Istanbul Bilgi University

Istanbul Bilgi University Library Open Access
Not a member yet
    9301 research outputs found

    Yıllandırılmış Sirkelerde Kolorimetrik Özellikler ile Fenolik Bileşikler Arasındaki Korelasyon

    No full text
    The aged vinegars studied, which are Sherry vinegars from Jerez, Spain, with varying aging periods, are protected under the Denomination of Origin (DO). The objectives of this study were to (i) examine the impact of aging on the polyphenolic compound content and color properties of Sherry vinegars, and (ii) determine the correlation between phenolic compounds and color properties in these samples. Phenolic compounds were identified and quantified using LC-MS/MS technique, and correlation analysis was conducted between phenolic content and color properties. The results showed a statistically significant decrease in total phenolic content with increased aging. Additionally, all colorimetric properties exhibited significant changes across the samples. A notable shift from yellow to red hues was observed in the vinegars. Significant reductions in caffeic acid and gallic acid content were also found due to aging. This study is the first to analyze the correlation between phenolics and color properties in Sherry vinegars, revealing the influence of phenolic compounds on their color characteristics.Araştırma kapsamında incelenen örnekler, İspanya'nın Jerez bölgesinden farklı yıllandırma sürelerine sahip Menşei Sistemi altında korunan Sherry sirkeleridir. Bu çalışmanın amaçları (i) yıllandırmanın Sherry sirkelerinin polifenolik bileşik içeriği ve renk özellikleri üzerindeki etkisini incelemek ve (ii) bu örneklerdeki fenolik bileşikler ile renk özellikleri arasındaki korelasyonu belirlemektir. Fenolik bileşikler, LC-MS/MS tekniği kullanılarak tanımlandı ve fenolik içerik ile renk özellikleri arasında korelasyon analizi yapılmıştır. Sonuçlar yıllandırmanın artmasıyla birlikte analiz edilen fenolik içeriğin toplamında istatistiksel olarak anlamlı bir azalma olduğunu göstermiştir. Ayrıca numuneler arasında tüm kolorimetrik özelliklerde önemli değişiklikler gözlenmiştir. Sirke örneklerinde sarı tonlardan kırmızı tonlara gözle görülür bir geçiş gözlenmiştir. Yıllanmaya bağlı olarak kafeik asit ve gallik asit içeriğinde de önemli azalmalar bulunmuştur. Bu çalışma, Sherry sirkelerindeki fenolikler ile renk özellikleri arasındaki ilişkiyi analiz etmiş olup ve fenolik bileşiklerin renk özellikleri üzerindeki etkisini ortaya koyan ilk çalışma olmuştur

    Madunlar konuşuyor: Çevre cinsiyet Apartheid İran'da devrim yapıyor

    No full text
    Lisansüstü Programlar Enstitüsü, Kültürel Çalışmalar Ana Bilim Dalı, Kültürel Çalışmalar Bilim DalıBu tez, İran sosyo-politik bağlamında maduniyet olgusunu, özellikle Jina Mahsa Amini'nin 2022'deki ölümünün ardından gerçekleşen protestoları ele almaktadır. Jina'nın İran'ın İslami kıyafet kurallarını ihlal ettiği iddiasıyla polis nezaretinde trajik bir şekilde hayatını kaybetmesi, kadınlar tarafından öncülük edilen önemli bir hareketi tetikledi. Bu çalışma, cinsiyet, etnisite ve sınıf kesişimini araştırarak, özellikle etnik azınlıklardan kadınların sistematik baskı ve cinsiyet ayrımcılığına karşı nasıl direndiklerini vurgulamaktadır. Antonio Gramsci ve Gayatri Spivak'ın teorik yaklaşımlarından yararlanarak, madun seslerin marjinalleştirilmesi ve susturulmasını analiz eder. Bu grupların sosyal hareketlilikten dışlanmalarını ve onların ulus-devlet içindeki 'ötekileştirilmiş' statülerini sürdürmeye devam eden epistemik şiddeti araştırır. Maduniyetin farklı deneyimlerine ve İslam Cumhuriyeti tarafından dayatılan cinsiyet normlarına meydan okuyan kadınların karşılaştıkları benzersiz zorluklara dikkat çeker. Madun grupların İran devletinin hegemonik yapılarıyla mücadele etmede ve bu yapıları potansiyel olarak dönüştürmede oynadıkları hayati rolün altını çizer. Tez, Jina Mahsa Amini'nin ölümünün ardından gerçekleşen protestoların İran tarihinde kritik bir anı işaret ettiğini, derinlemesine yerleşmiş eşitsizlikleri açığa çıkardığını ve daha kapsayıcı ve adil bir sosyo-politik düzen olasılığını önerdiğini savunmaktadır.This thesis examines subalternity within the Iranian socio-political context, with a focus on the protests following the death of Jina Mahsa Amini in 2022. Jina's tragic death in police custody, due to an alleged violation of Iran's Islamic dress code, sparked a significant women-led movement. This study explores the intersection of gender, ethnicity, and class, highlighting how subaltern groups, particularly women from ethnic minorities, resist systemic oppression and gender apartheid. Drawing on theoretical insights from Antonio Gramsci and Gayatri Spivak, the research analyzes the marginalization and silencing of subaltern voices. It investigates the exclusion of these groups from upward social mobility and the epistemic violence that perpetuates their 'othered' status within the nation-state. It emphasizes the diverse experiences of subalternity, and the unique challenges faced by women defying the gender norms enforced by the Islamic Republic. It underscores the pivotal role of the subaltern groups play in challenging and potentially transforming the hegemonic structures of the Iranian state. The thesis posits that the protests following Jina Mahsa Amini's death mark a crucial moment in Iranian history, exposing deep-seated inequalities and suggesting the possibility of a more inclusive and equitable socio-political order

    In the light of the presumption of innocence: Examination of article 5/3 of the Attorneyship Law

    No full text
    Lisansüstü Programlar Enstitüsü, Hukuk Ana Bilim DalıAvukatlık modern hukukta ilke ve esasları kanunla düzenlenen bir serbest meslektir. Türkiye'de avukatlık mesleğinin icrasına dair düzenlemeler güncel olarak 1136 sayılı Avukatlık Kanunu çerçevesinde şekillenmektedir. İlgili kanunun avukatlık mesleğine kabulü düzenleyen beşinci maddesinin üçüncü fıkrası ile idareye, hakkında bazı suçlardan kamu davası açılmış adayların mesleğe kabulünü davanın sonuna kadar bekletme yetkisi tanınmıştır. Bu madde temelini 1938 tarihli 3499 sayılı Avukatlık Kanunu'ndan alsa da uygulanmaya başlanması 2016 Olağanüstü Hal (OHAL) ile vuku bulmuştur. Türkiye'de insan haklarına dair büyük bir gerilemenin yaşandığı OHAL dönemi, avukatlık mesleğini ve savunma hakkını da olumsuz etkilemiş, bunun bir örneği olarak da avukat adayları mesleğe kabulde keyfi engellemelerle karşı karşıya kalmıştır. Avukat adayı hakkında henüz kkesinleşmiş bir hüküm olmaksızın, kamu davasının varlığı sebebiyle mesleğe kabulünün engellenmesi başta masumiyet karinesi olmak üzere birçok hak alanının güvencelerini zayıflatmaktadır. Anayasa Mahkemesi konuya dair incelediği bireysel başvurularda, masumiyet karinesini kesin hüküm olmaksızın kişilerin suçlu ilan edilmesine karşı koruma sağlamakla sınırlı bir ilke olarak ele almıştır. Oysaki masumiyet karinesi, ulusal ve uluslararası hukukta suç isnadı karşısındaki kişilere çok daha geniş koruma alanı öngören, olağanüstü halde bile devletin yükümlülüklerini askıya alamadığı çekirdek haklar arasında sayılan kadim bir hukuk ilkesidir. Günümüzde, diğer insan hakları ilkeleri gibi, kapsamı kişi özgürlükleri ve güvenlikleri lehine genişlemeye devam etmektedir. Çalışma bu bakış açısıyla, hakkında ceza davası bulunduğu gerekçesiyle mesleğe kabulü süresiz bir şekilde bekletilen avukat adaylarının, idare veya yargı makamları tarafından masumiyet karinesinin ihlal edildiğini ortaya koymayı amaçlamaktadır.Attorneyship is a self-employed profession, of which principles and procedures are regulated by legislation in modern law. Currently, in Turkey, regulations on the practice of the attorneyship profession are shaped within the framework of the Attorneyship Law No. 1136. The third paragraph of Article 5 of the relevant law, which regulates admission to the profession of attorney, authorises the administration to postpone the acceptance of candidates who are subjected in a prosecution until the end of the case. Although this article is based on the Attorneyship Law of 1938, its application started only after the State of Emergency (SoE) in 2016. The SoE period, which saw a major setback for human rights in Turkey, also negatively affected the profession of attorney and the right to defence, and as an example of this, prospective attorneys faced arbitrary barriers to acceptance to the profession. The prevention of acceptance to the profession due to the presence of a prosecution without a final judgement against the candidate attorney weakens the guarantees of many areas of human rights, particularly the presumption of innocence. In the individual applications it has examined, The Constitutional Court has considered the presumption of innocence as a principle that protects individuals only against being declared guilty without a final judgement. However, the presumption of innocence is an ancient principle of law that envisages a much wider area of protection for persons subjected to criminal accusations and is considered among the core rights that the state cannot derogate from its obligations even in a SoE. Today the scope of this principle continues to expand in favour of personal freedoms and security. From this perspective, this study aims to demonstrate that the presumption of innocence is violated by the administrative or judicial authorities in the case of prospective lawyers whose acceptance to the profession is indefinitely delayed on the grounds that they are subject to a prosecution

    Ticari Havayolu Pilotlarının Psikososyal Risk Faktörleri: İş Tatminini Etkileyen Mekanizmaların Değerlendirilmesi

    No full text
    Airlines have expanded their flight schedules and networks, making air travel more accessible but requiring pilots to navigate dense, fluctuating schedules and complex duties. The biological and psychosocial risks facing pilots, including fatigue, disrupted circadian rhythms, and stress, directly impact flight safety and have gained attention. Yet, exploring these psychosocial risks from an Industrial/Organizational Psychology perspective remains a relatively new approach. The current study seeks to advance the field by examining the mechanisms underpinning job satisfaction among commercial airline pilots, specifically focusing on the impact of psychosocial risk factors inherent in their profession. To achieve this goal, the study tested the relationship between psychological capital, mindfulness, work-life balance, and job satisfaction. This exploratory research aimed to elucidate the mechanisms of job satisfaction among pilots employed by commercial airlines in Turkey, with data collected from 94 commercial airline pilots. Results revealed a positive relationship between psychological capital, mindfulness, work-life balance, and job satisfaction. Additionally, the findings indicated that work-life balance mediates both mindfulness-job satisfaction and psychological capital-job satisfaction relationships. According to the study findings, work-life balance has a significant role in mediating the personal strengths and pilots’ satisfaction level with their jobs. The direct and indirect impacts of mindfulness, psychological capital, and work-life balance on job satisfaction suggest that enhanced work-life balance and strengthened personal resources positively influence job satisfaction, within the context of psychosocial risk factors faced by commercial airline pilots.Hava ulaşımının yolcular için daha erişilebilir hale getirmek için havayolları uçuş frekanslarını ve ağlarını çoğaltmışlardır. Bu koşullar, ticari havayolu pilotlarının karmaşık ve zorlu uçuş görevlerini yönetirken, yoğun ve değişken uçuş programlarına ayak uydurmalarını gerektirmektedir. Ticari havayolu pilotlarının, havacılık endüstrisinin doğasından kaynaklanan yorgunluk, bozulmuş sirkadiyen ritim, artan stres gibi biyolojik ve psikososyal riskleri, uçuş emniyeti ile doğrudan ilişkisi nedeniyle dikkat çekmektedir. Ancak ticari havayolu pilotlarının psikososyal risk faktörlerinin Endüstriyel/Örgüt Psikolojisi kapsamında araştırılması halen oldukça yeni bir yaklaşımdır. Mevcut çalışma, ticari havayolu pilotlarının iş tatmininin altında yatan mekanizmaları değerlendirerek ve ticari havayolu pilotluğu mesleğinde psikososyal risk faktörleri etrafındaki modelleri bağlamsallaştırarak gelişen alana katkıda bulunmayı amaçlamıştır. Bu amaca ulaşmak için psikolojik sermaye, bilinçli farkındalık, iş-yaşam dengesi ve iş tatmini arasındaki ilişki test edilmiştir. Bu çalışma, Türkiye merkezli ticari havayollarında çalışan pilotların iş tatmini mekanizmalarının altını çizmek için keşfedici bir araştırma olarak tasarlanmıştır. Veriler 94 ticari havayolu pilotunun katılımı ile elde edilmiştir. Sonuçlar, psikolojik sermaye, bilinçli farkındalık, iş yaşam dengesi ve iş tatmini arasında pozitif bir ilişki olduğunu ortaya koymuştur. Ayrıca bulgular, iş-yaşam dengesinin hem bilinçli farkındalık-iş tatmini hem de psikolojik sermaye-iş tatmini ilişkilerine aracılık ettiğini göstermiştir. Araştırma bulguları bilinçli farkındalık, psikolojik sermaye ve iş-yaşam dengesinin iş tatmini üzerindeki doğrudan ve dolaylı etkilerini; artan iş-yaşam dengesi ve güçlü kişisel kaynakların, ticari havayolu pilotlarının psikososyal risk faktörü olarak değerlendirilen iş tatminini olumlu yönde etkileyebileceğini göstermektedir

    Vı·lnı·us'takı· çağdaş Polonyalı azınlık tı·yatroları: Lı·tvanya'da yaşayan Polonyalıların etnı·k kı·mlı·ğı·nı·n korunmasında bir araç

    No full text
    Lisansüstü Programlar Enstitüsü, Kültür Yönetimi Ana Bilim DalıAşağıdaki araştırma, Vilnius'taki Polonyalı toplum temsilcilerinin karmaşık etnik kimlik tanımlama sürecinde Polonyalı azınlık tiyatrolarının rolünü incelemektedir. Özellikle Litvanyalı Polonyalılar söz konusu olduğunda 20. yüzyılda önemli ölçüde gelişmeye başlayan genel etnik kimlik paradigmasının gelişimini tartışmaktadır. Araştırmacı, ilksel ve araçsal kuramcılar tarafından yapılan varsayımların temel kalıplarına odaklanmaktadır. Teorik arka plan, Litvanyalı Polonyalıların etnik kimliğinin oluşumunu etkileyen bir çerçevenin şekillenmesine ve özelliklerin geliştirilmesine yardımcı olmaktadır. Ek olarak, toplanan materyaller, bir bireyin etnik kimlik yaratma süreci üzerindeki kurumsal etki hakkındaki hipoteze atıfta bulunmaktadır. Tiyatrolar ışığında, araştırmacı önde gelen iki kurumu incelemektedir: Polski Teatr w Wilnie [Vilnius'taki Polonya Tiyatrosu] ve Polski Teatr STUDIO w Wilnie [Vilnius'taki Polonya Tiyatro Stüdyosu]. Araştırmacı, teorik verileri zenginleştirmeye yardımcı olabilecek tiyatro temsilcileri ve yerel Polonyalılar hakkında gerçekçi bir algı elde etmek için tiyatro topluluğunun üyeleriyle yarı yapılandırılmış kişisel görüşmeler ve yerel Polonyalılar için anonim bir anket gerçekleştirmiştir. Çalışmanın son bölümünde araştırmacı, Vilnius faaliyet alanlarındaki Polonyalı azınlık tiyatrolarının etnik kimliğin sürdürülmesinde araçsal bir yaklaşım olarak hizmet ettiğini öne sürerek toplanan bilgileri analiz etmektedir.The following research examines the role of Polish minority theaters in a complex ethnic identification process of Polish community representatives in Vilnius. This thesis discusses the development of the general ethnic identity paradigm, which began to evolve significantly in the 20th century, particularly in the case of Lithuanian Poles. The researcher focuses on the primary patterns of assumptions made by primordial and instrumental theorists. The theoretical background helps shape a framework and develop features that influence the creation of the Lithuanian Poles' ethnic identity. Additionally, collected material refers to the hypothesis about the institutional influence on an individual's ethnic identity creation process. In the light of theaters, the researcher examines two leading institutions: Polski Teatr w Wilnie [Polish Theater in Vilnius] and Polski Teatr STUDIO w Wilnie [Polish Theater STUDIO in Vilnius]. To gain a realistic perception of theater representatives and local Poles, which may help enrich theoretical data, the researcher conducted semi-structured personal interviews with theater ensemble members and an anonymous questionnaire for the local Poles. In the last part of the study, the researcher analyzes gathered information, suggesting that Polish minority theaters in Vilnius activity fields serve as an instrumental approach to maintaining ethnic identity

    The Role Of Leadership Practices In Organizational Emotion Management: A Qualitative Research In The Aviation Industry

    No full text
    Liderlik, bir gruptaki insanları etkileme ve insanları belirli bir hedefe yönlendirme gücü olarak tanımlanmaktadır. Organizasyonlar için liderlik; Rekabet ortamındaki değişimlere ayak uydurmak, avantaj sağlamak ve sürdürülebilirliğe katkıda bulunmak için mentorluk rolü üstlenmek anlamına gelir. Özellikle çalışanlara rehberlik eden liderler, çalışanları çalışma hayatlarında destekleyerek, sorumluluk ve özgüven inşasını destekleyerek örgütsel duyguları bir orkestra şefi gibi yönetebilme becerisiyle özdeşleştirilmektedir. Bu bakımdan sektör ve kurum ne olursa olsun bir liderin farklılıkları yönetebilme becerisine sahip olması bekleniyor. Bazı sektörler yoğun uzmanlık gerektirdiğinden dikey kontrole ihtiyaç duyarken, bazıları daha esnektir. Ancak burada anahtar olarak hayata geçirmeyi seçtiğimiz havacılık sektörünün her iki özelliğe de ihtiyacı var. Ancak sektör ne olursa olsun, her koşula uygun liderlik özelliklerinden bahsetmek mümkün değildir çünkü farklı değişkenlik, farklı liderlik özelliklerini gerektirir. Özellikle liderliğin pratikte bu çeşitliliğe ihtiyaç duyması belli düzeyde bir esneklik kapasitesi gerektirmektedir. Bunun amacı örgütsel düzeydeki ilişki ağını doğru yönlendirmektir. Buradan hareketle bu araştırma, lider-takipçi ilişkisine odaklanmakta ve takipçileri aracılığıyla liderlerin duygu yönetimindeki rolünü belirlemeyi amaçlamaktadır. Bu genişleme, operasyonel iş süreçleri ve dinamikleri diğer hizmet sektörlerine göre nispeten farklı olan havacılık sektöründe gerçekleşti. Araştırmada nitel analiz yöntemlerinden içerik analizi kullanılmıştır. Odak grup görüşmesi gerçekleştirilen araştırmanın örneklemini havacılık sektöründe çalışan 22 profesyonel oluşturmaktadır. Araştırmada yapılan görüşmeler maxqda 22 programı ile analiz edilerek kavramsal kodlamalar yapılmış ve ilişki yoğunluğu açısından bulgular belirlenerek sonuçlar sunulmuştur.Leadership is the power to influence people in a group and direct people to a specific goal. Leadership for organizations; It means taking on a mentoring role to keep up with changes in the competitive environment, gain advantage, and contribute to sustainability. In particular, leaders who guide employees are identified with the ability to manage organizational emotions like an orchestra conductor by supporting employees in their working lives and supporting the building of responsibility and self-confidence. In this regard, regardless of the sector and institution, a leader is expected to have the ability to navigate differences. While some sectors require vertical control because they require intense expertise, others are more flexible. However, the aviation sector, which we chose to implement as the key here, needs both features. However, regardless of the sector, it is not possible to talk about leadership characteristics that are suitable for all conditions, as different variability requires different leadership characteristics. The fact that leadership needs this diversity in practice requires a certain level of flexibility and capacity. This aims to correctly direct the network of relationships at the organizational level. Based on this, this research focuses on the leader-follower relationship and aims to determine the role of leaders in emotional management through their followers. This expansion took place in the aviation sector, whose operational business processes and dynamics are relatively different compared to other service sectors. Content analysis, a qualitative analysis method, was used in the research. The sample of the research, for which a focus group interview was held, consists of 22 professionals working in the aviation industry. The interviews conducted in the research were analyzed with the maxqda 22 program, conceptual coding was made and the findings were determined in terms of relationship intensity and the results were presented

    Examining of the relationship between health workers' zenophobic attitudes towards displaced migrants and cultural intelligence

    No full text
    Lisansüstü Programlar Enstitüsü, Travma ve Afet Çalışmaları Uygulamalı Ruh Sağlığı Ana Bilim DalıBu çalışmada sağlık çalışanlarının yerinden edilmiş göçmenlere yönelik zenofobik tutumları ile kültürel zeka arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Kesitsel tipte yürütülen bu araştırmanın optimum örnek büyüklüğü 384 olup, çevrimiçi yöntemle 436 sağlık çalışanı katılmıştır. Araştırmanın veri toplama araçları Sosyodemografik Bilgi Formu, Zenofobi Ölçeği ve Kültürel Zeka Ölçeği'dir. Araştırmaya katılan kişilerin %60,1'i kadın, yaş ortalaması 29,7±7,32'dir. Katılımcıların %39'u halen evli olduğunu, %48,6'sı yüksek lisans mezunu olduğunu, %33'ü hemşire veya ebe olduğunu bildirmiştir. Tekli analizlerde zenofobik tutumla ilişkili bulunan bağımsız değişkenlere çoklu regresyon analizi uygulandığında, ana dil dışında başka dilin bilinmesi, göçmen arkadaşın olması, göçmenlerin sağlık hizmeti ihtiyacına yönelik eğitim alınması ve motivasyon puanının yüksek olması zenofobik tutumu azaltırken, göçmenlerden hastalık bulaşacağını düşünme, elde edilen gelirin ihtiyacı karşılamaması ve üstbiliş puanın yüksekliği zenofobik tutumu tek başına artırmaktadır (p0,05). Bulgulara dayalı olarak, göçmenlere yönelik sağlık hizmetlerine ve bu alanda yapılacak araştırmalarına katkı sağlayacağı düşünülmektedir.This study aimed to examine the relationship between xenophobic attitudes of healthcare professionals towards displaced immigrants and cultural intelligence. The optimum sample size of this cross-sectional study was 384, and 436 healthcare professionals participated via online method. The data collection tools of the research are Socio-demographic Questionnaire, Xenophobia Scale and Cultural Intelligence Scale. 60.1% of the people participating in the research are women, the average age is 29.7±7.32. 39% of the participants reported that they were currently married, 48.6% had a master's degree, and 33% reported that they were nurses or midwives. When multiple regression analysis is applied to the independent variables found to be associated with xenophobic attitudes in single analyses, knowing another language other than the mother tongue, having immigrant friends, receiving training for immigrants' healthcare needs and having a high motivation score reduce xenophobic attitudes, while thinking that immigrants will contract diseases and the income earned does not meet the need. and higher metacognition scores alone increase xenophobic attitudes (p0,05). Based on the findings, it is thought that it will contribute to health services for immigrants and research in this field

    The relationships between nutritional knowledge level, nutritional status and physical activity level with metabolic syndrome risk in adult individuals

    No full text
    Lisansüstü Programlar Enstitüsü, Beslenme ve Diyetetik Ana Bilim DalıBu araştırmada, yetişkin bireylerin beslenme bilgi düzeyleri, beslenme ve fiziksel aktivite durumları ile metabolik sendrom riski ilişkisi incelenmiştir. Araştırma, Ekim-Kasım 2023 tarihlerinde İstanbul ilinde yaşayan ve yaş ortalamaları 33,01±9,88 yıl olan 389 yetişkin bireyin katılımıyla yürütülmüştür. Araştırma verilerinin toplanması için bireylerin sosyodemografik özellikleri, sağlık bilgileri, beslenme alışkanlıkları, antropometrik ölçümleri ve 24 saatlik geriye dönük besin tüketim kayıtları sorgulanmış ve anket formuna kaydedilmiştir. Bireylerin beslenme bilgilerini ölçmek için Yetişkinler İçin Beslenme Bilgi Düzeyi (YETBİD) Ölçeği, metabolik sendrom risk düzeylerini ölçmek için Metabolik Sendrom Araştırma Formu (MSAF) ve fiziksel aktivite düzeylerini ölçmek için Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (IPAQ) kullanılmıştır. Bireylerin, %60,7'sinin temel beslenme bilgisinin ve %54,5'inin metabolik sendrom riskinin orta düzeyde olduğu, %76,6'sının minimal aktif düzeyde olduğu belirlenmiştir. Kadın bireylerin yaşları ile MSAF toplam puanları arasında pozitif korelasyon saptanmış (p<0,05) ve MSAF toplam puanları erkek bireylere göre anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur (p<0,05). Bireylerin beden kütle indeksi (BKİ) ortalama 25,37±4,66 kg/m2'dir ve BKİ düzeyi arttıkça beslenme bilgisinin ve fiziksel aktivite düzeylerinin azaldığı, metabolik sendrom riskinin arttığı saptanmıştır (p<0,05). Erkek katılımcıların enerji (kkal) ve karbonhidrat (g) değerleri ile (p<0,01), kadın katılımcıların ise karbonhidrat (%) değerleri ile metabolik sendrom risk düzeyleri arasında istatistiksel olarak pozitif korelasyon bulunmuştur (p<0,05). Katılımcıların temel beslenme bilgisi, besin tercihi bilgisi ve fiziksel aktivite düzeyleri arttıkça MSAF toplam puanlarının düştüğü görülmüştür (p<0,01). Sonuç olarak metabolik sendrom riskinin yaş, cinsiyet, antropometrik ölçümler, beslenme bilgisi, fiziksel aktivite ve beslenme durumları ile ilişkili olduğu görülmüştür.This study investigated the relationship between the nutritional knowledge levels, dietary and physical activity status, and the risk of metabolic syndrome of adult individuals. The research was conducted with the participation of 389 adult individuals living in Istanbul province in October-November 2023, with an average age of 33.01 ± 9.88 years. Socio-demographic characteristics, health information, dietary habits, anthropometric measurements, and 24-hour retrospective dietary intake records of the individuals were queried and recorded in a questionnaire form to collect research data. The Nutrition Knowledge Level Scale for Adults (YETBİD), the Metabolic Syndrome Investigation Form (MSAF) to measure metabolic syndrome risk levels, and the International Physical Activity Questionnaire (IPAQ) to measure physical activity levels were used. It was determined that 60.7% of the individuals had moderate basic nutrition knowledge, 54.5% had a moderate level of metabolic syndrome risk, and 76.6% were minimally active. A positive correlation was found between the ages of female individuals and the total MSAF scores (p<0.05), and the total MSAF scores were significantly higher in female individuals compared to male individuals (p<0.05). The mean body mass index (BMI) of the individuals was 25.37 ± 4.66 kg/m2, and it was observed that as BMI levels increased, nutritional knowledge and physical activity levels decreased, and metabolic syndrome risk increased (p<0.05). There was a statistically significant positive correlation between the energy (kcal) and carbohydrate (g) values of male participants (p<0.01), and the carbohydrate (%) values of female participants with metabolic syndrome risk levels (p<0.05). It was observed that as the basic nutritional knowledge, food preference knowledge, and physical activity levels of the participants increased, the total MSAF scores decreased (p<0.01). In conclusion, it was found that metabolic syndrome risk is associated with age, gender, anthropometric measurements, nutritional knowledge, physical activity, and dietary status

    Eleştirel düşünce bağlamında Judith Butler'ın kırılganlık kavramı

    No full text
    Lisansüstü Programlar Enstitüsü, Kültürel Çalışmalar Bilim DalıBu tezin amacı Judith Butler'ın kırılganlık kavramını eleştirel bir perspektif ile ele almaktır. Kırılganlık tüm insanların ortak noktası iken bazı gruplar kırılganlık dağılımından daha fazla etkilenmektedir. Kırılganlığın eşit bir şekilde dağılıtılmamış olması güvencesizlikten kaynaklanmaktadır. Bunun sebebi Michel Foucault'ya göre yönetimsellik, Luis Althusser'e göre ''çağırma'', Emmanuel Levinas'a göre ''yüz'' kavramıdır. Yönetimsellik nüfusları idare eden bir yönetim şeklidir. Yönetimsellik hem bedenleri hem de nüfusları gözetim altında tutarak onlara kendi isteği doğrultusunda yön vermektedir. Foucault bedenlerin discipline edilmesine ''biyo-iktidar'', nüfusların idare edilmesine ise ''biyopolitika'' ismini vermektedir. Althusser ''çağırma'' kavramına hitabın öznenin oluşumu üzerine olan etkisini göstermektedir. Bu kavram birinin bireye ''Hey sen ordaki'' diyerek onu isimlendirmesi anlamına gelir. Kimi hayatların toplum tarafından atfedilen sıfatlar sebebiyle daha fazla kırılgan hale getirilmelerinin sebeplerinden biri isimlendirilmeleridir. Levinas öznenin temsil edilebilir ya da edilemez olduğunu ''yüz'' kavramını kullanarak tarif eder. ''Yüz'' toplumda görünür olabilmeyi sağlayan bir araçtır. Kırılgan hayatların ne yaşarken ne de öldüklerinde varlıklarının kabul görmemesinin sebebi temsil edilemez bir 'yüz'e sahip olmalarıdır. Kant'ın ''Kendi aklını kullanma cesaretini göster'' cümlesi kırılganlığın oluşumuna dair bir eleştiridir. Kant'ın bu uyarısı kimi hayatları daha fazla kırılganlaştıran bir sisteme karşı yöneltilebilecek bir cümledir. Ben ise kendi aklını kullanabilme cesareti gösterebilmenin kırılganlığı dönüştüreceğini öne sürmekteyim. Kant bu cesaretin yoksunluğunu olgunlaşmamışlık olarak tanımlarken, kırılgan hayatlar özelinde bu durumun ''mecburi'' bir olgunlaşamam durumu olarak yorumlamaktayım. Foucault'nun sorunsallaştırma ile uyguladığı eleştiri pratiğinin bu olgunlaşmamışlıktan kurtulmak ya da kırılganlığın dönüşümü için bir araç olduğunu savunmaktayım.The aim of this thesis is to address Judith Butler's concept of vulnerability from a critical perspective. While vulnerability is common to all people, some groups are more affected by the distribution of vulnerability. The unequal distribution of vulnerability stems from precarity. The reason why vulnerability is not evenly distributed is precariousness. Michel Foucault says that the reason for this is ''governmentality''. While Luis Althusser defines it as ''interpellation'', Emmanuel Levinas considers it as the concept of ''face''. Governmentality is a form of government that manages populations. It keeps bodies and populations under surveillance and directs them according to its own will. Foucault calls the disciplining of bodies ''bio-power'' and the management of populations ''biopolitics''. Althusser shows the effect of addressing the concept of ''interpellation'' on the formation of the subject. This concept means that someone names an individual by saying ''Hey you, there''. One of the reasons why some lives become more vulnerable due to the adjectives attributed by society is that they are named. Levinas describes whether the subject can be represented using the concept of ''face''. It is a tool to be visible in society. The reason why vulnerable lives are not acknowledged either when they live or when they die is that they have an unrepresentable ''face''. Kant's sentence, ''Have courage to use your own reason'', criticizes the formation of vulnerability. For me, This warning from Kant is a sentence that can be directed against a system that makes some lives more vulnerable. Having the courage to use one's reason will transform vulnerability. While Kant defines this lack of courage as immaturity, I interpret this situation as a ''forced'' immaturity in vulnerable lives. Foucault's practice of critique through problematization is a tool for eliminating this immaturity or transforming vulnerability

    Professional footballer contracts, termination and consequences

    No full text
    Lisansüstü Programlar Enstitüsü, Hukuk Ana Bilim DalıFutbol kulüpleri, amaçlarına ulaşmak için profesyonel futbolcular ile bir futbol takımı kurarak müsabakalarda mücadele etmektedir. Profesyonel futbolcu sözleşmesi olarak adlandırılan sözleşmeler ise profesyonel futbolcu ile profesyonel futbol kulübü arasındaki hakları ve yükümlülükleri düzenlemektedir. Bu araştırmamızda profesyonel futbolcu sözleşmelerinin unsurları, özellik arz eden durumları, kendiliğinden veya tarafların iradesi ile oluşacak sona erme halleri ve her ihtimal değerlendirilerek sona ermenin sonuçları araştırılarak analiz edilmiş, sorunlar ve eksikler tespit edilmiş ve önerilerde bulunulmuştur. Profesyonel futbolcular ile profesyonel futbol kulüpleri arasında akdedilen profesyonel futbolcu sözleşmelerinin niteliğinin genel hizmet sözleşmesi olduğunun tespiti yapılmış, bu bağlamda değerlendirmeler ve araştırmalar gerçekleştirilmiş. Profesyonel futbolcunun ilk defa profesyonel olması, eski sözleşmesinin tamamlanmasından sonra yeni bir takımla veya bonservis bedelinin ödenmesi karşılığında farklı bir futbol kulübü ile sözleşme imzalaması veya ilk defa profesyonel olma durumlarında imzalandığının tespiti yapılmıştır. Futbolcunun işçi ve her zaman gerçek kişi, futbol kulübünün ise her zaman tüzel kişi ve işveren olduğu iki taraflı sözleşmeler olduğu, futbolcunun asıl borcunun iş görme, futbol kulübünün ise ücret ödeme borcu olduğu sözleşmeler olması tespitinden sonra araştırmalar bu yönde ilerlemiştir. Türk futbolunu ulusal düzeyde yürüten ve düzenleyen tek kuruluş Türkiye Futbol Federasyonu'dur. Statü, talimat ve kararlar çıkartmaya yetkilidir. Araştırmamızda faydalanılan Profesyonel Futbolcuların Statüsü ve Transferleri Talimatı ise profesyonel futbolcu sözleşmelerine ilişkin düzenlemeler içerir. Araştırmamız genel anlamda iç hukuk sınırları içerisinde değerlendirilmiştir. Bu hususta düzenlenen normlar, kararlar ve doktrin kapsamında araştırmalar yürütülmüştür. Araştırmaların nihayetinde sözleşmenin taraflarının ortak iradesi haricinde sözleşmelerin süresinin tamamlanması ile sonlanması mümkün olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bunun haricinde bir tarafın fesih hakkını kullanması söz konusu olduğu, fesih durumunda haklı feshe neden olan ya da haksız fesih yapan tarafın zararı giderme yükümlülüğü olduğu sonucuna varılmıştır. Talimatlar ışığında ise bazı yükümlülüklere ilişkin olarak da sportif cezaların uygulanma halleri araştırılmıştır.Football clubs aim to achieve their goals by forming a football team with professional players and competing in matches. The contracts known as professional football player contracts regulate the rights and obligations between the professional football player and the professional football club. In this research, the elements of professional football player contracts, their special situations, the termination situations that may occur spontaneously or by the will of the parties and the consequences of the termination by evaluating every possibility have been investigated and analysed, problems and deficiencies have been identified and suggestions have been made. Nature of the professional football player contracts concluded between professional football players and professional football clubs is determined to be a general service contract, and evaluations and researches have been carried out in this context. It has been determined that these contracts are signed in cases where the professional footballer becomes a professional for the first time, signs a contract with a new team after the completion of his old contract, or signs a contract with a different football club in return for the payment of a fee called the fee called the fee. Following the determination that these are bilateral contracts in which the footballer is an employee and always a real person and the football club is always a legal person and always an employer, and that the main obligation of the footballer is to perform work and the football club is obliged to pay wages, researches have progressed in this direction. The only organization that conducts and regulates Turkish football at a national level is the Turkish Football Federation. It has the authority to issue statutes, regulations, and decisions. The Instruction on the Status and Transfers of Professional Footballers, which was utilized in our research, contains regulations on professional footballer contracts. Our research has been evaluated within the limits of domestic law in general terms. Research has been conducted within the scope of the norms, decisions and doctrine regulated in this regard. At the end of the researches, it has been concluded that it is possible to terminate the contracts with the completion of the term, except for the common will of the parties to the contract. Apart from this, it has been concluded that one party may exercise the right of termination, and in case of termination, the party that causes justified termination or wrongful termination is obliged to compensate the damage. In the light of the instructions, the application of sportive penalties in relation to some obligations has been investigated

    4,803

    full texts

    9,301

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Istanbul Bilgi University Library Open Access
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇