Ufuk Universitesi Akademik Acikerisim Sistemi
Not a member yet
2287 research outputs found
Sort by
Liability of the state for violation of the right to life in individual application to the European court of Human Rights and the Constitutional Court
Yaşam hakkı günümüzde pozitif hukukta Anayasa m. 17 ve AİHM m. 2 ile düzenlenmesinin yanı sıra tarihsel sürece bakıldığında varlığını her daim korumuş ve gelişerek bugüne taşınmıştır. Devletlerin, her daim bireylerin haklarına müdahale etmemesi ve hatta korumakla yükümlü olması yadsınamaz bir gerçektir. Yaşam hakkının korunması hakkında AİHS'e taraf devletlerin pozitif ve negatif yükümlülükleri AİHM kararları çerçevesinde sürekli değişim ve gelişim içerisindedir. AİHM ve onu takip eden AYM yaşam hakkının usul boyutunu korumaya ilişkin kararları ile çerçeve bir sınır oluşturmuştur. AİHS ile güvence altına alınan temel hak ve özgürlükler taraf devletlere öncelikle negatif yükümlülükler getirmektedir. Bu kapsamda bahsi geçen haklar ilke olarak dokunulmaz niteliktedir. Dokunulmazlığın yanı sıra ayrıca koruma yükümlülükleri kapsamında pozitif yükümlülükler de getirilmektedir. Pozitif yükümlülükler, Sözleşmede doğrudan belirtilmemişse de AİHS başlangıç kısmı ve 13. maddesi ile hüküm altına alınış olup bu husus AİHM ve AYM kararları ile geliştirilmiştir ve geliştirilmeye devam edilmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ile Anayasa Mahkemesi devletin pozitif yükümlülüklerine ilişkin herhangi genel bir ilke karar almış değildir. Ancak bu durum ihlale ilişkin her somut olayın kendi içerisinde değerlendirilmesi gerekmesinin bir sonucudur. Bu durum hak temelli korumada somut olay adaletinin inşasının doğal bir yansıması olarak ortaya çıkmaktadır. Bununla birlikte konumuz olan yaşam ve özel yaşam hakkı gibi bazı haklarda içtihatlar her geçen gün gelişmekte olup bu hakların ihlalleri adil yargılanma hakkının ihlalini de beraberinde getirmektedir. Yaşam hakkı en temel olarak ve diğer haklara nazaran ön koşul niteliğinde görülebilir. Bu nedenle gerek AİHM gerek AYM bu hak ile ilgili kararlarını titizlikle almaktadır. Yaşam hakkı konusunda AİHM'nin devletin pozitif yükümlülükler yaklaşımı ve bu kapsamda yaşam hakkının usuli boyutu konusundaki kararları AYM' ye bireysel başvuru yolunda içtihat niteliğinde olup bağlayıcı etkiye sahiptir. Çalışmamızda yaşam hakkının usuli boyutu konusunda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararları ile tahlil edilmeye çalışılmıştır. Bununla birlikte etkili soruşturmanın safhaları olan; Soruşturmanın Derhal ve Re'sen Başlatılması, Soruşturmanın Bağımsız Makamlar ve Kişilerce Yürütülmesi, Soruşturmanın İçerik Olarak Etkili Olması ve Olayın Aydınlatılması, Soruşturmanın Makul Özen ve Hız İle Yürütülmesi, Mağdurların Soruşturma Sürecine Etkili Katılımları ve Şeffaflığın Sağlanması ve Cezasızlığın Önlenmesi kavramları çalışmamızda detaylı olarak incelenmiştir.The right to life has always been maintained and developed by the constitution and by the European Court of Human Rights (ECtHR), as well as through its historical process. Today in positive law this right is now regulated by the Constitution and the ECtHR. ECtHR and Constitutional Court have drawn boundaries in this area by taking decisions to protect the procedural aspect of the right to life. We would like to state that states are always obliged to protect the rights of individuals. However, neither the ECtHR nor the Constitutional Court has established a limit on this protection. The positive obligations of the States Parties to the protection of the right to life are in constant development and change. The fundamental rights and freedoms guaranteed by the ECHR impose negative obligations on the states parties. In this context, the aforementioned right is untouchable. In addition to immunity, it also imposes positive obligations under its protection obligations. The positive liability is not directly stated in the Agreement, but the ECHR initial part and section 13.Article and this issue was developed by ECtHR and Constitutional Court decisions. The European Court of Human Rights and the Turkish Constitutional Court have not ruled on any principles regarding the positive obligations of the state. However, this is a natural consequence of the fact that every concrete incident related to the violation must be evaluated in itself. However, case law is developing day by day in some rights such as the right to life and private life. The right to life can be seen as the most basic and as a precondition compared to other rights. For this reason, both the ECtHR and the Constitutional Court take their decisions meticulously regarding this right. Regarding the right to life, the ECtHR's decisions on the state's positive obligations approach and in this context the procedural dimension of the right to life are in the nature of jurisprudence in the way of individual application to the Constitutional Court and have a binding effect. In our study, the procedural dimension of the right to life has been tried to be analyzed with the decisions of the European Court of Human Rights and the Constitutional Court. However, the phases of effective investigation; The concepts of Immediate and Ex officio Initiation of the Investigation, Conducting the Investigation by Independent Authorities and Persons, Effectiveness of the Investigation as Content and Clarifying the Event, Conducting the Investigation with Reasonable Care and Speed, Effective Participation of the Victims in the Investigation Process and Ensuring Transparency and Preventing Impunity have been examined in detail in our study
Compari?son of the embryoni?c development and the pregnancy rates of the cases whi?ch has normal sperm count and moti?li?ty but major abnormal morphology
İnfertilite, çiftlerin 1 yıl korunmamasına rağmen gebe kalamamasıdır. Çiftlerin infertilite nedenlerini ortaya çıkarmak için kadın ve erkek infertilitesi olarak ikiye ayırıp, öncelikli olarak semen analizi ovulasyon araştırması ve tübal açıklığın kontolü amacıyla klinik ve laboratuvar tetkikleri yapılmaktadır. Bu çiftler incelendiğinde, %30-40 erkek faktörünün %40-50 kadın faktörünün ve %25 oranında her ikisine bağlı faktörlerin neden olduğu ortaya çıkmaktadır. Ayrıca tüm infertilite nedenlerinin %15'ini açıklanamayan infertilite oluşturmaktadır. Kruger kriterlerine göre, %4'ün altında normal morfolojili sperm görülmesine teratozoospermi denir. Spermlerdeki morfolojik anomalilerin şiddetli olması, onun döllenme kapasitesini olumsuz etkilemektedir. Bu tezin amacı; erkeklerin sperm sayısı ve hareketliliğinin normal olmasına rağmen sperm morfolojisi anormal olan, major anomalili olan (globozoosperm, macrochepal sperm, tail stump sperm) görülen vakalarda YÜT (Yardımcı üreme tetkikleri) uygulamalarında embriyo gelişimi ve gebelik sonuçlarının araştırılmasıdır. Bu çalışmaya 2017-2019 yılları arasında Centrum Clinic Tüp Bebek Merkezine başvurmuş 100 hasta dahil edilmiştir.Infertility is a condition in which there is no pregnancy despite non-protection and regular sexual intercourse. In order to reveal the causes of infertility of couples , semen analysis, ovulation and tubal patency should be controlled by dividing into two as female and male infertility by performing clinic and laboratory tests. When these couples are examined, it is revealed that 30-40% male factor, 40-50% female factor and 25% both related infertility observed. Also , uneplained infertility is seen in 15% of all infertility cases. According to Kruger Criteria, seeing sperm which normal morpology below 4% is called teratozoospermia. The aim of this thesis is investigation of the embryonic development and pregnancy rates of the cases which has normal sperm count and motility but major abnormal morphology (globozoospermia, mecrochepal anomaly, tail stump anomaly). This study included 100 patients who applied to Centrum Clinic IVF Center between 2017-201
Analysis of the impact of financial Liberalizasyo on developingeconomies and its relationship with financial crises through the example of Turkey
ÖZET BAĞCI, Sevde Zeynep. Finansal Liberalizasyo'nun Gelişmekte Olan Ülke Ekonomileri Üzerindeki Etkisi ve Finansal Krizler ile İlişkisinin İncelenmesi: Türkiye'de Yaşanan Finansal Krizler, Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2021. Finansal liberalizasyonun gelişmekte olan ülke ekonomileri üzerine etkilerinin incelendiği bu çalışmada finansal liberalizasyon kavramı, tarihi süreci ve finansal liberalizasyonun ekonomik büyüme için gerekliliğini öne süren yaklaşımlar araştırılmıştır. Finansal liberalizasyon sürecinde uluslararası finansal kuruluşların gelişmekte olan ülke ekonomileri üzerindeki rolü ve finansal liberalizasyon ile ekonomik büyüme arasındaki ilişkinin sorgulandığı ampirik çalışmalar araştırılarak literatürdeki hâkim görüş ortaya koyulmuştur. Gelişmekte olan ülkelerde yaşanan kriz türleri ve finansal krizler yaşanmadan kriz öncü göstergeleri araştırılarak krizlerin ayak seslerinin anlaşılacağı göstergeler derlenip, araştırılmıştır. Gelişmekte olan ülkelerde yaşanan finansal krizlerin nedenleri ve finansal liberalizasyon ile finansal krizler arasındaki ilişkinin ortaya koyulduğu bu çalışmada Türkiye örneği üzerinden inceleme yapılmıştır. Türkiye'nin finansal liberalizasyon süreci ve sonrasında yaşanan 1994 krizi ve Kasım 2000-Şubat 2001 ikiz krizlerinin nedenleri, finansal liberalizasyon ile ilişkisi araştırılmıştır. Çalışmanın sonucunda Türkiye ekonomisinde yaşanan finansal krizlerin çözümü için makroekonomik sorunların güçlü ve yapısal reformlara dayandırılan bir programın uygulanması gerekliliği anlaşılmıştır. Şubat 2001 krizi sonrası ''Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı'' uygulaması sonucunda ekonomik başarı sağlanmıştır. Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı'nın başarısı sayesinde ekonomide süregelen kronik sorunlar aşılarak ekonomik büyüme gerçekleştirilmiştir.ABSTRACT Bağcı, Sevde Zeynep. Analysis of the impact of financial Liberalizasyo on developing economies and its relationship with financial crises through the example of Turkey, Master Thesis, Ankara, 2021. In this study, the effects of financial liberalization on developing countries economies were examined, the concept of financial liberalization, its historical process and approaches suggesting the necessity of financial liberalization for economic growth were investigated. Empirical studies in which the role of international financial institutions in developing economies in the process of financial liberalization and the relationship between financial liberalization and economic growth are questioned have been investigated and the prevailing opinion in the literature has been revealed. Crisis types in developing countries and crisis leading indicators without financial crises were investigated and indicators that understand the footsteps of crises were compiled and investigated. In this study, the causes of financial crises in developing countries and the relationship between financial liberalization and financial crises were examined through the example of Turkey. The February November 2000-February 2001 twin crises and the causes of Turkey's financial liberalization process and the subsequent crisis of 1994 and its relationship with financial liberalization have been investigated. As a result of the study, It has been understood that the necessity of implementing a plan with reforms that can provide an economic solution to the crises experienced in the Turkish economy can be based on the study. After the February 2001 crisis, the "Strong Economy program" is a new transition transition with the economic trend they have launched in a new Turkey, where macron has been achieved. Thanks to the success of the Transition to a Strong Economy Program, it was revealed that the ongoing problems in the economy were overcome and economic growth was achieved
Frequency of Testicular Tumor in Patients with a Diagnosis of Infertility and Asymptomatic Male Applied to a University Hospital
Amaç: Testis tümörü genç erişkin erkeklerde en sık görülen kanserdir. İnmemiş testis, testis tümörü riskini artıran en önemli sebep olmakla birlikte birinci derece akrabalarda testis kanseri öyküsü, karşı testiste insitu germ hücre neoplazisi ve testiküler disgenezis sendromu etyolojide yer almaktadır. Bu çalışmadaki amaç erkek infertilitesi tanısı ile incelenen hastalarda testis tümörü sıklığını araştırmaktır. Hastalar ve Yöntem: Ağustos 2015 - Ağustos 2018 tarihleri arasında üroloji polikliniğine infertilite şikayeti ile başvuran veya kadın hastalıkları ve doğum kliniklerinden konsülte edilen erkek faktörü tanılı 954 erkek hastanın retrospektif değerlendirilmesi yapıldı. Hastaların anamnez, fizik muayene ve spermiogram bulguları kayıt edildi. Yapılan rutin fizik muayenelerinde testiküler kitle saptanan ve bu nedenle radikal orşiektomi yapılan hastaların verileri analiz edildi. Bulgular: İncelenen 954 erkek hastanın dördünde sağ, birinde ise sol testiküler kitle saptandı. Hastaların yaş ortalaması 31,6 (30-35) idi. Bu hastaların hiçbirinde inmemiş testis öyküsü mevcut değildi. Tüm hastaların tümör belirteçleri normal, yapılan bilgisayarlı tomografilerinde lenf nodu veya organ metastazı izlenmedi. Beş hastanın üçünde oligospermi , ikisinde azospermi mevcuttu. Yapılan inguinal orşiektomi operasyon patolojileri ise tüm hastalarda saf seminom olarak raporlandı. Sonuç: Özelllikle infertil erkek hastalarda testis muayenesi yapılırken artmış risk nedeniyle dikkatli olunmasının ve bu popülasyondaki bireylere kendi kendine yapılacakları testis muayenesinin erken tanıda önemli olduğu düşünülmektedir. Anahtar sözcükler: Testis tümörü, infertilite, seminomObjective: Testicular tumor is the most common cancer among the young adult men. Although the undescended testicle is the most common cause which increases the risk of testicular tumor, the testicular cancer diagnosis of any of the first degree relatives, in situ germ cell neoplasia of the other testicle and the testicular dysgenesis syndrome are also included in the etiology. The aim of this study is to investigate the frequency of testicular tumor in patients with infertility. Patient and Methods: 954 male patients, who presented to the urology polyclinic with a complaint of infertility or who were consulted from gynecology and obstetrics clinics with male infertility factor, between August 2015 and August 2018, were evaluated retrospectively. Medical records, physical examination and spermiogram findings were considered. The data of the patients who were diagnosed with testicular mass through physical examinations and underwent radical orchiectomy, were analyzed. Results: Of 954 evaluated male patients with a mean age of 31,6 (30-35) years, four had right testicular mass and one had left testicular mass. None of these patients had a medical record of undescended testicle. Tumor markers of all patients were normal and neither lymph node nor organ metastasis were observed through computerized tomography analysis. 3 of 5 patients had oligospermia and 2 had azoospermia. Pathologic diagnosis of inguinal orchiectomy materials were reported as pure seminoma in all patients. Conclusions: Especially in infertile male patients, when performing testicular examination it should be taken into consideration that there is an increased risk of testicular tumor. It is considered that informing individuals of this population about doing an examination of testicle is important in early diagnosis. Keywords: Testicular tumor, infertility, seminom
Investigation of the relationship between digital game addiction and psychological resilience level of high school students
Bu araştırmanın amacı lise öğrencilerinin dijital oyun bağımlılığı ve psikolojik sağlamlık düzeyleri arasındaki ilişki incelenmesidir. Bu amaçla lise öğrencilerinin dijital oyun bağımlılığı ve psikolojik sağlamlık ortalama puanları, cinsiyet, sınıf düzeyi, anne ve baba eğitim düzeyi, anne baba birlikteliği, kardeş sayısı ve oynanan oyun türü değişkenlerine göre incelenmiştir. Bu araştırma ilişkisel tarama modeline uygun bir araştırmadır. Araştırma 2020-2021 eğitim öğretim yılında Ankara ilinde bulunan 21 farklı lisede okuyan 582 (325 kız, 257 erkek) öğrenciden elde edilen veriler ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmada veriler "Çocuk ve Genç Psikolojik Sağlamlık Ölçeği", "Dijital Oyun Bağımlılığı Ölçeği'' araştırmacı tarafından hazırlanan kişisel bilgi formu aracılığıyla toplanmıştır. Verilerin analizi, t testi, tek yönlü varyans analizi, Kruskal Wallis ve Mann Whitney U testleri ile sağlanmıştır. Araştırma bulguları; lise öğrencilerinin dijital oyun bağımlılığı ile psikolojik sağlamlık düzeyi arasında negatif yönlü anlamlı bir ilişki olduğunu göstermektedir. Dijital oyun bağımlılığı ortalama puanlarının; cinsiyet, anne eğitim düzeyi, baba eğitim düzeyi, anne babanın birliktelik durumu ve oynanan oyun türü değişkenlerine göre anlamlı şekilde farklılaştığı, kardeş sayısı ve sınıf düzeyi değişkenlerine göre ise anlamlı bir farklılık göstermediği görülmektedir. Psikolojik sağlamlık ortalama puanlarının; anne babanın birliktelik durumuna ve kardeş sayısına göre anlamlı şekilde farklılaştığı, cinsiyet, sınıf düzeyi, anne eğitim düzeyi, baba eğitim düzeyi ve oynanan oyun türüne göre bir farklılık göstermediği görülmektedir. Lise öğrencilerinde psikolojik sağlamlık düzeyini artırmak ve dijital oyun bağımlılığını azaltmak amacıyla ebeveynlere, eğitimcilere, ruh sağlığı uzmanlarına ve araştırmacılara çeşitli öneriler sunulmuştur.The aim of this study is to examine the relationship between high school students' digital game addiction and psychological resilience levels. For this purpose, digital game addiction and resilience average scores of high school students were examined according to the variables of gender, grade level, education level of parents, parent partnership, number of siblings and type of game played. This research is suitable for the relational screening model. The research was carried out with the data obtained from 582 (325 female, 257 male) secondary school students studying in various secondary education institutions in Ankara in the 2020-2021 academic year. In the study, data were collected through the "Child and Youth Resilience Scale", "Digital Game Addiction Scale" and a personal information form prepared by the researcher. Analysis of the data was provided by Pearson Correlation Analysis, T test, one-way analysis of variance, Kruskal Wallis and Mann Whitney U tests. Research findings; shows that there is a negative significant relationship between high school students' digital game addiction and psychological resilience level. Digital game addiction average scores; It is seen that there is a significant difference according to the variables of gender, mother's education level, father's education level, mother-father union, type of game played, but there is no significant difference according to the variables of number of siblings and grade level. The mean scores of psychological resilience; It is seen that there is a significant difference according to the state of being together of the parents and the number of siblings, and there is no difference according to gender, class level, mother's education level, father's education level and the type of game played. Various suggestions were presented to parents, educators, mental health professionals and researchers in order to increase the level of resilience and reduce digital game addiction in high school students
Investigation of the relationship between technological game addiction and character development in adolescents
Bu çalışmada, adölesanlarda teknolojik oyun bağımlılığı ile karakter gelişimi arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Sonuçlar doğrultusunda ilişkinin etkilediği adölesanlara yaklaşım ve uygulamalar açısından psikiyatri hemşireliğine katkı sağlamaya yönelik yüksek kaliteli kanıta dayalı öneriler sunmak amaçlanmıştır. Araştırmanın örneklemini 2020-2021 eğitim-öğretim yılında Ankara ilinin Keçiören ilçesinde bulunan Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı liselerin 9, 10, 11 ve 12'nci sınıflarında öğrenim gören ve velisi izin veren toplam 134 gönüllü öğrenci oluşturmuştur. Veriler araştırmacı tarafından hazırlanan Katılımcı Bilgi Formu ile Ergenler İçin Oyun Bağımlılığı Ölçeği- Kısa Formu ve Karakter Gelişim İndeksi aracılığıyla 02 Mart-16 Haziran 2021 tarihleri arasında google formlar üzerinden çevrimiçi şekilde toplanmıştır. Araştırmaya 13-18 yaş aralığında, 84 adölesan kız öğrenci ile 50 adölesan erkek öğrenci katılmış olup, yapılan çalışma 134 kişi ile tamamlanmıştır. Araştırmada, adölesan erkek katılımcıların Ergenler İçin Oyun Bağımlılığı Ölçeği puanları adölesan kız katılımcılardan daha yüksek tespit edilmiştir (p<0,05). Aynı zamanda teknolojik oyun oynayan ve teknolojik oyunlarda gerçek para harcayan katılımcıların ergenler için oyun bağımlılığı ölçeği puanları teknolojik oyun oynamayan ve gerçek para harcamayan katılımcılara göre daha yüksek bulunmuştur (p<0,05). Karakter Gelişim İndeksi alt boyutlarının karşılaştırılmasında, katılımcı adölesan kız öğrencilerin iyimserlik, nezaket/iyilikseverlik ve dürüstlük alt boyut puanlarının adölesan erkeklerden daha yüksek olduğu saptanmıştır (p<0,05). Ölçekler arasındaki ilişkiyi tespit etmek için yapılan Spearman korelasyon analizinde, ergenler için oyun bağımlılığı ölçeği puanları ile karakter gelişim indeksi kararlılık alt boyut puanları arasında istatistiksel olarak negatif yönlü anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir (p<0,01: r=-0,279). Sonuç olarak, oyun bağımlılığının cinsiyete, evde sınırsız internet bulunma durumu ile oyunlarda gerçek para harcama durumuna göre farklılıştığı ve oyun bağımlılığın karakter gelişiminin kararlılık boyutu ile negatif yönde ilişkili olduğu saptanmıştır. Bu bağlamda psikiyatri hemşireleri, adölesanların hem teknoloji bağımlılığı hem de karşılabilecekleri kişilerarası sorunlara çözüm bulabilmek, ruhsal sorunları önleyebilmek ve en önemlisi sağlam bir kişilik ve karakter yapısına sahip bireylerin yetişmesi adına okul hemşireleri ve rehberlik öğretmenleriyle iş birliği içerisinde hareket ederek, sorunlarla baş etmede yol gösterici olabilirler.The purpose of this study is to find a relationship between technological game addiction and character development in adolescents and to provide high quality evidence for improvement of the approaches of the treatment and recommendations for psychiatric nursing department. The sample of the study was obtained from 134 volunteer students under the supervision of their parents studying in the high school – 9th , 10th ,11th , and 12th grades – affiliated to the Ministry of National Education in Kecioren, Ankara between 2020-2021 academic year. The questionary was conducted via online google participant survey documents, the Game Addiction Scale-Short Form for Adolescents and the Character Development Index created by the researchers, in between 2 March – 16 June 2021. This study includes an adolescent female student of 84 and an adolescent male student of 50, with a total of 134 adolescent students. The study revealed that the Game Addiction Scale for Adolescents Scores for adolescent male participants were higher than the adolescent female participants (p<0.05). Meanwhile, the Adolescent Game Addiction Scale (AGAS) of the participants who play technological games and spend real money on the games were found to have been higher the participants who didn't play technological games and do not spend real money (p<0.05). In the comparison of the sub-branches of the Character Development Index (CDI), such as the optimism, kindness/ benevolence, and honesty, the adolescent female participants were found to be higher score than the adolescent male participants (p<0.05). In order to determine the relationship between the scales, the Spearman correlation analysis was utilized, and a significant statistically negative relationship between the AGAS and the CDI stability sub-branches score was detected (p<0.01; r=-0.279). As a result of this study, the game addiction differs in terms of gender, unlimited internet availability at home, spending real money on games, and this was conversely related to the stability branches of the character development. In this context, psychiatric nurses can guide adolescents in dealing with both technology addiction and interpersonal problems by cooperating with school nurses and school counselor to prevent mental problems and most importantly, raise individuals with a strong personality and character structure
The generalizability of empirically derived syndromes of collateral-reported elder psychopathology across 11 societies
The purpose of this study was to test whether a syndrome model of elder psy chopathology derived from collateral ratings, such as from spouses and adult chil dren, in the United States would be generalizable in 11 other societies. Societiesrepresented South America, Asia, and Europe. The Older Adult Behavior Checklist(OABCL) was completed by collateral informants for 6141 60- to 102-year-olds. Thetested model comprised syndromes designated as Anxious/Depressed, Worries,Somatic Complaints, Functional Impairment, Memory/Cognition Problems, ThoughtProblems, and Irritable/Disinhibited. The model was tested using confirmatoryfactor analyses in each society separately. The primary model fit index showed agood fit for all societies, while the secondary model fit indices showed acceptable toa good fit for all societies. The items loaded strongly on their respective factors,with a median item loading of 0.69 across the 11 societies. By syndrome, the overallmedian item loadings ranged from 0.47 for Worries to 0.77 for Functional Impair ment. The OABCL syndrome structure was thus generalizable across the testedsocieties. The OABCL can be used for broad assessment of psychopathology forelders of diverse backgrounds in nursing services and research
İzole Teratozoospermi Grubu Hastalarda Sperm DNA Fragmantasyonu ve Maturasyonu Sonuçlarının Sperm Morfoloji Sonucu Normal Olan Hasta Grubu ile Embriyo Gelişim ve Gebelik Oranlarının Karşılaştırılması
Amaç: Birçok araştırma erkek infertilitesi ve gebelik başarısızlığının normal olmayan sperm morfolojisi ile ilişkili olduğunu saptamıştır. Öte yandan sperm DNA ha- sarı sadece infertil veya subfertil hastalarla sınırlı değil, sperm morfolojisi normal olan hastalarla da ilişkili olabileceği gösterilmiştir. Yayınlanan pek çok yazıda ICSI ile sperm morfolojisi arasında bir ilişki bulunamamıştır. Sperm morfolojisinin sperm DNA’sını etkileyebildiğine dair araştırmalar mevcuttur. Paternal etkinin embriyo gelişim sürecindeki gen ekspresyonunun hangi aşamasında devreye girdiği, bu hasarlı DNA’nın embriyoyu hangi gelişim aşamalarında etkilediği araştırıl- mak istenmektedir. Gereç ve Yöntemler: Bu çalışmada hasarlı sperm DNA’sının sperm DNA fragmantasyon testiyle tespit edilip, normozoospermi ve izole terato- zoospermi grubu hastalarda anlamlı bir sonuç vererek değişip değişmediği incelenecektir. Bulgular: Çalışmamızda ilk kez izole teratozoospermi ve normozoospermi hasta gruplarının sperm DNA fragmantasyon oranlarıyla embriyonel gelişimin büyük ölçüde etkilendiğini gözlemledik ve bu etkilenme izole teratozoospermi hasta grubunda daha şiddetli ortaya çıkmaktadır Sonuç: Sperm DNA fragmantasyon parametresinin izole teratozoospermi hasta grupları üzerine prediktif sonuçlar vere- ceğini düşünmekteyiz. İzole teratozoospermi hasta gruplarında normal morfolojili sperme rastlanmadığı için spermatogenesis süreci boyunca kromatin modelleme- sindeki değişiklikler hep aynı ve hatalı düzeyde gerçekleşmiş olmalıdır. Bunun bize izole teratozoospermi hasta grubu için prediktif sonuçlar verip vermediğini normal hasta gruplarıyla karşılaştırarak araştırılacaktır. Sperm DNA’sının izole teratozoospermi hasta grubunda daha iyi kromatin kondensasyonu göstermesi, sadece uygu- lanacak yardımcı üreme tekniği yönteminin seçilmesi açısından değil, tanısal ve tedavi edici bakış açısından da önemlidir. Paternal gen ifadesinin embriyonun erken ve geç dönemlerinde gerçekleştiğini ortaya koyan çalışmalar bulunmaktadı
GERİATRİK HASTADA MULTİFAKTORİYEL FARENGEAL DİSFAJİ
Yutma, kompleks ve çok fazlı bir olaydır. Özellikle yaşlılarda, farengeal disfajinin teşhis ve tedavisi ayrıntılı ve multidisipliner bir yaklaşım gerektirir. Burada, krikofarengeal (KF) bar ve ciddi dereceli kifoza bağlı farengeal disfajisi mevcut olan 66 yaşındaki kadın hasta sunularak, farengeal disfajinin çeşitli yönleriyle ele alınması ve bu önemli fakat üzerine çok eğilinmemiş olan konuya dikkat çekmek amaçlanmıştır
Borsa İstanbul Alt Pazar Balonunun Belirleyicileri
1 Ağustos 2019 ile 31 Aralık 2020 tarihleri arasında, XTUMY endeksi XU100 endeksine kıyasla %146 oranında değerlenmiştir. Yıllarca paralel bir şekilde hareket eden bu iki endeks arasındaki farkın bir buçuk yıllık bir zaman diliminde bu kadar büyük bir şekilde ayrışması, piyasa dengelerinin de değişmesine neden olmuştur. Bu çalışmada XU100 ve XTUMY endekslerinin performanslarındaki farklılaşmaya neden olan makroekonomik faktörler ve şirketlere ait özellikler incelenmiştir. Araştırmada EKK yöntemiyle regresyon analizleri ve t testleri uygulanmıştır. Araştırmada, XTUMY ve XU100 endeksleri arasındaki kısa dönemli (Temmuz 2019 -Aralık 2020) ve uzun dönemli (2010-2020) ilişki incelenmiştir. Bağımlı değişken olarak XU100 ve XTUMY endeksleri, XTUMY/XU100 oranı ve hisse bazlı aylık getiriler kullanılmıştır. Makro ekonomik etkenleri tespit etmek için bağımsız değişkenler olarak aylık ticari kredi faiz oranı, aylık vadeli mevduat faiz oranları, M2 para arzı, ticari kredi miktarı, TÜFE ve USDTRY kuru kullanılmıştır. Şirketlere ait hangi özelliklerin hisse getirilerine ne ölçüde etki ettiğini tespit etmek için ise halka açıklık oranı, halka açık piyasa değerinin doğal logaritması, yabancı oranı, aktif karlılığı, Tobin Q oranı, şirket karının ve satışlarının değişimi bağımsız değişkenleri kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre hem uzun vadede hem de 2019 ve 2020 yıllarındaki balon oluşumu sırasında M2 para arzının XTUMY ve XU100 endekslerinin performanslarının ayrışmasında etkili olduğu görülmektedir. Şirketlere ait özelliklerden, halka açık piyasa değerinin balon oluşumunda en önemli belirleyici olduğu tespit edilmiştir. Diğer yandan küçük ölçekli şirketlerin yüksek hisse getirilerinin finansal performanstaki yükselmeyle desteklemediği görülmüştür. Küçük ölçekli hisselerin fiyat / kazanç ve Tobin Q oranı gibi değerleme kriterlerinde yukarı yönlü bozulma olduğu ve yatırımcılar açısından risk düzeyinin arttığı tespit edilmiştir