1155 research outputs found
Sort by
Experimental values of K to Li sub-shell, K to L, and K to M shell vacancy transfer probabilities for some rare earth elements
The K to Li (i=2,3), K to L, and K to M shell vacancy transfer probabilities for La, Ce, Pr, Nd, Sm, Eu, Gd, Tb, Dy and Er were determined at 59.54 keV using a reflection geometry. The measurements were performed using an 241Am annular radioactive source and a high resolution Si(Li) detector. The experimental results were compared with the theoretical values of Hartree-Slater and Hartree-Fock theories, semi-empirical and other available experimental results in the literature. Reasonable agreement is observed between the measured and theoretical results
Some physicochemical properties of honey produced Iğdır and region in Turkey
Honey is important food source for human. Turkey is one of most suitable country for honey production. Turkey is second honey producer after China in World and is the first order at the honey production in Europe.
In this research, some physicochemical properties of honey produced in Iğdır and region (Kağızman, Tuzluca, Aralık) were investigated. In research 30 filtering flower honey were used.Brix, moisture content, acidity, hydroxymethylfurfural, glucose and fructose analyzes were performed in filtering flower honey filtration.
According to results of physicochemical analysis mean values were found as the following; Brix 83.30 % ± 0.97, moisture content 15.06 % ± 0.75, acidity 22.64 meq/kg ± 4.16, pH 4.33 ± 0.25, conductivity 0.17 mS/cm ± 0.15, hydroxymethylfurfural 39.85 mg/kg ± 30.41, fructose 38.62 % ± 2.36, glucose 32.46 % ± 2.24, the ratio of fructose / glucose 1.20 ± 0.10 and the amount of glucose + fructose 71.09 % ± 3.66. This mean results showed that filtering flower honey Produced Iğdır and region met for honey notification criteria of Turkish food codex (2012)
TOZ METALURJİ METODUYLA ÜRETİLEN WCuCo ve WCuNi ESASLI KOMPOZİT MALZEMELERİNİN MİKRO FREZELENMESİNDE TAKIM AŞINMASININ İNCELENMESİ
Bu çalışmada, WCuNi 80/15/5, WCuCo 80/15/5, WCuNiCo 80/15/2.5/2.5 kompozisyonlarına sahip toz metalurjisi yöntemiyle üretilmiş, 1000 ºC'de üç adet ve 1100 ºC'de üç adet olmak üzere toplamda 6 adet numune mikro frezeleme işlemine tabi tutulmuştur. Numunelerin sinterleme sonrası yüzeyleri ve kesici takım uçlarının mikro frezeleme öncesi aşınmamış ve sonrasında aşınmış yüzeyleri taramalı elektron mikroskobu (SEM) ile incelenmiş ve tabaka/yüzey görüntüleri elde edilmiştir. Elde edilen WCuNi ve WCuCo esaslı kompozit malzemelerinin mikro frezelenmesinde farklı sinterleme sıcaklıklarının ve içerdiği Ni ve Co elementlerinin kesici takım aşınmasına etkileri araştırılmıştır. Sonuçlar göstermiştir ki sinterleme sıcaklığı daha yüksek olan kompozit numunelerin mikro frezelenmesinde kesici takım aşınmasının daha fazla olduğu belirlenmiştir. Ayrıca mikro frezeleme işleminde kesici ağızlar Co ilaveli numunelerde Ni ilaveli numunelere göre çok daha fazla aşınmıştır. Elde edilen bulgular literatür verileri ışığında karşılaştırılarak açıklanmıştır
An assessment of methodology of modern interdisciplinary researches in social sciences (Sosyal bilimlerde modern disiplinlerarası metodoloji üzerine bir değrlendirme)
Abstract: With the second half of the 19th century, interdisciplinary research becomes gradually
high specialization in modern science. In other words, this research emerges as a reaction
against the scientist incarcerating themselves in a narrow field. With the development of
technology, it is seen that interdisciplinary used to be incompatible in the past, but now a
days, it is more aliasing. Interdisciplinary research is defined as enhancing the intellection
which is fulfilled by individuals or groups, solving the problems which remain out of the
single discipline or research application field. It is also a research style which integrates the
data, methods and techniques, tools, perspectives, concepts and theories from the two or more
disciplines or from specialized knowledge fields. Even though many literatures develop
intellection of interdisciplinary research, it still remains a difficult and indefinable concept.
The polysemy of interdisciplinary concept becomes more and more remarkable with the
augmentation of differences in the organization of science. In order to avoid this situation, in
addition to general interdisciplinary research terms, a number of new terms are also used.
These are listed below: to establish cooperation between science or science issues which are
more or less unrelated to each other it is called "multidisciplinary" research; to put into
practice a mutual axiomatic for a range of scientific research is called "transdisciplinary"
research. After the Second World War, interdisciplinary research statement, including the
meaning of teamwork, is now widely used. All research related to creativity and innovation
show that new ideas come from different perspectives. In this study, "interdisciplinary
research" concept is widely addressed
Determination of energy balance of common vetch (Vicia sativa L.), hungarian vetch (Vicia pannonica C.) and narbonne vetch (Vicia narbonensis L.) production in Turkey
The aim of this study is to determine an energy balance of common vetch, hungarian vetch and narbonne vetch production during the production season of 2015 in Bingol province of Turkey. The energy input in common vetch, hungarian vetch and narbonne vetch production have been calculated as 13060.72 MJ ha-1, 15767.22 MJ ha-1and 14769.73 MJ ha-1, respectively. The energy output in common vetch, hungarian vetch and narbonne vetch production have been calculated as 42048.22 MJ ha-1, 10051.33 MJ ha-1 and 11963.62 MJ ha-1, respectively. Energy usage efficiency, specific energy, energy productivity and net energy values related to common vetch, Hungarian vetch and Narbonne vetch production have been determined as 3.22, 0.64, 0.81; 5.46 MJ kg-1, 29.98 MJ kg-1, 21.98 MJ kg-1; 0.18 kg MJ-1, 0.03 kg MJ-1, 0.05 kg MJ-1 and 28987.50 MJ ha-1, -5715.89 MJ ha-1, -2806.11 MJ ha-1 respectively for each type. The total renewable energy input applied in common vetch, hungarian and narbonne vetch was 26.85, 20.42 and 29.69 per cent, respectively
Bingöl İli Merkez İlçesi Yelesen-Dikme Köylerinin Farklı Yöney ve Yükseltilerde Yer Alan Mera Kesimlerinde Botanik Kompozisyon ve Ot Veriminin Değişimi
Bu araştırma; Bingöl İli Merkez İlçesi Yelesen-Dikme köyleri meralarının dört
farklı yöneyi ve her yöneye ait üç farklı yükseltinin botanik kompozisyon
ve verim açısından karşılaştırılması amacıyla 2012 ve 2013 yıllarında
yürütülmüştür. Araştırmada; mera alanının %68.19’unun bitki ile kaplı olduğu,
en fazla bitki ile kaplı alan oranının Kuzey yöneyinde olduğu ve yükseklik
arttıkça bitki ile kaplı alan oranının azaldığı, botanik kompozisyonun
%17.39’unu buğdaygiller, %21.09’unu baklagiller ve %61.52’sini diğer familya
bitkilerinin oluşturduğu tespit edilmiştir. En yüksek benzerlik oranı %51.91 ile
kuzey-batı yöneyleri ve %47.18 ile ikinci ve üçüncü yükseltiler arasında
bulunmuştur. Meranın yaş ot verimi ortalama 546.64 kg/da, kuru ot verimi ise
ortalama 143.54 kg/da olarak tespit edilmiştir. Ağırlığa göre botanik
kompozisyonda buğdaygillerin oranı %20.60, baklagillerin oranı %21.85 ve
diğer familya bitkileri oranı da %57.55 olarak elde edilmiştir. Çalışma
neticesinde bu mera alanlarında ıslah ve amenajman çalışmalarının yürütülmesi
gerektiği kanaatine varılmıştır
Synthesis and antioxidant properties of novel thiosemicarbazide derivatives
Novel derivatives of thiosemicarbazide were synthesized and evaluated for their antioxidant properties. Starting from readily available pyridine-2,5-dicarboxylic acid the title compounds were prepared. The reaction of carboxylic acid with absolute ethanol afforded the corresponding diethyl pyridine-2,5-dicarboxylate. The reaction of compound 1 with hydrazine hydrate good yielded pyridine-2,5-dicarbohydrazide. Refluxing compound 2 with alkyl/aryl isothiocyanate for 3-8 h afforded 1,4-disubstituted thiosemicarbazides in good yield (75-90%). The final compounds showed very high activity (88.16-71.34%) against 2,2-diphenyl-1-picrylhydrazyl free radical at the concentration of 25 μg/mL while the others showed lower activity
"TOKİ KONUTLARI: GÜNÜMÜZÜN POSTMODERN GECEKONDULARI"
Bu çalışmanın amacı, Türkiye’nin kentleşme sorunlarından biri olan gecekondulaşma ile ona
çözüm önerisi olarak ortaya çıkan TOKİ’nin yaptığı konutlar arasındaki benzerlikleri ve
farklıları tespit edip tartışmaktır. Kent planlaması, Türkiye kentleşmesinde hep bir problem
olarak kendine yer buldu. Savaştan çıkan Genç Cumhuriyet gerek nüfus olarak gerekse de
ekonomik olarak Batılı anlamda bir kentleşmeyi sağlayacak potansiyele sahip değildi. Buna
rağmen, Ankara başkent yapılmış ve Genç Cumhuriyet’in modern kenti olması için yoğun
çabalar sarf edilmiştir. Fakat tüm bu çabalara rağmen, Türkiye’de kentleşme gerçek anlamıyla
1950’den sonra başlamıştır. Bu dönemde özellikle şehirlere yapılan göçler ile birlikte sanayisiz
bir kentleşme başlamıştır. Zamanla sanayileşmenin artmasıyla göçün şiddeti ve buna paralel
olarak da kentleşme oranları da artmıştır. Fakat bu defa da Türkiye’de konut sıkıntısı ortaya
çıkmaya başlamış ve gecekondu diye tabir edilen barınma alanlarının sayısında, özellikle
büyükşehirler de, ciddi bir artış olmuştur. 1960’larda 1980’ler ve 1990’larda gerek bu bölgelerin
oy hacmi gerekse de çeşitli siyasi kaygılarla bu alanlara dönük ya af çıkmış ya da bu alanlar
tapulaştırılmıştır. 2000’lerden sonra TOKİ’nin başını çektiği kentsel dönüşüm faaliyetleri ile bu
alanlar dönüştürülmeye başlanmıştır. TOKİ Türkiye’nin her bölgesine kültür farkı
gözetmeksizin aynı tip binaları inşa etmiştir. Her ne kadar dıştan bakıldığında modern tarzda
yapılmış gibi görünse de TOKİ konutlarının içi ve odaları gecekondulardan çok da farklı
olmadığı gözlemlenmiştir. Türkiye’nin farklı bölgelerinde Karasu ve Gültekin’in (Şanlıurfa),
Oral’ın (Gölcük) ve Yüksel’in (Isparta) yaptığı çalışmaların birbirine çok yakın sonuçlar
vermesi bu görüşümüzü desteklemektedir. Bu bağlamda, bu çalışma da gecekondu alanları ile
TOKİ konutları arasındaki ilişki tartışılmış olup, daha önce yapılan saha çalışmalarının ve
TÜİK’in verilerinin ekseninde aralarındaki bezerliklere dikkat çekilmiştir
Elazığ ili besi sığırı işletmelerindeki hayvan refahı ve uygulamalarının mevcut durumu
Bu araĢtırma, Elazığ iline bağlı ve hayvancılığın yoğun olarak yapıldığı yerleĢim birimlerinde faaliyet gösteren besicilerin ve bu iĢle uğraĢan yetiĢtiricilerin besi, barınak, hayvan-insan etkileĢimi, biyogüvenlik ile hayvan refahı ve uygulamaları konularında bilgi, görüĢ, algı ve tutumlarının belirlemek, mevcut durumu analiz etmek, sorunları yerinde tespit ederek çözüm önerileri sunmak amacıyla yapılmıĢtır.
AraĢtırmanın materyalini Elazığ iline bağlı ve hayvancılığın yoğun olarak yapıldığı Karakoçan, Kovancılar ve Merkeze bağlı mahalle ve köyler dâhil toplam 38 yerleĢim biriminde faaliyet gösteren yaklaĢık 189 besiciyle yapılan anket uygulaması ile katılımcıların hayvan refahını etkileyen unsurlar ile ilgili tutumlarının belirlenmesine yönelik 3 faktöre (boyut) iliĢkin toplam 42 maddeden oluĢan ölçekten elde edilen veriler oluĢturmuĢtur.
Sonuç olarak; katılımcıların eğitim düzeylerini iyi olduğu, yenilik ve bilgiye açık oldukları yapılacak eğitim ve toplantılara katılım için gönüllü oldukları tespit edilmiĢtir. Özellikle hayvan refahı ve biyogüvenlik konularında bazı umut verici uygulamalar gözlenmekle birlikte bu konularda yetersizlikler olduğu, bu durumunda hayvan refahı olumsuz etkilediği düĢünülmektedir. Ayrıca, hayvan refahı ve insan-hayvan etkileĢimi konularında yapılan çalıĢmada katılımcıların biliĢsel özellikleri, davranıĢ ve duygusal durumları hayvanlara yönelik tutumları ve hayvanların refahı üzerinde olumlu etkiye sahip faktörler olduğu sonucuna varılmıĢtır. Besicilerin hayvan refahı, insan hayvan etkileĢimi ve biyogüvenlik konularında eğitim programları ile yönlendirilmesi ve özendirici tedbirlerin alınmasını teĢvik edecek düzenlemelerin yaygınlaĢtırılması yoluyla iĢletmelerde hayvan refahının geliĢtirilmesine ve yetiĢtiricilerin verim ve kar düzeylerinin artarak besiciliğin geliĢmesine katkı sağlanacağı kanaatine varılmıĢtır.This research was conducted to determine knowledge, opinion, perceptions and attitudes of breeders and producers of Elazig-related settlements where animal breeding have carried out intensively, to analyze the current situation, to offer solutions by identifying problems in place on the subject of stock, shelters, animal-human interaction, bio-security and animal welfare and its application.
The material of the study is consisted of a survey conducted over approximately 189 breeders operating in 38 Elazig-related settlement units where animal breeding has carried out intensively i.e. Karakoçan, Kovancılar and central-dependent neighborhoods and villages. The survey questionnaires include total of 42 items with 3 factors to determine attitude of participants about the factors affecting animal welfare.
As a result, it has been determined that participants' level of education is high, they are open to information and innovation and they are willing to participate in training and meetings to increase their knowledge. In particular, although there are some promising practices in animal welfare and bio-safety matters are observed, they are not sufficient and it is thought that this case adversely affects animal welfare. Moreover, in the study of animal welfare and human-animal interaction matters, it is concluded that cognitive abilities, behavior and emotional state of the participants have positive effects on their attitudes towards animals and animal welfare. It is also inferred that directing breeders through training programs and make regulations to encourage them in the subject of animal welfare, human-animal interaction and bio-safety would yield the development in the animal welfare business and breeding sector by the increase in farmers‟ productivity and profit level
A Theoretical Research on Social Structure and Collapse Within Nomads
Sosyolojik açıdan toplumsal çöküş nitelemesi, genelde ömrünü tamamlamış toplumsal yapılar için kullanılmaktadır. Toplumsal yapının diğer aşamalarına gösterilen ilgiyle karşılaştırıldığında toplumsal çöküş çalışmalarının, ihmal edildiği görülmektedir. Tarih boyunca, geçirdiği değişim süreci çöküşle sonuçlanmış pek çok toplumsal yapı örneğiyle karşılaşılmaktadır. Bu çöküşlerin “çatışmalı” ve “çatışmasız” olarak iki farklı biçimde meydana geldiği tespit edilmiştir. Çöküşle sonuçlanan toplumsal yapılardan biri Türkiye’nin Doğu Anadolu Bölgesi’ndeki göçer toplumsal yapısıdır. Bu çalışmada, göçer toplum yapısının sosyal ilişki ağı, çöküşü ve nedenleri kuramsal bir yaklaşımla ele alınıp incelenmektedir. Çalışmada, bir toplumsal yapıda yaşayan bireylerin dış faktörlerden etkilenmesinin, o yapıya ait değerlerin anlamını yitirmeye başlamasına ve zamanla yapının çökmesine neden olduğu tezi ileri sürülmüştür. Çalışmada varılan sonuçların, göçer toplum yapısıyla birlikte, toplumsal çöküş olgusunun da daha iyi anlaşılmasına ve bu konudaki literatürün geliştirilmesine katkıda bulunacağı düşünülmektedir