Istanbul Bilgi University

Istanbul Bilgi University Library Open Access
Not a member yet
    9301 research outputs found

    Psychosocial Services Provided to Cancer Patients and Nurses' Difficulties in Psychosocial Assessment and Intervention: A Nationwide Study

    No full text
    VKV-2016-2.2.Amaç: Bu çalışma temelde kanser hastalarına sunulan psikososyal hizmetlerin mevcut durumunu ve hemşirelerin hastaların psikososyal gereksinimlerini karşılama yollarına ilişkin görüşlerini belirlemeyi amaçlamaktadır. Ayrıca hastaların psikososyal gereksinimlerinin karşılanmasının önündeki engellerin değerlendirilmesini ve hemşirelerin psikososyal tanılama ve müdahale uygulamalarında zorluk düzeylerinin ölçülmesini amaçlanmaktadır. Yöntemler: Türkiye'nin 12 coğrafi bölgesinden seçilen 32 hastanede, erişkin kanser hastalarına doğrudan bakım veren 1189 hemşirenin yer aldığı çok merkezli, kesitsel bir çalışmadır. Veriler, araştırmanın amacına uygun olarak hazırlanan anket aracılığıyla toplanmıştır. Bulgular: Katılımcıların dörtte üçü hastanelerinde psikososyal destek hizmeti sağlandığını ve %67,7'si bu hizmetin psikiyatri konsültasyonu ile verildiğini bildirmiştir. Yaklaşık yarısı (%49) tüm sağlık çalışanlarının hastaların psikososyal gereksinimlerini karşılamakla yükümlü olduğunu, özellikle hemşirelik görevlerinin ayrılmaz bir parçası olduğunu belirtmiştir. Ancak organizasyonel koşulların (%48,2-%30,7), hastaların psikososyal gereksinimlerinin karşılanmasında en önemli engel olduğu bildirilmiştir. Katılımcıların en çok "cinsel sorunlar" ve "tedaviyi reddetme", en az da "hastaların hastalığa tepkileri" konusunda hastaların psikososyal gereksinimlerini değerlendirmede ve müdahale etmede zorluk yaşadığı ortaya çıkmıştır. Ayrıca katılımcıların 19 psikososyal boyuttan yedisini değerlendirmede ve beşine müdahale etmede daha fazla zorluk yaşadıkları belirlenmiştir (P<,05). Sonuç: Bu çalışma Türkiye'de psikososyal hizmetlerin daha iyi yapılandırılmasına katkı sağlayabilir. Aynı zamanda psikososyal bakım eğitiminin planlanmasına da rehberlik edebilir. Hemşire-hasta oranı başta olmak üzere kurumsal engellerin aşılması ve hemşirelerin psikososyal bakım kapasitesinin geliştirilmesi gerekmektedir.Objective: The study mainly aims to determine the current state of psychosocial services offered to cancer patients and the views of nurses regarding the ways to meet patients’ psychosocial needs. Other aims to evaluate barriers to meeting patients’ psychosocial needs and measure nurses' difficulty level of psychosocial assessment and intervention practices. Methods: This multicenter, cross-sectional study was conducted with 1189 nurses providing direct care to adult cancer patients in 32 hospitals in 12 geographical regions of Türkiye. The data were collected by a survey prepared in accordance with the aims of the study. Results: Three-quarters of the participants reported that their hospital has psychosocial support services while 67.7% stated that this service was provided by psychiatry consultation. Nearly half (49%) stated that all healthcare professionals are responsible for meeting patients’ psychosocial needs, especially it is an integral part of their nursing duties. However, organizational conditions (48.2%-30.7%) are the most important barriers to meeting the psychosocial needs of the patients. Participants have difficulty mostly in assessing and intervening in psychosocial needs of patients mostly in "sexual problems" and "rejection of treatment", and least in "patients’ reactions to illness". Also, the participants have more difficulty in assessing seven of the 19 psychosocial dimensions and intervening in five (P<.05). Conclusion: This study may be contributed to better structuring of psychosocial services in Türkiye. It can also guide the planning of psychosocial care training. Institutional barriers need to be overcome, especially the nurse-patient ratio, and the psychosocial care capacity of nurses should be improved.This work was supported by the Vehbi Koç Foundation Nursing Fund, in Istanbul, Turkey [grant number 2016.2-2]

    Aile Şirketlerinin Kurumsallaşmasında İnsan Kaynakları Süreçlerinin Yapılandırılması

    No full text
    Globalization and its developments in information and communication technologies have led to new trends in the business world. The intense competition environment has led businesses to adapt to changing markets and market conditions. In this intense competition environment, family businesses need a more flexible structure that can quickly adapt to innovations to maintain their existence. Family businesses, which significantly contribute to the country's economy and national income, also have a significant place in the world economy. According to the McKinsey (2024) report, family businesses have long played a significant role in the global economy, and it has been stated that family businesses constitute more than 70% of the global GDP and approximately 60% of global employment. It is stated that the fact that these businesses focus on a purpose beyond profitability helps them to perform more robustly than their non-family business competitors. Therefore, family businesses continue to be the center of attention worldwide with their contributions to economic and social life. This research examines how family businesses in Turkey structure their human resources processes during institutionalization. The study sample consists of family members of six companies operating in Bursa from four different sectors, namely plastics, beverages, automotive, and textiles. First, a literature review was conducted, and a thirteen-question survey was created. The participants' responses were obtained in detail through face-to-face interviews. The research will guide family business managers and researchers who want to focus on these areas by revealing the effectiveness of institutionalization efforts and the role of human resources structures in these processes in family businesses.Küreselleşme ve onun getirdiği bilgi ve iletişim teknolojilerindeki gelişmeler, iş dünyasında yeni trendlerin ortaya çıkmasına yol açmıştır. Yoğun rekabet ortamı, işletmeleri değişen pazar ve piyasa koşullarına uyum sağlamaya yöneltmiştir. Bu yoğun rekabet ortamında aile şirketlerinin varlıklarını sürdürmeleri için daha esnek ve yeniliklere hızlı ayak uyduran bir yapıya sahip olmaları gerekmektedir. Ülke ekonomisine ve milli gelire çok önemli katkı sağlayan aile şirketleri, dünya ekonomisinde de çok önemli bir yere sahiptir. McKinsey (2024) raporuna göre aile işletmeleri uzun zamandır küresel ekonomide büyük bir rol oynamaktadır ve aile işletmelerinin küresel GSYİH'nın %70'inden fazlasını ve küresel istihdamın yaklaşık %60'ını oluşturduğu belirtilmiştir. Bu işletmelerin, karlılığın ötesinde bir amaca odaklanmalarının aile işletmesi olmayan rakiplerinden daha güçlü performans göstermelerine yardımcı olduğu belirtilmektedir. Dolayısıyla aile işletmeleri, ekonomik ve sosyal hayata katkıları ile tüm dünyada ilgi odağı olmaya devam etmektedirler. Bu araştırma, Türkiye’de aile şirketlerinin kurumsallaşma sürecinde insan kaynakları süreçlerini nasıl yapılandırdıklarını incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışmanın örneklemi, Bursa’da faaliyet gösteren plastik, içecek, otomotiv ve tekstil olmak üzere dört ayrı sektörden altı şirketin aile üyelerinden oluşmaktadır. Öncelikle literatür taraması yapılarak on üç soruluk bir anket oluşturulmuş ve yüz yüze görüşme yöntemiyle katılımcıların yanıtları detaylı olarak alınmıştır. Araştırmada aile şirketlerinde kurumsallaşma çabalarının ve insan kaynakları yapılanmalarının bu süreçlerdeki rolünün ne düzeyde etkili olduğunun ortaya koyulması bu alanlara odaklanmak isteyen aile şirketleri yöneticilerine ve araştırmacılara yol gösterici olacağı düşünülmektedir

    Determination of processed food consumption and cardiometabolic risk factors in adults

    No full text
    Lisansüstü Programlar Enstitüsü, Beslenme ve Diyetetik Ana Bilim Dalı, Beslenme ve Diyetetik Bilim DalıBu araştırma, yetişkin bireylerde işlenmiş gıda tüketimi ve kardiyometabolik risk faktörlerinin belirlenmesi adına Mart 2024-Nisan 2024 tarihleri arasında Zonguldak Atatürk Devlet Hastanesi Dahiliye Polikliniği'ne başvuran 18-65 yaş arası gönüllü olarak çalışmaya katılmayı kabul eden 171 birey ile yürütülmüştür. Veri toplama sürecinde anket formu, besin tüketim sıklığı, fiziksel aktivite formu ve biyokimyasal verilerden yararlanılmıştır. NOVA sınıflandırması esas alınarak besin tüketim sıklıkları incelenmiş ve kardiyovasküler risk Framingham Risk Skoru ile hesaplanmıştır. Katılımcıların %67,84'ü kadın (n=116) ve %32,16'sı erkektir (n=55). Erkekler daha fazla işlenmiş gıda tüketmektedir (p0,05). Erkeklerin ortalama Framingham risk yüzdeleri %10,82 ± 9,98 ve kadınların %6,91 ±8 ,51 olduğu görülmektedir (p0.05). The average Framingham percentages of men are 10.82% ± 9.98 and women are 6.91% ±8.51. The Framingham percentages of males were higher than females (p<0.05). An increase of one standard deviation in processed food consumption increases the Framingham risk by 0.123 points (p<0.05)

    Evaluation of Diet Quality, Work Stress and Anxiety Status of White and Blue Collar Industrial Workers

    No full text
    Amaç: Bu çalışma, endüstriyel kuruluşlarda farklı pozisyonlarda çalışan bireylerin beslenme kalitesi, iş stresi ve kaygıları arasındaki ilişkiyi incelemek için yürütülmüştür. Gereç ve Yöntemler: İstanbul’da endüstrilerde çalışan, yaşları 18-65 arasında değişen toplam 132 gönüllü değerlendirildi. Çalışmada, iş stresi ve kaygı ölçümleri için İş Stresi Ölçeği ve Beck Anksiyete Envanteri, diyet kalitesi için ise Sağlıklı Yeme İndeksi-2015 (HEI-2015) kullanılarak 24 saatlik yemek kayıtları kullanılmıştır. Bulgular: Bu araştırmada beyaz yakalı çalışanların %48,9'u, mavi yakalı çalışanların ise %49,4'ü yüksek düzeyde iş stresi yaşadığı bulunmuştur (p>0,05). Beyaz yakalı çalışanların %48,9'unda, mavi yakalı çalışanların ise %39,1'inde kaygı tespit edilmiştir (p>0,05). Beyaz yakalı çalışanların %75,6'sının, mavi yakalı çalışanların ise %72,4'ünün beslenme kalitesi kötü bulunmuştur. Beck Anksiyete Envanteri ve HEI-2015 sonuçları ile iş stresi karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar tespit edilmiştir (sırasıyla p=0,005 ve p=0,030). Mavi yakalı sanayi işçileri, beyaz yakalı işçilere (enerji 1979,1 kkal; karbonhidratlar 261,2±78,61 g/gün) kıyasla daha yüksek günlük enerji (2277,3 kkal) ve karbonhidrat (295,5±77,50 g/gün) alımı olduğu belirlenmiştir (p=0,015). İş stresini etkileyen dikkat çekici beslenme alışkanlıkları arasında atıştırmalıkların ve öğle yemeğinin atlanması yer almıştır (pAims: This study examines the relationship between nutritional quality, work stress, and anxiety of individuals working in different positions in industrial organizations. Material and Methods: A total of 132 volunteers, aged 18-65, employed in industries in İstanbul, underwent assessments. The study employed the Work Stress Scale and Beck Anxiety Inventory for work stress and anxiety measurements and the Healthy Eating Index-2015 (HEI-2015) for diet quality, using 24-hour food records. Results: In this research, 48.9% of white-collar employees and 49.4% of blue-collar employees experience high levels of job stress (p>0.05). Anxiety was found in 48.9% of white-collar workers and 39.1% of blue-collar workers (p>0.05). The diet quality of 75.6% of white-collar workers and 72.4% of blue-collar workers was poor. Statistically significant differences were identified when comparing job stress with the Beck Anxiety Inventory and HEI-2015 results (p=0.005 and p=0.030, respectively). Blue-collar industrial workers reported higher daily energy intake (2277.3 kcal) and carbohydrates (295.5±77.50 g/day) compared to white-collar workers (energy 1979.1 kcal; carbohydrates 261.2±78.61 g/day), with significant differences in calorie and carbohydrate consumption (p=0.015). Noteworthy dietary habits influencing work stress included skipping snacks (

    Circular economy awareness and motivations in the furniture industry: İnegöl as a microcosm of global south dynamics

    No full text
    AK 85 102Bu çalışma, karmaşık dinamikleri aydınlatmak amacıyla Küresel Güney'deki döngüsel ekonomi (DE) geçişlerinin ayırt edici özelliklerini incelemektedir. İnegöl, Türkiye'deki mobilya kümelenmesi bir vaka çalışması olarak kullanılmıştır. Araştırma, endüstrinin mevcut perspektifini göstermek için döngüsel ekonomi farkındalık anketi kullanmaktadır. Kümeden toplamda 40 şirkete ulaşılmış ve sonuçlar tematik analiz ve tanımlayıcı istatistikler kullanılarak analiz edilmiştir. Ayrıca, potansiyel DE geçişlerinin engellerini ve motivasyonlarını daha iyi anlamak için, ekosistemin önemli bir figürüyle yarı yapılandırılmış bir mülakat yapılmıştır. Çalışmanın ana bulguları, Küresel Kuzey'e kıyasla, Küresel Güney'de faaliyet gösteren şirketlerin DE kapsamına yönelik daha az farkındalığa sahip olduğunu ve uygulamaların atık azaltımı ve enerji verimliliği ile sınırladığını göstermektedir. Ayrıca, yeni tasarım ve inovasyon çabaları DE'nin uygulanmasıyla ilgili beklenen faydalar arasında tanımlanmamıştır. Bu makale, Küresel Güney'den ihracatçı şirketlerin, döngüsel ekonomi konusundaki sınırlı anlayışları nedeniyle yakın gelecekte, özellikle AB'nin 2026 Net Sıfır CO2 Planı sonrasında, AB pazarlarında rekabet avantajlarını sürdürmede zorluk yaşayabilecekleri gerçeğine işaret etmektedir.This study examines the distinctive characteristics of circular economy (CE) transitions in the Global South with the aim of elucidating the complex dynamics. The furniture cluster in İnegöl, Türkiye, is employed as a case study. A circular economy awareness survey is employed to illustrate the current perspective of the industry. In total, 40 companies from the cluster were reached, and the results were analyzed using thematic analysis and descriptive statistics. Furthermore, a semi-structured interview was conducted with a key figure within the ecosystem to gain a deeper understanding of the barriers and motivations for potential CE transitions. The study’s key findings reveal that companies operating in the Global South have less awareness of the coverage of CE with applications confined to waste reduction and energy efficiency in comparison to the Global North. Additionally, new design and innovation efforts are not identified among the expected benefits related to implementing CE. This paper highlights the fact that exporting companies from the Global South may face challenges for sustaining their competitive advantage in EU markets, particularly after the 2026 Net Zero CO2 Plan due to their limited understanding of CE.İstanbul Bilgi University [EN] This study was supported by İstanbul Bilgi University Scientific Research Project funding with the project number AK 85 102

    KAPSAYICI LİDERLİK İLE ÇALIŞANLARIN POZİTİF PSİKOLOJİK SERMAYE DÜZEYİNİN İLİŞKİSİ

    No full text
    Objectives: The main objective of this study is to examine the effect of inclusive leadershipand its dimensions on the positive psychological capital level of employees. In addition, ithe study aims to draw attention to the importance of contextual factors in developing positive psychological capital of employees and to examine the effects of inclusive leadership in Turkish culture Design/methodology/approach: Inclusive Leadership Scale developed by Walumbwa, Avolio, Gardner, Wernsing, and Peterson (2008) and Positive Psychological Capital Scale developed by Luthans, Avolio, Avey, and Norman (2007) were used to measeure the variables of the study. The sample consists of 311 white-collar workers working in 13 different sectors in Istanbul. Demographic data were analyzed with descriptive statistics, and the research hypotheses were tested by Pearson correlation and simple regression analyses. Results: As a result, it is determined that the positive psychological capital level of the employees was affected by the inclusiveness of the leaders. When the relationship between inclusive leadership and the dimensions of positive psychological capital is examined, it is seen that there are significant relationships with hope, optimism and resilience, but no significant relationship is found with self efficacy. It is seen that inclusive leadership explains the level of optimism at a stronger level than hope and resilience. When the dimensions of inclusive leadership were compared, it was determined that the openness dimension was more effective than the openness dimension in development of positive psychological capital and all its components including self efficacy. Practical implications: Since positive psychological capital is a construct that is open to development, determining the relationship between inclusive leadership and positive psychological capital will guide leaders in behaviors that will develop positive psychological capital in their subordinates. Originality/value: It is seen that the number of studies examining the relationship between inclusive leadership and positive psychological capital is limited in the international literature, and there are no studies examining this relationship in the Turkish literature. Therefore, this study contributes to the leadership and positive organizational psychology literature.Amaç: Bu çalışmanın temel amacı kapsayıcı liderlik ve boyutlarının çalışanların pozitif psikolojik sermaye düzeyi üzerindeki etkilerini incelemektir. Bunula birlikte, çalışanların pozitif psikolojik sermaye geliştirilmesinde bağlamsal faktörlerin önemine dikkat çekmeyi ve kapsayıcı liderliğin Türk kültüründeki etkilerini incelemeyi hedeflemektedir. Tasarım/Yöntem: Araştırmanın değişkenlerini ölçmek için Carmeli, Reiter-Palmon ve Ziv, (2010) tarafından geliştirilen Kapsayıcı Liderlik Ölçeği ve Luthans, Avolio, Avey ve Norman (2007) tarafından geliştirilen Pozitif Psikolojik Sermaye Ölçeği kullanılmıştır. Çalışma grubunu İstanbul'daki 13 farklı sektörde çalışan 311 beyaz yakalı oluşturmaktadır. Demografik veriler tanımlayıcı istatistiklerle incelenmiş, araştırma hipotezlerini test etmek için Pearson korelasyon analizi ve basit regresyon analizi kullanılmıştır. Sonuçlar: Yapılan analizler sonucunda çalışanların pozitif psikolojik sermaye düzeyinin liderlerin kapsayıcılık düzeyinden etkilendiği tespit edilmiştir. Kapsayıcı liderliğin pozitif psikolojik sermayenin alt boyutlarıyla ilişkisi incelendiğinde umut, iyimserlik ve dayanıklılıkla anlamlı ilişkiler bulunurken özyeterlilikle anlamlı bir ilişki bulunamadığı görülmektedir. Kapsayıcı liderliğin pozitif psikolojik sermayenin alt bileşenlerinden iyimserlik düzeyini, umut ve dayanıklılığa göre daha güçlü düzeyde açıkladığı görülmektedir. Kapsayıcı liderliğin alt boyutları karşılaştırıldığında ise açıklık boyutunun pozitif psikolojik sermaye ve özyeterlilik dahil tüm bileşenlerinin ortaya çıkmasında ulaşılabilirlik boyutuna göre daha etkili olduğu saptanmıştır. Uygulama Çıkarımları: Pozitif psikolojik sermaye geliştirilebilir bir yapı olduğu için kapsayıcı liderlik ve pozitif psikolojik sermaye ilişkisinin saptanması liderlere astlarında pozitif psikolojik sermayeyi geliştirecek davranışlar konusunda yol gösterici olacaktır. Özgün Değer: Uluslararası literatürde kapsayıcı liderlik ve pozitif psikolojik sermayenin ilişkisinin incelendiği çalışma sayısının kısıtlı olduğu, Türkçe literatürde ise bu ilişkiyi inceleyen çalışmanın yer almadığı görülmektedir. Bu nedenle bu çalışma, liderlik ve pozitif örgütsel psikoloji literatürüne katkı sağlamaktadır

    Ultra düşük güçlü IoT uygulamaları için uyarlanabilir kablosuz sensör ağı tasarımı

    No full text
    Lisansüstü Programlar Enstitüsü, Elektrik-Elektronik Mühendisliği Ana Bilim DalıInternet of Things (IoT), birçok endu?strinin dönu?şu?mu?nu? önemli ölçu?de etkilerken, kablosuz sensör ağları (WSN) bu yeniliklerin önde gelen katalizörleri olarak ortaya çıkıyor. Bu çalışma, tarım ortamlarında algılayıcıların yerleştirilmesini artırmak için farklı bir ağ modelinin kullanıldığını araştırıyor. Ana hedef, enerji kullanımını optimize etmek, ağın ömru?nu? uzatmak ve gu?venilir veri aktarımı sağlamak için algılayıcı du?ğu?mu?nu? stratejik olarak yerleştirmektir. Önerilen teknik, hedef alanında algılayıcı du?ğu?mleri konumlandırmak için, kapsam gereksinimlerini ve ağ bağlantılarını dikkate alarak çevrimdışı bir model içerir. Bu çalışmada amaç, algılayıcı du?ğu?mu? koruyucu kutulara du?zenleyerek karar verme su?recini birleştiren iki aşamalı bir merkezli kontrol mekanizması haline getirmektir. Bu gruplandırma, batarya ve bant genişliği gibi ortak kaynakların verimli bir şekilde kullanılmasını sağlarken, maliyet verimliliği için gerekli kutuların sayısını sınırlar. Bu tez, başlangıç aşamasında çevrimdışı bir dağıtım modeli aracılığıyla bağlantı ve kapsama sorunlarını ele alarak ve sonraki aşamada çevrimiçi bir enerji optimizasyon modeli yoluyla gerçek zamanlı uyum endişeleri ile ilgilenerek önemli katkılar sağlar.Bu çalışma hem teorik anlayışlar hem de pratik uygulamalar sunarak, akıllı tarım teknikleri bağlamında su?rdu?ru?lebilir tarımda devrim yaratmak için WSN potansiyelini gösteriyor.Internet of Things (IoT) is significantly influencing a conversion of multiple industries, with Wireless Sensor Networks (WSNs) emerging as the primary catalysts of new technology. In this thesis investigates the use of a diverse network model to enhance the placement of sensors in agricultural environments. The main goal is to strategically place sensor nodes in order to optimize energy usage, extend the lifespan of the network, and ensure reliable data transfer. The suggested technique includes an offline model for positioning sensor nodes in the specified area, considering the coverage needs and network connections. The aim in this study is to design a two-stage centralized control mechanism that organizes the sensor node into protective boxes, integrating the decision-making process. This grouping enables the efficient exploitation of common resources, such as batteries and bandwidth, while limiting the number of boxes required for cost-effectiveness.This study initially investigates connection and coverage issues utilizing an offline model. Afterwards, the online model is implemented. The idea here has been created for handling real-time issues.The focus is on optimizing energy economy by consolidating sensors within boxes, reducing data transmission hops, and taking into account energy consumption during sensing, sending, and active/sleep modes. This study offers both theoretical insights and practical applications, demonstrating the potential of WSNs to revolutionize sustainable agriculture in the context of smart agricultural techniques

    Gender system justification, self-silencing to sexism and function of rejection sensitivity in the experience of psychological violence

    No full text
    Lisansüstü Programlar Enstitüsü, Travma ve Afet Çalışmaları Uygulamalı Ruh Sağlığı Ana Bilim DalıBu araştırma çalışmasında toplumsal cinsiyet sistemini meşrulaştırma, cinsiyetçilik karşısında susmak ve reddedilme duyarlılığının yetişkin katılımcılarda yakın romantik ilişkilerde psikolojik şiddetin hedefi olmayı ya da şiddete başvurmakla ilgili değişkenlerin ilişkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Araştırmaya 18-50 yaş arasında 344 katılımcı dahil edilmiştir. Araştırmada verilerin elde edilmesi için Bilgilendirilmiş Gönüllü Onam Formu, Sosyodemografik Veri Formu, Çok Boyutlu Duygusal İstismar Ölçeği, Toplumsal Cinsiyete Dayalı Sistemi Meşrulaştırma Ölçeği, Reddedilme Duyarlılığı ve Cinsiyetçilik Karşısında Kendini Susturma Ölçeği kullanılmıştır. Verlerin analizi SPSS 26.0 paket programı kullanılmıştır. 344 katılımcının %44'ü erkek ve %57'si kadındır. Romantik ilişkisi olan %72.7 katılımcı bulunmaktadır. İlişkisi olan katılımcılardan evliler %8.1; flört ilişkisi olanlar %52 ve sözlü ya da nişanlı olanlar %11.9 oranındadır. Araştırmanın sonuçlarına göre uygulayan düşmanca geri çekilme puanları kadın katılımcılarda daha yüksek bulunmuş olup maruz kalan kontrol alt ve maruz kalan geri çekilme alt boyutu erkek katılımcılarda daha yüksek bulunmuştur. Ayrıca katılımcıların reddedilme duyarlılığı puanları karşılaştırıldığında kadın katılımcıların daha yüksek puanlar aldığı bulunmuştur. Şiddet uygulama kontrol alt boyutuyla reddedilme duyarlılığı arasında pozitif yönlü bir ilişki bulunmuştur. Bulgulara dayalı olarak reddedilme duyarlılığı yakın romantik ilişkilerde psikolojik şiddet yaşantısı değerlendirilirken göz önünde bulundurulması gereken bir faktör olarak karşımıza çıkmaktadır. Psikolojik şiddetin hedefi olmada erkek katılımcıların yüksek puanlar aldığı görülmüş olup yakın romantik ilişkilerde cinsiyet farkı yapmadan her iki cinsiyete de eşit şekilde yaklaşılması gerektiği vurgulanmaktadır.This research study aimed to evaluate the relationship between system legitimization, silence in the face of sexism, and rejection sensitivity in adults, and variables related to being the target of psychological violence or resorting to violence in intimate romantic relationships. The study included 344 participants between the ages of 18 and 50. An Informed Voluntary Consent Form, a Sociodemographic Data Form, the Multidimensional Measure of Emotional Abuse, the Gender System Justification, the Rejection Sensitivity Scale, and the Self-Silencing to Sexism Scale were used to obtain data. SPSS 26.0 software was used for data analysis. Of the 344 participants, 44% were male and 56% were female. Among the participants, 72.7% were in a romantic relationship. Of those in a relationship, 8.1% were married, 52% were in a dating relationship, and 11.9% were engaged. According to the results of the study, practitioner hostile withdrawal scores were higher in female participants, while the exposed control sub-dimension and the exposed withdrawal sub-dimension were higher in male participants. Additionally, when comparing the rejection sensitivity scores of the participants, female participants had higher scores. A positive relationship was found between the control subscale of perpetrating violence and rejection sensitivity. Based on the findings, rejection sensitivity appears to be a factor that should be taken into consideration when evaluating the experience of psychological violence in close relationships. It was observed that male participants had high scores in being the target of psychological violence, emphasizing that both genders should be approached equally without making gender distinctions in close relationships

    The impact of tribalism on political stability in Sudan, the case of Sudan War 2023

    No full text
    My research is based on how Sudanese tribalism is critically related to political stability, narrowing it down to how the 2003 Darfur War has been linked to the Sudanese War of 2023. The basis of this research questions how historical context such as the formation of RSF by the previous Sudanese government relates to the current tribal dynamics and political instability in Sudan. The dissertation begins by considering the 2003 Darfur War and the leading role taken by the RSF, heavily composed of Arabic tribes from Darfur, in its violent attacks against the non-Arab tribes. The racial dimensions of this conflict, which have carried through even to the present, are then discussed. The ways in which actions taken by the RSF have incited further tensions, informing the course of the 2023 Sudanese War, are assessed. In this regard, using integrated qualitative research approaches, I attempt to tease out the complex interplay between tribalism, racial tensions, and political stability in Sudan by drawing on case studies and content analyses. More precisely, I shall closely analyze how the history of the Darfur War and the rise of the RSF have configured the current conflict: the exclusion of communities from power and ethnic-based violence. This research is based on an essential hypothesis that tribalism and tribal alliances played a significant, determining role in the current Sudanese war. The dissertation, therefore, concludes with an attempt at an incisive analysis of how past tribal conflicts-like those in Darfur-merged with state-sponsored violence to have a lingering effect on the political stability of Sudan today

    Occupational Safety Culture: A Study on Hotel Employees

    No full text
    Örgütlerde iş sağlığı ve güvenliğine yönelik alınan önlemler ve uygulamalar sağlıklı ve güvenli bir çalışma ortamının oluşturulmasını amaçlamaktadır. İş güvenliği kültürü de bu ortamın yaratılmasında önemli bir görev üstlenmektedir. Örgüt kültürünün bir alt bileşeni olarak kabul edilen güvenlik kültürü bir kurumda çalışanların güvenlikle ilgili paylaştığı değerler, inançlar, tutumlar ve davranışlar bütünüdür. Bu araştırmanın amacı, otel işletmelerinde çalışanların güvenlik kültürü algı düzeylerini tespit etmek ve demografik değişkenler açısından bir farklılık olup olmadığını belirlemektir. Nicel araştırma yönteminin tercih edildiği bu çalışmada betimsel ve ilişkisel tarama deseni kullanılmıştır. Veriler anket tekniği ile toplanmış ve SPSS 25.0 istatistik programında analiz edilmiştir. Yapılan analiz sonucunda güvenlik kültürü algı düzeyinin yüksek seviyede olduğu ve güvenlik kültürü genel algısının yaş ve eğitim değişkenine göre farklılık gösterdiği belirlenmiştir.The measures and practices taken for occupational health and safety in organizations aim to create a healthy and safe working environment. Occupational safety culture also plays an important role in creating this environment. Safety culture, which is considered a subcomponent of organizational culture, is the set of values, beliefs, attitudes and behaviors shared by employees in an organization regarding safety. The purpose of this research is to determine the safety culture perception levels of employees in hotel businesses and to determine whether there is a difference in terms of demographic variables. In this study, in which the quantitative research method was preferred, descriptive and relational scanning design was used. The data were collected by questionnaire technique and analyzed in SPSS 25.0 statistical program. As a result of the analysis, it was determined that the safety culture perception levels of the employees were high and the general perception of the safety culture differed according to the age and education variable

    4,803

    full texts

    9,301

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Istanbul Bilgi University Library Open Access
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇