Ufuk Universitesi Akademik Acikerisim Sistemi
Not a member yet
    2287 research outputs found

    The Effects of Electronic Surveillance on Job Tension, Task Performance and Organizational Trust

    No full text
    Background: In contemporary work models, employees use the Internet and electronic devices more than ever. This phenomenon has also changed the way of monitoring employees and generated a new form called 'electronic surveillance'. Objectives: The central purpose of this paper is to reveal the effects of electronic surveillance on job tension, task performance, and employees' organizational trust. Methods/Approach: Survey research was applied as a quantitative method to collect data. Surveys were generated as Likert-type scales, and they were distributed by hand because the use of the in-person survey technique was employed throughout the study. The research sample was created using the purposive sampling technique, and it included 228 participants from fifteen different branches of one of the biggest private banks in Turkey. Results: Electronic surveillance in the workplace has turned out to have positive effects on job tension and task performance, whereas it harms organizational trust. Conclusions: When the degree of electronic surveillance increases, the job tension level of employees tends to increase as well. Additionally, task performance increases when electronic surveillance increases. But this is not the case with organizational trust since electronic surveillance affects it negatively

    İskemik İnme Risk Faktörleri ve Vitamin D Düzeyi Arasındaki İlişki

    No full text
    Amaç: İnme, 60 yaş üstü popülasyonda ikinci en sık ölüm nedeni ve birinci en sık morbidite nedeni olması dolayısıyla önemli bir halk sağlığı sorunudur. Hipertansiyon, diyabet, sigara ve obezite en önemli risk faktörleri olarak bilinmektedir. Ancak önlenebilir, tedavi edilebilir bilinmeyen risk faktörlerinin de araştırılması devam etmektedir. Son yıllarda yapılan çalışmalarda D vitamininin kardiyovasküler hastalık riskini azalttığı bildirilmiştir. Biz de bu çalışmada iskemik inme hastalarında risk faktörleri ve D vitamini düzeyleri arasındaki ilişkiyi retrospektif olarak incelemeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya 54 hasta dahil edildi. Hastaların sosyodemografik özellikleri ve inme etyolojisi araştırmasında kullanılan tetkik sonuçları hastane bilgi sisteminden retrospektif olarak incelendi. Rekürren inme olan ve olmayanlar, inme öncesi tedavi alanlar ve almayanlar, hipertansiyon, diyabetes mellitus, koroner arter hastalığı, atriyal fibrilasyonu olanlar ve olmayanlar, doppler USG, EKO ve ritm holter sonuçları normal ve anormal olanlar arasında D vitamini düzeyleri karşılaştırıldı. Bulgular: 54 hastanın 24’ü kadın, 30’u erkekti. İnme öncesi antiagregan/antikoagulan tedavi alanlar ile almayanlar arasında D vitamini düzeyleri arasında anlamlı fark gözlenmedi (p:0,3). Komorbid hastalıklardan hipertansiyonu olan grupta, olmayan gruba göre D vitamini düzeyi düşük tespit edildi (p:0,021). Karotis doppler ultrasonografi sonuçları normal ve anormal olarak kategorize edildiğinde; normal olan grupta D vitamini düzeyinin istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek olduğu gözlendi (p:0,006). Korelasyon analizi yapıldığında ise HDL düzeyi ile D vitamini düzeyi arasında pozitif korelasyon olduğu saptandı (p:0,023 r: 0,309). Sonuç: Bu çalışmadaki sonuçlar ve literatür bilgileri birlikte ele alındığında D vitamini eksikliği ve yetersizliğinin önemli bir kardiyovasküler risk faktörü olduğunu söyleyebiliriz

    Şiddetli Oligoastenoteratozoospermisi Olan Olgularda, Kalsiyum İyonofor İle Oosit Aktivasyonu İşleminin, Embriyogenez ve Klinik Sonuçlara Etkilerinin Araştırılması

    No full text
    Amaç: Bu araştırma kapsamında, oosit aktivasyon bozukluğu yaşayan şiddetli oligoastenoteratozoospermi (OAT) hastalarının intrasitoplazmik sperm injeksiyonu (ICSI) işlemi sonucunda, kalsiyum iyonofor işlemi uygulanan ve uygulanmayan olguların embriyo kalitesi ve klinik gebelik sonuçları retrospektif olarak incelenmiş ve literatüre katkı sağlaması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntemler: Ocak 2014 ile Aralık 2019 tarihleri arasında Centrum Klinik Kadın Sağlığı Merkez’ine başvuruda bulanan 100 ICSI olgusunun verilerinin retrospektif veri tarama çalışmasıdır. Analize dahil edilme kriterleri şiddetli OAT tanısı alan ve bu nedenle erkek faktörü infertilitesi olarak değerlendirilmiş olgulardır. ICSI sonrası oosit aktivasyonu için kalsiyum iyonofor uygulananlar deney grubu olarak, uygulanmayalar ise kontrol grubu olarak çalışmaya dahil edilmiştir. Her iki grup arasında toplam oosit sayısı, 2 pn fertilize oosit sayıları, fertilizasyon yüzdesi, 3. gün toplam embriyo sayıları, iyi kalite klivaj embriyo sayıları, 5. gün toplam embriyo sayıları, iyi kalite blastosist sayıları, klinik gebelik yüzdesi, biyokimyasal gebelik ve abortus yüzdesi sonuçları karşılaştırılmıştır. Bulgular: Şiddetli OAT olgularında kalsiyum iyonofor kullanılan yani deney grubunun fertilize oosit sayılarında, fertilizasyon yüzdelerinde, iyi kalite klivaj embriyo sayıları, iyi kalite blastosist sayılarında istatistiksel açıdan anlamlı bir artışın olduğu gözlemlenmiştir. Klinik olarak karşılaştırılması yapılan klinik gebelik ve canlı doğum oranlarında yüzde olarak deney grubunda bir artış görülmesine karşın istatiksel olarak anlamlı bir artışın olmadığı gözlemlenmiştir. Sonuç: Klinik açıdan daha iyi fikir sahibi olunabilmesi için daha kapsamlı çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır

    The relationships among social media marketing, online consumer engagement, purchase intention and brand loyalty

    No full text
    Bu çalışmanın amacı sosyal ağ pazarlaması, çevrimiçi tüketici katılımı, satın alma niyeti ve marka sadakati arasındaki ilişkileri incelemektir. Bu amaçla sosyal medyayı kullanan tüketicilere bir anket çalışması yapılmış ve sonuçlar irdelenmiştir. Araştırmadan elde edilen sonuçlara göre sosyal ağlarda yürütülen pazarlama faaliyetleri, tüketicilerin bu faaliyetlere katılımı, satın alma niyetleri ve markaya duyulan bağlılıkları arasında ilişkiler bulunmaktadır. Sosyal ağ pazarlaması faaliyetleri tüketicilerin katılımını ve satın alma niyetlerini etkilemektedir. Çevrimiçi katılım hem sadakat hem satın alma niyeti üzerinde etkilidir. Buna ek olarak marka bağlılığı satın alma niyetini pozitif yönde etkilemektedir.The study investigates social media marketing, online consumer engagement, purchase intention, and brand loyalty. For that purpose, a survey is applied to consumers using social media and results are examined. According to results, there are relationships among social media marketing activities, online consumer engagement, purchase intention and brand loyalty. Social media marketing activities affect consumer engagement and purchase intention. Online engagement affects both loyalty and purchase intention. Additionally, brand loyalty affects positively purchase intention

    An Alternative Method for Determining the Iteration Number for Reconstruction Algorithms Used in Diffuse Optical Tomography Systems

    No full text
    Difüz Optik Tomografi (DOT) sistemleri optik medikal görüntüleme yöntemlerindendir. DOT sistemlerinin görüntü oluşturma aşaması oldukça önemlidir. Bu çalışma da DOT sisteminde kullanılan iteratif geri çatım algoritmaları için ideal iterasyon sayının literatürdeki metotlara alternatif bir metot ile belirlenebilmesi amaçlanmaktadır. Bu metodun, kontrastgürültü oranı (Contrast to Noise Ratio, CNR) metoduna benzer bir çalışma prensibi vardır. Bu metodu test edebilmek için MATLAB programı ile simülasyon deneyleri yapılmıştır. Simülasyon verisi oluşturulduktan sonra CNR benzeri iterasyon belirleme algoritması kullanılarak belirlenen iterasyon sayısı ile geri çatım algoritmaları modellenen verinin görüntülerini oluşturmuştur. Bu çalışmada geliştirilen iterasyon belirleme algoritması Kesikli Eşlenik Gradyent (Truncated Conjugate Gradient, TCG), Çift Eşlenik Gradyent (Bi-Conjugate Gradient) ve Transpozu Olmadan Kısmen Minimum Rezidüel (Transpose Free Quasi Minimal Residual, TFQMR) algoritmalarına entegre edilmiştir.Diffuse Optical Tomography (DOT) systems are optical medical imaging methods. The image reconstruction stage of DOT systems is very important. This study is aimed to determine the ideal number of iterations for the iterative reconstruction algorithms used in the DOT system with an alternative to the methods in the literature. This method has a similar working principle to the Contrast to Noise Ratio (CNR) method. In order to test this method, simulation experiments have been carried out with MATLAB. After the simulation data was created, the reconstruction algorithms created the images of the simulated data with the number of iterations determined using the CNR-like iteration determination algorithm. The iteration determination algorithm developed in this study has been integrated into Truncated Conjugate Gradient (TCG), Bi-Conjugate Gradient, and Transpose Free Quasi Minimal Residual (TFQMR) algorithms

    Ortaöğretim hazırlık sınıfı İngilizce öğretim programının Yenilenmiş Bloom Taksonomisine göre değerlendirilmesi

    No full text
    Eğitimde program çalışmaları çerçevesinde yapılan uygulamalar, kalite ve niteliğin artmasında büyük rol oynamaktadır. Bu çalışmaların önemli bir basamağı olan değerlendirme basamağı eğitimsel faaliyetlerin iyileştirilmesi ve geliştirilmesi sürecinin hayati bir bileşenidir. Değerlendirme, sistematik araştırmalardan gelen, belli kriterlere dayanarak yürütülen ve sonunda değerlendirilen şeyin etkinliği hakkında görüş elde edilen bir süreçtir. Bloom taksonomisi de bu amaç doğrultusunda sıklıkla başvurulan ve eğitim programlarının kazanımlarını, ders etkinliklerini, kitaplarını ve sınav sorularını değerlendirmek amacıyla kullanılan bir sınıflandırma biçimidir. 1956'dan bu yana kullanılan Bloom'un taksonomisi 2001 yılında güncellenerek iki boyut kazanmış ve günümüze kadar birçok değerlendirme çalışmasına katkı sağlamıştır. Bu çalışmada ise, 2016 yılında güncellenen Ortaöğretim Hazırlık Sınıfı İngilizce ders programındaki kazanım ifadelerinin Bloom'un yenilenmiş taksonomisinin bilişsel süreç ve bilgi boyutuna göre değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Nitel yöntem çerçevesinde gerçekleştirilen bu çalışmada veriler doküman analizi kullanılarak toplanmış ve içerik analizi yoluyla analiz edilmiştir. Bu süreçte ders programındaki becerilerin kazanım ifadeleri, yenilenmiş taksonominin bilişsel süreç basamaklarının gösteren fiil listesi kullanılarak analiz edilmiş, aynı zamanda yenilenen taksonomi tablosundaki bilgi boyutlarına uygun düşecek yerlere göre sınıflandırılmıştır. Bulgular betimleyici analiz çerçevesinde yüzde ve sıklık değerleri hesaplanarak tablolar halinde sunulmuştur. Çalışmanın sonuçları, bilişsel süreç bakımından ele alındığında Ortaöğretim hazırlık sınıfı İngilizce ders programındaki kazanımların alt ve üst düzey düşünme becerileri bakımından homojen olarak dağılmadığı, kazanımların alt düzey düşünme becerilerinden olan 'anlama' ve 'uygulama' basamaklarında yoğunlaştığı göstermiştir. Bilgi boyutu bakımından ise kazanımların çoğunlukla kavramsal bilgi basamağında yer aldığı, ve biliş ötesi bilgi boyutuna hiç yer verilmediği saptanmıştır. Bu sonuçlar ışığında öğretmenlere, program geliştiricilerine ve araştırmacılara önerilerde bulunulmuştur.Program studies in education play a significant role in increasing the quality. The evaluation studies which are important parts of these studies are a vital component of the process of improving and developing educational activities. Evaluation which is the process of obtaining an opinion about the effectiveness of what is evaluated comes from systematic research and it is carried out on the basis of certain criteria. Bloom taxonomy is a form of classification that is frequently used for this purpose, and it is used to evaluate the outcome statements, course activities, books and exam questions of educational programs. Bloom's taxonomy which has been used since 1956 has gained two dimensional structure by a revision in 2001 and has continued to contribute to many evaluation studies until today. In this study, it is aimed to evaluate the outcome statements of Secondary School Preparatory Class English program across the cognitive process and knowledge dimension of Bloom's revised taxonomy.The study has been conducted in a qualitative research design. The data have been collected through document analysis and analyzed through content analysis. In this process, the outcome statements in the program have been analyzed using the verb list showing the cognitive process dimensions of the revised taxonomy. At the same time, they have been classified into the taxonomy table to determine their place in respect to knowledge dimensions. The frequency and the percentages of the findings have been calculated and presented through tables. Findings of the study show that the outcome statements in the Secondary School Preparatory Class English program are not homogeneously distributed in terms of lower and higher level thinking skills. They are mostly categorized into the lower order thinking skills (remembering and applying) across the cognitive process dimension. In terms of knowledge dimension,it is concluded that the outcome statements mostly focus on the conceptual knowledge level, whereas none of the outcome statements is detected to develop students' metacognitive knowledge. In the light of these results, some suggestions have been given to teachers, program developers and researchers

    The effect of self-esteem of young adults and the level of psychological well-being on social media addiction

    No full text
    Bu araştırmada genç yetişkinlerin benlik saygısı, psikolojik iyi oluş düzeylerinin sosyal medya bağımlılığı üzerindeki etkisi incelenmiştir. Araştırmanın çalışma grubu 2020-2021 Ankara'da genç yetişkinlerden oluşmaktadır. Araştırmaya 270 kadın, 248 erkek olmak üzere toplamda 518 genç yetişkin katılmıştır. Katılımcılara Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği- Yetişkin Formu, Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği- Kısa Form ve Psikolojik İyi Oluş Ölçeği uygulanmıştır. Elde edilen verilerin çözümlenmesinde t-testi, tek yönlü ANOVA, Mann Whitnet U, Kruskal Wallis ve regresyon analizi tekniklerinden yararlanılmıştır. Araştırmadan elde edilen sonuçlara göre cinsiyete, medeni duruma, sosyo-ekonomik düzeye, eğitim duruma, anne ve baba eğitim durumuna göre genç yetişkinlerin sosyal medya bağımlılık düzeylerinin anlamlı bir şekilde farklılaştığı, cinsiyete, medeni duruma, sosyo-ekonomik düzeye ve eğitim durumuna göre benlik saygısı düzeyleri anlamlı bir şekilde farklılaştığı, cinsiyete, medeni duruma, sosyo-ekonomik düzeye ve eğitim durumuna göre psikolojik iyi oluş düzeylerinin anlamlı bir şekilde farklılaştığı bulunmuştur. Genç yetişkinlerin benlik saygısı ve psikolojik iyi oluş düzeylerinin sosyal medya bağımlılık düzeylerinin önemli bir yordayıcısı olarak bulunmuştur.This study aims to examine the effects of self-esteem and the psychological well-being of young adults on social media addiction. The research working group consists of 270 female and 248 male candidates with a total of 518 young adults located in Ankara, Turkey. Social Media Addiction Scale - Adult Form, Rosenberg Self Esteem Scale - Short Form and Psychological Well-Being Scale was applied to candidates. Obtained data were analyzed by using t-test, one-way ANOVA, Mann-Whitney U, Kruskal Wallis and regression techniques. According to the obtained results, social media addiction seemed to differ in a meaningful way while the gender, marital status, socioeconomic status, education status of the candidate and its parents change. The self-esteem levels of the candidates were found to differ in a meaningful way with the changes in gender, marital status, socio-economic status and education level. The psychological well-being levels of the candidates were found to differ in a meaningful way with the changes in gender, marital status, socio-economic status and education level. As the predictor of the social media addiction levels of young adults, self-esteem and psychological well-being levels were found to explain 24% of the social media addiction levels

    Impact of non-wage interests of administrative staff working in state and foundation universities on motivation

    No full text
    Devlet ve vakıf üniversitelerinin muhtelif kadrolarında çalışan idari personele ücret dışında çeşitli adlarda, parasal ve parasal olmayan pek çok menfaat sağlanmaktadır. Parasal ve parasal olmayan menfaatler çalışan nezdinde farklı algılanabilir ve bunların motivasyona etkileri farklı olabilir. Bu etkinin belirlenmesi çalışanın motive edilmesinde insan kaynakları yönetimine yol gösterici olacaktır. Bu çalışmada devlet ve vakıf üniversitelerinde çalışan idari personelin ücret dışı menfaatlerinin motivasyona etkisi araştırılmıştır. Ücret dışı menfaatlerin motivasyona etkisinde en önemli faktör gelir düzeyi olarak ölçülmüştür. Gelir düzeyi yüksek iş görenin gelir düzeyi daha düşük iş görene göre ücret dışı menfaatler karşısında daha duyarlı olduğu ve motivasyonun daha fazla arttığı yorumu yapılabilir.Administrative staff working in various staffs of state and foundation universities are provided with many monetary and non-monetary benefits in various names, except for wages. Monetary and non-monetary benefits may be perceived differently by employees and their effects on motivation may differ. Determining this effect will guide the human resources management in motivating the employee. In this study, the effect of non-wage interests of administrative staff working in state and foundation universities on motivation was investigated. The most important factor in the impact of non-wage benefits on motivation was measured as income level. It can be interpreted that the employee with a high income level is more sensitive to non-wage benefits than the employee with a lower income level, and the motivation increases more

    Havacılık okulu öğrencilerinin ingilizce konuşma kaygısı ve ingilizce konuşma kaygısının nedenleri

    No full text
    Bu çalışma havacılık okulu öğrencilerinin İngilizce konuşma kaygı düzeylerini, İngilizce konuşma kaygısının cinsiyet, İngilizceye karşı tutum, hazırlık sınıfı eğitimi ve İngilizce öğrenmeye başlama kademesi gibi farklı değişkenlerle ilişkisini ve İngilizce konuşma kaygısının olası sebeplerini araştırdı. Bu araştırmada, karma araştırma yöntemi kullanılmış olup bu yüzden nicel ve nitel veri toplama araçları arka arkaya kullanılmıştır. İlk olarak Huang (2004) tarafından geliştirilen ve Balemir (2009) tarafından uyarlanan Yabancı Dil Konuşma Kaygısı Ölçeği çevrimiçi formlar olarak öğrencilere iletildi ve 184 havacılık okulu öğrencisi anketi doldurdu. İkinci olarak, yarı yapılandırılmış görüşmeler sekiz gönüllü öğrenci ile icra edildi. Nicel veriyi analiz etmek için SPSS 24.0 kullanılırken nitel verinin analizi için içerik analizi yöntemi kullanıldı. Nicel çalışmanın bulguları havacılık okulu öğrencilerinin orta düzeyde İngilizce konuşma kaygısının olduğunu göstermiştir. Kadın katılımcılar erkek akranlarına kıyasla daha yüksek seviyede İngilizce konuşma kaygısı deneyimlemişlerdir. Buna ek olarak çalışma İngilizceyi seven ve dersten sonra İngilizce çalışmayı seven öğrencilerin daha düşük seviyede İngilizce konuşma kaygılarının olduğunu, benzer şekilde İngilizce öğrenmeye daha düşük kademede başlayan katılımcıların daha az İngilizce konuşma kaygısının olduğunu göstermiştir. Fakat hazırlık sınıfı geçmişinin İngilizce konuşma kaygısı üzerine istatistiksel olarak anlamlı bir etkisinin olmadı tespit edilmiştir. Diğer yandan, nicel veri bulguları İngilizce konuşma kaygısını tetikleyen birçok farklı faktörün olduğunu göstermiştir. Konuşma becerisinde yetersizlik, hazırlıksız konuşmalar ve kalabalık önünde konuşma en çok tekrarlanan kodlardan bir kaçıdır.This study investigated English speaking anxiety (ESA) level of aviation school students, the relationship between ESA and some variables such as gender, attitude towards English, preparatory school training and starting stage of learning English and the possible sources of ESA. The mixed method research design was applied; therefore a quantitative and a qualitative data collection instrument were used respectively in this study. Firstly, Foreign Language Speaking Anxiety Scale (FLSAS) developed by Huang (2004) and adapted by Balemir (2009) was conveyed to the students via online forms and 184 aviation school students filled out the questionnaire. Secondly, semi-structured interviews were conducted with eight volunteer participants. To analyze the quantitative data SPSS 24.0 was used and for the analysis of qualitative data content analysis method was applied. The quantitative research findings of the study revealed that aviation school students had moderate level of English speaking anxiety. Female participants experienced more anxiety than their male counterparts. Moreover, it showed that participants who love English and love studying English after class have lower level of English speaking anxiety. Similarly, students who started to learn English at lower stage had lessened level of anxiety about speaking English. It was confirmed that there was no statistically meaningful effect of preparatory class background on English Speaking Anxiety. On the other hand, qualitative data findings showed that there were many different factors provoking English speaking anxiety. Lack of competence in speaking skill, unprepared talks and public speaking were a few of the most frequently uttered codes

    786

    full texts

    2,287

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Ufuk Universitesi Akademik Acikerisim Sistemi
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇