16372 research outputs found
Sort by
Kullanımda Olan Sera Pülverizatörlerindeki Meme Plakalarının Püskürtme Özelliklerinin Belirlenmesi
Tarımsal üretimde hastalık, zararlı ve yabancı otlarla mücadelede yaygın olarak kimyasal yöntemler uygulanmaktadır. Kimyasal yöntemlerde kullanılan tarım ilaçlarının (pestisitler) hedef yüzeylere uygulanmasında en fazla kullanılan makinalar pülverizatörlerdir. Üretim sezonundaki pülverizatör kullanımını; ürün çeşidi, yetiştiricilik şekli, üretim dönemi, hastalık, zararlı ve yabancı ot durumu, ürünün ekonomik değeri gibi birçok faktör etkilemektedir. Pülverizatör kullanımının yoğun olduğu üretim alanlarından birisi de sera yetiştiriciliğidir. Geleneksel seralarda elektik motorundan hareketli, içi boş konik hüzmeli memelere sahip püskürtme çubuğu ile ilaçlama yapılan, hidrolik pülverizatörler yaygın olarak kullanılmaktadır. Pülverizatörlerin kullanımındaki başarı; gıda güvenliği, sağlıklı tarımsal üretim, sürdürülebilir bir çevre, iş sağlığı ve güvenliği vb. konular açısından önemlidir. Bu nedenle pülverizatör seçimine özen gösterilmesinin yanında, makinaların tamir ve periyodik bakımlarının zamanında yapılması gereklidir. Meme başlıkları, pülverizasyonun (püskürtme işlemi) başarısı açısından kritik bir parçadır ve kullanım süresine bağlı olarak meme plakası delik şekli ve boyutları değişmektedir. Periyodik bakımlarda yapılması gereken işlemlerden birisi de aşınmış meme plakalarının yenileri ile değiştirilmesidir. Bu araştırmada, geleneksel sera işletmelerinde kullanımda olan sera pülverizatörlerinde bulunan meme plakalarının püskürtme özelliklerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Antalya İli’nde yürütülen denemelerde, 5 farklı ilçede faaliyet gösteren 60 adet geleneksel sera işletmesinden toplanan sera pülverizatörlerine ait 1.5 mm çapındaki meme plakaları ve üç adet yeni meme plakası kullanılmıştır. Çalışmada meme plakalarına ait delik boyutları, hüzme açıları, debi ve dağılım düzgünlük değerleri belirlenmiş ve yeni plaka değerleri ile karşılaştırılmıştır. Araştırma bulgularına göre kullanımda olan meme plakalarının delik çapı ve debi değerleri, yeni meme plakalarına göre sırasıyla ortalama %11.0 ve %10.8 oranında artış göstermiştir. Kabul edilebilir çap büyümesi sınır değeri (%5) dikkate alındığında kullanımda olan meme plakalarının %73’ünün yenileri ile değiştirilmesi gerektiği görülmektedir. Diğer bir sınır değer olan debi artış değerine (%10) göre kullanımda olan meme plakalarının %46.7’sinin yenilenmesinin gerekli olduğu anlaşılmaktadır
Cumhuriyet Dönemi Lise Tarih Ders Kitaplarında Yunan İsyanı
Bu araştırmanın amacı, Cumhuriyet’in ilanından sonra 1924-2022 yılları arasında ortaöğretim kurumlarında okutulan lise tarih ders kitaplarında Yunan İsyanı’nın nasıl ele alındığını tespit etmektir. Bu amaçla çalışmada Cumhuriyet döneminde ortaöğretimde okutulan 22 tarih ders kitabı incelenmiştir. Çalışmada, nitel araştırma yöntemlerinden olan durum çalışmasından, veri toplama tekniği olarak doküman incelemesinden ve verilerin analizi ve yorumlanmasında betimsel analizden yararlanılmıştır. Elde edilen veriler, Türk Tarih Tezi’ne Hazırlık Dönemi, Türk Tarih Tezi Dönemi, Hümanist Dönem, Türk-İslâm Sentezi Dönemi ve Yapılandırmacı Eğitim Dönemi olmak üzere beş kategori altında incelenmiştir. Bu çalışma kapsamında incelenen tarih ders kitaplarında, II. Mahmut dönemi olayları içerisinde en geniş olarak anlatılan konunun Yunan İsyanı olduğu tespit edilmiştir. Türk Tarih Tezi’ne Hazırlık Dönemi’nden Yapılandırmacı Eğitim Dönemi’ne kadar incelenen tarih ders kitaplarında Yunan İsyanı’nın, genel olarak bazı şablonlar halinde fazla değişime uğramadan yer aldığı tespit edilmiştir. Ayrıca bahse konu isyan sırasında gerçekleştirilen Mora katliamına sadece Türk Tarih Tezi’ne Hazırlık Dönemi’nde az da olsa yer verildiği, daha sonraki dönemlerde fazla üzerinde durulmadığı görülmüştür
Effect of ß-glucan from Euglena gracilis as an antioxidant on goat semen cryopreservation
This study aimed to determine the influence of different doses of beta-glucan on post-thaw spermatological parameters, lipid peroxidation, and total antioxidant activity of buck semen. In the non-breeding season, semen was collected from bucks twice weekly. After then, ejaculates were pooled and divided into four equal aliquots: beta-glucan concentrations of 1 mM (beta G1), 2 mM (beta G2), and 4 mM (beta G4), and a control group without antioxidants. Each sample group was diluted for cryopreservation using a dilution method involving two steps. The experimental groups were then evaluated for several parameters including sperm motility, plasma membrane functional integrity [hypoosmotic swelling test (HOST)], damaged acrosome rate [FITC-Pisum sativum agglutinin (FITC-PSA)], DNA integrity [terminal deoxynucleotidyl transferase-mediated dUTP nick-end labeling (TUNEL)], mitochondrial membrane potential using JC-1, evaluation of lipid peroxidation, and determination of total antioxidant activity. The post-thaw motility and plasma functional integrity of the control group were significantly lower than those values in the beta G groups (P 0.05). There was no statistical difference among all the groups regarding low mitochondrial membrane potential, MDA, and TAC rates. In line with our results, supplementation of 1mM, 2 mM and 4 mM beta-glucan to freezing extender improves the post-thaw spermatological characteristics of goat semen
Assessment of biomarker-based ecotoxic effects in combating microplastic pollution- a review
Microplastics, found in various environments oceans, freshwater systems, soil, and the atmosphere, can enter ecosystems through various pathways, including the degradation of macroplastic parts or direct release from consumer products. By polluting terrestrial, freshwater, and marine ecosystems, their formation, fate, and distribution increasingly threaten living life and ecosystems. Once found in the environment, microplastics can persist for a long time and cause toxicity by accumulating in different ecological sections. These particles can be ingested by a wide range of organisms, including species living in water, birds, and terrestrial animals, negatively affecting ecosystem functioning. Ecological risks associated with microplastics include disruption of food webs, altered nutrient cycling, and potential long-term effects on population dynamics and ecosystem stability. The accumulation of microplastics and associated toxicants in organisms can have cascading effects on higher trophic levels and ultimately affect entire ecosystems. However, biomarker studies have revealed the potential for bioaccumulating microplastics and related chemical pollutants throughout the food chain. With the analysis of biomarkers, the uptake and accumulation of microplastics in the gastrointestinal tract, tissues, and organs of organisms can be determined. Biomarkers help assess the impact of pollutants on individual organisms and provide insight into potential risks to entire ecosystems. Therefore, it is crucial to develop effective mitigation strategies, environmental monitoring pssrograms, and regulatory measures to minimize the harmful effects of microplastics on ecosystems and human health. This study specifies the toxicity effects of microplastic detection on living organisms in the receiving environment through biomarker-based monitoring studies and also emphasizes the need for a multidisciplinary approach
KAMU SPOTLARI VE TANITIM FİLMLERİNİN SOSYAL BİLGİLER EĞİTİMİNDEKİ KULLANIM POTANSİYELİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ
Bu çalışma, Türkiye Cumhuriyeti Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı'nın (ÇŞİDB) resmi web sitesinde yayınlanan kamu spotlarının ve tanıtım filmlerinin 2018 Sosyal Bilgiler Öğretim Programı (SBÖP) çerçevesinde potansiyel kullanımını incelemektedir. Çalışma, doküman inceleme yöntemi kullanılarak gerçekleştirilmiştir. ÇŞİDB'nin kamu spotları ve tanıtım filmleri, SBÖP'nin yeterlikler, özel amaçlar, beceriler, değerler, öğrenme alanları ve kazanımlar açısından değerlendirilmiştir. Elde edilen veriler, içerik analizi yöntemiyle değerlendirilmiştir. Araştırma sonuçları, kamu spotlarının ve tanıtım filmlerinin küresel çevre sorunlarına ve bu sorunların çözümlerine odaklandığını göstermektedir. Bu kamu spotları ve tanıtım filmlerinde vurgulanan çevre sorunları, çoğunlukla üretim, dağıtım ve tüketimle ilgilidir. Bu sonuçlara dayanarak, sosyal bilgiler ve kamu spotları arasındaki ilişki daha fazla incelenmelidir. Çevre ve sürdürülebilirlik temalı kamu spotları ve tanıtım filmleri, sosyal bilgiler derslerinde çevre bilincini artırmak için kullanılması önerilebilir
The effect of nutrition education on malnutrition and quality of life in chronic kidney disease patients being treated in hemodialysis units in Tekirdağ
Bu çalışmada, Tekirdağ Süleymanpaşa'da faaliyet gösteren iki hemodiyaliz ünitesinde tedavi gören kronik böbrek hastalarına (KBH) verilen beslenme eğitiminin hastaların beslenme bilgi düzeyine, malnütrisyon skoruna ve yaşam kalitesine etkilerinin saptanması amaçlanmıştır. Müdahale araştırması olarak planlanan bu çalışmaya Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Araştırma Hastanesi ve Tekirdağ Özel Ege Diyaliz Merkezinde tedavi gören toplam 32 KBH'lı hasta katılmıştır. Veri toplama aşamasında üç adet veri toplama formu kullanılmıştır. İlk olarak beslenme eğitimi öncesinde çalışmaya katılmayı kabul eden gönüllü hastalardan araştırmacı tarafından konu ile ilgili literatür doğrultusunda anket formu oluşturulan, demografik özellikleri ve hastalığa ilişkin bilgileri içeren 12 sorudan oluşan "Kişisel Bilgi Formu", beslenme durumlarının değerlendirilmesi amacıyla 13 sorudan oluşan "Nütrisyonel Risk İndeksi Formu (NRİ)" ve 36 sorudan oluşan "SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği" kullanılarak veriler toplanmıştır. Verilen beslenme eğitiminden üç ay sonra diyaliz seansı sırasında doğrudan görüşme yapılarak hastalara tekrardan NRİ ve SF-36 uygulanmış; yeniden NRI puanları ve SF-36 yaşam kalitesi ölçeği puanları hesaplanmıştır. Hemodiyaliz ünitelerinde tedavi gören kronik böbrek hastalarının malnütrisyon skorları değerlendirilmiş beslenme bilgi durumu, tutum ve davranışları saptanmış, beslenme eğitimi verilmesinin bu hastaların beslenme bilgi durumlarına, bazı kan parametrelerine, malnütrisyon riskine etkileri ve beslenme eğitiminin hastaların yaşam kalitesi üzerindeki etkileri üzerinde değerlendirmeler yapılmıştır. Çalışmaya katılan hastalarda beslenme eğitimi öncesi beslenme bilgi düzeyi puanı 20 puan üzerinden 15,9 iken beslenme eğitiminden hemen sonra 18,4 üç ay sonra 17,6 olarak hesaplanmıştır. Hastaların genelinde nütrisyonel risk indeksi başlangıç skor ortalaması 101,3 iken hastalıklarına özgü beslenme bilgilendirmesi yapıldıktan üç ay sonra 104,1 olarak hesaplanmıştır. SF-36 yaşam kalite ölçeğindeki fiziksel rol güçlüğü, emosyonel rol güçlüğü, vitalite/enerji ve genel sağlık algısı skorları beslenme eğitimi sonrasında yükselirken diğer faktörlere ait skorlar düşmüştür.. In this study, it was aimed to learn the effects of the nutrition education given to chronic kidney patients treated in hemodialysis units in Tekirdağ on the patients' knowledge level, malnutrition score and quality of life. A total of 32 patients with CKD who were treated at Tekirdağ Namık Kemal University Research Hospital and Tekirdağ Private Aegean Dialysis Center participated in this cross-sectional study. Three data collection forms were used during the data collection phase. In data collection, the "Survey Form" consisting of 12 questions, including demographic characteristics and disease-related information, for which a survey form was created by the researcher from volunteer patients who agreed to participate in the study before nutrition education, in line with the literature on the subject, and the "Nutritional Risk Index Form" consisting of 13 questions to evaluate their nutritional status. Data were collected using "NRI" and "SF-36 Quality of Life Scale" consisting of 36 questions. Three months after the nutrition education provided, direct interviews were conducted during the dialysis session and disease-specific nutrition knowledge levels, NRI scores and SF-36 quality of life scale answers were recorded. Malnutrition scores of chronic kidney patients treated in hemodialysis units were evaluated, their nutritional knowledge, attitudes and behaviors were determined, and evaluations were made on the effects of nutrition education on these patients' nutritional knowledge status, some blood parameters, malnutrition risk, and the effects of nutrition education on the patients' quality of life. While the nutrition knowledge level score of the patients participating in the study before the nutrition education was 15.9 out of 20 points, it was calculated as 18.4 immediately after the nutrition education and 17.6 three months later. While the initial nutritional risk index average score of the patients was 101.3, it was calculated as 104.1 three months after the nutritional information specific to their disease was provided. While physical role difficulty, emotional role difficulty, vitality/energy and general health perception scores on the SF-36 quality of life scale increased after nutrition education, scores for other factors decreased
The Relationship Between Economic Development, Banking Sector Performance and Financial Globalization: Evidence from OECD Countries
The aim of this study is to examine the relationship between the economic development of the 11 OECD countries selected in the period 1990-2018, banking sector performance and financial globalization by integrating investments and trade openness as explanatory variables. The cointegration between variables is investigated by Pedroni, Kao and Westerlund tests and the long-term coefficients are determined by Driscoll-Kraay standard errors forecasters. Finally, the causality relationship between variables is tested in the Dumitrescu-Hurlin panel bootstrap approach. Empirical findings indicate the existence of cointegration between variables. The banking sector performance, financial globalization and investments have a statistically significant positive effect on economic development, while the trade openness has a meaninglessly positive effect. They also indicate a two-way causality between the economic development and banking sector performance and investments, and a one-way causality running from trade openness to economic development. Therefore, the findings make political recommendations for both policymakers and future studies
1902 TARİHLİ KİRİL HARFLİ KIRIM TATARCA BİR SÖZLÜKTEKİ SÖZ VARLIĞI
Edebiyat geleneği bakımından Türkiye sahası ile önemli ortaklıkları bulunan Kırım Tatarları, aslında eski bir sözlükçülük geleneğine sahiptir ve süreç içerisinde çok değerli Kırım Tatarca sözlükler yayımlanmışlardır. Bu sözlükler büyük oranda genel amaçlı olduğu gibi terim sözlüklerini de içermektedir. Kırım Tatarlarınca ilk Kırım Tatarca sözlük ve eser olarak Kodeks Kumanicus kabul edilmektedir. 13-14. yüzyıllarda yazılan bu eser Türkoloji çalışmalarının vazgeçilmez kaynaklarından biridir. Daha sonraki yıllarda da değerli Kırım-Tatarca sözlükler hazırlanmıştır. 19. yüzyılın sonlarına doğru ise Kısa Rusça-Tatarca Sözlük (Kırım Ağzı) adlı bir eser daha basılmıştır. Bu sözlük özellikle Kırım’a gelen Rus turistler ve Kırım Tatarcayı iyi bilmeyen yerli halk için yazılmıştır. Eserin giriş kısmında sözlük hakkında çeşitli bilgiler verilmiştir. Sözlükteki kelimelerin yaklaşık 2/3’ü konuşma dilinde kullanılan kelimelerden oluşmaktadır. Sözlük kısmının dışında Kırım Tatarca başlıca gramer kurallarına ve kalıp ifadelere-cümlelere de yer verilmiştir. Bu sözlükte Kırım Tatarca kelimeler, Kiril alfabesiyle yazılmıştır. Kırım Tatarlar arasında Arap alfabesinin kullanıldığı bir dönemde Kiril harfli böyle bir eserin basılması son derece dikkat çekicidir. Bununla beraber Kırım Tatarca kelimelerin Kiril alfabesiyle yazılması, Kırım Tatarcadaki bazı sesleri ifade etme konusunda zorlayıcı olmuştur. Sözlük nihayetinde bir “rehber sözlük” niteliğini taşımaktadır. Çalışmada, söz konusu sözlük tanıtılmış ve söz varlığı açısından incelenmiştir
A Microcontroller-Controlled Optocoupler-Based Memristor Emulator and Its Usage in a Low-Pass Filter
A nonlinear circuit element called a memristor has become a popular research area today. Circuits that mimic the behavior of a memristor are called memristor emulators. There are many different types of memristor emulators made. There are also optoelectronic memristor emulators in the literature, albeit in small numbers. In this study, a microcontroller-controlled memristor emulator with a hand-made optocoupler was designed. The circuit is made using an inexpensive microcontroller, the STM32F103RB microcontroller. The emulator made was used in the design of an LP filter with an adjustable cutoff frequency of low and high pass. The operation of the emulator and the filter has been studied experimentally. Experimental results show that the emulator and the LP filter circuits perform well
ANALYSING SIMONE VEIL'S WORK TITLED A LIFE IN THE CONTEXT OF AUTOBIOGRAPHY THEORY
Öz: Düşünen, sorgulayan ve anlamaya çalışan bir varlık olarak toplumun temel öğesini oluşturan insan kendisi ve yaşamla kurduğu ilişki temelinde olayları anlamlandırmak ister. Bu istek aslında insanın yaşamdaki yerini ve amacını belirlemesi açısından önemlidir. Bu bağlamda sosyal bir varlık olan insanın kimliği ve yaşamı tarihsel süreç içerisinde yaşanılan olaylar sonucunda belirlenmekte ve biçimlenmektedir. Kişinin yaşamında önemli bir değişime yol açmış olayları, düşünsel veya duygusal travmaları en etkili ve güvenilir biçimde aktarma aracı olarak da özyaşamöyküsü türünün önem kazandığını söyleyebiliriz. Özellikle yazın alanında, yeniötesi (fr. postmoderne) olarak nitelendirilen dönemde öznenin yeniden önem kazanmasıyla “ben”li anlatıların yaygınlaşmasında bireyselliğin tanıklıklar ve itiraflarla ortaya konduğu özyaşamöykülerinin önemi yadsınamaz. Özyaşamöyküsünde yazarın kendisiyle başlayan hesaplaşma/sorgulama serüveni tarih ve toplumla hesaplaşmaya, yaşanılanları unutturmamaya ve gelecek nesillere aktarma amacına doğru evrilir. Günümüzde daha çok güçlü duruşu ve başarılarıyla anılan Simone Veil hukukçu, siyasetçi ve kadın hakları savunucusu olarak tarihe geçmiştir. Bu başarı, yalnızca rakamdan oluşan bir kimlik ve yok edilen bir özsaygı üzerine kurulmuştur. Toplama kamplarında geçirdiği on altı aylık zorlu süreç boyunca II. Dünya Savaşının yol açtığı büyük yıkıma tanıklık etmiş biri olarak Veil yaşadıklarını yıllar sonra Une Vie (Bir yaşam) adlı yapıtında özyaşamöyküsü türünde aktarmıştır. İnsanın hangi durumda yaşam öyküsünü anlatma gereksinimi duyduğu ile ilgili yapılan çalışmalar bir tür olarak özyaşamöyküsünün gelişimi hakkında önemli bilgiler sunmaktadır. Bu çalışmada Simone Veil’in Une vie adlı yapıtı kuramsal çerçevesi Philippe Lejeune tarafından oluşturulan özyaşamöyküsü türünde çözümlenecektir.Abstract: As a being who thinks, questions and tries to understand, the human being, who constitutes the basic element of society, wants to make sense of events on the basis of the relationship he/she establishes with himself/herself and with life. This ambition is actually significant in terms of determining one's position and purpose in life. In this context, the identity and life of man, who is a social being, is determined and shaped as a result of the events experienced in the historical process. We can also say that the genre of autobiography has gained importance as the most effective and reliable means of conveying events, intellectual or emotional traumas that have led to a significant change in a person's life. Especially in the field of literature, the importance of autobiographies, in which individuality is revealed through testimonies and confessions, cannot be denied in the widespread use of narratives with ‘I’ as the subject regains importance in the period characterized as postmodern (fr.postmoderne). In the autobiography, the writer's adventure of reckoning/questioning, which begins with himself/herself, evolves towards reckoning with history and society, and towards the aim of not allowing people to forget what happened and passing it on to future generations. Simone Veil, who is mostly remembered today for her strong stance and achievements, has made history as a lawyer, politician and women's rights defender. This success is based on an identity that is made up only of numbers and a self-esteem that is destroyed. Veil, as a person who witnessed the great destruction caused by World War II during the sixteen months she spent in concentration camps, conveyed her experiences in the genre of autobiography years later in her work Une Vie (A life). Studies on the conditions under which people feel the need to tell their life stories provide important information about the development of the autobiography as a genre. In this study, Simone Veil's Une Vie will be analyzed in the genre of autobiography, the theoretical framework of which was created by Philippe Lejeune