1155 research outputs found
Sort by
Suitability of some mid-season table grape cultivars and types for minimally processed produce
Aims: The objectives of this study were to evaluate whether some midseason table grape cultivars and types can be used as minimally processed
produce and to investigate the negative effects of minimal processing on
the quality of the table grapes.
Methods and results: Changes in quality losses as defects, weight loss,
soluble solids, titratable acidity and pH by minimally processed 13 cultivars
and 4 types were recorded during a 10-day storage period at 4 °C. Browning
on the stem end was the major defect followed by collapse on the stem
end, decay both on the stem end and on the berry surface, and splitting on
the berry surface. Big Perlon, Hatun Parmagi and Ribol among the
cultivars/types were found be less prone to defects after minimal processing
and storing at 4 °C.
Conclusion: The defects or problems which minimally processed table
grapes most likely to face are collapse, browning and decay on the stem
end, and splitting and decay on the berry surface. The quality losses in Big
Perlon, Hatun Parmagi and Ribol cultivars with a very large berry size
were lower than other 14 cultivars/types after 10 days, suggesting that
berry size is very important attribute for choosing table grape cultivars
as minimally processed produce.
Significance and impact of study: The study involving 13 cultivars
and 4 types with different colored skin, berry sizes and types presents
reliable information of suitability of the grapes for fresh-cut produce.
Furthermore, the quality assessment used for this study provides a very
detailed clarification what kind of problems minimally processed table
grapes might face
EFFECTS OF PROHEXADIONE–CALCIUM APPLICATIONS ON CUCUMBER SEEDLINGS QUALITY AND PLANT GROWTH
Bu çalışmada hıyar (Cucumis sativus L.) fidelerinde boylanmanın kontrolü amacıyla
topraktan (2.5, 5 ve 10 mg/l) ve yapraktan (25, 50 ve 100 mg/l) uygulanan
prohexadione-calcium (Pro-Ca)’un fide kalitesi ve şaşırtma sonrası bitki gelişimi üzerine
etkilerini araştırılmıştır. Pro-Ca’nın hem topraktan hem de yapraktan uygulaması
fidelerde aşırı boylanmayı azaltmıştır. Bu azalmaya paralel olarak özellikle yapraktan
yapılan Pro-Ca uygulamaları fide boğum arası uzunluklarını da kısaltılmıştır.
Pro-Ca ayrıca fide gövde çapı ve kuru ağırlığı ile kök kuru ve yaş ağırlığında da bir
artmaya neden olurken fidelerde yaprak sayısına ve şaşırtılan bitkilerde ilk çiçeklenmeye
kadar geçen süre üzerine herhangi bir etkide bulunmamıştır. Bulgular hıyar fidelerinde
aşırı boylanmanın kontrolü amacıyla Pro-Ca’nın çimlenme sonrası uygulamasının
etkili bir şekilde kullanılabileceğini göstermiştir
Lack of the correlation between the electrical conductivity of milk and the blood progesterone levels in cows
A study was conducted to investigate the possibility of measuring the electrical conductivity (EC) of cow’s milk as a practical and cost-effective means of determining oestrus in cows. Prostaglandin injections were used to synchronise the oestrous cycle of 15 cows. From the onset of oestrus, milk and blood samples were collected from eachcowevery 2nd day over a period of 22 days. A portable, commercially available instrument was used to measure the EC of the milk. The blood progesterone levels were determined by means of an enzyme immuno-assay method. No correlation was found between the EC of milk and the blood progesterone levels of the cows tested. Electrical conductivity measurements of milk are of no value in determining the onset of oestrus in cows
Ghrelin and orotic acid increased in subclinical mastitis
Hormone ghrelin and orotic acid accelerate wound healing as well as controlling inflammation and immunity. We have, therefore, investigated the serum and milk levels of ghrelin and orotic acid in dairy cows with (n = 21) or without (n = 21) subclinical mastitis. Acylated and des-acylated ghrelin as well as orotic acid concentration were detected by using high performance liquid chromatography (HPLC). The results revealed that ghrelin level in milk and serum was significantly higher in dairy cows with subclinical mastitis than that of dairy cows without subclinical mastitis. This was also the case when the orotic acid concentrations in dairy cows with subclinical mastitis were compared with those dairy cows without subclinical mastitis. In conclusion, ghrelin and orotic acid occur in particularly high concentrations in subclinical mastitis, and might, therefore, be required in greater amounts for tissue repair and may be also used as a indicator for subclinical mastiti
Sosyal değişme-intihar ilişkisi: Batman ili örneği
İntihar; insanın öz benliğine yönelmiş bir saldırganlık ve yok etme eylemi olup, bireyin istemli olarak
yaşamına son vermesi olarak tanımlanabilir. İntiharların meydana gelmesinde, çevresel baskıların önemli
bir yere sahip olduğu bilinmektedir. Yani; toplumsal, ekonomik, kültürel vb. unsurlar, intiharları etkileyen
temel değişkenler konumundadır. Kültürel etkenler içinde ele alınan ‘töre’nin, intiharları tetikleme gücüne
sahip olduğu ifade edilebilir.
İntihar, 1999 yılından sonra, Türkiye gündeminde olması gerekenden fazla yer almış bir olgudur. Çünkü çoğu
Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nden gelen haberler, Türkiye ve dünyanın genel gidişatına ters bir durumun
yaşandığını gösteriyordu. Bu ters durum, kadın intihar oranının erkeklerden fazla gerçekleşmesi biçimindeydi.
Basın yayın organlarında konu gereğinden fazla işlenince, Güneydoğu Anadolu Bölgesi intiharlarla
anılır oldu. Bu dönemlerde, birçok kamu kuruluşu ve sivil toplum örgütü, olguyla ilgili araştırma yapma
gereği duymuştur. Basın yayın organlarında haberler arttıkça ve araştırmalar çoğaldıkça, bölgenin bir
gerçeği su yüzüne çıkmış oluyordu. Bunlar; aşiret anlayışının devam etmesi, töre baskısı ve bunun sonucunda
gerçekleşen intiharlardı.
Basın-yayın organlarında en çok yer alan illerin başında Batman gelmekteydi. O günden bugüne kadar,
Batman’daki intiharların gerçek nedenleri üzerinde çok farklı amaçlarla (spekülatif, bilimsel vs.) görüşler
ortaya atıldı. Bunların bir kısmı, gerçeği yansıtmakta iken, bir kısmı ise masa başında hazırlanmıştı ve kurgudan
ibaretti.
Bölgedeki bu olgunun gerçek yüzünün ortaya çıkarılması, uzun ve ciddi araştırmalarla ancak mümkün olabilir.
Bu çalışma, böyle bir amacı hedeflemiştir. Bu araştırmada, tarafımızdan gerçekleştirilen alan araştırması
verileri; çalışmamızdan önce veya sonra yapılanlarla karşılaştırılacak, sosyal değişme ve intihar teorileri
çerçevesinde birtakım genellemelere ulaşılmaya gayret gösterilecek, bölgeye has birtakım özelliklerin ortaya
konulmasından sonra, teorik çerçeveye yeni görüşlerin eklenmesi mümkün hale gelecektir.Batman Valiliğ
Walnut for a Healthy Lifestyle
eviz, sağlık açısından diğer sert kabuklu meyvelerden hatta diğer meyve ve sebzelerden, mükemmel besleyici değer ve faydası ile ayrılan özel bir meyvedir. On yıldan daha fazla süren klinik ve bilimsel çalımalar, bu üstün gıda kaynağı cevizin insan vücuduna birçok faydası olan besin içerikleri ile yüklenmi olduğunu ortaya çıkarmıtır ve çıkarmaya devam etmektedir. Ceviz, yüksek oranda omega-3 yağ asitleri içermektedir. Çok sayıda aratırma omega-3 yağ asitlerinin kalp hastalıklarını, kanseri, inmeyi, diyabetiyi, yüksek kan basıncını ve klinik depresyonu azaltabilme olasılığını ortaya çıkarmıtır. Bu yüzden günlük 3 - 5 tane ceviz tüketimi, bir insanın sağlığına katkıda bulunabileceği en kolay yollardan biridir. Bu derleme cevizin insan sağlığına katkıları konusunda yapılmı en son klinik ve bilimsel çalımaları ortaya koymak amacıyla hazırlanmıtır
Fodder yield and nutritive vaitıe of Turkish highlands shrubs
Introduction Information on productivity and nutritive value of Mediterranean highland shrubs. especially those
preferred by goats on üıe Tudrish Anti-Taunıs Mountain (Amanos Mountains) region is linrited (Papachristou, 2000;
Ammar and Gonzalez, 2005; Larbi et aL, 2007). Such data are needed to develop rangeland improvement plans and to
prioritize shnıb research. TMs study airoed at quantifying edible foddo- yields and nutritional values of rangeland shrubs
in the Anti-Taurus Mountains region in Tmkey.
Materials and methods Data were collected during 2002-2003 at Caridir village (1235 m asi) in Yayladagi County of
Antakya on the Anti-Taurus Mountains. Annual rainfall average 75 mm. humidity 75%, vvith minimum and maximum
temperatures of 6°C and 33°C respectively över a 30-year period. Three replicates measuing 5 m x 10 m were randomly
selected at two rangeland sites and marked. biomass of shrub species in each replicate was measured using the reference
unit method on: 6 ApriL, 8 July, and 13 October 2002, and 15 Januaıy 2003.The sample branch leaves and tvvigs less than
10 mm in diameter (edible fodder, EF) vvere vveighed fresh and oven-dried at 70°C for 48 h to determine dıy matter
(DM) content. Crude protein (CP, N x 6.25), neutral (NDF) and acid (ADF) detergent fîbre. and in vitro organic matter
digestibility (IVOMD) concentrations in the EF were determined.
Results Yield of EF (Fig. 1), and concentrations of CP, ADF and IVOMD in the EF varied (P <0.05) among the shrubs,
but NDF (Table 1) did not differ (P>0.05). Positive and significant correlations vvere recorded betvveen concentrations
of CP and IVOMD (r = 0.46). In contrasL negative and significant correlation were recorded betvveen concentrations of
CP and ADF (r = - 0.72), ADF and IVOMD (r = - 0.65).
Conclusions Significant variations in EF yield and nutritive value among the shrubs agree vvith other reports
(Papachristou, 2000; Ammar and Gonzalez, 2005; Larbi et al., 2007). Ouercus coccifera and S. officinalis and shovved
greater potential for development of agroforestry technologies to increase the productivity of Anti-Taunıs Mountains
rangelands based on digestible organic matta1 yield
Sofralık Üzümlerin Taze Kesilmiş Ürünler Olarak Değerlendirilebilirliğ
Bu çalışmanın amacı bazı orta mevsim sofralık üzüm çeşitlerinin taze
kesilmiş ürünler olarak değerlendirilebilirliğinin ve taze kesme
işleminin bu üzümler üzerine olumsuz etkilerinin araştırılmasıdır.
Kahramanmaraş Tarımsal Araştırma Enstitüsü üzüm bağından elde
edilen toplam 13 çeşit ve 4 tip bu çalışmada kullanılmıştır. Üzüm
taneleri saplarından ayrıldıktan sonra 10 gün süre ile 4 ºC’de PEP
(polietilen propilen) kaplar içerisine bekletilmiştir. Kalite kayıpları
kusur olarak, ağırlık kaybı, toplam suda çözünür kuru madde, pH ve
titre edilebilir asit miktarlarındaki değişmeler depolama süresince
kayıt edilmiştir. Sap çukurundaki kararma en büyük kusur olarak
bulunmuş ve bunu sap çukurundaki çökme, hem sap çukurundaki hem
de tane yüzeyindeki çürüme ve çatlama takip etmiştir. İri taneli ‘Big
Perlon’, ‘Hatun Parmağı’ ve ‘Ribol’ sofralık üzüm çeşitleri, 17 çeşit
ve tip içerisinde taze kesme işlemine uygun bulunmuştur
Origanum vulgare L. subsp. gracile (C.Koch) Ietswaart’nin uçucu yag verimi, kompozisyonu ve çay olarak kullanılabilirliginin arastırılması üzerine bir çalısma
Bu çalısmada, Origanum cinsine ait Origanum vulgare L. subsp. gracile (C. Koch.) Ietswaart.’ nin uçucu
yag içerigi belirlenmis ve bitki çayı olarak kullanılabilirligi arastırılmıstır. Bitki örnekleri farklı vejetasyon
dönemlerinde (çiçeksiz, çiçekli ve tohumlu) olmak üzere Elazıg ve çevresinden toplanmıstır. Bu örneklerin
uçucu yagları su distilasyonu yöntemi ile elde edilmis ve GC, GC-MS (Gaz Kromatografisi-Kütle
Spektrometrisi) teknigi kullanılarak analiz edilmistir. 100 gr çiçeksiz, çiçekli ve tohumlu örnekten sırasıyla 1; 0,9
ve 1,2 ml uçucu yag elde edilmistir. Bu bitkinin farklı vejetasyon dönemlerine ait uçucu yag örneklerinin
%89.75, %98.45, %94.20’ si belirlenmistir. Bu alttüre ait yaglardaki ana bilesenler; timol, g-terpinen, a-
terpinolen, karvakrol, p-simen, karvakrol metil eter, timol metil eter, cis-osimen bulunurken bitkinin degisik
vejetasyon dönemlerinde bazı bilesenlerin kalitatif ve kantitatif anlamda degisiklik gösterdigi saptanmıstır.
Bunlardan p-simen, a–terpinen ve timol’ un miktarı tohumlu dönemde iken artmıs, buna karsılık, a–terpinolen
ile karvakrol çiçekli dönemde daha fazla bulunmustur
Yurdumuzda yem bitkileri tarımının bugünkü durumu, genel sorunları ve alınması gereken önlemler
Yurdumuzda doğal çayır ve meraların üretim kapasitelerinin
düşmesi yamada diğer önemli yem
kaynağı olan yem bitkileri tarımı da gelişmemiş,
yetersiz bir düzeyde kalmıştır. Bugün için Tarman'ın, Hititler
devrinden bu yana yetiştirildiğini bildirdiği, yonca, korunga,
adi fiğ ve burçak gibi geleneksel yem bitkilerinin tarımı
yapılmaktadır. Yem bitkileri ekim alam konusunda da güvenilir
istatistikler bulunmamaktadır. İllere göre ekim alam,
çok fazla değişiklikler göstermektedir.
Yem bitkilerinin toplam ekim alam yıldan yıla genişleme
eğilimi göstermekle birlikte, artış hızı oldukça
yavaştır. Bu bitkiler içerisinde en geniş
ekim alanına sahip olan fiğ ve yoncanın
ekim alam düzenli olarak artmaktadır. Korunga
ekim alanının dalgalanma göstermesine
karşılık, burçak ekim alanı giderek azalmaktadır.
Ülkemizde yem bitkileri kültürünün
bugünkü durumunu daha iyiye
götürebilmek için, yem bitkileri
yetiştiriciliğinin teknik esaslarının
iyi bilinmesi ve bunların uygulamaya
geçirilmesi gerekmektedir