1155 research outputs found
Sort by
Gebe koyunlara bakır sülfat uygulamasının koyunlar ve kuzuların kan serumlarındaki bazı mineral düzeyleri ve kuzuların doğum ağırlıkları üzerine etkileri
Bu çalışmada, Şanlıurfa yöresinde daha önceki yıllarda enzootik ataksi görülen bir bölgede, koyunlara gebeliğin son dönemlerine yakın bakır sülfat uygulamasının koyun ve kuzularının kan serumu bakır, çinko, demir, kalsiyum ve magnezyum düzeyleri ile kuzuların doğum ağırlıkları üzerinde etkileri araştırıldı. Çalışmada 15’i kontrol, 20’si deneme olmak üzere toplam 35 adet gebe koyun kullanıldı. Deneme grubundaki koyunlara doğumdan önceki 6. haftada 2 gr ve 4. haftada da 1 gr bakır sülfat % 2’lik solüsyon halinde peros verildi. Koyunlardan bakır uygulamasından önce 1, bakır uygulamalarından sonra 4 ve doğumdan sonra 1 defa olmak üzere toplam 6 defa kan örnekleri alındı. Ayrıca doğumdan hemen sonra kuzuların doğum ağırlıkları belirlendi ve kolostrumu aldıktan sonra kuzulardan da kan örnekleri alındı. Bakır uygulaması koyun ve kuzularının serum bakır düzeyleri üzerinde önemli bir artışa neden olurken, çinko, demir, kalsiyum ve magnezyum düzeylerini etkilemedi. Ayrıca kuzuların doğum ağırlıkları üzerinde hafif bir artışa neden olduğu tespit edildi. Kontrol ve deneme grubu kuzularının hiç birinde enzootik ataksi oluşmamakla birlikte kontrol grubu serum bakır ortalamalarının (59,66 ± 2,35µg/dl), enzootik ataksi için kritik kabul edilen 50 µg/dl ye yakın olduğu saptandı
Pikalı ve sağlıklı kuzuların bazı biyokimyasal parametreleri üzerinde araştırmalar
Bu araştırma, pikalı ve sağlıklı kuzulardaki serum çinko, bakır, demir, kalsiyum, magnezyum, inorganik fosfor ve total protein düzeylerinin araştırılması amacıyla yapıldı.
Çalışmanın materyalini 38 pikalı ve 20 sağlıklı olmak üzere toplam 58 adet 1-1,5 aylık ivesi ırkı kuzu oluşturdu. Kuzulardan 5 gün ara ile 2 kez kan örnekleri alındı. Pikalı kuzuların her iki kan alma döneminde de ölçülen serum inorganik fosfor, bakır ve total protein ortalamaları, sağlıklı kuzulardaki ortalamalardan önemli derecelerde (sırasıyla; p<0,001, p<0,05 ve p<0,01) düşük saptandı. Ayrıca pikalı kuzuların serum çinko ve demir ortalamaları, sağlıklı kuzulardaki ortalamalardan hafif derecede düşüktü. Kalsiyum ve magnezyum ortalamalarında ise iki grup arasında önemli farklılıklar bulunmadı. Sonuç olarak, pikalı kuzuların tedavisinde fosfor, bakır ve protein ilavelerinin yararlı olacağı kanısına varıldı
Kuzularda canlı ağırlık kazancı ve bazı kan parametreleri üzerine bakır sülfat uygulamasının etkileri
Bu çalışmada, serum bakır düzeyi subklinik sınırlarda bulunan kuzulara, bakır sülfat uygulamasının canlı ağırlık artışı ile bazı biyokimyasal ve hematolojik parametreler üzerine etkileri araştırılmıştır. Çalışmada 12 kontrol ve 18 deneme olmak üzere toplam 30 adet 15-20 günlük İvesi ırkı erkek kuzu kullanılmıştır. Deneme grubundaki kuzulara iki hafta aralıklarla toplam 4 defa 100’er mg bakır sülfat %1’lik solusyon halinde peros verilmiştir. Gruplardan 0, 14, 28, 42 ve 56. günlerde toplam 5 kez kan örnekleri alınmış ve kuzular tartılarak canlı ağırlıkları belirlenmiştir. Bakır uygulamasının kuzuların canlı ağırlık kazançları üzerinde önemli bir artış sağladığı tespit edilmiştir. Ayrıca bakır ve hemoglobin düzeyleri üzerinde de önemli bir artışa neden olurken; çinko, demir, kalsiyum, magnezyum ve hematokrit düzeylerini etkilememiştir
Sığır yaylasındaki tipik bir akdeniz orman içi mera ekosisteminin vejetasyon yapısı ve verim gücünün saptanması üzerinde bir araştırma
Bu araştırma 2000 yılmda tçel ili Tarsus İlçesi Çamlı Yayla beldesi smırian içerisinde bulunan Sığır Yaylasındaki bir orman içi
merada yürütülmüştür. Araştırmada, incelenen meranın su kaynağından farklı uzaklıklarda bulunması nedeniyle farklı düzeyde otlatma
baskısına maruz kalan üç farklı kesiminde vejetasyonun bitkiyle kaplı alan ve botanik kompozisyonu, her kesimde 500 m uzunluğundaki 3
hat boyunca 20 cm aralıklarla nokla incelemesiyle, verim değerleri ise mera kesimlerine vejetasyon başlangıcında yerleştirilen tel kafesler
içerisindeki bitkilerin çiçeklenme döneminde biçilmesi ile saptanmıştır. Araştırma sonuçlan, mera kesimine bağlı olarak bitki ile kaplı alan
oranının % 62.1 ile % 90.9 arasmda değiştiğini, üç mera kesiminde de dominant bitki grubunu buğdaygillerin oluşturduğunu ortaya
koymuştur. En yüksek kuru ot verimi ( 292.7 kg/da ) orta derecede otlatılan, en düşük verim ise ağır otlatılan mera kesimmden elde
edilmiştir. Orta derecede otlatma baskısına maruz kalan mera kesiminde en yüksek otlanma oranının ortaya çıkması, merada hayvan otlatan
göçebelerin bir tür rotasyon otlatması yaptığım ve hayvanlarım her yıl daha çok otun bulunduğu mera kesimlerinde yoğunlaştıracak şekilde
otlatmayı tercih ettiklerini ortaya koymuştur. Ancak, mera amenajmam açısından bu yeterli değildir ve özellikle erkm ilkbahar otlatmasının
hiç olmazsa 15-20 gün geciktirilecek şekilde yapılması için gereken önlemler almmalıdır. Ayrıca, yakın gelecekle bu alanları tehdit eden en
önemli unsur, otlatma baskısından daha çok tanm alanlarına dönüştürülme ve yaz turizmi amacıyla yerleşime açılma eğilimleridir
Erzurum meralarındakı yaygın bitki türlerinin boy, ağırlık ve otlatmada bırakılacak anız yüksekliğinin zaman içindeki değişimi
Kromun meralarında yaygın olarak bulunan knyıın ytırnaf'i. adi parlakot, havlı brom, otlak aytığı ve mele/, yoncada ntlali'iada bırakılacak anı/ yüksekliğini ve bununla ilişkili kataklerleri belirlemek amacıyla 1997 yılında yürütülen İni çalışmada, Dllalma olgunluğu başlangıcından bılkilcrin çiçeklerimi dönemine kadar geçen sürede birer halta arayla öt örnekleri alınmıştır, Başlangıçla llırlerc göre II 8 ile 19.6 cm arasında değişen bilki boyu son örnekleme dönemine kadar artarak 28 8-38.2 cnı'yc ulaşmıştır "İllilere göre 0.85-1.86 mm arn- ında değişen sap kalınlığı zaman içersimle önemli bir farklılık scrgilcmemiştir. ilk örnekleme dönemi ile mukayese edildiğinde, son örnekleme dönemindeki bilki başına kimi madde miktarında 3 kattan fa/la artış ortaya çıkmıştır Bırakılacak uygun anı/, miktarı otlatma olgunlıığıı-çiçeklcnme arasında koyun yumağında 2.74 cm'clen 4.80 cnı'yc yükselirken, adi parlakotta 2.85 emden .1 95 cm'ye, bavlı bromda 4.37 cinden 6.97 cnı'yc. otlak ayrığında 6.09 cnı'den 11 88 em'ye ve mele/ yoncada 7.06 em'den 13.38 tm'ye ulaşmıştır. Zaman ile hitk lınn. bitki ağırlığı ve bırakılacak anız miktarı, hiiki ağırlığı ile bırakılacak anı/ miktarı gibi karakterler arasında çok önemli ve olumlu iiijkıler kaydedilmiştir
İnek ve düvelerde meme papillomatozisinin tedavisi ve etiyolojisi üzerine çalışma
Bu çalışmada meme başında ve/veya meme derisinde papillom bulunan 58 baş inek ve düve materyal olarak kullanıldı. Otuz hayvanda bulunan papillomlar elektrokoterle uzaklaştırılırken, geri kalan hayvanların 8’ine otohemoterapi, 10’una otojen aşı ve 10’una da otohemoterapi + otojen aşı uygulandı.
Otuz hayvandan alınan siğil örneklerinin histopatolojik muayenesinde, siğillerin 3’ünün (% 10) fibrom, 13’ünün (% 43.3) fibropapillom, 11’inin (% 36.7) papillom, 1’inin (% 3.3) hemangiom ve 2’sinin (% 6.7) fibrosarkom olduğu belirlendi.
Otohemoterapi + otojen aşı, koterizasyon, otohemoterapi ve otojen aşı şeklinde yapılan 4 farklı tedavi denemesi sonunda sırasıyla % 100, 86.6, 37.5 ve 70 oranında iyileşmenin şekillendiği tespit edildi
The relationshep between the syndromes of wool eating and alopecia in akkaraman and morkaraman sheep feed corn silage and blood changes (haemotological, biochemical and trace element)
Koyunlarda bazı kan parametrelerindeki dengesizlikler, alopesia ve verimlilikte azalmaya neden olabilir. Bu hastalıkların teşhisi için vücut sıvılarında mineral ve proteinlerin ile belli hematolojik değerlerin tespiti gereklidir. Sunulan çalışmada Van bölgesinde yetiştirilen normal ve alopesialı Akkaraman ve Morkaraman koyunlarının serum örneklerinde iz elementler, biyokimyasal ve hematolojik değişiklikler araştırıldı. Elde edilen sonuçlara göre klinik olarak normal ve hasta hayvanlarda Fe, Mn, P, Ca, Na ve Cl değerlerinde önemli bir farklılık bulunmazken, hasta hayvanların serumlarında Cu ve Zn değerlerinde istatistiksel olarak önemli derecede (p<0.01) azalma saptandı. Ayrıca hasta hayvanlarda serum total protein değerleri azalırken, serum albumin ve glukoz düzeyleri sağlıklı hayvanların değerleri ile aynı sınırlar içinde tespit edildi. Hasta hayvanların hemoglobin düzeyleri de önemli derecede (p<0.05) daha düşüktü. Diğer hematolojik değerler önemli bir farklılık göstermedi. Sonuç olarak alopesia ve yün yeme alışkanlığının tek yönlü mısır silajıyla beslemenin bir sonucu olarak serum Cu ve Zn düzeylerindeki azalmaya bağlı olabileceği kanaatine varıldı
Çukurova ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinin sulu koşullarında bazı çokyıllık baklagil ve buğdaygil yembitkilerinin ot verimleri üzerinde araştırmalar
Bu çalışma, 1999-2000 yıllarında bazı çokyıllık baklagil ve buğdaygil tür ve çeşitlerinin
Çukurova bölgesi ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinin sulu koşullarında yem verimlerinin
saptanması amacıyla yürütülmüştür. Araştırma ile ilgili tarla denemeleri, Çukurova Üniversitesi
Ziraat Fakültesi, Mustafa Kemal Üniversitesi Ziraat Fakültesi ve Koruklu Araştırma İstasyonunda
(Şanlıurfa) üç tekrarlamalı tesadüf blokları deneme desenine uygun olarak tesis edilmiş ve
yürütülmüştür. Araştırmada, yurt içi ve dışı kaynaklardan temin edilen üç buğdaygil türüne (
Dactylis glomerata, Bromus inermis, Lolium perenne) ait 7 çeşit ve 3 baklagil türüne (Trifolium
pratense, Trifolium repens, Medicago sativa) 7 çeşitin üç lokasyondaki ot verimleri incelenmiştir.
Araştırma sonuçlan, incelenen tür ve çeşitlerin ot verimlerinin lokasyonlara ve yıllara
bağlı olarak önemli derecede farklılık gösterdiğini, genellikle Şanlıurfa koşullarında türlerin
verimlerinin diğer lokasyonlara göre daha yüksek olduğunu göstermiştir. İncelenen baklagil tür ve
çeşitleri içerisinde her üç lokasyonda da en yüksek yeşil ot ve kuru ot verimi Elçi yoncasından elde
edilmiştir
Çukurova Bölgesindeki taban bir merada fosforlu gübreleme ve farklı azot dozlarının ot verimi ve kalitesi ile botanik kompozisyona etkileri üzerinde bir araştırma
Bu araştırma 1999 v^ 2000 yıllarında Adana ili Ceyhan ilçesi Mustafabeyli Beldesindeki baklagillerin dominant olduğu taban bir
merada yürütülmüştür. .Araştırmada, fosforlu gübreleme ve farklı azot dozlarının meranın verim, ot kalitesi ve botanik kompozisyonuna
etkisinin saptanması amaçlanmıştır. Üç tekrarlamalı tesadüf hloklan deneme desenine göre yürütülen araştırmada, 10 kj^da PjO; ile kombine
edilen 6 farklı azot dozu (0, 5, 10, 15, 20, 25 kg/da) ve hiç gübre uygulanmayan kontrol uygulaması incelenmiştir.
Araştırmadan eide edilen iki yıllık verilere uygulanan varyans analizi sonuçları; fosfor uygulamasının meranın kuru ot veriminde
çok önemli artışa neden olduğunu, incelenen azot dozlarının yalnızca fosfor uygulamasına göre verimde çok önemli bir farklılık
yaratmadığını göstermiştir. Fosforun valmz başma uygulanması; vejetasyondaki baklagillerin oranmı artırmış, buğdaygillerin oranını ise
azaltmıştır. Fosforla birlikle uygulanan azot dozunun satışı, baklagiller oranmı azaltmış, buğdaygiller «anım ise artırmıştır. Artan azot
dozları kuru maddede ham pnXein içeriğim yalnız fosfor uygulamasına göre azaltmış, kuru maddede NDF (selüloz+lignin+hemiselüloz)
oranlarını artırmıştır
Çayır meralarda gübreleme
Tüm diğer canlı organizmalar gibi
bitkiler de büyümeleri, gelişmeleri ve
nesillerini devam ettirebilmeleri için beslenmek
zorundadırlar. Bitkiler besinlerini hava, su ve
topraktan aldıkları kimyasal elementleri
sentezleyerek oluştururlar. Bitki besin
maddelerinin yapımında kullanılan ham
maddeleri oluşturan bu elementler, bitki besin
maddeleri olarak adlandırılır. Bitkiler büyüme ve
gelişmeleri için; C, H, O, N, P, K, Ca, Mg, S, Fe,
Mn, Zn, Cu, Mo, B ve C1 olmak üzere 16 besin
elementine gereksinim duymaktadırlar. Bu besin
elementlerinin bitkiler tarafından gereksinim
duyulan miktarları, besin elementine göre farklılık
gösterir. Bitkiler tarafından gereksinim duyulan
miktarlarına göre bitki besin elementleri 'Makro'
ve 'Mikro' besin elementleri olarak iki gruba
ayrılır. C, H, O, N, P, K, Ca, Mg ve S makro;
Fe, Mn, Zn, Cu, Mo, B ve C1 ise mikro besin
elementleri olarak sınıflandırılmaktadır.
Doğal durumdaki ekosistemlerde, topraktaki
mineral besin elementleri toprak-bitki-makro
tüketiciler-mikro tüketiciler arasında sürekli bir
dolanım halindedir. Denge halindeki böyle bir
ekosistemde mineral besin elementlerinin sistem
dışına taşınması yok denecek kadar azdır. Bu
nedenle, böyle ekosistemlerde bitkilerin mineral
besin elementleri ile beslenmesi açısından bir
sorun çıkmaz. Buna karşılık, insan yönetimi
altında bulunan tarımsal ekosistemlerde hasat
edilen ürünler vasıtasıyla bu ekosistemlerdeki
mineral besin elementlerinin sistem dışına
taşınması söz konusudur. Bu nedenle, bitkilerin
normal büyüme ve gelişmelerini
tamamlayabilmeleri ve ekonomik ürünler
verebilmeleri için ekosistem dışına taşınan
mineral besin maddelerinin girdi olarak bu
ekosistemlere uygulanması gerekir. Aksi halde,
bu ekosistemlerden hasat edilen ürünün veriminde çok önemli azalmalar ortaya çıkar.
İşte, hasat edilen tarımsal ürünlerle ekosistem
dışına taşınan mineral besin elementlerinin
eksikliğini gidermek üzere toprağa uygulanan ve
mineral bitki besin elementlerini içeren
maddelere gübre ve yapılan bu işleme de
gübreleme adı verilir.
Bitki gelişmesinde, bitki besin maddelerinin
etkisi asırlardan beri üzerinde durulan önemli bir
konudur. Bizde ise halen bazı yetiştiricilerde,
çayır ve mera bitkilerinin tekrar kendiliğinden
sürebilmeleri nedeniyle gübre ihtiyaçları
olmayacağı inancı hakimdir. Halbuki bu alanlarda
çayır-mera bitkilerinin topraktan aldıkları ve besin
maddeleri hayvanlara otlatma veya bitkilerin
biçilmesi yoluyla çayır-mera ekosisteminin dışına
taşınmaktadır. Bu nedenle, çayıii-meralarda
sürekli yüksek verim alabilmek için, topraktan
uzaklaştırılan besin elementlerinin gübreleme
yoluyla toprağa tekrar ilave edilmesi gerekir.
Çayır ve meralar, farklı familyalardan, büyüme
ve gelişme istekleri gibi, besin maddesi
gereksinimleri de birbirinden önemli derecede
farklı çok sayıdaki bitki türlerinin yaşadıkları
alanlardır. Bu nedenle, çayır meraların
gübrelenmesi, genellikle tek bir bitki türünün
yetiştirildiği tarla tarımında yapılan gübrelemeden
çok önemli farklılıklar gösterir. Çayır mera
gübrelemesinden beklenen yararların
sağlanabilmesi için; çayır mera vejetasyonunun
botanik kompozisyonu, çayır mera
vejetasyonundan yararlanma şekli, toprak nemi,
çayır mera vejetasyonundaki yabancı otların oranı
ve mineral besin maddelerinin topraktaki
miktarları gibi konuların göz önünde
bulundurulması gerekir.
Gübreleme yoluyla bir çayır veya meranın
ıslah edilebilmesi için, öncelikle söz konusu çayır
veya merada bulunan bitki örtüsünün hangi bitki
gruplarından oluştuğunun bilinmesi gerekir.
Çünkü, vejetasyondaki baskın bitki grubunun
baklagil veya buğdaygil familyası bitkileri
olmasına göre uygulanacak gübre cinsi değişir.
Buğdaygil yembitkileri toprakta bol ~:ktarda azot
bulunmasını istemelerine karsıiık. baklagil bitkileri
toprağın fosfor, potas ve kireç bakımından
zengin olmasını isterler. Bu nedene, baskın bitki
grubu buğdaygil yembitkilerincer. o^-san bir çayır
veya merada öncelikle azoti- gübreleme gerekli
olmasına karşılık, baklagillerin c^sr^rduğu çayır
ve meralarda ise fosfor, coras ve kalsiyum
gübrelemesi düşünülür