1155 research outputs found
Sort by
"Bingöl’den iki Thymus L. (Lamiaceae) Taksonunun Uçucu Yağ Kompozisyonu"
Giriş: Thymus L. (Kekik) cinsi Türkiye’de yaklaşık 38 tür ile temsil edilip, bu cinsin taksonları tıbbi, aromatik, biyolojik ve farmakolojik özelliklerinden dolayı dünya ve ülkemizde iyi bilinen tıbbi ve aromatik bitkilerdendirler. Ülkemizde halk arasında hem baharat hem ilâç olarak kullanılan Thymus türlerinin yaprak ve çiçek kısımları bitki çayı, antiseptik, antitussif, yatıştırıcı, kuvvet verici, soğuk algınlıkları tedavisinde sıklıkla kullanılmaktadırlar. Ayrıca bu bitkilerin toprak üstü kısımlarından elde dilen uçucu yağlar farmakoloji, kozmetik ve parfüm sanayisinde kullanılmaktadır.
Hastalıkların iyileştirilmesinde kullanılagelmekte olan kekik, hem halk ilâcı olarak hem de birçok müstahzarın bileşimine girmesi nedeniyle önemini halâ korumaktadır. Kekiklerin içerdiği uçucu yağların ya da bu yağlardan izole edilen timol gibi terpenik maddelerin, fungusit, antiseptik, antispazmodik, antiastmatik, antibakteriyel ve ekspektoran etkilerinden yararlanılmaktadır. Ayrıca timol, antioksidan olarak dış hekimliğinde geçici dolgu yapımında, antiseptik banyo ve sabunların hazırlanmasında, bazı yiyeceklerin saklanmasında ve daha bir çok alanda kullanılmaktadır. Bu çalışma ile Bingöl’de doğal olarak yayılış gösteren T. kotschyanus Boiss. & Hohen. var. kotschyanus ve T. pubescens Boiss. & Kotschy ex Celak var. pubescens bitkilerinin kurutulmuş toprak üstü kısımlarının uçucu yağ içeriği, kemotipi ve farklı amaçlarla yararlanma potansiyelinin belirlenmesi amaçlanmıştır.
Gereçler ve Yöntemler: Bu çalışmada Bingöl’den doğal habitatlarından toplanmış olan T. kotschyanus var. kotschyanus ve T. pubescens var. pubescens taksonlarının kurutulmuş olan toprak üstü kısımlarının uçucu yağ kompozisyonu HS-SPME metodu ile tespit edildi.
Bulgular: Bu çalışmanın sonucunda T. kotschyanus var. kotschyanus ve T. pubescens var. pubescens taksonlarından sırasıyla kırk ve kırk iki bileşen tespit edildi. Timol (% 42.5) ve gamma-terpinen (% 12.4) T. kotschyanus var. kotschyanus’ un; karvakrol (% 45.3) ve p-simen (% 23.1) ise T. pubescens var. pubescens’ in ana bileşenleri olarak tespit edildi.
Sonuç ve Tartışma: Sonuçta, T. kotschyanus var. kotschyanus ‘un kemotipleri timol ve gamma-terpinen; T. pubescens var. pubescen ‘in karvakrol ve p-simen olarak belirlendi. Bu çalışma ile çalışılan bitkilerin toprak üstü kısımlarının uçucu yağ kompozisyonu belirlenmiş, sonuçlar doğal ürünler, yenilenebilir kaynaklar ve potansiyel kullanım alanları açılarından tartışıldı
Ekonomi ve psikoloji ilişkisinin insan davranışları bağlamında genel bir değerlendirmesi. (General an assessment of economy and psychology relationships in the context of human behavior).
Özet
İktisat bilimi günümüzde en sık kullanılan tanımıyla; insanoğlunun karşı karşıya olduğu kıt kaynaklar
sorununu, kaynakların mevcut kullanım alanları arasındaki en etkin dağıtımını sağlayarak çözmeye çalışan bir bilim dalı olarak tanımlanmaktadır. Ekonomi bilimi, bireylerin ekonomik tercihlerini incelemesi açısından bireyi temel alan bir bilim dalıdır. Ekonomideki en temel aktör bireydir.
Bireyin dâhil olduğu her konuya psikoloji faktörü de dâhil olmaktadır. Psikoloji ise insan ve hayvan
davranışlarını inceleyen pozitif bir bilim dalı olarak tanımlanmaktadır. İktisat ve psikoloji bilimlerine
baktığımız zaman her ikisinin de ilgi alanlarının temelinde insanın yattığını görürüz. İktisat bilimi insanın
ekonomik tercihleri, seçimleriyle ilgilenirken; psikoloji bilimi insan davranışları ve davranışın
altında yatan nedenlerle ilgilenmektedir. Diğer bir ifade ile psikoloji bilimi, davranışın nedenleri ile
ilgilenmektedir. Bireylerin bir ekonomideki temel aktörler olduklarını düşünürsek, bireylerin davranışları, tutumları, beklentileri, tercihlerinin iktisat bilimi açısından hayati öneme sahip olduğunu
söyleyebiliriz. Bu noktada bireylerin tercihleri ve beklentilerinin arkasında yatan nedenleri açıklamaya
çalışan bir bilim dalı olarak psikoloji bilimi önem kazanmaktadır. Bu çalışmada, iktisat bilimi ile
psikoloji bilimi arasındaki ilişki incelenmiştir. Bu bağlamda, literatür taraması yapılmıştır.
Abstract
General an assessment of economy and psychology relationships in the context of human behavior
Today with the most commonly used defi nition of economics; is defi ned as a science which is
trying to solve scarce resources issue that mankind is facing, by providing the most eff ective
distribution of resources between the existing usages. Economics is a science which bases on
individuals investigation in terms of individual economic choices. The main actor in the economy
is individual. When an individual involves any kind of topic, then psychological factors also involve.
Psychology is defi ned as a science that examines the human and animal behavior. When we take
a look at economics and psychology, both on the basis of their interests, we see the mankind. Economics is interested in economic choices and elections of human; and psychology is interested
in the human behaviors and the causes underlying in the behavior. In other words, the science of
psychology is interested in the causes of the behavior. Considering that mankind is the main actor
in an economy, we can say that behaviors, attitudes, expectations and preferences of individuals
are vital in terms of economics. At this point, the science of psychology has an importance. Because
psychology is trying to explain the reasons behind the choices and expectations of the people.
In this study, the relationship between economics and psychology is examined. In this regard,
literature study was performed.
Keywords: Economics, psychology, consumer behavior, consumer society, social roles,
personal values
Listening, multimedia and optimum design
Listening is “…a term used in language studies and language education to refer … to a set of cognitive
interactions involved in oral language processing” (Rost, 1994, p. 3778). It is also added that listening is
“... the process of deriving meaning from sound” (ibid). The Chambers Encyclopaedic English Dictionary
(CEED) defines listening as “to give attention so as to hear something to follow advice”.
Moreover, Vanderplank (1988, p. 32) says: “… listening can be seen as … following and understanding….
Following … is closely connected with the intelligibility of a message. That is, can a listener
repeat the message aloud, sub-vocally, or in the mind’s eye?” Furthermore, Bacon (1992, p. 388) says:
“the act of listening involves an interaction of input, task, and individual variables”.
As seen, there are different definitions of ‘listening’. All these definitions provide us with some key
features. These are: ‘a set of cognitive interactions in processing’; ‘the process of deriving meaning from
sound’; ‘giving attention’; ‘following, understanding and repeating/producing’; ‘the interaction of input,
task and individual variables’. However, everything is not yet crystal-clear. Therefore, this term needs
to be discussed more. Then, what does listening mean? Is it a term related to only language studies? Is
it always a process of deriving meaning from sound? Is it always a process of following only advice?
To answer these questions correctly, firstly a comparison should be made, to some extent, between first language (L1) and second language (L2) listening. Inevitably, there are many -similarities in L1 and
L2 listening such as following speech, trying to understand it, and, in some cases, answering. Apart
from these similarities, there are some more aspects of foreign/second language (FL/SL) listening, not
all of which are indicated clearly in the above definitions. Such features can vary depending on (a) the
characteristics of language learners, (b) the characteristics of listening input, (c) listening purposes and (d) learning objectives. Languag
Elmalılı Tefsirinde Tasavvuf
Tasavvuf ilmi, Kur’ân-ı Kerimin insanlar için öngördüğü manevi hayat şekli ile Peygamber efendimizin yaşam biçimine dayanan, dolayısıyla temellerini Kur’ân ve sünnet üzerine bina eden şer’i bir ilim olarak kabul edilir. Tasavvuf, asırlardır islam dünyasında mevcudiyetini koruyan, insanları pek çok yönden etkileyen, islamın yayılıp gelişmesinde büyük katkıları olan ve islam dünyasında zaman zaman meydana gelen olumsuz hadiseler karşısında da insanların maneviyatlarını korumak için sığındıkları bir kale görevi yapan önemli bir akımdır. Tarihin hemen her döneminde islam dünyasında inanç, düşünce ve aksiyon planında te’sirini hissettiren tasavvuf, günümüzde de ilgi odağı olmaya devam etmektedir. Bununla beraber tasavvuf ve tarikatler konusu özellikle memleketimizde lehinde ve aleyhinde pek çok görüş beyan edilen bir konu haline gelmiştir.
Biz de tasavvufun güncelliğini koruduğu düşüncesinden hareketle, yakın tarihte yaşamış âlimlerin tasavvuf konusundaki yaklaşımlarının, bu tür konuları ele almada bize daha sağlıklı bir bakış açısı kazandıracağı kanaatindeyiz. Bu vesileyle yakın tarihimizin İslam-Türk düşünürlerinden Elmalılı Hamdi Yazır’ın “Hak Dini Kur’ân Dili” adlı tefsirinde tasavvufi konulara yaklaşımını ele almayı düşündük.
Zira Elmalılı, yakın dönem Türk ilim ve fikir tarihinde önemli bir yere sahiptir. O, hem Osmanlının son devrini görmüş, hem de Cumhuriyet devrini idrak etmiş aydın bir din âlimidir. Elmalılı, yeni kurulan genç Türkiye Cumhuriyeti’nin bir taraftan sağlıklı toplumsal temellere oturtulması, diğer taraftan da şuurlu, bilinçli, manevi değerlerine bağlı bir gençliğin yetiştirilmesi taraftarıydı. Bu ve benzeri nedenler de islam dininin, ferdin ahlakına, toplumun selamet ve bekasına verdiği önemi bir kez daha vurgulanmasını gerekli kılıyordu. Biz de bu çalışmamızda Elmalılı Hamdi Yazır’ın ahlaki ve manevi terbiye metodu ile ilgili Kur’ân ayetlerine yaptığı yorum ve izahları ele almaya çalıştık
"Sürdürülebilir Kalkınmada Sosyal Bir Proje Olarak: Kentleşme"
Toplumsal kalkınma makro düzeyde her ülke için mikro düzeyde de herşehir ve bölgeiçin hayati önem arz eden bir süreçtir. Kalkınma denilince akla her ne kadar ilk olarak ekonomik gelişme gelse de, eğitim, sanayi, kentleşme oranı, jeopolitik konum vs. gibi daha birçok etken kalkınmayla yakından ilintilidir. Bugün özellikle gelişmiş ülkelerde sosyal, kültürel, ekonomik ve yerel yönetim eksenli bölgesel kalkınma planları uygulanmakla beraber kalkınmanın sürdürülebilirliği üzerinde çalışmalarda devam etmektedir.
Avrupa’da toplumsal kalkınmaya öncülük eden temel faktör sanayi devrimi ile birlikte ortaya çıkan sanayi kentleridir. Türkiye’de ise, özelikle Kocaeli, İzmir, Konya ve İstanbul vb. gibi belirli şehirler dışında kentlerin ve kentsel yapıların/örgütlerin toplumsal kalkınmaya yeteri kadar öncülük edemediklerini söylemek yanlış olmasa gerek. Özellikle, Doğu Anadolu kentleri ile Orta Anadolu ve daha Batı’daki kentler arasında kentsel eşitlik açısından uçurum vardır. Doğu Anadolu bölgesinde titizlikle ve ileriye dönük gelişimci bir çizgide uygulanacak bölgesel kalkınma planları ile hem bölgenin kalkınmasına ve gelişmesini fayda sağlanabilir hem de Türkiye’nin diğer bölgeleri ile bu bölge arasındaki kentsel eşitsizlik oranları düşürülebilir.
Doğu Anadolu Bölgesi’ndeki kentlere kurulacak sanayi tesisleri ile hem mikro ölçekte işsiz bölge halkına istihdam sağlanabilirken hem de makro ölçekte Türkiye ekonomisinin gelişmesi ve büyümesi adına önemli bir kilometre taşı oluşturulabilir. Bölgesel kalkınma planlamaları/projeleri ile kentlerin yeniden inşa edilmesi bölgenin gizli kalan kültürel, turistik ve doğal güzelliklerinin yani sosyal sermayesinin de gün yüzüne çıkmasına aracı olabilir. Böylelikle, bölge halkı hem kendisi hakkındaki önyargılardan arındırılmış hem de bölgede oluşan ekonomik hareketliliğe ortak olarak sosyal refahını arttırma şansına sahip olabilir.
Bu çalışma, kentsel gelişme ile kalkınma arasındaki ilintiyi incelenmeyi ve bölgesel kalkınmada kentlerin ve kentsel yapıların/örgütlenmelerin ne kadar önemli bir rol oynayabileceğini tartışmayı amaçlamaktadır
Eş’arîler’de Kelâmî Ta’lîl
Uluslararası
İmam Eş‘arî ve Eş‘arîlik
Sempozyumu Bildirileri
Siirt Üniversitesi
İlâhiyat Fakültesi
(21-23 Eylül 2014)
Editörler
Prof. Dr. Cemalettin ERDEMCİ - Yrd. Doç. Dr. Fadıl AYĞAN
1. Cil
Figuring out the effects of different feather color on the characteristics of interior and exterior egg quality of Japanese Quail By Using Kruskal-Wallis Tests
Bu çalışmada, Japon bıldırcınlarda farklı tüy renklerinin yumurta ağırlığı, özgül ağırlık ve ak indeksine olan etkisi araştırılmıştır. Denemede 4 farklı tüy rengine (beyaz, koyu kahverengi, sarı ve orijinal) sahip 200 adet bıldırcın yumurtası kullanılmıştır. Çalışma 4 hafta sürdürülmüştür. Veriler parametrik olmayan Kruskal-Wallis testi ile analiz edilmiştir. Yapılan analizle, farklı tüy renklerine sahip Japon bıldırcınları yumurta ağırlığı, özgül ağırlık ve ak indeksi bakımından farklılığı istatistiksel olarak önemlidir (P<0.01). Özgül ağırlık ve ak indeksi bakımından beyaz-kahverengi, beyaz-sarı, kahverengi-orijinal ve sarı-orijinal renkler arasındaki farklılık istatistiksel olarak önemlidir (P<0.01). İncelenen yumurta kalite özelliklerine orijinal rengin daha fazla etki yaptığı saptanmıştır
Zazaca da fiil yapı ve çekimi üzerine bir inceleme
Xebate de Zazakî de bi etudbîyayişê sey viraşte yê karan, deman de û raweyan de demo ke şî antiş, cigêrayişê bedilîyayişo ke vîyarna yo armanç beno. Verê her çî derheqê karî de zanayiş dayo dima esas leteyê babeta karî yo, derheqê qertafê mesderî de ca dayo îzahatan.
Xebate de karê ke ziwanê rojane de zaf cayan de yenê şuxulnayiş tercîh bî. Zazakî de hetê viraştişî ra karî; sey sade, pêrabeste û viraşte hîrê qismeyan de etud bî. Qismê derheqe deman de antişî yê karan de raweyanê xeberan û şertan de serê karan de vindetê. Xebata ma de; karan de semedo ke warê sîwane yê, serê rewşanê transîtîf-întransîtîf û aktîf-passîf de nêvindetîyayê. Qismê şîyayişî de girîngîya ziwanî, derheqê ziwanî de ziwan senî vejîyayo de dîyayişî, cuya komelkî de qalê babetanê ziwanî kerdo û xebatê ke serê Zazakî rê virazîyayê ca dayo înan. Derheqê nê xebatan de ca dayo zanayişo kronolojîk.
Xebate, qismê şîyayişî ra teber hîrê qisman ra ameya raste. Qismê yewin de derheqê babetanê karî de şinasnayiş dayê, binê hîrê sernuştan de ca dayo etud kerdişo viraştekî. Qismê diyin de demî girewtê dest şinasnayiş dayê, badê cû antişê karan bi halê tabloyan de dayê. Bê nînan mîyanê cumleyan de nimûneyê şuxulnayişî dayê. Qismê hîrêyin de derheqê raweye de şinasnayişî dayê û nimûneyê karî dayê.
Qismê netîce de ca dayo daneyê ke resayî ci, pêşnîyazî rêz bîyê.Bu çalışmada Zazacada fiillerin yapısal olarak incelenmesi ile zamanlarda ve kiplerde çekime girdikleri zaman uğradıkları değişimin araştırılması amaçlanmaktadır. Öncelikle fiil ile ilgili bilgi verilmiş olup ardından fiil konusunun ayrılmaz parçası olan mastar eki hakkında açıklamalara yer verilmiştir.
Çalışmada konuşma dilinde yaygın bir şekilde kullanılan fiiller tercih edilmiştir. Zazacada fiiller yapı bakımından; basit, bileşik ve türemiş olmak üzere üç bölümde incelenmiştir. Fiilllerin zamanlara göre çekimi ile ilgili kısımda ise haber ve dilek kiplerinde fiiller üzerinde durulmuştur. Çalışmamızda; fiillerde çatı alanı ile ilgili oldukları için geçişli-geçişsiz ve etken-edilgen durumları üzerinde durulmamıştır. Giriş kısmında dilin önemi, dilin nasıl ortaya çıktığı ile ilgili görüşler, toplumsal yaşamda dil konularına değinilmiş ve Zazaca üzerine yapılan çalışmalara yer verilmiştir. Bu çalışmalar hakkında kronolojik bilgi verilmiştir.
Çalışma giriş kısmı dışında üç bölümden meydana gelmektedir. Birinci bölümde fiil ve ilgili konularla ilgili tanımlar verilip üç başlık altında yapısal incelemeye yer verilmiştir. İkinci bölümde zamanlar ele alınıp tanımlar yapıldıktan sonra fiil çekimleri tablolar halinde verilmiştir. Yanı sıra cümle içinde kullanım örnekleri verilmiştir. Üçüncü kısımda ise kip hakkında tanım verilip fiil örnekleri verilmiştir.
Sonuç kısmında ise ulaşılan verilere yer verilip öneriler sıralanmıştır.In the study it is purposed to research the verbs structurally and the transition that they have been when they go conjugation in tenses and moods in Zazaki. First of all information about verb has been given and then explanations about infinitive which is an integral part of the subject of verb have been placed.
In the study, the verbs which are used widely in spoken language are prefered. In Zazaki, verbs are structurally analysed in three sections as simple, derivative and compound. In the part that is related to conjugation in tenses, it is emphasized on verbs in subjunctive and indicative mood. In our study, it is not emphasized on the situation of transitive/intransitive and active/passive since they are related to verbs voices. In the part of introduction, it is referred to the importance of language, views about how language has come up and language subjects in social life and studies which have been done in Zazaki are included. Chronological informations about these studies were given.
Except for introduction part the study consists of three parts. In the firt part verb and definitions about related subjects are given and under three titles structual examinations are palced. In the second part tenses are handled and definitions have been done and then conjugations have been given with charts. Besides using examples have been given in sentences. Then in the third part definitions about mood have been given and verb examples have been given. As a conclusion, datas which have been reached, have been given and offers have been lined
Variation of Basic Values With Respect to Working Conditions of Women: Bartın Province Sample
Bu tez çalışmasında, kadınların çalışma durumuna göre temel değerlerin farklılaşıp farklılaşmadığı araştırılmıştır. Çalışmada ilk önce değer kavramı incelenmiştir. Bununla birlikte kültürel değer kuramları incelenmiştir. Bu kapsamda, Schwartz’ın, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu ülkelerden elde ettiği ve kültürel geçerliliği olan “değişime açıklık”, “kendini aşma”, “kendini güçlendirme”, “muhafazakârlık” temel değerler olarak kabul edilmiştir. Çalışmada modern dönem ile bu dönemin getirdiği değişiklikler üzerinde durulmuştur. Modern dönemle birlikte kadınların yaşadıkları değişimler incelenmiştir. Kadınların çalışma hayatına girmelerinin temel değere bakış açılarını değiştirip değiştirmediği araştırılmıştır. Araştırmada karşılaştırmalı yöntem benimsenmiştir. Araştırma 346 örneklem üzerinde test edilmiştir. Örneklemin 213’ü çalışan kadın grubunun 133’ü çalışmayan kadın grubunu oluşturmaktadır. Araştırmamızda; belirtilen “değişime açıklık”, “kendini aşma”, “kendini güçlendirme”, “muhafazakârlık” temel değerleri bu araştırmanın bağımlı değişkeni olmuştur. Çeşitli demografik faktörlerin etkisi kontrol edilerek çalışan ve çalışmayan kadın grupları (bağımsız değişken) arasında bu dört temel değer bakımından istatiksel açıdan anlamlı bir farklılığı olup olmadığı bu araştırmanın temel konusu olmuştur. Araştırmada elde edilen bulgulara göre; çalışan ve çalışmayan kadın grupları, “değişime açıklık”, “kendini aşma”, “kendini güçlendirme”, “muhafazakârlık” temel değerlerinin benimsemesi açısından farklılaşmaktadır. Bu çalışmada çalışan kadın gruplarının “değişime açıklık”, “kendini aşma”, “kendini güçlendirme” temel değerlerini daha fazla önemsediğini, çalışmayan kadınların ise “muhafazakârlık” temel değerini daha fazla önemsediği ortaya çıkmıştır.In this study, whether basic values vary according to the working conditions of women is examined. Primarily, the term ‘value’ is analysed in this study. In addition, the theories of cultural values are studied. In this context, “openness to change”, “conservatism”, “self-enhancement”, and “self-transcendence”, which were obtained from countries including Turkey by Schwartz (1992) and have cultural validity, have been accepted as the basic values. The study urges upon the modern period and the changes which it has brought with itself. The changes which women have had with that modern period are examined. Whether entry of women into business life has changed their perception of basic values is studied. In this study, comparative method is adopted. The study has been tested upon 346 samples. 213 of those women are working while 133 of those comprise of the stay-at-home women group/housewives. Basic values as “openness to change”, “conservatism”, “self-enhancement”, and “self-transcendence” are the dependent values of this research. By getting checked various demographical factors, whether there is a statistically significant difference in terms of those four basic values between working women and housewives has been the primary subject of this study. According to the results of this study, working women and housewives differ in terms of adopting the basic values, “openness to change”, “conservatism”, “self-enhancement”, and “self-transcendence”. This study; it is stated that working women group care much more about the basic values of “openness to change”, “self-enhancement”, and “self-transcendence” while stay-at-home women group care more about the basic value of “conservatism”
Genç çevresine ait masallar : metin - inceleme
VI
Kilmvate
Ziwanê ma Zazakî wext ra wext ho benu vîn. Ma en gure ser di eĢkenî seker ke wa vînbîyayîĢ în ziwanî vineru, ma în ser vinertî, ma gelêk Ģîrowe kerdi. Ma va meselê ziwan di, kûlturê ma di muhîm î. En semed ra ma meselon ser yo xewat viraĢt. Çîm(çünkü) ziwan xom û hol ho înan di. En holî ziwan înan di amîyo vatîĢ, înan di amîyo meydon. Mîyan vînbîyayîĢ în ziwan di meselê yo ca yo muxîm û zengîn depîĢnenî. Meselê, kûlturê ma vîzer ra resnê êr, êr ra resnenî suwa.
En fîkr ra ma kewtî cehde ma ena xewat ard meydon. Ena xewata ma di ma vercîyu pêra meselonî di çî wasîf yîn estî ma ay ardî yo ca. Cu ra pê meselonî ma di çî wasîf yîn estî ma wunîyê ayno. Ma ferq meselonî umumîyo û meselonî ma ard yo ca, înan di çi ferqî vîrazyê ma vatî. Ma ena xewata xu di meselonî Darahênî ser têna vinertî. Ma dormalê Darahênî di ay meselê kê hame vatiĢ dê arê. Îno di çeku çi qêyde amîyê vatiĢ ma u qeyde ra ay çekû nuĢtî, meseloni di çita amîyo vatiĢ, meselê çitê ser amê yo ca, în meselon di kom estu ma înon ser vinertî. Yo zî ez qîymetî ziwan serdi vînerta. Kom(toplum) di cay ziwan çîto o, çendêk o; eq kom ziwan xu vîrakerdu se se benu, ma îno ser di zî vinertî. En ziwanî ma, ma çîqeyde eĢkenî huncîna zê ver bi Ģuxulni? Ma gêrê cevabî ena pers. Cu ra pe ma, ay meselekê mîyan kom di hame vatiĢ ma dê aryê ard yo ca. Semêd ena xewat ma Ģî gelekî dewo, în dewo di kam în meselê vatî, înon ser di malumatî komî estu, ma aynon di qisê kêrdî. Ayno kê meselê zî vonê ma goĢterîya ayno kerd, ma vatîĢ yîn qeyd kerd. Ma în meselê ard yo ca, yew-yew goĢ naser û nuĢtî.Zazaca zamanla yok olmaktadır. Bu dilin yok olmaması için neler yapılabilir? Bu soru üzerinde epey düĢünüp kafa yorduk. Cevap olarak Ģu sonuca vardık: Masallar dil ve kültür içinde önemli bir yere sahiptir dolayısıyla dile sahip çıkmanın yolu masallara sahip çıkmaktan geçer. Bizler de bundan dolayı masallar üzerinde çalıĢmaya karar verdik. Çünkü dilin en saf ve katıĢıksız olanı bunların içindedir. Dilin en güzel hali bunların içinde oluĢmuĢ ve kullanılmıĢtır. Dilin yok olmaması için masallar önemli bir yer tutmaktadır. Masallar, kültürü dünden bugüne bugünden de yarına taĢıyandır. Bu fikirden yola çıkarak masallar üzerinde çalıĢmaya baĢladık.
Öncelikle masalın tanımı ve genel özellikleri verildi. Daha sonra da sadece Genç çevresine ait masallar üzerinde duruldu. Genç ile ilgili bilgi verildi. Genç çevresine ait masalların özellikleri verilip masallar incelendi. Evrensel masal tasniflerinde Genç masallarının hangi tasnife daha uygun olduğu tesbit edildi. Dilin toplum içindeki yerine kısaca değindikten sonra bu dilin yok olmaması için nelerin papılabileceğini de irdelemeye çalıĢtık.
Köylere giderek masal anlatan insanlara ulaĢmaya çalıĢtık, bunların anlattıklarını kayıt altına aldıktan sonra yazıya aktarıp bu metinleri de tezin sonuna ekledik. Toplanan masallar, özellikle orijinallikleri korunarak aktarılmaya çalıĢıldı. Metinler yazılırken kelimelerin aslı korunarak kelimeler yazıldıThe Zazaki language is slowly disappearing in time. What can be done to prevent this language from disappearing from the face of the world? We have considered this issue in detail. As a reply, we reached this conclusion: Tales have important roles in the language and culture and therefore tales must be preserved in order to preserve a language. We decided to examine the tales for this reason. Because the purest form of a language lies in tales. The most beautiful form of a language is formed and used within its tales.
Tales are important in preventing a language from disappearing. Tales carry the culture from yesterday to today and from today to tomorrow. Starting from this idea, we began to examine the tales. Firstly, the general definition and characteristics of a tale is given. Then, the tales around the town of Genç are examined. Information on Genç is given. The characteristics of the tales that are commonly told around Genç are given. The classification of these tales within the universal tale descriptions is determined.
After the place of the language in society is described briefly, we tried to examine the possible precautions that may be taken to prevent this language from becoming extinct. We went to the villages and tried to interview the people who told the tales, recorded the tales, wrote them and attached these tales in the appendix section of the thesis. The collected tales were preserved as original tales and then written. The original words in the tales were preserved