1155 research outputs found
Sort by
The First Isolation of Campylobacter lanienae from chickens
The aim of the present study was to determine the prevalence of
Campylobacter jejuni, C. coli, C. lari and C. lanienae which are the most
common causes of acute bacterial gastroenteritis in humans, in clinically
healthy cattle, sheep and chickens. A total number of 2700 abattoir samples
containing 150 intestinal contents and 150 gall bladders from each of
the animal species in each of the three provinces located in the east of
Turkey. Following the inoculation of the samples onto modified Charcoal
Cefoperazone Deoxycholate Agar (mCCDA), Campylobacter spp. was
isolated from 24.7% (667/2700). In the analysis of the isolates with speciesspecific
Polymerase Chain Reaction (PCR), the identification percentages
of Campylobacter species were determined as 78.1% for C. jejuni, 23.7% for
C. coli, 1.2% for C. lanienae and 1.0% for C. lari. To the authors’ knowledge,
this study reports the isolation of C. lanienae in animals for the first time in
Turkey and in chickens species for the first time in the world
Co-Cr-Mo esaslı alaşımın özelliklerine bazı metallerin etkisinin incelenmesi
Bu çalışmada kobalt- krom-molibden esaslı bir alaşımın, mikroyapı ve mekanik özelliklerine vanadyum (V) ve mangan (Mn) ilavesinin etkisi incelenmiştir. Orijinal alaşım olarak Co-28Cr-6Mo-0,7Mn-0,5Si-0,5C alaşımı alınmış ve daha sonra bu alaşıma ağıtlıkça % 0,7-% 1.3.V ve % 1,3 Mn ilave edilerek üç çeşit yeni alaşım üretilmiştir. Alaşımlar ergitme yöntemi ile üretilmiştir. Malzemelerin ergitilmesi için elektrik indüksiyon ergitme fırını kullanılmıştır. Ergitilerek hazırlanan alaşımlardan döküm yöntemi ile numune üretimi gerçekleştirilmiştir. Mekanik deneyler, mikroyapı ve X-ışınları incelemeleri gerçekleştirilmiştir. Sonuçlar irdelendiğinde alaşımların dendritik bir yapıya sahip olduğu ve ilave edilen elementlerin alaşımın mikroyapı ve mekanik özelliklerinde bazı değişikliklere sebep olduğu görülmüştür. X-ışınları çalışmaları malzemelerde M23C6, Mn15C4, VSi2, vb. fazların meydana geldiğini göstermiştir
Beş faktör kişilik kuramı bağlamında kişilik kavramına genel bir bakış
Psikolojide kişilik, kapsamı en geniş kavramlardan birisidir. Kişiliğin, çok sayıda kuramcı tarafından tanımı yapılmıştır. Bu yüzden, kişilik kelimesinin bütün kuramcıların ve teorisyenlerin üzerinde anlaştığı bir tanımlanması yoktur. Her kuram ve her teorisyen kişiliği farklı bakış açılarıyla tanımlamaya çalışmıştır. Bu durumun nedeni, kişilik kavramının, çok yönlü ve karmaşık bir kavram olması ve insan davranışlarıyla ilgili çok sayıda özelliği çağrıştırmasıdır. Ruhbilimciler, kişiliği; bireyin kendine özgü ve ayrıca davranışlarının bütünü olarak görürler ve tanımlarlar. Bu bağlamda, kişilik piskolojisi, insanların kendilerine özgü davranış, duygu ve düşünce biçimleriyle ilgilenir. Bireylerde gözlemlenen birçok kişilik özelliği olmasına rağmen araştırmalar sonucu bulunan Beş Faktör Kişilik Modeli (Büyük Beşli) oldukça yararlı bir sınıflama olmuş ve kişilik kavramına yeni bir bakış açısı getirmiştir. Kişiliğin çekirdekleri yaşamın ilk yıllarında atılır. 6. yaştan sonra ana çizgileri belirir, ancak son biçimini alması gençlik çağının sonuna doğru olur. Kişiliğin biçimlenmesinde en önemli çevresel etken ailedir. Aile içinde yaşamın ilk yıllarında bebeğe gösterilecek sevgi, sıcaklık ve yakınlık, fiziksel ve psikolojik ihtiyaçlarının karşılanması onun temel güven duygusunu kazanmasında önemli etkiye sahiptir. Kişilik bireyin çevresiyle sürekli etkileşimi ve uyum çabası sonucu oluşur. Kişiliğin oluşumunda genetik ve çevresel etkiler doğum anından itibaren iç içe geçerler. Devamlı olarak içten ve dıştan gelen uyarıcıların etkisi altında olan kişiliğin oluşmasında kalıtım, aile yaşamı, aile dışındaki yaşam koşulları, toplumun beklentileri ve öğrenilmiş özellikler gibi çok çesitli etkenler rol oynamaktadır. Bu çalışmada, Beş Faktör Kişilik Modeli’ne göre kişilik kavramı gelişimsel bağlamda ele alınarak incelenmiştir. Bu amaçla literatür taraması yapılmıştır
Çatışma çözme, uzlaşma ve empati kültürünün kazanılmasında dini fenomenlerin etkisi sosyal psikolojik bir yaklaşım
İnsan, sosyal bir varlık olduğu için diğerleri ile bir arada olmanın ve etkileşimde bulunmanın doğal bir sonucu olarak da kişilerarası/sosyal çatışmalar ortaya çıkmaktadır. Çatışmalar birçok nedenden kaynaklanır ve değişik türlerde ortaya çıkabilmektedir. Çatışma, bir kişinin değerleri, diğerleriyle uyuşmadığı zaman da ortaya çıkabilmektedir. Bir tarafın olması gerekenleri karşı tarafın değerlerine ters düşüyorsa çatışma ortaya çıkabilmektedir. Çatışma kuramlarından Psiko-kültürel kuram çatışmayı bireyin kendisi, diğerleri ve davranışlara ilişkin inançlarını biçimlendiren psikolojik ve kültürel güçlerle açıklamaya çalışır ve çatışmaların kaynağını “psikolojik ve kültürel farklılıklar” olarak görmektedir. Çatışmanın literatürde birçok tanımı yapılmıştır. Çatışmalar genel olarak olumsuz olarak algılanmakta ve çelişki, zıtlık ve tartışma gibi ifadeleri çağrıştırmaktadır. Genel olarak çatışma duygu, düşünce ve davranışlarda içsel ya da dışarıdan gerçekleşen psikolojik ve sosyal engellenme haliyle ilgili olan çatışma kavramı farklılaşan amaç ve isteklerin karşıtlıklar içinde mücadele etmesi anlamına gelmektedir. Çatışmalar kişi-içi, kişilerarası, grup-içi, gruplar arası ve uluslararası boyutlarda olabilmektedir. Uzlaşmanın zıddı, rekabetin vazgeçilmez bir niteliği, bazı durumlarda tabii bir sonucu ve değişmenin motoru olan çatışma süreci, günümüzde sosyal hareketliliğe de neden olmaktadır. Düşünce ve davranışların meşrulaştırılmasında, dini anlam evreninin sıklıkla kullanıldığı görülmektedir. Bütünleştirme ve çatıştırma dinin fonksiyonlarından biridir. Yapılan araştırma sonuçları da açıkça göstermektedir ki, dinlerin bütünleştirici etkisi çatıştırmaya nazaran daha fazladır. Sosyal bir gerçeklik olarak dinin toplumsal işlevleri, dinlerin niçin çatışma sürecine müdahil olduklarının anlaşılmasına yardımcı olacaktır. Yaşayan her din doğası gereği sosyal münasebetler kurma ve onları sürdürme zorunluluğu içinde olduğu için, “her dini fiil daima aynı zamanda ferdi ve toplumsal bir eylem” olmaktadır. Sosyal sistem içindeki dini inanç, değer ve pratiklerin genişliği, derinliği ve yoğunluğu ile sosyal ve kültürel hayatın bütün üniteleri arasında bir etkileşim vardır. Dinin en büyük işlevlerinden birisi müntesiplerine zihniyet kazandırmak ve bu zihniyet ile paralel dünya görüşü, aile, eğitim, ekonomi, siyaset, turizm vb alanlarda etkilerini göstermektedir. Çatışma çözme, uzlaşma ve tarafların çatışmalarını çözmek için bir araya gelerek yaptıkları yatıştırma süreci olarak tanımlanabilir. Çatışmaları çözmede olumsuz tutumların yerine sağlıklı, yapıcı, ilkeli, iletişime açık, işbirlikçi tutum ve davranışlar geliştirilmelidir. Çatışma çözme becerilerinin kazanılmasında, empati kurulmasında, iletişim, uzlaşma ve hoşgörü kültürünün kazanılmasında ve bireylerin zihniyet değişimlerinde, dini turizmler vasıtasıyla diğerlerine ait olan değerleri, inançları ve davranışları tanıması gerçekleşeceği için, bu durum önemli bir faktör olarak görülmektedir.
Bu bildiride bireyler arası, kültürler arası ve toplumlar arası çatışmalarda din ve inanç faktörünün önleyiciliği ve iletişim ve empati (duygudaşlık) kültürünün kazanılmasındaki işlevleri araştırılmıştır. Bu alanda literatür taraması yapılarak bir sonuca ulaşılmaya çalışılmıştır
Hydrogen generation from the dehydrogenation of ammonia– borane in the presence of ruthenium(III) acetylacetonate forming a homogeneous catalyst. 38(1), 180-187.
Starting with ruthenium(III) acetylacetonate a homogeneous catalyst is formed which catalyzes the release of 1 equivalent of hydrogen gas from the dehydrogenation of ammonia borane in toluene solution at low temperature in the range 50-65 degrees C. Mercury poisoning experiments showed that the catalytic dehydrogenation of ammonia-borane starting with ruthenium(III) acetylacetonate is a homogeneous catalysis. The final product obtained after the catalytic dehydrogenation of ammonia borane was thoroughly characterized by using B-11 Nuclear Magnetic Resonance and Infrared spectroscopies. The homogeneous catalyst formed from the reduction of ruthenium(III) acetylacetonate provides 950 turnovers (TTO) over 58 h and 27 (mol H-2)(mol Ru)(-1)(h)(-1) value of initial turnover frequency (TOF) in hydrogen generation from the dehydrogenation of ammonia-borane at 60 degrees C before deactivation. Kinetics of this homogenous catalytic dehydrogenation of ammonia-borane was studied depending on the catalyst concentration, substrate concentration, and temperature. The hydrogen generation was found to be first order with respect to both the substrate concentration and catalyst concentration. The activation parameters of this reaction were also determined from the evaluation of the kinetic data: activation energy; E-a = 48 +/- 2 kJ Mol(-1), the enthalpy of activation; Delta H-# = 45 +/- 2 kJ mol(-1) and the entropy of activation Delta S-# = -152 +/- 5 J mol(-1) K-1.Turkish Academy of Sciences
Scientific and Technological Research Council of Turkey (TUBITAK
İR'ABÜL-KUR'ÂN'IN TEFSİRDEKİ YERİ VE ÖNEMİ
Kur’ân merkezli anlama ve yorumlama gayretleri, onun nüzûlünden kısa bir süre sonra ğarîbü’l-Kur’ân, me’âni’l-Kur’ân, mecâzü’l-Kur’ân gibi filolojik nitelikli Kur’ân ilimlerinin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Ayetlerdeki kelime birimlerinin söz dizimindeki konumunu Arap grameri açısından inceleyen i’râbü’l-Kur’ân ilminin bu ilimler arasında çok önemli bir yeri vardır. Kur’ân’ın terkibî ifade biçimlerinin tahricini (en uygun i’râb vecihlerini gerekçeleriyle ortaya koyma) yerleşik nahiv kuralları doğrultusunda inceleyen i’râbü’l-Kur’ân, ayetleri kelimler ve cümlelere taksim etmek suretiyle parçacı (mevziî) bir yaklaşımla, nahvî analizlerle kelime ve terkiplerin dilsel özelliklerini ortaya çıkarmayı amaçlayan bir ilimdir. Daha teknik bir ifade ile lâfzî ve anlamsal ilişkilerinden hareketle kelime ve terkiplerin fâil, mef’ûl, mübtedâ-haber, sıfat, bedel, te’kid, mübtedâ-haber vb. öğelerinin çözümlemesini esas alan bir ilimdir.
Giriş ve üç bölümden oluşan “İ’râbü’l-Kur’ân’ın Tefsirdeki Yeri ve Önemi” adlı çalışmanın giriş bölümünde tezin konusu ve amacı, kaynakları, literatür değerlendirmesi ve i’râb tartışmalarına yer verildi. Birinci bölümde; i’râbü’l-Kur’ân ilminin kavramsal çerçevesi, tarihsel süreci ve i’râbü’l-Kur’ân eserleri gibi konular detaylı bir biçimde ele alındı. İkinci bölümde; ayetlerde i’râb farklılıklarını ortaya çıkartan faktörler ve bunların anlam üzerindeki etkileri üzerinde duruldu. Üçüncü bölümde ise i’râb farklılıklarının tespit ve tercihinde uyulması gereken ilkelerin neler olduğu ve bu ilkelere uyulmadığı takdirde oluşabilecek dilsel ve anlamsal hataların neler olabileceği örnek ayetler üzerinde i’râb analizleri yapılarak izah edildi
Ottoman Perception in Turkeys’ and Egypts’ Social Studies Textbooks: A Comparative Analyze
Bu araştırmanın temel amacı Türkiye’de 2007-2008 öğretim senesinde
ilköğretim kademesi altıncı ve yedinci sınıflarda ve Mısır’da bu seviyelerin
karşılığı olan ilköğretim birinci kademe 6. sınıf ile ilköğretim ikinci kademe
1. sınıfta okutulan sosyal bilgiler ders kitaplarındaki Osmanlı algısının
karşılaştırmalı olarak incelenmesidir. Bu bağlamda Osmanlı algısındaki
benzerlik ve farklılıkların tespit edilmesi araştırmanın temel problemini
oluşturmuştur. Çalışma yöntemi nitel araştırma prosedürlerine göre
şekillendirilmiştir. Veriler doküman analizi tekniğine uygun olarak toplanmış
ve içerik analizi uygulanarak çözümlenmiştir. Araştırma sonucunda
Türkiye’nin Mısır’a göre daha objektif söylem kullandığı, Türkiye’de nötr
ifadelerin pozitif ifadelerden daha fazla olduğu, Mısır’ın ise tamamen negatif
söylem kullandığı tespit edilmiştir
Zazaca kaynaklara dair bir bibliyografya çalışması -I-
Hint-Avrupa Dil Ailesi’nin İranî koluna mensup olan ve Türkiye sınırları içerisinde konuşulan dillerden biri olma hüviyetini taşıyan Zazaca hakkında, her geçen gün yeni çalışmalar yapılmakta ve yeni eserler kaleme alınmaktadır. Zazaca ile ilgili akademik çalışmalar da her geçen gün artmakta ve çeşitlilik arz etmektedir. Yapılan çalışmaların her geçen gün artması, bu alandaki kaynaklara ulaşma konusunu da beraberinde getirmektedir. Bu çalışma özellikle Zazaca alanındaki akademik çalışmalara daha yeni adım atan veya atacak olan genç araştırmacılar için bir rehber niteliğinde olacaktır. Konu ile ilgili kaynakların hem fazla olması hem de çok geniş bir araştırmayı gerektirdiği için bu çalışmada sadece yakın dönemdeki kaynaklara yer verilmiştir. Bu çalışma Zazalar ve Zazaca konusunda hazırlanmış veya Zazalar ve Zazaca’ya yer vermiş kitap, dergi, makale ve sempozyumlarda sunulan bildirilerin bir bibliyografyasını ortaya koymaktadır
Okul Öncesi Dönemde Anne-Baba Tutumunun Çocuğun Kişilik Gelişimine Etkisi
Okul öncesi dönemin çocuğun gelişiminde önemli bir yeri olduğundan bu çağ çocuklarının gelişiminde anne-baba tutumu büyük bir önem taşımaktadır. Psikanalitik kuramın temsilcisi Freud, bireyin kişiliğinin gelişiminde ve oluşumunda ilk çocukluk döneminin önemini vurgularken, “kişiliğin temeli 0-5 yaş arası dönemde atılır” demektedir. Bu ifade, bebeklik ve ilk çocukluk döneminde geçirilen yaşantının ne derece önemli olduğunu ortaya koymaktadır. Çünkü, bebeklik ve ilk çocukluk insan yaşamının en duyarlı ve dış etkilere en açık dönemidir. Çocuğa kendisi ve çevresi hakkında ilk bilgileri ve alışkanlıkları bu dönemde ebeveyni verir. Bu dönem çocuklarının en önemli özelliği, her yönüyle taklit edebilecekleri kendilerine birer model aramalarıdır. Bu dönemde bu model anne-babadır. Modelin hatalı olması, çocuğun şahsiyetinin de bozuk gelişmesine neden olmaktadır. Çocuğun gelişimine paralel olarak bu dönemde anne-baba tutumunun, ebeveyn ilişkisinin ve bakıcıların tutum ve davranışlarına göre, çocuk kişiliğini büyük ölçüde bilinçaltına yerleştirir. Seven, benimseyen, ilgi ve kabul gören demokratik bir ailede yetişen bir çocukla; baskıcı, itici, reddedici, sıkı disiplinli ve parçalanmış ailelerde yetişen çocukların kişilik gelişimleri farklı olmaktadır. Birinci durumda, çocuğun kişiliği büyük oranda olumlu yönde gelişirken ve sağlıklı bir kişiliğe sahip olurken; diğer durumda ise çocuğun kişilik gelişiminde engellemeler ve aksaklıklar görülmekte ve yetişkin yaşamında davranış bozuklukları görülmektir. Öğrenilenlerle alınanlar çocuğun biliş dünyasında kısa sürede özümlenmekte ve yaşam boyu etkisini sürdürmektedir. Çocuğun çevresi ile olan etkileşim yetersizliklerinde ise çocuğun gelişiminde bir daha yeri doldurulamaz eksiklikler bırakmaktadır. Sonuçta kendisiyle ve toplumla uyumsuz bir birey olarak varlığını sürdürecektir. Bunun için, çocuk yetiştirmede, ebeveyn çok dikkatli ve özenli hareket etmelidir. Çünkü her ebeveyn ve yetişkin şunu bilmelidir ki, çocuklar küçültülmüş bir yetişkin modeli değil, aksine kendine özgü zekâ ve kişilik özellikleriyle donanmış bireylerdir. Çocuk ruh sağlığında en önemli nokta, her yaşa özgü ruhsal gelişim özelliklerinin iyi bilinmesi ve ayırt edilmesidir. Her gelişim döneminde o döneme özgü davranışlar olduğundan dolayı, gelişim dönemlerinin özelliklerini bilen aileler, paniğe kapılmayacaklar ve çocuğu zorlamayacaklardır. Böylece çocuğun ruhsal, duygusal ve sosyal yönden sağlığının olumlu gelişmesine katkıda bulunacaklardır. Bu araştırmada, okul öncesi dönemde anne-baba tutumunun çocuğun gelişimi üzerindeki, olumlu ve olumsuz etkileri incelenmiştir. Bunun için, bu alanda yazılan eserler ve yapılmış çalışmalar incelenerek, bir sonuca ulaşılmaya çalışılmış ve buradan hareketle ebeveynlere bazı önerilerde bulunulmuştur
Çöl tozlarının Türkiye’de doğal ve beşeri ortam üzerine etkisi
Çok küçük boyutlardaki partikül maddeler, rüzgarlar tarafından yeryüzünden havalandırılarak atmosfer
içinde çok uzak mesafelere kadar taşınmaktadır. Bu taşınım olayında tozların nereden kaynaklandığı, hangi
yönlere taşındığı, kuru ve yaş halde nereleri ne ölçüde etkilediği hakkında uydular aracılığıyla tahminler
yapılabilmektedir. Bu tozların büyük bir kısmı çöl kaynaklıdır. Çöl kaynaklı tozların atmosferik taşınımı son
200.000 seneden bu yana var olan ve kimi zaman olağanüstü artan ve kutuplarda dahi derin izler bırakan bir
doğa olayıdır.
Bu çöl kaynaklı tozlar Türkiye’yi de son dönemlerde bölgesel veya daha geniş olanlı olarak etki altında
bırakmaktadır. Türkiye’de etkili olan çöl tozları genellikle Büyük Sahra Çölü ve Arabistan çölleri kökenlidir.
Coğrafi konum itibariyle Arabistan çöllerine yakın olması ve Afrika’dan kaynaklanan hava hareketlerinin yolu
üzerinde bulunması Türkiye’yi belirli dönemlerde bu çöl kaynaklı tozların etkisine maruz bırakmaktadır. Çöl
tozları ile Türkiye’yi etkileyen rüzgar sistemleri arasında da yakın bir ilişki vardır.
Türkiye’de çöl tozları, doğal ve beşeri ortam üzerinde çok önemli çevresel etkilerde bulunmaktadır.
Doğal ortamda iklim, bitki ve toprak örtüsü, su kaynakları ve hava kalitesini etkilemektedir. Beşeri ortamda ise
insan sağlığını ve faaliyetlerini etkilemektedir.
Bu çalışmada Türkiye’yi etkileyen çöller ile çöl tozlarının doğal ve beşeri ortam üzerindeki etkileri, çeşitli
kurumlardan temin edilen verilerin sonuçlarının arazide gözlemlenmesine ve değerlendirilmesine dayalı olarak
araştırılmıştır