1155 research outputs found
Sort by
COMPARISON OF EGYPTS’ AND TURKEYS’ SIXTH CLASS SOCIAL STUDIES CURRICULUM PROGRAM
Uluslararası hoşgörünün geliştirilmesi için ülkeler arası mukayeseli eğitim çalışmaları yapmak son derece mühimdir. Bu çalışmada söz konusu mukayese için Mısır seçilmiştir. Mısır Türkiye gibi Ortadoğu’nun mühim ülkelerinden biridir. Çalışmanın temel problemi Mısır Arap Cumhuriyeti’nde 2007–2008 senesinde geçerli olan sosyal bilgiler öğretim programı ile ülkemizde 2005 senesinde uygulamaya konulan 6. sınıf sosyal bilgiler öğretim programı arasındaki benzerlik ve farklılıkların neler olduğunu tespit etmektir. Araştırma nitel araştırma modeline dayalı doküman analizi yöntemiyle gerçekleştirilmiştir. Amaçlı örnekleme yöntemi tercih edilmiştir. Mısır’da 2007–2008 öğretim senesinde uygulanan 6. sınıf sosyal bilgiler dersi öğretim programı ile Türkiye’de 2007-2008 öğretim senesinde uygulanan 6. sınıf sosyal bilgiler dersi öğretim programı araştırmanın örneklemini oluşturmuştur. Veriler doküman analizi tekniğine uygun olarak toplanmıştır. Sosyal bilgiler öğretim programları betimsel analize tabi tutulmuştur. Programların amaçları, vizyonları, içerikleri, yapıları, eğitim durumları, değerlendirme durumları incelenmiş, bu hususlardaki benzerlik ve farklılıklara yer verilmiştir. Araştırma sonucunda Türkiye’deki programın amaçlarının, Mısır’dakinin aksine, 1. kademe ve 2. kademe için bütünleşik olduğu, bunun programın bütünlüğünü ve sürekliliğini gösterdiği; Türkiye’de genel amaçları içerisinde Mısır’da olduğu gibi teoloji, yöntem bilim ve ekolojiye yönelik ayrı ayrı amaçlar bulunmadığı, Türkiye programının zenginlik, kapsam genişliği ve yeterliliği bağlamında Mısır’a göre daha kuvvetli olduğu, Türkiye vizyonunda Mısır’daki gibi dinî bir vurgu bulunmadığı, Türkiye’de eğitim durumları bakımından öğrenci merkezli yaklaşımın benimsendiği, Türkiye’de Mısır’dakinin aksine süreci ölçmeye yönelik çoklu ve alternatif değerlendirme yöntemleri uygulandığı anlaşılmıştır
Yerel Alan Ağları için IP Tabanlı SAldırı Tespit Uygulaması ve Güvenlik Önerileri
IP tabanlı saldırılardan saldırganın tespitine yönelik bir çalışmadı
Türk Dünyasında Bilimsel ve Akademik İşbirliği Politikalarının Psiko-Sosyal Analizi
Tüm dünyada olduğu gibi, ülkemizde de aile içi kadına yönelik şiddet, mücadele edilmesi gereken ciddi bir toplumsal sorun olarak varlığını sürdürmektedir. Ülkemizde kadına yönelik şiddet üzerine yapılan araştırmalara baktığımızda, kadına yönelik şiddetin yaygınlığını, kadının aile içi şiddet karşısındaki çaresiz kalışını, şiddete uğrayan kadının nasıl yardım alması gerektiği vb. konularında bilgisizliğini ve çaresizliğini görmekteyiz. Toplumsal cinsiyet rolleri nedeniyle yaşanan kadına yönelik şiddet, kadınların yakın çevrelerindeki erkeklerden, tanımadıkları erkeklere ve hatta aile içindeki kadınlara kadar uzanan geniş bir çevre içinde yaşanmaktadır. Diğer taraftan Türkiye'de namus adına işlenen cinayetlerle ilgili olarak özel veriler elde edilememektedir ve bu durum halen gizliliğini korumaktadır. Aile içi kadına karşı şiddet, yaygınlığı tam olarak bilinemeyen, aile mahremiyetinin bir unsuru olarak görülerek gizlenen, bu sebeple de mücadele edilmesi ve önlenmesi güç bir olgu olarak algılanmaktadır. Bu gelenekçi anlayış, kadının aile içi şiddete yıllarca boyun eğmesine ve çaresiz kalmasına yol açmıştır. Son yıllarda yapılan yasal düzenlemelerin ve şiddete sıfır toleransın, toplumun
sosyal dokusunu zedeleyen bu hazin duruma son vereceğini ümit ediyoruz. Bu alanda birçok kurum ve kuruluşun işbirliğine ihtiyaç duyulmaktadır. Toplumsal bir sorun olan kadına yönelik şiddet; kadının bireysel ve toplumsal işlevlerini, özel yaşamını, işini ve diğer sorumluluklarını yerine getirebilmesinde, kadının güçlenmesi ve ilerlemesinde bir engel teşkil etmektedir. Kadının ilerlemesi ve kadın-erkek eşitliğinin sağlanması bir insan hakları sorunudur. Bu durum aynı zamanda, sosyal adaletin de temel bir
şartıdır. Türkiye'de aile içi şiddet çalışmalarının araştırma alanına girişi oldukça yeni olup, 1980'li yıllardan sonra kamuoyunda kadın ve çocuk haklarına yönelik farkındalığın gelişmesi ile birlikte başlamıştır. Bu çalışmada, ülkemizde aile içi kadına yönelik şiddet konusunda literatür taraması yapılarak, mevcut problem psiko-sosyal ve kültürel dinamikleriyle ele alınmıştır
Türkiye'de aile içi kadına karşı şiddetin psiko-sosyal ve kültürel dinamiklerinin değerlendirilmesi
Tüm dünyada olduğu gibi, ülkemizde de aile içi kadına yönelik şiddet, mücadele edilmesi gereken ciddi bir toplumsal sorun olarak varlığını sürdürmektedir. Ülkemizde kadına yönelik şiddet üzerine yapılan araştırmalara baktığımızda, kadına yönelik şiddetin yaygınlığını, kadının aile içi şiddet karşısındaki çaresiz kalışını, şiddete uğrayan kadının nasıl yardım alması gerektiği vb. konularında bilgisizliğini ve çaresizliğini görmekteyiz. Toplumsal cinsiyet rolleri nedeniyle yaşanan kadına yönelik şiddet, kadınların yakın çevrelerindeki erkeklerden, tanımadıkları erkeklere ve hatta aile içindeki
kadınlara kadar uzanan geniş bir çevre içinde yaşanmaktadır. Diğer taraftan Türkiye'de namus adına işlenen cinayetlerle ilgili olarak özel veriler elde edilememektedir ve bu durum halen gizliliğini korumaktadır. Aile içi kadına karşı şiddet, yaygınlığı tam olarak bilinemeyen, aile mahremiyetinin bir unsuru olarak görülerek gizlenen, bu sebeple de mücadele edilmesi ve önlenmesi güç bir olgu olarak algılanmaktadır. Bu gelenekçi anlayış, kadının aile içi şiddete yıllarca boyun eğmesine ve çaresiz kalmasına yol açmıştır. Son yıllarda yapılan yasal düzenlemelerin ve şiddete sıfır toleransın, toplumun
sosyal dokusunu zedeleyen bu hazin duruma son vereceğini ümit ediyoruz. Bu alanda birçok kurum ve kuruluşun işbirliğine ihtiyaç duyulmaktadır. Toplumsal bir sorun olan kadına yönelik şiddet; kadının bireysel ve toplumsal işlevlerini, özel yaşamını, işini ve diğer sorumluluklarını yerine getirebilmesinde, kadının güçlenmesi ve ilerlemesinde bir engel teşkil etmektedir. Kadının ilerlemesi ve kadın-erkek eşitliğinin sağlanması bir insan hakları sorunudur. Bu durum aynı zamanda, sosyal adaletin de temel bir
şartıdır. Türkiye'de aile içi şiddet çalışmalarının araştırma alanına girişi oldukça yeni olup, 1980'li yıllardan sonra kamuoyunda kadın ve çocuk haklarına yönelik farkındalığın gelişmesi ile birlikte başlamıştır.
Bu çalışmada, ülkemizde aile içi kadına yönelik şiddet konusunda literatür taraması yapılarak, mevcut problem psiko-sosyal ve kültürel dinamikleriyle ele alınmıştır
The first isolation of campylobacter lanienae from chickens
The aim of the present study was to determine the prevalence of
Campylobacter jejuni, C. coli, C. lari and C. lanienae which are the most
common causes of acute bacterial gastroenteritis in humans, in clinically
healthy cattle, sheep and chickens. A total number of 2700 abattoir samples
containing 150 intestinal contents and 150 gall bladders from each of
the animal species in each of the three provinces located in the east of
Turkey. Following the inoculation of the samples onto modified Charcoal
Cefoperazone Deoxycholate Agar (mCCDA), Campylobacter spp. was
isolated from 24.7% (667/2700). In the analysis of the isolates with speciesspecific
Polymerase Chain Reaction (PCR), the identification percentages
of Campylobacter species were determined as 78.1% for C. jejuni, 23.7% for
C. coli, 1.2% for C. lanienae and 1.0% for C. lari. To the authors’ knowledge,
this study reports the isolation of C. lanienae in animals for the first time in
Turkey and in chickens species for the first time in the world
Türkiye’de Aile içi Kadına Yönelik Şiddetin Psikolojik ve Sosyal Dinamiklerinin Değerlendirilmesi
Tüm dünyada olduğu gibi, ülkemizde de aile içi kadına yönelik şiddet, mücadele edilmesi gereken ciddi bir toplumsal sorun olarak varlığını sürdürmektedir. Ülkemizde kadına yönelik şiddet üzerine yapılan araştırmalara baktığımızda, kadına yönelik şiddetin yaygınlığını, kadının aile içi şiddet karşısındaki çaresiz kalışını, şiddete uğrayan kadının nasıl yardım alması gerektiği vb. konularında bilgisizliğini ve çaresizliğini görmekteyiz. Toplumsal cinsiyet rolleri nedeniyle yaşanan kadına yönelik şiddet, kadınların yakın çevrelerindeki erkeklerden, tanımadıkları erkeklere ve hatta aile içindeki
kadınlara kadar uzanan geniş bir çevre içinde yaşanmaktadır. Diğer taraftan Türkiye'de namus adına işlenen cinayetlerle ilgili olarak özel veriler elde edilememektedir ve bu durum halen gizliliğini korumaktadır. Aile içi kadına karşı şiddet, yaygınlığı tam olarak bilinemeyen, aile mahremiyetinin bir unsuru olarak görülerek gizlenen, bu sebeple de mücadele edilmesi ve önlenmesi güç bir olgu olarak algılanmaktadır. Bu gelenekçi anlayış, kadının aile içi şiddete yıllarca boyun eğmesine ve çaresiz kalmasına yol açmıştır. Son yıllarda yapılan yasal düzenlemelerin ve şiddete sıfır toleransın, toplumun
sosyal dokusunu zedeleyen bu hazin duruma son vereceğini ümit ediyoruz. Bu alanda birçok kurum ve kuruluşun işbirliğine ihtiyaç duyulmaktadır. Toplumsal bir sorun olan kadına yönelik şiddet; kadının bireysel ve toplumsal işlevlerini, özel yaşamını, işini ve diğer sorumluluklarını yerine getirebilmesinde, kadının güçlenmesi ve ilerlemesinde bir engel teşkil etmektedir. Kadının ilerlemesi ve kadın-erkek eşitliğinin sağlanması bir insan hakları sorunudur. Bu durum aynı zamanda, sosyal adaletin de temel bir
şartıdır. Türkiye'de aile içi şiddet çalışmalarının araştırma alanına girişi oldukça yeni olup, 1980'li yıllardan sonra kamuoyunda kadın ve çocuk haklarına yönelik farkındalığın gelişmesi ile birlikte başlamıştır. Bu çalışmada, ülkemizde aile içi kadına yönelik şiddet konusunda literatür taraması yapılarak, mevcut problem psiko-sosyal ve kültürel dinamikleriyle ele alınmıştır
Consumer Consumption Habits Of Milk and Milk Products in Istanbul Province
Bu çalışmanın amacı İstanbul ilinde tüketicilerin süt ve süt ürünleri tüketim ve tercihlerini analiz etmektir. Bu amaçla değişik sosyoekonomik demografik gruplardaki 400 aileden elde edilen veriler kullanılmıştır. Tüketicilerin açık süt ve ambalajlı süt tüketim miktarı ve tercihlerini etkileyen sosyoekonomik ve demografik faktörlerin etkilerini belirlemek amacıyla tanımlayıcı istatistikler, varyans analizlerinden ve Ki kare testinden yararlanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre, ailelerin %26,5’i açık süt, %26.2’si pastörize süt ve %87,7’si ise sterilize süt tüketmektedir. Aileler toplam gelirlerinin %22,5’ini gıda harcamalarına ayırırken, süt ve süt ürünleri harcamaları ise toplam gıda harcamalarının %18,6’sını oluşturmaktadır
Bingöl ili Yedisu ilçesi Karapolat Köyü merasının botanik kompozisyonunun belirlenmesi
Bu araştırma, Bingöl ili, Yedisu ilçesi, Karapolat köyünde doğal bir meranın üç farklı yöneyinin botanik kompozisyonu
açısından birbirleriyle karşılaştırılması amacıyla yürütülmüştür. Araştırma sonuçları; meranın % 85,8'inin bitki ile kaplı
olduğunu, kaplama alanına göre botanik kompozisyonun % 59,9'unu buğdaygil, % 2,8'ini baklagiller ve % 37,3'ünü diğer
familya bitkilerinin oluşturduğunu, baklagillerin en fazla güney (% 5,3) yöneyinde, buğdaygillerin en fazla doğu (% 69,5)
yöneyinde ve diğer familya bitkilerinin en fazla batı (% 52,1) yöneyinde olduğunu göstermiştir. Merada en yaygın türlerin;
Taeniatherum caput-medusae (% 93,33), Centaurea carduiformis (% 55,83), Eryngium billardier (% 34,17), Poa bulbosa (%
20,83), Cynedon dactylon (% 18,75) ve Astragalus microcephalus (% 18,75) olduğu ortaya çıkmıştır
Türkiye’de buğday ve arpa üretiminin zaman serisi ile modellenmesi ve öngörü
Bu çalışmada, 1925-2012 dönemi buğday ve arpa üretiminin zaman serisi analizi yapılmıştır. Buğday ve arpa üretim miktarına ait seriler, birinci farkı alındıktan sonra durağan hale getirilmiştir. Yapılan analizle, hem buğday hem de arpa üretim miktarı ARIMA(0,1,1) şeklinde modellenmiştir. Birinci dereceden bütünleşik hareketli ortalama modeli denilen bu modellere göre buğday ve arpa üretimi için 2013-2020 yılları arası için öngörü yapılmıştır. Öngörü sonuçlarına göre gelecek yıllarda buğday ve arpa üretiminin artacağı görülmüştür. Elde edilen sonuçlar Türkiye’nin buğday ve arpa üretim politikasının belirlenmesine olanak sağlayacaktır
Karadeniz Bölgesine ait yerel ekmeklik buğday hatlarının tanedeki besin elementleri içerikleri yönünden tescilli ekmeklik buğday çeşitleri ile karşılaştırılması
Araştırma, 9 farklı element konsantrasyonu (Fe, Zn, B, K, Mn, Cu, Mg, Ca ve Mo)
yönünden tescilli çeşitler ile Karadeniz bölgesi orijinli yerel ekmeklik buğday hatlarını
karşılaştırmak amacıyla yürütülmüştür. Çalışmada, Çanakkale Dardanos koşullarında 2011-
2012 yetiştirme sezonunda eksik bloklar deneme desenine göre 2 tekerrürlü olarak kurulan ve
37 adet ekmeklik buğday genotipinin (12 adet yerel ekmeklik buğday hattı ve 25 adet tescilli
çeşit) kullanıldığı denemeden elde edilen tane örnekleri kullanılmıştır. Biplot analizi
kullanılarak element konsantrasyonları yönünden öne çıkan genotipler belirlenmiştir.
Araştırma sonuçlarına göre, yerel ekmeklik buğday hatları içerisinde Bolu orijinli TR 36948/5
hattı Fe, Zn ve Ca içeriği yönünden en yüksek değerlere sahip olmuştur. Tescilli çeşitler
arasında ise Kirik, K ve Cu içerikleri yönünden birinci sıradayken, sırasıyla Konya 2002 ve
Kenanbey çeşitleri de Cu ve Ca elementleri yönünden en yüksek değerlere sahip olmuştur.
Özellikle Bolu orijinli TR 36948/5 hattı Fe, Zn ve Ca içeriği yönünden 25 adet tescilli çeşidin
tamamından daha yüksek değerlere sahip olmuştur. Bazı elementler yönünden yerel buğday
hatlarının tescilli çeşitlerden üstün olduğu, bu nedenle ülkemiz de ekmeklik buğdayda
element içeriğinin artırılmasına yönelik yapılacak ıslah çalışmalarında genetik kaynak olarak
kullanılabileceği belirlenmiştir