başvurulması gereken önemli birer arşiv kaynaklarıdır. Rumeli Kazaskerliğine ait 205 numaralı ruznamçe defterinin çeviriyazısının yani günümüz harflerine çevrilerek değerlendirildiği bu çalışmada, H. 1255-1256 tarihlerinde gerçekleştirilen kadı ve müderris atamaları incelenmiştir. Atama kayıtlarından yola çıkılarak kadıların kazaları ne şekilde tasarruf ettikleri, kadıların görev süreleri, infisâl dönemleri, kadı ve müderrisler için kullanılan sıfat veya ön tabirlerin yanısıra kadıların diğer görevleri tespit edilmiştir. Bununla birlikte ruznamçenin kısa bir bölümünü oluşturan ve İstanbul'da bulunan medreselere yapılan atamalar da ele alınmış, veriler ilgili başlıklar altında işlenmiştir. Konular, ruznamçe defterinden örnekler verilerek ve ruznamçeden elde edilen bilgiler ışığında oluşturulan tablo, grafik ve şekillerle desteklenmiştir. Ayrıca çalışmamızda Osmanlı ilmiye teşkilatı, medrese ve müderrislik, kaza ve kadılık, mülazemet sistemi, kazaskerlik kurumu ve ruznamçe defterleri, ilgili kaynaklar ışığında genel olarak değerlendirilmiştir.Ruznamçe books are important archival sources that should be consulted in order to understand the functioning of the Ottoman provincial administration in general and the ilmiye organization in particular. In this study, in which the ruznamçe book numbered 205 of the Rumeli Kazaskerate is translated into contemporary letters, the appointments of qadi and muderris made in 1255-1256 Hijri are analyzed. Based on the appointment records, we have determined how the qadi administered the qazas, the tenure of the qadi, the period of their resignation, the adjectives or prefixes used for qadi and muderris, as well as other duties of the qadi. In addition, the appointments made to madrasas in Istanbul, which constitute a short section of the ruznamçes, are also discussed, and the data are processed under the relevant headings. The topics are supported with examples from the ruznamçe book and tables, graphs and figures based on the information obtained from the ruznamçe book. In addition, the Ottoman ilmiye organization, madrasah and the muderriship, the kaza and the qadiyat, the mulazemet system, the institution of the kazaskerate and the ruznamçe books are generally evaluated in the light of the relevant sources
Emîrü’l-Ümerâlık Kurumunun Abbâsî Yönetimine Etkisi
Emîrü’l-ümerâ kavramı ilk defa Hz. Ömer zamanında kullanılmıştır. O dönem, “başkomutan” anlamıyla kullanılan bu ifade Abbâsîler devrinde daha yüksek bir rütbeyi ifade ediyordu. Bu kurum Abbâsîler döneminde vezirlik ile hilâfet arasında yer alan bir unvanı ifade etmek için kullanılmıştır. Ancak emîrü’l-ümerâlar, vezirlerden çok daha fazla bir yetkiye sahipti. Bu kurumun ihdas edildiği dönemde vezâret makamı da varlığını sürdürmüş, ancak vezirin herhangi bir yetkisi kalmamıştı. Halife ise, neredeyse bütün yetki ve sorumluluğunu emîrü’l-ümerâya devretmişti. Muazzam yetkilerle donatılmış bu kurumun ortaya çıkış nedeni, ülke genelinde kaybolan siyasî ve ekonomik istikrarın yeniden sağlanmasıydı. Onuncu yüzyılın ortalarında Halife Râzî (ö. 329/940) tarafından kurulan bu müessese yaklaşık on yıl kadar varlığını sürdürmüştür. İbn Râik (ö. 330/942), Beckem (ö. 329/941) ve Tüzün (ö. 333/945) gibi o dönemin nüfuzlu idarecileri emîrü’l-ümerâ yetkisiyle tayin edilmiştir. Bu çalışmada, ülkedeki kötü gidişatı sonlandırmak amacıyla tesis edilen bu kurumun beklenen işlevi sağlayıp sağlayamadığı; olağanüstü yetkilerle donatılmış emîrü’l-ümerâların siyasî ve ekonomik istikrara hangi yönde katkı sağladığı gibi sorulara cevap aranmıştır. Çalışmanın sonucunda, yüksek beklentilerle vazifelendirilen emîrü’l-ümerâların kendilerinden beklenen başarıyı gös-teremedikleri görülmüştür. Daha da kötüsü, emîrü’l-ümerâ olmak için sergi-lenen mücadele sebebiyle, Abbâsî Devleti eski günlerini arayacak duruma gelmiştir
Microengineered neuronal networks: enhancing brain-machine interfaces
The brain-machine interface (BMI), a crucial conduit between the human brain and computers, holds transformative potential for various applications in neuroscience. This manuscript explores the role of micro-engineered neuronal networks (MNNs) in advancing BMI technologies and their therapeutic applications. As the interdisciplinary collaboration intensifies, the need for innovative and user-friendly BMI technologies becomes paramount. A comprehensive literature review sourced from reputable databases (PubMed Central, Medline, EBSCOhost, and Google Scholar) aided in the foundation of the manuscript, emphasizing the pivotal role of MNNs. This study aims to synthesize and analyze the diverse facets of MNNs in the context of BMI technologies, contributing insights into neural processes, technological advancements, therapeutic potentials, and ethical considerations surrounding BMIs. MNNs, exemplified by dual-mode neural microelectrodes, offer a controlled platform for understanding complex neural processes. Through case studies, we showcase the pivotal role of MNNs in BMI innovation, addressing challenges, and paving the way for therapeutic applications. The integration of MNNs with BMI technologies marks a revolutionary stride in neuroscience, refining brain-computer interactions and offering therapeutic avenues for neurological disorders. Challenges, ethical considerations, and future trends in BMI research necessitate a balanced approach, leveraging interdisciplinary collaboration to ensure responsible and ethical advancements. Embracing the potential of MNNs is paramount for the betterment of individuals with neurological conditions and the broader community
TÜRKİYE’DE CUMHURİYET’İN 10. YILI KUTLAMALARI
Türkiye, 29 Ekim 1923 günü, tarihinin önemli eşiklerinden birini geçti ve o gün rejim değişikliği yaşamıştır. Bu nedenle 29 Ekim günü çok önemsenmiş, ilki 1924 yılında olmak üzere, her 29 Ekim günü “Cumhuriyet Bayramı” olarak kutlanmaya başlanmıştır. Bunlar içerisinde en önemseneni ise 1933 yılının Cumhuriyet Bayramı olmuştur. 1933 yılının 29 Ekim günü birçok bakımdan önemli bulunmuş ve o seneki kutlamalara özel bir önem verilmiştir. Bunun dahili ve harici birçok sebebi vardır. Fakat bir özellik, herkese verilmek istenen mesajın ortak yönünü oluşturmuştur. Bu, on yıl önce kurulduğunda hakkında olumlu düşüncelerin, gelişip-büyüyeceğine dair ümitlerin olmadığı bir rejimin on yıl gibi kısa sürede ne kadar büyük işler yaptığını gösterme arzusudur. Bu amaçla, kutlama törenlerinin en üst düzeyde coşkulu olması istenmiştir. Kutlama törenlerinin her detayı titiz bir şekilde düşünülüp uygulamaya konmuştur. Bu araştırma, dönemin şartlarında Cumhuriyet’in onuncu yıl dönümüne yüklenen anlam ve önemi, o günün belgelerinden hareketle tespit etme amacındadır. Bu nedenle söz konusu kutlamalar, dönemin resmî belgelerinden ve yine o dönemin dergi ve günlük gazetelerinde yer alan makale ve haberlerden hareketle ele alınacaktır