Ufuk Universitesi Akademik Acikerisim Sistemi
Not a member yet
2287 research outputs found
Sort by
Yaşlılık Döneminde Yaşlı Cinselliğine Yönelik Tutumlar ile İlişkili Faktörlerin İncelenmesi: Kesitsel Bir Çalışma
Amaç: Mevcut araştırmanın amacı, yaşlı erişkinlik döneminde yaşlı cinselliğine yönelik tutumlarla ilişkili faktörleri saptamaktır. Gereç ve Yöntemler: Çalışmanın örneklemini İzmir ve Ankara’da yaşayan ve yaşları 60-86 arasında değişen 127 yaşlı erişkin oluşturmaktadır. Katılımcıların %61,4’ü (n=78) kadındır. Katılımcılara; “Yaşlı Bireyler için Cinsel Tutum Ölçeği”, “Kısa Form-12 Sağlık Ölçeği”, “Psikolojik İyi Oluş Ölçeği”, “Cinsel Mitler Ölçeği” ve kişisel bilgi formu uygulanmıştır. Değişkenler arasındaki ilişkileri incelemek için korelasyon analizi gerçekleştirilmiştir. Ayrıca yaşlı erişkinlerin yaşlı cinselliğine yönelik tutumlarını yordayan değişkenleri saptamak amacıyla 4 aşamalı hiyerarşik regresyon analizi yürütülmüştür. Bulgular: Gerçekleştirilen korelasyon analizi sonucunda, yaşlı cinselliğine yönelik tutum ile yaş ve cinsel mitler arasında olumsuz yönde istatistiksel olarak anlamlı; yaşlı cinselliğine yönelik tutum ile genel sağlık ve psikolojik iyi oluş arasında olumlu yönde istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Hiyerarşik regresyon analizi sonucunda ise ilk aşamada cinsiyet, yaş ve eğitim düzeyi değişkenlerinin, ikinci aşamada genel sağlık, üçüncü aşamada psikolojik iyi oluş ve son aşamada cinsel mitler değişkenlerinin yaşlı erişkinlerde cinselliğe yönelik tutumları yordadığı saptanmıştır. Regresyon analizinde açıklanan toplam varyans %34 olarak bulunmuştur. Sonuç: Bu çalışmadan elde edilen bulgular demografik özelliklerin yanı sıra genel sağlık, psikolojik iyi oluş ve cinsel mitlerin yaşlılara yönelik tutumlarla ilişkili olduğunu göstermiştir. Dolayısıyla bu çalışmanın, yaşlı erişkinlerde cinsel refahı artırmak ve yaşlı bireylerle çalışan halk sağlığı profesyonelleri için gelecekteki müdahaleleri geliştirmek açısından yol gösterici olabileceği düşünülmektedir
COVID-19 Pandemisinde Gün Yüzüne Çıkan Bir Sorun: Regl Yoksulluğu ve Halk Sağlığı Hemşiresinin Sorumlulukları
Menstrüasyon, bireyler için bedensel, ruhsal ve toplumsal uyum gerektiren bir konudur. Regl olan bireylerin büyük çoğunluğu, aylık menstrual döngülerini sağlıklı ve saygın bir şekilde yönetme konusunda ciddi sorunlar yaşamaktadır. Menstrüel ürünlere erişimin olmaması durumu olarak tanımlanan regl yoksulluğu, dünyanın birçok ülkesinde bireylerin eğitim, iş ve sosyal yaşamları gibi pek çok alanda dezavantaj yaratan önemli bir halk sağlığı sorunudur. Bu konuda tüm dünyada toplum farkındalığını artıran sosyal medya kampanyaları ve vergilerin kaldırılması veya azaltılmasına yönelik bir takım girişimler yapılmaktadır. Regl yoksulluğu, COVID-19 pandemisi ile günümüzde daha görünür hale gelmiştir. Regl yoksulluğu kaynaklı ortaya çıkan eşitsizliklerin yönetiminde, toplum sağlığının korunması ve geliştirilmesinin birincil sorumlusu olan halk sağlığı hemşirelerinin eğitim, rehberlik, danışmanlık, savunuculuk ve işbirlikçi rollerini etkin kullanması bir gerekliliktir. Bu derleme çalışmasında ihmal edilmiş ve COVID-19 pandemi sürecinde bireysel ve toplumsal etkileri daha da görünür boyuta ulaşan bir halk sağlığı sorunu olan regl yoksulluğu kavramının, halk sağlığı hemşiresinin rol ve sorumlulukları özelinde proaktif pencereden ele alınması amaçlanmıştır
CİNSİYET KİMLİĞİNİN VE CİNSEL YÖNELİMİN MEDENİ HUKUKTA STATÜSÜ
Cinsiyet hukuksal açıdan biyolojik değil normatif ve sosyal bir kavramdır. Cinsiyet kavramına yüklenen değer yargıları hukuk düzeninin kişilerin bedenlerini ve yaşam alanlarını disiplin altına almasına yol açarken kişilerin kendi kaderini özgürce belirleme hakkını kullanmasına engel olmaktadır. Cinsiyet kimliklerine yüklenen rolle- rin yarattığı toplumsal cinsiyet eşitsizliği hukuk düzeninde yeniden üretilerek meşrulaş- tırılmaktadır. Pek çok yasal düzenlemede açıkça okunabilen ayrımcı, dışlayıcı ve kısıt- layıcı yaklaşım yanında yasal düzenlemelerin uygulamada cinsiyetçi biçimde yorum- lanması hukukun adaletsizliğini ve sosyal bir baskı aracı olarak kullanıldığını göster- mektedir. Bu çalışmada cinsiyet kimliğinin gerekliliği tartışılarak cinsiyet kimliğinin kaydı ekseninde cinsiyet kimliğinin atanması, geçişi ve tanınması sürecinde karşılaşılan hukuksal engeller tartışılmış, ardından cinsel yönelim bir kişilik değeri olarak ele alına- rak cinsel yönelimin normlaştırılması ele alınmıştır. Cinsel yönelim bağlamında medeni hukuk düzenlemeleri aracılığıyla kişilerin yaşam alanlarına, evlenme ve aile kurma hakkına doğrudan veya dolaylı, açık veya örtülü olarak gerçekleştirilen müdahaleler eleştirel bir bakış açısıyla tartışılmıştır
Endokrinolojide Yapay Zeka Uygulamaları
Canlıların merkezi sinir sistemlerindeki öğrenme mekanizmalarını taklit etme esasına dayalı bir yaklaşım olan yapay zeka, son yıllarda birçok farklı alanda hayatımıza girmiş durumdadır. Endokrinoloji ve metabolizma hastalıkları da yapay zekanın uygulama alanı bulduğu bir mecradır. Bu makalede yapay zekanın bir taksonomisinin yanı sıra endokrinoloji ve metabolizma hastalıklarındaki mevcut ve potansiyel/olası uygulama alanları sunulmakta ve tartışılmaktadır
Is Popularity of Technical Analysis a Product of Low Financial Literacy and Overconfidence Among Stock Market Investors?
Individual investors' overall return in stock markets decreases with the increase in trading frequency due to factors such as commission expenses, insider trading, spreads, and institutional investors' high-frequency algorithms. In this study, the relationship between believing the technical analysis method and the financial literacy level, overconfidence, and high return expectations of investors have been analyzed with the use of survey data of 3,844 people. Although the efficiency of technical analysis and success in high-frequency trading depends on investor's analytical skills, it is found that technical analysis and trading are very popular among people who have low financial literacy and irrational high return expectations
Retrospective Analysis of Dermatological Diseases in Geriatric Patients During Dermatology Outpatient Department Visits
Introduction: The elderly population is vulnerable to experience a great number of dermatological diseases thanks to the intrinsic and extrinsic process of aging. Objectives: The aim of this study is to retrospectively investigate the prevalence of dermatological diseases in geriatric patients, their distribution by age and gender, and to provide a reference for studies on aging and skin problems. Methods: In the present study, patients who reported to the dermatology outpatient clinic between January 1 2019, and January 1 2021, were evaluated retrospectively. As a result of examining the records of patients, 887 patients over the age of 65 who met the study protocol were included. Results: The three most common diseases in all geriatric patients were fungal infections, eczematous dermatitis, and pruritus. Fungal infections were frequent in males and the 65-74 age group. In the males, the more frequent were precancerous lesions and malignant neoplasms, whereas in the females it was urticaria and adverse drug reactions. In the logistic regression model, the risk of fungal infection in geriatric patients was increased by being male (odds ratio 1.55, P = 0.006) and being in the range of 65-74 years old (odds ratio 1.46, P = 0.025). Male patients were at significantly higher risk for precancerous and malignant lesions (OR:2.81 P < 0.001) and actinic keratosis (odds ratio 3.26, P < 0.001) in this disease group. Conclusions: Men are more vulnerable to life-threatening skin diseases. It is important to determine risk factors for individuals who are more sensitive to environmental factors in terms of increasing the quality of life and protection from diseases
HACI BEKTAŞ VELİ DERGÂHI'NIN MİLLÎ MÜCADELE'YE DESTEĞİ
When the Ottoman Empire was defeated in the First World War, it had to accept harsh conditions by signing the Armistice of Mudros. While the İstanbul Government preferred to remain silent about the invasions, Mustafa Kemal Pasha, who was sent to Samsun as the 3rd Army Inspector, left his duty here and started the process leading to the Sivas Congress with his staff. In line with the decisions taken at the congress, all resistance organizations were gathered under one roof under the command of the Representative Committee formed at the Erzurum Congress, and Mustafa Kemal Pasha and his staff received great support from all parts of the society. In this context, the support given to the National Struggle by dervish lodges is undeniable. In this difficult process, Hacı Bektaş-i Veli Lodge and the people of Kırşehir also fulfilled their duties and took part in the National Struggle. In this regard, Hacı Bektaş Çelebi Cemaleddin Efendi and Hacı Bektaş Postnishîni Salih Niyazi Dedebaba played an important role in providing the support of the Alevi-Bektashi communities. Both of them welcomed Mustafa Kemal Pasha and his delegation in the convent with respect and love and declared that they would take their place in the ranks of the National Struggle no matter what. Because Veliyeeddin (Veled) Çelebi had previously taken his place in the front in the National Struggle by establishing the “Mujahidin-i Mevlevîye Battalion” with a group consisting of the Alevi-Bektashi population. As a matter of fact, the Çelebi family has full belief that Mustafa Kemal Pasha will triumph, and in a conversation between Cemalettin Çelebi and Mustafa Kemal Pasha at the end of 1919, even the proclamation of the Republic was discussed. In the later process, as a result of the support given by the convent, Mustafa Kemal Pasha elected Çelebi Cemaleddin Efendi as a deputy to the first parliament. However, Çelebi Cemaleddin Efendi died in 1922, before he could see the Republic, after serving in the parliament for only two years. In this study, the support of the Hacı Bektaş-i Veli Lodge to the National Struggle, the approach of the Kırşehir Alevi and Bektaşi people to the National Struggle and the Mustafa Kemal Pasha front, Mustafa Kemal Pasha's visit to the Hacı Bektaş Veli Lodge, Kırşehir 's sending delegates to the Sivas Congress and the process leading to the 1919 elections are discussed. In particular, the military picture shaped by the Hacı Bektaş-i Veli Lodge and the situation of politics in Kırşehir were evaluated according to the archive records. © 2022 Ankara Haci Bayram Veli University. All rights reserved
Comparison of input modes: L2 comprehension and cognitive load
The current study investigated L2-based assumptions of the Cognitive Theory of Multimedia Learning and Cognitive Load Theory for the multimedia, modality, and redundancy principles. In this non-equivalent groups quasi-experimental design study, four groups of Turkish-speaking teacher trainees of the English language received a 12-minute non-paced lesson on harp seal pups that included English audio (audio group), English audio with video (video + audio group), English captions with video (video + text group), and English audio with video and captions (video + audio + text group). A comprehension test as well as measures for difficulty and effort rating were used to collect data. One-way between-groups analyses of variance (ANOVA) were conducted to determine the effects of different modes of presentation on participants’ learning performance and cognitive load. Moreover, Tukey Honestly Significant Difference (HSD) tests were performed to determine the groups that differed from each other. The findings showed that the video + audio group performed better and reported less difficulty and effort expenditure in the foreign/second language (L2) listening comprehension task than the audio-only group. On the other hand, the video + text and video + audio groups did not differ with respect to comprehension, difficulty, and effort expenditure. Lastly, while the video + audio + text and video + audio groups performed equally well in the comprehension task, the video + audio + text group reported less difficulty and effort than the video + audio group. The results and possible venues for further research were discussed. © 2022, Ozgen Korkmaz. All rights reserved.This study was carried out by researchers who are members of Learning & Teaching Innovations Research & Development Group (LET-IN R&D)
Video-assisted Versus macintosh direct laryngoscopy for intubation of obese patients: a meta-analysis of randomized controlled trials
InTrodUcTIon: We performed a systematic review and meta-analysis of randomized controlled trials (RCTs) to compare the usefulness of video-assisted (VL) approaches with the Macintosh direct laryngoscope for endotracheal intubation of obese patients. MATerIAL And MeTHods: Studies were obtained via a systematic search of SCOPUS, Medline, Web of Science, CINAHL, and the Cochrane Central databases. The polled relative risks (RRs) odds ratios (ODs) or standard mean differences (SMD) with 95% confidence intervals (CIs) were calculated with a random–effects model. Subgroup analyses were performed to evaluate the influence of VL types on the association. resULTs: First intubation attempt success rate in VL and DL group varied and amounted to 94.7% vs 89.5% respectively (OR = 2.04; 95% CI: 1.21–3.42; p = 0.007) and overall intubation success rate was 99.0% vs 97.5% respectively (OR = 2.20; 95% CI: 0.45–10.67; p = 0.33). Intubation time which was 48.0 ± 37.7 for VL and 48.4 ± 37.5 seconds for DL (SMD = 0.14; 95% CI: –0.33–0.61; p = 0.56). Cormack-Lehane 1 or 2 grade during intubation using VL was observed in 95.9% of cases and was statistically significantly higher than in the case of direct laryngoscopy (79.6%; OR = 6.68; 95% CI: 3.32–13.42; p < 0.001). concLUsIons: Our meta-analysis suggests that video-assisted intubation may be superior to conventional intubation in an obese patient population due to a higher first–attempt success rate, better glottis visibility, and a lower rate of intubation-related injuries. Copyright © 2022 Via Medic
Düşük Oosit Maturasyon Oranlarına Etki Etmesi Muhtemel IVF Siklus Parametrelerinin Retrospektif Olarak Araştırılması
Amaç: YÜT siklusuna girmiş kadınlarda, düşük oosit maturasyonu olasılığının ne kadar olduğunun araştırılması, düşük ve normal oosit maturasyon olan gruplarda YÜT siklus parametrelerinin karşılaştırılması ve anlamlı çıkan parametre varlığında, düşük oosit maturasyonu üzerine etkili olması muhtemel parametrelerin araştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntemler: Bu çalışmaya 01.07.2020 ile 01.12.2021 tarihleri arasında Centrum Özel Ankara Kadın Sağlığı Merkezi’ne başvurarak YÜT tedavisi uygulanan 201 kadın bireye ait veriler retrospektif olarak dahil edilmiştir. Araştırma kapsamında ele alınan parametreler şunlardır: Kadın yaşı, AMH düzeyi, TSH düzeyi, toplanan oosit sayısı ve MII oosit sayısı, uygulanan protokol (kısa/uzun), toplam indüksiyon süresi, maksimal serum östradiol düzeyi, kullanılan ovulasyon tetikleme ajanı (hCG veya çift tetik), ovaryan stimülasyon süresi, kullanılan kümülatif gonadotropin dozudur. Bulgular: Mevcut retrospektif veri analizinde, maturasyon oranı eşik değerini %75 olarak belirlediğimizde, düşük maturasyon ve normal maturasyon şeklinde belirlenen iki grup arasında karşılaştırılma yapıldığında; TSH düzeyi, kadın yaşı dağılımı, toplam indüksiyon süresi, kullanılan ovulasyon tetikleme ajanı (hCG veya çift tetikleme), ovaryan stimülasyon süresi, kullanılan kümülatif gonadotropin dozu, toplam indüksiyon süresi, maksimal serum östradiol düzeyi, kullanılan ovulasyon ajanı parametreleri ile maturasyon kategorileri arasında anlamlı bir fark gözlenmemiştir. Sonuç: AMH değeri, kadın yaşı ve maksimum serum östradiol seviyesinin elde edilen oosit ve matur oositleri etkilediği gözlendi. Klinik olarak kapsamlı sonuçlar elde etmek için farklı parametreler eklenerek kapsamlı çalışmalara ihtiyaç vardır