OpenMETU (Middle East Technical University)
Not a member yet
    110280 research outputs found

    İsrail'in Stratejik Duruşunda Saldırı ve Savunmanın Neoklasik Gerçekçi Bir Açıklaması

    No full text
    This dissertation explains Israel’s offensive and defensive strategic postures by employing neoclassical realism. Neoclassical realism considers the systemic impact rooted in the domain out of the state’s sovereign control as primary causal. However, diverging from neorealism, neoclassical realism incorporates both material and ideational variables through a co-consideration of international systemic incentives and domestic factors. Following neoclassical realism, the dissertation argues, Israel’s strategic behavior is an output of a process of causation originating from regional isolation, existential insecurity and offensive strategic tradition. These material, ideational and cultural elements are enduring products of historical social processes exerting causal powers conditioning decision makers to adopt offensive strategic posture. The impact of the material element, regional isolation, is primarily causal. The ideational and cultural elements, existential insecurity and offensive strategic tradition influence the domestic processes and so condition the perception and the response of Israel’s state elite. However, shift from offense to defense is possible with the emergence of two conditions in the international realm: Unilateral great power intervention and/or presence of major regional divisions through a crisis in the Middle East. In this setting, additional powers would intervene and disrupt the preexisting causal mechanisms. Complete explanation of offensive and defensive strategic postures necessitates transcending generic independent and intervening variables and explaining their causal mechanisms under these. To this end, the dissertation conducted historical comparative analysis with an explanatory six-case study. Within-case analysis identified context specific variables and explained their powers by building causal narratives through outcome explaining process tracing. Causal narratives were then evaluated through cross-case analysis with small-N comparison.Bu tez, İsrail'in saldırgan ve savunmacı stratejik duruşlarını neoklasik realizmi kullanarak açıklamaktadır. Neoklasik realizm, devletin egemen kontrolü dışındaki alandan kaynaklanan sistemik etkiyi öncelikli nedensel olarak ele alır. Ancak neorealizmden farklılık gösteren neoklasik realizm, uluslararası sistemik etkiler ve yerel faktörlerin birlikte değerlendirilmesi yoluyla hem maddi hem de fikirsel değişkenleri bir araya getirir. Neoklasik realizmi takiben, tez, İsrail'in stratejik davranışının bölgesel izolasyon, varoluşsal güvensizlik ve saldırgan stratejik gelenekten kaynaklanan bir nedensellik sürecinin ürünü olduğunu savunmaktadır. Bu maddi, fikirsel ve kültürel unsurlar, karar vericileri saldırgan stratejik duruş benimsemeye koşullandıran nedensel güçler uygulayan tarihi toplumsal süreçlerin kalıcı ürünleridir. Maddi unsurun, yani bölgesel izolasyonun, etkisi öncelikle nedenseldir. Fikirsel ve kültürel unsurlar olan varoluşsal güvensizlik ve saldırgan stratejik gelenek, yerel süreçleri etkiler ve böylece İsrail'in devlet elitinin algısını ve tepkisini koşullandırırlar. Ancak, uluslararası alanda iki koşulun ortaya çıkmasıyla saldırıdan savunmaya geçiş mümkündür: Tek taraflı büyük güç müdahalesi ve/veya Orta Doğu'daki bir kriz yoluyla büyük bölgesel bölünmelerin meydana gelmesi. Bu ortamda, diğer ilave güçler dahil olacak ve önceden var olan nedensel mekanizmaları bozacaktır. Saldırgan ve savunmacı stratejik duruşların eksiksiz bir şekilde açıklanması, bağımsız ve müdahale eden değişkenlerin ötesine geçmeyi ve bunların altında yatan nedensel mekanizmalarını açıklamayı gerektirir. Bu amaçla, tez açıklayıcı altı vaka çalışmasıyla tarihsel karşılaştırmalı analiz yürütmüştür. Vaka içi analiz, kontekste özgü değişkenleri belirlemiş ve sonuç açıklayan süreç izleme yöntemiyle nedensel anlatılar oluşturarak bu değişkenlerin nedensel güçlerini açıklamıştır. Nedensel anlatılar daha sonra küçük-N karşılaştırmasıyla çapraz vaka analizi yoluyla değerlendirilmiştir.Ph.D. - Doctoral Progra

    SÜRDÜRÜLEBİLİR BİR PROTEİN KAYNAĞI OLARAK DOMATES POSASI: GELENEKSEL ALKALİ, ULTRASON VE MİKRODALGA DESTEKLİ EKSTRAKSİYONUN PROTEİN İÇERİĞİ, VERİMİ VE FONKSİYONEL ÖZELLİKLERİ ÜZERİNE ETKİSİ

    No full text
    Tomato pomace, an abundant by-product of the tomato processing industry, is rich in protein and other valuable compounds. However, it is currently mostly utilized as animal feed, with considerable potential remaining for higher-value applications in human nutrition. Valorizing this agro-industrial waste as a sustainable protein source aligns with efforts to promote circular food systems and plant-based alternatives. In this study, protein extraction from tomato pomace was carried out using three methods: conventional alkaline extraction (CAE), microwave-assisted alkaline extraction (MWAE), and ultrasound-assisted alkaline extraction (USAE). The objective was to evaluate and compare these methods in terms of protein content, yield, and functional properties. Protein content was determined using the Kjeldahl method, while solubility was evaluated using the Bradford assay. Functional properties, including foaming capacity and stability, emulsifying activity and stability, water-holding capacity, oil-holding capacity, and color parameters (L, a, b*), were assessed. Structural differences between protein extracts were analyzed using FTIR spectroscopy, and antioxidant activity was determined by DPPH⸱ radical scavenging assay. CAE and MWAE yielded similar protein contents (44.46% and 45.12%, respectively). However, MWAE significantly reduced the extraction time from 1 h to 3 min. USAE yielded the lowest protein content (42.61%). MWAE showed the highest protein recovery yield (36.31%), followed by USAE (31.80%) and CAE (28.20%). Protein solubility was comparable across all methods. MWAE and USAE showed better functional properties than CAE, especially in foaming and emulsifying capacity. FTIR analysis revealed structural differences, and the highest antioxidant activity was observed in MWAE extracts. These findings support MWAE and USAE as effective, sustainable alternatives for protein recovery from tomato pomace.Domates posası, domates işleme endüstrisinin bol miktarda üretilen bir yan ürünüdür ve yüksek oranda protein ile diğer değerli bileşenleri içermesine rağmen yeterince değerlendirilmemektedir. Bu tarımsal sanayi atığının sürdürülebilir bir protein kaynağı olarak değerlendirilmesi, döngüsel gıda sistemlerini ve bitki bazlı alternatifleri teşvik etmeye yönelik çalışmaları desteklemektedir. Bu çalışmada, domates posasından protein ekstraksiyonu üç yöntemle gerçekleştirilmiştir: konvansiyonel alkali ekstraksiyonu (CAE), mikrodalga destekli alkali ekstraksiyonu (MWAE) ve ultrason destekli alkali ekstraksiyonu (USAE). Amaç, bu yöntemleri protein içeriği, verimi ve fonksiyonel özellikler açısından karşılaştırmaktır. Protein içeriği Kjeldahl yöntemiyle, çözünürlük ise Bradford yöntemi kullanılarak belirlenmiştir. Fonksiyonel özellikler arasında köpürme kapasitesi ve stabilitesi, emülsifiye etme aktivitesi ve stabilitesi değerlendirilmiş, ayrıca renk parametreleri (L*, a*, b*) ölçülmüştür. FTIR spektroskopisiyle yapısal farklılıklar analiz edilmiştir. DPPH⸱ yöntemiyle antioksidan aktivite belirlenmiştir. CAE ve MWAE özütlerinin protein içerikleri benzer (44.46% ve 45.12%) bulunmuştur. MWAE süreci ekstraksiyon süresini 1 saatten 3 dakikaya düşürmüştür. En düşük protein içeriği USAE'de (42.61%), en yüksek geri kazanım ise MWAE’de (36.31%) elde edilmiştir. MWAE ve USAE, CAE’ye kıyasla daha iyi fonksiyonel özellikler göstermiştir. FTIR sonuçları yapısal farklılıkları, MWAE ise en yüksek antioksidan aktiviteyi ortaya koymuştur. Sonuçlar, mikrodalga ve ultrason destekli yöntemlerin etkili ve sürdürülebilir alternatifler olduğunu göstermektedir.M.S. - Master of Scienc

    ORTABATI AMERİKA’DAKİ BİR ÜNİVERSİTEDE GÖREV YAPAN ULUSÖTESİ LİSANSÜSTÜ İNGİLİZCE ÖĞRETİM ASİSTANLARININ KİMLİK İNŞASI, KARŞILAŞTIKLARI SORUNLAR VE PEDAGOJİK DEĞİŞİMLERİ

    No full text
    Despite their growing presence in U.S. higher education, transnational graduate teaching assistants (GTAs) remain underrepresented in research. While existing studies have explored language teacher identity, GTA identity, and transnational experiences in isolation, there is a pressing need for longitudinal research that holistically examines how transnational GTAs construct and navigate their identities, experience professional tensions, and adapt their pedagogical practices over time. Hence, this study, framed by a poststructuralist lens (Norton, 2013) and Yazan's (2023) Conceptual Framework for Language Teacher Identity (LTI), explored the identity constructions, tensions, and pedagogical practices of one first-year and one second-year transnational GTA over a 16-week semester in a U.S.-based ESL program. A qualitative multiple case study design was employed, using three-step classroom observations, semi-structured interviews, and reflective journals. Data were analyzed through an iterative process of inductive thematic analysis, following Yin's (2016) five-step method and Saldaña's (2013) two-cycle coding, with intercoder agreement to ensure rigor. Findings revealed that both participants reshaped their identities and prioritized their teaching roles over student identities to support their growth and long-term goals. However, their dual and fragmented identities also led to tensions, including balancing empathy with institutional demands, facing self-doubt due to native speakerism, and struggling with the mismatch between their official title and actual teaching responsibilities. These also shaped the participants' pedagogy, leading both, albeit to varying degrees, to shift toward more dialogic and student-centered teaching as they sought to reconcile the educational conventions of their home cultures with the expectations and norms of their U.S. institutional context.ABD yükseköğretiminde giderek artan nüfuzlarına rağmen, ulusötesi lisansüstü öğretim asistanları (LÖA'lar), araştırmalarda yeterince temsil edilmemektedir. Mevcut çalışmalar dil öğretmeni kimliği, LÖA kimliği ve ulusötesi deneyimleri ayrı ayrı incelemiş olsa da ulusötesi LÖA'ların kimliklerini nasıl inşa ettiklerini, mesleki gerilimleri nasıl deneyimlediklerini ve zamanla pedagojik uygulamalarını nasıl değiştirdiklerini bütüncül bir şekilde ele alan uzun süreli araştırmalara duyulan ihtiyaç bulunmaktadır. Bu nedenle, Norton'un (2013) postyapısalcı bakış açısı ve Yazan'ın (2023) Dil Öğretmeni Kimliği için Kavramsal Çerçevesi ile yürütülen bu çalışma, ABD'de bulunan bir İkinci Dil Olarak İngilizce programında, 16 haftalık bir dönem boyunca, birinci sınıf ve ikinci sınıf olmak üzere iki ulusötesi LÖA'nın kimlik inşalarını, yaşadıkları gerilimleri ve pedagojik uygulamalarını irdelemiştir. Yin'in (2016) beş aşamalı yöntemi ve Saldaña'nın (2013) iki döngülü kodlama süreci ile gerçekleştirilen nitel çoklu olay çalışması tasarımında, üç aşamalı sınıf gözlemleri, yarı yapılandırılmış görüşmeler ve yansıtıcı günlükler kullanılmış; verilerin titizlikle analiz edilmesi için ara kodlayıcı anlaşması sağlanmıştır. Bulgular, her iki katılımcının da kimliklerini yeniden şekillendirdiğini ve uzun vadeli hedeflerini desteklemek amacıyla öğrenci kimlikleri yerine öğretim rollerini önceliklendirdiğini ortaya koymuştur. Fakat bunun yanında bu çoklu ve parçalı kimlikler; öğrencilere karşı duyulan empati ile kurumsal beklentiler arasında sıkışmışlık, Amerikan aksanıyla konuşamamanın getirdiği öz şüphe ve resmi unvanlarla fiili öğretim sorumlulukları arasındaki uyumsuzluk gibi çeşitli kimlik gerilimlerine yol açmıştır. Bu deneyimler aynı zamanda katılımcıların pedagojisini de şekillendirmiş; her ne kadar farklı düzeylerde olsa da, her ikisi de daha diyalojik ve öğrenci merkezli bir öğretim anlayışına yönelmiştir. Böylece, kendi kültürel eğitim gelenekleri ile ABD'deki kurumsal beklenti ve normlar arasında bir denge kurmaya çalışmışlardır.M.A. - Master of Art

    Bakır yardımlı kimyasal aşındırma yöntemi kullanarak silisyum yüzeyinin ters piramit şeklinde desenlendirilmesi ve katkısız amorf silisyum ikili katmanlarıyla silisyum heteroeklem güneş hücrelerinin pasivasyonu

    No full text
    This thesis investigates advanced surface engineering techniques for crystalline silicon (c-Si) solar cells, focusing on light trapping and passivation. In the first part, copper-assisted chemical etching (CACE) was applied to fabricate randomly distributed inverted pyramids on c-Si surfaces. The anisotropy, size, and uniformity of the resulting microstructure were influenced by the etchant composition, etching duration, and the initial surface morphology, whether in the as-cut form or after pre- treatments such as KOH etching or black silicon formation. Chain-like distributions of inverted pyramids formed on DWS wafers reduced the surface reflectance to as low as 5%. In the second part, intrinsic hydrogenated amorphous silicon (i-a-Si:H) bilayers were developed for surface passivation in silicon heterojunction (SHJ) solar cells. By controlling the process power and hydrogen dilution during plasma-enhanced chemical vapor deposition (PECVD), the porosity and hydrogen bonding configurations of the i-a-Si:H layers were tuned. An optimized bilayer (i1/i2) consisting of a porous i1 layer and a dense i2 layer, followed by hydrogen plasma treatment (HPT), significantly enhanced effective carrier lifetime and improved open-circuit voltage (Voc). Modifications to the porous layer’s microstructure had a critical role in passivation performance, as this layer acted both as a diffusion barrier and as a regulator of hydrogen interaction at the c-Si interface. Different bilayer configurations were further integrated onto the front and rear sides of SHJ solar cells to assess their impact on device performance. These findings offer practical guidance for optimizing both light management and passivation strategies in crystalline silicon photovoltaics.Bu tez, kristal silisyum (c-Si) güneş hücreleri için gelişmiş yüzey mühendisliği tekniklerinden, ışık tuzaklama ve yüzey pasivasyonu konularına odaklanmaktadır. İlk bölümde, kristal silisyum yüzeyinde rastgele dağılmış ters piramit yapıları oluşturmak amacıyla, bakır destekli kimyasal aşındırma yöntemi uygulanmıştır. Oluşan mikro yapının boyutunu, şeklini ve yüzeyde dağılımını; aşındırıcı kimyasalın bileşimi, aşındırma süresi ve yüzeyin ilk morfolojisi (doğrudan kesilmiş veya KOH aşındırması, siyah silisyum oluşumu gibi ön işlemlerle değiştirilmiş hali) etkilemektedir. Elmas telle kesilmiş silisyum pullarda aşındırmayla oluşan zincir benzeri ters piramit dağılımları, yüzey yansımasını %5 seviyesine kadar düşürmüştür. İkinci bölümde, silisyum tabanlı heteroeklem güneş hücrelerinde pasivasyon için katkısız amorf silisyum çift katmanları geliştirilmiştir. Plazma destekli kimyasal buhar biriktirme sırasında işlem gücü ve plazmadaki hidrojen miktarı kontrol edilerek i-a-Si:H katmanlarının gözenekliliği ve hidrojen bağ yapıları çeşitlendirilmiştir. Gözenekli bir i1 katmanı ve yoğun bir i2 katmanından oluşan optimize edilmiş çift katman yapısı, hidrojen plazma işlemi sonrası taşıyıcı ömrünü ve açık devre gerilimini (Voc) önemli ölçüde artırmıştır. Gözenekli katmanın mikro yapısındaki değişiklikler, bu katmanın hem hidrojenin difüzyonunu sınırlayan bir bariyer hem de kristal silisyum ara yüzeyinde hidrojen etkileşimini yönlendiren bir unsur olarak işlev görmesi nedeniyle pasivasyon performansında belirleyici olmuştur. Farklı çift katman yapılandırmaları, SHJ hücrelerin ön ve arka yüzeylerine entegre edilerek cihaz performansına etkileri incelenmiştir. Bu bulgular, kristal silisyum fotovoltaiklerinde hem ışık yönetimi hem de pasivasyon stratejilerinin optimizasyonuna yönelik pratik bir yol sunmaktadır.Ph.D. - Doctoral Progra

    Otonom araçların yörünge takibi için sensör işleme ve denetleyici tasarımı

    No full text
    Autonomous vehicles (AVs) have the potential to transform transportation by improving safety, efficiency, and convenience. A key challenge in AVs is achieving accurate trajectory tracking while satisfying safety and stability constraints. Model Predictive Control (MPC) is a model-based approach that optimizes control inputs over a prediction horizon, considering system constraints and feedback. This study develops an MPC algorithm for trajectory tracking using a predefined reference trajectory. The trajectory is generated from a path composed of line segments, clothoids, and arc splines. Velocity is adjusted using curvature information to ensure safe cornering. The vehicle is modeled with a dynamic bicycle model including both lateral and longitudinal dynamics. Unlike common approaches that separate lateral and longitudinal control and assume constant longitudinal velocity, this study designs a unified MPC controller that manages both aspects simultaneously. The controller is built on a linearized model and minimizes tracking deviations while enforcing input and state constraints. A comparison with classical control methods is provided. Performance is evaluated under varying road curvatures, friction conditions, and model mass uncertainty through Monte Carlo analysis. Key metrics such as tracking accuracy and computational time are analyzed. This research demonstrates the effectiveness of constrained MPC for trajectory tracking in AVs. The proposed controller ensures stable and feasible control while handling coupled vehicle dynamics. The findings highlight the robustness and accuracy of MPC compared to classical methods, advancing autonomous vehicle control strategies.Otonom araçlar, ulaşım alanında güvenliği, verimliliği ve konforu artırma potansiyeline sahiptir. Bu araçlarla ilgili temel zorluklardan biri, güvenlik ve kararlılık kısıtları gözetilerek yörüngenin doğru bir şekilde takip edilmesidir. Model Öngörülü Kontrol (MPC), sistem kısıtlarını ve gerçek zamanlı geri bildirimi dikkate alarak, öngörü ufku boyunca kontrol girdilerini optimize eden model tabanlı bir yaklaşımdır. Bu çalışmada, önceden tanımlanmış bir referans yörünge kullanılarak otonom araçlarda yörünge takibi için bir MPC algoritması geliştirilmiştir. Yörünge, doğru parçalar, klotoidler ve yay eğrilerinden oluşan bir yol kullanılarak oluşturulmuştur. Araç hızı, eğrilik bilgisine göre dinamik biçimde ayarlanarak güvenli viraj alma sağlanmıştır. Araç modeli olarak hem yanal hem de boylamsal dinamikleri dikkate alan dinamik bisiklet modeli tercih edilmiştir. Literatürde yaygın olarak, yanal ve boylamsal kontrollerin ayrı ayrı ele alındığı ve sabit boylamsal hız varsayımına dayanan yaklaşımlar görülmektedir. Bu çalışmada ise her iki kontrolü eş zamanlı gerçekleştiren birleşik bir MPC kontrolörü tasarlanmıştır. Kontrolcü, lineerleştirilmiş bir model üzerine inşa edilmiş olup, kontrol girdileri ve sistem durumlarına yönelik kısıtları dikkate alarak takip hatalarını en aza indirmeyi amaçlamaktadır. Önerilen yöntem, çeşitli yol eğrilikleri, zemin sürtünme katsayıları ve model kütlesi belirsizliğinin Monte Carlo analizi ile incelendiği koşullar altında değerlendirilmiştir. Bu değerlendirmelerde, takip doğruluğu ve hesaplama süresi gibi performans kriterleri incelenmiştir. Elde edilen sonuçlar, MPC yaklaşımının doğruluk ve dayanıklılık açısından klasik yöntemlere kıyasla üstün performans sergilediğini ortaya koymaktadır.M.S. - Master of Scienc

    ÇİZGE TEORİSİNDEKİ İKİ BASKIN KÜME VARYANTINA TAMSAYILI PROGRAMLAMA YAKLAŞIMLARI

    No full text
    In this thesis, two domination variants; namely, paired-domination and defensive domination, are studied using integer programming techniques. The first variant involves finding a dominating set (called a paired-dominating set) in a given simple graph which induces a subgraph that has a perfect matching. Assuming weights on the nodes and the edges, we study the problem of finding a paired-dominating set of minimum weight. For this problem, after proposing an initial integer programming formulation, we strengthen it and show that the linear programming relaxation of the latter characterizes the convex hull of the incidence vectors of paired-dominating sets in trees even though the constraint matrix is not always totally unimodular. Moreover, we initiate the study of the paired-dominating set polytope by proposing several sets of valid inequalities. The performance of the strengthened formulation and the impact of valid inequalities are analyzed via a computational study. The second variant looks for a dominating set (called a k-defensive dominating set) in a given simple graph which can defend against all attacks to any k nodes of the graph for a given positive integer k. A node in our dominating set can defend against at most one attacker in its closed neighborhood. Assuming weights on the nodes, we study the problem of finding a k-defensive dominating set of minimum weight. For this problem, we propose an integer programming formulation with exponentially many constraints, strengthen it via some valid inequalities and implement the strengthened formulation using a row generation procedure.Bu tezde, iki baskın küme varyantı olan eşli baskınlık ve defansif baskınlık, tamsayılı programlama teknikleri kullanılarak çalışılmıştır. İlk türde, verilen bir basit çizgede, eşli baskın küme olarak adlandırılan mükemmel eşleme içeren bir altçizgeyi indükleyen bir baskın küme bulunması amaçlanmaktadır. Düğümler ve kenarlar üzerinde ağırlıklar tanımlandığı varsayılarak, minimum ağırlıklı bir eşli baskın küme bulma problemi ele alınmıştır. Bu problem için başlangıçta bir tamsayılı programlama formülasyonu önerilmiş, ardından bu formülasyon güçlendirilmiş ve elde edilen doğrusal programlama gevşetmesinin, kısıtlar matrisi her zaman tamamen unimodüler olmasa da, ağaçlar üzerindeki eşli baskın kümelerin insidans vektörlerinin konveks zarfını tanımladığı gösterilmiştir. Ayrıca, eşli baskın küme politopunun incelenmesine başlanmış ve çeşitli geçerli eşitsizlik kümeleri önerilmiştir. Güçlendirilmiş modelin performansı ve geçerli eşitsizliklerin etkisi, sayısal bir çalışma ile rastgele üretilmiş çizgeler üzerinde analiz edilmiştir. İkinci varyant, verilen basit bir çizge ve pozitif bir tamsayı k için; k-defansif baskın küme olarak adlandırılan, çizgenin herhangi k düğümüne yönelik tüm saldırılara karşı savunma yapabilecek bir baskın küme bulmayı amaçlamaktadır. Defansif baskın kümedeki bir düğüm, kapalı komşuluğundaki en fazla bir saldırgana karşı savunma yapabilir. Düğümler üzerinde ağırlıkların tanımlı olduğu varsayımıyla, en düşük ağırlığa sahip bir k-defansif baskın kümenin bulunması problemi incelenmiştir. Bu problem için, üstel sayıda kısıta sahip bir tamsayılı programlama formülasyonu önerilmiş, formülasyon bazı geçerli eşitsizliklerle güçlendirilmiş ve güçlendirilmiş formülasyon, satır üretimi yöntemi kullanılarak uygulanmıştır.M.S. - Master of Scienc

    9,511

    full texts

    110,280

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    OpenMETU (Middle East Technical University)
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇