Istanbul Bilgi University

Istanbul Bilgi University Library Open Access
Not a member yet
    9301 research outputs found

    Evaluation of the relationship between adherence to the Mediterranean Diet, microbiota awareness and depression in adults

    No full text
    Lisansüstü Programlar Enstitüsü, Beslenme ve Diyetetik Ana Bilim Dalı, Beslenme ve Diyetetik Bilim DalıBu çalışmanın amacı yetişkin bireylerin Akdeniz Diyetine uyum düzeyleri ile mikrobiyota farkındalığı arasındaki ilişkiyi değerlendirmek ve bu faktörlerin depresyon ile ilişkisini incelemektir. Bu araştırma İstanbul'da yaşayan, 18-60 yaş arası 385 (219 kadın, 166 erkek) gönüllü katılımcı ile yürütülmüştür. Katılımcılara uygulanan anket formunun ilk bölümünde katılımcıya ait genel bilgiler ve ikinci bölümünde ise beslenme bilgileri değerlendirilmiştir. Beslenme durumlarını saptamak adına ise Besin Tüketim Sıklığı anketi ve 24 Saatlik Besin Tüketim Kaydı alınmıştır. Akdeniz diyeti bağlılık durumunu değerlendirebilmek için Akdeniz Diyeti Bağlılık Ölçeği (MEDAS), mikrobiyota farkındalığını ölçmek için Mikrobiyota Farkındalık Ölçeği ve depresyon skorlarını belirlemek için BECK Depresyon Ölçeği uygulanmıştır. Katılımcılarda MEDAS düzeyi ile besin desteği alma (p=0,035<0,05), prebiyotik besin tüketme (p=0,020<0,05) durumları arasında istatistiksel anlamlı ilişki bulunmaktadır. MEDAS iyi uyum düzeyinde olanlarda besin desteği alma ve prebiyotik besin tüketme oranları daha yüksek bulunmuştur. MEDAS uyum düzeyi ve Beck Depresyon ölçek puanları bakımından istatistiksel anlamlı fark bulunmaktadır (p<0,05). MEDAS uyum düzeyi kötü olanlarda Beck Depresyon puanı daha yüksek bulunmuştur. MEDAS uyum düzeyi ve Mikrobiyota Farkındalık ölçek puanları bakımından istatistiksel anlamlı fark bulunmaktadır (p<0,05). MEDAS uyum düzeyi iyi olanlarda Mikrobiyota Farkındalık puanları daha yüksek bulunmuştur. Mikrobiyota Farkındalık puanı ile Beck Depresyon (r=-0,184, p<0,001) puanı arasında negatif yönlü, MEDAS puanı ile arasında (r=0,362, p<0,01) pozitif yönlü istatistiksel anlamlı ilişki bulunmuştur. Sonuç olarak, katılımcıların Akdeniz diyetine uyumu arttıkça depresyon ölçek puanları azalmış, mikrobiyota farkındalığı ölçek puanları artmıştır. Elde edilen sonuçlar, bu alandaki gelecekteki çalışmalara ışık tutabilecek niteliktedir ve farklı popülasyonlarda gerçekleştirilecek destekleyici araştırmalara olan ihtiyacı ortaya koymaktadır.This study aims to evaluate the relationship between adherence to the Mediterranean Diet and microbiota awareness among adult individuals and examine these factors' association with depression. This research was conducted with 385 volunteers (219 female, 166 male) residing in Istanbul, aged between 18-60 years. The questionnaire administered to the participants consisted of two sections; the first part encompassed general information about the participants, while the second part evaluated their dietary information. The Food Frequency Questionnaire and 24-hour Dietary Recall were used to determine the dietary status. Additionally, the Mediterranean Diet Adherence Scale (MEDAS) was employed to assess adherence to the Mediterranean diet, the Microbiota Awareness Scale was utilized to measure microbiota awareness, and the BECK Depression Scale was applied to determine depression scores. Statistically significant relationships were found between MEDAS level and receiving dietary support (p=0.035<0.05) and consuming prebiotic foods (p=0.020<0.05). Those with higher MEDAS adherence levels showed higher rates of receiving dietary support and consuming prebiotic foods. There was a statistically significant difference in terms of MEDAS adherence level and BECK Depression scale scores (p<0.05). Higher BECK Depression scores were observed among those with lower MEDAS adherence levels. Also, a statistically significant difference was found between MEDAS adherence level and Microbiota Awareness scale scores (p<0.05). Higher Microbiota Awareness scores were found among individuals with better MEDAS adherence levels. A statistically significant negative correlation was shown between Microbiota Awareness scores and BECK Depression scores, and a positive correlation between MEDAS scores and BECK Depression scores (p<0.01). In conclusion, as participants' adherence to the Mediterranean diet increased, their depression scores decreased, while their microbiota awareness scores increased. The results are illuminative for future studies and indicate the necessity for supportive research in different populations

    Tip-2 Nöro-Bulanık Denetleyiciler ile Döner Kanatlı İnsansız Hava Aracının Yörünge Takibi

    No full text
    AK 85 089 0000In this study, the trajectory tracking problem of a rotary wing unmanned aerial vehicle has been addressed by the use of type-2 neuro-fuzzy controllers. In order to determine the effectiveness of the developed control system, simulation and experimental studies have been performed for two different trajectories. The movement of the quadrotor in each direction has been controlled by a separate controller, and the difference between the actual and target positions for the relevant axis during the trajectory tracking along with the time derivative of this value has been fed to the controllers as the input signals. In order to better evaluate the results obtained, experimental and simulation studies for the same trajectories have been repeated with proportional-integral-derivative (PID) controllers and the responses of the controllers have been compared. Real-time experimental studies have been carried out indoors in a controlled environment with the Ar.Drone 2.0 produced by Parrot company. Especially the results recorded in the real-time experiments indicate that the proposed type-2 controllers with sliding mode control theory-based learning algorithm provide less steady-state error and more robust system response.Bu çalışmada, tip-2 nöro-bulanık denetleyiciler kullanılarak bir döner kanatlı insansız hava aracının yörünge takibi gerçekleştirilmiştir. Geliştirilen kontrol sisteminin etkinliğini belirlemek amacıyla, oluşturulan iki farklı yörünge için benzetim ve deneysel çalışmalar yapılmıştır. Her bir eksen için farklı bir denetleyici tasarlanmış olup hava aracının yörünge takibi sırasında ilgili eksen için gerçek ve hedef konumları arasındaki fark ve bu değerin zamana göre türevi denetleyicilerin giriş sinyalleri olarak kullanılmıştır. Elde edilen sonuçları daha iyi değerlendirebilmek amacıyla aynı yörüngeler için deneysel ve benzetim çalışmaları orantılı-integral-türev (PID) denetleyici ile tekrarlanmış olup denetleyicilerin cevapları karşılaştırılmıştır. Gerçek zamanlı deneysel çalışmalar, Parrot firması tarafından üretilen Ar.Drone 2.0 ile iç mekanda kontrollü bir ortamda gerçekleştirilmiştir. Özellikle deneysel çalışmalardan elde edilen sonuçlar, tip-2 nöro-bulanık denetleyiciler için geliştirilen kayma kipli kontrol tabanlı öğrenme algoritmalarının daha az kalıcı hal hatası ve daha gürbüz sistem cevabı sağladığını göstermektedir.İstanbul Bilgi Üniversites

    An overview of post- consumer age architecture through a circular economy approach

    No full text
    Lisansüstü Programlar Enstitüsü, Mimarlık Ana Bilim Dalı, Mimarlık Tarihi, Teorisi ve Eleştirisi Bilim DalıLineer ekonomi yaklaşımı, ona içkin ekstraktivizm ve tüketimcilik, bugün toplumsal, siyasal ve ekonomik krizlerle iç içe geçmiş olan çevre krizinin sorumlusu olarak eleştiriye tabi tutulmaktadır. Bu bağlamda, endüstriyel üretim süreçlerini yeniden düşünmek, kaynak ve enerji kullanımını optimize etmek, sıfır atık ve kapalı döngü hedeflerini gerçekleştirmek üzere programlar sunan Döngüsel Ekonomi yaklaşımı, araştırma konusu olarak belirlenmiştir. Araştırmanın amacı, mimarlık ve mekan üretimi pratiğinde döngüselliğin potansiyelleri ve uygulanabilirliğini irdelemek ve yaklaşımın güçlü-zayıf yönlerini ortaya koymaktır. Araştırma derinlikli bir literatür taramasına dayanmaktadır. Mevcut literatürün yorumlanması yoluyla, hem Döngüsel Ekonomi yaklaşımının bilgi birikimine katkı sağlama hem de biyosferik farkındalık ve kapalı döngü yaklaşımlarının mimarlık alanında akademik ve sektör profesyonelleri tarafından benimsenirliğini artırma amacı güdülmüştür. Gezegenin sınırlarını ve ihtiyaçlarını mimarlık pratikleri bağlamında ele almayı içeren araştırma yöntemi, kuramsal ve istatistiki kaynakların yanı sıra uluslararası ve yerel mimari proje örneklerini yorumlayıcı bir çerçevede incelemeyi gerektirmiştir. Tezin yazarının da müellifi olduğu proje örneklerinin de incelendiği bu çerçevede, görece daha eski ve köklü görünen "yeşil mimarlık" pratiğinin varlığına rağmen, "kapalı döngü" yaklaşımının merkezi olduğu "döngüsel mimarlık" anlayışının ve pratiğinin, daha uzun vadeli, geniş kapsamlı ve ölçekler arası planlama ve tasarım politikalarıyla yönetildiği ölçüde potansiyellerini gerçekleştirebileceği sonucuna varılmıştır.The 'linear economy' approach, along with its inherent extractivism and consumerism, is criticized as being responsible for the ongoing environmental crisis intertwined with social, political, and economic crises. In this context, the Circular Economy approach, which provides programs to rethink industrial production processes, optimize resource and energy use, and achieve 'zero waste' and 'closed-loop' goals, has been chosen as the research subject. The aim of the research is to investigate the potentials and applicability of circularity in production of space and architectural practice, as well as to identify the strengths and weaknesses of the approach. The research is based on an in-depth literature review. Through the interpretation of existing literature, the research seeks to contribute to the body of knowledge on the Circular Economy approach and to enhance the adoption of biospheric awareness and closed-loop approaches by academic and sector professionals in the field of architecture. The research methodology addresses the planet's boundaries and needs within architectural practices, necessitating the examination of theoretical and statistical sources and the analysis of both international and local architectural projects through an interpretive lens. In this framework, which also examines projects where the thesis author was a key member of the design team, it was concluded that although the practice of 'green architecture' is older and more established, 'circular architecture' centered on the closed-loop approach can achieve its potential if guided by long-term, comprehensive, and inter-scale planning and design policies

    Türkiye'deki 2020 lisans öğrencilerinin akademik başarısını yordayan faktörler

    No full text
    Lisansüstü Programlar Enstitüsü, Plastik Sanatlar Ana Sanat Dalı, Klinik Psikoloji Bilim DalıBu çalışma, demografik özellikler, psikolojik özellikler ve eğitim deneyimlerine vurgu yaparak, Türkiye'deki üniversite öğrencileri arasında akademik başarı ve motivasyonun yordayıcılarını incelemektedir. Genel not ortalamasının cinsiyet, burs durumu, akademik seviye, bölüm seçimi ve bölümü çalışma isteği ile ilişkili olduğunu ortaya koymaktadır. Kadın öğrenciler ve bursiyerler genellikle daha yüksek genel not ortalamalarına sahipken, birinci ve ikinci sınıf öğrencileri üst sınıf akranlarına göre daha başarılı olmuştur. Sözel bölüm öğrencileri, sayısal bölüm öğrencilerine kıyasla daha yüksek genel not ortalamalarına ulaşmıştır. Düzenli ders katılımı genel not ortalamasını olumlu yönde etkilerken, algılanan akademik zorluklar negatif bir etki yaratmış, bu da zor derslerin yarattığı stresin performansı engelleyebileceğini göstermektedir. Akademik ortamdan memnuniyet genel not ortalaması ile pozitif korelasyon göstermiş, bu da destekleyici bir akademik ortamın önemini vurgulamaktadır. İçsel motivasyon, özellikle başarma ve öğrenme arzusu, daha yüksek genel not ortalaması ile güçlü bir şekilde ilişkilendirilmiştir. Merak ve kişisel hedeflerle motive olan öğrenciler akademik olarak daha başarılı olurken, motivasyon eksikliği genel not ortalamasını olumsuz etkilemiştir. Erteleyebilme daha yüksek akademik performansla ilişkili bulunmuş, uzun dönem hedefleri anlık ödüllerin önüne koyan öğrencilerin daha başarılı olduğunu göstermiştir. Engellenmeye tahammülsüzlük genel not ortalaması ile anlamlı bir korelasyon göstermemekle birlikte, akademik motivasyonla pozitif ilişkilendirilmiş, bu motive öğrencilerin akademik zorluklara daha duyarlı olabileceğini önermektedir. Ayrıca, kendini aşma ve değişime açıklık gibi değerlerin motivasyonun önemli yordayıcıları olduğunu tespit etmiştir. Türkiye'deki üniversite öğrencileri arasında akademik performans ve motivasyonu etkileyen faktörlerin kapsamlı bir anlayışını sunmakta, yükseköğretim bağlamında öğrenci başarısını ve motivasyonunu artırmaya yönelik stratejiler geliştirmek için değerli bilgiler sağlamaktadır.This study examines the predictors of academic success and motivation among Turkish university students, emphasizing demographic characteristics, psychological constructs, and educational experiences. Significant findings reveal that GPA correlates with gender, scholarship status, academic level, major choice, and willingness to study the major. Female students and scholarship recipients generally had higher GPAs, and first- and second-year students outperformed their senior peers. Students in Arts and Humanities achieved higher GPAs than their STEM counterparts. Regular course attendance positively impacted GPA, whereas perceived academic challenges had a negative effect, suggesting stress from difficult coursework might hinder performance. Satisfaction with the academic environment positively correlated with GPA, underlining the importance of a supportive academic setting. Intrinsic motivation, particularly the desire to accomplish and learn, was strongly associated with a higher GPA. Students motivated by curiosity and personal goals excelled academically, whereas amotivation negatively affected GPA. The ability to delay gratification is also correlated with higher academic performance, indicating that students who prioritize long-term goals over immediate rewards achieve greater academic success. Although frustration discomfort did not significantly correlate with GPA, it was positively associated with academic motivation, suggesting that motivated students might experience greater sensitivity to academic challenges. The study also identified values such as self-transcendence and openness to change as significant predictors of academic motivation. These insights offer a comprehensive understanding of the factors influencing academic performance and motivation among Turkish university students, providing valuable information for developing strategies to enhance student success and motivation in higher education contexts

    Jean-Luc Nancy'de kavramsızlaşan ve geri çağrılan özgürlük: özgürlüğü düşünmek üzerine bir deneme

    No full text
    Lisansüstü Programlar Enstitüsü, Karşılaştırmalı Edebiyat Ana Bilim Dalı, Felsefe ve Toplumsal Düşünce Bilim DalıImmanuel Kant (1724-1804), Saf Aklın Eleştirisi'nin (1781) [Kritik der reinen Vernunft] Üçüncü Antinomisinde özgürlüğü sonsuzlukla ilişkilendirir. Bu kitapta verilen tanıma göre ancak nedenselliğe tabi olmayan sonsuz bir varlık, özgür olarak tanımlanabilir. Ancak sonlu bir varlık olan insanın tabiat kanunları tarafından daima nedenselliğe tabi olması, insanın özgür olmasını engellemektedir. Nedensellikten yoksun özgürlük, teorik olarak temellendirilemez. Bunun bir başka nedeni de Kant'ın Saf Aklın Eleştirisi'nin İkinci Analoji'sinde fenomenal dünyada her şeyin nedenselliğe tabi olduğunu söylemesidir. Buna göre özgürlük, fenomenal dünyada değil, sadece numenal dünyada düşünülebilir. Birinci Eleştiri'de nedensiz neden?yani başka bir nedenin sonucu olmayan neden- olarak tanımlanan özgürlük, daha sonra Ahlak Metafiziğinin Temellendirilmesi'nin (1785) [Grundlegung zur Metaphysik der Sitten] üçüncü bölümünde negatif özgürlük olarak tanımlanacaktır. Bu tür bir özgürlük, kendisinden başka bir neden tarafından belirlenemez. Böyle bir nedeni sebepsiz olarak kabul etmenin teorik bir temeli olmasa da, buna inanmak için ahlaki gerekçelerimiz vardır. Söz konusu ahlaki zemin, bizi pozitif özgürlük fikrine götürür. Burada negatif özgürlükten farklı olarak ahlaki yasaya tabiyimdir ve bu yasalara uyduğum sürece özgürlüğü sonlu bir varlık olarak deneyimlemem mümkündür, çünkü kendi koyduğum yasalara uymam, ahlaki olarak kendi kendimin nedeni olmamı sağlar. Böylece Kant, pozitif özgürlük aracılığıyla özgürlüğü erişilebilir kılar. Bu denklemde negatif özgürlük, bize ancak pozitif özgürlük çerçevesinde anlamlı görünür. Jean-Luc Nancy (1940-2021), Özgürlük Deneyimi (1988) [L'expérience de la liberté] adlı kitabında Kant'ın özgürlüğü nedensiz bir neden olarak sunmasını sorunlu bulur. Çünkü doğa kanunlarının yanı sıra ahlaki olarak başkalarıyla neden-sonuç ilişkilerine tabi olan insan, bu düşünceye göre özgürlüğün sınırında bir varlıktır ve özgürlüğün özneye sunulan bir ödev olarak ele alınması, negatif/pozitif özgürlük gibi muğlak xii çözümlemelere götürür Kant felsefesini?Kant sonrası felsefede de Friedrich Wilhelm Joseph Schelling'e (1775-1854)2 kadar bu muğlaklık sürdürülür, o da çözümü ancak özgürlüğü iptal etmekte bulur. Bu nedenle Nancy'e göre özgürlüğün Kant'çı anlamda bir idea olarak değil, insanın sonluluğuyla ve deneyimiyle olan ilişkisi üzerinden düşünülmesi gerekmektedir. Böylece Kant'ta sonsuzlukla ilişkilendirilmesine karşın ahlak yasasına saygı doğrultusunda olanaklı kılınan özgürlük fikrinin yarattığı açmazı, Kant'a Martin Heidegger'in (1889-1976) Kant ve Metafizik Problemi'nde (1929) [Kant und das Problem der Metaphysik] yönelttiği eleştiri üzerinden çözmeye çalışır. Bu doğrultuda Nancy, çözümü kavramsızlaşan bir özgürlükte bulur ve onu, bir ödev olmaktan öte bütün deneyimlerimizde yer edinen bir edime dönüştürür. Nancy, ayrıca bu kitabında daha sonra geliştireceği 'ortaklık' ve 'tekillik' kavramlarının ilk aşamasını ortaya atmaktadır. Bunun için kitabın giriş bölümüne Martin Heidegger'in Varlık ve Zaman'ının (1927) [Sein und Zeit] §9'unda 'özgürlüğün' varoluşun bir diğer adı olduğunu söylemesine vurgu yaparak başlar. Gerekçe olarak, Da-sein [orada-olmak] kavramına değinir ve her oluşun [être] bir ortak-oluş [être-en-commun] olduğunu, özgürlüğün de bunun üzerinden düşünülmesi gerektiğini söyler. Şöyle ki, özgürlük sorunu, siyasal veyahut etik bir sorun olarak değil, ontolojik bir mesele olarak ele alınır ve ortak-oluş çerçevesinde bunun bir ontolojik "cömertlik" [« générosité » ontologique] olduğu belirtilir. Jean-Luc Nancy'nin yeterlilik tezi olarak kaleme aldığı bu eser, her ne kadar ağırlıklı olarak Heidegger düşüncesine vurgu yapsa da onu aşma ve ona mesafe koyma arzusu taşır. Bu aşma ve mesafelenme Georges Bataille (1897-1962), Maurice Blanchot (1907-2003), Jean-François Lyotard (1924-1998) gibi Fransız Fenomenoloji geleneğinden gelen yazarları barındırdığı gibi Hannah Arendt'teki (1906-1975) 2 İnsan Özgürlüğünün Özü Üzerine [Philosophische Untersuchungen über das Wesen der menschlichen Freiheit und die damit zusammenhängenden Gegenstände] kitabında Schelling, özgürlüğü sonsuzluk değil, sonluluk üzerinden ele alır. Heidegger ve Nancy, farklı bir yol izlese de Schelling'teki sonlu özgürlük düşüncesine tutunur. xiii ölümün yaşamdan bağımsız düşünülemeyeceği vurgusunu da içerir. Kıta Felsefesi geleneğinden pek çok filozofa referans veren ve özgürlük üzerinden tematik bir okuma geliştiren bu kitap?Nancy'nin diğer eserleri de bu niteliktedir?, felsefeyi, düşünceyi özgürce deneyimlemenin yollarını da kendi yazım tecrübesinde arar. Öyle ki, takibi güç, Nancy'nin Esersiz Ortaklık (1986) [La communauté désoeuvrée] ve Tekil Çoğul Olmak (1996) [Être Singulier Pluriel] kitaplarının aksine ikincil kaynaklara pek konu olmayan bir kitaptır. Bu nedenle Yüksek Lisans Araştırma Tezi olarak incelediğim bu kitabı ve Nancy'de özgürlük kavramını ele alırken, yakın okuma yöntemini benimsemeyi uygun gördüm. Elbette bu araştırma, Senkop Söylemi (1976) [Le discours de la syncope], Kategorik Buyruk (1983) [L'impératif catégorique] gibi kitaplarından bağımsız düşünülmemelidir, çünkü Nancy'nin felsefe yaparken felsefe geleneğinde yer alan eserlere nasıl atıfta bulunduğu ve onlarla nasıl ilişkilendiği konusunda örnek teşkil etmektedirler. Anahatar Kelimeler: Özgürlük, Sonluluk, Jean-Luc Nancy, Kötülük Sorunu, Heidegger'in SessizliğiIn the Third Antinomy of the Critique of Pure Reason (1781) [Kritik der reinen Vernunft], Immanuel Kant (1724-1804) associates freedom with infinity. According to the definition given in this book, only an infinite being not subject to causality can be defined as free. However, the fact that a finite being, such as a human, is always subject to the laws of nature implies that they are perpetually bound by causality, which hinders their freedom. Freedom devoid of causality cannot be theoretically justified. Another reason for this is Kant's assertion in the Second Analogy of Critique of Pure Reason, where he states that everything in the phenomenal world is subject to causality. Accordingly, freedom can be conceived not in the phenomenal world but only in the noumenal world. In the First Critique, freedom, defined as a cause without a cause, a cause without being the result of another cause, later be characterized as negative freedom in the third section of the Groundwork of the Metaphysics of Morals (1785) [Grundlegung zur Metaphysik der Sitten]. Such conceptualization of freedom cannot be determined by any other cause than itself. While there may be a theoretical foundation for accepting such a cause as uncaused, we have moral reasons to believe in it. This moral foundation in question guides us toward the notion of positive freedom. Here, unlike negative freedom, we are subject to moral laws, and as long as we comply with these, we can experience freedom as a finite being. This is because adhering to the laws we set for ourselves enables us to be morally the cause of our own actions. Thus, Kant renders freedom through positive freedom. Following this line of argument, negative freedom appears meaningful to us only within the framework of positive freedom. Jean-Luc Nancy (1940-2021) finds a problematic Kantian account of freedom as an uncaused cause in his book The Experience of Freedom (1988) [L'expérience de la liberté]. Because, according to this perspective, humans are not only subject to the laws of nature but also to moral cause-and-effect relationships with others, they exist at the ix limit of freedom. By this means, considering freedom as a duty imposed on the subject leads to ambiguous analyses such as negative/positive freedom in Kantian philosophy?In post-Kantian philosophy, the ambiguity persists until Friedrich Wilhelm Joseph Schelling (1775-1854)1, who finds the solution by negating freedom. Therefore, according to Nancy, freedom should be considered not as a Kantian Idea but through its relationship with human finitude and experience. Thus, through the criticism directed at Kant in Martin Heidegger's (1889-1976) Kant and the Problem of Metaphysics (1929) [Kant und das Problem der Metaphysik], Nancy attempts to resolve the confusion created by the concept of freedom, which despite being associated with infinity in Kant, is made possible in the practical world through respect for the moral law. In this direction, Nancy finds the solution in the freedom that becomes conceptually elusive, transforming it into an act that goes beyond being a mere duty and which permeates all our experiences. In this book, Nancy introduces the initial stages of "community" and "singularity" concepts, which he would later develop further. For this, he begins the book's introductory section by emphasizing Martin Heidegger's statement in §9 of Being and Time (1927) [Sein und Zeit], where "freedom" is mentioned as another name for existence. As a justification, he refers to the concept of Da-sein [being-there] and states that every being [être] is a being-in-common [être-en-commun], and freedom should be thought of through this. Namely, the problem of freedom is approached not as a political or ethical issue but as an ontological matter. Within the framework of being- in-common, this situation transforms into an ontological "generosity [générosité ontologique]." 1 Philosophical Investigations into the Essence of Human Freedom [Philosophische Untersuchungen über das Wesen der menschlichen Freiheit und die damit zusammenhängenden Gegenstände], Schelling, approaches freedom not through infinity but rather through finitude. While Heidegger and Nancy pursue different paths, they both adhere to the idea of finitude freedom in Schelling. x Despite primarily emphasizing Heidegger's thought in writing this text as his aggrégation thesis, Jean-Luc Nancy desires to transcend it and maintain a certain distance. This transcendence and distancing include authors from the French Phenomenological tradition, such as Georges Bataille (1897-1962), Maurice Blanchot (1907-2003), and Jean-François Lyotard (1924-1998), and also incorporate the emphasis from Hannah Arendt (1906-1975) that death cannot be thought of independently of life. Referencing many philosophers from the continental philosophy tradition and developing a thematic reading through freedom, this book?like Nancy's other works?seeks ways to experience philosophy and thought freely in this own writing experience. So much so that this book, unlike Nancy's other works like The Inoperative Community (1986) [La communauté désoeuvrée] ve Being Singular Plural (1996) [Être Singulier Pluriel], which is not widely discussed in secondary sources, is challenging to follow. Therefore, in examining this book as my Master's research thesis and addressing the idea of freedom in Nancy, I found it appropriate to adopt a close reading method. Certainly, this research should not be considered independent of works such as The Discourse of Syncope (1976) [Le discours de la syncope], The Categorical Imperative (1983) [L'impératif catégorique], as they serve as examples of while engaging in philosophy, how Nancy refers and relates to the works within the philosophical tradition. Keywords: Freedom, Finitude, Jean-Luc Nancy, Problem of Evil, Heidegger's Silenc

    The impact of conspicuous consumption on green product purchasing behaviour

    No full text
    Lisansüstü Programlar Enstitüsü, Pazarlama İletişimi Bilim DalıBazı tüketiciler, ürün seçimlerini başkalarının kendileri hakkında ne düşüneceğini önemseyerek yaparlar. Markalar tüketiciler için bir kimlik, başarı duygusu ve özdeşleşme yaratmada giderek daha önemli hale gelmektedir. Ancak tüketilen ürünlerin; üretim şekilleri, üretilirken kullanılan malzemeler, son kullanma tarihleri geçtikten sonraki kullanım durumları ve ambalajları gibi çevreye verdikleri zararlar tüketimin artmasıyla beraber giderek önemli bir konu haline gelmiştir. Durumun, insanın ve doğal hayatın sağlığını tehdit etmesiyle Dünya'nın çeşitli bölgelerinde çevresel etkiyi azaltma yönünde çevre yanlısı hareketlenmenin başlamasına sebep olmuştur. Tüketicilerin bilinçli seçimlere yönlendirilmesi, doğal kaynakların korunmasına ve çevrenin daha fazla zarar görmesinin önlenmesine yardımcı olabilir. Dolayısıyla, toplumsal çevrenin yeni tüketim alışkanlıklarına yönlendirilmesi konusu, yeşil satın alma ve sürdürülebilirlik gibi kavramları gündeme getirmiştir. Ancak, yeşil tüketim çelişkili bir kavramdır. Çünkü yeşil, çevresel kaynakların korunması anlamını desteklerken tüketim, zıt bir anlam içerir. Doğal kaynakların korunması, çevrenin daha fazla zarar görmesinin önlenmesi ürünün kendisiyle değil, aynı zamanda pazarlamayla da ilgilidir. Bu çalışmada yeşil ürün satın alma davranışları, gösterişçi tüketim etki faktörüyle incelenmiştir. Ve iki zıt kavramın birbiriyle ilişkisi araştırılıp, konu hakkında Türk tüketicilerle anket çalışması yapılmıştır. Anket verilerinin analizi için SPSS istatistik programı kullanılmıştır. Analiz sonuçları hipotezlerle büyük oranda kabul görmüştür. Tüketim alışkanlıklarının hayati önem taşıdığı günümüzde, bu tez çalışmasıyla literatüre ve akademik çalışmalara katkı sağlamak amaçlanmıştır.Some consumers make their product choices by caring about what others think about them. Brands are becoming increasingly important in creating self identity, a sense of accomplishment and recognition for consumers. However, the damage caused to the environment by the products consumed, such as the production methods, the materials used in production, their usage after expiration and product packaging, have become an increasingly important issue with the increase in consumption. As this situation threatens the overall health of human and natural life, it has led to the start of pro-environmental movements to reduce environmental impacts around the world. Guiding consumers to make informed choices could help to preserve natural resources and prevent further damage to the environment. Therefore, the subject of directing society towards new consumption habits has brought concepts such as green purchasing and sustainability to the agenda. Yet, green consumption is a contradictory concept. Because while green supports the meaning of protecting environmental resources, consumption has an opposite meaning. Protecting natural resources and preventing further damage to the environment is not only about the product itself, but also about its marketing. In this study, green product purchasing behaviors were examined with the conspicuous consumption effect factor. The relationship between two opposing concepts was investigated and a survey was conducted with Turkish consumers on the subject. Survery data was analyzed by SPSS statistical software package. The analysis results were largely accepted with the hypotheses. In today's world where consumption habits are of vital importance, this thesis study aims to contribute to the literature and academic studies

    Türkiye'de queer erkeklerin beden imajı ve anabolik steroid kullanımına ilişkin nitel bir araştırma

    No full text
    Lisansüstü Programlar Enstitüsü, Klinik Psikoloji Ana Bilim Dalı, Klinik Psikoloji Bilim DalıKas yapma süreci içerdiği psikososyal anlamlar bakımından karmaşık bir süreçtir. Bu konuyu araştıran birçok çalışma kaslı bir bedenin erkekler için sağladığı sosyal sermayei incelemiştir. Ancak, bu liteteratür cinsel kimliğin etkisini çoğu zaman keşfetmez. Bu kompleks tabloya queer kimlikler açısından bakmak konuyu derinlemesine bir şekilde ele almayı gerektirir. Bu yüzden, bu çalışma kaslanmak için egzersiz yapan queer erkeklerin deneyimine odaklanır ve Türkiye bağlamında şu sorulara cevap arar: a) Kas yapan queer erkekler bedenlerini nasıl görür? b) Steroid kullanımıa dair tutumları nedir? c) Queer kimlik beden imgesi ve steroid kullanımında nasıl bir rol oynar? Bunun için nitel bir araştırma yöntemi benimsenmiştir. Sekiz queer erkek ile yarı yapılandırılmış bireysel görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Tematik analizin sonuçları üç ana tema ortaya çıkarmıştır. Bu temalar "Sermaye Olarak Kaslı Beden", "İdeal Erkek Bedenine Doğru", "Duygulanım Alanı Olarak Spor Salonu" olmuştur. Bulgulara göre, queer erkekler kaslanmayı sosyal ve cinsel anlamda bir sermaye birikimi olarak görmüştür. Ancak, bu birikimin onlar için bazı bedelleri olmuştur. Bu erkeklerin idealler ve normlarla bir çeşit"pazarlık" yapmaları gerekmiştir ve bu da onların egzersiz rutinleri ya da steroid kullanımına yönelik tutumlarını etkilemiştir. Buna ek olarak bulgular tıpkı kaslanmanın kendisi gibi, kaslanmanın yaşandığı yerin de, yani spor salonlarının da, duygusal açıdan kompleks bir yapıda olduğunu göstermiştir. Kaslı bir bedene sahip olmak cisheteroseksüeller ve queer erkekler için benzer anlamlar ifade etse de hem spor salonu hem kas yapmanın queer kimlikler için özgün bir anlamı da vardır. Bu bulgular ile paralel klinik ve koruyucu-önleyici ruh sağlığı çalışmaları için öneriler paylaşılmıştır.The process of muscularization is not a straightforward process due to its own psychosocial significance. Many studies investigating this topic reveal how the muscular body provides social capital for men. However, this literature often does not explore the effect of sexual identity. The inclusion of queer identity into this complex portrayal necessitates a deeper exploration. Thus, this study aims to understand the experiences of queer men who exercise for muscle growth and to answer the following research questions in Türkiye: a) How do queer men who build muscle view their bodies? b) What are their attitudes toward steroid use? c) What role does being queer play in their body image and attitudes toward steroid use? For this reason, a qualitative research method was employed, and semi-structured individual interviews were conducted with 8 queer men. Thematic analysis revealed three main themes which were "Muscular Body as Capital", "Navigation through the Ideal Masculine Body," and "Gym as a Place of Affectivity". Results indicated that queer men conceptualize muscularity as way of capital accumulation in terms of social and sexual relations. However, this accumulation engendered costs in these men's lives. They needed to negotiate norms and ideals, which in turn affected their health behaviors including exercise regimen and attitudes towards steroids. Moreover, these results also showed that like the muscularization process, the space where it takes place, namely gyms, is also in a complex structure in terms of its emotional significance. Although having a muscular body means similar things to wee heterosexuals and queer men, both the gym and muscularity also have a unique meaning for queer identities. Clinical suggestions and mental health implications parallel to these findings were discussed

    I Close My Eyes, and I Travel: Imaginary Travel in Susan Sontag’s Play Alice in Bed

    No full text
    Susan Sontag’ın 1993’te kaleme aldığı tiyatro oyunu Alice in Bed (Alice Yatakta), tarihi bir figürü, on dokuzuncu yüzyılda yaşayıp aldığı ayrıcalıklı eğitime ve sahip olduğu yaşam standartlarına rağmen kendini gerçekleştirme fırsatı bulamayan, romancı ağabeyi Henry James ve diğer meşhur ağabeyi psikolog ve düşünür William James’in gölgesinde kalan Alice James’i konu alır. Alice James’in ölümünden sonra yayımlanan günlüklerinden faydalanarak bu oyunu yazan Sontag, ömrünün çoğunu hastalıklarla boğuşarak geçiren Alice James’e Londra’daki hasta odasında, artık yatağa bağımlı olduğu zamanlara odaklanarak ses ve hayat verir. İki sahnesi tamamen Alice’in zihninde geçen oyunun altıncı sahnesi, hayalî bir Roma seyahatini konu alır. Edebiyatta başlı başına bir tür olarak değerlendirilebilecek hayalî seyahat anlatılarına ayrıcalıklı bir biçimde dahil olan bu sahne, on dokuzuncu yüzyılda toplumsal açıdan son derece güvencesiz bir konumda olan kadının özerk bir kimlik inşası çabasına işaret eder.Susan Sontag’s 1993 play Alice in Bed focuses on Alice James, a historical figure from the 19th century who, despite having a privileged education and lifestyle, was unable to fulfill her own dreams. She lived in the shadow of her novelist brother Henry James and her other famous brother, psychologist, and thinker William James. Drawing from Alice James’ diaries published posthumously, Sontag breathes life into her, concentrating on the times when she was bedridden in her sickroom in London, having struggled with illness for most of her life. The sixth scene of the play is set entirely in Alice’s mind and depicts an imaginary journey to Rome. This scene can be considered as a distinct genre in literature, is privileged in narratives of imaginary travel, and points to the efforts a socially very precarious woman in the 19th century made to construct an autonomous identity

    İstanbul’da Kayıp Bir Selâtin Camii: Anadoluhisarı Fatih Sultan Mehmed Camii

    No full text
    This study aims to improve our understanding of the Anadoluhisarı Fatih Sultan Mehmed Mosque and its history. Built by Sultan Mehmed II near the seaside north of Anadoluhisarı, the mosque was demolished in the early years of the republic during the construction of the five–kilometer Üsküdar–Beykoz road. Misinformation about the mosque abounds in the literature, mostly owing to a lack of archival research on the subject. This study aims to correct that by examining documents from the Ottoman archives and plans and maps showing the mosque’s location in the archives of the İBB Atatürk Library. These documents reveal much new information about the mosque’s history, including details about its original construction, disasters that damaged the edifice, and later restoration efforts. The final part of the study uses visual data from the plans and maps found in the archives to integrate the building plan into modern maps at the correct scale. This makes it possible to confidently estimate the coordinates of the original building and determine the area covered by each part of the structure.Bu çalışmanın konusunu II. Mehmed tarafından Anadoluhisarı’nın hemen kuzeyinde, denize oldukça yakın bir alanda inşa ettirilen Anadoluhisarı Fatih Sultan Mehmed Camii’nin tarihi süreciyle ilgili tutarsız bilgilerin düzeltilmesi oluşturmaktadır. Erken cumhuriyet dönemine kadar orijinal yerinde bulunan fakat, beş kilometrelik Üsküdar–Beykoz caddesi açılırken yıktırılan cami hakkında literatür araştırması yapıldığında pek çok eksik ve hatalı bilgi ile karşılaşılmıştır. Çalışmada önce bu bilgiler tespit edilmiş ardından bu bilgilerin alındıkları kaynaklar incelenmiş ve bunların tamamının ikincil kaynaklar olduğu anlaşılmıştır. Ayrıca cami hakkında yapılan çalışmalardaki bu eksik/hatalı bilgilerin birincil kaynaklara başvurulmamasından dolayı kabul edildiği ve yaygınlaştığı görülmüştür. Bu nedenle birincil kaynak olarak nitelendirilen arşiv kaynakları incelenmiştir. Böylelikle ikincil kaynaklarda geçen bilgilerin doğruluğu/yanlışlığı kontrol edilmiştir. Osmanlı Arşivleri’nde yapılan araştırmada cami hakkında çok sayıda belge bulunmuştur. Bu belgelerin yanı sıra İstanbul şehri ile ilgili önemli kayıtların bulunduğu İBB Atatürk Kitaplığı Arşivi’nde de caminin asıl yerini gösteren plan ve haritalar tespit edilmiştir. Çalışmada bütün bu belgeler kronolojik bir biçimde incelenerek eksik/hatalı bilgiler düzeltildiği gibi orijinal caminin tarihi süreci, geçirdiği afet ve onarımlar hakkında da yeni bilgiler sunulmuştur. Arşivlerde bulunan plan ve haritaların değerlendirilmesi ise çalışmanın son kısmını oluşturmaktadır. Bu görsel veriler günümüz haritalarına ölçekli şekilde entegre edilmiştir. Böylelikle orijinal yapının koordinatları çok az sapmayla ortaya çıkmıştır. Buna ek olarak yapının planı da bu haritalara entegre edilmiş ve yapıdaki her bir birimin kapladığı alan tespit edilebilmiştir

    Assessment of nutritional status in adolescent swimmers according to the mediterranean diet quality index

    No full text
    Lisansüstü Programlar Enstitüsü, Beslenme ve Diyetetik Ana Bilim Dalı, Beslenme ve Diyetetik Bilim DalıAdölesan dönem, ergenlik belirtilerin ortaya çıkmasıyla başlayan, fizyolojik, psikolojik ve sosyal değişimle karakterize, çocukluktan yetişkinliğe kadar tanımlanan kademeli bir geçiş dönemidir. Optimum gelişme ve büyüme için adölesan dönemde atılan dengeli beslenmenin aşılanması oldukça önemlidir. Çalışmamız, İstanbul ilinde bulunan çeşitli spor kulüpleri ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi spor tesislerinde profesyonel yüzücülerle yürütülmüştür. Akdeniz diyet skorunun belirlenmesi ve antropometrik ölçümler ile beslenme alışkanlıkları arasındaki olası ilişkinin saptanması amacıyla keşitsel tipte gerçekleştirilmiş bir araştırmadır. Çalışma, 10-18 yaş grubundaki gönüllü 77 erkek (%52,4) ve 70 kız (%47,6) olmak üzere toplam 147 yüzücünün katılımıyla gerçekleştirilmiştir. Anket formu araştırmaya katılan yüzücülerle yüz yüze görüşme yöntemiyle toplanmıştır. Anket formunda demografik özellikler, beslenme alışkanlıkları, fiziksel aktivite durumu ve antropometrik ölçümlerden oluşan 34 sorudan oluşmaktadır. Adölesanların ortalama BKİ değeri 18,64±2,36 kg/m2'dir. Adölesan yüzücülerin %73,5'u yaşa göre normal, %15'i zayıf, %9,5'i hafif şişman ve %2,0'ı şişmandır. Kadın yüzücülerin günlük enerji alımı ortalama 1883,9±519,0 kkal/gün, erkeklerin ise 2071,15±604,76 kkal/gün olarak bulunmuştur. Yüzücülerin %39,46'sının düşük, %2,72'sinin yeterli enerji kullanılabilirliğine sahiptir. Kadınların KIDMED puanı 7,33±2,22, erkeklerin ise KIDMED puanı 7,12±1,99 bulunmuştur (p>0,05). Adölesan yüzücülerin %6,8'inin diyet kalitesi çok düşük, %49'unun orta ve %44,2'inin optimal diyet kalitesine sahip olduğu saptanmıştır. KİDMED ölçek puanı düşük olan yüzücülerin B1, B2, B12, folik asit, potasyum, omega-3 alım düzeyi diyet kalitesi optimal olanlara göre düşüktür (p0.05). It was determined that 6.8% of adolescent swimmers had very low diet quality, 49% had medium and 44.2% had optimal diet quality. B1, B2, B12, folic acid, potassium and omega-3 intake levels of swimmers with low KİDMED scale scores are lower than those with optimal diet quality (p<0.05). There is a difference between age, height, body weight and BMI values and KİDMED index. A statistically negative relationship was found (p<0.05). As a result, it is thought that the diet quality of adolescent swimmers is at an average level and it is important to improve the diet quality of athletes for optimal health and performance

    4,803

    full texts

    9,301

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Istanbul Bilgi University Library Open Access
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇