1155 research outputs found
Sort by
Essentıal oıl composıtıon of three Pınus L. (Pınaceae) taxa from canada.
In this study three Pinus L. taxa from Canada (P. strobus L., P. parviflora Siebold & Zucc. and P. mugo Turra subsp. mugo) have been studied to determination taxonomical classification based on chemical characters. For this purpose essential oil leaves of studied taxa were investigated by HS-SPME / GC–MS. Thirty eight, thirty three and thirty nine compounds were identified representing 95.90%, 95.07%, 95.79% of the oil, respectively. -pinene (32.96%), -myrcene (27.72%) and -pinene (8.01%) in P. strobus; -pinene (25.56%), caryophyllene (13.21%), germacrene D (6.71%), limonene (6.21%) and camphene (5.68%) in P. parviflora; 3-carene (36.54%), p-cymene (18.03%), -pinene (9.00%) and limonene (5.09%) in P. mugo subsp. Mug owere identified as main components. It was cocluding that the essential oils; -pinene chemotype in P. strobus and P. parviflora, 3-carene chemotype in P. mugo subsp. mugo were in plants from Waterloo region of Canada
Oleylamine-stabilized ruthenium(0) nanoparticles catalyst in dehydrogenation of dimethylamine-borane. 38(24), 10000-10011.
Oleylamine-stabilized ruthenium(0) nanoparticles were in situ generated from the reduction of ruthenium(III) chloride by dimethylamine-borane during its dehydrogenation at room temperature. Nearly monodispersed ruthenium(0) nanoparticles of 1.8 +/- 0.7 nm size were reproducibly isolated from the reaction solution by filtration and characterized by TEM, XRD, HRTEM, B-11 NMR, ATR-IR and UV-visible spectroscopy. Oleylamine-stabilized ruthenium(0) nanoparticles are highly active catalyst in hydrogen generation from dimethylamine-borane providing a release of 1.0 equivalent H-2 per mole of dimethylamine-borane and an initial turnover frequency of 137 (mol H-2) (mol Ru)(-1) (h)(-1) at 25.0 +/- 0.5 degrees C. By considering the activity and stability of ruthenium(0) nanoparticles, the optimum ratio of stabilizer to the catalyst was found to be 3.0. Oleylamine-stabilized ruthenium(0) nanoparticles with a stabilizer to ruthenium ratio of 3.0 are stable and reusable catalyst providing 20,660 turnovers in hydrogen generation from dimethylamine-borane at 25.0 +/- 0.5 degrees C. They preserve 75% of their initial catalytic activity even after the fifth run of dehydrogenation of dimethylamine-borane with the complete conversion of Me2NHBH3 to [Me2NBH2](2) plus 1 equivalent of H-2 at room temperature. The report also includes the detailed kinetic study of the dehydrogenation of dimethylamine-borane catalyzed by oleylamine-stabilized ruthenium(0) nanoparticles depending on the catalyst concentration, substrate concentration, and temperature as well as the activation parameters of catalytic reaction calculated from the kinetic data. The poisoning experiments showed that the dehydrogenation of dimethylamine-borane catalyzed by ruthenium(0) nanoparticles is heterogeneous catalysis.Turkish Academy of Sciences
Bingol University Scientific Research Projects Uni
Some Factors that Affect to Political System of Egypt Education System
Mısır’ın, Arap Baharı (!) devrimi öncesi eğitim sisteminin politik yapısını millî
güvenlik kaygısı, din ve seküler politikalar belirlemiştir. Eğitim faaliyetlerinin
öncelikli amacı millî güvenliği sağlamak olmuştur. Kendini dine dayandıran
hareketler millî güvenliği bozucu olarak algılanmıştır. Bunu önlemek
maksadıyla, yeni neslin eğitim vasıtasıyla sekülerize edilmesi planlanmıştır.
Kızlar öncelikli hedef kitle olarak seçilmiştir. Din dersleri zorunlu olmaktan
çıkarılmıştır. 1978 Camp David Antlaşması Mısır’a yurt dışından çeşitli eğitim
hibelerinin gelmesini sağlamıştır. Hibeler, genel olarak bilgisayar
teknolojilerinin yaygınlaştırılması, eğitimin ulaşmadığı yerlerde alternatif eğitim
okullarının kurulması, dijital ve görsel eğitim materyallerinin hazırlanması,
televizyonlarda çocuklar için eğitim programları düzenlenmesi şeklinde
olmuştur
Türkiye'de Aile İçi Kadına Karşı Şiddetin Psiko-Sosyal Ve Kültürel Dinamiklerinin Değerlendirilmesi
Tüm dünyada olduğu gibi, ülkemizde de aile içi kadına yönelik şiddet, mücadele edilmesi gereken ciddi bir toplumsal sorun olarak varlığını sürdürmektedir. Ülkemizde kadına yönelik şiddet üzerine yapılan araştırmalara baktığımızda, kadına yönelik şiddetin yaygınlığını, kadının aile içi şiddet karşısındaki çaresiz kalışını, şiddete uğrayan kadının nasıl yardım alması gerektiği vb. konularında bilgisizliğini ve çaresizliğini görmekteyiz. Toplumsal cinsiyet rolleri nedeniyle yaşanan kadına yönelik
şiddet, kadınların yakın çevrelerindeki erkeklerden, tanımadıkları erkeklere ve hatta aile içindeki kadınlara kadar uzanan geniş bir çevre içinde yaşanmaktadır. Diğer taraftan Türkiye'de namus adına işlenen cinayetlerle ilgili olarak özel veriler elde edilememektedir ve bu durum halen gizliliğini korumaktadır. Aile içi kadına karşı şiddet, yaygınlığı tam olarak bilinemeyen, aile mahremiyetinin bir unsuru olarak görülerek gizlenen, bu sebeple de mücadele edilmesi ve önlenmesi güç bir olgu olarak
algılanmaktadır. Bu gelenekçi anlayış, kadının aile içi şiddete yıllarca boyun eğmesine ve çaresiz kalmasına yol açmıştır. Son yıllarda yapılan yasal düzenlemelerin ve şiddete sıfır toleransın, toplumun sosyal dokusunu zedeleyen bu hazin duruma son vereceğini ümit ediyoruz. Bu alanda birçok kurum ve kuruluşun işbirliğine ihtiyaç duyulmaktadır. Toplumsal bir sorun olan kadına yönelik şiddet; kadının bireysel ve toplumsal işlevlerini, özel yaşamını, işini ve diğer sorumluluklarını yerine getirebilmesinde, kadının güçlenmesi ve ilerlemesinde bir engel teşkil etmektedir. Kadının ilerlemesi ve kadın-erkek eşitliğinin sağlanması bir insan hakları sorunudur. Bu durum aynı zamanda, sosyal adaletin de temel bir şartıdır. Türkiye'de aile içi şiddet çalışmalarının araştırma alanına girişi oldukça yeni olup, 1980'li yıllardan sonra kamuoyunda kadın ve çocuk haklarına yönelik farkındalığın gelişmesi ile birlikte başlamıştır. Bu çalışmada, ülkemizde aile içi kadına yönelik şiddet konusunda literatür taraması yapılarak, mevcut
problem psiko-sosyal ve kültürel dinamikleriyle ele alınmıştır
The use of educational technology at tertiary level
This study examined the use of educational technology at tertiary level at one of the newly established (i.e. 2007) universities in the eastern part of Turkey in the spring of 2012. The study examined the tertiary teaching staffs‟ (a) personal and computer related characteristics, (b) their computer self-efficacy perceptions, (c) their computer-using level in certain software, (d) their frequency of computer use for teaching, administrative and communication objectives, and (e) their use of educational technology preferences for preparation and teaching purposes. In this study, all teaching staffs were given the questionnaires to complete. 194 participants (n= 194) completed and returned them. The study was mostly quantitative and partly qualitative. The quantitative results were analysed with SPSS (i.e. mean, Std. Deviation, frequency, percentage, ANOVA). The qualitative data was analysed with examining the participants‟ responses gathered from the open-ended questions and focussing on the shared themes among the responses. The results reveal that the participants have high computer self-efficacy perceptions, their level in certain programs is good, and they often use computers for a wide range of purposes. There are also statistical differences between (a) their computer self-efficacy perceptions, (b) frequency of computer use for certain purposes, and (c) computer level in certain programs in terms of different independent variables
Bingöl ilinde organik ürün tüketimini ve tüketim alışkanlıklarını etkileyen faktörler
Bu çalışmada, Bingöl İli Merkez İlçesinde organik ürünleri kullanan tüketicilerin organik ürünlere yönelik tutumlarını ve tercihleri etkileyen faktörlerin incelenmesi amaçlanmaktadır. Araştırmada anket yöntemiyle veriler toplanmıştır. Bu amaçla, Bingöl il merkezinde ikamet eden 392 tüketici ile görüşülmüştür. Tüketicilerin organik ürün tercihlerinin demografik özelliklere bağlı olarak değişkenlik gösterdiği görülmektedir. Tüketicilerin organik ürünleri algılamaları ile tüketicilerin cinsiyetleri, meslek durumları, ailelerinin aylık ortalama gelirleri arasında anlamlı farklılıklar bulunurken, yaşları, medeni durum, eğitim seviyesi ve ailelerinde kaç kişi olduğu arasında anlamlı farklılıklar bulunamamıştır
Japon bıldırcınlarında kuluçkalık yumurta ağırlığının besi performansı ve karkas özellikleri üzerine etkisi
Özet BildiriBu çalışma, Japon bıldırcınlarında kuluçkalık yumurta ağırlığının besi performansı ve karkas özellikleri
üzerine etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Çalışmada, canlı ağırlık yönünde 7 generasyon boyunca
seleksiyona tabi tutulmuş olan damızlık bıldırcın sürüsünden elde edilen yumurtalar kullanılmıştır. Bıldırcın
yumurtaları hafif (8.15-10.94 g), orta (10.95-11.86 g) ve ağır (11.87-14.52 g) olmak üzere 3 gruba ayrılmış ve
her grup 3 tekerrürlü olarak kuluçka makinesine yerleştirilmiştir. Kuluçkadan çıkan farklı ağırlık gruplarına ait
civcivler bir günlük yaştan itibaren denemeye alınmış ve deneme 6 hafta süreyle yürütülmüştür. Altı haftalık besi
sonunda muamele gruplarının besi performansı ve karkas özelliklerine ait değerler belirlenmiştir.
Sonuç olarak, kuluçkada ağır (11.87-14.52 g) ve orta (10.95-11.86 g) grup ağırlığındaki yumurtaların
tercih edilmesinin daha uygun olacağı sonucuna varılmıştır
Japon bıldırcınlarının diyetlerine ilave edilen ardıç meyvesinin (Juniperus Communis) besi performansı üzerine etkisi
Özet BildiriThe present study was conducted to determine the effects of juniper berry (Juniperus communis) supplementation to quail feed rations on fattening performance and some carcass traits. A day-old 150 Japanese quails were used in experiments and quails were kept in cages for 7 weeks. The total 150 quail chicks were randomly separated into 5 groups (1 control and 4 treatment groups) with 3 replicates. Four different juniper berry levels as of 0.5, 1, 1.5 and 2% and a control treatment (0%) were implemented. Juniper berry supplementation to feed rations initiated at the end of the 1st week and sustained for 7 weeks. Live weights, feed consumptions, feed conversion ratios and some carcass traits were determined. Juniper berry supplementation into rations during 7 weeks of growing period increased body weight (for male quails R2=98%), cumulative feed intake (R2=97%) and feed conversion ratio (R2=94%) of treatment groups significantly (P0.05).
It was concluded in present study that 0.5-1% juniper berry supplementation into quail feed rations had positive impacts on fattening performance and carcass traits
Bazı soya fasulyesi (Glycine max L.) çeşitlerinden yapılan silajların besin değerlerinin belirlenmesi
ütülmüştür. Denemede; Yeşilsoy, Adasoy, Türksoy, Erensoy, Yemsoy, Blaze, May-5312, Nazlıcan, Nova, Cinsoy, Umut-
2002 ve Ataem-7 soya fasulyesi çeşitleri materyal olarak kullanılmıştır. Araştırmada, silajlar, ağzı kapaklı hava almayacak
şekilde sıkıştırılan plastik kavanozlarda 5'er Lt (3'er tekerrürlü) olarak hazırlanmıştır. Kavanozlar 60 gün sonra açılarak pH
değerleri tespit edilmiştir. Örnekler hayvan besleme laboratuvarındaki analizler için hazır hale getirildikten sonra besin maddesi
analizleri yapılmıştır. Tesadüf parselleri deneme desenine göre yapılan varyans analizi sonucunda; kuru madde (KM), ham kül
(HK), ham protein (HP), asit deterjan lif (ADF), nötr deterjan lif (NDF) oranları ile, pH değerleri arasındaki farklılıklar istatistiki
olarak önemli bulunmuştur. Elde edilen KM, HK, HP, ADF, NDF ve pH değerleri sırasıyla (%26,60-32,67, %1,73-3,71,
%11,81-18,86, %28,16-38,54, %41,34-46,72 ve 5,23-6,23) arasında değişmiştir
Sert kabuklu meyvelerin üretim miktarının Box-Jenkins tekniği ile modellenmesi
Otoregresif (Autoregressive) ve hareketli ortalama (Moving Average) modellerinin karışımı olan
Otoregresif Hareketli Ortalama (Autoregressive Moving Average) en genel durağan Box-Jenkis
modelleridir. Durağan olmayıp fark alma işlemi sonucunda durağan hale getirilen serilere uygulanan
modellere Bütünleşik Otoregresif Hareketli Ortalama (Autoregressive Integrated Moving Average)
modeli denir. ARIMA modeli Box-Jenkins modeli olarak da adlandırılır. Box-Jenkins modellerinde amaç
zaman serilerine uyan modelin belirlenmesi ve öngörü yapılmasıdır. Bu çalışmada, 1936–2011 yıllarına
ait sert kabuklu meyvelerin türlerine göre (antepfıstığı, ceviz, fındık, badem ve kestane) üretim miktarları
Box Jenkins yöntemiyle analiz edilmiştir. Veriler durağan hale getirildikten sonra bu veri kümesine uyan model, antepfıstığı üretiminde Bütünleştirilmiş Otoregresif (ARIMA(2,1,0)), ceviz üretiminde
Bütünleştirilmiş Otoregresif (ARIMA(1,1,0)), fındık ve badem üretimi Bütünleştirilmiş Hareketli
Ortalama (ARIMA(0,1,1)) ve kestane üretimi Bütünleştirilmiş Mevsimsel Otoregresif Hareketli Ortalama ARIMA(0,1, 0)(0, 0,1)9 modeli olarak belirlenmiştir. Elde edilen modeller kullanılarak sert kabuklu meyvelerin 2012–2020 dönemi için öngörüleri yapılmıştır. Yapılan öngörüler sonucunda sert kabuklu meyvelerin üretim miktarında artış olacağı tahmin edilmiştir. Bunun sonucunda ileriye yönelik sert kabuklu meyve üretimi ile ilgili oluşturulacak politikalara yön vermesi amaçlanmıştır