1155 research outputs found
Sort by
Kafes ve yer sisteminde yetiştirilen bıldırcınların besi performansı ve karkas özellikleri bakımından karşılaştırılması
Bu araştırma, bıldırcınların büyütme döneminde farklı yetiştirme sistemlerinde besi performansı ve karkas özelliklerinin karşılaştırılması amacıyla yapılmıştır.
Araştırmanın hayvan materyalini günlük yaşta 150 adet Japon bıldırcını (Coturnix coturnix japonica) oluşturmuştur. Rasyonlar kuru madde, enerji ve diğer besin maddeleri bakımından bıldırcınların yaklaşık ihtiyaçlarını karşılayabilecek şekilde düzenlenmiş ve hayvanlar ilk 1 haftalık dönemde %23 ham protein ve 3100 kcal/kg ME, daha sonraki 6 haftalık dönem boyunca %20 ham protein ve 3250 kcal/kg ME içeren yemle serbest olarak beslenmişlerdir. Çalışmada, 150 adet bıldırcın civcivi her grupta 75’er hayvan (1 kafes, 1 yer) ve her grupta kendi arasında 3 tekerrürlü olacak şekilde şansa bağlı olarak dağıtılmıştır. Hayvanlar ilk bir hafta süresince ana makinelerin de büyütülmüş ve daha sonra gruplara ayrılarak yetiştirme kafeslerine ve yer sistemine alınmıştır. Çalışma 42 gün sürdürülmüştür.
Araştırmada 7 haftalık dönem sonunda; kafes ve yer gruplarının ortalama canlı ağırlık değerleri sırasıyla; 188.51 ve 164.94 g; yaşama gücü değerleri % 96 ve 94.7; yem tüketimleri 820.4 g ve 855.9 g ve yemden yararlanma oranları 4.3 ve 5.3 olarak saptanmıştır. Yer ve kafes gruplarında karkas randımanı ortalama sırasıyla; % 70.5 ve 71.7 olarak bulunmuştur. Yapılan duyusal analizde lezzet ve genel beğeni düzeylerinde yer grubunun daha üstün olduğu belirlenmiştir (P<0.01).
Sonuç olarak; bıldırcınları kafeste yetiştirmenin yerde yetiştirmeye göre daha avantajlı olduğu söylenebilir
Japon bıldırcınlarında çeşitli ağırlık ölçüleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmada Japon bıldırcınlarında çeşitli ağırlık ölçüleri arasındaki ilişkilerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla deneme hayvanı olarak kullanılan 60 adet Japon bıldırcınına ait canlı ağırlığı (g) karkas ağırlığı (g), göğüs ağırlığı (g), but ağırlığı (g) ve iç organ ağırlığı (g) değerleri alınmıştır. Canlı ağırlık ile diğer ağırlıklar değerleri arasındaki ilişkileri belirlemek için korelasyon katsayıları araştırılmıştır. Yetiştirme sistemi (kafes ve yer) ve cinsiyete (erkek ve dişi) göre ayrı ayrı olarak iki regresyon ve iki korelasyon katsayısı arasındaki farkın anlamlılığı test edilmiştir. Hem yetiştirme sistemine hem de cinsiyete göre incelenen vücut ağırlıkları arasındaki iki regresyon katsayısı benzer olduğundan genel bir regresyon katsayısı belirlenmiştir. Genel regresyon katsayısı yetiştirme sistemine göre en yüksek göğüs-iç organ (1,688), en düşük canlı-but (0,18); cinsiyete göre
en yüksek canlı-karkas (1,237), en düşük canlı-but (0,243) ağırlıkları arasında olmuştur. Genel korelasyon katsayısı yetiştirme sistemine göre en yüksek canlı-karkas (0,926), en düşük iç organ-but (0,476); cinsiyete göre en yüksek canlı-karkas (0,932), en düşük iç organ-but (0,447) ağırlıkları arasında olmuştur. Ancak, yetiştirme sistemine göre but-canlı, but-karkas ve but-göğüs ağırlıkları arasında; cinsiyete göre karkas-but ağırlığı arasında test edilen iki korelasyon katsayısı benzer olmadığından genel bir korelasyon katsayısı belirlenememiştir
PRESENT STATUS OF VITICULTURE IN DİYARBAKIR, EĞİL PROVINCE, ITS PROBLEMS AND POSSIBLE SOLUTIONS
Bu çalışma Diyarbakır ili Eğil ilçesini temsil eden 100 adet bağ işletmelerinde yürütülmüştür. Veriler 100 üreticiden anket yoluyla elde edilmiştir. Çalışmada elde edilen verilerin ışığında üreticilerin eğitim durumları, yaş durumları, bağ işletmelerinin büyüklük durumları ve örgütlenme durumlarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Anket çalışmasının sonuçlarına göre; bağcılıkla uğraşan üreticilerin eğitim düzeyi (%44.0 ilkokul) düşüktür. Ankete katılan üreticilerin yaş ortalaması 50 ve bağ alanlarının %21.0’ının 20 da’nın altında olduğu saptanmıştır. Bağcılık yörede aile işletmeciliği şeklinde yapılmaktadır. Ankete katılan üreticilerin tamamı bağlarında “diğer” terbiye sistemini kullandıklarını ve bu terbiye sistemini %65.0 oranında “tavsiye edildiğinden dolayı tercih ettiklerini belirtmişlerdir. Üreticilerin tamamının kooperatif ya da birlik üyesi olmadıkları belirlenmiştir. Üreticilerin %65.0’ı üzüm üretiminden iyi para kazanamadığını (ort:1.34), üzüm üretim tekniğini iyi bilme, bağcılık faaliyetinin işçilik gerektirdiğini ve daha fazla tarımsal bilginin üretimi arttıracağı konularına büyük oranda katıldıkları gözlemlenmiştir.
Sonuç olarak; üreticilere bağcılık konusunda tarımsal bilginin verilmesi ve üreticinin gelirinin iyileştirilmesi için düzenlemeler yapılması öngörülmektedir. Bu araştırma kapsamında, mevcut verilerden de yararlanılmak suretiyle, il genelinde karşılaşılan sorunlar ve bu sorunların çözülmesinde yararlı olacağına inanılan çözüm önerileri sunulmaya çalışılmıştır
Türkiye’nin kabuklu fındık üretiminde üretim-fiyat ilişkisinin koyck yaklaşımı ile analizi
Bu çalışmada, 1962-2013 yılları arasında kabuklu fındığın üretim ve fiyat ilişkisi gecikmesi dağıtılmış modellerden Koyck yaklaşımı ile analiz edilmiştir. Koyck modeli sonuçlarına göre; kabuklu fındık üretimi geriye doğru en fazla dört yılın fiyatından etkilendiği, kabuklu fındık fiyatlarında ortaya çıkan değişimin kabuklu fındık üretiminde önemli ve hissedilebilir düzeyde bir etkiye neden olması için gereken zamanın 1.1 yıl olduğu belirlenmiştir. Diğer yandan, cari yıldaki kabuklu fındık fiyatlarındaki 1 TL lik artış, üretimi 0.031 ton artırırken, bir önceki dönemde fiyatlardaki 1 TL lik artış üretimi 0.016 ton, iki dönem önceki fiyatlardaki 1 TL lik artış 0.0085 ton, üç dönem önceki fiyatlardaki 1 TL lik artış 0.0045 ton ve dört dönem önceki kabuklu fındık fiyatlarındaki 1 TL lik artış 0.0023 ton arttırmaktadır. Kabuklu fındık fiyatlarının birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü dönem gecikmeli değerlerindeki değişmeler üretim üzerinde pozitif etki yaptığı ancak bu etkinin giderek azalan bir seyir ortaya koyduğu belirlenmiştir
Bingöl ilinde yetişen bazı Achillea L. (ASTERACEAE) taksonlarının uçucu yağ kompozisyonlarının araştırılması
Bu çalışmada, Bingöl ilinde doğal olarak yetişen bazı Achillea L. taksonlarının (Asteraceae) uçucu yağları analiz edilerek fitokimyasal yönden değerlendirilmiştir. Achillea örneklerinden su distilasyonu ile elde edilen uçucu yağlar GC-FID-MS ile analiz edildi. Bitkilerin 100 g kuru örneğinden 0,2 – 0,6 ml/g uçucu yağ elde edildi. Çalışılan taksonların toplam uçucu yağlarının % 90,61 ile % 96,70’i tanımlandı. Bu çalışmada kullanılan Achillea taksonlarında ana bileşenler olarak 1,8-sineol, endo-bornilasetat, piperiton, α-pinen, β-pinen, trans-krizantenon, sabinen, siklohekzanol, 1,3,6-oktatrien, β-bisabolenepoksit, β-tuyon, borneol, cis-sabinenhidrat ve kamfor olduğu tespit edildi. Çalışılan Achillea taksonlarının kemotiplerinin, A. vermicularis, A. millefolium subsp. millefolium var. millefolium, A. coarctata ve A. arabica (Sin: A. biebersteinii)’de 1,8-sineol olduğu, A. filipendulina’da ise 1,3-pentadien olduğu tespit edildi. Elde edilen bu veriler kullanılarak Achillea cinsi içerisindeki fitokimyasal ilişkiler tartışılmıştır.In this study, essential oils of some Achillea (Asteraceae) taxa, naturally grown in Bingol province were analyzed and evaluated phytochemically. The essential oil composition of Achillea samples obtained by hydro-distillation were analyzed by GC-FID-MS. Oil yields of plants in 100 g dry sample were determined in the range of 0.2 - 0.6 (v/w). The total essential oils of studied taxa were described as 90.61 - 96.70 %. The main compounds of Achillea taxa used in this study determined as 1,8-cineole, endo-bornylacetate, piperitone, α-pinene, β-pinene, trans-chrysantenon, sabinene, cyclohexanol, 1,3,6-octatriene, β-bisaboleneepoksite, β-thujone, borneol, cis-sabinenehydrate and camphor. Chemotypes of Achillea taxa were described as 1,8-cineole in A. vermicularis, A. millefolium subsp. millefolium var. millefolium, A. coarctata and A. arabica (Sin: A. biebersteinii); 1,3-pentadien in A. filipendulina. phytochemical relationships within Achillea genus were discussed by obtained data
P tipi silisyun tabanlı altlık üzerine CuO maddesinin kaplanarak elde edilen yapıların akım iletim mekanizmaları
Bu çalışmada, (100) yönelimine sahip, önceden parlatılmış ρ=1-10 Ωcm özdirençli, p-tipi Si (Silisyum) kristali kullanılmıştır. Metal yarıiletken arasına yerleştirilen CuO nano yapılı ince filmleri büyütmek için sol-jel döndürme tekniği olan spin coating metodu kullanılmıştır ve bir Al/CuO/p-Si/Al diyot yapısı üretilmiştir. Metal-yarıiletken arasına yerleştirilen ince metal-oksit filmin diyot karakteristikleri üzerine etkisi araştırılmıştır. Elde edilen filmlerin, Taramalı Elektron Mikroskobu (SEM) görüntüleri alınmıştır.
Diyot yapısını oluşturabilmek amacıyla, yapının omik ve doğrultucu kısmı, termal buharlaştırma metodu kullanılarak 5x10-6 Torr basınç altında ve %99,99 saflığında alüminyum metali kullanıldı. Üretilen Al/CuO/p-Si/Al diyot yapısının geleneksel I-V, Norde fonksiyonları kullanılarak; idealite faktörü (n), engel yüksekliği (ΦB) ve seri direnç (Rs) değerleri hesaplandı. Ayrıca CuO filmlerin optiksel özellikleri UV-VIS spektroskopisi yardımı ile incelenmiş ve buradan optiksel enerji bant aralığının 2,08 eV olduğu tayin edilmiştir. Yapılan hesaplamalardan sonra üretilen diyotun doğrultucu diyot olduğu ve fotodiyot özellik gösterdiği görüldü.In this study, a type-p Si (Silicon) crystal of orientation [100], having a resistivity of ρ = 1-10 Ωcm, and polished beforehand, has been used in order to grow a nano-thin film of CuO inserted between a metal and a semiconductor. Spin coating method which is a sol-gel rotating technique has been used and an Al/CuO/p-Si/Al diode has been produced. The effect on the diode characteristics of the thin-film metal oxide inserted between metal-semiconductor has been investigated. Images of the films thus acquired, has been obtained by the Scanning Electron Microscopy (SEM).
To obtain the above mention diode and its ohmic and forward side by the fundamental evaporation technic, 5x10-6 Torr pressure and 99.99% pure aluminium metal was used. Employing the Norde function, the I-V characteristics of the diode, the value of the ideality factor (n), barrier height (ΦB) and serial resistance (Rs) were calculated. Furthermore the optical properties of the CuO films have been investigated by means of UV-VIS spectroscopy an from it the optical energy band interval was determined to be 2.08 eV. After the calculations it was found that the diode produced was forward side and showed the photodiode mod
Ka'b B. Zuheyr : Hayatı, divanı ve şiir konuları
Bu tezde cahiliye ve İslam döneminin büyük şairlerinden Zuheyr b. Ebi Sulma'nın oğlu sahabi ve muhadram şair Ka'b b. Zuheyr'in hayatı tafsilatlı bir şekilde ele alınmıştır
Kobi'lerin yönetim ve organizasyon sorunları : TRB-1 bölgesindeki işletmelerde bir araştırma
Her ülke için büyük öneme sahip olan KOBİ’lerin istihdama sağladıkları katkılar, teknolojik gelişmelere açık olmaları ve esnek yapıları onları vazgeçilmez yapmaktadır. KOBİ’ler ülkenin her yerine dağılmış olmaları itibariyle de ekonomik kalkınmayı ülke çapına dengeli şekilde yaymaktadırlar. Türkiye’de KOBİ’lerin ortalama ömrünün 13 yıl olduğu ve her 100 şirketten 84’ünün 2. kuşağa devredilememiş olması KOBİ’lerin yönetim alanında sorunlar yaşadığını ortaya koymaktadır.
Elde edilen sonuçlarda, TRB-1 bölgesindeki KOBİ yöneticilerinin aynı zamanda firma sahibi oldukları ve eğitim durumlarının da yetersiz olduğu gözlemlenmiştir. Bu da KOBİ’lerin profesyonel anlamda yönetilmediklerini, geleneksel tecrübeye dayalı bir yönetim benimsediklerini göstermektedir. KOBİ’lerin Planlarını kısa vadeli yaptıkları gözlemlenirken yetki devrinde de zorlandıkları anlaşılmıştır.
Analiz sonuçlarına göre, kurulan hipotezlerde çalışanın yaşı, eğitim düzeyi, unvanı, sayısı ve işletmenin karar birimi ile işletmedeki yönetim ve organizasyon sorunları arasında anlamlı bir fark olduğu tespit edilmiştir. Kurulan regresyon modelinde ise firmalardaki yönetim ve organizasyon sorunları; planlama, organizasyon, insan kaynakları, denetim, karar alma, yetki devri ve eğitim faaliyetlerindeki sorunları etkilemektedir. Regresyon modelinin yönetim ve organizasyon sorunları üzerindeki değişimin %87’sini açıkladığı görülmektedir.SMEs that have greet importance for almost every country, contribute to employment, their being suitable for tecnological developments and flexible edifice makes them unceaseable. As SMEs are scattered to every part of the country they spread economical development equally. As SMEs lives ar efor 13 years and also 84 of every 100 company aren’t turned over 2nd generation shows that SMEs have problems in the management area
In the result that have gathered, it’s seen that SME managers, at the same time, have company and their education status are insufficient.This situation shows that SMEs aren’t managed professonally, SMEs have adopted management that have based on traditionel experience. In addition, it’s highlighted that SMEs make their plans for short term and they have difficulties in turning are the authority
It seen that these is a meaningful difference between age of the worker, education status title , number, decision part of the company and the management and organisation problems. In the regression model that’s set, organisation and management problems of the firm effects, planning, organisation, human resource, checking, making decision, turning over the authority and problems of education activities. It’s seen that regression model can explain % 87 of variation over the problems management and organisation
Essential oil composition of Two Sideritis L. Taxa from Turkey: A Chemotaxonomic Approach
In this study two Sideritis L. taxa from Turkey (Sideritis montana L. subsp. montana and Sideritis vulcanica Hub.-Mor.) have been
studied to determine taxonomical classification based on chemical characters. For this purpose hydro distilled essential oil aerial parts of
Sideritis montana subsp. montana and Sideritis vulcacina were investigated by GC and GC-MS, forty and forty three compounds were
identified representing 90.1 and 92.1 % of the oil, respectively. The yield of oils are about 0.30 and 0.40 mL/100 g, respectively. b-
Caryophyllene (30.3 %), a-pinene (12.7 %) and b-pinene (10.6 %) in S. montana subsp. montana, a-pinene (15.5 %), b-caryophyllene
(13.2 %) and 1,8-cineole (9.9 %) were identified as main components in S. vulcacina. The chemical distribution of the essential oil
compounds in the genus pattern were discussed in means of chemotaxonomy and natural products