Istanbul Bilgi University

Istanbul Bilgi University Library Open Access
Not a member yet
    9301 research outputs found

    Evaluation of the crime of premeditated murder in the context of femicides

    No full text
    Lisansüstü Programlar Enstitüsü, Hukuk Ana Bilim DalıKadın cinayetlerinin önlenememesi, ciddi ve küresel bir sorun olarak karşımızda durmaktadır. Benimsediğimiz görüşe göre, erkekler ve kadınlar arasında tarihsel bir güç dengesizliği bulunmakta; erkek şiddeti ve kadın cinayetleri, bu ilişkiyi ifade eden patriyarkal yani erkek egemen sistemden kaynaklanmaktadır. Bu bağlamda, kadın cinayetleri münferit değil, sistematik olarak işlenmektedir. Yapılan çalışmalar ve gözlemler, öldürülen kadınların çoğunlukla yakın çevrelerindeki erkekler tarafından fiziksel, psikolojik, cinsel ve ekonomik şiddet gibi çeşitli şiddet türlerine maruz kaldıklarını ve hayatları hakkında karar almaya çalıştıklarında, genellikle belirli bir hazırlık ve plan doğrultusunda öldürüldüklerini göstermektedir. Önlenemeyen kadın cinayetleri, ceza hukuku ve yargı kararları açısından önemli bir inceleme konusu teşkil etmektedir. Bu çalışmada, kadın cinayetlerinin sistematikliği ve işlenme biçimi ile tasarlayarak kasten öldürme suçu arasındaki bağlantı incelenmektedir. Bu çerçevede, Yargıtay'ın kadın cinayetlerine ilişkin kararları; tasarlamaya ilişkin esas alınan teori, tasarlamanın kabulü için belirlenen ölçütlerin uygulanma biçimi, tasarlama nitelikli hali ile haksız tahrik hükümlerinin birlikte uygulanıp uygulanmadığı ve bu kapsamda verilen kararların gerekçeleri, feminist hukuk perspektifi ve kararların tutarlılığı ile yeknesaklığı bakımından değerlendirilmektedir.The failure to prevent femicides stands as a serious and global issue before us. According to our view, there exists a historical power imbalance between men and women; male violence and femicides stem from this relationship, rooted in the patriarchal, i.e., male-dominated system. In this context, femicides are not isolated incidents but are committed systematically. Studies and observations indicate that women who are murdered are often subjected to various forms of violence, including physical, psychological, sexual, and economic abuse, by men in their close environment. Furthermore, when these women attempt to make decisions about their own lives, they are typically killed following a specific preparation and plan. The inability to prevent femicides constitutes a significant subject of investigation in terms of criminal law and judicial decisions. This study examines the connection between the systematic nature and method of committing femicides and the crime of premeditated murder. In this context, the Supreme Court's decisions regarding femicides are evaluated based on the theory of premeditation, the application of the criteria determined for the acceptance of premeditation, whether the provisions of premeditation and unjust provocation are applied together, and the justifications for the decisions made in this context, in terms of feminist legal perspective and the consistency and uniformity of the decisions

    Mızrağın ötesinde: Taşıyıcı çanta hikayeleri kapsamında Nomadland ve Meek's Cutoff

    No full text
    Lisansüstü Programlar Enstitüsü, Film ve Televizyon Ana Bilim Dalı, Film ve Televizyon Bilim DalıBu tez, Kelly Reichardt'ın 'Meek's Cutoff' (2010) ve Chloe Zhao'nun 'Nomadland' (2020) filmlerini, Ursula Le Guin'in "The Carrier Bag Theory of Fiction" denemesiyle ilişkilendirerek incelemektedir. Le Guin'in, kökleri erken dönem av anlatılarına dayanan eril, doğrusal zamanlı, çatışması bol anlatılar yerine birbirine bağlanan ve çoklu seslere odaklanan çuval anlatısına yaptığı vurgu, bu çalışmanın çerçevesini oluşturmaktadır. Çalışma, ilk olarak ekoloji, edebiyat, resim, pedagoji ve film gibi alanlarda çuval anlatısının nasıl metafor ya da metodoloji olarak kullanılabileceğini ele alır. Daha sonra yukarıda adı geçen filmlerin tema, konu ve hikaye anlatım araçlarıyla, anlatıyı bir taşıma çantası biçiminde nasıl inşa ettiklerini göstermeyi amaçlar. Bunu desteklemek için filmlerin yavaş geçen zamanına, sinematografi ve mizansen gibi estetik stratejilerine, Western türüne dair bir çerçeve sunarak farklı teorisyen ve sinema yazarlarının fikrinden faydalanır. Tez, 'Meek's Cutoff' filminde yer alan çoklu ve marjinalize edilmiş karakterlere, çatışmasını büyük zaferler değil gündelik hayat üzerine kuran hikayesine ve yavaş sinema estetiğine odaklanır. Genellikle tek kahramanlı, fetih ve işgal üzerine kurulu Western türünün geleneksel kodlarını nasıl eğip büktüğü mercek altına alınır. Ayrıca çalışma, çuvalı dokuyan kadın toplayıcılar metaforundan yola çıkarak filmin biçiminde bir dokuma süreci olduğunu ortaya koyuyor. Benzer şekilde, bu tez, 'Nomadland' filminin doğrusal değil döngüsel zamansallığına, merkezi olmayan göçebe karakterlere ve onların gündelik hayatlarına, direniş pratiklerine odaklanmaktadır. Göçebelerin merkezsizliğiyle çuval anlatısı konseptindeki olası karşılaşmalara alan açan, sabit olmayan akışkanlığı arasında bir bağ kurulur. Kırılganlaşıtırılan göçebelerin direnişini, dayanışmasını, Le Guin'in pasifize edilen, hikayenin öznesi olmayanları çuval anlatısıyla bir araya getirişi birlikte düşünülmektedir. Kısacası bu tez, her iki filmin çuval anlatısını nasıl pratik ettiğini göstermeyi amaçlar. Filmlerde, geleneksel erkek egemen hikaye anlatımından kasıtlı bir kayma olduğunu gösteren belirli sahneler, karakterler ve estetik seçimler incelenmektedir. Gündelik anlara ve 'öteki' perspektiflere öncelik vererek, hikaye anlatım normlarını yeniden çerçevelemeyi, açık uçlu ve alternatif olasılıkları göstermeyi hedeflemektedir.This thesis examines Kelly Reichardt's 'Meek's Cutoff' (2010) and Chloe Zhao's 'Nomadland' (2020) in relation to Ursula Le Guin's essay, "The Carrier Bag Theory of Fiction." Le Guin's emphasis on the carrier bag narrative, which focuses on interconnected and multiple voices rather than masculine, linear-time, conflict-ridden narratives rooted in early hunting narratives, forms the framework of this study. The study first considers how the carrier bag narrative can be used as a metaphor or methodology in fields such as ecology, literature, painting, pedagogy, and film. It then aims to show how the films construct the narrative in the form of a carrier bag through theme, subject matter, and storytelling devices. In support of this, it draws on the ideas of various theorists and film scholars, providing a framework for the slow passage of time, aesthetic strategies such as cinematography and mise-en-scène, and the Western genre. The thesis focuses on the multiple and marginalized characters in 'Meek's Cutoff,' its storyline that builds conflict on everyday life rather than great victories, and its slow cinema aesthetic. It examines how the film bends and twists the traditional codes of the Western genre, which are usually based on conquest and occupation with a single male hero. The study also reveals that the film is a weaving process in the form of the metaphor of female gatherers weaving the sack. Likewise, this thesis focuses on the temporality of the film 'Nomadland,' which is cyclical rather than linear, on the decentralized nomadic characters and their everyday lives and practices of resistance. Here, a link is established between the decentralization of nomads and the unfixed fluidity of Le Guin's concept of the carrier bag narrative, opening space for possible encounters. The resistance and solidarity of precarious nomads are considered, along with Le Guin's ability to unite those who are pacified and not subjects of the story through the carrier bag narrative. In short, this thesis aims to demonstrate how both films practice the carrier bag narrative. It examines specific scenes, characters, and aesthetic choices in the films that demonstrate a deliberate shift away from traditional masculinist storytelling. By prioritizing everyday moments and 'other' perspectives, it aims to reframe storytelling norms and show open-ended and alternative possibilities

    Kentleşmenin birey üzerindeki etkileri

    No full text
    Lisansüstü Programlar Enstitüsü, Kültürel İncelemeler Ana Bilim DalıBu tez sanayi devriminden sonra kentleşmenin birey üzerindeki etkilerini inceliyor. Kentleşme insanın içinde halihazırda bulunan birçok çelişkiyi ortaya çıkardı. Mikro-ölçek'ten makro-ölçeğe kadar bütün bu çelişkilerin tamamı kent sorunsalını oluşturuyor. Kentleşme oldukça eleştirilen, ama yine de anlaşılmaz bir fenomen. Bu tez için, çağdaş kentleşme eleştirileri, şehir planlamaları ve kent ekolojisi üzerine araştırma yaptım. Ayrıca kendimi liberalizm ve Neo-liberalizm kavramlarıyla ilişkin konular hakkında bilgilendirdim. Bunu yaptıktan sonra, daha geniş bir yaklaşım sergiledim ve 17. yüzyıldan itibaren başlayan kentleşme eleştirililerinin çekirdeğine baktım. Henri Lefebvre ile Franfurt okulunun mensuplarını kullandım. Bu tez, bireyi bir mekânsal ve zamansal bağlamda yeniden gözden geçirmeye çalışmaktadır. Alternatif Varolma yolları arayışındadır. Çevremize daha uyumlu, çevreye daha duyarlı ve daha birbirine bağlı bir varoluş mümkün müdür sorusunu sormaktadır. Günlük deneyimimizi dönüştürmek için gerekli unsurları araştırmaktadır. Bu çaba, bireyin kentsel alanlardaki gelişiminin iyi anlaşılmasını gerektirir. Kentsel sorunu değerlendirmek için tezi dört bölüme ayırdım: Topluluk, kültür, çatışma ve tüketim sırasıyla. Onlar, aradığımız sorunun ana direkleridir: Neden insanlık bireyleşip kentleştiğinde daha çok acı çekmeye başladı? Kentsel sorunun karmaşık ve disiplinler-arası doğası nedeniyle, tartışmaların farklı açılarını kullanmaya çalıştım. Birey ve toplum arasındaki çatışmaları, doğa ve akıl arasındaki çatışmaları ve akıl ve duygu arasındaki çatışmaları inceledim. Bunların hepsi insan doğasının düalisttik yönünü vurgular. Bu tez, Martin Heidegger ve Friedrich Nietzsche gibi filozofları kullanarak bizi nesne-özne ilişkimizi tekrar düşünmeye yönlendirmeye itiyor ve bu durumun günlük deneyimimize nasıl etki ettiğini inceliyor. Günlük deneyimin çekirdeği, bugün açıkça tüketici kültürümüzle ve özgürlük anlayışı ile ilişkilidir. Özgürlük, kentsel sorunun bir parçasıdır ve aynı zamanda her ikisi de güç istenci ile ilişkilidir. Güç istencimizi topluluk duygumuzu zedelemeden nasıl gerçekleştirebiliriz sorusu bu tezin omurgasını oluşturmaktadır. Gerçekten özgürleşme ve özbenin ne olduğunu belirleyerek, bunların toplum ve bireyin işlevleri aracılığıyla nasıl gerçekleştirileceğini kavrayarak, güç istenci ile daha sağlıklı bir ilişki içine girebiliriz.This thesis studies the effects of urbanization on individuals after the industrial revolution. Urbanization has brought forth many conflicts present within human-kind. All these conflicts from micro-scale to macro-scale constitute the urban problematic. Urbanization is a highly criticized, yet elusive phenomenon. For this thesis, I researched contemporary urban critiques, city planning and urban ecology. I have also familiarized myself with notions related to liberalism and neo-liberalism. After having done that, I took a broader approach and looked at the core of urban critique starting with the seventeenth century. I used Henri Lefebvre and members of the Frankfurt school. This thesis tries to reexamine the individual in a Spatial and temporal context. It seeks alternative ways of Being. It asks if we can exist more harmoniously and less indifferent to our environment and more interconnected. It seeks for the necessary elements to transform our daily experience. This undertaking requires a good understanding of the development of individual in urban spaces. To assess urban problematic, I have divided the thesis into four chapters: Community, culture, conflict, consumption respectively. They are the main columns of the question we are looking for: why have humankind started to suffer more as they became individualized and urbanized? Due to complex and inter-disciplinary nature of the urban problematic, I tried to use different angles of the discussions. I have looked at conflicts such as individual versus community, nature versus reason, and reason versus emotion. They all highlight the dualistic side of human nature. This thesis, using philosophers such as Martin Heidegger and Friedrich Nietzsche to push us to reconsider our subject-object relationship and how that effects our daily experience. Core of daily experience, today, obviously relates to our consumer culture and its idea of freedom. Freedom is intrinsic to urban problematic, and both of them are related to will to power. How can we fulfill our will to power without damaging our sense of community is the backbone of this thesis. By identifying what truly self-realization and selfhood is and how it can be achieved through functions of the society and the individual, may give us a healthier relationship with our will to power

    16.yüzyılda Osmanlı saray kadınlarının kurduğu vakıflar konusunun Hürrem Sultan'ın hayır eserleri üzerinden değerlendirilmesi

    No full text
    Lisansüstü Programlar Enstitüsü, Tarih Bilim DalıSon zamanlarda literatür çalışmaları yapılmasına rağmen Osmanlı'da kadın konusu genel olarak bir sır olarak kalmış ve araştırılması gereken bir konu haline gelmiştir. Projemde 16. yüzyılda kadınların kurduğu vakıfları Hürrem Sultan'ın hayır işleri üzerinden inceleyerek bu literatüre katkıda bulunmayı hedefliyorum. Kadın konusunu çalışırken vakıflarla ilgilenmemin nedeni Osmanlı saray kadınları için en görünür yolun vakıf kurmak olmasıdır. Ayrıca Osmanlı toplumunda diğer kadınların da vakıf kurma konusunda çok istekli ve aktif olduklarını düşünüyorum. Aynı zamanda Hürrem Sultan döneminin çeşitli dönüm noktalarına sahne olması beni 16. yüzyıldaki vakıfları Hürrem Sultan'ın üzerinden incelemeye yöneltti. Projem keşfedici bir çalışmadır. Çalışmamda genellikle ikincil kaynaklara yer verdim. Literatürde kadınlara yönelik çalışmaları karşılaştırdım. Ayrıca vakıfların tanımı ve türlerine yer verdikten sonra 16. yüzyılda Osmanlı kadınları ve saraylı kadınlar tarafından kurulan vakıflar üzerinde durdum. Hürrem Sultan'ın kurduğu vakıfları 16. yüzyılda diğer kadınların kurduğu vakıflarla karşılaştırarak çalışmamı tamamladım. Sonuç olarak 16. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu'nda özellikle İstanbul'da kadınlar vakıf kurma konusunda oldukça aktiftirler. Özellikle saray kadınları için vakıf kurmak görünür olmanın en belirgin yönüdür. Bu sayede toplumdaki diğer kadınlara da rol model oldular. Bu bağlamda Hürrem Sultan ve onun hayır eserleri bizim için çok güzel bir örnek oluşturuyor.Although there have been recent studies, the issue of women in the Ottoman Empire has generally remained a secret and has become a subject that needs to be researched. In my project, I aim to contribute to this literature by examining the foundations established by women in the 16th century through the charity works of Hürrem Sultan. The reason why I deal with foundations while working on the subject of women is that the most visible way for Ottoman palace women was the establishment of foundations. I also believe that women in the Ottoman society were also very willing and active in establishing foundations. At the same time, the fact that Hürrem Sultan's period witnessed various turning points led me to examine foundations through Hürrem Sultan in the 16th century. My project is an exploratory study. I generally included secondary sources in my study. I compare studies on women in the literature. In addition, after including the definition and types of foundations, I focus on the foundations established by Ottoman women and also by palace women in the 16th century. I complete my study by comparing the foundations established by Hürrem Sultan and her charitable works with the foundations established by other women in the 16th century. As a result, in the 16th century, women in the Ottoman Empire, especially in İstanbul, were quiet active in establishing foundations. Especially for palace women, establishing foundations is the most obvious aspect of being visible. In this way, they also became role models for women in society. In this regard, Hurrem Sultan and her charitable works are a very good example for us

    Algılanan tüketici sosyal sorumluluğunun satın alma niyeti üzerindeki etkisinin değerlendirilmesi: Türk giyim markası üzerine bir durum çalışması

    No full text
    Lisansüstü Programlar Enstitüsü, Sosyal Bilimler Ana Bilim Dalı, Pazarlama İletişimi ve Reklamcılık Bilim DalıDoğal kaynakların azalması ve sürdürülebilir geçim kaynaklarının sağlanması gibi küresel endişelerle birlikte, şirketler artık mali performanslarının yanı sıra örgütsel, çevresel ve sosyal etkilerinden de sorumlu tutulmaktadır. Geleneksel hayırseverlikten uzaklaşarak, Kurumsal Sosyal Sorumluluk (KSS) girişimlerini temel operasyonlarına entegre etmekte ve KSS'yi değer yaratmanın önemli bir aracı olarak tanımaktadırlar. Ancak KSS'nin tüketici davranışları üzerindeki etkisi tam olarak anlaşılmamıştır. Bu araştırma, algılanan KSS'nin tüketici davranışı üzerindeki doğrudan ve dolaylı etkilerini, özellikle satın alma niyeti ve marka vatandaşlığı davranışları ile olan ilişkisini incelemektedir. Ayrıca, demografik değişkenlerin bu dinamikleri nasıl şekillendirdiği ele alınmaktadır. Araştırma, KSS'nin çevresel, sosyal ve ekonomik boyutlarını ve bunların marka tutumları ve tüketici-marka kimliği üzerindeki etkilerini incelemektedir. Türkiye giyim sektöründeki KSS faaliyetlerinin tüketici davranışları üzerindeki etkilerini, özellikle Mavi markası örneğinde incelenmiştir. BIST Sürdürülebilirlik Endeksi kullanılarak yüksek KSS uygulamaları sergileyen şirketler belirlenmiştir. 310 tüketici ile yapılan çevrimiçi anket sonuçları, KSS'nin tüketici-marka dinamiklerini şekillendirmede önemli bir rol oynadığını göstermektedir. Sonuçlar, KSS'nin sosyal, çevresel ve ekonomik boyutlarının tüketici-marka tanımlamasını olumlu etkilediğini, özellikle sosyal boyutun en güçlü etkiye sahip olduğunu göstermektedir. Ayrıca, çevresel KSS, marka tutumunu belirgin şekilde iyileştirirken, olumlu marka tutumu satın alma niyetlerini güçlü bir şekilde öngörmektedir. Tüketici-marka tanımlaması, marka vatandaşlığı davranışlarının önemli bir belirleyicisidir. Demografik faktörler ise bu temel yapılar üzerinde önemli bir etkiye sahip değildir.In response to global concerns over diminishing natural resources and the need for sustainable livelihoods, corporate entities are increasingly accountable for their organizational, environmental, and social impacts. Moving beyond traditional philanthropy, businesses now integrate Corporate Social Responsibility (CSR) into their core operations, recognizing it as a value driver. However, the impact of CSR on consumers is not always fully understood. This research investigates how perceived CSR influences consumer behavior, particularly purchase intentions and brand citizenship behavior, while considering demographic factors. The study examines CSR's environmental, social, and economic dimensions and their effects on brand attitudes and consumer-brand identification. It focuses on the apparel industry in Türkiye, using the Mavi brand as a case study. The BIST Sustainability Index was used to identify companies with high CSR practices. Data was collected through an online survey with 310 consumers. Results show that CSR positively influences consumer-brand identification, with the social dimension having the strongest impact. CSR also enhances brand attitude and purchase intentions, with environmentally focused CSR notably improving brand attitudes. Consumer-brand identification was found to be crucial for brand citizenship behavior. Demographic factor

    Bir tür olarak anlatı video gazeteciliği: +90 youtube haber videoları örneği

    No full text
    Lisansüstü Programlar Enstitüsü, Medya ve İletişim Sistemleri Bilim DalıBu tez, Türkçe konuşan izleyicilere içerik üreten +90 YouTube haber kanalına bir vaka çalışması kapsamında odaklanarak, anlatı video gazeteciliği türünü incelemektedir. Haber tüketimi özellikle genç kuşaklar arasında giderek dijital platformlara kayarken, bu çalışma, anlatı gazeteciliği türünün, izleyicilere duygusal ve zihinsel olarak hitap etmek üzere gazetecilik pratiklerini hikâye anlatma teknikleriyle nasıl harmanladığını araştırmaktadır. Araştırma, +90'ın karakter odaklı anlatılar, görsel kompozisyon ve veri gazeteciliği gibi anlatı video gazeteciliği türünün genel jenerik özelliklerini kullanarak işsizlik, toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve sosyal adalet gibi karmaşık toplumsal meseleleri nasıl ilettiğini incelemektedir. Çalışma, +90'dan seçilen yedi videonun yakın analizini ve türe özgü özelliklerin kodlanmasını içeren nitel bir yaklaşım benimsemektedir. Metodoloji bölümünde incelenen örnek videolar arasında araştırmacı tarafından üretilen özgün bir video (Video 7) da yer almakta olup, bu video, anlatı odaklı içerik oluşturmanın pratik yönlerini ve hikâye anlatımı ile gazetecilik bütünlüğü arasında denge kurmanın zorluklarını ortaya koymuştur. Bulgular, +90'ın başarılı bir anlatı gazeteciliği türü örneği olduğunu, yalnızca toplumsal sorunlar hakkında farkındalık yaratmakla kalmayıp, aynı zamanda izleyicilere uygulanabilir çözümler sunarak çözüm gazeteciliğinin bir temsilcisi olduğunu göstermektedir. Bu araştırma, anlatı gazeteciliğinin Türkiye'nin kısıtlı medya ortamında nasıl işlediğine dair anlayışı genişletmekte ve bu türün empatiyi ve dijital hikâye anlatımı yoluyla kamu katılımını teşvik etme potansiyelini vurgulamaktadır.This thesis examines narrative video journalism, with a focus on the +90 YouTube news channel, as a case which produces content for Turkish-speaking audiences. As the consumption of news increasingly shifts toward digital platforms, particularly among younger generations, this study explore how narrative journalism blends traditional journalistic principles with storytelling techniques to engage viewers emotionally and intellectually. The research investigates how +90 utilizes generic conventions of narrative video journalism, including character-driven narratives, visual composition, and data journalism to convey complex societal issues such as unemployment, gender inequality, and social justice.The study employs a qualitative approach, analyzing a corpus of seven selected videos from +90 using close analysis and coding of generic conventions. The methodology chapter also includes the production of an original video (Video 7) by the researcher, which provided practical insights into the creation of narrative-driven content and the challenges faced in balancing storytelling with journalistic integrity. Findings indicate that +90 is a successful example of the narrative video journalism genre which not only raises awareness of social issues but also exemplifies solutions journalism by offering actionable insights for audiences. The research contributes to the understanding of how narrative journalism operates within Türkiye's constrained media environment and highlights the genre's potential to foster empathy and public engagement through digital storytelling

    Kanser Hastalarının Bakım Vericilerinin Bakım Yükü ve Bakım Vermeye Yönelik Gösterdikleri Tepkilerin Belirleyicileri

    No full text
    Aim: The aim of this study was to determine the subjective care burden and caregiving reactions of primary caregivers of cancer patients. Material and Methods: This descriptive study was conducted with 140 primary caregivers of patients receiving cancer treatment in the outpatient chemotherapy and inpatient units of a private university hospital between April 2017 and 2018. Data were collected using the patient and caregiver information form, the Caregiver Strain Index (CSI) and the Preparedness Scale of Familv Caregiving lnventorv. Multiple stepwise linear regression analysis was performed to reveal the predictors explaining the dependent variables. Results: The mean score of the caregiver stress index was 4.41 (SD=3.77) and the mean score of the reactions to caregiving scale was 23.15 (SD=12.12). The status of finding the help received in care adequate and the ability to fulfill activities of daily living were found to be the predictors of the caregiver's stress index and the caregiver's reactions to caregiving. Conclusion: In our study, caregivers' subjective care burden and negative reactions to caregiving were found to be low. It was found that the most important predictors explaining the dependent variables were receiving adequate help in care and whether the patient was dependent in activities of daily living. It is recommended that individuals who care for dependent patients are at risk for more care burden and interventions should be planned for this group. In addition, nurses should inform and support caregivers in terms of the importance of the receiving help in the caregiving process.Amaç: Bu çalışmanın amacı, kanser hastalarına bakım veren primer bakım vericilerin subjektif bakım yüklerini ve bakım vermeye yönelik gösterdikleri tepkileri belirlemektir. Gereç ve Yöntemler: Tanımlayıcı tipteki araştırma bir özel üniversite hastanesinin, ayaktan kemoterapi ünitesi ve yatan hasta servisinde Nisan 2017-2018 tarihleri arasında kanser tedavisi gören hastaların 140 primer bakım vericisi ile gerçekleştirilmiştir. Verilerin toplanmasında hasta ve hasta yakını bilgi formu, bakım verenin stres indeksi (BSI) ve aile bireyinize yardımcı olmaya gösterdiğiniz tepkiler (ABYT) ölçeği kullanılmıştır. Bağımlı değişkenleri açıklayan belirleyicileri ortaya çıkarmak için çoklu aşamalı doğrusal regresyon analizi yapılmıştır. Bulgular: Katılımcıların bakım verenin stres indeksi puan ortalamaları 4,41 (SS=3,77) ve bakım vermeye yönelik gösterdikleri tepkiler ölçeği puan ortalamaları 23,15 (SS=12,12)’dir. Bakımda aldığı yardımı yeterli bulma durumu, hastanın çalışma durumu ve günlük yaşam aktivitelerini yerine getirebilme durumu bakım verenin stres indeksinin belirleyicileri olarak bulunmuştur. Bakım vericinin bakımda aldığı yardımı yeterli bulma durumu ve hastanın günlük yaşam aktivitelerini yerine getirebilme durumu bakım vermeye yönelik gösterdikleri tepkilerin belirleyicileri olarak bulunmuştur. Sonuç: Çalışmamızda, bakım vericilerin subjektif bakım yüklerinin ve bakım vermeye gösterdikleri olumsuz tepkilerin düşük düzeyde olduğu bulunmuştur. Sonuç değişkenlerini açıklayan en önemli belirleyicilerin bakım konusunda yardım alma ve bakım verilen hastanın günlük yaşam aktivitelerinde bağımlı olup olmama durumu olduğu saptanmıştır. Bağımlı hastalara bakım veren bireylerin bakım yükünün daha fazla olması bakımından risk altında olması ve bu gruba yönelik müdahalelerin planlanması önerilmektedir. Ayrıca, hemşireler tarafından bakım verenlere bu süreçte aldıkları yardımın öneminin aktarılması ve desteklenmesi önemlidir

    Dijitalleşme ile Değişen Sinematografik Anlatım: The End of Time Belgesel Film Örneği

    No full text
    This article focuses on how cinematographic expression in documentary filmmaking has been transformed by the effect of digitalization. The aim of the study is to analyze how digitalization has changed the documentary film narrative, focusing on Peter Mettler's award-winning documentary The End of Time (2012). Sample selection was decided by the fact that the production has an experimental visual narrative that combines different techniques using digital tools. The film is examined using the cinematographic analysis method based on Gilles Deleuze's film theory. The examination was conducted in the following categories: framing, shooting angles, light, editing, and sound. As a result of the analysis, it is determined that, based on the narrative structure of the film that questions the concept of time, a different visual storytelling language is preferred by choosing an immersive and thought-based approach that stimulates the audience’s senses with digital techniques such as time lapse, negative space, slow motion, long exposure, and superimposed transitions. The decision to use the Mixxa HD video mixer in the Touchdesigner program for a sequence of the production ensures that real-time sound and visual design harmony is included in the editing process. Thus, with the opportunities provided by digitalization, the documentary creates its story in accordance with Deleuze's definition of crystal-images. Therefore, it can be stated that the documentary film The End of Time is an example that successfully demonstrates the contribution of digital tools in effective cinematographic expression. The study aims to contribute to the field by revealing the creative opportunities provided by digital technologies in creating effective cinematography (intellectually) in documentary filmmaking.Bu makale, belgesel film yapımında sinematografik anlatımın dijitalleşme olgusuyla nasıl dönüştüğüne odaklanmaktadır. Çalışmanın amacı, dijitalleşmenin belgesel film anlatısını ne şekilde değiştirdiğini Peter Mettler'in ödüllü The End of Time (2012) belgesel filmi üzerinden analiz etmektir. Örneklem seçiminde, yapımın dijital araçlar kullanarak farklı teknikleri deneysel biçimde birleştiren bir görsel anlatıya sahip olması etkili olmuştur. Yapım, Gilles Deleuze'un sinematografik imge kuramı temelinde, sinematografik analiz yöntemi kullanılarak incelenmektedir. Yöntem altında inceleme başlıkları, çerçeveleme, çekim ölçekleri, ışık, kurgu ve ses olarak kategorilendirilmektedir. Yapılan analiz sonucunda; filmin zaman kavramını farklı bakış açılarıyla sorgulayan anlatı yapısı temelinde, time lapse, negatif alan kullanımı, slow motion, uzun pozlama, bindirme geçişler gibi dijital tekniklerle izleyicinin duyularını harekete geçiren sürükleyici ve düşünceye dayalı bir yaklaşımı tercih ederek farklı bir görsel anlatım dili oluşturduğu tespit edilmektedir. Touchdesigner programı içinde yer alan Mixxa HD video karıştırıcısının yapımın bir sekansında kullanılma tercihi ise, gerçek zamanlı ses ve görsel tasarım uyumunun kurgu sürecine dahil edilmesini sağlamaktadır. Böylece dijitalleşmenin sağladığı olanaklarla anlatı, Deleuze'ün kristal imge tanımına uygun biçimde oluşturulmaktadır. Bu nedenle The End of Time belgesel filminin, etkili sinematografik anlatımda dijital araçların katkısını başarıyla ortaya koyan bir örnek olduğu ifade edilebilmektedir. Çalışma, dijital teknolojilerin (düşünsel biçimde) etkili bir belgesel sinematografisi oluşturmada sağladığı yaratıcı olanakları ortaya koyarak alana katkı sunmayı hedeflemektedir

    6 Şubat 2023 depremleri sonrası ikincil travmatizasyonu yordayan gönüllülük deneyimi faktörleri: Nicel bir çalışma

    No full text
    Lisansüstü Programlar Enstitüsü, Psikoloji Ana Bilim Dalı, Klinik Psikoloji Bilim Dalı6 Şubat 2023'te Türkiye'nin güneydoğusunda 11 ilde sırasıyla 7,8 ve 7,5 büyüklüğünde iki deprem meydana geldi (Ekici, 2023). Saha çalışanları ve gönüllüler bu depremlerin ardından kritik rol oynadı. Bu çalışmanın amacı, demografik ve gönüllü deneyimi özelliklerinin, 2023 Türkiye depremi sonrasında afet gönüllülerinde ikincil travmaya bağlı semptomların (yeniden yaşama, kaçınma, uyarılma) yaygınlığını yordayıp yordamadığını belirlemeyi amaçlamaktadır. Bu amaçla tanımlayıcı nicel bir dizayn seçilmiş ve veri analiz yöntemi olarak doğrusal regresyon tercih edilmiştir. Araştırmanın katılımcıları, yaşları 18 ile 68 arasında değişen 201 deprem gönüllüsünden oluşmakta olup veriler çevrimiçi anket aracılığıyla toplandı. Gönüllülerin saha deneyimlerine ilişkin soruların yanı sıra Yaşam Memnuniyeti Anketi (SWLS), Semptom Değerlendirme-45 Anketi (SA-45) ve Travma Sonrası Tanı Ölçeği'nin (PDS) Türkçe versiyonları ölçüm aracı olarak kullanılmıştır. Regresyon analizleri, aşağıdaki faktörlerin 2023 Türkiye deprem gönüllüleri arasında ikincil travma semptomlarının yaygınlığını önemli ölçüde yordadığını gösterdi: afet alanında geçirilen toplam süre, sahaya ziyaret sıklığı, alınan eğitimin derecesi, algılanan hazırlıklılık, sahadaki fiziksel koşulların algılanan zorlayıcılığı, gönüllü katılımın türü (bağımsız olarak mı yoksa bir kuruluş aracılığıyla mı yapıldığı) ve hayattan memnuniyet. Bu bulgular ilgili hipotezlerimizle tutarlıdır. Bu değişkenlerin yanında cinsiyet, yaş, eğitim düzeyi, çalışma durumu, psikolojik/psikiyatrik yardım geçmişi, daha önceki gönüllü deneyimleri ve deprem ile ilk ziyaret arasındaki zaman aralığı katılımcılar arasında ikincil travmayı yordamadığı bulundu. Bulgular travmayı açıklamayı hedefleyen psikanalitik teorilerin yanı sıra mevcut ampirik literatürün ışığında tartışılmaktadır. Ayrıca klinik çıkarımlar ve geleceğe yönelik öneriler sunulmaktadır. Anahtar Kelimeler: Deprem; Gönüllülük; İkincil travma; Gönüllülük deneyimi; Doğal afetTwo earthquakes, measuring 7.8 and 7.5 magnitudes, respectively, struck 11 provinces in southeastern Türkiye on February 6th, 2023 (Ekici, 2023), where the field workers and volunteers played a critical role. The present study aims to determine whether demographic and volunteer experience characteristics predict the prevalence of symptoms related to secondary trauma (reexperiencing, avoidance, arousal) in disaster volunteers after the 2023 Türkiye earthquakes. For this purpose, a descriptive quantitative design is chosen, and stepwise linear regression is determined as a data analysis method. The participants of the study consisted of 201 earthquake volunteers between ages 18 and 68, and the data were collected via an online survey. The Turkish versions of the Satisfaction with Life Questionnaire (SWLS), the Symptom Assessment-45 Questionnaire (SA-45), and the Posttraumatic Diagnostic Scale (PDS) are chosen as measures, as well as questions regarding volunteers' field experiences. Regression analyses showed that the following factors significantly predicted the prevalence of secondary trauma symptoms among the 2023 Türkiye earthquake volunteers: the total time spent in the disaster field, frequency of visits to the field, degree of training and onboarding received, perceived preparedness, perceived challenges about the physical conditions in the field, volunteering affiliation—whether done independently or through an organization—and retrospective satisfaction with life. These findings are consistent with our relevant hypotheses. Inconsistent with our hypotheses, gender, age, education level, employment status, psychological/psychiatric help history, prior volunteer experiences, and the time interval between the earthquake and the first visit did not predict secondary trauma among the participants. Findings are discussed in light of the existing empirical literature, in addition to psychoanalytic theories that focus on trauma. Additionally, clinical implications and future suggestions are provided. Keywords: Earthquake; Volunteering; Secondary trauma; Volunteer experience; Natural disaste

    DİSİPLİN SORUŞTURMALARINDA SAVUNMA ALINIRKEN SUÇUN KARŞILIĞI ÖNGÖRÜLEN CEZANIN DA BELİRTİLMESİ MESELESİ

    No full text
    Kamu görevlilerinin, görevlerini ifa ederken yaptıkları hata ve kusurlar veya kamu görevi ile bağdaşmayan bazı hareketler, kamu hizmetlerini düzenleyen mevzuata aykırılık teşkil eden davranışlar/fiiller, disiplin suçları, bunlara uygulanan müeyyideler ise disiplin cezaları olarak tanımlanmaktadır. Disiplin cezaları, idarenin kamu görevlisini, kanunun verdiği yetki uyarınca, herhangi bir yargı kararına gerek olmaksızın, ancak bazı idari usullere uyarak ve kamu gücü kullanarak, tek yanlı bir idari işlemle cezalandıran yaptırımlar olmaktadır. Hakkında yapılacak olan soruşturma sonucu disiplin cezası tesis edilecek olan kamu görevlisine, ceza verilmeden önce açılmış olan bir soruşturma ve savunma hakkı tanınmış olması ve soruşturmacı tarafından kamu görevlisinin savunması istenilirken isnat olunan disiplin fiilinin karşılığı öngörülmüş olan disiplin cezasının da savunma istem yazısında belirtilmesinin hukuki öngörülebilirlik ilkesinin gereği olduğunu belirtebiliriz. Disiplin soruşturması yapılırken hakkında soruşturma yapılan kamu görevlisinin savunmasının istenilmesi içerikli yazıda suçlandığı disiplin fiilinin kanun/yönetmelikte belirlenmiş olan içeriği, madde-fıkra-bent olarak belirtilmesinin, idari yargı yerlerince önemsenmesinin ardından, yönetmelik kuralı ile hukuki mevzuatımızda artık yer aldığı ve bir gereklilik olduğunu vurgulayabiliriz

    4,803

    full texts

    9,301

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Istanbul Bilgi University Library Open Access
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇